• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • 'Osmanlı' ne demek? 'Osmanlıca' ne?

    Osmanlı torunu muyuz? Ne demek istediğimiz belli de, doğru mu acaba? Peki Osmanlıca kursu açanlar, hangi dili öğretiyorlar? Osmanlıca diye bir dil var mı gerçekten?

    Hayır devlet tarihinden söz edecek değiliz. Kavram karmaşasının içinden sıyrılmak için bazı noktalara dikkat çekip yakından bakacağız, hepsi bu. Sağda solda karşımıza çıkıyor: “Osmanlıca kursu kayıtlarımız başlamıştır.” Osmanlıca derken?..  O kadar yaygın bir sözcük ki bu, kimse doğruluğunu yanlışlığını irdelemiyor. Oysa çok eskilere uzanmıyor. Zaten uzayamaz. Çünkü “Osmanlıca” dediğimizde, bir dilden söz ediyoruzdur ama öyle bir dil yok. Hiçbir zaman olmadı. Bahsedilen dil, kuşkusuz Türkçe’dir ama dilden ziyade dili konuşanların coğrafî hareketi nedeniyle (yani göçler ve seferler) Arapça ve Farsça sözcüklerle fazlaca beslenmişti. (Bu şu demek: Orta Asya’daki Türkler, o Arapça ve Farsça sözcükleri genel olarak bilmezlerdi. Onlar katıksız Türkçe konuşurlardı.)

    ÇORBANIN VAZGEÇİLMEZ GÜCÜ

    Anadolu Türkleri, Orta Asya’dan kalkıp gelirken ‘ki aslında bir yere varmak gibi bir amaç da yoktu ortada’ yolda İran yaylasında İslâmiyet’le tanıştı. İlk karşılaştığımız insanlar İranlılardı. Yani Farsça konuşan insanlar. Birlikte uzun zaman geçirdik, dini onlardan öğrendik. Kuşkusuz Alevîliğin Anadolu’da yaygın olmasında bunun rolü büyüktür. Din dışında İranlılarla günlük yaşam üzerine de bolca paylaşımımız oldu. Örneğin çorba. Çorba, Farsça “şor” +”bâ”dır aslında. Tuz + su. Yani tuzlu su. Bugün bunun nereden geldiğini bile bilmiyoruz ama hayatımızdaki yeri muazzam. Çorba yerine başka bir sözcük kullanmaya kalksak dilimiz tutulur, laf bulamayız. Türk milleti olarak çorbasız zaten yaşayamayız. Daha sonraki hayatımızda Arapça konuşan insanlarla da vakit geçirmeye başlayıp onlardan da bolca sözcük aldık. Zaten Türkçe, her kavramı karşılayan bir sözcük dağarına sahip değildi, gerektiği durumlarda her toplum başka dillerde sözcük ödünç alır. Bugün de devam eder bu gidişat. Örneğin televizyonu öz Türkçe yapmaya çalışmanın anlamı yok, zira sözcük çoktan ödünç alınmış ve hayatımıza girmiş. Türkçe değil. Arapça veya Farsça da değil. Batılı. Arapçanın hayatımıza çok dâhil olmasında, hiç şüphe yok ki İslâmiyet’in etkisi ve Hacca gidip gelmelerin etkisi büyüktür. 

    TÜRKÇE TÜRKÇEDİR

    Bir sürü Arapça ve Farsça sözcükle dolan Türkçe, yine Türkçe’dir. Başka bir dil değil. Peki bunca yaygın yapılan hatada adı geçen Osmanlıca denen nedir? Osmanlıca diye ayrı isimle anılan bir dil zannedilmesi veya farklı bir dil yerine konması, aslında, Arapça ve Farsça sözcüklerle dolu olan Türkçe’nin Arap alfabesi ile yazılan halidir. Ortada başka bir dil yoktur, sadece başka bir alfabe vardır. Alfabe, dilin yazıya dökülmesi için kullanılan araçtır. Okuma yazma bilmeyenler de o dili konuşurlar. Yazmak istediklerinde ise hangi alfabeyi öğrenmişlerse onunla yazarlar. Bugün de başka dillerden ödünç alıp kullandığımız çok sayıda sözcüğe rağmen dilimiz halen Türkçe’dir. 

    DİL BAŞKA ŞEY, ALFABE BAŞKA

    Örnekleyelim: Bilgisayarda en kolay yapabileceğim alfabe olduğu için, mors alfabesini seçtim. Alfabe, her harf için tayin edilmiş simgeler listesinden başka bir şey değildir. Mors alfabesi de biliyorsunuz, telgraflarda da kullanılır, başka sinyalleşmelerde de. Bakınız.- -  Burada  “at” yazıyor. “A” karışığı nokta çizgidir. (.-) şeklinde. “T” ise çizgidir (-). Bunları birleştirirsek “at” yazmış oluruz. Neyle? Mors alfabesiyle. Hangi dilde? Türkçe. Burada başka bir dil yok, sadece başka bir alfabe var. Peki şimdi “at”ı başka bir dilde yazalım. “Horse”. İngilizce. At demek. Ama bunu, bugün kullandığımız alfabe ile yazdık. Latin alfabesiyle. Gelin “horse” sözcüğünü mors alfabesiyle yazalım. “.... --- .-. ... .” İngilizce at ama mors alfabesiyle. Türkçeyi başka bir alfabe kullanarak yazdığımızda, o başka bir dil olmaz. Zaten dil dediğimiz şey öyle kolay kolay olmaz. Osmanlıca ısrarı, genellikle Arapça sevgisinden kaynaklanır. Bugün ona çok doğru şekilde “eski yazı” denmelidir. Eski yazı okuyabilmek değerlidir ve kuşkusuz tarihsel ve sosyolojik araştırmalar/tespitler için zorunludur. 

    OSMAN BEY’İN SOYU

    Osmanlıcanın ne olduğunu ya da ne olmadığını anladık sanırım. Gelelim “Osmanlı”ya. Osmanlı, neye denir, kime denir?  “Osmanlı diye bir şey yok” diyecek değiliz tabii. Çünkü var. Bilinir ki Selçuklu, Moğolların baskısı ile Anadolu’da uzun soluklu olamadı, uç beyleri, kendi beyliklerini kurdular. Örneğin Kerimüddin Karaman’ın çevresinde şekillenen devletçik, Karamanoğulları Beyliği adıyla bilindi. Kurucusunun adı “Karaman” olduğu için. Hüsameddin Çoban’ın kurduğu beylik, Çobanoğulları diye bilindi. Seyfeddin Süleyman’ın babasının adı Eşref’di, kurduğu beyliğe Eşrefoğulları adını verdi. Hamid Bey diye biri, Isparta ve çevresinde Hamidoğulları beyliğiyle nam saldı. Aynı bunun gibi, Osman Gazi’nin kurduğu ya da onun çevresinde şekillenen beylik de, haliyle Osmanoğulları adıyla bilindi. Beylik, o dönemlerde babadan oğula geçtiği için de Osman Gazi’nin tüm soyu Osmanoğulları adıyla anılır oldu; bu Osmanoğulları Beyliği, devletleşme süreci ciddileşmeye başladığında da, “Osmanlı” adıyla anıldı. Bakınız “anıldı” diyorum çünkü bugün “Osmanlılar” dediğimiz insanlar, kendilerine hiçbir zaman Osmanlı demedi! Dışarıdan veya sonradan içeriden Osmanlı diye anılmalar oldu, belki de bir kısaltma olarak kullanıldı ama Osmanlı İmparatorluğu, kendisine “Devlet-i Âliyye” yani “Yüce Devlet” adını verdi. Resim adı buydu. Sonradan “Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye” olarak da kullanıldı ama buradaki Osman, her zaman ortada olmadı. Her zaman ortada olan isim Devlet-i Âliyye idi. 

    HANEDANLIK DENMEZ!

    Osmanlı, Osman Bey’in oğulları/kızlarını tarif eden bir aile ismidir. Hanedan, devlet kurmuş bir aileye verilen isimdir. Halk arasında devlet kadar güçlü aileler için de “hanedan” sözcüğü kullanılır. Hanedan, Farsçadan gelir; hane+dân. Yani hane tutan anlamına gelir ki, görüldüğü gibi biraz zorlama bir terimdir fakat terimdir, kullanırız. (Bu arada “Osmanlı Hanedanlığı”, “Habsburg Hanedanlığı” gibi yanlış kullanımlar sıklıkla karşımıza çıkıyor, anlı şanlı insanların kitaplarında, çevirilerinde görüyoruz. Hanedanlık diye bir şey yok. Doğru kullanımı “Osmanlı Hanedanı”, “Habsburg Hanedanı”dır. “Hanedanlık” demek, “ailelik” demeye benzer.) Bu tanım ve açık bilgiye göre, birinin “Osmanlı” olması için, Osman Bey’in soyundan gelmesi gerekir. Devlet-i Âliyye’nin “tebaası” ise ülke içinde “tebaa” veya “kul” olarak geçerken, yurt dışından bakanlar bize “Türk” dediler. Bu nedenle yabancı kayıtlarda ve kitaplarda Osmanlı değil Türk İmparatorluğu diye geçmiştir “Osmanlı”. Ülkemiz de hep “Türkiye” olarak bilindi 1071’den sonra. 

    MUTFAK KRİTERİ

    Tanımı biraz daha açalım: Osmanlı sanatı, Osmanlı mutfağı, Osmanlı mimarisi… Bunlar elbette var ama çağrıştırdıkları tek yer var: Payitaht! Osmanlı mutfağı dendiğinde Topkapı Sarayı ve orada çalışan insanların İstanbul’a yaydığı mutfak kültürü anlaşılır. Adana mutfağı veya Antep veya Muğla vs. anlaşılmaz. Saray neredeyse, Osmanlı’nın mutfağı da oradadır ve orasıyla ilgilidir. Bir istisna olarak, şehzadelerin yetiştiği Manisa ve Amasya, biraz zorlamayla ilave edilebilir listeye, zira orada da saray aşçıları çalışırdı, yetiştirdikleri yamaklar da oralarda yayılmıştır, o da zaten sancağa çıkartılan son şehzade, padişah III. Mehmed olmuştur, ondan sonra şehzadeler sancağa da çıkmamış, sarayda kapalı yetiştirilmişlerdir.

    III. Mehmed’in tahta çıkış tarihi 1595’tir! Demem o ki, saray olmasa, Osmanlı mutfağı diye bir şey yok, başka şekilde söylersek, “Osmanlı mutfağı”, “saray mutfağıdır”. 

    SONUÇ

    İmdi… “Biz Osmanlı torunlarıyız” dendiğinde, ne demek istendiği belli olsa da pek doğru olmuyor. Kendi soyumuz sopumuz belli. Osman Gazi soyundan olmadığımız sürece de saçma bir laf. Peki, başa dönelim: Osmanlı, bir ailenin adıysa, Osmanlıca diye bir şeyi şimdi söyleyebilir miyiz? “Mmmm, kendisine dil geliştirmiş bir aile… Vay be!” denebilirdi, öyle bir şey olsaydı. İlber Ortaylı hocamızın söylediği gibi söylersek, “O, Türklerin imparatorluğuydu, bu da Türklerin cumhuriyetidir.” Türkler o gün de Türkçe konuşurdu bugün de Türkçe konuşur!

    BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

    AH O BALKANLAR!

    Bugünkü açık ve ılık, epey keyifli olması beklenen havanın tadını çıkartmalı. Zira bu gece Balkanlar üzerinden yurda giren serin (soğuk demeyelim) ve yağışlı hava, hafta sonunun kalan günlerini daha çok kapalı alanda geçirmek zorunda bırakabilir. Elbette yağmurda yürümeyi sevenlere sözümüz yok. Sıcaklıklar bugün elbette daha iyi ama yarın ve pazar günü 20 derecenin altını görüyor Marmara. Rüzgâr; zaman zaman canlanan, cumartesi günü cansız denebilecek poyrazdan ibaret.

    Diğer Yeni Yazılar

    BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİNİZ

    Neden gelecek kripto paralarda? Bitcoin dünyasına adım atmak için hala geç değil…
    Esnek ve hibrit çalışma düzeninde, ideal bir çalışma ortamı nasıl olmalıdır?
    2021 Black Friday indirimlerinde bu detayları kaçırma!
    Yılbaşı hediyelerine birlikte karar verelim mi?
    Erken rezervasyon nedir? Avantajlı tatil yapmak için erken rezervasyon ne zaman ve nasıl yapılır?

    Yazarın Diğer Yazıları

    1. Omikron’dan korkalım mı
    2. İnsülin patlamasına dikkat
    3. 100 yıl yaşamak mümkün mü
    4. Favipiravir’i boşuna mı yuttuk
    5. Yeşil eczaneye hoş geldiniz
    6. Madde madde sağlık
    7. Ne zaman daha hızlı yaşlanırız
    8. Avrupa’da durum ciddi
    9. Salgında ‘korku, inkâr ve öfke’ bitti - ‘Kabullenme’ başladı
    10. 3 mühim uyku sırrı