• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Sahil Evlerine marina


    Hal böyle olunca yaşadığı yerlere yönelik duyarlılıkları da yüksektir. Bu durum şüphesiz “iyi” bir şeydir. Bir ülkenin demokratik kalitelerinin artışı “yerel”den başlar ve genele oradan yayılır. Bu sözü İzmir’in en “asude” yerlerinden biri olarak gördüğümüz Narlıdere Sahil Evleri yöresinde yapılması planlanan “Marina Projesi” ile ilgili sarfediyoruz.
    Narlıdere Belediyesi kente dair bir büyük eksiklik olarak gördüğü özel yatların demirleyeceği bir “Marina” projesini hayata geçireceğini açıkladı. Takribi 10 milyon dolarlık proje 240 tekne kapasiteli olarak planlanıyor. Başarılı Başkan Ali Engin proje ihalesinde mesafe alındığını, 2023 yılında “Yap-İşlet-Devret” modeli ile projeyi hayata geçireceklerini ifade ediyor. Marina ile ilgili teknik çalışmaların bitirildiğini belirten Ali Engin, sahil çevresinin trafiğe kapatılacağını, arkada 17 metrelik Levent Caddesi’ni onun yerine ikame edileceğini söyledi.
    Hani, şahane bir marina tabii ki kulağa hoş geliyor. Ama semt sakinlerinin kendi aralarında kurdukları sosyal medya gruplarında pek aynı fikirde olmadıkları anlaşılıyor.
    Bizim görüşümüz kısaca şöyle; Öncelikle belirtelim ki bahse konu semt kentin en korunmuş bölgelerinden biridir. Büyükşehir’in “Metropol Yavaş Şehir” hedefine bu proje bu anlamıyla ne ölçüde uyumludur, tam bilemiyoruz. Zira marina insan yoğunluğunun aşırı artması demektir. Hani bu durum kötü olmayabilir. “Hareket bir anlamda berekettir” denilebilir. Ama, an itibariyle körfezin kirliliği ve tekneler için bahse konu lokasyonun ne ölçüde uygun olduğu, diğer bir tereddüt sebebidir. Kim neden bu yere teknesini bağlar ve denize girmek için, bu akaryakıt pahalılığında, denize girilebilir yerlere gitmeyi göze alır? Levent Marina’da bir marina fonksiyonu istenildiği ölçüde sağlanamamışken bu proje yatırımcıya nasıl cazip gelir, pek kestiremiyoruz. Ama, gün gelir körfez cam gibi olur, plajlar ile bir Barcelona’ya dönüşür, o zaman bir değil birkaç marina mutlaka düşünülmelidir. Sevgili Başkan, muhtemelen böylesi bir gelişmeyi hesaba katıyor olmalı.

    -----

    ÇEŞME OTOBANI TIKANIYOR

    HAZİRAN bitiyor. Bunun anlamı turizm sezonunun artık dolu dizgin başlayacak olmasıdır. Bu kentin en önemli turizm beldesi Çeşme’dir. Hem iç hem de dış turizm açısından yaz aylarında çok ciddi hareketlilik yaşanır. Turgut Özal’ın vizyoner bakış açısının ürünü olan Çeşme otoyolu bu güzel ilçeye ulaşım problemini büyük ölçüde çözmüştür. Ancak birkaç aydır otoyolun Çeşmeye doğru Güzelbahçe ve Karaburun güzergahları “ekolojik köprü” çalışmaları nedeniyle birkaç kilometre kapatılmakta ve trafik geliş yolu bölünerek sağlanmaktadır. Bu durum şimdiden sıkışıklıklara yol açmaya başlamıştır.
    Hiç şüphe yok, zaten yüksek sezonda bile yoğunluk yaşanan Çeşme yolu tam anlamıyla “felç” olacaktır. Ekolojik köprü tabii ki doğaya saygılı insanların minnetle karşılayacağı bir projedir. Hayvan dostlarımızın otobanın iki tarafına geçişini sağlayan bu köprünün gerekliliği tartışmasızdır. Ama bu sebeple yaz ortasında otobanın bir yönünün trafiğe kapatılması olacak iş değildir. Bu bir kış sezonu projesidir. Bu konu ile ilgili Karayolları Bölge Müdürlüğü tarafından ilk köprünün haziran sonunda, Karaburun güzergahındaki köprünün de bayram öncesi açılacağı duyumu alınmıştır. Eylül ortasına kadar da çalışmalara ara verileceği belirtilmiştir. Bu arada bu mevzu ile ilgili bir hassasiyetten de söz etmek istiyoruz. Bahse konu köprülerin yeni imara açılan Kekliktepe, Kalabak ve benzeri yerleri yolun karşı tarafı ile birbirine bağlanması için planlandığı şeklinde kamuoyunda değerlendirmeler yapılmaktadır. Dolayısıyla bu köprülerin sadece hayvan dostlar için olamayacağı ve artan yapılaşma ihtiyaçları için planlanmış olabileceği söyleniyor. Neyse “akut sorun” eylül ayı ortalarına kadar çözümleneceği anlaşılıyor. Yetkililere teşekkür ederiz.

    Yazının devamı...

    Enflasyon yakıyor

    Ama bir kontrol dışına çıkmışlık hali henüz belirmemişti. Bu yüzden asgari ücret yüzde 50 seviyelerinde artırılınca büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı. Ancak ne olduysa, şubat ayından itibaren enflasyon daha da hareketlenmeye başladı.
    Bu esnada başta ücretler olmak üzere pek çok sözleşme, ağırlıklı olarak yüzde 30-35 zamlanarak oluşturulmuştu.
    Yılın ilk 6 ayının sonuna gelinirken, resmi tüketici enflasyonu yüzde 70’lere ulaşınca, özellikle dar ve sabit gelirli kitlelerde açık ve net bir “geçinememe” durumu tüm acımasızlığı ile yaşanmaya başladı. 1990’lı yılların yüksek enflasyonlu dönemleri, üstelik tedbirlenmeden tekrar geriye gelmişti. Dış konjonktürün de olumsuz etkisiyle kamçılanan hayat pahalılığı, an itibari ile insanlarımızın bir “çaresizlik hali”ne dönüştü. Böylesi anlarda, geçmişte de yaşandığı üzere milli para bir “değer biriktirme” vasfını büyük ölçüde yitirir. Hükümetin düşük faiz politikalarını sürdürüyor olması, dolarizasyon eğilimlerini besliyor ve bu hal enflasyon sarmalına dönüşüyor. Piyasalarda ve hane halkında oluşan şaşkınlık, görünen o ki ekonomi yönetimine de sirayet etmiş durumda. Kira artışlarında getirilen yüzde 25’lik sınırlama gibi panik uygulamalar “mülkiyet hakkına orantısız müdahale” örnekleri oluşturuyor. Öyle anlaşılıyor ki “heterodoks” politikalar ülke ekonomimize iyi gelmemiştir.
    Yanlışları başka yanlışlarla çözmeye çalışmak asla doğru sonuç doğurmaz. Yapılması gereken, iktisat biliminin temel öğretilere uygun, ulusal ve uluslararası piyasalara uyumlu ekonomik uygulamalara geri dönülmesidir.

    ------------

    ALSANCAK GÜL SOKAK

    ALSANCAK tarihsel olarak kentin en kıymetli semti olmuştur. 1922 yılı öncesinde ağırlıklı Hıristiyan nüfusun yaşadığı bölge sonraki süreçlerde de en çok tercih edilen muhit olma özelliğini sürdürmüştür. Alsancak’ın en gözde sokaklarından biri de Gül Sokak’tır. Bu güzide sokak bu aralar isim değiştirme tartışması ile gündeme geldi. Yerel yönetimler nezdinde bahse konu sokak 1382 no ile kodlanmış durumda. Yani “Gül Sokak” resmi bir isimlendirme değildir. Yakın zamanda Büyükşehir Belediyesi tarafından, gelen talepler doğrultusunda semtin civar sokaklarında “Meksika”, “İtalya” gibi isimlendirmeler yapılmıştı. Şimdi de semtin üç yerinde, sırasıyla Dr. Mustafa Enver Caddesi’nin, 1382 ve 1380 sokakların, denizden itibaren sırasıyla 64, 62 ve 170 metredeki kısımları “Brezilya, Kolombiya ve Fransa” olarak isimlendirilmektedir. Eskinin 1382 sokağın 62 metrekarelik kısmı resmen “Kolombiya Sokak” olmaktadır. Arzu edenlerin eskiden olduğu gibi tüm sokağı “Gül Sokak” diye anmalarına engel durum yoktur.

    Yazının devamı...

    deniz kokan İzmir özlemi


    Aziz Kocaoğlu döneminde de bu konu gündemdeki yerini korumuş ancak kalıcı çözüm oluşturulamamıştı. Tunç Soyer’in, Aziz Başkan’ın “sirkülasyon kanalları” oluşturması projesi yerine “evsel atık ve yağmur sularının ayrıştırılması” çalışmalarına öncelik verdiğini biliyoruz.
    Pek tabii sorun sadece bu değil. Arıtmanın kalite standartlarının yükseltilmesinden depolanan atığın kurutulmasına kadar bir dizi yatırımın süratle hayata geçirilmesi gerekiyor. Esasında arıtılan pis suların, arıtılma sonrası ikincil kullanımlarında ciddi bir ekonomik değer söz konusu. Yine kurutulan çamur atıklar, başta çimento fabrikalarına olmak üzere satılabilir bir değer niteliğinde. Hal böyle olunca bu işe “yatırımcı bulmak” imkân dahilinde. Ayrıca Avrupa Birliği fonlarından da destek aranabilir. Tunç Soyer’in bu konuya çok önem verdiğini biliyoruz. Hakikaten, temiz bir körfez, tabii ki birinci sınıf bir arıtma, ekonomik değere dönüştürülmüş bertaraf ve nihayet mis gibi deniz kokan bir İzmir artık bu kentin önceliği olmuştur.

     

    TEV BURS FONU İÇİN

    İMKANI olanların yardıma ihtiyaç duyanlara destek olması çok “insani” bir durumdur. Vakıflar işte böylesi tutumlara vesile olmak için vardır. Bu ülkede bu işi en iyi yapan kurumların başında Türk Eğitim Vakfı gelir.
    Tam 55 yıldır yüzbinlerce öğrenciye eğitim bursu veren TEV’e İzmir’in iyi kalpli insanları desteklerini esirgemezler. Türk Eğitim Vakfı İzmir Şubesi her yıl öğrencilere yönelik bir burs fonu oluşturmak için bir büyük bağış etkinliği organize eder. Pandemi nedeniyle 2 yıl ara verildikten sonra 22 Haziran’da Çeşme Açıkhava’da Şevval Sam konseri ile bu geleneğe kaldığı yerden devam ediliyor.
    Levent Sarıgözoğlu’nun onursal başkanlığı ve Şube Başkanı Gülnur Soybayraktar’ın koordinasyonunda, TEV gönüllülerinden oluşan muhteşem bir ekip sözünü ettiğimiz anlamlı gaye doğrultusunda kolları sıvamış durumdalar.
    Aynı etkinlikte TEV Gönüllüleri Eğitime Destek Korosu da bir küçük konser verecek. Belirtelim ki bu etkinlik için Mozart Akademi ile birlikte aylardır çalışıyorlar. Böylesi çabalar, toplumumuzun ihtiyaç duyduğu dayanışma duygularını güçlendiriyor. Bahse konu etkinliğin konser biletleri Biletix’te satılıyor. Satın alınan her bilet bu anlamıyla oluşturulacak eğitim burs fonuna bir katkı olacaktır.

    Yazının devamı...

    Yangın var

    TÜRK-İŞ gıda enflasyonunun son bir yılda yüzde 100’e yakın mertebelerde arttığını açıkladı. TÜİK oranları bile bir kâbusa işaret ediyor. Asgari ücretle, ki sene başında herkesi mutlu eden bir oranda yükseltilmişti, yılın ilk yarısı gelmeden geçinebilmek, hele bu gelirle bir aile bakılıyorsa, tam bir imkansızlık hali. Hani; giyinme, gezme, eğlenme gibi masraflar zaten tamamen askıya alındı. Ulaşım, elektrik, su, kira gibi zorunlu giderlerden arta kalanlarla karınların doyurulması bahse konu asgari ücretle mümkün değil karşılanamaz. Bir üst gelir seviyesinde olan sabit gelirliler açısından da aynı dramatik çizgiye süratle geliniyor. Enflasyon denen bela orta sınıfı tahrip eden, gelir dağılımını perişan eden bir olgu. “Kim yaptı, neden yaptı” tartışmasına girmeden, her türden siyasi hesabın ötesinde bu sosyal faciaya elbirliği ile çözümler oluşturulmalı. Ülkeyi 20 yıldır yöneten siyasi otoritenin en bilinen özelliği pragmatist oluşudur. Mevcut uygulamalar görülüyor ki bir çözüm olamıyor. Yanlışta ısrar etmeden, ekonominin temel prensiplerine uyumlu tedbirlere vakit geçirilmeden dönülmesi icap ediyor.
    Hiçbir şey geçinememenin çaresizliğine benzemez. Bu noktada görülüyor ki, işletmeler makro boyutta çok büyük bir sıkıntı içinde değil. Maliye Bakanlığının vergi tahsilat rakamlarına ve benzer verilere bakıldığında işler kötü gitmiyor. Tamam, milli gelir döviz cinsinden azalıyor olsa da aşırı bir düşüş yok. Hatta İSO tarafından açıklanan Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşunda bir önceki yıla göre; net kâr yüzde 137,2, ihracat, döviz bazında yüzde %33,9, istihdam 757.000 kişi artmış. Tabii ki borç-özkaynak dengesinde özkaynaklar yüzde 30’ların altına düşmüş, ama büyük bir sıkıntı yok.
    Ana sorun enflasyona karşı korumasız kalan dar ve sabit gelirlilerde. Hani ölçü kaçar, tahribat artarsa gün gelir ekonomide sert tedbirlere mecbur kalınır. Bazı yazarların, hafif utangaç ifade ettiği “servet vergileri” de bu cümledendir.

     

    ASLI KARCIOĞLU ÖNDER
    BİR kent “duyarlı ve akıllı kadınları” sayısı kadar değerlidir. Bu konuda İzmir’in mütevazı olmasına gerek yok.
    Aslı Karcıoğlu Önder yaptıkları ile bu durumun çok özel bir örneği.
    Önder çok sağlam bir eğitim alt yapısı ve derinlikli insanlara özgü kaliteleriyle çok dikkat çekici bir eser üretti. Bu yaratıcı çabası kentimizde son dönemlerde çok konuşuluyor. “Siz Hiç Kendinizle Buluştunuz mu?” kitabı, “Sen Sor Kalbin Konuşsun” kart destesi ve kılavuzu ile özgün yazı, resim, klasik müzik eşleşmeleriyle, sizi kendinize çağıran üç aşamalı bir yolculuk serüveni. Bakınız; final tahlilde insanları kategorize ettiğimizde “iyi insan” olmak her şeyin önüne geçer. Hani çok az kişi doğuştan gelen “steril” tavrını her daim sürdürür.
    Normalde; hayatın zorlukları, hüzünler, hayal kırıkları kahir çoğunluğumuzu insani ilişkilerde temkinli kılar.
    İşte bu noktada içimizdeki “doğru öz”den uzaklaşmaya ve giderek sosyal ilişkilerimizde tedbirli olmaya başlarız.
    Aslı hanım, sahiciliğini kaybeden ve giderek yabancılaşan kimliklere adeta bir ip atıyor ve “anlam sorgusuna” davet ediyor.
    Hararetle tavsiye ediyor ve sevgili sanatçımızı tebrik ediyoruz.

    Yazının devamı...

    Gökdere bir köpek vahası

     

    Bu manada bu yaklaşımı can dostlarımız sokak ve ev köpekleri ve yine güçten düşmüş yük hayvanları için de göstermeliyiz.
    Bu konuda İzmir Büyükşehir Belediyesi müthiş bir adım attı. Adını efsanevi yazar Bekir Coşkun’un köpeği “Pako”dan alan bir muazzam yerleşke Bornova, Gökdere’de 37 dönüm üzerine, geçen ay hizmete girdi. Tesisi gezdiğimizde hayran kaldık. Sahipsiz sokak hayvanları ve güçten düşmüş yük hayvanları için çok özel bir dünya yaratılmış. Yetkililerden aldığımız bilgiye göre 98 bağımsız bakım ve tedavi bölümünde, engelli, yavru, yasaklı ırklar, anneli köpekler ve nihayet terk edilmiş köpekler için ayrı ayrı birimler oluşturulmuş. Güçten düşmüş yük hayvanlarına da 4500 metrekarelik bir özel alan yapılmış. Tam donanımlı bir klinikle, tedavinin yanında düzenli kısırlaştırmalar da planlanmış. Kısırlaştırma derken, Büyükşehir’in 6 tane kısırlaştırma merkezi olduğunu belirtelim. Sırasıyla; Ödemiş, Torbalı, Kemalpaşa, Seferihisar, Urla ve Dikili’de sadece 2021 yılında 16.919 köpek kısırlaştırılmış.
    Tesiste; eğitici ve öğretici atölyeler de ihmal edilmemiş. Tabii ki, hayvanseverlerin ziyareti için sosyal alanlara da yer verilmiş. Gökdere tesisinin öncesinde Işıkkent ve Seyrek’te geçici köpek bakım evleri zaten vardı. Ayrıca Kültürpark’da küçük hayvan polikliniği bulunuyordu. Seyrek’teki tesis 43 dönüm üzerine. Bu komplekste 4000 kapasiteli bir hayvan mezarlığı da mevcut.
    Evet, hep denir ki İzmir bu ülkenin en medeni kentidir. Bu cümlenin altını işte böylesi duyarlılıklar dolduruyor.
    Büyükşehir Belediyesi özellikle Gökdere tesisi ile hakikaten çıtayı çok yukarılara çıkarttı. Sevgili Tunç Soyer ve bu yerleşkenin oluşturulmasında etkin bir çaba gösteren ilgili bürokratlara kentimiz adına teşekkür ediyoruz.

    ----

    KÖPEK BESLEMEK
    KEDİ ve köpek beslemek, şefkat duymak, çok özel bir duygudur. Örneğin bir köpek edindiğinizde onunla 10-15 yıllık beraberliğe dair bir sözleşme imzalıyorsunuz demektir. Artık yaşam denkleminizde her daim o olacaktır. Uzak bir yerlere gitmeye niyetlendiğinizde “kim bakacak, nasıl olacak” soruları çözümlenmeden hareket bile edemezsiniz.
    Köpeğiniz sizi hafifleten, insani hoyratlıklara dair yorgunluklarınızı yumuşatan can dostunuzdur. Aynı şekilde sokak hayvanları da, her ne sebeple sahipsiz kalmışlarsa da sevgimizi asla esirgemememiz gereken varlıklardır. Tabii ki onların başıboş şekilde, açlığa mahkûm edilerek, zorla saldırgan haline getirilmeleri uygun değildir. İşte bu noktada Köpek Bakım Evleri’nin önemi ortaya çıkıyor. Çok şükür bu konuda İzmir’in kamu otoriteleri örnek olacak şekilde sorumlu ve duyarlılık gösteriyorlar.

    Yazının devamı...

    ESİAD Yatırım Zirvesi

     

    ESİAD, bilindiği gibi 250 üyenin temsil edildiği 1000’in üzerinde firmayla, 20 milyar dolar toplam iş hacmi ve 150 bin kişiden fazla istihdamın sağlandığı üyelerinin oluşturduğu bir iş derneği. Bu zirve işinsanlarının finans kaynakları ile buluşturulmasını amaçlıyor. Zirveye; yatırım bankaları, aracı kurumlar, birleşme ve satın alma ile finansal danışmanlık şirketleri, özel sermaye ve girişim sermayesi fonları ve tabii ki işinsanları katılacak.
    Bu neviden toplantılar bahse konu kurumların iş dünyası ile beraberliklerine vesile oluşturur. Bir anlamda, finans kaynağı ile finansa erişim arayanlar arasında yeni ve kalıcı bağlar bu sayede filizlenir. 6 Haziran’da gerçekleştirilecek etkinlikte çok sayıda oturum düzenlenecek. Adeta, soluksuz bir iş fırtınası yaşanması bekleniyor. Pek tabii ESİAD gibi sivil toplum kuruluşları ticari yapılar değillerdir. Bu manada, dernek gelirleri üye aidatları ve sponsorluklardan oluşur. Bu çerçevede “Yatırım Zirvesi” için de muhtelif kademelerde ve konularda sponsorluk bedelleri belirlenmiş. Platin, Altın, Gümüş sponsorlukların yanısıra makul tutarlarla “etkinlik” sponsorlukları da öngörülmüş. Bu neviden katkı sunanlar, tabii ki kendi firmalarının da tanıtımına imkan sağlarlar. Bloomberg kanalından da yayınlanacak etkinlik hakikaten tüm ülkede eşine az rastlanan bir ağırlık oluşturacaktır. ESİAD’ın başarılı başkanı Mustafa Karabağlı’yı ve yönetim kurulu üyelerini tebrik ediyoruz.

    YÖNETİMLER CAMİADAN KOPUK OLMAMALI

    GÖZTEPE ve Altay iki güzide İzmir kulübümüz. Maalesef bu yıl Süper Lig’den düştüler. Pek tabii küme düşmek tüm camialarda ciddi bir moral bozukluğuna sebep olur. Altay yeni bir yönetim arayışında. Mustafa Denizli kulübün ve Türk futbolunun bir efsanesi olarak başkanlığı kabul edemiyeceğine dair açıklama yaptı. Denizli’nin oluşturacağı heyecan ile “Büyük Altay” toparlanır ve Süper Lig’e dönüş yapabilirdi. Bu arada kulübe sarsılamaz bir sevgiyle bağlı İzmir’in köklü ailelerinin desteğini esirgemeyeceğini biliyoruz.
    Göztepe’ye gelince; biliyorsunuz bu kulüp bir A.Ş ve sahibi Mehmet Sepil. Sepil çok büyük bir Göztepe’li olduğunu her daim ispat etmiştir. Hakikaten maddi ve manevi katkılarıyla Göztepe’yi tekrar eski günlerine döndürmüştür.
    Sepil’in muhtelif gerekçelerle çok yorulduğuna ve motivasyonunu kaybettiğine dair söylemlerini basından okuyoruz.
    Göztepe sevgisi Sayın Sepil’in kaderine kazınmış bir vecibe mertebesindedir.

    Yazının devamı...

    İzmir İktisat Kongresi

    Bu yıl 9 Eylül’de İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını kutlayacağız. Diğer bir önemli yıldönümü de ‘İzmir İktisat Kongresi.’ 17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihinde, Banka-Han’da 1135 Delegesi ile Kazım Karabekir’in başkanlığında; çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi temsilcileri ile tarihi bir kongre yapıldı. Harpten çıkmış ve Lozan Antlaşması’nın 5 ay öncesindeki bu kongrede, ülke ekonomisinin hangi esaslara göre oluşturulacağı tartışılmış ve önemli kararlar alınmıştı. Tabii ki, cılız bir özel sektör ve çok sınırlı bir sermaye birikimi sebebiyle devletin iktisadi hayat içerisinde ağırlıklı bir rol almasının elzem olduğu bir karma ekonomik model öngörülmüştü. Finansman, üretim, gümrük, vergi ve lojistik gibi temel konularda stratejik yönelimler tespit edilmişti. Sonraki süreçlerde 4 kez daha toplanan kongre, en son 2013 yılında düzenlendi.
    Şimdi 100’üncü yılda tekrar bir hazırlık söz konusu. İlk işaret fişeğini Sayın Vali’miz attı. Yıkılmış olan tarihi kongre binasını, aynı yerde aslına uygun olarak inşa edeceklerini açıkladı. Büyükşehir Belediyesi’nin de görkemli bir kutlama planladığı açıklanmıştı. Bu arada kentin tüm sivil toplum kuruluşları da 100’üncü yıla yakışan bir kongre düzenlemesi heyecanı içinde.
    Belirtmek gerekir ki “İzmir İktisat Kongresi” isim hakkı sadece devlete ait. Bu sebeple bir kamu organizasyonu söz konusu olacaktır. İzmir’in sivil toplum dünyasında hep bir Türkiye ‘Yaz Davos’u’ hayali konuşulur. Hatta bu iş için yer olarak Çeşme yakıştırılır. Mesela, 5-6 günlük bir etkinlikte, dünyaca ünlü siyasetçiler, iş insanları, akademisyenler, gazeteciler bir araya gelsinler, pek çok konu başlığı altında ayrı ayrı paneller düzenlensin, kritik kararlar, sonuç bildirgeleri oluşsun, ekonomi ve siyaset dünyasının nabzı burada atsın...
    Böyle bir şey hayata geçirilebilir mi?
    İzmir İktisat Kongresi böylesi bir çerçeve içinde kalıcı ve sürdürülebilir bir çizgiye dönüştürülebilir mi? Hiç şüphesiz, sadece kentin değil, tüm ülkenin bilinirliğine ve tanıtımına müthiş bir katkı sağlayacak bu etkinlik hangi şartlarda mümkün olabilir? Bu neviden bir etkinliğin uluslararası bir kabule dönüşmesi için ilk koşul, o ülkede 1. sınıf bir demokrasinin var olmasıdır. Zira, hemen her konunun özgürce tartışılacağı bir ortam oluşturulması esastır. Özetle; sıradan bir organizasyon İzmir İktisat Kongresinin anısını yüceltmez, bilinenler tekrarlanır ve kalıcı bir iz bırakmadan bir vasat etkinlik olarak sadece bir ‘istatistik’ olur.
    Açık söyleyelim, 5. Kongre 2013’de aynen böyle olmuştu.

    Yazının devamı...

    Bileşenlerin tarihi görevi


    Adına; ister “İzmir Futbol Holding A.Ş”, ister “Kent Değerleri Holding A.Ş” deyin, bu projeye inananlar böylesi bir yapıya, hisse karşılığı ortak olabilirler. Bu yapı vakıf şeklinde oluşturulursa, bir ortaklık ve karşılığında “hisse şeklinde” bir değer edinimi olamayacağı için “bağış” sınırları içinde motivasyon ve katılım düşük kalacaktır. O sebeple, düzgün yapı A.Ş’dir. Bu yapı İzmir sporu adına, tarihi kulüpleri yönlendiren ve zaman içerisinde kulüp hisselerini satın alarak, onların hakim ortağı olacağı bir hedef ve misyona sahip olacaktır. Bu yapıda oluşturulan kaynaklar tamamen rasyonel bir yönetim modeli ile kulüplere yönlendirilecektir. Bu çerçevede, belirlenmiş kurallar üzerinden ve aktarılan fonlar karşılığı A.Ş statüsündeki kulüplerden sermaye artışı ile hisse sahibi olunacaktır.
    Hiç şüphesiz, bahse konu fonlar “matematik eşitlik” esasına göre değil, iyi yönetilen kulüplerin performansı üzerinden paylaştırılmalıdır. Bu yöntem, doğrudan bir bağış, yardım olmadığından Yeni Spor Yasası’nın belediyelere yönelik kısıtlanması kapsamında da değerlendirilmeyecektir. Tabii, bu konuda pek çok farklı öneri oluşturulabilir. Bu konunun önemine inanılıyorsa, olgunlaştıracağı en uygun platform “İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu”dur.

    -----

    Endemiktir kulüplerimiz

    İZMİR’de spor kulübü sayısının fazla olduğu hep konuşulur. Hatta tek bir “İzmir Gücü” takımı oluşturularak kaynakların birleştirilmesinin gereği tartışılır. Açık söyleyelim, bu konu “olmayacak duaya amin” demektir.
    Böylesi bir mutabakatın hayata geçmesi hayaldir.
    Hani kulüpler parasızlık nedeniyle, yeri gelir onlarca yıl tozlanabilir ve körelmiş izlenimi verebilirler. Ama bu kadim markaların yok olacağını düşünmek bile abestir. En muhtaç halinde bile taraftarın vazgeçilmezidir. Diyeceğimiz; kentin hafızasında, en diplerinde o “har ateş” hep yanar. Derken birileri sahiplenir ve mücevher tekrar parıldamaya başlar. Bu kulüpler müstakilen hep var olmaya devam edeceklerdir. İstanbul, bırakın üç büyükleri, Kasımpaşa’dan Karagümrük’e geçmişin değerlerini sahipleniyorsa aynı durum asırlık çınarlarımız için de geçerlidir. Birleştirme çabaları “rasyonalite” kaldırmaz.
    Kulüplerimizin her biri “Endemik” değerlerimizdir.

    Yazının devamı...