• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Kader ajanları

    Filmde, kongre seçimlerine hazırlanan bir adam var. Seçim sonuçlarını belirleyecek önemli bir konuşma yapacağı sırada bir kızla karşılaşıyor ve içinden gelen duyguların ve kızdan aldığı ilhamın etkisiyle hazırladığı konuşmayı bir kenara bırakıp, onun yerine bambaşka müthiş bir konuşma yapıyor. Bu onun politika hayatında büyük bir ivme yapıyor. fakat bu arada kızın izini kaybediyor. Çünkü adına Kader Ajanları denen bir grup insan, adamın kızla yeniden karşılaşmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Ellerindeki talimatlara gore bu ikisinin yolu kesişmemeli.

    Ama adam vazgeçmiyor. Aşık olduğu kadına otobüste rastladığı için, 3 yıl boyunca onu bulmak umuduyla, hergün aynı saatte aynı otobüse binmeye devam ediyor. Ta ki, onunla bir rastlantı eseri yeniden karşılaşıncaya kadar.

    Herkesin kader çizgisinden sapıp ve sonra da yeniden hizalandığı anlar vardır, işte öyle bir durum yaşıyorlar aslında.

    Yalnız buaradaki soru: Hangisi kader? Hangisi sapış? Adamın kaderi hngisi? Kızı kaybedip, ünlü bir politakıcı olma yolunda ilerlemek mi? Yoksa asıl kader, onu hayatındaki kalbindeki büyük boşluğu doldurması için bir daha asla bırakmayıp, politikayı da her şeyi de boş vermesi mi?

    O kızla birlikte olmak, politikadan ayrılmasını gerektirebilir ve aynı şekilde kız da dansçıdır ve onunla birlikte olmak onun da kariyerini baltalayacaktır. Ajanlar bunu adama açık açık söylemek zorunda kalıyorlar. İkna oluyor ve kızın peşini bırakıyor ta ki bir gün gene şans eseri kızla yeniden karşılaşıncaya kadar. İşte bundan sonrası tam bir kopuş.

    Kıza karşı duyduğu kuvvetli hisleri yüzünden “kader nedir? Kim yazar? Nasıl yazılır? Özgür irade nerede devreye girer? Nerede devre dışı kalır?” tüm bu soruların cevaplarını aratan bir karmaşa yaşatıyor hem kendine, hem ajanlara…

    Ve fark eder ki, aslında onlar sandığı kadar güçlü değil, aşk onlardan da adına kader denilen şeyden de daha güçlü bir çekim gücüne sahip. Ve gene fark eder ki, kader ajanları, seçenekler sunulduğunda neyi seçeceğini bilebiliyorlar ama zihnin sonsuz seçenek üretme kapasitesine sahip olduğu düşünülürse çoğu yerde çaresiz oldukları durumlara düşüyorlar.

    Dolayısıyla, kararlı bir şekilde arzuların, duyguların peşinden gitmenin ve özgür iradeyi bilinçli seçimlerle kullanmanın önemi de açık bir şekilde vurgulanmış oluyor.

    Bilinçsizce yaşadığımızda özgür irademizi ne kadar kullandığımız söylenebilir bilemiyorum?

    Filmin sonunda özgür irade denen şey, dünya tersini söylediği halde, tutkusunun peşinden giden bir adama verilen bir ayrıcalık olarak sunulmuş olsa da, herkes için buna sahip olmak mümkün şeklinde bir sonuca bağlanıyor. Evet akışa müdahale etmek yorucu ve çaba gerektiriyor. Sonuç alma ihtimali de hemen hemen hiç yok gibi görünyor ama imkansız değil gibi bir şey.

    özgür irade uğrunda mücadele etmeyenin asla değerini bilmeyecegi bir sey.bu yüzden size bırakılamayacak kadar değerli Bu yüzden planı yapmak bize düşüyor. Diye açıklıyor Kader Ajanları. Sonra da ekliyorlar: kim bilir, belki bir gün planı siz yaparsınız?

    Yönetmen, buna benzer bir cümleyle de filmi sonlandırmış. Özgür irade sanki ancak bunun sorumluluğunu alabilecek kişilere sunulumuş bir ayrıcalık gibi.

    Eee, ne demişler: ‘Büyük güç büyük sorumluluk getirir.’

    Ne kadar katılırsınız, ne kadar katılmazsınız bilinmez ama yine de bu soruları sormak adına bence izlenmeye değecek bir film.

    Yazının devamı...

    It’s a wonderful life

    Gülmeye başlıyoruz.

    Doğru ya, diyorum İstersen İzlanda’ya git. Ne olacak? İçindeki karamsarlığı, mutsuzluğu oraya da götürdükten sonra?

    -Ben sana birşey diyeyim mi? diyor, karşıma bir sandalye çekip oturarak. Cahil olanlar daha mutlu! Bilgi insanı mutsuz ediyor.

    Hayda, bu da ne demek oluyor şimdi? Ben bildikçe, fark ettikçe mutlu oluyorum. Acaba bende mi bir tuhaflık var. Deli miyim ben diye düşünüyorum kendi kendime.

    Bir an duraksayıp soruyorum:

    İyi de neyi bilmek, ne türden bir bilgi bu da önemli tabii. Dünyanın sonuna ne kadar zaman kaldı, Güneş’teki nükleer patlamalar atmosphere ne türden etkiler yapıyor, Dünya’nın neresinde açlık var, savaş çıktı, memleketin hali ne olacak ya da kim kimi kesti doğradı türünden çıkan haberler mi?

    Yoksa, bendeki hangi inanç benim hayatımın hangi alanında ne türden bir blokaj oluşturuyor olabilir, hangi düşünce, inanç ne türden bir hastalığa sebep olabiliyor, kuantum fiziğinin anlamı nedir ve evrenin gizli sırları nelerdir, uygarlıklar boyunca nesilden nesile aktarılan kadim bilgilere nasıl ulaşılır ya da parallel evrenler nasıl etkileşir, zamanın göreceliği ne anlama gelir türünden bilgiler mi?

    Bakakalıyor.

    Kişisel Gelişim kitabı okumalısın diyorum gülerek. Çünkü kendisi bir yayıncı ve piyasada çok satan pek çok kişisel gelişim kitabı ilk onun ellerinin arasına geliyor.

    Okumaz mıyım diyor tereddüt etmeden. Hepsini okuyorum. Arkadaki rafları gösteriyor eliyle. Okurken iyi, kitabı kapattım mı hop, gene oturuyorum şapa.

    Karşılıklı gülüyoruz bu anlamlı diyaloğa çünkü ben de kişisel gelişim üzerine yazan bir yazarım. Ve doğru söylüyor! İçimden biliyorum ki doğru! Eğer öğretileri özümsemeyip, kuru kuru okursan olan tam da bu oluyor: Okurken iyi, hoş, bitince güm! Bu yüzden benim okurlarım kitaplarıma çok bağımlı. Bağlı demiyorum, Bağımlı. Her gün açıp bir bölüm okuyorlar. Hep çantalarında taşıyorlar. Çünkü özümsemek böyle bir şey. Süreklilik ve kararlılık gerektiriyor. Ne yapıyorsan inatla yapmaya devam etmeyi gerektiriyor.

    Daha da kötüsünü söyleyeyim mi? Eskiden diyor, kızdığım zaman şuçlayacak biri olurdu. E? Şimdi o da yok?

    Eliyle boş bir sndalyeyi gösteriyor. Onun yüzünden diyecek biri kalmadı?_Yüzünde oyubcağı elinden alınmış çocukların ifadesi var. Mızıkçı, küskün. Şİmdi ben kime kızacağım diye soran bakışlarla bana bakıyor.

    - İyi de diyorum heyecanla. Siz orada çok önemli bir noktayı gözden kaçırmışsınız. Zaten bunu fark ettiğinizde başlıyor herşey. Yani kurban, kurtarıcıi sen hepsi bir!

    -Tamam işte. Aynı şey. Bundan sonrası karanlık zaten.

    -Ha diyorum. Şimdi anladım ne demek istediğinizi: Okurken, Bak diyorsunuz, o yapmış ben beceremiyorum. Ben yapamıyorum.

    Parmağıyla beni işaret ediyor. Hah, işte… Bu sefer de ben beceriksizim demeye başlıyorsun. Ben yapamıyorum. Gene bir mutsuzluk. Gene bir çıkmaz.

    İşte orada da bir nüans var: Orayı kaçırmış olabilir misiniz acaba? Diyorum. Sonra da susuyorum. Onun meraklı gözlerle beni süzmesini izliyorum bir süre. Zevkle. Acaba ne diyeceğim? Acaba onun bilmediği benim bildiğim ne var? Bu bakışı tanıyorum. Karşımda bir kurt var. Ne söylesem bir şey söylemeye hazır. Ama bir o kadar da ikna adilmek istiyor.

    Bir yandan da kafamı toplamaya çalışıyorum çünkü ben de tam olarak bilmiyorum ne diyeceğimi.

    Ağzımı açıyorum ve kendimin bile şaşırdığı bir cümle dökülüyor.

    Çünkü diyorum, sonuç odaklısınız. Sürece değil, sonuca bakıyorsunuz. Orada da ne görmek isterseniz onu göreceksiniz.

    Ama öyle değil midir zaten? Diyor. Yemi yuttu. Demek ki gerçekten burada takılıyor.

    Hayır diyorum. Böyel olmaz. Siz envanter çıkarıyorsunuz. Oysa, yaptıklarınızın sonuçlarını bu kadar somut alamayabilirsiniz hayatta.

    Olur mu? Diye itirazı basıyor hemen. 1+1=2 bu matematik.

    Değil diyorum. 1+1 bazen 0 bazen 10 bazen bin yapar. Herşey görecelidir. Örneğin şu kitaplar. Kimler okuyor, kimler bu kitaplardan narsıl fayda alıyor bunu bilebilir miyiz? Hayır. Sadece satışlara bakıp ne kadar kar elde ettiğinize bakarsanız mutlu olamazsınız ki?

    Size bir film önereceğim diyorum son bir gayretle:

    İt’s a wonderful life.

    Seyrettim diyor omuzlarını silkeleyerek.

    Bu konuşmamnın envanterini çıkarmaya hiç niyetim yok doğrusu. Bugün ititraz ettiklerini yarın Kabul etmeyeceğini kim bilebilir ki? Belki akşam oturup filmi bird aha izleyecek. Belki de şimdiden hakkımda bir düşünce oluştu: Bu da amma hayalperest, polyannacı diye. Ve bunun önemi yok çünk ben bu sohbetten çok keyif aldım. Benim için çok anlamlıydı. Birimiz yayıncı, birimiz yazar, e bir de okur olsaydı dedim… Sonra da oturup bu yazıyı yazdım.

    Yorumu size bırakıyorum.

    Yazının devamı...

    NEFES TERAPİSİ HAKKINDA BİR SÖYLEŞİ

    -Ülker Hanım. Bizlere kurucusu olduğunuz Mimoza Yaşam Merkezi’nde yapılan çalışmalarla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?

    -Merkezimizde, öncelikle kendi markamız olan Dönüşümsel Yaşam ve Nefes Koçluğu aracılığıyla farkındalık ve arınma çalışmaları yapıyoruz. Bu anlamda, sağlıklı ruh, beden ve zihin yapısına sahip bireylerin sayısının artmasına aracı olmaktan son derece mutluyuz.

    -Bu çalışma hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Nefes Terapisi nedir? Ne işe yarar?

    -Hepimiz nefesin öneminin farkındayız. Bilmeyenimiz yok... Nefes alarak doğuyoruz ve son nefesimizi vererek bu dünyadan ayrılıyoruz. Dolayısıyla nefes yaşamla, kendimizle ve bu dünyayla aramızdaki bağ gibi. Bize hayatı, yaşadığımızı hatırlatıyor. Düşünürsek, tüm doğu ve batı dinlerinde ve ruhani yaşam tarzlarında, nefes ilahi olana ulaşmakta en direkt ve en güçlü yol olmuştur. Yani, nefesimiz aracılığıyla yaşam gücümüzü alır, ruhumuzla ve evrenle bağlantı kuruyoruz. Bilmediğimiz bir başka şey de toksinlerin büyük bir bölümünün (%70) vücudumuzdan nefes yolu ile atıldığı.

    Özetle, nefesimiz ve onu alış-veriş şeklimiz, hayatımızla ve onu yaşayış şeklimizle derin bir bağlantı içinde.. Çünkü nefessiz hayat olmaz! Üstelik nefesimizle kendimize aktif olarak fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak iyi bir bakım yapabilir ve yaşam deneyimimizi her anlamda kaliteli, daha mutlu, güvenli, huzurlu bir şekle getirebiliriz. Nasıl mı? Aslında formül çok basit: NEFES = HAYAT. Hal böyleyken, biz de, gelin, hayatımıza bakmak yerine bu sefer bir değişiklik yapıp nefesimize bakalım diyoruz. Hiç düşündünüz mü? Nasıl nefes alıp veriyoruz? Tutuyor muyuz? Alabiliyor muyuz? Bırakabiliyor muyuz? Nefesimiz sığ mı? Derin mi? Kısaca nefesimizin farkında mıyız? Ve soruyoruz o zaman: Eğer nefesimizin farkında değilsek, acaba hayatımızın ne kadarının farkındayız?

    -Evet, açıkçası bizler nefesin zaten hep orada olduğunu düşünüyoruz ve nasıl, ne kadar aldığımızın; yeterli alıp almadığımızın öneminin farkında bile değiliz. Peki nefesimiz hayatımızı nasıl etkiliyor. Bize biraz anlatabilir misiniz?

    - Tabii ki. Her şeyden öte, doğal tam ve açık bir nefese sahip değilsek, sistemimize bizim ihtiyaçlarımız doğrultusunda çalışabilmesi için gerekli oksijeni, enerjiyi veremiyoruz demektir. Dahası bu durum kısır bir döngüye dönüşür ve nefesimizi kısıtladığımız için tıkanıklıklarımız artar, tıkanıklıklar çözülemediği ve arttığı için nefesimiz daha da sığlaşır. Tıkanıklık sadece bedende sınırlı kalmaz, bunun kişinin hayatına da bir yansıması vardır. Kısacası, kişinin nefesi onun hayatı hakkında bize çok şey anlatır. Örneğin, göğüse nefesin gitmemesi, kişinin kalbini sevginin akışına, sevgiyi almaya ve ifade etmeye kapamış olduğunu gösterir. Sığ veya az alma kişinin kendine çok az değer verdiğini gösterirken; uzun verme, geçmişe ve negatifliklere tutunmayı gösterir. Üst göğüsün dışarıya doğru şişmiş ve sert duruşu, birikmiş kızgınlığın göstergesiyken; nefesin karnın üst bölümünde sıkışmış olması kişinin güven sorunlarının olduğunu ve yüksek bir egosu olduğuna işaret edebilir. Öte yandan, nefesin dalgalanması kişinin kalbi ve zihni arasında kaldığını ve bölünme hissi yaşadığını bize anlatır. Kişinin karnında hiç nefesin olmaması ise kişinin kendisi için hiç yaşamadığının, fedakarca hep başkalarını düşündüğünün göstergesidir.

    -Doğru nefes almanın pozitif düşünceden, zayıflamaya, kalp çarpıntılarından, uyku problemine, yaşanılan kötü olayları unutmaya kadar birçok konuda etkili söyleniyor. Peki doğru nefes almak için en iyi yol nedir?

    - Doğru nefes diyaframımızı kullanarak, yani önce karnımızı şişirerek doğal nefes almak demektir. Aslında biz doğru nefes almayı bilerek dünyaya geliyoruz. Ama belli bir zaman geçtikten sonra, belli olaylar karşısında çocukluktan itibaren nefesimizi tutmaya başlıyoruz. Ve bu alışkanlık giderek yerleşiyor. Heyecanlandığımızda, korktuğumuzda ya da belli bir beklenti içinde olduğumuzda, telaş anımızda biz nefesimizi tutmaya başlıyoruz. Bunu da farkında olmadan yapıyoruz. Dolayısıyla diyafram kası giderek atıl duruma düşüyor. Özellikle bayanlarda zaman içinde karın bölgesine hiç nefes gitmeyip tamamiyle göğüs hareketleriyle nefes alma şekline dönüşüyor. Genel olarak erkeklerde de göğüs tamamiyle kıpırdamaz olup sadece karnı şişirip indirerek nefes alma şekline dönüşüyor. Dediğim gibi, bunun da çok olumsuz etkileri var. Bu durumun hem fiziksel olarak bedenimize, hem zihinsel olarak düşüncelerimize hem de hayatımıza olumsuz etkileri oluyor.

    - Kişiler nefes terapisine gelirken öncelikle hangi amaç için geliyorlar, siz neler yapıyorsunuz ve neler öneriyorsunuz?

    - Pek çok sebebi olabilir tabii. Ayrıca bir sebep de olmayabilir. Sadece daha enerjik olmayı istemek bile iyi bir nedendir. İhtiyacınız olup olmadığını anlamak için, öncelikle kendi kendinize şu soruyu sormamız gerekiyor: “Sabah kalktığınızda dinlenmiş, dinç, zinde mi kalkıyorsunuz, yoksa hiç uyumamış hatta dayak yemiş gibi mi kalkıyorsunuz?” ya da “spor yaptığınızda kendinizi enerjik mi hissediyorsunuz yoksa mahvolmuş gibi mi hissediyorsunuz?” Bu soruların cevapları bize, vücudumuza ne kadar oksijenin girdiğiyle ilgili bilgi verir. Yorgun kalkanlar için uykuda oksijenin vücuda yeterince girmiyor olduğunu söylemek mümkün. Muhtemelen uyku sırasında da nefes tutma ya da yanlış nefes alma alışkanlığına devam ediyorlardır ve bu da ileride ciddi rahatsızlıklara neden olabilir. Bu işin fiziksel kısmı, bir de bunun zihinsel kısmı var. Acaba ne kadar stres altındasınız? Kendinizi rahatlatabiliyor musunuz? Yoksa sürekli panik halinde misiniz? Nefesi açık bir insanın düşünceleri de açıktır. Berraktır, olumludur. Nefesiniz açıksa, kendinizle ya da yaşadığınız hayatla ilgili kısıtlayıcı düşünce alışkanlıklarınız da yok demektir. O zaman hayatınız da kolaydır, açıktır, zorlayıcı deneyimleri yaşamazsınız. Ne de olsa, düşüncelerimizin hayatımıza nasıl şekil verdiklerini hepimiz biliyoruz.

    - O zaman şöyle söyleyebilir miyiz? Pozitif düşünce, doğru nefesin beraberinde geliyor.

    - Zaten doğal olan da bu. Biz bunu uzun dönem içinde tersine döndürüyoruz sonar da olumsuz şeyleri sanki normalmiş gibi algılamaya başlıyoruz. Hastalanmak, yorgun ve stresli olmak, mutsuz olmak gayet normal bir şeymiş gibi zannediyoruz. Şehirde yaşamamızın bir yan etkisi diye düşünüyoruz. Ya da modern hayatın getirdiği bir şey, ya da 21. yy yaşamı… Oysa ki bunların hiç biri normal değil. Zindelik, canlılık tamamiyle bizden kaynaklanarak dışa yansıyan şeyler. Biz tamamiyle tersini yapmaya alışmışız. Hâlbuki kendi nefesimizle bütün bunları dönüştürmemiz, bütün bunları olumluya çevirmemiz mümkün. Bu da nefes terapileriyle oluyor. Nefesin hem fiziksel hem ruhsal boyutları var. Oksijenle birlikte fizksel, duygusal her türden toksin atma şeklinde bir arınması var. Bir de zihinsel boyutu var. Örneğin seanstan once bir fobi ya da korkunuz varsa, ya da kendinizle ilgili olumsuz bir inancınız varsa seans sonrasında bir de bakmışsınız, kendiliğinden yok olmuş! Çünkü nefes her boyutta arındırıyor, temizliyor.

    -Peki bu tam olarak, nasıl oluyor?

    -Evrende belli kurallar ve yasalar var. Bu durum pozitif ve negatif enerjinin kendiliğinden buluşması şeklinde oluyor. Terapi boyunca alınan oksijen vücutta bir enerji üretiyor. Ve nerenizin buna ihtiyacı varsa, oraya gidiyor ve orayı kendiliğinden iyileştiriyor. Daha iyiyi daha güzeli herkes hak ediyor. Zaten nefes sizi tamamen kendi gerçenizle buluşturuyor. Seans sırasında alınan pozitif enerjiden ve olumlamalardan sonra, kişi kendiliğinden derin bir meditasyona geçiyor. İnsanlar bunu “uyumak” sanıyorlar ama aslında bu çok derin bir meditasyon… O sırada kendileri için ihtiyaçları olan güveni, sevgiyi, aklınıza gelebilecek her türlü değeri kendilerine tekrar katmış oluyorlar. Bir huzur içinde uyanıyorlar. Ve bu dönüşüm kalıcı oluyor.

    -Yani geçmişteki kötü olayları bile unutmak gibi bir şansımız da var, öyle mi?

    - Unutmak değil de belki başka bir perspektiften değerlendirmek ya da kabul edilebilir hale getirmek diyelim. Bastırmak çae değil çünkü seans sırasında görüyoruz ki, kişi neyi bastırmışsa o ortaya çıkıyor. Bir şey yaşanmışsa, unutamayız; varken yokmuş varsayamayız. Bunu dönüştürmemiz gerekiyor. Tek yapabileceğimiz bu. Bizim yaptığımız kişileri geçmişleriyle barıştırmak, geçmişte yaşananları kabullenmelerini sağlamak… Hepsi bu…

    -Ve tabii bir de işin “gelecek” kısmı var: yani, isteklerimizin gerçekleşmesini kısmı... Çekim yasası ile açık nefes arasında nasıl bir bağlantı var sizce?

    -Şu kadarını söylemek istiyorum ki, eğer istekleriniz kendiliğinden gerçekleşiyorsa emin olun nefesiniz açıktır. Ya da tam tersi: eğer nefesiniz açıksa, istekleriniz de kendiliğinden çabasızca, kolaylıkla ve düşündüğünüzün de ötesinde güzellikte ve muhteşemlikte gerçekleşir. Çünkü, nefes tüm evrensel yasalarla işbirliği halindedir. Özellikle de çekim yasasıyla… Yani: “İste, olsun!”

    -Nefes deyip geçmeyelim diyorsunuz kısaca. Bu arada sizin daha iyi konuşabilmek için nefes egzersizleri de var mı?

    - Tabi ki de var. Biz tiyatrocularla, sanatçılarda da çalışma içindeyiz. Zaten insanlar kendini ve nefesini dinlerse, kendileri hakkında pek çok şeyi bilebilirler ve geliştirebilirler.

    - İyi bir uyku ile nefes arasındaki bağlantı nedir?

    - Nefes alamayıp uykusundan ani bir şekilde kalkanlar var. O esnada muhtemelen uzun bir süre nefes almamıştır. İnsanlar o durumda bir anda nefes alarak boğuluyormuş gibi olup kalkıyorlar. Bu kişiler uykuda da nefes tutma alışkanlığını sürdüren kişiler ve bu gerçekten ciddi bir rahatsızlık. Bütün hücrelerin sağlıklı kalmak için belirli miktarlarda oksijene ihtiyacı var. Bu oksijeni de nefes yoluyla alıyoruz. Eğer seanslarda dönüştürebiliyorsak bu alışkanlık kendiliğinden geçiyor ve geceleri de bu nefes tutma alışkanlığımız kendiliğinden geçebiliyor.

    - Yorgunluğu azaltmak içinde nefes egzersizleri yaptırıyor musunuz? ?- Bizim yaptırdığımız zaten tek tiptir. Nefes alış uzun veriş kısa olmalı. Bunu seanslarda yaptırdıktan sonra kişi kendiliğinden hem alışkanlıklarını kırıyor hem de sağlığına kavuşmuş oluyor. Belli bir zindeliğe, canlılığa kavuşmuş oluyor. Bunlar kendiliğinden dönüştürülür, dolayısıyla başka bir teknik yok.

    - Çok mu unutkanız? Bu yorgunluktan mı kaynaklanıyor yoksa algıda bozukluk durumu mu var?

    - Kafamız da hep çok düşünce var. Genelde düşündüğümüzde bu düşüncelerin hiçbiri şu ana ait değil. Ya gelecek kaygılarımız var, ya da geçmişle ilgili bir takım hüzünler taşıyoruz. Bunlar kafamızı sürekli meşgul ediyor. Dolayısıyla anı yaşayamıyoruz. Nefesin en güzel yanı da meditasyonla beraber bütün ihtiyaçlarınızın karşılanıyor olması. Geçmişle ve gelecekle ilgili bütün kaygılar yok oluyor ve zihnimizde bir arınmışlık oluşuyor. Her şey daha netleşiyor çünkü kendinize daha yakın oluyorsunuz.

    - Genelde merdivenlerden çıkarken de nefes nefese kalıyoruz. Bu doğru nefes alamamaktan da kaynaklanabiliyor mu?

    - Yorgunluk ve bitkinlik hissedilen her an için bunu söylemem mümkündür. Bu tür durumlar, tamamiyle vücudun yeterli oksijen alamamasından kaynaklanıyor.

    - Sanırım kilolu insanlar bu durumla daha çok karşı karşıya kalıyordur. Bu durumdaki insanlara neler önerirsiniz?

    - Aslında ilginç bir şekilde nefesiniz açıksa kilo probleminiz de olmuyor. Çünkü oksijen vücudun hem besini hem yakıtıdır. Beynimiz sadece oksijenle çalışır. Vücudumuzda enerjilerin, yağların yakılması hep oksijenle oluyor. Mesela hem spor yapıp hem az yiyorsunuz ama kilo veremiyorsunuz. Yoruluyorsunuz, kendinize eziyet ediyorsunuz. Etrafınıza bakıyorsunuz sizden daha fazla yemek yiyip daha sağlıklı, daha zayıf duran insanlar var.

    - Bunun yanında egzersiz yapanlarda var.

    - Tabi ama eğer vücut yeterli oksijeni alamıyorsa; yaptıklarınızla kendinize sadece eziyet etmiş olursunuz.

    - Yani, diyet yaparken de, spor yaparken de nefes alış verişlerimize de dikkat etmeliyiz, değil mi?

    - Evet. Bence, her şeyin başı oksijen… Önce oksijen vücuda girmeli, bu alışkanlık normale dönüştürülmeli. Eğer bir diyetisyene gidiyorsanız, ya da spor yapıyorsanız, zaten doğru nefes alıp vermenin ne kadar önemli olduğu konusunda çoktan bilgi almışsınız demektir. Biz bu anlamda diyetisyenlerle de işbirliği halinde çalışıyoruz.

    - Doğru nefes almayı öğrenmek ne kadar zamanımızı alır?

    - Bu kişinin yaşamışlıklarıyla, nefesinizi tutma alışkanlığımızın ne kadar derinde olduğuyla ilgili bir durum. Aslında, öğrendiğiniz bir şey yok, bu sadece bir hatırlama. Çünkü doğru nefes almayı zaten biliyoruzJ Karın nefesiyle doğuyoruz.

    - Çocuklarda da bu tür seanslar, terapiler yapıyor musunuz?

    -Çocuk-büyük fark etmez, söz konusu olan nefes olduğu için herhangi bir yaş sınırı yok. Zaten çocukların nefesleri doğala çok yakın. Ben çocuğunu getirmek isteyenlerden öncelikle kendilerinin gelmesini rica ediyorum. Anne-babadaki değişiklik çocuğa fazlasıyla yansıyor zaten. Annedeki, babadaki kontrolü, baskıyı hallettiğimizde çocuk da rahatlıyor.

    -Peki bu durumdan nasıl çıkacağız? Nefesimizi nasıl doğal diyafram nefesine çevireceğiz?

    -Nefesimize farkındalık vererek ve bilinçli bir şekilde her gün 5-10 dakika nefes egzersizleri yaparak veya dönüşümsel nefes terapisi alarak ve her koşulda gerçekte sahip olduğumuz nefes alma yeteneğimizi kullanarak: yani diyafram nefesi kullanıp nefesimizi alış-veriş şeklimizi tam ve doğal hale getirerek! Her zaman şunu hatırlayalım: Doğal olan her şey kolay ve kolay olan her şey doğru... Nefesin mucizesi burada başlıyor. Bu bizim zaten bildiğimiz bir şey, sadece hatırlamamız gerekiyor hepsi bu...

    -Bu arada eminim doğal nefesin faydaları saymakla bitmez. Ancak kısa da olsa doğal nefesin yararlarından bahsedebilir misiniz?

    -Derin, tam nefes iç organlar ve karın kaslarına masaj yapıyor, güçlendiriyor. Diyafram nefesini öğrenen kalp hastaları kalp sağlıklarını önemli ölçüde iyileştirebiliyorlar. Yüksek tansiyon, endişe ve stres bilinçli nefes alma ile hafifletilebiliyor. Hücre yapısı içerisinde oksijen oranı yüksek kan hücre yenilenme hızını arttırıyor. Bağışıklık sisteminiz güçleniyor, hücreleriniz optimal hızda yenilendiği için yaşlanma prosesi geriliyor, kısaca bedeninizin kendi kendini iyileştirme süreci hızlanıyor. Çoğu kişi bunu bilmeyebilir ama aldığımız toksinlerin yüzde yetmiş gibi önemli bir bölümü nefes ile dışarı atılıyor! Sadece bu bile başlı başına hastalıktan koruyucu, önemli bir faktör!

    Etkin ve doğal nefes almanın fiziksel faydalarının yanı sıra duygusal ve zihinsel faydaları da var. Doğal nefes alıp vermeye geçmek, günlük hayatta stresi önlemede, dikkat eksikliği sorunlarında, motivasyon ve odaklanma sağlamada, gevşeme ve bırakmaya izin vermede, ve zihin-ego bakış açılarından özgürleşme gibi konularda da son derece etkili sonuçlar veriyor. Bedenimizle ve ruhumuzla bağlantıya geçmemizi sağlıyor.

    Ama bence yaptığı en önemli şey: Bizi yaşadığımız ana getirmesi. Bize ‘Şimdi’ de olmayı ve zihnimizden özgürleşmeyi deneyimletiyor. Çünkü zihnimiz hep bizi yaşadığımız andan koparıp geçmişe ya da geleceğe yöneltir ve andaki gerçek potansiyelimizi ortaya çıkartmamıza engel olur.

    -Yani, nefes, zihin gibi güçlü bir şeyle başa çıkabilecek kadar etkili diyorsunuz?

    -Kesinlikle. Hatta ondan çok daha güçlü diyorum. Üstelik de, her an bizimle. Başımız her sıkıştığında kolaylıkla o durumun içinden nefesimizle çıkabiliriz diyorum. Biz terapinin içinde de aynen bunu yaptırıyoruz. Ne olursa olsun nefes almaya devam ettiriyoruz.

    -Biraz da terapide neler olduğundan bahsedebilir misiniz? Nasıl bir teknik uygulanıyor? Doğal nefese kesin dönüşüm olabiliyor mu?

    -Zevkle. Anlatmaktan bıkmayacağım bir şey varsa o da nefes. Bana göre, nefes seansı almak sanki, yaşanılan kaosa, günlük hayatın keşmekeşine bir ara verip, bir kapı açıp, başka seçenekleri aramak gibi. Tekniği kısaca anlatmak gerekirse, ağızdan, diyaframımızı kullanarak, karnımıza nefesler alarak göğüs kafesimizi açıp, akciğerlerimizi tam kapasitede kullanmış oluyoruz. Alışlarımız uzun, verişlerimiz ise kısa, kendiliğinden ve doğal oluyor, tüm seans boyunca sadece alışımıza konsantre oluyoruz ve ara vermeden birbirini takip eden bağlantılı nefeslerle bedenimize, bol miktarda yaşam enerjisi çekiyoruz.

    Aslında bu kısıtlanmış nefes kalıpları, çok eskilerde yaşadığımız hatta doğumumuza ve onunda öncesine kadar gidebilecek, duygusal ve fiziksel travmalarla baş etme arayışımızın yarattığı sağlıksız alışkanlıklardır. Duygular dışa vurulmadıklarında sürekli baskılanır hatta zihinsel ve bedensel kronik gerilimler olarak depolanır. Ve sonuçta da bunların ağrı ve hastalık olarak dışa vurulmaları kaçınılmaz olur. Duygular enerji formları olduğu için yok edilemezler (Einstein’ın yıllar önce kanıtlamış olduğu gibi) sadece şekil değiştirebilirler. Bu enerji bedensel ve zihinsel bir rahatsızlık olarak ortaya çıkmadan önce onu dönüştürmek bizim sorumluluğumuzdur.

    Seanslar tam da bunu önce fark edip sonra da açılım sağlamak üzerine kurulu. Oluşturulan enerji ile birlikte olumlamalar ve akupress uygulaması, sözlü temizleme prosesleri de bizde arzu ettiğimiz dönüşümü sağlıyor. Kişinin kendini huzurlu, mutlu hissetmesini engelleyen tüm tıkanıklıklar seanslarda temizlenerek; öfke, korku, tedirginlik, suçluluk ve üzüntü gibi bastırılmış duygular ortadan kalkıyor. Bilinçaltındaki baskıladığımız, geçmişimizden gelen travmaların izlerini siliniyor, yaşamdan zevk almak, çoğumuzun unuttuğu istek, şevk, heyecan ve yaşama bağlılık duyguları ile yeniden temasa geçmek mümkün oluyor!

    -Seanslar ne kadar sürüyor? Ve tabii hemen aklıma tek bir seans almak yeteri oluyor mu diye sormak geliyor.

    -Bir seans yaklaşık 45 dakika-1 saat kadar sürüyor. Ama düşündüğünüzün aksine zaman nasıl geçiyor kimse anlamıyor. Çünkü, sanki başka bir şey bize nefes aldırıyor. İlk 5-10 dakika içinde nefesimizi bağlantılı hale getirdiğimizde, nefesimiz aktive oluyor. Bu şekilde 30-45 dakika nefes aldıktan sonra titreşiminiz ve enerjiniz son derece artıyor ve kendiliğinden meditatif bir moda geçiş yapılıyor. Bu durumdayken, son derece mistik ve duygusal-zihinsel-ruhsal iyileştirici deneyimler yaşayabiliriz. Benim de en sevdiğim kısım burası. Zaten bu terapinin kurgusu, mucizeler prensibini hayata geçirebilmemize ve günlük hayatımızda daha yüksek bir bilinci deneyimleyebilmemize ve aldığımız her nefeste içsel rehberliğimizi hissetmemizi sağlayabilmek üzere tasarlanmıştır. Tek kelimeyle, ruhunuzun doyumunu arıyorsanız, bunu çoğu insan gibi nefeste bulacağınızdan emin olabilirsiniz.

    -Mimoza Yaşam Merkezi’nde başka ne tür terapiler uygulanıyor?

    - Tüm uygulamaların ortak noktası, kişiye kendi gücünü hatırlatmak ve ona ait olamayan her şeyden kişiyi arındırmak, sadeleştirmek. Tabii bir de kişiyi zihinden çıkarmaya ve arındırmaya yönelik olması. Değişik türden kuantum çalışmalarımız var: Aile Dizimi, Access- Bars, İnner speak-İçsel Rehberlik, Kuantum Hipnoz-Geçmiş Yaşam Terapisi gibi. Bu terapilerden kişiye en uygun olan çalışma yöntemini belirleyerek ilerliyoruz. Aynı zamanda, bu terapilerin ve koçluk çalışmalarının eğitimlerine de merkezimizde yer verdik.

    -Sözü geçmişken şu kuantum felsefesinden de kısaca bahseder misiniz?

    -Kuantum fiziği, klasik fizikteki kabul gören madde ve enerji sınıflandırmasını ortadan kaldırdı ve aslında madde dediğimiz şeyin de sıkıştırılmış yoğunlaştırılmış enerjiden başka bir şey olmadığını açıkladı. Yani her şey enerji ve enerji maddeyi etkileyebiliyor! Bunun kişisel gelişim alanına yansımasına gelince, tabii düşünce de en güçlü, en yoğun enerji çeşidi ve maddeyi yani bizleri, hayatlarımızı değiştirebiliyor, dönüştürebiliyor! Bu da yeni çağ eğitimlerinin ve felsefesinin temelini oluşturdu diyebiliriz. Bilim adamları, deneyi gözlemleyenin deneyin sonucunu etkileyebildiğini kanıtladı! Bu da bizleri, kişisel gelişim konularına az çok aşina olan herkesin bildiği gibi, ister istemez hayatımızda olan biten her şeyin sorumlusu ve hayatımızın lideri haline getiriyor.

    -Evet. Hatta bu konulardan bahsettiğiniz iki kitabınız da var. “Tam Benlik” ve “Ezber Bozduran”.

    - Konu olarak, düşüncelerimin ve yargılarımın kendimi ve hayatımı nasıl etkilediğini ve bunları nasıl dönüştürdüğümü ele aldığım ve kendi süreçlerimi paylaştığım iki kitabım var. İlk kitabım “Tam Benlik”, bu ay 3. Baskıya giriyor, Ezber Bozduran 2. baskıyı yapıyor. Bir de üçüncü kitap var: Başka Bir Leonardo. O da geçen sene çıktı.

    -Yeni projeler var mı?

    -Evet. 4.üncü kitap geliyor. Bu seferki ‘Nefesle Gelen Dönüşüm’. Sadece “nefes ve dönüşümsel nefes terapisi nasıl yapılır” üzerine olacak. Kişilerin kendi kendilerine de nefes çalışması için yani…

    -Mimoza Yaşam Merkezi’nin Kurucusu sevgili Ülker Uzun Polat’a çok teşekkür ediyoruz. Yeni kitabınızı merekla ve heyecanla bekliyoruz. Çok teşekkür ederiz.

    -Ben teşekkür ederim. Sevgiyle ve ışıkla kalın.

    Yazının devamı...

    Nefes Terapisi!

    Nefes yüzyıllardır Doğu’da pek çok felsefeyle, öğretiyle ilişkili olarak geliştirilmiş, Batı dünyasındaki keşfi ise henüz çok yeni durumda. Bunlardan biri de Dönüşümsel Nefes™ Terapisi. Özünde eski nefes alma kalıbının yıkılarak yerine tam, bağlantılı ve derin nefes alma şeklinin konulmasına dayalı olan bu terapi, vücut haritası üzerindeki meridyen ve akupunktur noktalarının kullanılmasıyla daha da etkin hale getirilmiş durumda. Nefesimizle süperokside olarak güçlü bir pozitif enerji vibrasyonu yaratılmış oluyor ve bu sayede enerji alanımızda temizlik ve arınma gerçekleşiyor.

    Vücudumuzda seans sırasında birtakım dönüşümlerin olmasına yol açtığı için adı Dönüşümsel Nefes™ olarak geçiyor. Başka tekniklerin uygulandığı nefes çalışmalarından da bu sebeple farklılık gösteriyor. Seanslar yaklaşık 45 dakika – 1 saat kadar sürüyor. Seans boyunca ağzımızdan karnımıza doğru nefes alıyoruz, yani doğal, diyafram nefesi kullanıyoruz. Seanslarda başka önemli bir konu da, nefeslerinizin bağlantılı dediğimiz türde, alış ve verişin birbirini sürekli takip ettiği şekilde olması. Bunu yaparken alışın uzun, verişin kısa olduğu nefesler aldırıyoruz ki aktivasyon dediğimiz işlem gerçekleşsin. Bu, nefesin açılması için gerekli olan koşulları oluşturuyor. Seanslarda vücudumuza (nefesimizi tuttuğumuz anlarda) kayıtlı olan duygular (ağlama, gülme vb. hisler; öfke, kızgınlık vb. duygular) veya zihnimize gelen düşünceler, anılar , travmalar ve olası etkileri temizleniyor, arınıyor. Seans sırasında her ne oluyorsa olsun, kabul edip, nefes almaya devam etmek tüm bu travmaları çözüyor. Vücudunuzdaki akupunktur noktalarına dokunup olumlamalar söylenirken, tüm söylediklerimiz direk olarak bilinçaltına kaydediliyor. Nefesin kendi işini mucizevî yollardan yapışına her seferinde şahit olmak nedense hep şaşırtıyor beni ve gerçekte tüm güzellikler çabasız, doğal ve kendiliğinden gelmekte. Tek yapmamız gereken izin vermek olmasına, dönüşmeye, değişmeye… İnanılır gibi değil gerçekten.

    Her nefes seansı sonrasında artık siz bundan önceki insan değilsiniz. Hayatınız aynı, etrafınızdaki insanlar aynı ama tepkileriniz farklı, yaşadıklarınız farklı, anlamları farklı, yapmak istediklerinizi yapma hızınız farklı, evet mucize gibi geliyor, insanın inanası gelmiyor. Bu dönüşme süreci sırasında, her türlü düzeyde olumsuz enerji hücre belleğinden silindiği için doğal olarak zihinsel ve fiziksel boyuttaki hastalıklar da sizden uzaklaşıyor.

    Fiziksel değişim (Rezonans) yasasına göre, evrende pozitif enerji negatif enerjiyle daima buluşur ve onu yukarı çeker. Bu yüzden örneğin sizden daha pozitif bir kişiyle birlikte olduğunuzda kendinizi daha iyi hissedersiniz. Bunun nefes seanslarındaki anlamı da, nefesinizle yaratmış olduğunuz pozitif enerjinin vücudunuzun hangi bölgesinde sorun ve tıkanıklık varsa oraya gidip orayı iyileştireceğidir. Nefes her boyutta işe yarıyor. Duygusal ve zihinsel olarak dingin ve kendi ile buluşmuş, fiziksel olarak arınmış olarak çok daha enerjik ve canlı, sağlıklı bir bedene sahip olup, daha dengeli ve dayanıklı olduğunuzu hem hissediyorsunuz hem de bunu dışarıya hissettiriyorsunuz. Bağışıklığınız güçleniyor, artık daha zor hasta oluyorsunuz. Çakralarımız da nefesle birlikte açılıp hizalanıyor ve bu sayede ruhsal bütünlüğe giden yolda önemli adımlar atmış oluyorsunuz. Ruhsal boyutta tam bir açılım yaşıyorsunuz, sezgileriniz güçleniyor, kararlarınız daha derinden, özünüzden geldiğinden kendinizle ve hayatınızla ilgili derin bir aydınlanma yaşıyorsunuz. Farkındalığınız ve yaratıcılığınız açılıyor.

    Fiziksel anlamda ise gerçek bir detoks oluyor, yani toksin atma kapasitesiniz artıyor. Hücrelerin sağlıklı çoğalması için kanın oksijen açısından zengin olması gerektiği, kanıtlanmış bir gerçektir. Söz konusu çoğalma ise hem sağlıklı olma hem de hastalıkların iyileşmesi için gerekli. Eğer herhangi bir fiziksel rahatsızlık içindeyseniz ya da böyle bir kapasiteye sahipseniz, bunun en önemli nedeninin hücrelerinize giden oksijenin azlığı olduğunu söylemek herhalde konuyu kısaca özetleyecektir.

    Kısacası, nefes seanslarıyla hayatı bambaşka bir boyuttan yaşamaya ve algılamaya geçmek mümkün. Bana sorarsanız, ölmeden önce yapılması gerekenlerin en başında nefes terapisi almak geliyor. Yeniden doğmak için...

    Yazının devamı...