• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Bisiklete binmek için en güzel zamanlar

    Bunu ilk başardıklarında biz de en az onlar kadar seviniriz, çocuklarımızı gururla alkışlarız! Bisiklete binme becerisi, yürümekten sonra ikinci büyük denge başarısıdır çocukların gelişiminde. Yalnız denge değil tabii, aynı zamanda kasları gelişir, özgüvenleri artar.

    Peki bisiklet sürmek çocuklarda ne fayda sağlar?

    Düzenli olarak bisiklete binmek kardiyovasküler kasları çalıştırır ve çocuğun kilosunu üzerinde etkili olarak ideal kiloya ulaşmasına yardımcı olur.

    Bisiklete binmenin bacaklar için iyi bir egzersiz olduğu bilinmesinin yanı sıra tüm vücudu güçlendiren bir etkisi de vardır. Yavaş ve istikrarlı bir şekilde kasları güçlendirir.

    Bisiklete sürmenin, enerjilerini şarj etmelerine yardımcı olabilir. Okulda geçen uzun bir günün ardından bisiklete binmek, çocukların streslerini hafifletmelerine ve mutlu hissetmelerine yardımcı olur.

    İletişim becerilerini geliştirir ve yeni arkadaşlar edinme, fikirlerini ve sırlarını paylaşma, küçük sorunlarını tartışma ve birlikte eğlenme fırsatı verir.

    Sadece çocuklar için mi çok faydalı?

    Bisiklet çocukların gelişmesi için ne kadar yararlı ise yetişkinler için de en az o kadar yararlıdır. Öncelikle aynı yüzme gibi, bisiklete binmek de vücut ağırlığını hissettirmeyen bir spordur. Çünkü eklemlere fazla yük bindirmez. Tekerlekler hafif bir hareketle dönerken siz rüzgarı kucaklayarak, sessizce ilerlersiniz. Bu arada eşsiz bir özgürlük duygusu ve neşeyle dolarsınız.

    Bisikletinizin cinsine ve kullanım tarzınıza bağlı olarak, bu sporla saatte en az 300 kalori yakabilirsiniz. Bisiklete binmek, selülitle baş etmek için de çok yararlıdır.

    Bisiklete binmek bize ne gibi bir fayda sağlar?

    Bisiklet biraz oyuncak, biraz taşıma aracı gibi görünse de bisiklete binmenin diğer sporlardan hiç aşağı kalan bir yanı yoktur. İnsanın moralini yükseltir, savunma sistemini güçlendirir, kalp hastalıklarını ve yüksek tansiyonu önler. Ayrıca kan dolaşımını düzenler ve cildin güzelleşmesini sağlar. Bu spor, özellikle karın ve kalça bölgesindeki yağların erimesine yardımcı olur ve bağırsak hareketlerini düzenler. Bisiklet kullanmak, ilerleyen yaşlarda büyük bir sorun haline gelen denge duygumuzu korur. Pedal çevirdikçe, özellikle bacaklarımız, ayrıca sırt ve karın kaslarımız güçlenir, duruşumuz düzelir.

    Bisiklet ile ne kadar kalori harcarsınız?

    Ortalama 65 kg ağırlığındaki bir kişinin aktivitelere göre dakikada yakacağı kalori miktarları yaklaşık şöyledir;

    - Bisiklet: 19-22 km/saat hız 9 kalori
    - BMX veya dağ bisikleti 10 kalori 
    - Bisiklet: 22-26 km/saat hız 11 kalori
    - Bisiklet: 26-30 km/saat hız 14 kalori
    - Bisiklet: 30 km/saatin hız üstü 19 kalori

    Bu hafta sonu bisiklete binmeye ne dersiniz?

    Bisiklete binenleri kutlamaktan başka, söyleyecek sözüm yok. Ama eğer ara verenlerdenseniz derim ki, bu Pazar günü çocuklarınızın veya komşunuzun bisikletini alıp biraz dolaşmayı deneyin. Yıllarca binmemiş olsanız bile, unutmadığınıza emin olabilirsiniz. Biraz pedal çevirin, yüzünüze vuran tatlı rüzgarı hissedin ve ne kadar çok zevk aldığınızın farkına varın.

     

    Yazının devamı...

    Ödemden bitkisel kür ve çaylarla kurtulmak mümkün mü?

    Sebep ne olursa olsun, basit yaşam tarzı değişiklikleri ve ev tedavileriyle ödem semptomlarında bir miktar rahatlama sağlanabilir.

    Erkeçsakalı

    Halk dilinde keçi sakalı olarak bilinen bu bitki, doku ve damar büzücü etkilerinden dolayı selüliti azaltıcıdır. Doğu Anadolu ve Karadeniz yaylalarında görülen ve aktarlarda da satılan erkeçsakalı çiçeği, selülite çözüm için suyla kaynatıp içilmelidir.

    Enginar yaprağı

    Yeteri kadar enginar yaprağı ince ince kıyılıp suda haşlanır, demlendikten sonra süzülür. Aç karnına, çoğunlukla sabah saatlerinde iki-üç bardak içilirse selülitlerde azalma olduğu görülecektir.

    Yeşil çay

    Antioksidan deposu olarak bilinen yeşil çay, metabolizmayı hızlandırarak, yağ oluşumuna bağlı olarak ortaya çıkan selülitlere etki eder. Yeşil çay ile birlikte zencefil, limon karışımı günlük olarak alınırsa selülite etkisi daha hızlı olacaktır.

    Biberiye

    Aktarda satılan biberiye alınıp kaynatılır ve günde iki bardak tüketilir. Tüm çayları şekersiz tüketmek gerekir. Biberiye çayını hamilelerin, yeni doğum yapmışların ve kan basıncı sorunu yaşayanların tüketmesi tavsiye edilmez.

    Karışık bitki çayı

    2-3 yaprak melisa, 2 adet avokado yaprağı, 1 funda yaprağı, 1 çay kaşığı ucu zencefil, bir tutam biberiye, 4-5 dal maydanoz, 1 yaprak sinameki, 1 bardak suyla 2 dakika kaynatılır. 10 dakika kadar demlendikten sonra çeyrek dilim limon ekleyerek ve şekersiz olarak içebilirsiniz.

    Ödemi hangi bitki çayları çözer?

    Yeşil çay, biberiye çayı, rezene çayı, zencefil, mısır püskülü, maydanoz ve kereviz sapı.

    Elma ile adaçayı

    1 adet elma ve limonu 4 parçaya bölün ve bir kabın içine koyun. 1 adet çubuk tarçın, 1 tatlı kaşığı adaçayı, 1 çay kaşığı biberiye ve yarım çay kaşığı karabiber ekleyin. Kabın içerisine 1 litre su ilave ederek kaynamaya bırakın. Kaynadıktan sonra güzelce süzün, şeker yerine bal koyarak tatlandırıp içebilirsiniz.

    Nane ve ıhlamur çayı

    Yarım demet maydanoz, taze nane, 1 adet limon ve birkaç dal ıhlamuru 1 litre kadar suya koyun ve kaynatın. Karışımı süzerek bir kabın içerisine alın. Sabah aç karnına 1 bardak içmeye çalışın.

    Karahindiba

    1 bardak suyu 3-4 dakika kaynatın. Daha sonra 1 çay kaşığı karahindiba ekleyin, sonra kapatın ve 5 dakika demlenmeye bırakın. Kesinlikle ne şeker ne de bal ekleyin, bu tatlandırıcılar çayın etkisini azaltacaktır.

    Zencefil

    Bir parmak ucu büyüklüğündeki zencefil parçasını soyun, ince dilimler halinde doğrayın ve 15 dakika boyunca 1,5 bardak suda kaynatın. Kapağı kapalı bir şekilde kaynamasına özen gösterin. İçerisine bir çay kaşığı bal ekleyin ve süzün. Dinlendirdikten sonra afiyetle içebilirsiniz.

    Yazının devamı...

    Kristal dolgu ile "V etkisi"

    Kolajen derimize esneklik ve dolgunluğu veren yapı taşıdır. Hidroksiapatit kolajenin yeniden oluşumunu tetiklemektedir. Böylece vücudumuzda tetiklenen yeni kolajen oluşumu ile doğal bir yeniden yapılanma sağlanır. Bu sayede diğer dolgu maddelerine oranla daha doğal bir görünüm kazanılmış olunur.

    Hidroksiapatit güvenilir midir?

    Yapılan klinik çalışmalara bakıldığında Hidroksiapatit'in üst düzeyde güvenilir bir ürün olduğu ortaya çıkmıştır. 2004 yılında "CE" ve 2006 yılında "FDA" onayı alan bu ürün, klinik ve güvenlik çalışmalarında yaklaşık 25 yıllık bir veriye sahiptir.
    Hidroksiapatit'in deneyimli hekimler tarafından uygulanması son derece kolay ve ağrısız olup yaklaşık 15 dakika sürmektedir. Öğlen arası uygulamalar olarak bilinen bu tarz uygulamalar, çok ince uçlu iğneler ile yapılıp sonuçlar anında görülmektedir. Kişinin yüzünde 5-10 yıllık gençleşmeler ile sonuçlanmaktadır. Ayrıca ürün doğal kolajen oluşumunu sağlayarak sonuç verdiği için kişinin mimiklerini ve doğal görünümünü herhangi bir şekilde etkilememektedir.

    "V etkisi"

    Pek çok kadın sorunun farkında… Cildinizi genç tutmak için çok özenli davrandınız ama artık günlük kremler, düzenli egzersizler, sağlık diyetleri, içilen litrelerce su yetersiz kalmaktadır. Makyaj da artık yaşlanma izlerini ortadan kaldırmaya yetmemektedir.

    Cildin yenilenmesini sağlayan hücre bölünmesi yirmili yaşlarımızın sonlarına doğru yavaşlar. Cilt nemini ve esnekliğini kaybeder. İlk olarak göz ve ağız etrafında ince çizgiler belirmeye başlar. Artık yüz eskiden olduğu gibi gergin ve pürüzsüz değildir.
    Bilimsel araştırmalar bu soruna bir çözüm sunuyor: Hidroksiapatit etkinliği klinik olarak kanıtlanmış çift etkili dermal dolgu ürünüdür. Dolgu maddesi kırışıklıkları anında pürüzsüz hale getirir. Daha sonra, güçlü kolajen uyarımı cildin kendini yenilemesine yardımcı olur. Bu etkiyi “V etkisi" olarak adlandırıyoruz.

    Genç yüz “V” şekline sahiptir
    Yüz ne kadar genç görünürse, deri o kadar sıkıdır ve konturları belirgindir. Genç kişilerde yüz simetrik görünüme sahiptir, “V” şeklindedir. Yaşlanma ile birlikte ”V” şekli tersine döner. Genleriniz ne kadar iyi olursa olsun, her cilt tipi sonunda düzgün yapısını kaybeder. Yüz oranları bozulur ve yüzün hacmi azalır. Yanaklar aşağı doğru sarkar, dudak çeneye doğru ve yüz aşağıya doğru genişler.
    Sonuç: Genç “V” yavaş yavaş tersine döner ve kendinizi ne kadar genç hissederseniz hissedin, yaşınız görünür bir hal alır.

    Hacim ve konturlar için "Hidroksiapatit"

    Kırışıklıkların tedavisi için kullanılan yöntemler ve ürünler çoğu kez genç ve canlı görünümü geri kazanmak için yeterli olmaz. Yerçekimine karşı gelmek ve genç bir görünüme yeniden kavuşmak için yüz, gerçek hacime ihtiyaç duyar. Hidroksiapatit'in, uygunlandığı bölgelerdeki hacimi eski haline getirir. Derin kırışıklıklar, çökük ya da sarkık yanaklar yok olur ve doğal yüz konturları geri döner.

    Yaşlanma ile azalan, yüz ve el hacimlerini geri kazanın

    Deride yaşa bağlı nem eksikliği ve hücre yenilenmesindeki yavaşlama, esneklik ve ton düzensizliklerine yol açar. Bunun sonucunda başta burun ve ağız etrafında, bazen de yanakta derin kırışıklıklar ortaya çıkar. Aynı zamanda, derinin gerginlik ve düzgünlüğünü sağlayan deri altındaki ince yağ tabakaları yavaş yavaş parçalanır. Bu hacim kaybı özellikle elmacık kemikleri ve yanakta belirgindir. Sonuçta daha doğal görünüme sahip canlı bir yüz ortaya çıkar. Derimiz gerginliğini kaybettikçe, çene hattı sarkmaya başlar. Bu durum deri altındaki yaş dokusunun kaybıyla ilintilidir. Kaybın giderilip bölgenin doldurulması, çene hatlarını yeniden belirginleştirir ve yüze yeniden genç ve güzel bir şekil verir.

     

    Yazının devamı...

    Ramazan’ın son günlerinde nasıl beslenmeli, nelere dikkat etmeliyiz?

    Oruç tutmak tek boyutlu bir olay değildir. Manevi ve sosyal yönü var, iradeyi sınıyor, insanın özgüvenini artırıyor. Gelgelelim, bu iradeyi iftar ve sahur sırasında da korumak gerek. Dikkat edilmezse, oruç tutmak; kalp ve damar hastalıklarını, diyabeti, mide ve sindirim sorunlarını tetikleyebilir, su ve kas kaybına yol açabilir dolayısıyla sağlığınızın bozulması ile sonuçlanabilir. Kilo kaybı ise neredeyse imkansız sayılır. Oruç tutmak tek boyutlu bir olay değildir. Manevi ve sosyal yönü var, iradeyi sınıyor, insanın özgüvenini artırıyor. Gelgelelim, bu iradeyi iftar ve sahur sırasında da korumak gerek. Dikkat edilmezse, oruç tutmak; kalp ve damar hastalıklarını, diyabeti, mide ve sindirim sorunlarını tetikleyebilir, su ve kas kaybına yol açabilir dolayısıyla sağlığınızın bozulması ile sonuçlanabilir. Kilo kaybı ise neredeyse imkansız sayılır.

    Ramazan’da kiloyu korumak mümkün müdür?

    Bunun için, yediklerimize çok dikkat etmemiz gerekir. Orucu bozduğunuzda ilk önce su içmeli, ağır yemeklerden kaçınmalı ve lokmalarınızı iyice çiğneyerek yutmalısınız. Ayrıca yemeklerde katı yağ, unlu-yağlı soslar kullanmamaya, donmuş veya toz haline getirilmiş katkılı yiyeceklerden kaçınmaya özen göstermeliyiz.

    İftar için örnek bir menü vermek gerekirse;

    ● 1 kase taze çorba (unsuz-kremasız)
    ● 1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği
    ● Dönüşümlü olarak; ızgara veya haşlanmış tavuk eti, haftada 1-2 defa balık, bir defa kırmızı et veya kıymalı yemek, 2 defa kuru fasulye, nohut, mercimek veya soya fasulyesi.
    ● Her öğünde çeşitli malzemelerden hazırlanmış (marul, lahana, domates, maydanoz, roka gibi) zengin bir salata. Salatayı 1 kaşık sirke ile tatlandırırsanız hem hazmı kolaylaştırır hem de sindirim sistemini arındırmaya ve yağları yakmanıza yardımcı olur.
    ● Yağsız yoğurt ve semizotlu cacık. (Hatta yoğurdunuza 1 tatlı kaşığı keten tohumu ilave ederseniz daha da iyi olur).
    ● 1-2 dilim ince kepekli ekmek.
    ● İftardan 2 saat kadar sonra 1-2 porsiyon meyve ve birkaç tane ceviz.
    ● Çay, kahve ve sigaraya itibar etmeyin.  

    Sahurda ne yemeliyiz?

    Ramazan ayında en fazla sıkıntı yaşadığımız öğün sahurdur. Sahur için genellikle iftardan artan yemekleri tercih ederiz. Bir de gün boyunca acıkacağımız korkusuyla, fazla yemeye çalışırız. Bu kadar yediğimiz yetmezmiş gibi, ardından tekrar yatağa gireriz! Bütün bunlara hiç gerek yoktur. Ne yersek yiyelim, en geç 3-4 saat sonra midemiz boşalacaktır. En iyisi mercimek, yulaf gibi bir tahıl çorbası veya sebze çorbası içip yanında kepekli ekmek yemektir. Tarhana çorbası da olabilir. Yanında birkaç zeytin ve yoğurt yiyebilirsiniz. Bir iki tane kuru erik veya kuru kayısı ile tatlı ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.   İkinci seçenek de kahvaltılık ürünleri tüketmektir. Örneğin yağsız bir tost ile ayran içebilirsiniz. Veya beyaz peynir, domates, salatalık, bir kaşık zeytinyağı, zeytin ve kepekli ekmekten oluşan hafif bir kahvaltı edebilirsiniz. Bu saatte sucuk, pastırma, sosis, salam gibi malzemelere yüz vermeyin. İnanın önerdiğim menüler sizi etli dolmadan ya da börekten daha tok tutar. Ayrıca her zaman olduğu gibi oruç tutarken de su tüketimine dikkat etmeliyiz. İftar ile sahur arasında su bardağını yanımızdan hiç ayırmamalıyız. Sık aralıklarla azar azar su içmeye gayret etmeliyiz. İftarda ve sabah sahura kalktığımızda her şeyden önce bir bardak su almalıyız.

    Hareket etmeyi ihmal etmeyin!

    Ramazan boyunca yediklerimize ne kadar dikkat edersek edelim, metabolizma yavaşladığı için kilo alma ihtimali artar. Bu nedenle fiziksel aktivite daha büyük önem kazanır. Günde yarım saatlik tempolu bir yürüyüş bile metabolizmayı canlandırmaya yardımcı olur. Hatta göze alabilirseniz, sahurdan sonra yatağa girmek yerine, yarım saatlik bir yürüyüşe çıkın. Mesela deniz kenarına gidip ufku seyredin. Güneşin yeni doğduğu saatlerde sokakta olmak çok güzel bir duygudur. İşe gitmeyenler öğlende biraz şekerleme yapabilirler, çalışanlar ise akşamları erken yatarak sabah uykusunu telafi edebilirler. Bir deneyin, çok hoşunuza gideceğine ve kendinizi daha zinde hissedeceğinize eminim.

    Yazının devamı...

    3 yeşilin mucizesi

    Son yıllarda Akdeniz Mutfağını da, Uzak Doğu'nun uzun ve sağlıklı yaşam sırlarını da; muhtelif otların, ağaçların, baharatların gizemlerini de yeniden keşfetmeye başladık.

    Antioksidan madde kaynağı, yeşil çay

    Uzak Doğu kültüründen öğrendiğimiz en değerli ürünlerden biri, yeşil çaydır. Bu çayın, İ.Ö. 800’ lü yıllarda Çin’e giden rahipler tarafından Japonya’ya taşındığı söylenir. Yeşil çay da, dünyada bilinen en güçlü antioksidan madde olan, EGCG (epigallocatechin gallate) bulunur. EGCG’nin antioksidan etkisi; C vitamininden yüz kat, E vitamininden 25 kat daha güçlüdür. Uzmanlar, günde birkaç fincan yeşil çay içmenin; virüslere karşı direnci arttırdığını, kanseri önlediğini, kolesterol, kan şekeri ve tansiyonun dengelenmesinde çok yardımcı olduğunu ve yaşlanma hızını azalttığını belirtiyorlar. Yeşil çay deri yüzeyine sürüldüğünde temel dokuları UV ışınlarından, dolayısıyla yaşlanmaktan ve kanserden korumaktadır. Ayrıca antienflamatuar etkisi de kanıtlanmıştır ve morarmalara, ödemlere karşı etkilidir.

    Omega 6 kaynağı, soya fasulyesi

    Asya ülkelerinde pirinç kadar değerli olan soya proteini, her derde deva sayılan bir üründür. Soyanın da antioksidan içeriği son derece zengindir. Özellikle kalp hastalıklarını ve kemik erimesini önlemesi ile ünlüdür. Soya kadınlık hormonu olan östrojeni dengeler, hormon düzensizliklerini giderir, menapoz semptomlarına yardımcı olur. Soya fasulyesi, soya sütü, soya filizi, soya yağı ve soya sosu Omega 6 bakımından cömert, mutlaka tüketilmesi gereken gıdalardır.

    Zararlı kolesterol savaşçısı, zeytinyağı

    Kendi ülkemizin zeytinlerinden elde edilen güzelim zeytinyağına gelince, içinde yaşadığımız bu cennete yeniden şükran duymamak mümkün değil. Sizi bilmem ama ben sahil kasabalarındaki köylülerden saf zeytinyağı almayı çok severim. Zeytinyağı tekli doymamış yağ asitlerinden yana çok zengin bir gıdadır. Faydalı kolesterolü (HDL) yükseltirken, zararlı kolesterolü (LDL) düşürür. Kalp hastalıklarını, kanseri önler, hücre yenilenmesine yardımcı olur. İçinde bol miktarda E vitamini olan, muhteşem bir antioksidandır. Zeytinyağı sindirim sistemini düzenler, yaşlanma sürecini geciktirir ayrıca yaraların iyileşmesine katkıda bulunur. Deri, tırnak ve saça haricen sürüldüğünde, dokuları geliştirir.

    Söz etmeye değer daha sayısız doğal ürün var. Biberiye otu, avokado, üzüm çekirdeği, meyve asitleri, lavanta, çay ağacı yağı, aloe-vera bitkisi ve daha birçoğu gibi. Bu hazine, değerli hekim İbni-Sina’nın ki gibi kocaman bir kitap malzemesi olabilir. Ama en güzeli, tüm bu ürünler hakkında artık bilimsel araştırmaların yapılmış ve yararlarının kanıtlanmış olması. Bu nedenle çağdaş bilincimizle, yeniden ve güvenle doğal ürünlere yönelebiliriz. Zaten doktor reçeteleri de artık diyet listeleri ve doğal ürünlerle tamamlanıyor.

    Yazının devamı...

    Yorgunluğunuzun nedenini biliyor musunuz?

    Fakat bazen izah edilmesi güç durumlarla karşılarız. Örneğin her birimizin enerjik ya da yorgun olduğu saatler farklıdır. Kimileri tam bir “gece kuşu”dur, gece yarısından sonra açılır; bazıları sabahları verimlidir, akşamları durgunlaşır. Bunlar bir ölçüye kadar yapısal sayılabilir ancak bazen farklı sorunların belirtisi olabilir.

    Enerji ile hormon arasında nasıl bir ilişki var?

    Yorgunluğun tek nedeni yoktur. Yaşadığınız sıkıntılar; beslenme sorunlarından hareketsizliğe, kan şekerinden kabızlığa, adet sorunlarından cinsel tatminsizliğe, strese, dolaşım bozuklukları, tansiyon veya kalp sorunlarına, su kaybından mineral eksikliklerine ve hormon dengelerine kadar uzanan sayısız nedene bağlı olabilir.
    Yorgunluğun hormonlarla ilişkisini sorgulamak gerekir. Çünkü üzerinde en az durulan konu bu. Her hormon farklı bir enerji yaratır. Bir veya birden fazla hormonda yetersizlik baş gösterdiğinde, yorgunluğun değişik şekilleriyle karşılaşırız.

    Östrojen-testosteron eksikliği

    Yorgunluğunuz gün boyunca devam eder. Özellikle fiziksel olarak aktif olduğunuz saatlerde artar. Ne yemek yemenin, ne yapılan esprilerin size yararı olmaz. Hele hareketli bir gün geçirmek zorundaysanız, bu size işkence gibi gelir. Gün boyunca sadece yatağa girip uzanacağınız zamanı hayal ederseniz.

    Tiroid hormonu yetersizliği

    En derin uykudan uyandığınızda bile yataktan çıkmak size zor gelir. Ancak ilginç olan, siz çalışmaya başlayınca, hareket ettikçe, bu yorgunluğun yavaş yavaş kaybolmasıdır. Yani sabahları “afyonu geç patlayan” insanlardan biriyseniz, bu ihtimali düşünmenizde fayda var.

    Büyüme hormonu eksikliği
    Yorgunluk gün boyunca yakanızı bırakmaz. Akşamları ise kendinizi tek kelime ile tükenmiş hissedersiniz. Gece yarısından sonra ayakta kalmanız imkansızdır. Eğer buna rağmen geç yatarsanız ertesi günü çok zor geçirirsiniz.

    Kortizol hormonu yetersizliği

    Bu durum kendini daha fazla geceleri belli eder. Akşam saatlerinde dayanılmaz bir yorgunluk bastırır. Ayakta durmak size işkence gibi gelir. Hele gergin bir gün geçirmek zorunda kalırsanız, altında ezildiğini hissedersiniz. Kafanız karışır, uykunuz gelir, kaçacak delik ararsınız. Çünkü kortizol hormonunun eksilmesi strese karşı direnci düşürür.

    Aldosteron eksikliği

    Ayağa kalkmanız bile kendinizi yorgun hissetmeniz için yeterlidir. Öte yandan yorgunluğu gidermek için alabileceğiniz en iyi takviyeler; C vitamini, B12, Demir ve Magnezyum’dur. Magnezyum seviyesi düştüğünde kaslarımız çok çabuk yorulur. Coenzyme Q10’de çok önemlidir. Kalbin daha fazla kan pompalamasını sağlayarak enerjinin tüm vücut dokularına kolayca ulaşmasına yardımcı olur.

     

    Yazının devamı...

    Sinirinizi bozan uçuklar ile nasıl başa çıkılır?

    Biraz heyecanlanınca, üzülünce, sevinince, uykusuz kalınca, yorgunsanız, kırıklığınız varsa, yolculuk yaptıysanız, hava soğuksa, sıcaksa, rüzgar varsa ve sayamadıklarım nedeniyle… Uçukların nedeni, zayıf zamanlarımızı kollayan, “Herpes Simplex” virüsüdür.

    "Herpes Simplex" virüsü

    Herpes simplex virüsünün en yaygın türü (%90) genellikle dudakta uçuk çıkmasına neden olur. Nadiren yüzümüzün başka yerlerinde veya vücudumuzda oluşabilir. Yüz cildinde çıkan uçuklar lekelenmeye neden olabilir. Dudaklarda ise zamanla dudak kontürü bozulur. Uçuk çıkaran bir bünyeniz varsa ve günün birinde gözleriniz ağrımaya, ışıktan rahatsız olmaya başlarsa hemen doktora gidin. Çünkü uçuklar göze bulaşabilir ve görme yeteneğine zarar verebilir. Bazen diş etlerinde ve damaklarda da uçuk çıkabilir. Aynı virüsün farklı bir türü genital organlara yerleşir ve oldukça sıkıntılı uçuklara neden olur. Cinsel ilişki ile bulaşır. Tedavi eşlerin ikisine birden uygulanır ve prezervatifle korunmak gerekir.

    Sürekli uçuk çıkıyorsa başka sebeplere bakmak gerekir

    Uçuk sık sık tekrar ediyorsa, vücut direncinin düşmüş olduğu anlaşılır. Doktorlar bu durumda vitamin takviyesi önerebilir. Herpes simplex virüsünün, yani uçuk sorununun, henüz kesin bir tedavisi bulunamamıştır. Aşı araştırmaları yapılmakta, lazer ve ozon terapileri denenmektedir. Bazı tedavi şekilleri de fayda sağlamaktadır.

    Antiviral kremler

    Uçuk çıktıktan sonra daha çabuk iyileşmeyi sağlar ve yayılmayı önler.

    Ozon tedavisi

    Genel vücut direncini arttırdığı için bazı hastaların uçukları tamamen iyileşebiliyor.

    'Lysine' amino asiti

    Uçuğun bilinen en etkili tedavisi 'Lysine' adı verilen bir amino asittir. Önerilen doz, uçuk iyileşinceye kadar günde 3 defa 1000 mg’dır. Daha sonra da koruyucu olarak günde 500 mg almaya devam edilir. Lysine’i hem hap şeklinde alabilirsiniz hem de kremini sürebilirsiniz. Uzun süreli olarak kullanırsanız uçukların yeniden çıkmasını önler. Ama tabii önce doktorunuza danışın. Başka ilaç etkileşimleri söz olabilir.

    Melisa kremi

    Bu kremi uçuğun ilk belirtilerini fark edince hemen sürebilirsiniz. Günde 2-4 kere. Aynı şekilde melisa çayından da yararlanabilirsiniz. Yoğun bir melisa çayı hazırlamak için; 2-3 tatlı kaşığı melisayı kaynamış suda 15 dakika bekletin. Sonra soğumaya bırakın. Bu çayı günde üç kere bir kulak temizleme pamuğu ile uçuğun üzerine sürebilirsiniz.

    C vitamini ve flavonoidler

    Virüslerle mücadele eden bağışıklık sistemi hücrelerini kuvvetlendirirler. Uçuk çıktığında günde 1000 mg C vitamini / 500 mg flavonoid alabilirsiniz. Şekersiz C vitaminini suda eritip bir pamukla haricen de uygulayabilirsiniz.

    A vitaminini

    Hem ağızdan alabilir hem de krem olarak sürebilirsiniz. Ancak hamile kadınların günde 5000 IU’dan fazla A vitamini alması sakıncalıdır.

    Günde birkaç kere, uçuğunuzun üzerine buz koyup birkaç dakika tutarsanız uçuğunuzun azaldığını ve daha çabuk kuruduğunu göreceksiniz. Uçuk mevsimleri kişinin bünyesi zayıf değilse genelde çok sıcak aylarda ve mevsim geçişi soğuk ayların başlangıcında sıkça karşılaşılır. En büyük sebebi ise vücut direncinizin düşük olması. Bu durumda yapılması gereken vücudunuzu dinlemek ve önceden önlem alıp gerekeni yapmak.

    Yazının devamı...

    “Altın Oran” diye bir şey var mı?

    Güzellik nedir?

    Yüzyıllardır bazı bilim insanları buna cevap aramak için uğraştılar. Döneminin en bilgili ve ilerici aydınlarından Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosu üzerinde bilim insanları yaptıkları çalışmada “Altın Oran”a ulaştıklarını iddia ediyorlar. Göze hoş gelen orantılı yüzün sırrı ile bugün estetik dünyası tabir yerindeyse birlikte çalışıyorlar. Biz de bu yazıda Leonardo da Vinci ve “Altın Oran”dan bahsedeceğiz.

    Güzellik ölçülebilir mi?

    Güzellik ölçülemeyen bir kavram olmasına karşın, güzellikle bağlantılı olan uyum, formüllerle açıklanabilir. Yapılan araştırmalar yüz oranları dengeli olmadığında dikkatin orantısızlığın olduğu alana yoğunlaştığını göstermektedir. Örneğin sıralı ve düzgün olmayan dişler, fazla aralıklar, dudakların yüzünüze göre büyük ya da küçük olması, kulaklarınızın olduğundan küçük olması vb. Aslında güzellik konsepti uyum ve uyumsuzlukla ilgili bir durumdur. Zaten oran dediğimiz andan itibaren matematiksel hesaplamaların içerisine girmiş oluruz.

    Leonardo da Vinci’nin “Altın Oran”ı

    “Altın Oran” kavramı matematiksel bir kavramı açıklamasına rağmen aslında denge yasalarına ilişkin bir durumdur. Buna kısaca göz nizamının oranı diyebiliriz. Yüzyıllar boyunca sanatla uğraşanlar bunu açıklayamasalar da aslında bunun bir orana sahip olduğunu biliyorlardır. Örneğin Mona Lisa tablosunun boyunun enine oranı altın oranı verir. Mona Lisa'nın başının etrafına bir dikdörtgen çizdiğinizde ortaya çıkan dört kenar bir altın dikdörtgendir. Bu dikdörtgeni, göz hizasında çizeceğiniz bir çizgiyle ikiye ayırdığımızda yine bir altın oran elde edersiniz. Resmin boyutları da altın oran oluşturmaktadır. Rakamsal olarak karşılığına bakarsak, bilim insanları 1,618 olarak “Altın Oran”ı ifade ederler.

    Bilimin elinde güzellik...

    Pisagor, altın oranla ilgili şu düşüncelerini dile getirmiş: "Bir insanın tüm vücudu ile göbeğine kadar olan yüksekliğinin oranı, bir pentagramın uzun ve kısa kenarlarının oranı, bir dikdörtgenin uzun ve kısa kenarlarının oranı, hepsi aynıdır. Bunun sebebi nedir? Çünkü tüm parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın küçük parçaya oranına eşittir." Yine İtalyan matematikçi, Fibonacci bu oranı sayılarda saklı bulur. Fibonacci sayıları olarak da isimlendirilen bu sistemin mantığı her birinin kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır.

    Bu işlemler sonucunda görülen şu ki “Altın Oran” 1,618’dir. Özellikle sanatçılar, bilim insanları, tasarımcılar hatta bugünün estetisyenleri işte bu sihirli rakamı baz alırlar.

    İnsan organlarında oran

    İnsan vücudunda altın orana verilebilecek ilk örnek göbek ile ayak arasındaki mesafe 1 birim olarak kabul edildiğinde, insan boyunun 1,618'e denk gelmesidir. Diğer organlarımıza bakarsak:

    Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu,

    Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arası.

    Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,

    Doğa kendi düzenini kendi içerisinde oluştururken bu altın oranlara sadık kalır. Ama kimi zaman genetik bozukluklar kimi dışsal faktörler bu düzeni bozabiliyor. Zaten estetiğin ortaya çıkışı bu süreçle başlamıştır. Hangi kadın daha güzel olmak istemez. Buradaki ayrım “daha” kelimesinde yatmaktadır. Çünkü bu istemenin sonu yoktur. Önceleri gereksinim olarak ortaya çıkan bu durum zamanla zorunluluk haline dönüşmeye başlayınca sağlık sorunları artmaya başlar. Özellikle güzelliğin “Altın Oran”ı kuralında doğuştan gelen özellikler her zaman bizler açısından daha ağır basmaktadır. Ama ruhsal olarak kişinin kendini iyi hissetmesi adına estetik ile yardımcı olmak aynı zamanda görevimizdir.

    Yazının devamı...