AraÅŸtırma Dünyasından

Güncelleme Tarihi:

Araştırma Dünyasından
OluÅŸturulma Tarihi: Haziran 17, 2004 00:00

Siyah çikolata damarları olumlu etkiliyorKaliforniya Ãœniversitesi bilim adamları siyah çikolata tüketiminin damarların iÅŸlevini iyileÅŸtirdiÄŸini kanıtladılar. Mary Engler baÅŸkanlığında çalışan ekip, çikolatanın içinde damarları geniÅŸletici etkisi bulunan epikatekin (Epicatechin) maddesini saptadı. Damarlardaki daralma kalp enfarktüsü ve inme riskini yükselttiÄŸi gibi kan dolaşımını da olumsuz etkiler. Journal of the American of Nutrition dergisinde yayımlanan araÅŸtırmada bitkilerden elde edilen ve antioksidan özellikli kimyasal bileÅŸikler grubundan olan flavonoidler incelenmiÅŸ. Daha önceki araÅŸtırmalar bunların kalp dolaşım sistemi üzerinde olumlu etki bıraktıklarını göstermiÅŸti. AraÅŸtırma sırasında on bir kiÅŸi iki hafta süreyle her gün 46 gr yoÄŸun flavonoid içerikli siyah çikolata yerken diÄŸer bir gruba daha düşük flavonoidli siyah çikolata verilmiÅŸ Ä°ki haftalık sürenin sonunda üst kol atardamarının esnekliÄŸi ultrasonla kontrol edildiÄŸinde ortaya ÅŸu sonuçlar çıkmış: YoÄŸun flavonoid içerikli çikolata yiyenlerde damar esnekliÄŸi onda bir oranında artarken ikinci grupta aynı oranda esneklik kaybı yaÅŸanmış. Ayrıca yoÄŸun flavonoidli çikolata içindeki epikatekin maddesinin de daha yüksek olduÄŸu görülmüş. Engler, yüksek epikatekin deÄŸerinin atardamardaki kan akışını arttıran maddelerin etkinleÅŸtirdiÄŸini düşünüyor. Soyalı besinler rahim kanserini önlüyorÅžanghay Kanser Enstitüsü bilim adamları, soya açısından zengin olan besinlerin rahim kanseri riskini düşürdüğünü kanıtladılar. 1700 kalıtımcıyla gerçekleÅŸtirilen araÅŸtırma, kanser riskinin tüketilen soya miktarıyla orantılı olarak azaldığını gösterdi. Daha önceleri de soya içerikli besinlerin meme kanserini düşürdüğü ortaya çıkmış, ayrıca östrojenin kalp hastalıkları ve kanser üzerinde olumlu etkiler yaptığı tahmin edilmiÅŸti. Soya, bedendeki östrojenin etkisini yaratan isoflavonlar içermekte. AraÅŸtırmayla ilgili sonuçlar British Medical Journal dergisinde yayımlandı. Son araÅŸtırmaya Åžanghay’dan yaÅŸları 39-69 arasında deÄŸiÅŸen ve 1997 ve 2001 yıllarında rahim kanseri tanısı konan 832 kadın katılmış. Kontrol grubu da aynı sayıda saÄŸlıklı kadınlardan oluÅŸmaktaydı. AraÅŸtırmacılar beÅŸ yıl süreyle kadınların soya tüketimini karşılaÅŸtırınca kanserli kadınların daha az soya tükettikleri ortaya çıkmış. Bu kanser türü soya ürünlerinin tüketildiÄŸi Asya ülkelerinde (Batı ülkelerine kıyasla ) daha az görülmekte. AraÅŸtırmayı yöneten Xiao Ou’ya göre bazı sonuçların yeniden kontrol edilmesi gerekmiÅŸ. Ve BBC’den yapılan bir açıklamaya göre de yeni sonuçlardan biri de aşırı kilolu kadınların genelde soyalı besinler tükettiklerine dayanıyor. Laboratuvarda sperma üretildiSingapurlu bilim adamları laboratuvarda ilk kez sperma üretildiler. Yapay sperma üretiminin kısırlığa çare olabileceÄŸi sanılıyor. Singapur Ulusal Ãœniversitesi’ndeki bir temsilci tarafından geçtiÄŸimiz Cumartesi 29.5.04) yapılan açıklamaya göre araÅŸtırmacılar sperması memelilerdekine benzer bir ÅŸekilde oluÅŸan minik Medaka balığıyla (Oryzias latipes) araÅŸtırmışlar. Profesör Hong Yunhan yönetimindeki ekip, sperma üretiminden sorumlu kök hücrelerini yalıtarak yapay olarak çoÄŸaltmaya baÅŸarmış. Strait Times gazetesine konuÅŸan Albert Boniot Enstitüsü bilim kadını Sophie Pison-Rousseaux, geliÅŸmenin önemli bir adım olduÄŸunu söyledi. Ä°laç fabrikası gibi inekAmerikalı ve Japon bilim adamlarının genetik yardımıyla yetiÅŸtirmek istedikleri BSE hastalığına (deli dana hastalığı) karşı dirençli inek ilaç üretiminde yararlanılacak. Aynı zamanda ilaç da üreten Japon Kirin bira fabrikasından yapılan bir açıklamaya göre bir ineÄŸe aktarılan embriyo önümüzdeki yılın başında dünyaya gelecek. AraÅŸtırmaya Amerikan Biyoteknoloji firması Hemetech de katıldı. Ä°nekler BSE içermeyen et üretmeleri için deÄŸil kanlarından ve sütlerinden akciÄŸer iltihabı, Hepatit C ve romatizmaya karşı ilaç geliÅŸtirmek için yetiÅŸtirilmek isteniyor. Ä°laçların 2013 yılına dek Amerikan pazarında satılabileceÄŸi bildirildi. Ä°lk yüz nakli gerçekleÅŸiyorÄ°lk yüz nakli yarışı yakında sona erebilir. Amerika’daki cerrahlar, etik ve tıbbi açıdan tartışmalı olan giriÅŸimin izni için baÅŸvurdular. Doktorların isteÄŸi kabul edilecek olursa ilk kez bir hastaya ölüden alınan bir yüz aktarılacak. Doktorları yüz nakli yapmaya teÅŸvik eden insanların yüzlerine önemli hasarlar veren kazalardı. Ludhiana Hastanesi’nden Abraham Thomas bir hastaya bütün bir yüz aktaran ilk doktor olmuÅŸtu. 1994 yılında gerçekleÅŸtirilen bu ameliyattan sonra dünya genelinde bunun gibi iki ameliyat daha yapıldı. New Scientist dergisindeki habere göre bilim adamları bu olaylardan sonra bu tür ameliyatların sadece hastanın sadece kendi derisinden deÄŸil bağışçılardan alınan yüz derisiyle gerçekleÅŸtirilebileceÄŸine kanaat getirdiler. Kanser, ağır yanıklar ya da köpek ısırması gibi yüzlerinde önemli hasarlar meydana gelen hastalar, kulak, burun ve göz kapakları dahil olmak üzere ölüden alınan yüzle yeni bir çehreye kavuÅŸabilirlerdi. Yabancı yüz derisiyle ameliyat fikri ilk kez 2002 yılında Ä°ngiliz estetik cerrahı Peter Butler tarafından ortaya atıldıktan sonra bilim adamları geçtiÄŸimiz yılın sonunda nihayet tüm tıbbi engelleri aÅŸtıklarını açıkladılar. Özellikle de yabancı dokunun reddedilme riski ilaçlarla önlenebiliyordu. Fakat tartışma bununla bitmedi. Kraliyet SaÄŸlık Koleji doku reddi sorunun kesinlikle tamamen çözülmediÄŸini bildirdi. Ayrıca giriÅŸimin etik yönü ve insanların ameliyattan sonra ne gibi psikolojik sorunlarla karşılaÅŸacakları da hala tartışılmakta. Ä°ngiltere’de tartışmalar bu ÅŸekilde sürerken, Amerika’daki Louisville Ãœniversitesi estetik cerrahlarından John Barker ÅŸu sıralar yüz nakli izni için baÅŸvurdu. New Scientist dergisindeki yazıda yüz derisi naklinden sonra meydana gelecek pürüzlerin giderileceÄŸini ve titizlikle dikileceÄŸinden söz edilmekte. Uzmanlar doku reddini bildik ilaçlarla önleyebilmeyi umarak uygun bir hasta ve bağışçı bularak iÅŸe koyulmak istiyorlar. Barker’in ekibi Ocak 1999 tarihinde dünya genelinde ikinci el naklini yaptığında bile tüm yüz naklinin son aÅŸamaları üzerinde çalışıyorlardı. Yeni yüze sahip olacak hastanın ölüye benzeme gibi bir ihtimali bulunmuyor diyor Baker. Çünkü farklı kafatası yapısı, yanak ve dudaklardaki yaÄŸ dokusunun eksikliÄŸi nedeniyle yüz nakli yapılan kiÅŸinin bağışçıya benzemesi mümkün deÄŸil. Ä°klim deÄŸiÅŸiklikleri Ay’a göre hesaplanıyorAmerikalı bilim adamları, Dünyanın üzerindeki bulutlardan Ay’a yansıyan ışına bakarak ortalama bulut oranını hesaplıyorlar. New Jersey Enstitüsü astronomlarının Science dergisindeki yazılarına göre geçtiÄŸimiz yirmi yıl içinde azalan bu ışın üç yıl içinde yine eski oranına kavuÅŸmuÅŸ. Steven Koonin baÅŸkanlığında araÅŸtıran bilim adamları uzun yıllardan bu yana dünyadan ne kadar güneÅŸ ışını yansıtıldığını ve ne kadarının Ay’a ulaÅŸtığını araÅŸtırıyorlardı. Gökyüzünde ne kadar çok bulut olursa dünyadan uzaya o denli ışın yansır. Yeryüzünün güneÅŸ ışığını yansıtma yüzdesi (Albedo) bu nedenle bulut oranı dolayısıyla da iklim deÄŸiÅŸimleri hakkında bilgi vermekte. Koonin 14 yıl önce Ay’ın üzerine düşen ışığı gözlemleyerek Dünyanın Albedo’sunu hesaplamaya izin veren basit bir yöntem bulmuÅŸtu. Yeni Ay’dan yani GüneÅŸin Ay’ı sadece ince bir hilal ÅŸeklinde aydınlatmasından sonra Dünyadan yansıyan ışık çıplak gözle bile görülmekte. Ay bu durumda donuk bir ışıkla parlar ve bu da Ay atmosferinin eksikliÄŸinden dolayı çok kolay deÄŸerlendirilmekte. Önceleri ara sıra yapılan gözlemler 1997 yılından beri sistematik olarak sürdürülmekte. Gözlemlerin deÄŸerlendirilmesi sırasında 1985 ila 1995 yılları arasında dünyadan yansıyan güneÅŸ ışığının azaldığı saptanmıştı. Ve iki yol sonra da azalma daha hızlı bir ÅŸekilde devam etmiÅŸ ve 2001 yılına kadar sabit kalmıştı. Astronomlar azalan yansımayı kısmen Dünyadaki iklim deÄŸiÅŸimine baÄŸlıyor. Ancak geçen üç yıl içinde bulut oranı ve yoÄŸunlukları hızla artınca, Dünyadan yansıyan ışık da yeniden eski parlaklığına kavuÅŸtu. Pilotlara yeni uyarı sistemiFraunhofer Enstitüsü bilim adamları, tehlikeli hava türbülansları konusunda uyaran bir sistem geliÅŸtirdiler. Yeni sistemin yardımıyla ayrıca inmekte ve havalanmakta olan uçaklar arasındaki mesafeler de ayarlanarak kalkış ve iniÅŸ frekansları yükseltilebilecek. Fraunhofer Uygulamalı Optik ve Hassas Mekanik Enstitüsü araÅŸtırmacılarının açıklamalarına göre sistemin tekniÄŸi lazer ve yeni geliÅŸtirilmiÅŸ çok hafif bir ayar aynasına dayanıyor. Thomas Peschel dört ülkenin sekiz araÅŸtırma ekibiyle birlikte iki uçak arasındaki mesafeyi saptayan optik bir sensor geliÅŸtirdi. Aletin bir prototipi ÅŸu sıralar Cessna üzerinde denenmekte. Daha sonra yolcu uçaklarında kullanılacak olan tarayıcının hava türbülansları hakkında bilgi vermesi bekleniyor. Peschel, ölçüm ilkesinin gayet basit olduÄŸunu söylüyor. Bir lazer, uçağın önündeki hava mesafesine bir tepi gönderiyor. Aerosol veya toz parçacıklarında dağılan ışık bir detektörle kaydedilmekte. Alet, böylece Doppler etkisine baÄŸlı olarak parçacıkların lazer ışını üzerinde mi yoksa ondan uzaklaÅŸarak mı hareket ettiklerini saptadıktan sonra bir yazılım programı da elde edilen bilgilerden havada tehlikeli türbülansların bulunup bulunmadığını hesaplıyor. Bu ölçüm aparatı için bir saniye içinde ileri geri hareket edebilen hassas bir aynaya ihtiyaç duyulmakta. Ayar aynasının bu zorlanmaya dayanabilmesi için gayet hafif olarak tasarlanmış. Aynanın alüminyum plakası içindeki delikler, istenilen optik kalitenin elde edilmesine ve aynanın hafifliÄŸi de hızlı hareket ve çabuk fren imkanı sunuyor. Michelangelo galiba otistiktiBilim adamları ressam ve heykeltıraÅŸ Michelangelo’nun, otizmin biraz daha hafif bir biçimi olan Asperger sendromunu yaÅŸadığını öne sürdüler. Journal of Medical Biography dergisindeki yazıya göre Michelangelo, yalnız bir adamdı. Bilim adamları ünlü ‘Davut’ heykelinin yaratıcısını ‘samimiyetten yoksun ve insanlardan kaçan olarak garip biri’ olarak tanımladılar. Tıpkı mimar John Nash gibi Asperger sendromu yaÅŸayan ve sadece kendi sorunlarıyla ilgilenmekle yetinen Michelangelo’nun çok az dostu vardı. AraÅŸtırmacılar Asperger hastalarının sanat, müzik ve matematik alanlarında özel yetilere sahip olduklarından söz ediyorlar. Muhammed Arshad ve Michael Fitzgerald, zayıf iletiÅŸim yetisinin, sınırlı ilgi alanları ve olaÄŸandışı yaÅŸam biçiminin bir sanatçıda Asperger belirtileri olabileceÄŸini tahmin ediyorlar. Tek tuÅŸla biçim deÄŸiÅŸtiriyorPiezoelektrik seramikler, elektrik akımıyla isteÄŸe göre geniÅŸletilip, gerilebiliyor. Amerikalı bilim adamları ÅŸimdi aynı etkiyi plastik üzerinde gerçekleÅŸtirdi. Advanced Functional dergisindeki yazıya göre zar inceliÄŸindeki polimer liflerinin %3 oranında uzatılması sırasında düşük gerilimler bile yeterli olmuÅŸ. Bu tür esnek ve kırılmaz malzemelerin, gelecekte hareketli implantlardan ensülin pompasına kadar çeÅŸitli alanlarda kullanılabileceÄŸi sanılmakta. ‘Bildik polimerlerdeki 10’un altındaki dielektrik sabite deÄŸeri anorganik bileÅŸiklere kıyasla göreceli olarak küçüktür’ diye açıklıyorlar bu tür piezoelektrik plastiklerdeki baÅŸlıca sorunu Pennsylvania Devlet Ãœniversitesi’nden Cheng Huang ve Qiming Zhang. Çünkü gerilim alanındaki bir malzemenin elektromekanik reaksiyonu, olası elastik enerji yoÄŸunluÄŸundan dolayı doÄŸrudan doÄŸruya dielektrik sabitenin büyüklüğüne baÄŸlı. Polianilinden (PANÄ°) oluÅŸan iletken polimer partikülü karışımıyla, araÅŸtırmacılar 7000’i aÅŸan olaÄŸanüstü deÄŸerlere ulaÅŸtılar. Metre başına 16 megavoltluk gerilim alanında %2,65 oranında bir esneme saptayan bilim adamları on milimetre uzunluÄŸunda bir modülün 26,5 mikrometre kadar geniÅŸleyebileceÄŸini söylüyorlar. Bu alan olmadan ise tekrar özgün boyutuna büzüşmekte. Polimer karışımı aynı zamanda yalıtım plastiÄŸinin elastik özelliklerine de sahip. Taşıyıcı plastiÄŸin içindeki %12’lik PANÄ° hacmi, bilim adamlarının ölçümleriyle 470 mega paskallık esneklik saÄŸlamakta. AraÅŸtırmacılar ultrason sayesinde homojen bir karışım elde ediyor. Bir cam plaka üzerine sürülen polimer birleÅŸimi kuruyarak yaklaşık 50 mikrometre kalınlığında tabakalar oluÅŸturmakta. Bilim adamları altın elektrotlarla deÄŸiÅŸken gerilim alanları üretebilmiÅŸler. Verilen gerilimle orantılı olarak gerçekleÅŸen uzunlamasına esneme duyarlı bir sensorla ölçülebilmiÅŸ. Pürüzlü piezoelektrik seramiklerde güçlü mekanik zorlamaya baÄŸlı olarak meydana gelen kırılmalar bu maddede söz konusu deÄŸil. Prezervatifte kanserojen madde Almanya’da incelenen 32 prezervatiften 29’unda N-Nitrosamin maddesi saptandı. Kanserojen olarak sınıflandırılan maddeler mukozayla temas sırasında prezervatiften kolayca ayrılmakta. Alman Kimyasal ve Veteriner Analiz Dairesi’nden yapılan açıklamaya göre kanser uyarıcı olarak sınıflandırılan maddelerin, lastiÄŸe esneklik veren maddeler olabileceÄŸi sanılmakta. Gerçi N-Nitrosamin oranı saÄŸlığı tehdit edecek oranda deÄŸil ama bedenin kanserojen maddelerle teması hem gereksiz hem de önlenebilir diye konuÅŸtu laboratuar müdürü Werner Altkofer ZDF kanalında. Ãœstelik günde birkaç tane prezervatif kullanıldığında bedene daha fazla kanserojen bulaÅŸabilir. Daha önceki incelemeler bedene geçecek Nitrosamin’in 1000:1 oranda bulunduÄŸunu göstermiÅŸti. Fakat son araÅŸtırmalar sırasında çikolata tadındaki bir prezervatifte bir kiloda 660 nanogram N-Nitrosamin saptanmış ki bu mesela bebek emziklerinde izin verilen miktardan 60 kat yüksek. Altkofer’in düşüncesine göre en riskli maddeler lastiÄŸe gerekli esnekliÄŸi verenler olabilir. Ancak N-Nitrosaminler, üreticinin uygun bir reçeteye göre çalışması halinde önlenebilir diyen uzman, prezervatif üretiminde saÄŸlığa uygun standartların getirilmesini önerdi. Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!