• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • R&B’de yolumuz açık

    Geçen yüzyılın ortasında müzik endüstrisinin efsanevi dergisi Billboard tarafından ortaya atılan ‘rhythm& blues’ kavramı zaman içinde kategorik olarak yerini sağlamlaştırdı. Önceleri siyah müzisyenler için varsa yoksa caz ve blues’du. Kendilerinin bu alanlar dışında ürettiği her şeye ‘rhythm&blues’ denmeye başladı ve diğerlerine kıyasla bu, daha kolay tüketilebilir bir müzikti. R&B kısaltmasıyla zirveye çıktığı yıllar için 80’ler ve özellikle 90’lar desek yanlış olmaz.

    Blues, caz, gospel gibi türlerden beslenip popülerleşirken zaman zaman damardan baladlara, zaman zaman dönemin disko popuna dönüşmüş bir tür oldu. Diğer bir deyişle R&B ifadesinin kullanımı bir kısaltmaya geçişten çok, bir dönüşümü simgelemişti. Öte yandan rhythm&blues’un funk’tan reggae’ye, ska’ya, soul’a, urban’a kadar birçok tür üzerinde büyük emeği oldu. Aretha Franklin, Dionne Warvick gibi isimlerle başlayıp hem Mariah Carey, Whitney Houston, hem Lauryn Hill, Erykah Badu hem de Alicia Keys gibi kadın müzisyenlerle birlikte anabileceğimiz, çok dallanıp budaklanmış bir çatı kavram haline geldi R&B.
    R&B’nin bir kültüre işaret eden ve rap başta olmak üzere; kaykay, grafiti, break dans gibi birçok ayrıştırıcı öğe üzerinden tanımlamamız gereken hip-hop’a entegre olmasıysa milenyumla birlikte gerçekleşti. Hip-hop’ın mikrofonu rap’te olduğundan, R&B de en çok rap ve türevleriyle etkileşime girdi. Zaten siyah kökeni itibariyle cazdan, blues’dan boogie woogie’den alacağını çoktan almış, sıra rap ve elektronik altyapılara gelmişti. İşte ‘çağdaş R&B’ kategorisinin oluşma hikâyesi böyle...




    Müzik endüstrisinde yaşanan dijital devrimle birlikte Türkiye’de zirve yapan rap’in başarısının ardından, R&B tarzında söyleyen yetenekli genç kadın müzisyenlerle tanıştık. Ancak bir noktanın altını çizmek lazım: Bizde müziğine ‘R&B’ denen kadınlar, sadece vokal üslubu olarak R&B’den etkilenip kendi eğilimleri doğrultusunda füzyon sound’lar tercih ediyor. Birçoğu için rap’çi, trap’çi ya da soul soslu trap yapıyor desek daha doğru olabilir. Ben vokal olarak R&B diyebileceğimiz ve şapka çıkardığım genç kadın müzisyenler arasında Seda Erciyes, Melis Karaduman, Su Sonia, Aydeed, Deniz Taşar, Ezgi Alaş gibi isimleri bir çırpıda sayarak kendilerine özel olarak dikkat çekmek isterim. Ancak elbette R&B’den feyz almış başarılı kadın isimler saydıklarımla sınırlı değil. Başta Bade olmak üzere bu sayfada söyleşisini okuduğunuz üç kadın sanatçı gibi...

    Dijital müzik tüketen genç kitlenin çağdaş R&B’yi de membasından takip etmesi, bizim müzisyenlere yepyeni bir kapı açtı. Daha başında olsa da Türk R&B’nin yolu rap, trap, Afro trap, raggatone kadar açık Türkiye’de...

    Batı armonisine dayalı altyapıyı bire bir alarak Türkçe sözler yazmak ve iyi bir vokalist olarak şarkıyı doğru okumak, Türk usulü R&B’nin zirveye oynaması için yeterli değil bence. Bizim müzisyenler de bunu gayet iyi biliyor. R&B vokale bizden unsurlar ekleyip işin içine rap ya da elektronik sosu da katarak ilerlemek en doğru yol gibi geliyor bana.




    Rhythm&blues’un Amerika’da vardığı noktayı müzikal değil sosyal eksenden değerlendirdiğimizde, bizdeki arabeske denk düşüyor diyebiliriz. Blues ve country’nin Amerika’daki işlevini bizim türkülerinkine benzetecek olursak; Anadolu türkülerinden aldığını Ortadoğu coğrafyasının altyapılarıyla birleştiren Türk arabeski, zaman içinde önce fantezi müziğe dönüşerek ‘R&B’nin Amerika’da geldiği kıvama geldi. Daha sonra anaakım Türk popu dediğimiz sound’un itici gücü oldu. Bugün de yeni popla, yeni rap’le, trap’le, raggatone’la ve teknoyla harmanlanmış örnekleri bolca var.

     

    Yazının devamı...

    Plakları emin ellerde

    İki yıl önce kaybettiğimiz müzik yazarı ve radyo programcısı Çağlan Tekil’in çeşitli türler, nadir baskılar ve özel kopyalardan oluşan plak arşivi yeni odasına kavuştu. Tekil’in yakın arkadaşlarının çabasıyla gelecek kuşaklara ve özellikle müzik araştırmacılarına bıraktığı bu miras İstanbul Teknik Üniversitesi Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi (İTÜ MİAM) bünyesinde oluşturulan Plak Odası’ndaki yerini adıyla aldı. Çağlan Tekil’e ait müzik kitapları ve dergiler de İTÜ MİAM Kütüphanesi’nde ziyaretçilerin kullanımına açıldı. Yazar adına kütüphaneye bağışlanan Hi-Fi müzik sistemi kullanıcılara üstün kalitede dinleme konforu sağlayacak.

    İTÜ MİAM Müdürü Doç. Dr. Yelda Özgen Öztürk müziğe katkıda bulunan değerli isimlerin anılarının korunmasının önemine değinerek şunları söyledi: “2014’te Borusan Müzik Kütüphanesi’nden sonra 2020’de Çağlan Tekil’e ait müzik arşivinin de bağışlanmasıyla kütüphanemiz zenginleşti. Müzik dünyamıza katkıda bulunmuş değerli araştırmacı ve müzisyenlerin anılarının korunması, araştırmacılarla buluşturulması çok önemli. Çağlan Tekil’in plak, dergi ve kitaplardan oluşan arşivini bağışlayarak anısını yaşatan arkadaşlarına teşekkür ediyor, rahmetli annesini saygıyla anıyoruz.”

    Çağlan Tekil’in arşivi 1274 plak, 174 kitap ve 5 seri dergiden oluşuyor.

    Projelerle anılıyor

    49 yaşında geçirdiği ani beyin kanaması sonrası yitirdiğimiz Tekil birçok genç rock, punk ve heavy metal grubunun elinden tutmasının yanı sıra ‘90’lı yılların efsanevi gruplarının bir araya gelmelerine ve yeni müzik üretmelerine önayak oldu. Üstlendiği birleştirici rolle geniş kitleleri etkiledi ve birçok müziksevere rehberlik yaptı. Kaybının ardından yakın arkadaşları, adını ona yakışacak projelerde anmak için kolları sıvadı. Aramızdan ayrılışını takip eden aylarda Headbang dergisi ekibi yarım kalan son sayıyı Tekil’li yıllarını anlattıkları yazılarıyla tamamladı. TEMA Vakfı aracılığıyla gerçekleştirilen ‘Çağlan Tekil Ormanları’ projesiyse Türkiye genelinde halen devam ediyor.

     

     

     

     

     

     

    Yazının devamı...

    ‘Yeni müzisyenleri birer ulak olarak görüyorum’

    Üç yıldır ‘Zamansız’ı bekliyoruz. Bunca önemli ismin bir araya gelmesi size ne hissettiriyor?
    Hakikaten uzun sürdü. 22 şarkıyı seçmek, o şarkıları sanatçılarla eşleştirmek, sanatçıların istekleri, bizim hedeflerimiz, sınırlarımız derken buraya kadar geldik. Ortaya çıkan şey beni çok mutlu ve tatmin etti. Çok sevdiğim şarkılar bir araya geldi. Sanatçılar şarkılara kendi karakterlerini çok iyi yansıttı. Hiçbir cover’ın orijinalini taklit etmemesi gerektiğini biliyoruz. ‘Zamansız’ albümünde bu bütünüyle başarıldı. Projede yer alan sanatçıları Yeni Türkü müziğini kendi tarzında yorumlayan, kendi kuşaklarına ve hayranlarına taşıyan birer ulak olarak görüyorum. Ayrıca bu proje, Yeni Türkü’nün bir anlamda ilk büyük ‘dijital’ tecrübesi olacak, sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.

    Tolga Akyıldız (solda) Yeni Türkü’nün kurucusu Derya Köroğlu ile buluştu.
    Nasıl seçtiniz sanatçıları?

    Önce uzun bir liste yaptık ama süreç içinde zamanlama türü gerekçelerle yarısı elendi. Araya pandemi girince listeler güncellendi. İsimlerin çoğu benden geldi. Bazılarını Murathan Mungan önerdi.
    En bilinen Yeni Türkü şarkılarından bazıları yok bu albümde...
    ‘Telli Telli’, ‘Maskeli Balo’ gibi bilinenlerin değil, farklı şarkıların olmasını tercih ve rica ettim. Bugün dijital platformlara baktığınızda Yeni Türkü’nün en çok dinlenen şarkılarının onlar olmadığını görüyorsunuz. Yeni kuşakların beğenisi başka şarkılarımıza yöneliyor.
    Size en farklı gelen yorumlar hangileri oldu?
    Mabel Matiz kendine özgü şahane bir yorum çıkardı ortaya. Cem Adrian da kendi dünyasını iyi yansıttı. Kenan Doğulu ‘Yeşilmişik’in yeşil ve pozitif duygusunu çok iyi aktardı. Sena Şener’e zaten bayılıyorum, olağanüstü bir yetenek; İkiye On Kala’nın yorumunda 80’ler üslubunu iyi anladığını gördüm. Sıla’nın ‘Fırtına’sı Murathan Mungan önerisiydi, çok yakıştı. Athena, yorumuyla ‘Mamak Türküsü’nü marş kıvamına getirdi. Melek Mosso ‘Karanfil’ yorumuyla çıkış şarkısı oldu. Gaye Su Akyol’u ‘İstersen Hiç Başlamasın’a çok yakıştırdım. Buray, Yeni Türkü’den uzaklaşmadan ‘Aşk Yeniden’e tat kattı. Edis genç kuşaktan çok sevdiğim isim olarak ‘Bir Masal Anlat’, Can Gox ‘Eyvallah’ dedi. Ceylan Ertem’le ‘aşk yaşıyoruz’ diyebilirim, yeri apayrı oldu benim için hep. Diğer sürprizler de Hayko’nun ‘Destina’yı heavy metal dünyasına götürmesi, Bora Duran’ın ‘Vira Vira’sı ve Mehmet Erdem’in tek atışta söylediği ‘Deliler’i oldu. Emir Can İğrek’i tanımaktan mutlu oldum. Benim seslendirmediğim bir Yeni Türkü şarkısı olan ‘Gurbete Kaçacağım’ı okudu.
     Mert Fırat ve Ecem Erkek nereden aklınıza geldi?
    Bu albümde oyuncular da olmalı dedik. Sahne sanatçısı olarak farklı bir enerji üretmeyi başarıyorlar.
    Kitlesel albümlere imza attınız. O dönem para kazandınız mı?
    Biz kitlesel olduğumuzun farkında değildik ki... Ankaralı ve naif insanlardık. ‘Akdeniz Akdeniz’ albümünün ne kadar çok satıldığını, kasetlerinin ne kadar kopyalandığını sonradan konuştuğumuz Unkapanı plakçıları anlattı bize. “Tek başıma ben 1 milyon adet sattım” diyen bir kasetçi vardı örneğin. Bir albümden kazandığımız üç kuruşla bir sonraki albümü yapabiliyorsak mutlu oluyorduk; meselemiz müzik aşkıydı. Yeni Türkü şarkılarını yazlık yerlerde iki gitarla çalıp söyleyerek müzik yapanlar daha çok para kazanıyordu bizden.
    Murathan Mungan sözleri Yeni Türkü’ye ne katmıştır sizce?
    Murathan Mungan’ın, sözüyle Yeni Türkü’ye açtığı yol çok önemlidir. O şiirler, sözler olmasa bugünlere gelemezdik. Bizi geri dönülmez ve muhteşem bir yola soktu. Her şeyden önce biz Yeni Türkü’nün dinleyicileri olduk.
    Yeni Türkü’nün sırrını anlatırken ‘İstanbul müziği’ dediğiniz özgün üslup ve şiirsel sözler dışında neleri sayabilirsiniz?
    Biz, sol geleneğin içinde bir araya gelmiş insanlarız. Theodorakis’lerin, Loizos’ların şarkılarını dinleyip Yeni Türkü fikrini geliştirdiğimizde devrimci müzik dediğimiz müziğin ‘Ağır ol molla desinler’ şeklinde bir ciddiyet beklentisi vardı. Bir gün ‘Böyle olmaz’ deyip ayağa kalktım, o baskıyı kırdım. Şarkılarımız umutlu ve kalıcı olmayı başardı.

    Albümdeki
    sanatçılar anlatıyor:
    ‘İyi kiYeni Türkü var,Yeni Türkü şarkıları var’
    Ecem Erkek: Yeni Türkü’nün, hikâyesini en sevdiğim şarkısını söylemek, bu kadar iyi müzisyenin olduğu bu özel albümde olmak çok heyecan verici.
    Kalben: İçinde büyüdüğüm, serpildiğim sesler arasında en değerli yerlerden birine sahip Yeni Türkü. Ürettikleri müzikten tavırlarına ve aşkla mesleklerini icra etmeye adanışlarına... Hikâyelerini anlatırkenki özgür ve yenilikçi tavırlarına… Edebiyatla iç içe geçmelerine… Hep sevgiyle ve bağlılıkla bizi kucakladı Yeni Türkü. Ayırmadan, farklılaştırmadan kucaklamak ve tüm sosyoekonomik durumlardan insanı müzik yoluyla dost etmek ne büyük hediye hepimize. İyi ki Yeni Türkü’nün dinleyicisi olabildim derken bir de en sevdiğim şarkılarını söyleme şansına eriştim. Genco Arı’ya düzenlemedeki emeği için şükranla… Bu albümde emeği geçen tüm müzik emekçisi dostlara şükranla... En çok bizlere muhteşem hatıralar ve hikâyeler hediye eden Yeni Türkü ailesine şükranla…
    Kenan Doğulu: İlkgençliğimin fırtınalı günlerine eşlik eden şarkıları, hep bir ağızdan söylediğimiz unutulmaz sözleri, duygudan duyguya yolculuk yaptıran ezgileri, özgün renkleri ve saygın duruşlarıyla ortak hafızamızda derin yeri olan bir grup Yeni Türkü. Onların en sevilen şarkılarından birini seslendirmek, ‘Yeşilmişik’i başka bir yolculuğa çıkarmak, benim için büyük bir keyif, tatlı bir macera oldu. Sevgiyle, saygıyla ve müzik aşkıyla yapılmış bu güzel albümün yolu açık olsun.
    Pamela: 40 yılı aşkın süredir tarzından ve müzikalitesinden ödün vermeyen Yeni Türkü’nün albümünde olmak onur veriyor. Şarkı seçerken çok zorlandık çünkü hepsi birbirinden başarılı. Yedikule şarkısı her ne kadar bir erkeğin ağzından yazılmış olsa da benim tavrıma ve duruşuma çok yakın hissettim. İyi ki Yeni Türkü var, iyi ki Yeni Türkü şarkıları var.

     

    Yazının devamı...

    Ece Seçkin yoluna devam etmeli

    Kariyerine; müzik sektörünün gelenekselden dijitale geçiş sancıları yaşamak üzere olduğu bir dönemde başladı Ece Seçkin. Sektörün eski anaakım sound’unu, eski tip müzik videolarını, ‘Bir kilo demir mi yoksa bir kilo pamuk mu ağırdır’ türünde sorular sorabilen magazin programlarını pazarlama enstrümanı olarak kullanabildi. Öte yandan kendini bugünün dijital trendlerine yakın konumlamayı da başardı. Buna oyunu kuralına göre oynamak deyip geçemeyiz çünkü birçok isim yeni kurallara ya uyum sağlayamadı ya da sağladım sanarak yer yer gülünç duruma düştü. Kendisi bir tebriki hak ediyor.

    Ece Seçkin’in Rozz Kalliope ile yaptığı ‘Benjamins 3’ eşliğinde algoritmaya verdiği mesaj gayet netti. Ardından ‘Acayip İyi’de Ozan Doğulu düzenlemesiyle iyi bir ‘global pop’ örneği verdi. İki Ece Seçkin döneminiyse Emrah Karakuyu ve Tanerman işbirliğinden doğan, doğru sound’uyla ‘Yastık’ temsil etti. Faruk Sabancı’yla imza attığı ‘Bon Voyage’ ise bana “Tamamdır, Ece Seçkin artık bir yola girdi” dedirtti.

    Çünkü bir yandan algoritma beklentilerine yaklaşırken diğer yandan eski dönemine ustaca göndermeler yapmayı ihmal etmiyordu. ‘Bon Voyage’dan hemen sonra dijital oyun dünyasını içten fethedip PUBG Mobile Avrupa Şampiyonası’nın resmi şarkısı ‘Zafer İçin Doğanlar’ı icra etti ve büyük resmi tamamladı.

    Şimdi ‘Sen Hâlâ Ordasın’ yayımlandı. Açıkça ifade etmem gerekirse geldiği noktada böyle bir düzenleme, nakarat ve okumayla kariyerinin erken dönemine sert dönüş izlenimi veren şarkılar seçmesini çok doğru bulmuyorum Seçkin’in. Diğer bir deyişle; durum böyle olunca o elektronik altyapılar özünde ‘elektrosaz’ arzusu içindeki düzenlemeyi kurtaramıyor ve iş eski yılların zorlama dans remiksleri gibi duyuluyor. Söz ve müziği Bilal Sonses’e ait şarkı için kötü ya da ticari başarı kazanamaz demiyorum. Ancak bence o alanı Yıldız Tilbe’lere bırakıp yola devam etmesi gerekli Ece Seçkin’in. Dinleyin, karşılaştırın, siz karar verin.

    YILLAR SONRA BULUŞTULAR

    Kurulduğu 80’li yıllarda ‘yeraltı’nda pişen ama özellikle 90’lı ve 2000’li yıllara damga vuran Red Hot Chili Peppers (RHCP); etkisini bugüne kadar sürdürmeyi başaran gruplardan. İlk yıllarında daha yakın oldukları funk, punk ve heavy metal’i doz ayarı yaparak buluşturdukları özgün sound’un yanı sıra onları zirveye taşıyan prodüktörleri Rick Rubin ve solist Anthony Kiedis’in spot altındaki rolünü iyi sırtlaması bu başarıda etkili oldu denebilir. Uyuşturucu nedenli sorunlar ve sık değişen grup kadrosu; kuruluştan bugüne geçen 40’a yakın yılda grubu en çok zorlayan unsurlar oldu. Şimdi 2022 model teklileri ‘Black Summer’ı dinlediğimde RHCP’nin iyi şarkı üretmekte zorlanmadığı gibi sound’unu eskitmediğini de görüyorum. 16 yıl sonra simge gitaristleri John Frusciante, RHCP’ye döndü. Yaratıcı ve uçuk kaçık gitar riff’leri, pek anlam kaygısı gütmeyen ama kulağa şahane gelen şarkı sözleri ve yine solist Kiedis’in üstünü başını çıkarmasına imkân veren bir videoyla 1 Nisan’da yayımlayacakları yeni albümleri ‘Unlimited Love’ın müjdesini ‘Black Summer’da veriyorlar. Şarkıda; Kiedis’in özellikle kullandığı İrlanda aksanının sebebi anlaşılamasa da ilgi çektiği kesin. Eğer yeni albüm güçlü olursa yaz boyunca yapacakları stadyum turnesinin RHCP’yi nereye götüreceğini hep birlikte göreceğiz. 40 yıl sonra halen stadyum turnesi yapabilen bir grubun dahasına ihtiyacı var mıdır; o da ayrı bir tartışma konusu tabii.

    POP VİRÜS’TEN YENİ MERHABA

    Sevgili Hürriyet okurları, 22 yıldır kaleme aldığım müzik eleştirisi yazılarımı kendi isteğimle bu hafta noktalıyorum. Bunu gazetecilik etiğine dair bir hassasiyet olarak görebilirsiniz çünkü bundan böyle Türkiye müzik sektörü içinde ‘taraf’ olmamı gerektiren profesyonel roller alacağım. Ancak pek yakında Hürriyet sayfalarında ‘Pop Virüs’ imzasıyla bambaşka yazılarda buluşacağız. O zamana kadar kalın sağlıcakla.

     

    Yazının devamı...

    Hem tanıdık hem yepyeni

    Ozan Çolakoğlu’nun elinden çıkan pırıltılı düzenlemesi ve yakından takip ettiğim Özgen Akçetin ve Emre Kıral’ın miks ve mastering’iyle finalize olan Göksel’in yeni teklisi ‘Haklıydın’, geçen hafta içinde en çok dinlediğim şarkılardan oldu. Göksel’in en değerli özelliklerinden biri olarak gördüğüm söz yazarlığını da samimi ifadesi nedeniyle tekrar kutlarım: “Haklıydın, iyi oldu kalbini kapattın/Düşündüm de belki beni korudu Tanrım/Çünkü seninle çürüdük aynı toprakta/Çünkü seninle üşüdük aynı yatakta/Bir yastıkta büyürdü dağlar aramızda/Sen haklıydın, imkânsızdı bu sevda...”

    HİSSEDEREK YAZIYOR

    Dijital çağda algoritmayı sadece belirli sesler ve ritimler yönlendiriyor sanıyoruz ama ‘sözler’ halen çok önemli neyse ki... Söz-müzik birlikte hissederek yazan Göksel’in en büyük sırrı da zaten Göksel’den başka biri olmamayı bu denli net vaat etmesi. Her yeni şarkıya tanıdık ama sıfırdan bir hikâye yazmak üzere başlayan Göksel’in onca yılda üretme heyecanını kaybetmeme nedeni de bu olsa gerek. Çok kısa sürede formüle dayalı hit yazabilecekken ‘Haklıydın’ gibi şarkılara meylettiği için haklı Göksel. Çolakoğlu da Göksel’in kalbini iyi okuduğu için başarılı.

    RADIOHEAD GÜLÜMSEDİ

    Pandemi koşulları nedeniyle uzun süre beklenip geçen yılın 22 Mayıs’ında çevrimiçi gerçekleşen efsanevi Glastonbury Festivali’nin ‘Live At Worthy Farm’ yayınında bana göre büyük bir sürpriz oldu: The Smile performansı! The Smile; Radiohead’den Thom Yorke ve Jonny Greenwood’un yanlarına Sons Of Kemet davulcusu Tom Skinner’ı da alarak oluşturduğu yeni bir rock grubu. O günkü konserlerini önceden ve gizlice; biri Radiohead’in yayımlanmamış yeni şarkısı ‘Skating on the Surface’ olmak üzere sekiz şarkıyla kaydettiler. Duyuru yayın günü yapıldı ve sürpriz büyük ilgi gördü. The Smile’ın Radiohead’e göre daha düğümlü bir müzikal yapısı var. Geçen günlerde ilk şarkıları ‘You Will Never Work In Television’ın devamı niteliğindeki yeni tekli ‘The Smoke’u yayımladılar. The Smile’ın diğer şarkılarıysa yayın sıralarını bekliyorlar. ‘The Smoke’, devam nitelikli bir şarkı olsa da siz dinlemeye oradan başlayın derim. 

    POPUN BAŞINA YENİ ‘BELA’

    Azerbaycan’ın Spotify verilerine göre en çok dinlenen kadın şarkıcısı olmasının yanı sıra YouTube’da 50 milyonu aşan toplam izlenmesiyle Türkiye, Almanya, Rusya ve Gürcistan’da da hatırı sayılır bir hayran kitlesine ulaşan Hiss, Warner Music Türkiye ile anlaşma imzaladı ve ilk Türkçe sözlü şarkısı ‘Bela’yı yayımladı. Parça trap’in pop tarafına yakın, çabuk akılda kalan iddialı bir başlangıca vesile olmuş diyebilirim. Türkiye Türkçesi ile en küçük bir sorunu olmayan Hiss’in ‘Bela’sı nakaratı, düzenlemesi üst seviyede. Söz ve müziği MIRO’ya ait şarkı için pozitif ayrımcılık hakkını kadınlardan yana kullanan müzisyen, Ece Naz Kızıltan’ın yönettiği videosunun cast’ında kadınlarla çalışmış. Hiss; “Beykoz’da; heykeltıraş Mehmet Aksoy’un Böcek Evi’ni akvaryuma dönüştürdük ve 15 saati aşkın süren çekimler boyunca erkek sinek bile uçurtmadık” diyor. Hiss’in Azeri Türkçesini esas alan sözlerle yaptığı eski şarkıları da listenize alın.

    Yazının devamı...

    Derde ve umuda sahip çıkıyor

    'Forsa’ ve ‘Dünyaya Bedel’ teklilerini dinledikten sonra güçlü bir duygusu, söyleyecek güzel bir sözü olduğunu derhal anladığım ‘Sirenler’ albümü beni yanıltmadı.

    10 yıl sonra gelen mor ve ötesi’nin  (mvö) 8’inci stüdyo albümü ‘Sirenler’ yayımlandığı gün İstanbul’da, İstiklal Caddesi üzerindeki tarihi Çiçek Pasajı’nda canlı performanslı bir lansmanla hayata karıştı. Orada olamayanlar da iyi bir reji ve sesle geceyi YouTube ve Instagram üzerinden takip edebildiler. Harun, Kerem K., Kerem Ö. ve Burak bu şarkıyı ilk kez İstiklal Caddesi’ne bakan
    bir sahneden söylerken umutluydu.

    Yaklaşık 1 saatlik uzunluğu, üç temaya bağlı üç bağımsız bölümü ve toplam dokuz şarkısıyla ‘Sirenler’ mor ve ötesi diskografisinin en güçlü albümlerinden biri... Grubun tüm şarkılarına; oluşturdukları derde, sevdaya, hayale, umuda bütünüyle sahip çıktığı belli oluyor. Beni belki grupla kişisel geçmişimiz; caddede bir yerlere saklanmış okul yıllarımız nedeniyle albümde en çok etkileyen parça ‘İstiklal’ oldu. Onun dışında ‘Dünyaya Bedel’, ‘Adamın Dibi’, ‘Tünel’, ‘Kaptan’, ‘Park’, ‘Linç’le bağ kurup bütüne ulaştım. mor ve ötesi’ni mor ve ötesi yapan; yıllar, şarkılar boyu sindirdiğimiz ne güzellik varsa hepsi az biraz mevcut ‘Sirenler’de. Bugünün mvö’sü kadar olgun ve ilk günkü kadar gerçek. Koroları, piyanoları, sözleri, gitarları, davulları diye saymak yerine düzenlemelerin ayrı ayrı ve bütünün parçası olarak sundukları kıymete sahip çıkıyorum.

    mvö’nün eski dostu Volkan Gürkan’ın prodüksiyona yaptığı katkı, Babajim’in kayıtları, Dave Bascombe ve Joe LaPorta’nın miks ve mastering’i de altını çizmek istediğim noktalar. Zira duyduğunuz o güzel sound öyle kolay ortaya çıkmıyor. Ayrıca mvö’nün grup logosu ve renklerden başlayarak oluşturduğu yeni görsel dil nokta atışı... İşin tamamını kucaklayan, birbirlerini tamamlayan yaklaşımları olmasa böyle bir yekparelik üretmeleri zor olurdu.

    Çok hızlı başlayıp yorulmadan biten ‘Sirenler’ için Homeros’un ‘Odysseia’sıyla Kafka’nın bundan yola çıkarak yazdığı ‘Sirenlerin Sessizliği’ hikâyesine saygılarımı yolluyorum.

    GÜLÜMSETEN DRAMA

    2018’de yayımlanan, kendine has konsepti ve biriktirdiği hit’lerle dikkat çeken ‘Maya’ adlı upuzun albümü sonrası her yıl bir yeni tekli yaparak ilerledi Mabel Matiz. 2019’da ‘Gözlerine’, 2020’de ‘Toy’ ve geçen yıl ‘Kahrettim’ geldi. Bu yıl yayımlanacak albümü öncesi, pozitif hislere sahip ve adeta karşılıklı konuşma tadındaki ‘Hanfendi’ adlı teklisi de yeni çıktı. İçinde 80’li yıllara göndermeli yoğun synth sesler, yine o yılların efsanevi davul makinesi Roland 808 vuruşları mevcut. Otantik ve endüstriyel bir dans havası...

    Hanfendi (Tekli)
    Mabel Matiz
    Pose Records

    Parça çok yeni olduğu için Matiz’i arayıp sordum. “En iyimser şarkılarımdan. Pandeminin başında, Nisan 2020’de yazdım. İlişkilerde birbirimize tuttuğumuz aynalardan söz ediyor. İçinde gündelik konuşmalar, kafa sesleri izleri var. Gülümseten bir drama aslında. Umutlu, kabule geçmiş, iyimser bir bakışı var. ‘Hanfendi’ bir arkadaşınız da olabilir; sevgiliniz de, bir aile ferdi de… Belki sizsinizdir. Albüm için ilginç bir repertuvar yaptım, belki ipucu verebilir bu şarkı” diyor.

    ÇILGIN İKİLİ YİNE BULUŞTU

    Avril Lavigne’in blackbear’ın eşlik ettiği yeni teklisi ‘Love It When You Hate Me’ ve bir önceki teklisi ‘Bite Me’ için enerjisi ve çıtası yüksek diyebilirim. ‘Head Above Water’dan üç yıl sonra, 25 Şubat’ta yayımlanacak Lavigne’in 7’nci stüdyo albümü öncesi gelen teklilerle pop-punk coşkusu bünyemizi sardı.

    Love It When
    You Hate Me (Tekli)
    AvrIl LavIgne feat. blackbear
    DTA/Elektra

    Blink 182 davulcusu ve Kourtney Kardashian’ın nişanlısı Travis Barker’ın yapım şirketine transfer olan Lavigne’in şu anda ön siparişte olan 12 şarkılık ‘Love Sux’ albümü için beklentimiz yüksek. Barker ve Lavigne’in 15 yıl önce ‘The Best Damn Thing’ albümünde de birlikte çalıştıklarını ve Lavigne’in yeni şarkılarıyla Barker’a dönmüş olmaktan duyduğu heyecanı da hesaba katarsak tahminlerimizde yanılmayacağız gibi görünüyor.

     

    Tolga Akyıldız’ın seçtiği çalma listesi için Spotify’ı açın, ‘arama/search’e tıklayın. Sağda kamera ikonu göreceksiniz, ona basıp telefon ya da tabletinizi soldaki görsele yakınlaştırın.

     

    Yazının devamı...

    Halsey ustasına toz kondurmuyor

    Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Halsey’nin hamile olduğu ve doğum yaptığı döneme ait güzel duygularını yansıttığı güçlü bir albümle karşı karşıya gelmiştik geçen yıl ağustosta. Prodüktör olarak Trent Reznor ve Atticus Ross imzalarını bir araya getirmeyi başaran Halsey’nin bir büyüsü olduğu kesindi.

    KORKU VE KABULLENME

    Albüm En İyi Alternatif kategorisinde Grammy’ye aday gösterildi ama tören ileri bir tarihe ertelendi. Albümse sanatçının Billboard Top 100 listesinde bir numaraya çıkan üçüncü albümü oldu. Halsey, 2022’nin ilk günlerinde ‘If I Can’t Have Love, I Want Power’ adlı bu albümün genişletilmiş versiyonunu iki yeni şarkıyla yayımladı. Kendisinin tanımıyla bu şarkılardan ‘Nightmare Reprise’; Trent Reznor’ın grubu Nine Inch Nails’ın ‘Nightmare’ şarkısına dair yeniden kurulmuş bir hayal. ‘People Disappear Here’ ise güçlü bir basgitar yürüyüşüyle öne çıkan, iyi bir ruh hali öneren bir diğer şarkı. Albümün konsepti çocuk sahibi olmanın dışında; ölümlülük, korku ve kabullenme gibi kavramlardan güç alıyor. Bir de Halsey’nin senaryosunu yazıp başrolünde oynadığı aynı adlı bir film söz konusu.

    Halsey sık sık Trent Reznor gibi müzikal kahramanlarıyla çalışmayı tercih ettiğinden kendini tek başına yetersiz görmekle eleştirilen bir isim. ‘Imposter sendromu’, psikolojide bireyin geçmişte elde etmiş olduğu pek çok başarı olmasına rağmen kendini başarısız ve yetersiz gördüğü bir duygudurum bozukluğu olarak tanımlanır.

    ‘ŞAŞILACAK BİR ŞEY YOK’

    Halsey’nin bu konudaki cevabıysa açık: “Bence buna ‘imposter sendromu’ diyemeyiz. Bu kişiler müzisyen olarak beni ben yapanlar. Neredeyse bütün müzikal tercihlerim onlar gibi ustaları dinleyerek şekillendi. Diğer bir deyişle zaten onların seçimlerine kökten ve güçlü şekilde bağlıyım. Prodüktörüm olmalarında şaşılacak bir şey yok...”

    MAHZUNİ DİNLESE BEĞENİRDİ

    Kaan Tangöze’nin tıpkı diğer Duman elemanları gibi kıymetli bir solo kariyeri var. Tangöze’nin 2015 tarihli ‘Gölge Etme’ albümü gönlüme girmişti ancak ‘Âşık Mahzuni Şerif Türküleri’ adıyla meramını direkt anlatan yeni çalışması bana şapka çıkarttırdı diyebilirim. Albümden iki tekli olan ‘Haşlayın Beni’ ve ‘Gül Yüzlü Cananım’ı geçen eylül ve ekimde yayımlayan Tangöze; ‘Boşu Boşuna’ ve ‘Divane’ videolarıyla da kendi YouTube kanalında olacak. Stüdyosunda akustik ve vokal kayıtlarını yaptığı 10 Âşık Mahzuni Şerif şarkısını düzenleyip kendi üslubuyla icra eden Kaan Tangöze ortaya çok iyi bir sonuç çıkarmış. Mahzuni’ye saygıda kusur etmek şöyle dursun ozanın dinlese kendisini tebrik edeceği inancındayım. Meraklısına not: İki şarkının videosu işin ruhuna uygun şekilde Kayseri ili kırsalında çekildi.

    İYİ POPA SELAM

    Evdeki Saat (Eren Alıcı) , ‘Uzunlar’ın iki versiyonu ‘Hiç Uyanmasam’ ve ‘Çürüdüm’ derken yepyeni bir şarkıyla çıkageldi. Yeni nesil iyi popun örnek işlerinden birine imza atan Alıcı, geçen yıl dijitalde kümülatif anlamda en çok dinlenen isimlerden biri olmayı başarmıştı. Beş yıl önce yayımladığı ilk albümü ‘Bizi Orada Arama’ sonrası içindeki albüm yapma ateşini diri tutan müzisyen, teklilerle yürümek yerine ‘Sarmaşık’ı yeni albümün habercisi olarak müjdeledi. ‘Fenomen şarkı’lara imza atan bir isim olarak öne çıksa da onun tek atımlık hit’ler değil, kalıcı başarılar peşinde olduğunu gayet iyi biliyorum. Albüm yayımlama tavrı bunun sadece küçük bir göstergesi. Söz ve müziği Eren Alıcı’ya ait olan, düzenlemesini Bahadır Kartal, Yüce Akın ve Kerem Demirayak’ın yaptığı ‘Sarmaşık’, synth’lerin yanı sıra bağlama ve buzukiyle de zenginleştirilmiş.

    Yazının devamı...

    Sena Şener... Her şey yeni başlıyor

    Sena Şener, genç yaşından itibaren müzik kariyerini takdir edilecek bir tutarlılıkla sürdürüyor. Bu sayede solist ve şarkı yazarı olarak fark yaratmayı başardı. Uzun süre önce DJ Mahmut Orhan’ın ‘Feel’ adlı hit parçasına sesiyle büyük katkı sunan Şener’in bence şarkının YouTube’da 400 milyondan fazla kez dinlenmesindeki rolü önemlidir.

    ‘Feel’den sonra bu yıl yeniden Mahmut Orhan’la ‘Fly Above’da boy gösteren Sena Şener’in uluslararası EDM (elektronik-dans) piyasasında tanınırlığı da artıyor. ‘Çok Geç Kaldın’, Şener’in prodüktörlüğünü Efe Demiral’la birlikte yaptığı ve yine bizzat yazdığı yeni teklisi. Düzenlemesi içinse Deniz Yıldız ve Canberk Ünsal’la çalışan genç müzisyenin artık bir marka olarak kendisine yatırım yapmaya başladığını görüp seviniyorum. Şarkının Selçuk Demirci yönetmenliğindeki videosunu izlediğinizde göreceksiniz: Hikâyede Sena bir kitap buluyor. Kitapta mantık, duygu ve kalbiyle yaşayacağı yüzleşmeler simgelerle anlatılıyor. Sena da kitabın dediklerinin peşinden gitmekten korkmuyor. İşin güzel kısmı bu fantastik gerilim kitabı yakında sınırlı sayıda da olsa çevrimiçi satışa sunulacak. ‘Çok Geç Kaldın’ Sena açısından şarkısının karakteri; olgunlaşmış vokali ve şarkı yazarlığı itibariyle yeni bir dönemin habercisi. Duruş, tavır ve donanım açısından da Şebnem Ferah’ın çizdiği yoldan ağır ağır ama zafer kazana kazana geliyor Sena. Ve belki her şey şimdi başlıyor.

    Yazının devamı...