• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Türkiye dünya tarımının neresinde?

    Antalya’da hafta sonu yapılan Türkiye Hububat Kongresi’nden sonra bugünkü yazımıza bir soru ile başlayalım:

    “Türkiye dünya tarımının neresinde?” diyelim.

    Bu sorunun yanıtını, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri İlknur Menlik’ten alalım. Kongrede onun ilgiyle dinlenen konuşmasında yer alan bir veri ile başlayalım.

    2020 yılında dünya genelinde tarım ve gıda ürünlerinin toplam ithalatı 1.6 trilyon doları aştı. Yani 2020 yılında dünya ülkeleri kendileri dışındaki ülkelere tarım ve gıda ürünleri için 1.6 trilyon dolar ödedi. Bu ödeneğin yüzde 75’lik kısmını dünyanın dört önemli ülke grubu yaptı. Bunlar “Avrupa Birliği, Amerika, Ortadoğu ve BRICS (Rusya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Brezilya)”.

    Bu grubun içinde 600 milyar dolarlık aslan payını Avrupa Birliği alıyor.

    Arkasından da 299 milyar dolarla Amerika geliyor.

    BEŞ ÜRÜN GRUBU

    Bu para (1.6 trilyon dolar) ise beş ürün grubu içinde dolaştı; yaş meyve ve sebze, et ve sakatat, meşrubat ve alkollü içkiler, yağlı tohumlar ve bitki tohumları, balık ve deniz kabukluları. Asıl sorun dünyanın en çok para ödediği ürün gruplarında Türkiye olarak nerede olduğumuz. Yaş meyve ve sebzede ilk beşte yokuz, et ve sakatatta zaten yokuz. Üç tarafımız denizlerle çevrili ama balık ve deniz ürünlerinde de yokuz.

    Yağlı tohumları konuşmuyoruz bile, zaten dünya da yağlı tohum üretiminde olmadığımızı kendimiz de biliyoruz. Yağlı tohum üretimimiz bize yetmiyor. Meşrubat ve alkollü içkilerde olabilir miydik? Belki ama orada da yokuz.

    Dünyada yaş sebze ve meyve ihracatında 8. sırada yer alıyoruz.

    NELER EKSİK VE YANLIŞ

    Hadi Amerika, Çin ve Meksika’yı bir kenara bırakalım. Kıta Avrupası’nın en büyük tarım ülkesi olan Türkiye’nin, en azından Hollanda ve İspanya’ya göre neleri eksik ve yanlış yaptığını sorgulamamız gerekmiyor mu?

    Tarım ve gıda ürünlerinde ‘küresel ligde’ söz sahibi olmak istiyorsak, bakış açımızı (tarladan sofraya) dediğimiz yerden yine (tarladan ihracata) çevirmemiz gerekli diye bakmak durumundayız.

    Böyle baktığımızda küresel ticaretin kuralları her geçen yıl zorlaşıyor.

    Her şeyden önce hayatımızdan bundan sonra hiç çıkmayacak iklim değişikliğine bağlı küresel sorunlar ve bu sorunların önüne geçebilmek için küresel yaptırımların arkası bundan sonra kesilmeyecek. Yani oyunun kuralları ağırlaşacak.

    Türkiye, küresel tarım ve gıda ticaretinde var olabilmek için pusulasını birincil üretime çevirmek zorunda. Buradaki kalite ve ölçek meselesini mutlak surette çözmek zorunda. Aksi takdirde bırakın küresel oyuncu olmayı, kendi gıda güvencenizi sağlamakta bile büyük zorluklarla karşı karşıya kalacağız.

    TRAKYA’DA HEM DOĞA HEM TALAN VAR

    CHP PM Üyesi ve Tekirdağ Milletvekili Dr. Candan Yüceer, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde “Ergene Nehri”nin, Ergene Havzası’nın yıllardır verilen sözlere rağmen temizlenemediğini hatırlatarak, “Ergene, hâlâ kapkara akmaya, kanser saçmaya devam ediyor. Diğer taraftan Ergene’de birinci sınıf tarım arazisine plastik sanayi tesisi yapılmak isteniyor. Trakya insanına bu gareziniz niye Sayın Bakan?” dedi.

    “AKP iktidarının başından bu yana sekiz Sayın Bakan bu görevi ifa etti, siz sekizincisiniz. Değişmeyen bir şey var: Ergene’nin durumu” dedi.

    Dr. Yüceer, sözlerini şöyle sürdürdü:

    Trakya için sözde koruma planları yapıldı, Ergene Nehri’nin içilebilir hale geleceği, yüzülebileceği söylendi ‘Temizlendiğinde 22 çeşit balık tutulabilecek’ denildi, ‘Haliç’i nasıl temizlediysek Ergene Nehri’ni de öyle temizleyeceğiz’ diye on yıl önce en üst makamdan söz verildi. Sonuç, elde var sıfır.

    KANSER VAKALARINDA PATLAMA

    Ergene’nin geçtiği Tekirdağ, Kırklareli, Edirne içerisindeki nehir havzasında 1.5 milyondan fazla insan yaşıyor. 3.409 sanayi tesisinin tüm atıksuları maalesef Ergene’ye veriliyor. Kirlilik öyle bir boyuta ulaştı ki bölgedeki kanser vakalarında şu an patlama yaşıyoruz.

    19 yılda kirliliğin azaltılamamasına ne demeli? Yani başarısızlık mı diyelim, basiretsizlik mi diyelim, isteksizlik mi diyelim? Sanıyorum, hepsi birden.

    Ergene Karamehmet Mahallesi, Marmaracık mevkisinde 2.800 dekara, birinci sınıf tarım topraklarına yapılmak istenen plastik sanayi tesisi PAKOP. Hemşerilerimiz, ‘Buğdayın üzerine beton dökecekler Vekilim’ diyorlar. ‘Bölgedeki diğer OSB’ler dolmadan birinci sınıf tarım arazisi, böyle bir tesisin kurulması mevzuata da hukuka da aykırı’ diyor, odalar, STK’lar. İnsan sormadan edemiyor, Trakya insanına bu gareziniz niye Sayın Bakan?

    1 yanlış 4 doğruyu götürmüyor
    SORUNUMUZ ENERJİ MESELESİ

    TÜRKİYE’nin 7 Ekim 2021’de onayladığı “Paris İklim Anlaşması”, akıllara öncelikle enerji meselesini nasıl çözeceğimiz sorusunu getiriyor. Mevcut kurulu gücümüzün 98 bin MW olduğu, bunun da neredeyse yarısının yani 45 bin MW’lik bölümünün termik kaynaklı olduğunu düşünürsek, önümüzde her şeyden önce milyarlarca dolarlık bir temiz enerji üretim maliyeti var.

    Elbette her kuruşuna değer ancak sorun bununla kalmıyor. Tüm sektörlerde temiz üretime geçişin maliyetini arka arkaya yazdığımızda önümüzdeki 10 yılda karşımıza kabaca dönüşüm için 100 milyar dolarlık bir maliyet çıkıyor. Bu maliyet Türkiye’nin sadece küresel ticarette söz sahibi olabilmesinin maliyeti değil. Türkiye dünyada iklim değişikliğinden en fazla etkilenen coğrafyada! Dolayısıyla kendi varlığını devam ettirebilmesi için de yolunu temiz üretim için gelişimine çevirmek zorunda. Bu zor yolda elimizdeki tek pusula bilim. Mucizelerin olmadığı zor ve zahmetli olan bir yola sokar bizi bilim çoğunlukla. Çözüm önerileri de genellikle can sıkıcıdır. Ama onun gösterdiği yoldan gittiğimizde en azından boşa zaman yitirmeyiz. Zira, sınavımız zor bir sınav. Süremiz de çok kısıtlı. Bir yanlış dört doğruyu götürmüyor. Bir yanlış bin doğruyu yerle bir ediyor.

    MÜTEDEYYİN HESABI TUTAR MI?

    CHP’de Kılıçdaroğlu’nun ‘Helalleşme’ çıkışı ile ilgili konuşan pek yok. Eski milletvekili Av. Ziya Yergök’den başka Örsan K. Öymen de ‘Millet İttifakı’nın adayı’ başlıklı bir yazı ile Kılıçdaroğlu’na tepki gösterdi. Tartışmaya, CHP’nin mütedeyyin-muhafazakâr kesimden oy beklentisi nedeniyle kimse sesini çıkaramıyor.

    Partide de artık bir Hüsamettin Cindoruk, bir Ahmet Tahtakılıç gibi siyasetçiler yok.

    CHP’nin sorumluluk taşıyan isimleri nerede? Nerede kaldı CHP’nin ilkeleri, Atatürk’ten gelen geleneksel yapısı!

    Toplum da refleksini kaybetti.

    Bastırılmış ve susturulmuş toplum budur.

    İttifakta ‘helalleşmeyi’ yapacak parti ve onların liderleri var.

    Örsan Öymen’in Cumhuriyet’te önceki günkü yazısını bulup okuyun!.

    BİR ÖNCEKİ YILI ARIYORUZ

    44 yaşındayım ve 30 senedir arazideyim. Her geçen yıl bir öncekini aratıyor ne yazık ki! Hayvansal aynı olan ve bir sene sonra ancak ödenen gübre/mazot desteği.  Çağlayan ÇAY-Tarım Editörü

    Diğer Yeni Yazılar

    BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİNİZ

    2022'de Marmara Denizi'ni neler bekliyor? İşte merak edilen her şey!
    Yarı yıl tatilinde çocuğunuzla birlikte katılabileceğiniz online atölyeler
    Eğitimde fırsat eşitliği için %100’e varan burs imkanlarını keşfedin!
    Sistem altyapılarınız için yeni yapay zeka teknolojisini keşfedin!
    Sevdiklerinizi aynı masada buluşturacak 5 pratik yemek tarifi!

    Yazarın Diğer Yazıları

    1. İlişkilerde en yaygın problemler
    2. Psikoloğa gitmem gerektiğini nasıl anlarım?
    3. İletişimdeki aktarım bütün ilişkimizi etkiliyor
    4. Onay bağımlılığı
    5. Çocuklarına bağıran anneler olmayın