• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Poğaçaya odaklanmak

    En sevdiğimiz yiyeceklerden biri olan poğaça ile odaklanmanın ne ilgisi var dersiniz?

     

    Cazip, değil mi. Foto Hayden Scott - Unsplash

    O an için en önemli şey neyse, onunla ilgilenmek, sadece onu düşünmek... Biz buna kısaca “odaklanmak” diyoruz değil mi? (Bu tanım bana ait, herhangi bir sözlükten almadım.) Üniversite sınavındaki bir öğrencinin sorulara odaklanması, yarış arabası sürücüsünün (sanırım çok hızlı gittikleri için pilot diyorlar onlara) yola ve hıza odaklanması, bir müzisyenin notalara odaklanması, bebeğin annesinin memesine odaklanması, karıncanın kendisinden kat kat ağır bir yiyecek parçasını yuvasına taşımaya odaklanması...
    En önemli şey neyse, tüm dikkatini ona vermek. Odaklanmak. Yabancı dillerdeki haliyle, “fokus”lanmak. Lüzumsuzca bu sözcüğü de kullanıyoruz. Yanlış değil. Ama odak ile fokus aynı şey zaten. Odak, has Türkçe. Fokus ise has Latince. İkisi de aynı şeyi ifade eder. İkisi de “ateş yanan yer” anlamına gelir.

    KORKU VE BÜYÜ

    Ateş ne özel bir şey değil mi? Ne olduğunu üzerinde duracak değiliz, nitekim durduk daha önce. (bkz. 12 Şubat 2021 tarih ve “Cayır Cayır Bir Yazı” başlıklı yazı. https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/tayfun-timocin/cayir-cayir-bir-yazi-41738474) Fakat özel oluşu hepimizin malumu. Bir yerde ateş yanıyorsa (mutfak hariç) hepimiz o ateşe bakarız. Mangal, şömine, kamp ateşi, her ne ise... Ona yakın bulunan herkes, ateşe bakmaya başlar. Kendimden pay biçmek gerekirse, gözlerimi ateşten almak için çaba harcarım. Zordur yani ateşe bakmamak. Bakmak ise büyü. Dalar gidersin içine. Nedendir bilinmez ama ateş sahiden büyülüdür. (Ormanlarımızın bu büyüden uzak kalmasını gönülden dilerim.) O zaman şöyle diyelim. Yangın değil de, kontrollü ateş büyüdür. Kontrolden çıkınca afet, önüne çıkanı yok eden bir canavar, felaket... Cehenneme yakıştırılması bu yüzden. En korkulan şeylerden biri olması tesadüf değil tabii. Ama bu arada, en büyük korkulardan birinin, kontrol altındayken en büyük yardımcılarımızdan biri olması da ne ilginç! Hele hele kutsal bir niteliğe sahip olması daha da ilginç.

    TAKDİMELER ATEŞLE GÖĞE ÇIKAR

    Ateş neler gördü tarih boyunca. Kendisine tapanlar da vardı, onu kötülükle eşleştirenler de. Oysa o sadece ateşti. İnsanın yeryüzünde gördüğü ilk ateşin gökyüzünden (yıldırım) gelmiş olması, onu daha sonra tanrıların armağanı haline getirdiği için kutsal bir nitelik kazandı ama insanın nankör olmayan yüzü, bunca işine yarayan bir nesnenin hakkını vermeye de itmiştir mutlaka. Ayrıca, tanrılardan gelen ateşin, yine tanrılara armağanlar sunarken kullanılması da bir o kadar eski. Bu gelenek, yani tanrılara sunuda bulunurken ateş yakılması ve takdimelerin (et) ateş üzerinde yakılarak tanrılara dumanının ve kokusunun gönderilmesi, bizim yanlış olarak Tevrat dediğimiz Torah’da, ya da Eski Ahit’te de bolca var.
    “Ve elini takdimesinin başı üzerine koyacak, onu toplanma çadırının kapısı önünde boğazlayacak, Harun oğulları, kâhinler, kanı mezbah üzerine çepçevre serpecekler. Ve selamet takdimeleri kurbanından Rabbe ateşle yapılan bir takdime arz edecek; içleri kaplayan yağı, ve bütün içler üzerinde olan yağı, iki böbreği, onların üzerinde belin yanında olan yağı, karaciğer üzerinde olan zarı böbreklerle beraber ayıracak. Ve Harun oğulları, mezbahta, ateş üzerindeki odunlar üstünde yakılan takdimenin üzerinde onu yakacaklar; ateşle yapılan takdime, Rabbe hoş kokudur.” (Levililer, III, 2-5)

    ATEŞ DUASI

    Ateşin kutsiyeti Türk geleneğinde de çok eskilere dayanır. Belki “en eskilere”... Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in, Prof. Dr. Abdülkadir İnan’dan aktardığı şu eski ateş duası, ne önemli, ne kıymetli bir belgedir:
    “Ey Kraliçem, ey annem, ateş! Sen, Hangay ve Gur-Hatu-Han dağlarının tepesinde biten, akkavak ağacından yaratılmışsın! Sen, anamız ötüken eteklerinden ortaya çıkmışsın! Tanrıların hakanı tarafından icâd edilmiş ve yaratılmışsın! Ey annem ateş! Senin baban sert çelik. Senin annen çakmaktaşı. Ulu atan, akkavak ağacıdır. Senin nurun göklere erişmiş! Yerin dibine kadar gider. Ateş! Sen gökteki kişi tarafından, taştan çıkarılmışsın. Tanrıça Uluken tarafından bakılmışsın. Gelin ve güveye ve bütün halkımıza, sağlık ve düzen ver. Sana secde ediyoruz.” (Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, TTK, II. cilt, sb632-633. Alıntı notu: A.İnan, Makaleler, s.394, Türk Şamanizmi.) Buradaki “secde”yi, İslâmî anlamamak, büyük saygının bir işareti olarak anlamak gerek. Zira hakanlara da secde edilirdi.


    Cazip, değil mi. Foto Hayden Scott - Unsplash

    OCAK YUVADIR BİZDE HERKESTE OLDUĞU GİBİ

    Ateşe hem zihinsel hem de fiziksel olarak odaklanmış olduğumuz ve bunun bugün de büyük oranda geçerli olduğu kesin gibi görünmekte. Acaba ateş ile odak veya “fokus” arasında bir bağlantı var mı? Tabii var. Ateş, tarımla birlikte yerleşik düzene geçtikten sonra evlerimizin içinde de yanmaya başladı. Fakat evin içine girince ateşin kutsiyeti değişmedi. Dışarıdayken nasıl kutsalsa, içerideyken de kutsal oldu. Bu nedenle evlerin en kutsal yeri, ateş yakılan yer oldu. Öyle ki, ocağın yanıyor olması, evdeki yaşam belirtisiydi. “Bacası tütmek”, yaşamın sürdüğü anlamını taşıdı. “Ocağı sönmek”, tam tersi, yaşamın durduğuna, bittiğine delalet. Ateşin Orta Asya’daki adı “od” idi. Ocak lafı, ‘od+çak’tan gelir: Ateş yakılan yer demektir. O kadar önemli ve değerlidir ki, ev ve yuva yerine ocak deriz. Yuvamız için kullandığımız sözcüktür ocak. Bu kadar büyük bir sembolizmin, sadece “yemek pişirmekle” ilişkili kalamayacağı da açıktır. “Ocak” ile “odak” aynı şeydir. Tam olarak aynı şey.

    HEP ATEŞ, HEP...

    Latincedeki “fokus (focus)” ne acaba? O da “ateş yakılan yer” demek. Pilinius, Cicero, Vergilius gibi Latincenin dev yazarları, fokusu, tıpkı Türkçede olduğu gibi ev, yuva anlamlarında da kullanılmışlar. Fokus ile ateş arasındaki bağlantı o kadar hayatımızın içinde ki... Fueloil dediğimizde ateş yağı demiş oluyoruz mesela; fuaye dediğimizde de ateşle bağlantı kuruyoruz. Fuaye, tiyatroda perde aralarında çıkıp sohbet ettiğimiz yer anlamına gelir bugün ama aslında Latince özünden gelen Fransızca “foyer”dir ve aile ocağı anlamına gelir. Sonradan “tiyatroda sigara içme salonu” anlamına da bürünmüş istemeden. Ama daha ilginci var: İtalyanca “külde pişmiş hamur” anlamına gelen “focaccia” sözcüğü, bizim dilimize de girip, tabii ki biraz eğilip bükülüp olmuş mu poğaça!
    Bu arada, merceğin “odak” noktası dediğimiz şey nedir sizce? Ya da bir merceğin fokusu? Mercek güneşe tutulur ve kuru bir nesneye, yaprağa, kâğıda odaklanırsa, ateş yanar! Bu bağlantıyı da unutmamak gerek. Hani, optik okuyanların en iyi bildiği şeylerden olan odak noktasının, böyle de bir tarafı bulunur.
    Öte yandan bizim bir lafımız daha var bunun için: Mihrak! Odak yerine kullanırız zaman zaman ve en çok “dış mihraklar” olarak dilimizde yer etmiştir. Odağın Arapçasıdır sadece. Ama o da ateşle ilgilidir. Mihrâk, Arapça “yakma aracı ‘haraka’dan” gelir. Odun kömür aldığımız yer nedir? “Mahrukatçı”. Eh, mahrukat da buradan gelir çünkü.

    KONTROLLÜ KALSIN DA

    Ocağın önemi tarih boyunca hep anı kalmış neredeyse. Hitit evlerinde de, İyonya’da da, Mezopotamya’da da hep evin en önemli yeridir ocak. Çünkü içinde ateş yanar, kutsaldır; biz de içine dalar gideriz. TV yok, telefon yok, elektrik yok, hava soğuksa dışarıda yıldızları izlemek bile yok. Ne var? Evde ateşi izlemek! Hayal etmeye çalışın lütfen: Binlerce yıldır bakabildiğimiz, bizi eğlendiren, sakinleştiren, düşündüren, hayal kurduran en önemli şey ateş. Ocağa bakıp kalmışız, ocaklanmı... pardon “odaklanmışız” binlerce yıl boyunca. O yüzden dünyanın neresine gidersek gidelim, ocak da aynı, odak da, fokus da... İnsanlığın ortak mirası bu zira. Aman kontrol altında kalsın yeter ki.

    BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

    SERİN VE YAĞIŞLI

    HAFTA sonu boyunca sert poyraz, zaten serinlemiş olan havayı daha da serin kılıyor gibi. Cumartesi biraz yükselse de sıcaklıklar, Pazar günü yeniden düşecek. Hem de bu kez üşütür gibi düşecek. Yağış, cumartesi ve pazar günleri bekleniyor. Poyraz ise hep canlı. Hava sıcaklığı Güney Marmara boyunca 15-20 derece arasında.

    Diğer Yeni Yazılar

    BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİNİZ

    Neden gelecek kripto paralarda? Bitcoin dünyasına adım atmak için hala geç değil…
    Esnek ve hibrit çalışma düzeninde, ideal bir çalışma ortamı nasıl olmalıdır?
    2021 Black Friday indirimlerinde bu detayları kaçırma!
    Yılbaşı hediyelerine birlikte karar verelim mi?
    Erken rezervasyon nedir? Avantajlı tatil yapmak için erken rezervasyon ne zaman ve nasıl yapılır?

    Yazarın Diğer Yazıları

    1. Panik yok tedbir var
    2. Omikron’dan korkalım mı
    3. İnsülin patlamasına dikkat
    4. 100 yıl yaşamak mümkün mü
    5. Favipiravir’i boşuna mı yuttuk
    6. Yeşil eczaneye hoş geldiniz
    7. Madde madde sağlık
    8. Ne zaman daha hızlı yaşlanırız
    9. Avrupa’da durum ciddi
    10. Salgında ‘korku, inkâr ve öfke’ bitti - ‘Kabullenme’ başladı