• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Buruk'un hayali Okan-Emre-Suat'lı orta saha

    Manchester United Teknik Direktörü Ole Gunnar Solskjaer, 24 Kasım 2020 akşamı saat 20:45’te Medipol Başakşehir takımının esame listesi eline ulaştığında muhtemelen küçük bir şok yaşamıştır. Zira turnuvanın belki de en az bilinen takımı Başakşehir, o gün altı numarada sert-defansif Mahmut Tekdemir yerine nispeten yumuşak Berkay Özcan’la çıkacaktır sahaya. Belki Okan Buruk’un o günkü tercihi iyi sonuç vermedi, belki Başakşehir 4 gol yiyerek ayrıldı Manchester’dan. Ancak Buruk’un uyguladığı o cesur strateji, genç Türk hocanın hanesine bir lig şampiyonluğu, bir Avrupa Ligi son 16’sı, bir de son derece saygın bir Devler Ligi performansı yazdı.

    ŞAMPİYONLAR LİGİ MAÇINA BİLE CESUR BİR KADROYLA ÇIKTI

    2000’de Türk futboluna Avrupa kupası getiren o ikonik Okan-Emre-Suat orta üçlüsünün özelliği, aslında hepsinin ‘10 numara’ oynayabilecek yetenekte olup ‘6 numara’ gibi davranmalarıydı. Okan Buruk da çalıştırdığı takımlarda hep o efsanevi üçlüyü aradı, Şampiyonlar Ligi’nde Old Trafford deplasmanına Berkay-İrfan-Deniz orta üçlüsüyle çıkma cesareti gösterecek az hoca vardır onun yaşında. Okan Buruk’un Galatasaray’da yapacağı ilk icraatın orta saha transferi olacağını düşünüyorum ben.

    BERKAN-TAYLAN'IN YETENEKLERİ KISITLI

    Takvimleri biraz ileriye, 2022’ye sardığımızda bugün birçok teknik adamın geriden daha kaliteli oyun kurmak için sert altı numara yerine ‘derin oyun kurucu’ kullandığını görüyoruz elbette. Bugünkü Başakşehir’in Karagümrük’ten 36 yaşındaki Lucas Biglia’yı transfer etme nedeni de bu. Ve enteresandır, geçen sezonki Galatasaray’ın da belki en önemli sorunu buydu. Özellikle iç saha maçlarında, domine etmesi gereken oyunlarda orta sahada kaliteli ayakların eksikliği telafi edilemedi.

    CICALDAU'YU 6 NUMARADA OYNATABİLİR

    Terim’li Galatasaray, Avrupa Ligi grubunda sadece %44 ortalamayla topa sahip oldu. Marsilya, Lazio gibi rakiplerini gerektiğinde topa az sahip olarak, fırsat futboluyla geçti. Ancak aynı Terim, görevden ayrıldığında ligde son 9 maçın sadece 1’ini kazanabilmişti. Zira Berkan-Taylan’lı orta saha fırsat futbolu için gayet uygunken; topa sahip olmanız, atak sürekliliği sağlamanız gerektiğinde yetersiz kalıyorlardı. Buruk yeni sezonda Galatasaray’da içeriden sürpriz bir altı numara çıkarabilir, mesela Cicaldau’yu o rolde izleyebiliriz. Ancak Galatasaray bu yıl zirve yarışı içinde olmak istiyorsa orta sahaya muhakkak iki kaliteli takviye yapmak zorunda

    GUARDOLA VE ZIDANE GİBİ KESTİRMEDEN DEĞİL JURGEN KLOPP GİBİ ZOR YOLDAN GİTMEYİ SEÇTİ

    Tabii ki Galatasaray gibi, Fenerbahçe gibi büyük kulüplerde başarılı olabilmek için teknik-taktik bilgi yetmez, liderlik nosyonuna, deneyime ve kriz yönetimine de mutlak surette ihtiyaç var. Peki Okan Buruk bu anlamda Galatasaray’ı yönetmeye hazır mı? Şu sıralar dünya futbolunda büyük kulüp çalıştırıcılarına baktığımız zaman iki ayrı ekolün hakimiyetini görüyoruz. Birincisi, star futbolculara verilen otomatik fırsat ekolü. Pep Guardiola’ya 37 yaşında Barcelona’nın, hiçbir A takım deneyimi olmayan Zinedine Zidane’a Real Madrid’in, Andrea Pirlo’ya Juventus’un, Emre Belözoğlu’na Fenerbahçe’nin teslim edilmesi gibi.

    2. LİG'İ DE GÖRDÜ, SÜPER LİG ŞAMPİYONLUĞUNU DA

    İkinci ekolse, futbolculuk kariyerleri çok ışıltılı olmamasına rağmen zekasıyla, inovatif kişiliğiyle fark yaratanlar. Klopp, Mourinho, Sarri gibi birçok üst düzey örneği var bu ekolün. Enteresandır, Okan Buruk’un son derece ışıltılı bir futbolculuk kariyeri olmasına rağmen teknik adamlıkta yolunun Zidane gibi kestirmeden değil, Klopp gibi zor yoldan olduğunu görüyoruz. Kısa bir milli takım yardımcılığı dönemi var. Sonra küme düşmekte olan Elazığ’a gidiyor. Gaziantep’te ilk parıltılarını gösterdiğini söyleyebiliriz. Sivas’ta başarısız oluyor. Göztepe’yle ikinci kümeyi tadıyor, mütevazı Akhisar’la Türkiye Kupası’nı kazanıyor.

    İSTANBUL'A ANCAK 46 YAŞINDA GELEBİLDİ

    Okan Buruk, inovatif tarzını, göze hoş gelen oyununu Rize’de de sürdürünce Başakşehir’in dikkatini çekiyor ve 46 yaşında ancak İstanbul’a gelebiliyor teknik adam olarak. Başakşehir’in başında çıktığı 76 maçta hanesine bir Süper Lig şampiyonluğu, bir Avrupa Ligi son 16’sı, bir de Şampiyonlar Ligi grup mücadelesi yazdırıyor. Avrupa Ligi J Grubu son maçında Borussia Park’ta 40 bin ateşli Gladbach taraftarı önünde kazandığı zafer önemli. Son 32 turunda Sporting Lizbon’u 3-1’in rövanşında 4-1 mağlup ederek geçmesi de öyle. Bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi’nin Leipzig-PSG-Manchester United’lı ölüm grubunda yaptıkları da takdire değer.

    ÖNÜMÜZDEKİ 15-20 YILDA EN ÖNEMLİ TEKNİK ADAMLARDAN BİRİ OLACAKTIR

    Ben son tahlilde Okan Buruk’un önümüzdeki 15- 20 yıl Türk futbolunun önemli teknik adamlarından biri olmayı sürdüreceğini düşünenlerdenim. Teknik direktörlüğe Elazığ’da başlayıp, Gaziantep, Sivas, Göztepe gibi duraklara uğrayıp, UEFA Avrupa Ligi karşılaşması için gittiği Roma’da İtalyanca basın toplantısı yapmaya hak ederek, tırnaklarıyla kazıyarak ulaşmasını değerli buluyorum. Bir ülkeyi bence esas yaşanılır kılan şey taşı-toprağı, doğal zenginliği, parası-pulu değil, adalet duygusudur. Meritokrasidir. Yani hak edenin, hakkını alabileceği bir düzene sahip olmasıdır. Galatasaray’ın da şu anda Okan Buruk’a görev vermesi, bir doğal hak teslimidir. O açıdan da umut vericidir bence.

    Yazının devamı...

    İşin sırrı Jorge Jesus'un orta sahasında

    Jesus’un 900 maça yaklaşan teknik adamlık serüveninde farklı formasyonlar denediğini, yeniiliğe açık olduğunu biliyoruz ama gittiği her takımı önce bir 4-4-2’ye adapte etmeye çalışmış. Genelde de orta sahayı bizim baklava, onların karo dediği türden kurmuş. Lincoln bu karo orta sahanın ucuna, öndeki prese liderlik etmesi için yapılmış bir transfer. Bruma’nınsa ilk 11 için değil, daha çok ilk bir saatte çözülemeyen maçlarda B planı olarak düşünüldüğünü zannediyorum.

    Kazanmanız yetmez, eğlendirmeniz de gerek

    Jorge Jesus’un futbol felsefesini açıklamak için birkaç anahtar duygunun üzerinden geçebiliriz sanırım. Bir Jesus takımı oyuncusuysanız, şunu bilmeniz gerekir: Kazanmanız yetmez, eğlendirmeniz de gerekir. Jesus’un ait olduğu jenerasyon itibariyle Cruyff’tan etkilendiğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Total futbolun 2000’lere uygun bir modelini sergilemeye çalışıyor gittiği her takımda. Savunmayı en önden başlatıyor, yüksek defans hattını seviyor. Birinci dakikadan itibaren güçlü önde pres yapmalısınız, dolayısıyla buna uygun oyuncularınız da olmalı. Takımlarını genelde çift santrforla oynatıyor, Cardozo’yu, Gomis’i, Jonas’ı, Slimani’yi çalıştırdığı dönemde parlatmış bir hoca. Çünkü onların etrafında bolca mobil adam oluyor. Ve santrforlarını çok iyi besleyen bir düzenek kuruyor. Fenerbahçe’nin bence santrfor transferine ihtiyacı var. Ama sezona Serdar Dursun birinci santrfor olarak girerse de Jesus’un düzeninde daha fazla skor yapacağı kesin gibi.

    Lincoln'ün asist ve gollerin yanı sıra koşması Jesus için biçilmiş kaftan

    Öndeki santrforlardan biri statik, biri mobil olacak muhtemelen. Orta sahadaysa klasik kanat tipliler yerine, merkez özelliği olan oyuncuların Jesus’la şansı daha fazla. Crespo, Zajc, Mert, İrfan, Arda, Lincoln’ün dördü muhtemelen ilk 11’de yer bulacaklar. Pelkas da kalırsa Lincoln’le on numara rolünün diğer bir seçeneği olur. Tabii Lincoln’ün fiziksel verilerinin yüksek olması, asist ve gol özelliğinin yanı sıra koşan bir orta saha vasfı taşıması, Jesus için biçilmiş kaftan. Çünkü Jesus’un orta dörtlüden ilk talebi, önde pres. F.Bahçe orta sahası nispeten kısa isimlerden oluşuyor: Mert 1,74, Rossi 1,70, Lincoln 1,78, İrfan 1,76, Zajc 1,78, Pelkas 1,75, Arda 1,76... Sarı lacivertlilerin zaten bu rotasyonla uzun top oynama şansı yok, pasla çıkmaya devam edecekler ki Jesus de muhtemelen bu oyuna Lincoln’ü uygun bulduğu için transfer etti.

    Santrfor transferi şart

    F.Bahçe'nin sıradaki transferi bence santrfor olmak zorunda. Çünkü Jesus’un oyununu verimliliğe dönüştürmesi için mevcut santrfor rotasyonu zayıf. Seferovic iddiası doğruysa, pekala o olabilir Jesus’un aradığı adam.

    Bruma kapalı savunmalara karşı patlayıcı bir B planı

    Bruma ise kağıt üzerinde Jesus’un F.Bahçe’sine otomatik yazabileceğiniz türde bir oyuncu tipi değil. Tabii ki Jesus’un 4-4-2 oynayacağına ya da karo orta saha kuracağına dair elimizde kesin kanıt yok. Bunlar tamamen eldeki veriler ışığında yaptığım projeksiyonlar. Hatta filmi biraz geriye sararsak, Sporting Lizbon’da elinde Bruno Fernandes olduğu için 4-2-3-1 oynatmışlığı da var. Benfica’da da son 1 yılda bolca üçlü savunma kullandı. Yani taktiksel elastikiyeti de var Jorge Jesus’un.

    Yedek güç

    Ancak ben Jesus’un ilk tercihinin 4-4-2 karo orta saha olacağını, F.Bahçe oyuncu listesinin buna uygun düştüğünü düşünerek yapıyorum öngörülerimi. Ve bu projeksiyonda Bruma bir B planı oyuncusu izlenimi veriyor. Örerek, domine ederek çözülemeyen maçlarda, kapalı savunmalara karşı patlayıcı bir B planı. Çalım özelliği olan, ağır bek yakalarsa faule-penaltıya zorlayabilecek bir oyuncu. Bruma’nın bence transfer sebebi bu.

    Yazının devamı...

    Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa

    Uluslar Ligi’nde ilk 4 maçlık periyodu kalemizde gol görmeden bitirdik. Ancak Euro 2024 elemelerinde grubumuzda yer alacak 4-5 rakipten yalnızca biri bu seviyede olacak; bunu unutmamak gerek. Dolayısıyla gün itibariyle önümüzdeki en önemli soru sanırım şu: Milli takımımız bir Norwich City sendromu yaşar mı? Yani aynen Norwich gibi, alt kümede dominant bir top oynayıp, Premier Lig’de de aynı oyunu tekrarlamaya çalışıp şokla karşılaşır mıyız?

    SÜPER BiR SINAV VERDiK

    Dün oynadığımız oyunun kalitesinden ziyade iştahımız çok etkileyiciydi. Hakan-Salih kaç tane dönen top topladılar sayamadım. Beklerimiz bindirmekten yorulmadılar. Bu mevsimde bu arzu çok önemli. Zira bu haziranda mesela yıldızlar topluluğu Fransa dibe vurdu. İngilizler gol atamıyorlar. Çünkü yoğun kulüp takvimi sonrası yıldızları Uluslar Ligi’ne motive etmek zor iş. Türk Milli Takımı bu anlamda süper bir sınav verdi. Herkes tutkulu, herkes iştahlıydı. Takımın gençleşmesi ve abilik döneminin bitmesinin olumlu sonuçları gibi bunlar.

    iKi ARIZAYI GiDERMEMiZ ŞART

    Ancak Mart’ta bir Norwich sendromu yaşamamak için bence şu iki arızamızı gidermemiz gerek:

    1- Zaman zaman basit top kaybediyoruz. Kerem ve Doğukan bazen kolay vazgeçiyorlar.

    2- Bağlantı oyuncusu olarak Halil’e alternatif yaratmamız gerek. Yusuf, İrfan, Abdülkadir ve Mert’in mümkünse hepsi rotasyona katılmalı eylüldeki iki maçta. İşin teknik-taktik boyutu bir yana, İzmir’de bir milli maç seyretmek mükemmel değil mi? “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa” tezahüratlarıyla böyle pırıl pırıl bir milli takım izlemek iki kat daha güzeldi gün.

    Yazının devamı...

    Bizim Lüksemburg’daki gibi bir Luc Holtz projemiz var mı?

    Gruptaki üç rakibimizin toplam ederinin 10 katı kadar değerli bir milli takım olarak C Ligi’nde olmamızın en önemli avantajını yaşıyoruz şu an: Denemeler yapıyoruz. Taktiksel olarak elastikiyetimizi test ediyoruz. Oyuncu kazanıyoruz. Lüksemburg deplasmanı da bu yenilenme sürecinin üçüncü ayağıydı bir bakıma. İlk iki maçta 4-4- 2 oynamıştık, Halil bağlantı oyuncusuydu. Dün Lüksemburg’da ilk devrede üçlü orta sahaya döndük, santrfor sayımızı teke düşürdük ama pek iyi verim alamadık. İkinci devrede Serdar Dursun’un en uca, Doğukan’ın ikinci santrfor rolüne, Kerem Aktürkoğlu’nun sola geçmesiyle hücumda bir tık daha hareketliydik. Maç boyunca yaptığımız hücum pres de umut vericiydi.

    100 SIRA YUKARI TAŞIDILAR 

    Lüksemburg’la karşılaşan her ülke medyası gibi bizim de bu 600 bin nüfuslu kent-ulusun futbolda nasıl böyle spektaküler bir çıkış yaptığını konuşmamız gerek. 18 yıldır Lüksemburg Futbol Federasyonu Başkanlığı yapan Paul Philipp, eski bir milli orta saha oyuncusu. Teknik direktör Luc Holtz da öyle. Holtz ve Philipp, futbolculuklarında Türklerle oynadıkları 3 maçta kalelerinde 11 gol görmüşler. Ama doğru bir projeyle FIFA sıralamasının 195’incisi Lüksemburg’u bugün 100 basamak yukarı taşıdılar. Euro 2020 hayaline yaklaştılar. Dün de Türkiye’yi ilk 75 dakikada oldukça zorladılar.

    HOLTZ YETiŞTiRiYOR MUYUZ? 

    Eski ümit milli takım hocası Holtz, o seviyede başlattığı projeyi 12 yıldır A milli seviyesinde sürdürüyor. Benim sorum şu: Bizim alt yaş grupları düzeyinde bir projemiz var mı sahi? Biz bir Holtz yetiştiriyor muyuz? Kuntz’dan sonra A milli takımı çalıştırmaya aday genç bir Türk teknik adamın şu anda ümit takımda görev yapıyor olması gerekmez miydi?

    Yazının devamı...

    Futbol tarihimizin en genç kadrosu

    14 yıldır Avrupa’nın son 16’sına giremiyoruz. 2010, 2014, 2018 ve 2022 Dünya Kupalarına bilet alamadık. Euro 2016 ve 2020’de de son 16’ya kalamadık. Bu bizim seviyemizdeki bir ülke futbolu için endişe verici. Elbette tüm şampiyonalarda yer almayı beklemiyoruz ama 2000- 2008 arası büyük turnuvalarda üç kez son sekize kaldıktan sonra böyle bir süreç yaşadığımıza göre bir şeyleri değiştirmemiz gerektiği ortada.

    TEMiZ, YIPRANMAMIŞ BiR KADRO

    Dün Vilnius’ta sahaya çıkan oyuncularımızdan Doğan 19, Orkun, Yunus, Cenk ve Eren 21, Ozan, Ferdi ve Halil 22, Mert, Kerem ve Doğukan 23, Cengiz ve Salih de 24 yaşındalar. Futbol tarihimizin en genç ulusal kadrosu bu. Bunun harika bir şey olduğunu söyleyebilir miyiz bilmiyorum, zira A milli takımın esas fonksiyonu oyuncu yetiştirmek değil. Yetişmiş oyuncuları seçmek. Ancak uzun yıllardır büyük turnuvalarda yer alamadığımıza, katıldığımızda da figüran olmaktan öteye gidemediğimize göre belki de nesil değişikliğine ihtiyaç olan bir noktadayız. Bu kadro da temiz bir kadro. Az yenilmiş, az yıpranmış, az bahane üretmiş bir kadro.

    Dün 19’luk Doğan belki geri paslarda biraz şaşkındı, belki savunma çıkışlarında hatalar yaptık ama takımın bir dinamizmi var. Heyecanı ve enerjisi var. Bu kesin.

    DOĞUKAN’IN KARiYER MAÇI

    Doğukan, cumartesi ikinci devrede oyunu değiştirdikten sonra dün de kariyer maçını oynadı. Genç beklerimiz Ferdi-Mert yerlerine alışıyorlar. Salih-Orkun ikinci bölge geçişlerinde akılcılardı. Yunus iyi bir 45 ortaya koydu. Halil bağlantı oyuncusu rolüne alıştı, üç golde direkt katkısı var. Bazen acemilikler yapıyoruz. Elbette gelişmemiz gereken noktalar var. Ama umut veren bir grup olduğumuz kesin.

     

    Yazının devamı...

    Post-Burak süreci başladı

    Uluslar Ligi C seviyesi, elbette bizim ait olduğumuz yer değil. FIFA sıralamasında biz 43’üncüyüz, gruptaki rakiplerimizse 94-124 ve 138’inci sıradalar. Zaten B Ligi hikayemiz absürttü, son maçımızda Macarlar’ı yensek A Ligi’ne çıkıyorduk, yenildik C’ye düştük! Bu turun 6 müsabakasında da bizim iki gömlek altımızda rakiplerle oynayacağız, elbette tüm maçların favorisiyiz. Dün de favori olduğumuz bir maçı rahat kazandık.

    HiÇBiRi ‘GAZOZUNA MAÇ’ DEĞiL

    Ancak bu 6 müsabakayı asla ‘gazozuna maç’ hükmünde ele almamalıyız, bu bir geçiş süreci. Ve geçiş sürecinde zayıf rakipleri peş peşe yenip kazanma alışkanlığı sağlamak iyi sonuçlar doğurabilir. Nihayetinde milli takım ‘post-Burak süreci’ni açtı dün. Artık takımda ‘eski Türkiye’den kalan bir abi figürü yok, dünkü ilk 11’imizin tümü 94- 99 jenerasyonuydu. Yeni kaptanımız Hakan, yeni yıldızımız Cengiz. Son Cebelitarık-Karadağ maçlarından sonra dünkü Faroe Adaları müsabakasından anladığımıza göre de yeni formasyonumuz 4-4-2... Yeni sol bekimiz Ferdi iyi başladı, Doğukan da ‘elektrik’ diye tabir edilen türden bir oyuncu. Girer girmez enerji kattı takıma. Süper bir oyunumuz yoktu ama oyuncularımızla aldık tabelayı.

    ANLAYAN BERi GELSiN

    Uluslar Ligi’ne galibiyetle başladık, ancak ister istemez insanın aklı Dünya Kupası’nda olmamamıza takılıyor. Sahi biz yılın en kritik maçında, Portekiz önünde niye üçlü savunma oynadık? 2020 ve 2021’de tüm maçlarda 4’lü oynamışız. Dün de dörtlü oynadık. Bir takım neden yılın en kritik maçında tek bir seferlik üçlü savunmaya döner? Neden Berkan’ı sol kanatta kullanır? Bilmediği, hiç denemediği ve devam ettirmeyeceği bir şeyi niye Portekiz’e karşı uygular? Anlayan beri gelsin!

    Yazının devamı...

    Kuntz hangi kalibrede bir milli takımda olduğunun farkında değil

    Eğer Kuntz’u, Türkiye altyapı organizasyonunun başına geçirseydik bence olağanüstü bir iş başarmış olurduk. Ancak kariyerinde neredeyse hiçbir üstyapı deneyimi olmayan (60 yaşında umut vaat eden!) bir hocayı A milli takımımızın başına geçirmek çok riskli bir karardı. Aylar geçtikçe endişelerimde haklı çıktığımı da görüyorum üzülerek.

    HAMİT ALTINTOP'UN BÜYÜK ÇEKİŞMESİ

    Geçtiğimiz günlerde TFF Yönetim Kurulu üyesi Hamit Altıntop’un Hürriyet’e verdiği güzel röportajı okudum. Altıntop, Süper Lig’i genç Türk teknik adamlara yeteri kadar görev vermemekle eleştiriyordu o röportajda. Oysa enteresandır, Süper Lig’i eleştirebileceğimiz en son konu bu belki de! Süper Lig’de çalışan teknik adamların yaş ortalaması 47... Bu ortalama, Avrupa’nın 5 büyük liginin de altında. Sezonu Alanya’da tamamlayan Farioli 32, Karagümrük’te tamamlayan Volkan Demirel 41, Antalya’nın hocası Nuri Şahin 34, Emre Belözoğlu 41, Sami Uğurlu 44, İlhan Palut 45 yaşında. Ve enteresandır, Süper Lig’de genç yerli teknik adamlara yeterince görev verilmediğinden dem vuran Hamit Altıntop, milli takımın başına Okan Buruk’u değil, 60 yaşında üstyapı deneyimi olmayan bir Alman’ı getiriyor.

    DERWALL, G.SARAY'A 57 YAŞINDA GELMİŞTİ

    Bakınız, bu ülke futbolu ‘şerefli mağlubiyetler dönemi’ni yaşarken bile Türkiye’ye daha üst düzey hocalar getirebiliyordu. Bir Premier Lig ekibi Leicester City’yi çalıştıran, Lineker’in hocası Gordon Milne 50 yaşında geldi Süper Lig’e... Danimarka Milli Takımı’nı 10 yıl çalıştıran, onlara Danish Dynamites (Danimarka dinamitleri) lakabını kazandıran Sepp Piontek de aynı şekilde 50 yaşında geçmişti milli takımın başına. Almanya Milli Takımı’yla Euro’84 oynadıktan sonra Galatasaray’a gelen Jupp Derwall 57 yaşındaydı. O günün koşullarında dahi biz böyle teknik adamlar için cazip bir rotayken, bugün milli takımı Kuntz bilmecesine emanet etmek bu ülke futbolunun tarihini bilmemektir. Net bir başarısızlıktır.

    DENİZ UNDAV NEDEN YOK KAMUYA AÇIKLANMALI

    Umarım ben yanılırım, umarım Kuntz beni çok mahcup eder ve çok başarılı olur. Ancak son Uluslar Ligi kadro seçimi ve basın açıklamalarında görüyorum ki maalesef Stefan hangi kalibrede bir milli takımı yönettiğinin farkında değil. Önümüzde 4 maç var. 10 gün içinde oynayacağız bu 4 maçı. Kadroya 27 değil pekalâ 30 futbolcu çağırsak, asla fazla gelmeyecek bir süreç bu. Üç günde bir oynuyorsunuz. Sakatlık olacak, formsuzluk olacak. Mutsuzlar olacak, aklı transferinde olanlar olacak. Kafaca tatile gitmişler olacak. Göreceksiniz. Durum böyleyken “İrfan ve Mert’i çağırmadım çünkü az farkla onlardan iyi olanlar vardı” demek, matematik bilmemek demek bence! 10 günde 4 maç oynayacağız. Her maçta ilk 11’de merkez orta sahada 2 ya da 3 oyuncu kullanacağız. Toplam 5 futbolcu davet etmiş o bölgeye: Berkan, Dorukhan, Salih, Orkun ve Hakan... Hem sayısal olarak az. Hem de nitelik olarak İrfan bu beşliden farklı.

    BELÇİKA'DA GOL KRALI OLDU

    Tabii bir başka büyük muamma da Deniz Undav’ın milli takıma alınmaması. Belçika Ligi’ni gol kralı olarak tamamlamış, ülkenin en iyi oyuncusu seçilmiş Deniz neden milli takımda yok? Fısıltı gazetesine bir şeyler sızdırıyorsunuz, bunları ben de duyuyorum. Bence oyuncuyla ilgili tevatür yaymak yerine gerçekleri kamuyla açıkça paylaşın. Biz de bilelim lütfen detayları...

    Yazının devamı...