• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Galataport’taki oteli Hong Kong’daki depoda test ediyor

    - Burada şimdiye kadar ülkemize gelmemiş lüks bir otel markası olmalı.

    Doğuş ve Galataport’taki küçük ortağı Bilgili Holding’in oluşturduğu ekip, Şahenk ve Bilgili liderliğinde otel markası araştırırken, farklı yabancı gruplar kapılarını çaldı. Bunlar arasında Peninsula Grubu da vardı. Peninsula Hotels’in bağlı olduğu Hong Kong-Shanghai Hotels’in CEO’su Clement Kwok başkanlığındaki bir ekip 2014 ilkbaharında Galataport projesinin gerçekleşeceği alanı görmeye geldi.

    O günlerde gümrüklü sahaya giriş izni birkaç gün sürdüğü için Kwok ve ekibi tekne turuna çıkarıldı, Galataport alanı denizden gösterildi. Ayrıca Merkez Han’ın terasına çıkıp, karadan da alan incelendi. Kwok, tur sonrası sinyali verdi:

    - Peninsula’nın burada olmasını isteriz.

    Kwok, daha sonra Doğuş ve Bilgili yönetimine şu mesajı iletti:

    - Patronumuz Michael Kadoorie de projenin gerçekleşeceği alanı bizzat görmek istiyor.

    Kadoorie, Şahenk ve Bilgili’ye konuk oldu. Galataport alanını inceledi, kararını kısa sürede bildirdi:

    - Biz buraya sadece marka ve işletmeci olarak değil, yatırımcı olarak da gelmek isteriz.

    Kadoorie’nin bu yaklaşımı Şahenk ve Bilgili açısından rotayı Peninsula’ya çevirdi:

    - Başka otel zincirleriyle görüşmemize gerek kalmadı. Peninsula ile ortaklık koşullarını görüşüp, imzayı atabiliriz.

    Görüşmeler sürerken Şahenk ve Bilgili de Hong Kong’da Kadoorie’ye konuk oldu. Sonunda imzalar atıldı:

    - Peninsula Grubu, Galataport’taki otelin yatırımına da yüzde 50 payla ortak olacak. 300 milyon Euro’luk yatırımın 150 milyon Euro’sunu Peninsula Grubu karşılayacak.

    Doğuş Holding Başkanvekili Hüsnü Akhan, Doğuş Yayın Grubu Başkanı Nafiz Karadere, Galataport Genel Müdürü Erdem Tavas, Genel Müdür Yardımcıları İrem Yücel Kaymak ve Figen Ayan’ın katıldığı Galataport tanıtım buluşmasında Bilgili’ye Peninsula Grubu’nun ilk anlaşmadan bu yana geçen süreçteki tutumunu sordum, anlattı:

    - 15 Temmuz hain darbe girişimi, terör, döviz kurlarındaki aşırı dalgalanma dönemleri gibi sancılı günler Peninsula’yı Galataport’taki otel yatırımı konusunda en küçük tereddüte düşürmedi. Yatırım paylarını günü geldikçe aktardılar.

    Bilgili, Kadoorie’nin detaycılığını paylaştı:

    - Sir Kadoorie, dünyada markasını verip, işletmesini üstlendiği otellerin yapım aşamasında bir örnek odayı test ediyor. Örnek oda, Hong Kong’daki bir depoya orjinal ölçü ve eşyalarıyla kuruluyor. Sir Kadoorie, o odada eşiyle bir gece kalıyor, takıldığı bölümleri ekibe iletiyor.

    Ardından ekledi:

    - Galataport’taki Peninsula’nın bir örnek odasını Hong Kong’da Sir Kadoorie’nin deposunda yaptık. Aynı testi bizim otel için de yapıyor.

    Akhan, Kadoorie’yle ilgili şu ayrıntıyı aktardı:

    - Kadoorie ailesi Irak asıllı Musevi ve İngiltere vatandaşı. Türkiye’yi kendilerine çok yakın hissediyorlar.

    Bilgili, noktayı şu mesajla koydu:

    - Yabancı otel zincirleri genelde işletmeciliği tercih eder. Peninsula’nın İstanbul’da yatırımcılığı da seçmesi büyük önem taşıyor.

    Peninsula’nın yatırıma 150 milyon Euro’luk payla girmesi, turizm açısından İstanbul ve ülkemizin dünyadaki önemini güçlü şekilde işaret ediyor...

    YERALTINA İNMEK 85 MİLYON EURO EK MALİYET ÇIKARDI

    GALATAPORT Genel Müdürü Erdem Tavas, Genel Müdür Yardımcıları İrem Yücel Kaymak ve Figen Ayan, maket başındaki sunum sırasında sıklıkla şu noktanın altını çizdi:

    - Dünyada ilk kez kruvaziyer gemi yolcularını yeraltındaki bir yolcu salonunda karşılayacağız. Miami’de katıldığımız fuarda projemizin bu yönü ve gümrüklü saha kapakları çok dikkat çekti.

    Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Hüsnü Akhan’a yolcu salonunun deniz seviyesinin altına yapılmasının çıkardığı ek maliyeti sordum, anlattı:

    - Yolcu salonunu yeraltında inşa etmek için 29 metre derinliğinde koca bir havuz oluşturduk. O havuzun içindeki suyu, denize tahliye ettik. Sonra da yolcu salonu inşaatına başladık. Bunun bize ek maliyeti 85 milyon Euro’yu buluyor.

    İSTANBUL MODERN’İN 22.5 MİLYON DOLARINI BİZ KARŞILIYORUZ

    GALATAPORT’un
    1.5 milyon liraya mal olan maketi önünde sunumu izlerken Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Hüsnü Akhan’a sordum:

    - İstanbul Modern’in Galataport projesi içinde kalan yeni binasının yatırım maliyetini kim karşılıyor?

    Akhan yanıtladı:

    - İstanbul Modern’e ana sponsor olduk. 45 milyon dolarlık bina yatırımının yarısını biz karşılıyoruz.

     

    Yazının devamı...

    150 milyon dolarlık ‘start-up ligi’nde Türkiye öne çıktı

    - Philip Morris International Equity Partner (PMEP), grubumuzun girişimci şirketlerin inovatif projelerine yatırım sağlamak için kurduğu bir girişim sermayesi şirketi. PMI’ın kendi değer zincirine etki edebilecek girişim firmalarına yatırım yapmak için de 150 milyon dolarlık bütçe ayırdı.

    PMEP’in dünyada 11 firmaya yatırım yaptığını irdeledi:

    - PMEP, farklı ülkelerde kuracağı yatırım ortaklıklarıyla hem PMI’ın global vizyonuna hizmet edecek yenilikçi fikirlerle işimizi geliştirmeyi hem de yerli fikirlere yatırım yaparak ülkelerin ekonomisine katkı sağlamayı hedefliyor.

    Philip Morris Türkiye’nin start-up’larla ilişkisini gözden geçirdi:

    - Philip Morris Sabancı olarak değer zincirlerimizin dijital dönüşüm sürecinde yenilikçi çözümlerden destek almak için start-up’larla çalışıyoruz.

    İşbirliği yapılan start-up sayısına dikkat etti:

    - Geleneksel kanalda bayilerimizin kullandığı dijital platformumuzun geliştirilmesi için 10 farklı start-up ile işbirliği yapıyor, yeni projelere imza atıyoruz.

    Ardından şu kararı verdi:

    - PM Equity Partner’la ülkemizde yarışma düzenleyelim. Philip Morris International’ı ülkemizdeki start-up’larla buluşturalım.

    Yarışma bir süre önce gerçekleşti:

    - PMI, Türkiye’deki start-up’ların geliştirdiği yenilikçi teknoloji ve projeleri gördü. Ülkemizdeki girişimciler de yurtdışındaki destek fırsatlarını değerlendirme şansını yakaladı.

    Philip Morris Sabancı, yarışma için İTÜ Teknokent ve Yıldız Teknik Teknopark’la ortak çalıştı:

    - 10 finalist, yarışmada tedarik zinciri, finans teknolojisi, görüntü tanıma ve yapay zeka alanında projelerini sundu.

    Filiz Yavuz Diren, PMEP ekibiyle yarışma sürecinde sohbet ederken şunu gördü:

    - Türkiye, PMEP çerçevesinde start-up’ların girdiği yarışmayı düzenleyen ilk birkaç ülke arasında yer alıyor.

    Sohbete katılanlar şu noktanın altını bir kez daha çizdi:

    - Start-up’larla büyüyerek, start-up’ları da büyütmek artık büyük firmaların önemli bir stratejisi.

    Filiz Yavuz Diren de benimsedikleri aynı yöndeki stratejiyi paylaştı:

    - Start-up’ları desteklemek Philip Morris Sabancı’nın da öncelikleri arasında yer alıyor.

    Ülkemizdeki girişimciler, start-up’lar işe sıkı sarılırsa PMI’ın 150 milyon dolarlık kaynağından iyi pay alma şansını yakalar mı?

    2 MİLYAR DOLARLIK TÜRK TÜTÜNÜ ALDI

    PHILIP Morris Sabancı Genel Müdürü Filiz Yavuz Diren, geçen haziran ayında Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) töreninde şirketin 26 ülkeye 206 milyon dolarlık sigara ihracatıyla ödülü alırken 10 yıllık süreci düşündü:

    - Philip Morris, son 10 yılda Türkiye’den grubumuzun dünyadaki fabrikalarında kullanılmak üzere 2 milyar dolarlık oriental tip tütün alımı yaptı.

    Bunun ne anlama geldiğini çiftçi sayısıyla ölçtü:

    - Ülkemizde 60 bin tütün çiftçisiyle bağımız var.

    İzmir Torbalı’daki fabrikanın, PMI’ın en büyük tesisi olduğu aklına geldi:

    - Ülkemize yaptığımız yatırım 1.1 milyar doları buldu. Bunun 500 milyon dolarlık bölümü son 10 yılda gerçekleşti.

    EMİNE ERDOĞAN’I DİNLEDİ, OFİSTE ÇÖP KUTUSU BİTTİ

    PHILIP Morris Sabancı Genel Müdürü Filiz Yavuz Diren, Amerikalı şirketlerin yöneticileriyle birlikte bir süre önce Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne konuk olduklarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ı dinlerken “sıfır atık”la ilgili şu sözünü özellikle not etti:

    - Külliye’de hiç çöp kutusu göremezsiniz. Sadece geri dönüşüm kutuları var.

    2 ay önce Philip Morris Sabancı’nın İstanbul merkez ofisindeki çöp kutularını kaldırtıp, bazı noktalara geri dönüşüm kutuları koydurdu. Karşı çıkanlara da örneği gösterdi:

    - Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde de çöp kutusu kullanılmıyor. “Sıfır atık” için bu adım önemli.

    400 MİLYON DOLARLIK SOSYAL SORUMLULUK 

    GEÇEN perşembe akşamı “15. Bodrum Müzik Festivali”nin açılışında Fazıl Say’a “Onur Ödülü”nü veren Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Hüsnü Akhan, grubun sosyal sorumluluğa ayırdığı kaynak üzerinde durdu:

    - Kurucumuz rahmetli Ayhan Şahenk’in çizdiği yol haritasını izleyerek sosyal sorumluluk projelerine katkı vermeyi sürdürüyoruz. Grubumuzun sosyal sorumluluk projelerine ayırdığı kaynağın tutarı toplam 400 milyon dolara ulaştı.

     

    Yazının devamı...

    MESS, ‘model fabrika’ ile 40 bin işçiye ‘sınıf’ atlatacak

    - Yeni nesil işveren sendikacılığı yapmalıyız. Endüstri 4.0 ve dijital dönüşümü dikkate alarak yeni yol haritamızı çizmeliyiz.

    O dönemde bu yaklaşıma uygun atılan adımlardan biri şu oldu:

    - MESS olarak kendi kaynaklarımızla bir teknoloji merkezi kuralım, üye şirketlerimizin hizmetine açalım.

    Teknoloji merkezi konusunda hazırlıklar yapılırken işin çerçevesi büyüdü:

    - Bir model fabrika kuralım. Özellikle KOBİ düzeyindeki üyelerimizin mavi yakalı çalışanlarının eğitimine kapı açalım.

    MESS yönetimi “model fabrika” konusunu bir yandan üyelerine açarken, diğer yandan yer belirlemede şu yöntemi izledi:

    - Model fabrikayı kurmak için önceliğimiz ucuz arsa değil, üyelerimizin çoğunluğuna mesafesi olacak.

    Bu anlayışla adres belirlendi:

    - MESS, kendi kaynaklarını kullanarak Ataşehir’in (İstanbul) merkezinde bir arsa aldı.

    Arsanın alımıyla birlikte model fabrika adımları hızlandı:

    - 7 bin metrekarelik model fabrika, tüm metal sektörünü kapsayacak. Dünyada en büyükler arasında yerini alacak.

    Model fabrika tasarlanırken endüstri 4.0 düzeyinde üretim planlandı, hedef belirlendi:

    - MESS’in model fabrikasında yılda üye şirketlerin 35-40 bin mavi yakalı personelini endüstri 4.0’a göre eğitecek. Yeni dönem üretim modeline geçişe hazırlayacak.

    Bu hazırlıklar yapılırken şu anlayıştan hareket edildi:

    - “Fabrikalarda robotlar, yani ‘metal yaka’lar öne çıkacak, mevcut mavi yakalılar işsiz kalacak” diyerek dönüşümü beklemek yerine mevcut personeli yeni döneme hazırlamak gerekiyor.

    Özgür Burak Akkol, MESS’de Başkanlık görevini devralınca model fabrikaya daha da odaklandı:

    - Endüstri 4.0 dünyada yeni bir yarış başlattı. Bu yarışa adapte olan kazanacak.

    2020’nin haziran ayında hizmete girecek model fabrikanın maliyeti konusunda yönetim kurulu bilgilendirildi:

    - Robot kollardan konveyör ve stoktan bantlara parça taşıyan araçlara kadar birçok bölüm oldukça uygun fiyatlarla alındı. Bazı parçalar bağışla sağlandı. Yine de şu ana kadar 200 milyon lira harcadık.

    MESS’e üye 215 şirket model fabrikayı, örnek üretim, personel eğitimi gibi alanlarda kullanacağı için memnuniyetle karşılıyor...

    MESS’le sözleşme masasına oturan işçi sendikaları, “İşveren sendikası, üyelerimizin yeni üretim modeline göre eğitiyor, işlerini kaybetmemeleri için çaba harcıyor” diye düşünür mü?

    İşçi sendikaları, “Bırak model fabrikayı, işçiye daha iyi ücret ver” der mi?

    130 BİN İŞÇİNİN ‘TAMAMLAYICI SİGORTA’SINI MESS ÖDÜYOR

    KOÇ Holding İnsan Kaynakları Direktörü Özgür Burak Akkol, MESS yönetimine girdiğinde şu öneriyi gündeme getirdi:

    - MESS üyesi iş yerlerinde çalışan mavi yakalıların “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası”nı işveren sendikası olarak biz yapıp, ödeyelim. Yılda işçi başına 500 lira ödeyeceğiz. İşçilere özel hastanelerin yüzde 95’inin kapısı açılacak.

    Bazı şirketlerden itiraz geldi:

    - Bu durumda beyaz yakalıları da bizim ödememiz gerekecek. Bize ekstra yük çıkarmayın.

    Karşı çıkan şirketlerin büyük bölümü ikna edildikten sonra MESS, 130 bin yakın mavi yakalı işçinin “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası”nı 2017-2019 dönemi toplu iş sözleşmesine koydu. Bu sigortaya 105 milyon lira bütçe ayırdı. Akkol, MESS Başkanlığı’nı devralınca sigortanın etkisini merak etti, şu bilgiyi aldı:

    - 130 bin işçi, yaptırdığımız sigorta sayesinde özel hastanelerin yüzde 95’inde sağlık hizmeti alabilir hale geldi. MESS’e üye iş yerlerinde mavi yakalıların iş değiştirme sıklığı yarı yarıya azaldı.

    Kısa süre önce Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanlığı görevini de devralan Akkol, şunu düşündü:

    - TİSK üyesi diğer işveren sendikaları da “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası”nda MESS modeline geçse, 2 milyon mavi yakalı bu önemli fırsatı yakalamış olur.

    Diğer işveren sendikaları bu adımı atar mı?

    5 BİN MESLEK LİSESİ ÖĞRENCİSİNE BURS

    MESS ve TİSK Başkanı Özgür Burak Akkol, MESS yönetimine girdiği ilk günlerden itibaren işçi-işveren ilişkisine bakışını şöyle paylaştı:

    - Bir işçinin işini içten yapması ile işten atılma korkusu yaşayarak yapması arasında büyük fark vardır. Benimsenerek yapılan işte verim ve kalite yüksek olur.

    MESS’in üye iş yerlerinde çalışan mavi yakalıların meslek lisesindeki çocuklarına burs vermesinin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtti:

    - Çocuğu sendikamızdan burs alan işçinin çalıştığı işyerine aidiyeti artar.

    Başkanlığı devraldığında burs verilerine baktı:

    - Sendikamız şu anda 5 bin meslek lisesi öğrencisine yılda 10 x 250 lira burs veriyor. 4 yılda bursa ayırdığımız kaynak 20 milyon lirayı buldu.

    Burs için yeni hedefi de koydu:

    - Burs verdiğimiz meslek lisesi öğrencisi sayısı 15 bini bulacak.

    Meslek lisesi öğrencilerine burs, ara eleman sıkıntısının çözümüne de katkı yapar mı?

     

    Yazının devamı...

    Batı Afrika’ya çelik ihracatını ‘Heybe’ taşıyacak

    - Batı Afrika’daki ülkelerin yıllık çelik ithalatı 6 milyon tonu buluyor. Biz bu pazardan yüzde 10 pay alıyoruz. Bunu artırmak için bir plan yapalım.

    Bunun üzerine ilk yaptıkları iş, söz konusu ülkelere dönük lojistik konusuna eğilmek oldu:

    - Nijerya, Gana, Fildişi, Senegal, Kamerun ve Angola’ya çelik ihracatını artırmak için farklı bir lojistik planı yapmamız lazım.

    Bölgeye çelik ihracatındaki navlun giderlerine bakıldı:

    - Batı Afrika ülkelerine ton başına 60-70 dolarlık navlun bedeli, ihracat fiyatımızı da yukarıda tutuyor. Bunu indirmenin yolunu bulalım.

    Dernek yönetimi ve üyeleri sonunda şu karara vardı:

    - Batı Afrika ülkelerine lojistik maliyetini düşürmek için bir şirket kuralım. Şirkete hepimiz yüzde 1’er hisse ile ortak olalım.

    Şirketin adı şöyle belirlendi:

    - Heybe Line...

    Mehmet Murat Özkarakaş, “Heybe Line”ın taşıma mantığını açtı:

    - Heybe Line, çok küçük volümlerde ihracat yapacak şirketlerin yükünü de aynı gemiye alabilmeli.

    Ekinci, “küçük volüm”ün adını koydu:

    - Yani, 100 tonluk ihracat da “Heybe Line”ın gemisine yüklenebilecek.

    Mehmet Çakmur, bu modelin farkını şöyle ortaya koydu:

    - “Heybe Line” gemileri dökme yük mantığı ile çalışacak. Yani, çividen inşaat demirine kadar her ürün gemiye konteynerle değil, açık yüklenecek.

    Ekinci, şirketin adı için şu yorumu yaptı:

    - Amacımız Türkiye’yi, ihracatımızı sırtlamak...

    Dernek yönetimi “Heybe Line” için yol haritasını şöyle çizdi:

    - Küçük hisselerle ortak olacağımız şirket “düzenli hat” kuracak. Dökme/kuru yük gemileri kiralayarak navlun giderlerinde toptan tasarruf sağlayacak. Ayrıca, hedef ülkelerde boşaltma limanlarında depo hizmetleri vererek ihracatta rekabet gücümüzü artıracak.

    Ekinci, navlun maliyeti iyileşmesi konusunda tahminde bulundu:

    - “Heybe Line”ın uygulayacağı formülle Batı Afrika ülkelerine çelik ihracatında ton başına navlun bedeli devlet desteği hariç 40-45 dolara inebilir.

    İhracat artış beklentisini de yönetim kurulundaki arkadaşlarıyla paylaştı:

    - 2 yıl içinde söz konusu bölgeye ihracatımız 1 milyon 250 bin tonu bulur.

    Çok ortaklı “Heybe Line”ı öğrenince aklıma Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) öncülüğünde kurulup, bir zamanlar öne çıkan GSD Dış Ticareti geldi...

    Bakalım çelik sektörü “Heybe Line”la nasıl yol alabilecek?

    DEVLET ‘HEYBE’Yİ DESTEKLER Mİ

    ÇELİK Dış Ticaret Derneği Başkanı Namık Ekinci, “Heybe Line”a derneğe üye şirketlerin ortaklığın yanısıra hükümetin de destek vermesini beklediklerini belirtti:

    - Devlet, kurulacak çok ortaklı şirkete mali destek verirse, Batı Afrika’da rekabet gücümüz artar.

    “Heybe Line”ın yararlarına işaret etti:

    - Bilhassa Orta Asya cumhuriyetlerinden Afrika’ya transit yük taşımacılığında limanlarımız kullanılacak. Böylelikle Türk limanlarının bölgesel transit merkezi olma hedefine katkı sağlarız.


    ANAM BENİM

    MİLLİYET Gazetesi Ekonomi Servisi’nde çalıştığım dönemde, 1990 yılı ocak ayında Pet Holding’ten davet aldım:

    - İnşaat şirketimiz Sibirya’da bir hastane ihalesi kazandı. İmza törenine birlikte gidelim.

    Önce Moskova’ya gidip, oradan hastanenin yapılacağı bölgeye geçecektik. Moskova’ya gittik. Hava koşulları uygun olmadığı için imza töreni Moskova’da gerçekleşti. Pet Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güntekin Köksal ile eşi Pınar Köksal’ı o seyahatte tanıdım. İlk karşılaşmada Pet Holding Başkan Yardımcısı Pınar Köksal’ın müzisyen yönünü pek konuşmamıştık.

    24 Ocak 2014’te anamın vefatı üzerine Pınar Hanım’dan çok anlamlı bir başsağlığı mesajı aldım. Pınar Hanım, mesajına sözleri Ümit Yaşar Oğuzcan’a bestesi kendisine ait kendi sesinden bir şarkıyı da eklemişti:

    - Ey saçları tel tel gümüş, anam benim...

    Şarkının notalarını ve sözlerini de ayrı bir dosyaya eklemişti. İlk dörtlüğü şöyle:

    Ey saçları tel tel gümüş

    Anam benim anam benim

    Acı çekmiş cefa görmüş

    Anam benim anam benim

    Pet Holding’e 30 yıldır danışmanlık yapan Bengü Bilik’ten 19 Ağustos Pazartesi günü mesaj geldi:

    - Pet Holding Başkan Yardımcısı, besteci Pınar Köksal’ın vefatını üzülerek bildiriyorum.

    Pınar Hanım’a Allah’tan rahmet, Güntekin Bey ve ailesine sabır diliyorum...

    Yazının devamı...

    Dünya Süt Zirvesi İstanbul’da toplanıyor

    Tarım Bakanlığı’nın da desteğini alan ASÜD, IDF’in her yıl farklı bir ülkede gerçekleştirdiği “World Dairy Summit”e (Dünya Süt Zirvesi) Türkiye’de ev sahipliği yapmak üzere ilk andan itibaren çalışmalara başladı.

    İlk dönemde Ali Ülker’in, halen de Harun Çallı’nın başkanlığını yürüttüğü ASÜD, 2011’de IDF’deki üyeliği, sektörün çatı örgütü olan Ulusal Süt Konseyi’ne (USK) devretti. Çallı’nın 3 dönem başkanlığını yürüttüğü USK da IDF toplantılarına her gittiğinde talebini gündeme getirdi:

    - Dünya Süt Zirvesi’ne ev sahipliği yapmak istiyoruz.

    Derken hasretle bekledikleri karar, IDF’in 2016’daki toplantısında alındı:

    - 2017 yılı Dünya Süt Zirvesi Türkiye’de yapılacak.

    Ancak, USK ve ASÜD’ün 2017’de “Dünya Süt Zirvesi”ne ev sahipliği yapma sevinci kısa sürdü, IDF karar değiştirdi:

    - Üyelerimiz terör tedirginliği yaşıyor. “2017 Dünya Süt Zirvesi”ni İrlanda’da yapacağız.

    USK yönetimi, IDF’deki lobi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Dünya süt patronları, 2019 için kararını verdi:

    - “2019 Dünya Süt Zirvesi” 23-26 Eylül’de Türkiye’de yapılacak.

    IDF ekibi, karar sonrası USK’nın davetiyle Türkiye’ye geldi. Zirve için aday 3 kenti, İstanbul, İzmir ve Antalya’yı gezdi, toplantı salonlarına baktı, adresi belirledi:

    - Zirvemizi İstanbul’da yapacağız.

    Ulusal Süt Konseyi Başkanı Sabit Karaca, hemen davetini yaptı:

    - İlk defa ev sahipliğini yapacağımız katılımcı profili oldukça güçlü “Dünya Süt Zirvesi”ne Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımını çok arzu ediyoruz.

    Karaca, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’a da davet mektubunu gönderdi. Mektupta IDF ile ilgili şu bilgilere yer verdi:

    - 45 ülkenin üye olduğu IDF, dünyada üretilen sütün yüzde 75’ini temsil ediyor. IDF, uluslararası gıda mevzuatının oluşturulmasında rol oynayan ISO, CodexAlimentarious, FAO ve Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşlarla yakın işbirliği içinde bulunuyor.

    Zirveye katılımcı sayısına dikkat çekti:

    - IDF’in çalışma konularında meydana gelen güncel gelişmelerin ele alındığı zirveye, üreticiler, sanayiciler, araştırma kuruluşları, enstitü temsilcileri ve kamu olmak üzere 50’den fazla ülkeden 2 bin 500 kişiyi aşan katılım sağlanıyor.

    Karaca, davet mektubunu şu mesajla noktaladı:

    - Bu zirve, ülkemizin ve ülkemiz süt hayvancılığının dünyaya tanıtımı açısından oldukça önemli bir fırsat yaratacak.

    IDF, 1964 yılından beri dünyanın çeşitli kentlerinde her yıl “Dünya Süt Zirvesi” topluyor...

    Karaca başkanlığındaki USK ile Çallı başkanlığındaki ASÜD, zirveye ülkemizin ilk kez ev sahipliği yapacak olmasının heyecanını
    yaşıyor. 

     

    AVRUPA SÜT LİGİNDE 3’ÜNCÜ SIRADAYIZ

    AMBALAJLI Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Başkanı Harun Çallı, Türkiye’nin süt üretiminin yıllı 22 milyon tonu aştığını belirtti:

    - Türkiye, dünyanın 8’inci büyük süt üreticisi konumunda bulunuyor. Avrupa’da ise Almanya ve Fransa’nın ardından 3’üncü sırada yer alıyoruz.

    Sektörün uluslararası pazarlarda da kararlılıkla yol aldığını vurguladı:

    - Körfez ülkeleri başta olmak üzere Ortadoğu, Kuzey Afrika ülkeleri, Türki Cumhuriyetler en önemli süt ve süt ürünleri pazarımız. Uzak Doğu ülkelerinden Avrupa’ya, ABD’ye kadar çok sayıda ülkeye ihracat yapıyoruz.

    Sektörün ihracatının son 8 yılda ikiye katlandığını kaydetti:

    - Süt ve süt ürünleri ihracatımız 325 milyon doları buluyor.

     

    SÜTÜN ULUSAL YOL HARİTASINI ÇİZİYOR

    ULUSAL Süt Konseyi Başkanı Sabit Karaca, “Dünya Süt Zirvesi”ne ev sahipliği vesilesiyle USK’nın yapısını anımsattı:

    - USK, süt üreticileri, süt sanayicileri, Tarım ve Orman Bakanlığı, ilgili kurum temsilcileri, araştırma kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları temsilcileri ile ülkemiz süt sektörünün çatı örgütüdür.

    Ardından işlevine değindi:

    - USK, çiğ süt üretim maliyetinin ilan edilmesi, piyasa çiğ süt tavsiye fiyatının belirlenmesi, süt tüketiminin artırılmasına yönelik bilinçlendirme ve tanıtımın yürütülmesi, ülkemizin süt ve süt ürünleri uluslararası ticaretinin geliştirilmesinde rol alıyor.

     

    Yazının devamı...

    ‘Koyun Bilir’le dijital güvenlikte Almanya’dan 50 ülkeye uzandı

    Şirketin ismini Almanların Türklere genelde 3’üncü sınıf insan gibi bakmalarına da hırslanarak belirledi:

    - “Koyun Bilir” diyerek yola çıktım. Şirketin adını KOBİL koydum.

    KOBİL’i kurarken çocukluk yıllarında beynine kazınan uyarıyı anımsadı:

    - İcat çıkarma...

     Kendisiyle aynı kuşakta olanların çoğunun benzeri uyarılarla büyüdüğünü dikkate aldı, şirketin yol haritasını çizdi:

    - KOBİL, icat çıkaracak.

    Dijital güvenlik alanına odaklanan KOBİL’in kurucusu Koyun, 1994’te İstanbul’da şehiriçi ulaşımda kullanılan Akbil’in çipini üretti. Zamanla özellikle bankacılık ve finans sektörünün hizmetlerindeki işlemleri hem kullanıcı, hem de kurum açısından güvenli hale getirmeye odaklandı:

    - Almanya Meclisi, Commerzbank, Allianz, UniCredit, Dropbox gibi bir çok kuruluşun dijital hizmetlerinin siber dünyada korunmasını sağlayan sistemi biz kurduk.

    Şirketin ilk dönemlerinde kart okuyucular alanında fırsat gördü:

    - 15 milyon adet kart okuyucu sattım.

    İsmet Koyun, geçenlerde İstanbul’a gelirken uçakta KOBİL’in bugüne uzanan yolculuğunu gözden geçirdi:

    - KOBİL’in cirosu bir ara 60-70 milyon Euro’yu buldu. Şimdi 40 milyon Euro civarında. 3 yıl içinde yeni ürünlerle 200-250 milyon Euro’yu yakalarız.

    10 ülkede faaliyetlerinin olduğunu irdeledi:

    - Başta merkezimizin bulunduğu Almanya ve ülkem Türkiye olmak üzere Fransa, ABD, Rusya, Ukrayna, İtalya, Çin ve Hindistan’da çalışanlarımız, faaliyetlerimiz var.

    Koyun, Almanya’dan 50 ülkeye ihracat yaptıklarının altını çizip, kendine yeni adres hedefi koydu:

    - Şirketin merkezini ABD’ye taşımakta yarar var. Oradan global yolculuğumuz daha da hızlanabilir.

    Türkiye’deki faaliyetlerine özellikle eğildi:

    - İstanbul Teknokent’te 40 mühendisin çalıştığı bir merkezimiz var. Çalışan mühendis sayısını 100’e çıkarabiliriz. Yani, Türkiye’de büyüyeceğiz.

    Koyun, Almanların Türkleri 2’nci, 3’üncü sınıf insan gördüğü izleniminin verdiği hırsla çalıştı.

    KOBİL’in kuruluş mayasına kompleksten kurtulma, kendini ispat etme ve biraz da isyan duygusunu kattı.

    Dijital dünyada yerini alıp, o dünyanın güvenliğine dönük yeniliklerle Almanya’dan 50 ülkeye uzandı...

    KİŞİSEL VERİLERE ULAŞMAK F-35’TEN DAHA ÖNEMLİ

    KOBİL’in CEO’su İsmet Koyun, dijitalleşmeyle değişen yeni iş ortamını şöyle değerlendirdi:

    - Artık dünyada eski kafa ile iş yapmak imkansız. İş modelleri değişiyor. Müşteri tavırları da ona göre değişim geçiriyor.

    Dünyadaki yeni savaşların bilgi için olacağını savundu:

    - Dünyanın en büyük zenginliği, maden varlığı sayılabilecek şey, insan bilgisi. Yani, kişisel veriler.

    Kişisel verilere sahip olmanın önemini şu örnekle ortaya koydu:

    - Kişisel verilere sahip olmak, F-35 almaktan daha önemli.

    Ardından ekledi:

    - Ülkelerin kendi platformları olmalı. Her ülke kendi bilgilerini saklamalı.

    DIŞARIDAKİ YENİLİKÇİ TÜRK GİRİŞİMCİLERE DESTEK GEREKİYOR

    KOBİL’in CEO’su İsmet Koyun, önerisini ortaya koymadan önce şu noktanın altını çizdi:

    - Ben kendim ve şirketim için bir şey istemiyorum.

    Ardından önerisini açtı:

    - Hükümet, başta Ar-Ge teşvikleri benzeri destekler olmak üzere, teşviklerden yurtdışındaki girişimcileri de yararlandırmalı.

    Konuya şöyle yaklaştı:

    - Çeşitli kurumlar yurtdışında master ve doktora yapanlara burs veriyor. Bu anlayışla ABD’de, Avrupa ülkelerinde umut veren Türk start-up’lara destek verilemez mi?

    ARAPGİR POSTASI 65 YILDIR ÇIKIYOR

    NEW JERSEY’in (ABD) Chatham Beldesi Belediye Başkanı Tayfun Selen’le ilgili “Arapgir Postası okuyor” başlıklı yazım üzerine gazetenin sahibi Kamuran Sezer’den mesaj aldım:

    Arapgir Postası, 1954 yılından beri Arapgir’e hizmet etmeye çalışan bir gazete. 1973’te babamın vefatından sonra gazetemizin yayınını aksatmamaya çalıştık.

    Gazetenin 65 yıl ayakta kalmasında Arapgirli iş insanları ile hemşehrilerinin büyük katkısının olduğunu vurguladı:

    - Gazetemizin en büyük özelliği 65 yıldır gurbetteki Arapgirliler ve Arapgir arasında köprü olması. İlçemizle bu hemşehrilerimizin bağlarının taze tutulması konusunda elimizden gelen çabayı gösteriyor, onlara Arapgir’i unutturmuyoruz.

    Tayfun Selen’e 10 yıldır Arapgir Postası gönderdiklerini belirtti:

    - Tayfun Bey de, babası Sahit Selen de gazetemizin çok iyi okurları arasında yer alıyor.

    Doğu Anadolu’da bir ilçede yayınlanan yerel gazeteyi 65 yıl ayakta tutmak hiç kolay değil...

    Yazının devamı...

    Bölgemizde etkili oyunculuğun yolu Türkiye’den geçiyor

    - Almanya’daki STK’lar, vakıflar ve düşünce kuruluşları ile sürekli irtibatta olup ekonomik ilişkilerin daha da güçlenmesinin kapısını hep açık tutmamız lazım.

    Bu plana uygun olarak Almanya’da söz konusu örgütlerle ikili görüşmelerini sürdürdü, bazı toplantılar düzenlenmesinde rol oynadı. Bir ay önce Onursal Başkanlığını Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder’in yürüttüğü merkezi Berlin’de bulunan Yakın ve Ortadoğu Birliği’nin (NUMOV) toplantısına katıldı.

    Toplantının ana gündem maddesi NUMOV’un kuruluş hedefine uygun belirlendi:

    - Alman şirketleri ile Türk şirketleri özellikle Türkiye’nin yakın bölgesindeki 3’üncü ülkelere dönük birlikte neler yapabilir?

    Toplantıya giderken Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Peter Altmaier ile Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın geçen yıl ekim ayında Ankara’da Joint Economic Trade Committee (JETCO-Ekonomik ve Ticari Ortaklık Komitesi) kurulması için imza attıklarını notları arasına aldı.

    Young, toplantıda öncelikle şu mesajı verdi:

    - Türkiye’ye yatırım için en ideal zaman. Bunu, fiyat açısından söylemiyorum. Başta kaliteli insan kaynağı ve her sektör için yan sanayi ekosisteminin varlığı ve lojistik açıdan söylüyorum.

    Sonra şu yorumu yaptı:

    - İlla aşk yaşamak zorunda değilsiniz. Karşılıklı menfaat dengesine bakacaksınız. Bölgemizde etkili oyuncu olmanın yolu Türkiye’den geçiyor.

    Alman şirketlerinin Afrika ve Ortadoğu ülkelerine Türk şirketleriyle kol kola gitmesi gerektiğini vurguladı:

    - Türk şirketleri Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde iş yapma yetkinliğine sahip. Alman şirketleri de know-how ve finansman bulma gücünü ortaya koyar. Böylece bölgede güzel bir iş modeli oluşturulur.

    Önümüzdeki 10-15 yıla baktı:

    - Irak ve Suriye’de özellikle müteahhitlere, inşaat-yapı malzemeleri sektörüne çok iş çıkar. Afrika ülkelerinde enerji açığının büyük olduğunu dikkate alıp, bu alana yönelmekte yarar var.

    Young, NUMOV toplantısından aldığı notları, İstanbul’da Türkiye-Almanya İş Konseyi’nin rutin buluşmalarında ortaya koydu:

    - Alman şirketlerinin Afrika ve Ortadoğu’da iş yapmak için Türk şirketlerinin tecrübesini yanına alması gerekir.

     Ülkemizdeki yatırımları 3.5 milyar Euro’yu bulan Bosch’un Türkiye ve Ortadoğu Başkanı Young, Türkiye-Almanya İş Konseyi Başkanlığı şapkasıyla ekonomik ilişkilerin daha da güçlenmesi için aralıksız çalışıyor.

    Onun bu çaba ve çalışmaları, iki ülke iş dünyasında etkisini gösteriyor...

    ALMANYA’DA ŞİRKET ALMAK TÜRKİYE’NİN ÜLKE STRATEJİSİ OLMALI

    TÜRKİYE-Almanya İş Konseyi Başkanı Steven Young, Türk şirketlerine Almanya’daki fırsatları anlatırken otomotiv yan sanayinden örnekle söze girdi:

    - Bir Türk yan sanayi şirketinin örneğin BMW’ye parça verebilmesi, kendini kabul ettirmekten onay süreçlerine kadar 3 yılı gibi bir zaman alır.

    Bunun daha kısa yolunun olduğunu belirtti:

    - Almanya’da o sektörde bir şirket almak veya ortak olmak, BMW’nin kapılarını hemen açar.

    Almanya’da nüfusun yaşlandığına işaret etti:

    - Genç kuşaklar babalarının işine devam etmek istemiyor. Bu durum, Almanya’da 10-100 milyon dolar aralığındaki çok sayıda KOBİ’nin Türk şirketleri tarafından satın alınabilmesine kapıyı açıyor.

    Almanya’da şirket satın alma veya ortaklık için yapılması gerekenler konusunda strateji geliştirilmesi gerektiğini vurguladı:

    - Aslında bu iş ülke stratejisi olarak benimsenmeli. Türkiye, Türk şirketlerinin Almanya’da şirket almaları konusunda ülke stratejisi geliştirmeli.

    Young’ın bu yaklaşımını öğrenince Bayraktarlar Holding bünyesindeki Farba’nın Alman stop lambası üreticisi Odelo’yu alıp, Slovenya ve Çin’de büyütme başarısını anımsadım.

    ANA SANAYİDEKİ 1 KİŞİ YAN SANAYİDE 5 KİŞİYE KAPIYI AÇAR

    TÜRKİYE-Almanya İş Konseyi Başkanı Steven Young, Türkiye’de 7 bin Alman kökenli şirketin faaliyet gösterdiğini belirtti:

    - Almanya’dan Türkiye’ye gelen sıfırdan yatırımların toplamı 10.5 milyar Euro’ya ulaşıyor. Türkiye’deki Alman yatırımları çok güçlü.

    Ana sanayi yatırımlarının yan sanayiye etkisini istihdam örneği ile ortaya koydu:

    - Ana sanayi yatırımıyla 1 kişiye açılan istihdam kapısı, yan sanayide 5 kişinin iş bulmasını sağlar.

    Yazının devamı...

    Global yönetimde ‘Türkiye şartı’yla görev yapıyor

    - Best Buy, Darty, ElectroWorld ülkemizde şansını denedi. Bazıları piyasada bir süre tutundu. Ancak, sonunda çekilme yolunu seçtiler.

    MediaMarkt’ın işin peşini bırakmadığına dikkat etti:

    - MediaMarkt, Türkiye’de işin peşini bırakmadığı gibi büyüme stratejisini de sürdürdü. Halen 74 olan mağaza sayımız, bu yılın sonunda 80’i bulacak.

    Kendisinin MediaMarkt Türkiye İcra Kurulu Başkanlığı görevini devraldığı günlere döndü:

    - Ben görevi devralırken 40 mağazamız vardı. 5 mağazayı kapattık. Daha sonra adım adım büyümeyi sürdürdük, 80 mağazaya doğru yol alıyoruz.

    Son dönem tüketici davranışlarını irdeledi:

    MediaMarkt mağazalarını yılda 5 milyon kişi ziyaret ediyor. İnternet sitemize 8 milyon kişi giriyor.

    Müşterilerimiz yılda 1.5 kere alışveriş yapıyor.

    Sepette 2’den fazla ürün oluyor.

    Sepetin parasal büyüklüğü 1000 liraya yaklaşıyor.

    Geçen yıl kendisine MediaMarkt Global İcra Kurulu Üyeliği teklif edildiğinde profesyonel çalışma hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçti:

    - Philips’te İstanbul, Dubai, Viyana ve Amsterdam’da 14 yıl üst düzey görev yaptım. Türkiye’ye dönmeyi düşünürken Doğan Online ve Hepsiburada ile yolum kesişti. Sonra LC Waikiki’nin Yurtdışı Mağazalar Genel Müdürlüğünü yürüttüm.

    MediaMarkt’ın Global İcra Kurulu’nda ilk kez Türk üye olacağını dikkate aldı:

    - Global İcra Kurulu’nda gururla görev alırım. Ancak, Türkiye’deki görevimi bırakmak istemem. Asıl çalışma ofisim İstanbul’da olmalı.

    Grup yönetimi Türkiye kapısını açık tutmayı planladığını aktardı:

    - Biz Türkiye’deki görevini bırakmanı zaten istemiyoruz.

    Türkiye’nin MediaMarkt dünyası içindeki yerini gözden geçirdi:

    - İspanya ve İtalya ile birlikte tepedeki 4 ülkeden biriyiz.

    MediaMarkt’ın Almanya’daki merkezi, Gökyıldırım’a İstanbul’dan koordine etmek üzere iki ülke bağladı:

    - MediaMarkt İsveç ve Yunanistan’ı da ben yönetiyorum.

    Son dönemde bir ülke daha bağlandı:

    - Artık Polonya MediaMarkt’ı da ben yöneteceğim.

    Türkiye’de 26 ilde mağazalarının olduğu üzerinde durdu:

    - Yatırım bizi her daim mutlu ediyor. Mağazalarımız 4 yılda bir yenileniyor. Mağaza başı yatırım 4 milyon lirayı buluyor.

    Türkiye ile ilgili hedefini ortaya koydu:

    - Bulunduğumuz il sayısını 54-55’e, mağaza sayımızı 125’e çıkarırsak, kuvvetli online altyapısı oluşturursak tüm Türkiye’yi kapsamış oluruz.

     Uluslararası şirketlerde Türk yöneticilerin öne çıkmasını, o grupların ülkemize bakışını olumluya dönüştürmede, yatırımların artmasında önemli rol oynuyor.

    Gökyıldırım’ın MediaMarkt’ın 7 kişilik global icra kurulunda yer alması da aynı etkiyi yapıyor...

    ASGARİ ÜCRET TUTTU, TEKSTİL VE DERİDE KONTENJAN DOLDU

    İSTANBUL Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz ile İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Başkanı Mustafa Şenocak’ın sosyal medyada paylaştığı duyuru dikkatimi çekti:

    Çalışmalarımız neticesinde tekstil mühendisliği bölümü doluluk oranları yüzde 42’den yüzde 92’ye çıktı.

    Deri mühendisliği bölümü doluluk oranı yüzde 81’den yüzde 100’e yükseldi.

    Duyurunun teşekkür bölümüne baktım:

    - Bu süreçte sağlamış oldukları destekleri için Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’a, Bakan Yardımcısı Rıza Tuna Turagay’a, YÖK Başkanı Prof. Yekta Saraç’a, YÖK Üyesi Prof. Ömer Açıkgöz’e teşekkür ederiz.

    Söz konusu bölümlerde kontenjan artışını sağlamak için İHKİB, İTHİB ve İDMİB’in önderlik ettiği çalışmanın ne olduğunu anımsamakta yarar var. Birlikler, özellikle tekstil mühendisliği bölümlerini cazip kılmak için şu kampanyayı yaptı:

    Üniversiteye giriş sınavında ilk 20 bine girip, tekstil bölümünü tercih eden öğrenciye asgari ücret düzeyinde maaş bağlanacak.

    İlk 20-50 bine girip, tekstil bölümünü seçen öğrenciye asgari ücretin yüzde 70’i kadar maaş verilecek.

    İlk 50-80 bine girip, tekstil bölümünü tercih eden öğrenciye asgari ücretin yüzde 50’si düzeyinde maaş verilecek.

    Söz konusu öğrenciler, eğitimleri sırasında maaş almanın yanısıra, sektörle bağlantıları yolun başındayken kurulduğu için iş bulmakta da güçlük çekmeyecek.

    İyi bayramlar...

    Yazının devamı...