• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Montajı bile 300 milyon euro

    - Bilgisayar Kontrollü Metal İşleme Makineleri, savunmadan havacılığa, otomotivden medikale kadar tüm sektörler için “stratejik”tir.

    Bu makinelerin Türkiye’de üretiminin çok zayıf olduğunu belirtti:

    - Üretim için kullanılan ekipman ve aksamlarda ithalat bağımlılığı yüzde 80 düzeyinde bulunuyor.

    Türkiye’de kritik ekipman üretiminde yerlilik oranının artması gerektiğini vurguladı:

    - Şu anda yüzde 20 olan kritik ekipman yerlilik oranını en az yüzde 60’a yükseltmek gerekiyor.

    Rapordan Türkiye’de Metal İşleme Takım Tezgahları üretiminin tarihçesine işaret etti:

    - Türkiye’de Metal İşleme Takım Tezgahları üretimi Bimak, Taksan ve Tezsan’ın öncülüğünde başlamıştı. Uzun süre başarıyla yollarına devam ettiler. 1990’ların sonlarına doğru hepsi uluslararası rekabet şartlarına uyum sağlayamadıklarından ekonomik zorluklar ve diğer sebeplerden dolayı kapandı.

    Şu noktanın altını çizdi:

    - Bugün dünya üretiminde büyük paya sahip Tayvan ve Kore gibi ülkelerin, Taksan ve Tezsan’ın başarılı üretim yaptığı dönemlerde ülke olarak bile kurulmamış oldukları dikkat çekiyor.

    Bu noktada kendi sektörlerindeki teşviklerin durumunu ortaya koydu:

    - Türkiye’de son 50 yıldır makine üreten değil, makine alan teşvik edildiği için “üretimin anası” sayılan makine üretimi gelişemedi.

    Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu Bilgisayar Kontrollü Metal İşleme Makineleri üretimi için gereken kaynağı irdeledi:

    - Gerek duyulan ekipmanların üretimi için yaklaşık 10 yıllık süre ve 10 milyar Euro’luk yatırım/Ar-Ge finansmanı gerekiyor.

    Montajın da bu konuda önemli adım sayıldığını kaydedip, ekledi:

    - Gerekli komponentlerin Türkiye’de üretildiği varsayılırsa, bir montaj fabrikası kurulumu için en az 250-300 milyon Euro’luk yatırım gerekir.

    Varlık’a Genel Müdürü olduğu Japon Mazak’ı sordum:

    - Türkiye’de üretimi düşünmez mi?

    Varlık’tan da TİAD Genel Sekreteri Pınar Çetikçi’den de gelen yanıt “temenni” düzeyinde kaldı.

    Bu durumda, temmuz ayı başında Hakan Aydoğdu ile yaptığımız sohbet sonrası yazdığım yazının sonundaki soruları tekrarlamakta yarar var:

    Takım tezgâhının 4-5 dünya devinden biri, 1.3 milyar dolarlık Türkiye pazarına doğrudan üretime gelmeyi neden düşünmez?

    Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanlığı, “üretimin anası”nı ülkemize yatırıma çekemez mi?

     

    PAS GEÇME VE KUŞ ÇARPMA ORANLARI DÜŞÜK SEYREDİYOR

    GEÇEN pazar günü Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Nihat Özdemir’le Malatya’ya giderken bir gece önce seyahatten döndüğümü anlattım:

    - Uçağımız İstanbul Havalimanı’na gece 00.00’da indi. Eve vardığımda saat 02.00’yi geçiyordu.

    İnişten sonraki taksi süresini sordu, yanıtladım:

    - 20 dakika sürdü. Uçak körüğe yanaştı. 20-25 dakika yürüdük. Milliyet Yazarı Güneri Cıvaoğlu da aynı gruptaydı, “Yürümek iyi geldi” dedi.

    Özdemir, anlattıklarımı eleştiri kabul edip, İstanbul Havalimanı ile ilgili sosyal medyada yazılanlara dikkat çekti:

    - İstanbul Havalimanı’nda kuş çarpması ve uçağın inişte pas geçmesi olaylarının çok fazla olduğu yazılıyor.

    İGA Havalimanı CEO’su Kadri Samsunlu’dan son verileri alıp, paylaştı:

    KUŞ ÇARPMA:

    - Atatürk Havalimanı (Nisan-Ağustos 2018): 89 tane. 10 bin uçuşta 4.38 adet

    - İstanbul Havalimanı (Nisan-Ağustos 2019): 15 tane. 10 bin uçuşta 0.82 adet

    PAS GEÇME:

    -  Atatürk Havalimanı (Nisan-Ağustos 2018): 547 kez. 10 bin uçuşta 26.9 adet

    - İstanbul Havalimanı (Nisan-Ağustos 2019): 316 kez. 10 bin uçuşta 17.4 adet

    AZERBAYCAN VE BULGARİSTAN MESLEK LİSESİ TURUNA GELDİ

    BİLGİYİ Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nin (ÇOSB) yayını Sanayici Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Arif Esen gönderdi:


    - Bulgaristan Dobruca Tarım Meslek Lisesi Müdürü Plamen Slavov, Müdür Yardımcısı Mithat Osman, Azerbaycan Bakü Neft Energetika Koleji Müdürü Mehman Abdulezizov ve Bakü Sosyal İktisadi Koleji Müdürü Vidadi Orucov, ÇOSB Başkanı Eyüp Sözdinler ve yönetim kurulunu ziyaret edip, Özel ÇOSB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni gezdi.

    Sözdinler, iki ülkenin meslek lisesi yöneticilerinin turunu şöyle değerlendirdi:

    - Konuklarımız kendi bölgelerinde kuracakları meslek liselerine örnek proje olarak bizim meslek lisemizi seçti.

    Sözdinler, öğrencilerinin yüzde 100 burslu eğitim gördüğünü belirtti:

    - Kalifiye eleman
    yetiştirmek ve ara eleman sorununu çözmeye seyirci kalmadık, elimizi taşın altına koyduk. Okulumuzdan mezun olanların istihdamını da görev bildik.

     

     

    Yazının devamı...

    Japonlar 2.4 milyar lira yatırdı, boyada bölgesel güç olacak

    - Alman ortakla globalleşmede yeterince hızlı yol alamıyoruz. Başka global oyuncularla bu yolculuğu hızlandırmak için formül arayalım.

    Bunun üzerine Ünlü&Co’ya yetki verildi. Ünlü&Co, Betek Grubu’nun beklentisini, dünyadaki önde gelen oyuncuların arayışlarını değerlendirdi:

    - Betek, hedeflerine stratejik bir yatırımcı ile ulaşabilir.

    5 önemli yabancı stratejik yatırımcı Betek için masaya oturdu. 5 yatırımcının verdiği fiyat bir birine yakın olsa da Japon Nippon Paint Holdings öne çıktı:

    - Betek’e 2 milyar 390 milyon lira veririz. Dünyada 4’üncü sıradayız. Bir yandan bu alımla Avrupa’ya adım atarken, diğer taraftan Betek’i bölgesel oyuncu ve güç yapmak isteriz.

    Küçükoğlu, bir yandan görüşmeleri yürütürken, diğer taraftan Betek’e yönelen yabancı yatırımcı ilgisini şöyle yorumladı:

    - Global disiplin dikkate alınarak iyi iş yapınca, ülkemizin vaadettiği avantaj ve potansiyel de eklenince yabancı yatırımcı ilgisi mevcut konjonktürde de gündeme gelebiliyor.

    Nippon’un teklifinin Betek yönetimini çeken taraflarından biri de şu oldu:

    - Nippon, “Biz Betek’in sadece boya bölümünü isteriz” gibi bir ayrıma gitmedi. Mantolama bölümü dahil, tüm Betek’i almak istedi.

    Nippon yönetimi, şu koşulu ortaya koydu:

    - Betek’i bugünlere taşıyan yönetim başta olmak üzere tüm ekiple uzun yıllar çalışmak isteriz. Bu ayrıntıyı anlaşmaya koyacağız.

    Bu yılın nisan ayının sonlarına doğru Betek’in Japon Nippon’a satış kararı açıklandı. 10 Temmuz’da da devir tamamlandı. Küçükoğlu, devirle birlikte ekibine şu mesajı verdi:

    - Yeni bir sıçrama döneminin arefesindeyiz. Yeni hakim hissedarımız Betek’i hem ülkemizde, hem de bölgemizde büyütmek istiyor.

    Mesajını şöyle açtı:

    - Endüstriyel boyalarda yıllardır geliştirme planmız vardı. Know how yetersizliğimiz söz konusuydu. Bu konuda yatırımlarla hızlı gelişeceğiz. Mobilya boyalarında da benzeri adımı atacağız.

    Mısır’daki fabrikayı anımsattı:

    - Mısır’daki fabrikamız üzerinden Afrika ve Orta Doğu’ya yönelik olarak harekete geçeceğiz.

    Nippon’un kendilerine işaret ettiği diğer adresleri aktardı:

    - Orta Asya ve Balkanlar da odaklanacağımız pazarlar olacak. Balkanlar’ın ardından Avrupa ülkelerine de yöneleceğiz. Bu alanlar Türkiye’den yönetilecek.

    Kazakistan’ı işaret etti:

    - Kazakistan’da şimdilik bir depo ile başlayacağız. Sonrasında fabrika yatırımı gelebilir mi bakacağız.

    Nippon Holdings yönetiminin Türkiye’ye bakışını paylaştı:

    - Ülkemizde belli dönemlerde ekonomik sıkıntılar yaşansa da Türkiye’nin potansiyeline inanıyorlar. Mevcut sıkıntılı konjonktürü geçici görüyorlar. Bir kaç yıl içinde hızlı yükseliş bekliyorlar.

    Japon Nippon’un Betek’i satın alarak Türkiye’ye girmesi, başka uluslararası yatırımlar için önemli bir işaret değil mi?

    BİR TAŞLA 4 KUŞ VURULMUŞ OLDU

    BETEK Boya Genel Müdürü Tayfun Küçükoğlu, Japon Nippon’un şirketin hakim hisselerini alarak Türkiye’ye yatırım yapmasını şöyle değerlendirdi:

    - Satan Kazandı: Betek’i rahmetli Celal Akpınar kurdu. Kızı ve Yönetim Kurulu Başkanımız Gözde Akpınar, şirketimizin global yolculuğunun önünü açmak için tamamen satıp çekildi. Bu konjonktürde iyi fiyat oluştu.

    - Betek Kazandı: Global yolculukta önemli gücü arkasına aldı.

    - Alan Kazandı: Dünya 4’üncüsü Nippon, Avrupa ve bölgemiz için önemli bir oyuncuyu bünyesine katarak çıtayı yükseltti.

    - Türkiye Kazandı: Ekonominin sıkıntılı döneminde Japonya’dan doğrudan yatırım gelmesi, ülkemiz için dünyaya olumlu mesaj oldu.

    Ardından ekledi:

    - Bir taşla 4 kuş vurulmuş oldu.

    BİNA YALITIMINDA AVRUPA’NIN EN BÜYÜKLERİ ARASINDAYIZ

    BETEK Genel Müdürü Tayfun Küçükoğlu, bina yalıtım malzemesi üretimine 2003’te girdiklerini anımsadı:

    - 2003’te bina yalıtım pazarımız 1 milyon metrekare, Almanya pazarı ise 40 milyon metrekare düzeyindeydi.

    Belirledikleri hedefi irdeledi:

    - “Türkiye Avrupa’nın en büyük pazarı olacak” diyorduk.

    2016 verilerine baktı:

    - Bina yalıtım pazarımız 60 milyon metrekare ile Avrupa’nın en büyükleri arasına girdi. Almanya hâlâ 40 milyon metrekarede.

    BİNA MANTOSU 9 MİLYAR LİRALIK TASARRUF SAĞLADI

    TAYFUN Küçükoğlu, 2003’ten buyana 1.6 milyon konuta 160 milyon metrekare yalıtım (mantolama) yapıldığını düşündü:

    - Yalıtım sayesinde söz konusu dönemde 6.5 milyar metreküp daha az doğalgaz tüketildi.

    Gaz tasarrufunun parasal değerine dikkat etti:

    - 16 yılda enerji ithalatında 9 milyar liralık bir tasarruf oldu.

    Konunun çevre yönüne de baktı:

    - 2003’ten bu yana yalıtımı gerçekleşen konutlar sayesinde 14 milyon ton daha az karbondioksit salınımı oldu. Bolu ormanlarından 10 kat fazla çevre temizleme etkisi sağlandı.

    Türkiye’deki konutların yalıtım durumunu gözden geçirdi:

    - Ülkemizdeki 22 milyon konutun yüzde 80’i hâlâ yalıtımsız. Gidilecek çok yol var.

     

    Yazının devamı...

    Arsa verilsin tesis inşaatına 150 milyon lirayı biz buluruz

    Gevrek, Özdemir ve beraberindeki TFF İcra Kurulu Üyesi Hamit Altıntop’un Malatya’ya gidişini fırsat bilerek Yeni Malatyaspor tesislerine davet etti. Kahveler içilirken stadyumun yanı başında planlanan yeni tesis projesinin sunumuna geçildi. Gevrek, sunum sırasında arsa konusunu açtı:

    - Yeni tesis projemiz için 100 dönüm arsaya ihtiyacımız var. İnönü Üniversitesi arsayı verirse proje için hemen kolları sıvarız.

    Tahmini maliyeti paylaştı:

    - Arsa bedeli hariç bu tesisi 100-150 milyon liraya tamamlarız.

    Gevrek, bu noktada şu soruyu ortaya attı:

    - Bana, “Şampiyonluk mu, tesis mi?” diye sorulsa...

    Tam futbol alt yapısıyla ilgili bölüm ekrandayken yanıtladı:

    - Alt yapıda iyi futbolcu adayları yetiştirmek benim için daha önemli.

    Ekrandaki kolej bölümüne işaret etti:

    - Alt yapıda yetiştirmek üzere alacağımız çocuklarımız, okula da tesis içindeki kolejde devam edecek.

    Nihat Özdemir, Gevrek ve ekibine moral aşıladı:

    - Bu projeye kaynak bulunur.

    Hamit Altıntop, Almanya’daki alt yapı deneyimiyle şu saptamayı yaptı:

    - A takımları daha çok skora endeksli olur. Alt yapıda ise eğitime odaklanmak gerekir.

    Gevrek, tesislerin yaratacağı fırsat üzerinde durdu:

    - Futbola yeteneği olup keşfedilemeyen çok çocuk var. Bizim tesis ilimizde ve bölgemizde fırsat yaratacak.

    Özdemir, alt yapıya hükümetin yaklaşımına dikkat çekti:

    - Devlet özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da spora dönük eğitime çok önem veriyor.

    Altıntop, şu noktanın altını çizdi:

    - Spor yapan çocuk derslerinde de başarılı oluyor.

    Ardından Almanya’da 6 yaşında futbol alt yapısında eğitime başladığını anımsattı:

    - Orada öğrendiğim en önemli şey kolektif hareket etmek ve disiplin oldu.

    Özdemir, Gevrek’e destek sinyali verdi:

    - Adil başkan, TFF olarak yanındayız. Üzerimize düşen ne varsa yaparız.

    Ayrıca UEFA’yı da adres gösterdi:

    - UEFA, Doğu ve Güneydoğu’da sporcu yetiştirilecek alt yapı projelerine destek verebilir. Projeyi UEFA’ya da anlatmak, destek kapısını açabilir.

    Gevrek, Hamit Altıntop’un Malatyalı olduğunu belirtip, ekledi:

    - Hedefimiz Hamit Altıntop gibi değerler yetiştirmek.

    Yeni tesise iyi eğitmenler de eklenirse, Malatya’dan yıldız futbolcuların çıkmasının önü açılır
    değil mi?

    KÜLTÜR VE SANATA DESTEĞİMİZ SÜRECEK

    CONTEMPORARY İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer’e teşekkür ederek söze girdi:

    - Akbank, 14 yıldır Contemporary İstanbul’un ana destekçisi olmayı sürdürüyor.

    Suzan Sabancı Dinçer, Güreli’ye mesajını verdi:

    -  Türkiye’de çağdaş sanatı geniş kitlelerle tanıştıran ve kültür sanat gündeminin üst sıralarına taşıyan Contemporary İstanbul, Akbank’ın ana sponsorluğunda, global düzeyde bir çağdaş sanat etkinliğine dönüştü. Desteğimiz devam edecek.

    Bankanın kültür ve sanata destek için ayırdığı bütçeyi sordum, şu yanıtı verdi:

    - Akbank Sanat, Akbank Caz Festivali, Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergiler, Contemporary İstanbul derken ciddi bir bütçe ayırıyoruz.

    Kültür ve sanatla ilgili hedeflerine işaret etti:

    - Sürdürdüğümüz kültür ve sanat projelerinde yerel ve evrensel mirasın korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını, binlerce sanatsevere ulaşmasını hedefliyoruz.

    Akbank Sanat’ın 26 yıldır devrede olduğunu anımsattı:

    - Akbank Caz Festivali’nin bu yıl 29’uncusu gerçekleşecek.

    İstanbul’un uluslararası sanatçıların çekim merkezi olduğunu kaydetti:

    - Ulusal sanatçıların zengin eserleriyle de dünya kültür sanat çevrelerinde önemli bir konuma sahip. İstanbul’u ve ülkemizi yurt dışında iyi ve doğru tanıtmada üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız.



    BU KEZ ‘UYANIŞ’ İÇİN DALDILAR

    CONTEMPORARY İstanbul’un ilk gününde Ayşegül Dinçkök’ün “Derin Tutku” standına uğradım, Dünya Serbest Dalış Şampiyonu Şahika Ercümen’le ortaya koydukları “Uyanış”ı izledim. Dinçkök ve Ercümen, denizlerdeki kirliliğe dikkat çekmeye odaklandıkları “Uyanış” projesi için Meksika’nın Tulum sahillerinde dalış yaptı.

    Dalışlarında 6 dakika nefes almadan durabilen Ercümen, bu kez 30 kiloluk Deniz Kızı kostümüyle daldı. Dinçkök, Ercümen’in 8-10 metre derinlikteki dansını görüntüledi. Ercümen, çalışmayı şöyle değerlendirdi:

    - Amacımız başta plastik ve ağ atıkları olmak üzere denizlerdeki kirlenmeye dikkat çekmekti. 30 kiloluk kostüm ve hareketler nedeniyle 2 dakikada bir su yüzüne çıkıp nefes aldım.

    Yazının devamı...

    20 milyon atık pet şişeden çamaşır makinesi kazanı yaptı

    - İklim değişikliği, plastik kirliliği, döngüsel ekonomi, enerji verimliliği alanlarında dünyamıza pozitif etki ve fayda sağlayacak projeler geliştiriyoruz.

    Pet şişe ve plastik torba kullanımına işaret etti:

    -  Dünyada her 60 saniyede 1 milyon plastik şişe ve 2 milyon plastik torba satın alınıyor. Bunların yüzde 90’ı geri dönüştürülmüyor. Denizlerimize her yıl 8 milyon ton plastik atık karışıyor.

    Bir örnek de balık ağlarından aktardı:

    - Okyanuslara bırakılan balık ağları her yıl 500 bin deniz canlısının ölümüne neden oluyor.


    Ardından atık pet şişelere üretimde kullanım alanı açtıklarını belirtti:

    - Plastik pet şişeleri geri dönüştürerek çamaşır makinesi kazanlarımızın üretiminde kullanmaya başladık. Son 1.5 yılda yaklaşık 20 milyon pet şişeyi dönüştürdük.

    Bulgurlu konuşurken Arçelik’in ilk otomatik çamaşır makinesini ürettiği günleri anımsadım. İlk otomatik çamaşır makinelerinin yürüdüğüne ilişkin tüketici şikayetleri geldikçe dönemin Arçelik Genel Müdürü Hasan Subaşı ve Atılım Genel Müdürü Cengiz Solakoğlu’na aktardığımızda, genelde şu yanıtı aldık:

    - Kazan contasındaki hatadan dolayı çamaşır makinesi biraz fazla sarsılıyor.

    Derken şirketin kuruluşunun 50’nci yılı nedeniyle hazırlanan kitapta Can Kıraç, konuyu kayıtlara geçirmiş oldu:

    - Çamaşır makinesini bahçeye çıkarıp üstüne oturdum, yine de yürüdü...

    Arçelik, bir yandan üretimini 9 ülkede 23 fabrikaya, satışlarını Beko, Grundig, Altus, Arctic, Defy gibi markalarla 146 ülkeye ulaştırırken, diğer taraftan 17 Ar-Ge merkezi, 1500 kişilik Ar-Ge ordusuyla teknoloji çıtasını sürekli yükseltti. İlk ürünlerinde bugün gülümseten “yürüme öyküleri”ne yol açan çamaşır makinesi kazanı, atık pet şişelerin geri dönüşümünün adresi oldu.

    Bulgurlu, atık pet şişe geri dönüşümünün maliyet avantajı da sağladığını bildirdi:

    - Çamaşır makinesinin kazanında yüzde 2-3 daha düşük maliyet söz konusu oluyor. Atık pet şişe kullandığımız ürünü tüketiciye söylüyoruz. Onu özellikle tercih edenler oluyor.

    Geri dönüşüme bir örnek de fırından gösterdi:

    - Atık balık ağları, tekstil atıkları ve poliamid bazlı atıkları geri dönüştürerek yüksek performanslı yalıtım malzemesi üretiyoruz. Bu malzemeyi fırınlarda kullanıyoruz. Bugüne kadar 65 ton atık balık ağını dönüştürdük.

    Asıl kirliliği giyim eşyalarının yarattığını vurguladı:

    - Giysilerde ortalama yüzde 60 sentetik iplik kullanılıyor. Bu da petrole dayalı hammaddeden elde ediliyor.

    Giysilerdeki sentetik malzemenin çamaşır makinesinde zamanla erime yaşadığını kaydetti:

    - Her yıkamada 1 milyondan fazla mikrofiber su kaynaklarına karışıyor, besin zincirimize girebiliyor. Bu kirliliği önlemek için çamaşır makinesine mikrofiber filtre sistemi geliştirdik.

    Sistemi fuarda sergiledikleri çamaşır makinesi üzerinden anlattı:

    - Mikrofiberlerin yüzde 90’ını filtreliyoruz ve denizlere karışmasını önlüyoruz.

    Hayata geçen sürdürülebilirlik örnekleri, Arçelik’in inovasyon gücünü ortaya koyuyor...

    YUMURTA KABUĞU BUZDOLABINDA YUMURTA KABI OLDU

    ARÇELİK CEO’su Hakan Bulgurlu, Berlin IFA’da çok geniş alanı kaplayan standlarını gezerken bir buzdolabını açtı, yumurta kabını eline aldı:

    - Bakın, bu yumurta kabını, yumurta kabuklarından ürettik.

    Ardından sürdürdü:

    - Biyo poliüretan ve biyo kompozitleri buzdolabı üretiminde kullanıyoruz. Yumurta kabuğu, soya ve mısır gibi biyo malzemelerle ürettiğimiz parçalar sayesinde karbon ayak izini geleneksel buzdolabına göre yüzde 80 azaltıyoruz.


    CİRONUN YÜZDE 70’İ YURTDIŞINDAN GELİYOR

    ARÇELİK CEO’su Hakan Bulgurlu, organik büyümenin yanı sıra yurt dışından satın almalarla da global şirket yolculuğunda ilerlediklerini belirtti:

    - Romanya’da Arctic, Güney Afrika’da Defy, Pakistan’da Dawlance, Hindistan’da Tata ortaklığı ile Voltas derken Bangladeş’te de Singer’in çoğunluk hisselerini 75 milyon dolara satın aldık.

    Arçelik’in cirosunun 6 milyar dolar dolayında olduğunu kaydetti:

    - Ciromuzun artık yüzde 30-32’si Türkiye’den, büyük bölümü yurtdışındaki yatırım ve operasyonlarımızdan sağlanıyor.

    Ciroda iki numara ülkeyi sordum, yanıtladı:

    - İngiltere, ciromuzdaki yüzde 10’luk payı ile ikinci sırada.

     

    Yazının devamı...

    Girişim Evleri dışa da açıldı 1 milyar lirayı aştı

    - TEB’in İstanbul’da bir “Girişim Evi” var. TEB Yönetim Kurulu Üyesi Varol Civil ile birlikte gidip gördüm. Yeni girişimciler yaratmak için iyi bir model. Anlaştık, “TİM-TEB Girişim Evi” adıyla 11 merkez açacağız.

    Modeli de anlattı:

    - Fikri olan başvuracak. Ön elemeyi geçenler 3-4 günlük eğitime alınacak. Eğitim sonrası bir eleme daha yapılacak. Her dönem bir “Girişim Evi”ne 30 fikir sahibi alınacak. Şirket kurmalarına yardım edilecek. Bedava ofis sağlanacak. Ücretsiz danışmanlık hizmeti verilecek.

    Sürenin altını çizdi:

    - Fikir sahiplerine “Girişim Evi”nde 6 ay süre tanınacak. 6 ay sonra yaptığı iş karşılığı fatura kesebilen, para kazanmaya başlayan mezun olacak.

    Bazılarına iki ay ek süre tanınacağını kaydetti:

    - 8 ayın sonunda kendi ayakları üzerinde duramayan “öldü” kabul edilecek.

    İlk ortak “Girişim Evleri” için öncelikli illeri sıraladı:

    - İstanbul, İzmir, Gaziantep.

    TİM’in şimdiki Başkanı İsmail Gülle, memleketi Sivas’ta Es Yatırım ve Özgencil Grup’un düzenlediği “Orta Anadolu Ekonomi Forumu”ndaki sunumunda önce şu mesajı verdi:

    - İhracatta kalıcı, sürdürülebilir bir başarı yakalamak, gelecek nesillere dış ticaret fazlası veren bir Türkiye bırakmak istiyoruz.

    Bu hedefe dönük adımlardan biri üzerinde durdu:

    - İnovasyon ve girişimciliğin ülkemize yayılması için 10 ilimizde “Girişim Evleri” oluşturduk.

    Verileri ortaya koydu:

    - “Girişim Evleri” 2015’ten bu yana 1 milyar liranın üzerinde satış gerçekleştirdi. 31 milyon dolarlık ihracat yaptı. 4 bin 325 kişiye istihdam sağladı.

    Ekrana “Girişim Evleri”nin bulunduğu illeri yansıttı:

    * İstanbul, İzmir, Denizli, Konya, Trabzon, Edirne, Bursa, Erzurum, Mersin, Gaziantep.

    İsmail Gülle’den bu verileri öğrenince Varol Civil’i aradım:

    - 2015’ten bu yana “Girişim Evleri” fikri olan kaç kişiye ev sahipliği yaptı? Kaçı yaşıyor?

    Yanıtladı:

    - “Girişim Evleri”nde 858 girişimciye destek verildi. 770’i işini sürdürüyor. 70’i kapandı.

    Veriler, “TİM-TEB Girişim Evi” modelinde mayanın tuttuğunu gösteriyor...

    Maya tutmuşken, “Girişim Evleri” zincirine başka iller de eklense olmaz mı?



    MEYVENİN SUYU TİCARİ DEĞERİ 6’YA KATLIYOR

    DİREN Holding Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Diren, Sivas’ta gerçekleşen “Orta Anadolu Ekonomi Forumu”nda katıldığı panelde tarımsal ürünlerin işlenmesi üzerinde durdu:

    - Tarımsal ürünün işlenmesi, ona değer katıyor, fire vermesi önleniyor.

    Buna meyve suyundan örnek verdi:

    - Bir meyve, cinsine göre meyve suyu olarak işlendiğinde 4-6 katına kadar değerli ticari ürün haline gelebiliyor.

    Meyve suyu sektörünün üretimin hemen her aşamasında yerli kaynak kullandığını kaydetti:

    - Katma değerli yerli bir ürünü minimal ithal girdi kullanarak ihraç ediyoruz. Ülkemizin meyve suyu ihracatı düzenli olarak yüzde 90 civarında dış ticaret fazlası veriyor.

    Bu noktada meyve suyu sektörünün vergi yüküne işaret etti:

    - Meyve suyuna konulan yüzde 10 ÖTV, sektörümüzü olumsuz etkiledi.

    İSTANBUL’DA 3 MİLYON SİVASLI VAR

    MHP Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek, “Orta Anadolu Ekonomi Forumu” sırasında Forum İstanbul 2023 Platformu Başkanı Ethem Sancak ve platformun kurucusu Şeref Özgencil ile sohbet ederken kentin hava yolu trafiğine değindi:

    - Sivas’a her gün THY bir, Anadolujet iki sefer yapıyor. Ayrıca Pegasus’un da seferi var.

    THY ve Anadolujet sefer sayısını duyunca Malatyalıların yakınmasını anlatıp, sıkıntıyı kente iki hafta önce giden Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak’tan aynen aktardım:

    - Malatya’dan İstanbul’a dönmek için uçak seferi bulmakta zorlandım. Anlaşılan THY’nin Malatya seferlerinde bir azalma söz konusu.

    Sivas’ın şanslı olduğunu belirttim:

    - Malatya’dan bakınca Sivaslılar THY ve Anadolujet seferleri açısından şanslı.

    MHP Sivas İl Başkanı Özkan Turan Navruz araya girdi:

    - İstanbul’da 3 milyon Sivaslı hemşehrimiz yaşıyor. Bu kadar uçak seferi olması normal.

    İstanbul’daki Malatyalı sayısına işaret ettim:

    - İstanbul’da 500 bin dolayında da Malatyalı var.

    MALATYA KAYISISI COĞRAFİ İŞARETİNDE GÜRÜN DE VAR

    SİVAS Ticaret ve Sanayi Odası (STSO) Başkanı Mustafa Eken, kentin öne çıkan özelliklerini sıralarken sözü kayısıya getirdi:

    - Sivas’ın ilçesi Gürün’ün kayısısı Malatya kayısısından çok daha iyidir.

    Eken’in bu sözü üzerine Temmuz 2017’de Avrupa Birliği’nden (AB) alınan “Malatya Kayısısı Coğrafi İşaret Tescil Belgesi”ne baktım:

    - Malatya kayısısı için Malatya ili ve ilçeleri ile Baskil (Elazığ), Gürün (Sivas), Gölbaşı (Adıyaman), Elbistan (Kahramanmaraş) coğrafi sınır olarak belirlendi.

    Dönemin Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin o günlerdeki şu sözünü anımsadım:

    - Bu tescil belgesi Baskil, Gürün, Gölbaşı ve Elbistan’da yetişen kayısıların değerini de artırır.

    Yazının devamı...

    Dünyadaki 7 milyon Sivaslı kent için büyük güç değil mi

    - Sivas’ın 650 bin nüfusu var ama hemşehrilerimiz dünyaya dağılmış durumda.

    Sivas Ticaret ve Sanayi Odası (STSO) Başkanı Mustafa Eken, Bilgin’in cümlesini somutlaştırdı:

    - Türkiye ve dünyadaki Sivaslı sayısı 7 milyonu buluyor.

    Eken, kent dışındaki Sivaslılar’dan beklentisini dile getirdi:

    - Almanya’dan dönüp
    şehrimizde fabrika kuran hemşehrilerimiz var. Hemşehrilerimizi şehrimizin kalkınmasına destek vermeye bekliyoruz.

    Sivas’ın nüfus açısından büyük şehir kriterini tutturamadığına işaret etti:

    - Hemşehrilerimizin bir bölümü şehrimize dönse, nüfusumuz 2 milyona çıksa diye ümit ediyoruz.

    Ardından ekledi:

    - Sivas mutlaka büyük şehir statüsüne çıkmalı.

    AK Partili Belediye Başkanı Bilgin, 17 yıl öncesiyle bugünün Sivas’ını karşılaştırdı:

    - Bir zamanlar Sivas’a düzenli sefer yapsın diye THY’ye, “Gerekirse boş koltukların bedelini öderiz” diyorduk. Bugün THY, Anadolujet ve Pegasus her gün dolu uçuyor.

    - Cumhuriyet Üniversitesi’nin öğrenci sayısı 2002’de 6 bin idi. Bugün 60 bin. 2018’de Sivas Bilim ve Teknik Üniversitesi kuruldu. 2020’den itibaren öğrenci alacak.

    - 2002’de OSB’nin sadece tabelası vardı. Bugün Nuri Demirağ OSB’nin de kuruluş çalışmaları yürüyor. Şarkışla ve Gemerek’te OSB var. Sivas, yatırım yapılabilecek şehirler arasına girdi.

    Bilgin’in işaret ettiği şu nokta dikkatimi çekti:

    - Sivas, kamu yatırımlarından pay almak açısından ilk 10 il arasında. Hükümetten istediklerimizden hayata geçmeyen hiçbir yatırım yok.

    TBMM eski Başkanı, Milli Savunma ve Milli Eğitim eski Bakanı İsmet Yılmaz, ekonomiye bardağın dolu tarafından bakmayı seçip, Sivas’la ilgili iddiasını ortaya koydu:

    - Sivas Kongresi’nin 100’üncü yılında geriye dönüp baktığımızda, Cumhuriyet’in 80 yılında yapılamayanları 17-18 yılda Sivas’a yaptık. 24 kilometre bölünmüş yol vardı. 800 kilometreye çıkardık. Sivas, milli gelire katkı bakımından ilk 30 il arasında yer alıyor.

    Sivas Valisi Salih Ayhan, dijitalleşmenin, yüksek teknolojinin gereğinin altını çizmek üzere şu deyimi kullandı:

    - Dünün güneşi ile bugünün elbisesi kurutulamaz.

    Ardından ekledi:

    - Artık araba yapmak, makine yapmak yetmiyor. Bilgi öne çıkıyor, en büyük güç haline geliyor. Bu nedenle yeni kurulan Bilim ve Teknoloji Üniversitemizi önemsiyoruz.

    STSO Başkanı Mustafa Eken, göreve geldiği ilk günden itibaren gündemde tuttuğu konunun altını çizdi:

    - Sivas, teşviklerde 4’üncü bölge kapsamında kalınca bölgeye gelen yatırımlar Malatya ve Elazığ’a yöneldi. Şimdi Nuri Demirağ OSB özel teşvik bölgesi ilan edilince o açığı kapatabiliriz.

    Dünyadaki 7 milyon Sivaslı kol kola girse, kentin gelişmişlik çıtası daha yukarı çıkmaz mı?

    FORUM İSTANBUL ANADOLU’YA AÇILDI


    ŞEREF Özgencil, aralarında Yavuz Canevi, Zekeriya Yıldırım, Mehmet Gül, Prof. İlter Turan’ın bulunduğu bir grup eski bürokrat, akademisyen, bankacı ve iş insanıyla 2001 yılında “Forum İstanbul 2023” platformunu kurdu.

    Platformun Başkanlığını uzun süre Yavuz Canevi yürüttü. Ethem Sancak, başkanlığı geçen yıl Haluk Sur’dan devraldı. Sancak, Sivas’taki “Orta Anadolu Ekonomi Forumu”nun kapanışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şu bilgiyi verdi:

    - Forum İstanbul Platformu, Cumhuriyetimizin 100’üncü yılına dönük hedefler, fikirler geliştiren toplantılar düzenliyor. İzmir’de “Forum Ege”yi, Mersin’de “Forum Akdeniz”i yaptık. Sivas’la Anadolu’ya daha da açıldık.

    BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ GENÇ EKİPLE YOLA ÇIKACAK

    SİVAS Bilim ve Teknoloji
    Üniversitesi Rektörü Mehmet Kul, “Orta Anadolu Ekonomi Forumu”nda akademik kadro konusunda şu mesajı verdi:

    - Deneyimli akademisyenleri Ankara’nın doğusuna çekmek çok zor. Biz genç, yolun başında olan akademisyenlerle çalışmayı planlıyoruz. Genç akademisyenler üniversitemiz için avantaja da dönüşebilir.

    Adalet yoksa kalkınma olmaz

    TÜRKİYE Belediyeler Birliği ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, “Orta Anadolu Ekonomi Forumu”ndaki sunumunda şu mesajları verdi:

    - Kişi başına milli geliri 20 bin doları aşan ülkelerde siyasi kriz de yaşanmıyor, darbe de olmuyor.

    - Partimizin adında “Adalet ve Kalkınma” var. Yani, adalet tesis edilmeden kalkınma olmaz.

    - Bursa, Gaziantep’e göre 5 kat daha katma değerli üretim yapıyor. Bizim de yüksek teknolojiye geçmemiz gerekiyor.

    - Planlamada kötüyüz. Hep, “Kervan yolda dizilir” mantığıyla hareket ediyoruz. Yaptığımız binaları yıkıp, sürekli yenisini yapıyoruz. Milli servet heba oluyor. Avrupa’da 200 yıllık binalar aynen duruyor.

     

    Yazının devamı...

    İlaçta yerli üretimi yüzde 90’a çıkacak

    - Pfizer, 1957’den buyana, yani 62 yıldır kesintisiz üretimi ile Türkiye’de.

    İstanbul Ortaköy’de hâlâ üretimin sürdüğü fabrikanın ilk dönemlerine ait fotoğraflara baktı:

    - İlk dönemlerde Ortaköy’deki fabrika bugünkü gibi şehrin ortasında görünmüyor elbette. Çevrede çobanlar koyunlarını otlatıyormuş o günlerde.

    Fabrikanın yerinin günümüzdeki gayrimenkul değerine vurgu yapanlara Pfizer yönetiminin yanıtı hep şu oldu:

    - Ortaköy’deki fabrikamızda hâlâ ciddi üretimimiz var. Fabrikanın yerini gayrimenkul olarak değerlendirmeyi düşünmedik.

    Türkiye’de 172 ürünlerinin piyasada olduğunu irdeledi:

    - Portföyümüzdeki
    82 ürünün eşdeğeri yok. Bunların 25’i ülkemizde yerel olarak üretiliyor.

    2012’de atılan adımın önemini gördü:

    - 2012’den bu yana Türkiye, Pfizer’in ABD ve İrlanda’nın ardından dünyadaki üçüncü aşı üretim merkezi oldu. Pfizer, yerli üretici Mefar ile işbirliği kapsamında yeni üretim teknolojisi transferi gerçekleştirdi.

    Türkiye’nin pnömokok aşı açısından kendi ihtiyacını karşılar hale geldiğinin altını çizdi:

    - Ülkemiz aynı zamanda söz konusu aşı üretimiyle ilgili bilgi birikimine sahip oldu. Bu yıl üretimde 30 milyonuncu aşıya ulaşılacak.

    Pfizer’in Türkiye’de üretim için işbirliği yaptığı şirketler üzerinde durdu:

    - PharmaVision, Sanofi Türkiye, Abdi İbrahim İlaç, Mefar ve Nobel İlaç ile işbirliğimiz var.

    Şirketinin ilaç sektöründeki yerinin altını çizdi:

    - 2 milyar lirayı aşan ciro ile ülkemizde 3’üncü büyük ilaç firmasıyız.

    Ardından hedefini belirledi:

    - Önümüzdeki dönemde ilaçlarımızın hacim bazında yüzde 90’ını işbirliği yaptığımız şirketlerin tesislerini de kullanarak üretiyor olacağız. Bu üretim değer bazında da yüzde 64’e ulaşacak.

    Türkiye, son yıllarda uyguladığı politikalarla uluslararası ilaç devlerini ülkemizde üretime yönlendiriyor...

    Pfizer’in hacim bazında da olsa yerli üretimi yüzde 90’a çıkarmaya dönük adımları, uygulanan politikanın etkili olduğunu gösteriyor...

    STRATEJİK SEKTÖR KARARI TEKNOLOJİK SIÇRAMA GETİRECEK

    PFIZER Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Ahmet Tuncay Teksöz, 11. Kalkınma Planı’ndaki şu bölümü Genel Müdür Cem Açık’ın dikkatine sundu:

    - 11. Kalkınma Planı’nda ilaç endüstrisi stratejik sektör kabul ediliyor.

    Cem Açık, bu adımı şöyle yorumladı:

    - 11. Kalkınma Planı’nda belirlenen stratejiler ileri teknolojiye dayalı ilaç ve biyoteknoloji, Türkiye’nin ekonomik dönüşümü için ihtiyacı olan teknolojik sıçramaya fırsat tanır.

    TUSEB’İN KLİNİK ARAŞTIRMA MERKEZİ ÖNEMLİ ADIM OLDU

    PFIZER Türkiye Genel Müdürü Cem Açık, ilaçta ülkemizin dünyadaki yerine baktı:

    - Dünyanın 18’inci büyük ilaç pazarıyız. Toplam klinik araştırma sayısı bakımından 26’ncı sıradayız. Milyon kişiye düşen klinik araştırmada ise 55’inciyiz.

    Türkiye’nin klinik araştırmalardan yeterince pay almadığına dikkat etti:

    - Ülkemiz birçok alanda dünyada yüzde 1 pay alıyor. Klinik araştırmada yıllık 130 milyon dolarla bu oranın uzağında bulunuyor. Bu rakamın 1 milyar dolara çıkması gerekiyor.

    Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’nın (TUSEB) attığı adımı irdeledi:

    - TUSEB, Klinik Araştırmaları Merkezi kuruldu. Bu merkez, ülkemizi klinik araştırmalarda öne çıkmasında rol oynayabilir.

    BAŞKAN VE CEO AYNI KİŞİ OLMAMALI

    TÜRKİYE Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD) Başkanı Feyyaz Ünal, Genel Sekreter Betül Aygensu ile birlikte gazeteye uğradı, kurumsal yönetimle ilgili 4 ilke sıraladı:

    - Adil tutum (çalışana, devlete, ortaklara, kısacası tüm taraflara).

    - Şeffaflık (Tabiri caizse dışarıdan bakınca kurumun içi görünecek)

    - Hesap verilebilirlik

    - Sorumluluk

    Ardından sordu:

    - Bunu nasıl yapacağız?

    Yanıtı şöyle verdi:

    - Öncelikle şirkette yönetim kurulu başkanı ile CEO aynı kişi olmamalı. Yönetim kurulu sadece ortaklardan oluşmamalı. Bağımsız üyelere yer verilmeli. Yönetimde kadın-erkek, genç-deneyimli dengesi iyi kurulmalı.

    Şirketlerin kurumsal yönetim ilkelerine uymalarının açtığı önemli kapılardan birine dikkat çekti:

    - Kurumsal yönetim ilkelerine uygun yönetilen şirketlerin finansmana ulaşımı kolaylaşır. Bankalar daha rahat kredi kullandırır.

    Ünal’la sohbet ederken, Muhtar Kent’in The Coca-Cola Company’de Yönetim Kurulu Başkanlığı ile CEO’luğu birlikte yürüttüğünü anımsadım.

     

    Yazının devamı...

    Turizm tahsisi alıp yüzde 85 villa yapılır mı

    - İnşaatları durdurulan tesislerin sahiplerinin hemen tamamı sektörden yakın tanıdığım iş insanları. Size serzenişte bulundular mı?

    Ersoy, önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bölgedeki ruhsata aykırı iş yapanların tesislerini helikopterden tek tek gösterdiklerini anlattı:

    - Sayın Cumhurbaşkanımız, “Gereğini yapın” talimatı verdi. Ondan sonra inşaat durdurma ve mühürleme adımları atıldı.

    Mühürlenen inşaatlardan birine dikkat çekti:

    - Projenin sahibini 8-10 aydır uyarıyoruz. Hatta jandarma gidip mühürlüyor. Mühürü söküp işe devam ediyorlar. Öyle ki, turistik tesis iskelesi adı altında neredeyse liman yapmaya kalktı, denizi doldurdu.

    Söz konusu projenin Bodrum’da yürüyen projelerin ruhsata aykırı bölümleriyle ilgili tepkinin sembolü haline geldiğini belirtti:

    - Proje sahibi göz göre göre inşaatı sürdürdü. Artık izin verilmesi söz konusu olamaz. Ruhsata aykırı bölümleri yıkıp, projesini izinler çerçevesinde tamamlayacak.

    Bir başka lüks markanın projesine işaret etti:

    - Devletten tahsisi 49 yıllığına “yüzde 100’ü turizm tesisi olacak” şartıyla almış. Sonra yüzde 85’i villa, yüzde 15’i otel olmak üzere projesini hayata geçirmeye çalışıyor. Buna izin verir miyiz?

    Sözünü ettiği projenin sahibinin bölgede hizmette olan önde gelen bir tesisi örnek gösterdiğini aktardı:

    - “O da yapmış” dediği tesisin tamamı tapulu. Yani, devletten turizm tesisi şartıyla ruhsat alınmış değil. Dolayısıyla tapulu araziyle tahsisli arazi arasında fark var. Devlet araziyi verirken, bir bölümüne villa izni verseydi, yapabilirdi. Oysa izninin tamamı turizm tesisi. Projeyi ona göre değiştirmesi gerekiyor.

    Halen hizmet veren ünlü bir tesisteki mühürlenme gerekçesini merak ettim, anlattı:

    - Bizden tesiste ikinci otelini yapmak üzere izin almış. Ancak, ruhsattaki izinlerin dışına taşmış. O da ruhsata aykırı bölümleri yıkmak zorunda.

    Ardından şu noktanın altını çizdi:

    - Ruhsata aykırı davranan o kadar çok küçük-büyük proje var ki. Hepsi için gereken yapılacak.

    Bodrum’da mühürlenen 12 tesisin çok ünlü marka olması, “Ruhsata aykırı yapılaşmaya izin vermeyecek” düşüncesini zihinlere kazıyor...

    Bu gelişme, “aşırı betonlaşmaya fren” konusunda geleceğe dönük umut veriyor...

    TURİST SAYISI 52 MİLYONU AŞACAK GİBİ

    KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bu yıl turist sayısında rekorlar kırıldığını belirtti:

    - 2019’u 52 milyondan fazla turisti ağırlayarak tamamlayacağız gibi görünüyor.

    Bu yılki turizm geliri beklentisini de paylaştı:

    - 35 milyar doları bulacağız.

    Turist başına gelirin düşük seyrettiğine dönük yakınmaları anımsattım, şu değerlendirmeyi yaptı:

    - Aslında yabancı turistin harcaması artıyor. Turist başına geliri düşüren unsurlardan biri, yurtdışında yerleşik Türkler’in harcamalarının azalması.
     

    TAMİNCE İÇİN ‘DIŞARIDA MARKA YARATTI’ YANITI

    KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’a yeni kurulan Turizm Tanıtma ve Geliştirme Ajansı yönetimine Rixos Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince’nin alınmasına yönelik eleştirileri anımsattım, önce şu soruyu sordu:

    - Yurtdışında turizm markası yaratmış kaç kişi var ülkemizde?

    Ardından sürdürdü:

    - Fettah Bey, yurtdışında da hizmet veren bir turizm markasının sahibi olarak ajansa önemli katkılarda bulunur.

    Magic Life’ın kurucusu ve eski ortağı Cem Kınay’a dikkat çekti:

    - Cem Bey, yurtdışında önce Gulet’i kurmuştu. Yani, seyahat acentesi tarafını da iyi bilir.

    RESTORANLARI DOĞUDAN TEMSİL EDİYOR

    KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’a Turizm Restoran Yatırımcıları ve İşletmecileri Derneği (TÜRYİD) Başkanı Kaya Demirer’in serzenişini aktardım:

    - TÜRYİD, “Turizm Tanıtma ve Geliştirme Ajansı yönetimini oluştururken restoran tarafı dikkate alınmadı” diyor.

    Şu yanıtı verdi:

    - DO&CO’nun sahibi Atilla Doğudan var. DO&CO, dünyada başta Formula 1 olmak üzere bir çok organizasyona catering hizmeti veriyor. Bunu ülkemizde yapan kaç kişi var. Atilla Bey, restoran tarafını gayet iyi bilir.

    KADOORİE, BALAT MUSEVİ HASTANESİ’NİN ÖNEMLİ BAĞIŞÇISI

    DOĞUŞ Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, Bilgili Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Bilgili ve Doğuş Holding Başkanvekili Hüsnü Akhan, Galataport’a Peninsula Otel’in gelişiyle ilgili görüşmeleri yaparken, grubun patronu Sir Michael Kadoorie’nin şu yönünü öğrendi:

    - Michael Kadoorie’nin babası, İstanbul’daki Balat Musevi Hastanesi’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alıyor.

    Hastanenin tarihçesine baktım, şu ayrıntıyı gördüm:

    - Bağdatlı işadamı Sir Ellie Kadoorie, 1920’lerde Balat Musevi Hastanesi’ne büyük bağış yaptı. O bağışla 3 bina yapıldı. Binalardan ikisi günümüzde de hizmet veriyor.

    Michael Kadoorie’yi Galataport’taki otele 150 milyon Euro’yla yatırımcı ortak olmaya çeken, geçmişe uzanan bu bağ mı oldu acaba?

     

    Yazının devamı...