• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Sinirinizi bozan uçuklar ile nasıl başa çıkılır?

    Biraz heyecanlanınca, üzülünce, sevinince, uykusuz kalınca, yorgunsanız, kırıklığınız varsa, yolculuk yaptıysanız, hava soğuksa, sıcaksa, rüzgar varsa ve sayamadıklarım nedeniyle… Uçukların nedeni, zayıf zamanlarımızı kollayan, “Herpes Simplex” virüsüdür.

    "Herpes Simplex" virüsü

    Herpes simplex virüsünün en yaygın türü (%90) genellikle dudakta uçuk çıkmasına neden olur. Nadiren yüzümüzün başka yerlerinde veya vücudumuzda oluşabilir. Yüz cildinde çıkan uçuklar lekelenmeye neden olabilir. Dudaklarda ise zamanla dudak kontürü bozulur. Uçuk çıkaran bir bünyeniz varsa ve günün birinde gözleriniz ağrımaya, ışıktan rahatsız olmaya başlarsa hemen doktora gidin. Çünkü uçuklar göze bulaşabilir ve görme yeteneğine zarar verebilir. Bazen diş etlerinde ve damaklarda da uçuk çıkabilir. Aynı virüsün farklı bir türü genital organlara yerleşir ve oldukça sıkıntılı uçuklara neden olur. Cinsel ilişki ile bulaşır. Tedavi eşlerin ikisine birden uygulanır ve prezervatifle korunmak gerekir.

    Sürekli uçuk çıkıyorsa başka sebeplere bakmak gerekir

    Uçuk sık sık tekrar ediyorsa, vücut direncinin düşmüş olduğu anlaşılır. Doktorlar bu durumda vitamin takviyesi önerebilir. Herpes simplex virüsünün, yani uçuk sorununun, henüz kesin bir tedavisi bulunamamıştır. Aşı araştırmaları yapılmakta, lazer ve ozon terapileri denenmektedir. Bazı tedavi şekilleri de fayda sağlamaktadır.

    Antiviral kremler

    Uçuk çıktıktan sonra daha çabuk iyileşmeyi sağlar ve yayılmayı önler.

    Ozon tedavisi

    Genel vücut direncini arttırdığı için bazı hastaların uçukları tamamen iyileşebiliyor.

    'Lysine' amino asiti

    Uçuğun bilinen en etkili tedavisi 'Lysine' adı verilen bir amino asittir. Önerilen doz, uçuk iyileşinceye kadar günde 3 defa 1000 mg’dır. Daha sonra da koruyucu olarak günde 500 mg almaya devam edilir. Lysine’i hem hap şeklinde alabilirsiniz hem de kremini sürebilirsiniz. Uzun süreli olarak kullanırsanız uçukların yeniden çıkmasını önler. Ama tabii önce doktorunuza danışın. Başka ilaç etkileşimleri söz olabilir.

    Melisa kremi

    Bu kremi uçuğun ilk belirtilerini fark edince hemen sürebilirsiniz. Günde 2-4 kere. Aynı şekilde melisa çayından da yararlanabilirsiniz. Yoğun bir melisa çayı hazırlamak için; 2-3 tatlı kaşığı melisayı kaynamış suda 15 dakika bekletin. Sonra soğumaya bırakın. Bu çayı günde üç kere bir kulak temizleme pamuğu ile uçuğun üzerine sürebilirsiniz.

    C vitamini ve flavonoidler

    Virüslerle mücadele eden bağışıklık sistemi hücrelerini kuvvetlendirirler. Uçuk çıktığında günde 1000 mg C vitamini / 500 mg flavonoid alabilirsiniz. Şekersiz C vitaminini suda eritip bir pamukla haricen de uygulayabilirsiniz.

    A vitaminini

    Hem ağızdan alabilir hem de krem olarak sürebilirsiniz. Ancak hamile kadınların günde 5000 IU’dan fazla A vitamini alması sakıncalıdır.

    Günde birkaç kere, uçuğunuzun üzerine buz koyup birkaç dakika tutarsanız uçuğunuzun azaldığını ve daha çabuk kuruduğunu göreceksiniz. Uçuk mevsimleri kişinin bünyesi zayıf değilse genelde çok sıcak aylarda ve mevsim geçişi soğuk ayların başlangıcında sıkça karşılaşılır. En büyük sebebi ise vücut direncinizin düşük olması. Bu durumda yapılması gereken vücudunuzu dinlemek ve önceden önlem alıp gerekeni yapmak.

    Yazının devamı...

    “Altın Oran” diye bir şey var mı?

    Güzellik nedir?

    Yüzyıllardır bazı bilim insanları buna cevap aramak için uğraştılar. Döneminin en bilgili ve ilerici aydınlarından Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosu üzerinde bilim insanları yaptıkları çalışmada “Altın Oran”a ulaştıklarını iddia ediyorlar. Göze hoş gelen orantılı yüzün sırrı ile bugün estetik dünyası tabir yerindeyse birlikte çalışıyorlar. Biz de bu yazıda Leonardo da Vinci ve “Altın Oran”dan bahsedeceğiz.

    Güzellik ölçülebilir mi?

    Güzellik ölçülemeyen bir kavram olmasına karşın, güzellikle bağlantılı olan uyum, formüllerle açıklanabilir. Yapılan araştırmalar yüz oranları dengeli olmadığında dikkatin orantısızlığın olduğu alana yoğunlaştığını göstermektedir. Örneğin sıralı ve düzgün olmayan dişler, fazla aralıklar, dudakların yüzünüze göre büyük ya da küçük olması, kulaklarınızın olduğundan küçük olması vb. Aslında güzellik konsepti uyum ve uyumsuzlukla ilgili bir durumdur. Zaten oran dediğimiz andan itibaren matematiksel hesaplamaların içerisine girmiş oluruz.

    Leonardo da Vinci’nin “Altın Oran”ı

    “Altın Oran” kavramı matematiksel bir kavramı açıklamasına rağmen aslında denge yasalarına ilişkin bir durumdur. Buna kısaca göz nizamının oranı diyebiliriz. Yüzyıllar boyunca sanatla uğraşanlar bunu açıklayamasalar da aslında bunun bir orana sahip olduğunu biliyorlardır. Örneğin Mona Lisa tablosunun boyunun enine oranı altın oranı verir. Mona Lisa'nın başının etrafına bir dikdörtgen çizdiğinizde ortaya çıkan dört kenar bir altın dikdörtgendir. Bu dikdörtgeni, göz hizasında çizeceğiniz bir çizgiyle ikiye ayırdığımızda yine bir altın oran elde edersiniz. Resmin boyutları da altın oran oluşturmaktadır. Rakamsal olarak karşılığına bakarsak, bilim insanları 1,618 olarak “Altın Oran”ı ifade ederler.

    Bilimin elinde güzellik...

    Pisagor, altın oranla ilgili şu düşüncelerini dile getirmiş: "Bir insanın tüm vücudu ile göbeğine kadar olan yüksekliğinin oranı, bir pentagramın uzun ve kısa kenarlarının oranı, bir dikdörtgenin uzun ve kısa kenarlarının oranı, hepsi aynıdır. Bunun sebebi nedir? Çünkü tüm parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın küçük parçaya oranına eşittir." Yine İtalyan matematikçi, Fibonacci bu oranı sayılarda saklı bulur. Fibonacci sayıları olarak da isimlendirilen bu sistemin mantığı her birinin kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır.

    Bu işlemler sonucunda görülen şu ki “Altın Oran” 1,618’dir. Özellikle sanatçılar, bilim insanları, tasarımcılar hatta bugünün estetisyenleri işte bu sihirli rakamı baz alırlar.

    İnsan organlarında oran

    İnsan vücudunda altın orana verilebilecek ilk örnek göbek ile ayak arasındaki mesafe 1 birim olarak kabul edildiğinde, insan boyunun 1,618'e denk gelmesidir. Diğer organlarımıza bakarsak:

    Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu,

    Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arası.

    Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,

    Doğa kendi düzenini kendi içerisinde oluştururken bu altın oranlara sadık kalır. Ama kimi zaman genetik bozukluklar kimi dışsal faktörler bu düzeni bozabiliyor. Zaten estetiğin ortaya çıkışı bu süreçle başlamıştır. Hangi kadın daha güzel olmak istemez. Buradaki ayrım “daha” kelimesinde yatmaktadır. Çünkü bu istemenin sonu yoktur. Önceleri gereksinim olarak ortaya çıkan bu durum zamanla zorunluluk haline dönüşmeye başlayınca sağlık sorunları artmaya başlar. Özellikle güzelliğin “Altın Oran”ı kuralında doğuştan gelen özellikler her zaman bizler açısından daha ağır basmaktadır. Ama ruhsal olarak kişinin kendini iyi hissetmesi adına estetik ile yardımcı olmak aynı zamanda görevimizdir.

    Yazının devamı...

    Sigara bırakma günü yarın değil bugündür

    İlaç tedavisi devam ederken de uygulayabileceğiniz bazı öneriler ile işleri daha kolay hale getirebilirsiniz.

    - Her gün en az 30 dakika yürüyün.

    - Kendinize sigara içmeyen ya da bırakmaya çalışan bir arkadaş bulun. Bu arkadaşınızla her gün irtibata geçerek yaptığınız yürüyüşleri ve diğer olumlu hareketlerinizi paylaşın.

    - Çevrenizde sigara içilmeyen bir alan oluşturun. Vaktinizin çoğunu sigara içen kişilerle geçirirseniz alışkanlıktan kurtulmakta zorlanırsınız. Çevrenizdekileri de sigarayı bırakmaya davet edin, bu önerinizle ilgilenmezlerse kibarca yanınızda ya da evinizde sigara içmemelerini talep edin.

    - Bir taahhütte bulunun hatta eşinizin, çocuğunuz ya da yakın arkadaşlarınızın da imzalayacağı bir sözleşme hazırlayın. Başkalarının önünde sigarayı bırakacağınız ve kimsenin sizi bu kararınızdan vazgeçiremeyeceği sözünü vermeniz motivasyonunuzu artıracaktır.

    - El veya ağız alışkanlıklarını özleyebilirsiniz. Şekersiz sakız ya da kereviz sapını ağız alışkanlığınız için kullanabilirsiniz. Parmaklarınızı meşgul etmek için bileğiniz etrafına lastik bir bant takın ve onunla oynayın.

    - Dikkatinizi başka şeylere verin. Canınız çok sigara çektiğinde, sigara içemediğinizi düşünmeyin. Hemen yerinizden kalkın ve kafanızı dağıtacak başka bir konuya yönelin. Sizi sigaradan uzak tutacak herhangi bir şeyle ilgilenmeye çalışın.

    Sigarayı bırakmaya karar verdiğinizde vücudunuzda neler değişmeye başlayacak?

    20 dakika sonra: Tansiyon ve nabız normal düzeye iner.

    8 saat sonra: Kandaki oksijen düzeyi normal seyreder.

    24 saat sonra: Kalp enfarktüsü tehlikesi azalmaya başlar.

    48 saat sonra: Sinir uçları kendini yenilemeye başlar.

    2 haftadan 3 aya kadar: Dolaşım dengesi düzelir, akciğer fonksiyonu yüzde 30 oranında iyileşir.

    1 aydan 9 aya kadar: Öksürük krizleri ve yorgunluk azalır. Akciğer bir nebze olsun temizlenir.

    1 yıl sonra: Koroner kalp hastalığı riski yüzde 30 azalır.

    5 yıl sonra: Akciğer kanseri ve kalp enfarktüsü riski yüzde 30 azalır, nefes ve yemek borusu ile mesane kanseri riski yüzde 50 azalır.

    10 yıl sonra: Akciğer kanseri riski yüzde 50-100 oranında azalır.

    15 yıl sonra: Koroner kalp hastalığı riski hemen hemen sigara içmeyenler kadar olur. 

    Sigaranın vücudunuza bunları yapıyor!

    Sigarayı bıraktıktan sonra tam anlamıyla sağlıklı bir insan olabilmek için 15 yıla ihtiyacınız var. İnsan ömrü tahmin ettiğimiz kadar uzun değil 80 yaşına kadar yaşadığınızı düşünürsek yaşamınızın %20’sini sigaranın açtığı zararı tamir için uğraşacaksınız. Cildinizin mat, lekeli ve renksiz olması hem sizi mutsuz edecek hem de sosyal yaşamda sizi memnun etmeyecektir. Sigaranın açtığı zararları sınıflamaya çalışsak, cilde, iç organlara, psikolojinize gibi birçok etmene ayrılır. Aynı şekilde tedavisi için de çeşitli uygulamalara başvurmak gerekiyor. Bugün iyi bir karar vermek hayatınıza anlam katmak istiyorsanız, sigarayı bırakarak başlayabilirsiniz.

    Yazının devamı...

    Bakım programı size özel olmalıdır

    Esasında bunların her birisinin olanakları, kullanım amaçları farklıdır. Her yöntem herkese uygun değildir. Çoğu zaman bu işlemler birbirini tamamlamak üzere kullanılır.

    Yüzü, boynu ve cildi gençleştirmek için en yaygın olarak kullanılan kozmetik yöntemleri şöyle sıralayabiliriz:

    - Estetik ameliyatlar,
    - Botoks,
    - Dolgu maddeleri,
    - Mezoterapi,
    - Kimyasal peelingler,
    - Mikrodermabrazyon,
    - Işık tedavileri,
    - Karbossi terapi.

    Estetik cerrahi

    Eskiden, yüz germe ameliyatlarında, sadece sarkan derilerin fazlası kesilir ve toplanırdı. Oysa günümüzün estetik cerrahları, deri altındaki kaslarda ve yağ dokusunda işçilik yapıyorlar. Böylelikle hem çok daha uzun ömürlü, hem de çok daha doğal görünen sonuçlar elde edilebiliyor. Birçok durumda ameliyattan sonra dolgu takviyesi yapılıyor. Ameliyattan sonra kalabilen bazı ince kırışıklıklar; lazer, botoks ve dolgularla azaltılıyor.

    Botoks

    Botoks esas olarak, mimiklerin yol açtığı ve “kırılma hattı” olarak tarif edilen, kırışıklıklara karşı etkilidir. Botoks uygulaması var olan kırışıklıkları giderir, yeni kırışıklıkların oluşmasını engeller. En etkili olduğu çizgiler; alındaki kırışıklıklar, kaş çatma çizgileri, göz çevresindeki “kaz ayakları” ve göz kapağının kaldırılmasıdır.

    Lazer

    Lazer ışınları kozmetikte çok çeşitli amaçlarla kullanılır. “Lazer Resurfacing” derin bir peeling işlemidir. Sarkma ve çizgileri azaltmakla kalmaz, cilt altındaki kolajen dokuyu da canlandırır. Göz altındaki morlukları gidermek için en etkili yöntem lazerdir. Beyaz ciltlerde çok başarılıdır ancak esmer ciltlerde biraz sorun yaratabilir.

    Dolgular

    Bu tekniğin yeri de çok özeldir. Dolgu uygulamasıyla; dudakları kalınlaştırmak, burun kenarlarından dudağa doğru uzanan (nasolabial) çizgileri gerginleştirmek, kaşların arasındaki çukurları yok etmek, dudak üzerindeki dikey çizgileri azaltmak, yanaklardaki, elmacık kemiklerindeki veya çenedeki çöküntüleri gidermek gayet kolaydır.

    Karbossi terapi

    Cilt altına karbondioksit gazı enjekte edilmesidir. Karbondioksit bir yandan yağ hücrelerini yok eder, diğer yandan kan dolaşımını canlandırır. Uygulama yapılan bölgeye bol miktarda oksijen ulaşmasını sağlar. Karbossi terapi, çatlakların tedavisi ve yüz-boyun cildinin gerilmesinde de son derece etkilidir. Buna rağmen en fazla bölgesel zayıflama ve selülit tedavisi için kullanılıyor.

    Mezolifting

    Bu tedavide cilt altına genellikle; antioksidan vitaminler, selenyum, ginko biluba, enginar özü (articol), Asetil-L Carnitin, meyve asitleri (glikolik asit), dolgularda kullanılan ve harika bir nem tutucu olan hyaluronik asit gibi çeşitli maddeler ve somon balığı DNA'sı verilir. Alın, göz çevresi, yanaklar, dudak kenarı, dudak üzeri, boyun ve ellere uygulanır. Boyun bölgesine uygulandığında gıdı yağları azalır ve sarkmalar düzelir.

    Peeling

    Kimyasal, mekanik (dermabrazyon) veya lazerle yapılan tüm peelingler, cilt yüzeyinin kontrollü bir şekilde soyulması ve uyarılmasıdır. Böylece cildin ölü tabakası atılır, uyarılan alt derideki kan dolaşımı, hücre üretimi ve kollajen doku canlanır. Peeling; kırışıklar, akneler, iz ve leke tedavilerinin tümünde etkilidir.

    Işık tedavileri

    FOTO (IPL) veya Intense Pulse Light olarak tanınan bu ışık tedavisi, peeling çeşitlerinden ve lazerden farklı olarak, cildi hiç soymadan yeniler ve gençleştirir. Yüz-boyun ve ellerde uygulanır. Foto rejuvenation seansları, kolajen dokusunu düzenleyip arttırır, kırışıklıkları gözle görünür ölçüde azaltır. Öte yandan leke ve izleri hafifletir, ince kılcal damarları (telenjiektazi) iyileştirir.

    Ustaca hazırlanmış bir cilt geliştirme programında, çoğu zaman bunları kaynaştırmak, bir arada kullanmak gerekir. Bazı insanların ışık alerjisi vardır, kimileri mezoterapi ilaçlarını kaldıramaz. Botoksun veya dolgunun etkili olduğu çizgiler aynı değildir. Öte yandan peeling çeşitlerinin her biri, mezolifting veya foto rejuvenation değişik yararlar sağlarlar. Birçok estetik ameliyat dolgu teknikleriyle tamamlanır. Operasyon sonrasında cildi korumak için yine neştersiz yöntemlerle bakım yapılır. Bütün bunlar, deneyimli bir doktorun gözetiminde ve özenle hazırlanacak, size özel bir programla başarıya ulaşır.

    Yazının devamı...

    Kalsiyum almak için süt tüketmekten başka çaremiz yok mu?

    İnek sütü içinde neler bulunur?

    İnek sütü, esas olarak üç nedenle bolca övülmektedir.

    Doymuş yağ sağlıklı mıdır?

    Son yıllarda hayvansal doymuş yağların başımıza ne işler açtığını hep birlikte görüyoruz. Doğal inek sütünde yağ oranı ortalama olarak yüzde 55’dir. Light sütlerde bu oran aşağı yukarı %’35’e düşer. Peynirler, yoğurtlar da çok yağlıdır. Tereyağ ise zaten yüzde 100 saf yağdır. Bu nedenle light sütleri ve light yoğurtları ürettik. Ama gördüğünüz gibi, sütün içindeki doymuş yağların ne kadarını azaltabildiğimiz kuşkulu!

    Proteinin fazlası yarar mı, zarar mı?

    Fazla protein kalsiyum kaybına yol açan en önemli etkenlerden biridir. Hayvansal proteinlerin fazlası, idrarda kalsiyum kaybına neden olur. Eskimolar dünyada en fazla protein tüketen insanlar arasındadır. Ama temel besinleri balıktır. Hatta balıkların bazılarını kılçıklarıyla birlikte yerler. Yani aynı zamanda yüksek protein ve yüksek kalsiyumu birlikte alırlar. Gel gör ki sonuç hiç umulduğu gibi değildir. Dünyadaki en yüksek kemik erimesi oranı Eskimolardadır.

    Aynı şekilde birçok uzak doğu ülkesinde ve Afrika’nın bazı bölgelerinde düşük hayvansal protein alımı vardır, süt ürünleri hiç kullanmazlar. Örneğin, Çinliler ve Japonlar sütü kesinlikle sindiremezler. Ama ilginçtir ki en düşük kemik erimesi oranı bu ülkelerdedir.

    Yüksek kolesterol kaynağı olabilir mi?

    Tüm hayvansal ürünler gibi, inek sütünde de kolesterol bulunur. Bu kolesterol oranı minnacık bir buzağıyı bir yıl içinde kocaman bir inek haline getirir. İnsülin bağımlısı diyabet hastalığının da süt tüketimi ile ilişkisi olduğu düşünülüyor. Yapılan araştırmalarda, süt proteinlerinin, pankreasta insülin sistemini bozan bir reaksiyona yol açtığı anlaşılmıştır. 

    Sütü hazmetmek zor mudur?

    Laktoz sadece sütte bulunan bir şeker türüdür. Laktoz, glikoz ve galaktozdan oluşur. Normalde bu şeker bağırsaklar içinde üretilen laktaz adlı bir enzim tarafından sindirilir. Ne var ki, birçok insanda bu enzim doğuştan eksiktir veya daha sonra azalır. Çinlilerde hiç olmadığı söylenir. Bu durumda laktoz sindirilmeden ince bağırsaklardan kalın bağırsaklara geçer ve bazı bakterilerle fermente olur. Sonuç müthiş bir gaz, şişkinlik, ishal veya kabızlık ve diğer toksinlerin oluşmasıdır. Eskiden mide ülserlerine bol süt içmeyi tavsiye ediyorlardı. Şimdi sütü yasaklıyorlar çünkü bakteri üretimini arttırıyor.

    Kalsiyum için süte muhtaç mıyız?

    200 gr kadar sütte 300 mg. kalsiyum vardır ama vücudumuzda sadece 96 mg. emilebilir. Öte yandan 1 kase pişmiş brokolide 178 mg. kalsiyum bulunur. Vücudumuz bunun 94 mg. kullanır. Yani aşağı yukarı aynı miktarda. Üstelik brokolide doymuş yağlar yoktur, liften yana zengin bir besindir.

    Tüm yeşil yapraklı sebzeler,  kabuklu susam, soya ürünleri, portakal, kuru incir, lahana, badem, fındık, yeşil zeytin, ceviz son derece zengin kalsiyum kaynaklarıdır. Hayvansal olmakla birlikte somon ve sardalya balıkları da kalsiyum açısından çok zengindir. Eğer fazla et, balık, tavuk yemiyorsanız, ölçülü olarak yağsız süt içebilirsiniz ve yağsız süt ürünlerini kullanabilirsiniz. Ama siz yine de beslenme programınızdaki bitkisel  kalsiyum kaynaklarını arttırmaya çalışın. Et yeseniz de, yemeseniz de… 

    Yazının devamı...

    Aynalara küsmeyin, selülite karşı harekete geçmek için geç değil

    Aslında selülitlerimizle baş etmek o kadar da zor değil. Tabii ki, onları kışın boş verip, yazın hatırlarsak bir yere varamayız. Selülitlerden kurtulmak, yaşam boyunca istikrarlı olarak uygulanacak tedbirleri gerektirir.

    Beslenme ve diyet

    Selülit temelde bir yağ hücresidir ama yapısı bozulduğu için erimesi kolay değildir. Yani kilo verip incelseniz bile, selülitler yerli yerinde kalabilir. Selülit diyetlerinde, kilo vermekten ziyade, vücudun su tutmasını önleyen ve genelde kan dolaşımını düzelten bir beslenme şekli önerilir.

    Her gün düzenli olarak 3 öğün yemek, tuz, şeker ve yağ tüketimini azaltmak çok önemlidir. Başta balık olmak üzere, proteinlerden yana zengin beslenme, vücutta tuz tutulmasını ve ödem oluşmasını önler. Turp, maydanoz, kereviz, çilek ve kabuklu pirinç, vücuttaki fazla suyun atılmasına yardımcı olur. Kahve, çay, kola, soda gibi kafeinli ve gazlı içecekler ise, sıvı birikimini arttırır. Daima sıvı bitkisel yağları tercih edin. En iyisi zeytinyağıdır. Diyetinizi A ve E vitaminleri, magnezyum, fosfor ve silisyum tabletleriyle destekleyin. Bunlar cildi düzgünleştirir, metabolizmayı canlandırır ve dokuları kuvvetlendirir.

    Yaşam boyu spor ve hareket

    Yürüyüş, merdiven çıkmak, yüzmek ve bisiklete binmek son derece yararlıdır. Her gün, 1 saat süreyle, yavaş ama tempolu bir yürüyüş yapmak bile size yardımcı olabilir.

    Masajı ihmal etmeyin

    Masajın yeri ayrıdır. İyi bir masaj kan dolaşımını düzeltir, ödemlerin çözülmesine yardımcı olur ve vücudu sıkılaştırır. Hiç olmazsa adet gördükten sonra, ayda bir kere masaj yaptırmanızı öneririm.

    Aletli tedavilerden yararlanın

    Bu cihazların başlıcaları; vakumlu sistem, ultrason, elektrik akımı ile çalışan cihazlar ve lenf drenaj cihazlarıdır. Özellikle ses dalgalarıyla çalışan ultrason cihazları çok etkilidir.

    Aynalara küsmeyin

    Tavsiyem banyonuzda, varsa giyinme odanızda ya da yatak odanızda bir boy aynası bulundurmanız. Böylece kendinizi bırakma ihtimalini ortadan kaldırmış olursunuz. Bunun için kararlı olmanız önemli.

    Son çare

    Çok ilerlemiş vakalarda ve hızlı sonuç alınmak istendiğinde, tek seçenek liposuction ve liposhaping yaptırmaktır. Bu tekniklerle hem birikmiş yağlar alınır hem de vücut şekillendirmesi yapılır. Ama ne yazık ki dikiş izlerinden kaçınmak mümkün değildir.

    Son safhaya varılmamış bir selülit sorunundan kurtulmak görüldüğü gibi zor değildir.
    Gideceğiniz uzmanın tavsiyesine göre birini seçip seansları tamamlarsanız, uzun süre rahat etmeniz işten bile değil.

    Yazının devamı...

    Dermatit (egzama) neden olur? Tedavisi var mıdır?

    Takılar ve aksesuarlar

    Takılar tekin sayılmazlar. Örneğin alerji kulak memesinde ise, aklımıza küpe ve küpenin yapıldığı metal gelir. Kolye takmayı seviyorsanız ve boyunda alerji baş göstermişse, bundan kullandığınız kolyenin sorumlu olduğuna emin olabilirsiniz. Bazen bel çevresinde alerji görülür. Bu durumda bele temas eden maddelerin ne olduğu sorgulanır. Bu kemerde olabilir, kullanılıyorsa lastikli pantolonlar da düşündürebilir. Kimi saat kayışları el bileğinde alerjiye yol açar. Bu kayışların, deri, metal veya plastik oluşuna göre, alerjen malzeme hakkında, bir yorum yapılabilir.

    Kontakt dermatit

    Kontakt dermatit, cildin herhangi bir tahrişe veya kullanılan bir maddeye karşı gösterdiği alerjik reaksiyondur. Cilt kızarır, şişer, kabarıklıklar, yaralar ve kabuklar oluşur. Bu belirtiler bir hafta içinde geçmezse, bir cilt doktoruna başvurmak gerekir. Kontakt dermatite neden olabilen maddelerin en başında, evlerde kullanılan temizlik malzemeleri ve deterjanlar bulunur. Konsantre temizlik malzemeleri, pek çok insanda alerjik reaksiyona yol açar.

    Kontakt dermatit’in anlaşılması bazen çok güçtür En iyisi, evdeki kimyasal ürünleri, temizlik malzemelerini mercek altına almaktır. Bunlara kullandığımız sabunlar, saç boyaları veya kozmetik ürünler dahildir. Biraz dikkat ve deneme ile tepki yaratan ürünü bulabiliriz.

    Kontakt dermatit teşhisi konulduğunda; tedavinin ilk basamağı, alerji yapan maddeyi bulmak ve ondan uzak durmaktır. Ne yazık ki hastalar alışkanlıklarına toz kondurmazlar. Bulaşık yıkarken ve temizlik yaparken eldiven giymektense, kentteki tüm dermatologları ziyaret etmeyi tercih ederler. Bol köpüklü, güzel kokulu veya damladığı yeri anında ağartan deterjanlarından; kendilerine iyi geldiği kuşkulu olan kozmetik ürünlerden veya sabunlardan, kuşkulanmazlar!

    Atopik dermatit

    Kızarıklık, şişme, kabarıklıklar, yaralar ve kabuklar çocuklarda görüldüğü zaman, oyuncaklarına ve odasındaki eşyalara dikkat etmek gerekir. Toz tutabilen ve alerjiye neden olabilen her türlü eşya, halı, yorgan, tüylü bebekler veya boya maddeleri kuşkulu olan oyuncaklar ortadan kaldırılmalıdır. Atopik dermatit olan çocukların belirli bir diyet de uygulamaları gerekir. Doktor tavsiyesine göre, alerjik olabilecek farklı yiyecekler, menüden dikkatle çıkarılır.

    Seboreik dermatit

    Saçımızdaki kepek ve kaşıntılar, seboreik dermatit belirtisi olabilir. Bu alerji türü, kafa derisi başta olmak üzere, cildin yağlı bölgelerinde görülür. Saçımızda kepeklenme ve kaşıntı varsa, seboreik dermatit’ten kuşkulanabiliriz. Bu alerji burun kenarlarında, kaşlarda, kulakların arkasında ve içinde, göğsün ortasında ve göbek deliği etrafında da görülebilir. Mevsim değişiklikleri ve stres hastalığın seyrini etkiler. Belirtiler genellikle kış aylarında artar, yaz aylarında azalır. Özel şampuan ve sabunlar kullanarak, strese karşı dikkatli olarak, bu sıkıntıları atlatabiliriz.

    Cildimizin çok hassas olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

    Yazının devamı...

    Epsom tuzu nedir? Nasıl kullanılır, nelere iyi gelir?

    Kimyasal yapısından dolayı tuz olarak ifade edilen bu madde, suda çözünme özelliğine sahiptir. Epsom tuzunda sodyum değil magnezyum yer alır. Kimyasal yapısından dolayı tuz olarak ifade edilen bu madde, suda çözünme özelliğine sahiptir. Epsom tuzunda sodyum değil magnezyum yer alır. Özellikle medikal alanda sıkça kullanılan Epsom tuzu, banyo tuzlarının içinde, güzellik ürünlerinde, bahçe ürünlerinde bulunmaktadır.

    Epsom tuzu kullanım alanları nelerdir?

    - Cilt bakımı


    Peeling olarak oldukça sık kullanılmaktadır. Hafif hafif ovarak siyah noktalarınızdan ve ölü derilerinizden arınabilirsiniz.

    - Banyo

    Su dolu küvetinize atacağınız bir avuç Epsom tuzu ile dinlenirken, cildinize fayda sağlayabilirsiniz. Ayrıca güzel bir uyku uyumanıza yardım eder.

    - Saç bakımı

    2 su bardağı sıcak su ile bir tatlı kaşığı kadar tuzu eriterek, sprey bir şişe içerisinde saçlarınızda kullanabilirsiniz.

    - Müshil olarak Kabızlık gibi rahatsızlıklarda bu yöntemi rahatlıkla kullanabilirsiniz. Bir su bardağı ılık su içinde 1 çay kaşığı tuzu eritip içmeniz yeterlidir.

    - Ayak kokusuna çözüm olarak

    Sıcak suyun içinde eriyen Epsom tuzunda ayaklarınızı bir süre dinlendirdiğinizde günden güne kokunun azaldığını göreceksiniz.

    Epsom tuzu yemeklerde kullanılabilir mi?

    Epsom tuzunun tadı acı olduğu için yemeklerde kullanılmamaktadır. Daha çok kozmetik sektöründe bu tuzdan yararlanılır.

    Epsom tuzunun (İngiliz tuzu) faydaları nelerdir?

    - Kan dolaşımını hızlandırması nedeniyle damar tıkanıklığı gibi sorunların önüne geçer, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini oldukça azaltır.

    - Bağırsakların hareketlenmesini sağlayan Epsom tuzu, bu sayede özellikle kabızlık sorunu yaşayanlara destek olur.

    - Kan değişiminin hızlanması nedeniyle kas ve eklem ağrıları başta olmak üzere, vücutta tam bir "ağrı kesici" görevi üstlenir.

    - Epsom tuzu stres, üzüntü, kaygı, depresyon gibi olumsuzluklarla baş etmeyi kolaylaştırır.

    - Kasları gevşetip sinir ve stresi uzaklaştıran Epsom tuzu, bu özelliği sayesinde zihinsel yorgunlukların da azalmasına yardımcı olur.

    - İçinde bolca magnezyum bulunduğundan saç sağlığını destekler. Daha gür, sağlıklı ve parlak saçlara sahip olmayı sağlar.

    - Düzenli kullanımda ayak kokusunu yok ederken ölü deri tabakalarının da daha kolay temizlenmesine yardımcı olur.

    - Cilt sağlığını da olumlu yönde etkileyen bu acı tuz, pürüzsüz, yumuşacık ve sağlıklı bir cilde sahip olmanıza yardım eder.

    - Temizlikte kullanıldığında Epsom tuzu, kalıcı su lekeleri başta olmak üzere birçok lekenin kolayca çıkmasını sağlar.

    - Bitki yetiştiriciliğinde kullanıldığında hem içeriğindeki minerallerle sebze ve meyvelerin daha sağlıklı bir şekilde büyümesini sağlarken hem de haşereleri bitkilerden uzak tutar.

    Epsom tuzunun zararları nelerdir?

    Epsom tuzu, kimyasal bir bileşen olduğu için aşırı ya da yanlış tüketilmesi mide rahatsızlıklarına, aşırı su kaybına, ishale sebep olabilir. Aynı şekilde ciddi ve kronik rahatsızlığı bulunanlar başta olmak üzere, ilk kez kullanmaya karar veren herkesin öncesinde mutlaka doktoruna danışması ve doktorun önerileri doğrultusunda hareket etmesi gerekir.

    Yazının devamı...