• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Bursalı esnafın beklentisi: arap, gurbetçi ve düğüncü

    TÜRSAB Güney Marmara Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Murat Saraçoğlu, Temmuz itibariyle Araplar’ın gelmeye başlaması ile 2019 seviyelerini yakalamayı hedeflediklerini söyledi. Direk uçuşlar için çalıştıklarını açıklayan Saraçoğlu, yeni destinasyonlar belirlediklerini de ekledi.
    Tarihi Çarşılar Federasyonu Başkanı Muhsin Özyıldırım ise Araplar’a seyahat yasağının kalkmasının Bursa’ya olumlu yansıyacağını vurguladı. Çarşıda durgunluk yaşandığını ifade eden Özyıldırım, bu yıl Araplar’ın yanı sıra gurbetçiler ve düğüncülerle ayakta kalacaklarını kaydetti.

    Covid19 kısıtlamalarının kalkması ile dünya genelinde olduğu gibi Bursa’da da turizmde hareketlilik bekleniyor. Son olarak Arabistan’ın seyahat yasağını kaldırması Bursa’daki rezervasyon oranlarına yansıdı. Kararın oradaki halk tarafından sevinç ve mutluluk le karşılandığını söyleyen TÜRSAB Güney Marmara Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Murat Saraçoğlu, “Bursa ve Yalova’yı çok seviyorlar. 2,5 sene buraya gelememenin eksikliğini yaşadılar. Yasakların kalktığı günün itibariyle rezervasyon talepleri başladı. Orada okullar henüz kapanmadığı için Temmuz başı itibariyle yoğun şekilde Araplar, ülkemizi ve kentimizi ziyaret etmeye başlayacak” diye konuştu.

    ARAP TERCİHLERİ

    Başta İstanbul olmak üzere Bursa, Yalova ve Karadeniz Bölgesi’ni ziyaret ettiklerini anlatan Saraçoğlu, üst gelir grubu aileler ve gençlerin de Antalya, Bodrum ve Marmaris’i tercih ettiklerini kaydetti.
    Araplar’ın turizme bakış açılarının yeşil, su, alışveriş ve eğlence olduğunu ifade eden Saraçoğlu, lunaparktan, ATV ve ata binmeye kadar süren bir eğlence anlayışlarının bulunduğunu kaydetti.

    SPORA ÖNEM VERİYORLAR

    Hep aynı yerleri görmekten ziyade farklı turizm bölgeleri konusunda beklentilerinin bulunduğunu aktaran Saraçoğlu, “Sportif turizm faaliyetlerine önem veriyorlar. Ata binme, ATV’lerle gezi, deneyim yapacak aktiviteler istiyorlar. Bursa’da da bunun üzerine hizmet verecek birkaç tane acenta açıldı. Yalnız Bursa’da sportif faaliyetleri yapmak zor oluyor. Valilik izin vermiyor. Bunların da çeşitli geçerli nedenleri var. Belediye Yasaları bunlara müsaade etmiyor. O yüzden de Bursa’dan Sapanca’ya Adapazarı’na o bölgeye kaçıyorlar. O bölgelerde bu aktiviteleri daha iyi yaptıkları için oraları tercih ediyorlar. Biz de yasaların elverdiği takdirde valilik ve kamuoyu ile görüşüp, turistlerin arzularını dile getiriyoruz” dedi.

    ULUDAĞ VE LONGOZ ORMANLARI

    Aktivitelerin artmasını sağlamaya çalıştıklarını dile getiren Saraçoğlu, “Uludağ da yazın çok tercih edilen bir bölge. Orhaneli’deki rafting bizim şu anda en çok pazarlama yaptığımız yeni destinasyonumuz. Longoz ormanlarının alt yapısı biraz eksik ama yine de doğal güzelliklerini görsünler ve Karacabey’e de katkıları olsun istiyoruz” diye konuştu.
    İSTANBUL’DAN UĞURLARIZ
    Ulaşım konusunda çalıştıklarını anlatan Saraçoğlu, Yenişehir’e direk uçuşlar konusunda birtakım çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. Arap Havayolları ile Salamair’i Bursa’ya getirdiklerini söyleyen Saraçoğlu, “Fly Dubai başta olmak üzere başka havayolları ile de temaslarımız sürüyor. Direk uçuşlar Yenişehir’e yapılırsa Bursa merkezli olarak tur programını başlatırız. İstanbul’u da illa görmek istiyorlarsa da İstanbul’dan uğurlarız. Bu şekilde planlama yapıyoruz” dedi.


    HEDEF 2019 YILI SEVİYESİ

    Turizm açısından 2019’un seviyelerine ulaşmayı istediklerini ifade eden Saraçoğlu, “Özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında yoğun bir Arap akışının olacağını sezinliyoruz, hissediyoruz. Rezervasyonlar da bu yönde yürüyor. Hemen hemen her gün Arap turizmi yapan acentaları arıyorum. Rezervasyon durumları hakkında bilgi sahibi oluyorum. Rezervasyonu yapılıp, seyahati gerçekleşen turistimiz yok. Ziyaretler Temmuz’da başlayıp Eylül ayı ortasına kadar sürer. Okulların açılıp kapanma süresi tatil dönemine denk geliyor” şeklinde konuştu.

    OLUMLU YANSIR


    Tarihi Çarşılar Federasyonu Başkanı Muhsin Özyıldırım, Araplar’ın Bursa’yı tercihinin yıllardır gayet iyi seviyede olduğunu belirterek, Uludağ’a seyahat ve alışveriş alışkanlıklarının olduğunu söyledi. Her şeye rağmen gelişmelerin olumlu yansıyacağını ifade eden Özyıldırım, “Bu yıl, gurbetçiler ve düğüncülerle ayakta kalacağız gibi görünüyor. İç piyasada alım gücü düşük. Küçük ve ucuz parçalara yöneliyorlar. Gurbetçiler bizi, biraz mutlu edecek. Araplar ve diğer misafirler alışveriş yaptıkça mutlu olacağız. Düğünler dolu dolu olsun istiyoruz. Fiyatlar anormal şekilde değişti, yükseldi. O konuda düğüncüler de ucuza yöneliyorlar. Keşke önümüzü net görebilsek” diye konuştu.

    KAFAMIZDA SORU İŞARETİ VAR

    Bu yazdan çok ümitsiz olmadıklarını dile getiren Özyıldırım, yaz sonu için kafalarında soru işareti bulunduğunu aktardı. Enflasyon ve dövizdeki hareketliliğin durmasını beklediklerini söyleyen Özyıldırım, “Esnaf bu enflasyonist dönemde bir şey anlamıyor. Kasaya giren para nominal değer olarak ikiye, üçe katlamış ama satın alma kar oranı düşmüş. Misal eskiden 5 toplayıp, 2 kazanıyorken, şimdi 15 toplayıp, 3 kazanıyoruz. Oranlara bakar mısınız?” dedi.

    Yazının devamı...

    Bursa’dan bir kötü haber: Doktora ölümle tehdit  

     


    Şahısların adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını söyleyen Koyuncu, görevi başındakilere bu şekilde davrananlara cezai yaptırım olması gerektiğini vurguladı. Ülkesini çok sevdiğini ancak şiddet olaylarının artmasından dolayı çocuklarının geleceğinden endişe duyduğunu belirten Koyuncu, yurtdışında çalışmayı düşündüğünü ekledi.

    Hekim Orhan Koyuncu, 2011’de Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Yaklaşık 8 yıl Ağrı Patnos’ta mecburi hizmet görevini yaptı. Burada acil servis ve aile hekimliği birimlerinde çalıştı. 2019’da Bursa’ya tayini çıktı. Yıldırım İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne yerleşti. Bu sırada da uzmanlık sınavını kazandı. Adnan Menderes Üniversitesi İç Hastalıkları Bölümü’nde kariyerine devam etti. 9 ay görev aldı. Ancak uzmanlık şartları, çocuklarına vakit ayıramama ve çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle çok sevdiği dahiliyeyi bırakma durumunda kaldı. İstifa ettikten sonra Bursa’ya geri döndü. Bu süreçte de Türkiye’de Covid19 pandemisi başladı. Yıldırım İlçe Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Bölümü’nde 3 ay gece, gündüz çalıştı. Cumartesi ve pazarları da dahil yaklaşık 12 saat mesai yaptı. 3 ay içinde hak ediş, izinleri talep etmedi. İlk defa devletin başına böyle bir durum geliyordu. Bu kadar sıkıntılı dönemde devletin izin borcu varmış gibi görmeyi kendisine yediremedi.

    AFRİKA’YA GİTTİ

    Gönüllü olarak Afrika’da çalışmak istedi. Onaylandı. Nijer Başkenti Niamey’de Sağlık Bakanlığı’na ait hastanenin acil servisinde görevlendirildi. 9 ay burada çalıştı. Oradan tekrar Bursa’ya döndü. 5 ay Verem Savaş Dispanseri’nde çalıştı. Yaklaşık 9 aydır da şu anki görev yeri olan Millet Mahallesi Şehit Uzman Çavuş Nazmi Ayyıldız Aile Sağlığı Merkezi 140 nolu birimde çalışıyor.
    Bulunduğu bölge sosyo ekonomik açıdan geriydi. Doktor Koyuncu’nun psikiyatr konusuna ilgisi yüksekti. Hekim olarak okuyordu. Covid19 nedeniyle hastanede randevu bulamayan, özele gidemeyenlere psikiyatr konusunda destek olmaya çalışıyordu. Yardımcı olamazsa da hastaneye yönlendiriyordu. Önceden iç hastalıkları tecrübesi olduğu için ve Tıpta Uzmanlık Sınavı’na (TUS) yeni hazırlandığı için bu alanda da yardımcı olmaya çabalıyordu. Bu anlamda uzmana gönderdiği hasta sayısı azdı.

    MAKSİMUM VERİMLİLİKLE ÇALIŞMA

    Kendisi Gaziantepliydi. Yakınları akrabaları orada yaşıyordu. Onlar veya çocukları nasıl hizmet alsın istiyorsa, kendisi de aynı hizmeti vermeye çalışıyordu. Hasta çok, hekim az, çalışma saati de sınırlı olduğu için maksimum verimlilik ile çalışmaya gayret ediyordu. Günü tek veya çift yemek öğünüyle bitiriyordu. Öğle yemeğine çıkmıyordu. Akşamları da mesaiyi geçirdiği, saat 18.30’a kadar çalıştığı oluyordu.

    HASTA AGRESİF TAVIRLAR SERGİLİYOR

    Aile Sağlık Merkezi’ne 17 Haziran 2022 Cuma Günü Saat 15.10 sıralarında Koyuncu, randevulu gelen bir hastasını muayene ediyordu. O sıralarda geçtiğimiz yıl sonunda tedavi ettiği ancak birebir tanımadığı 27 yaşındaki T.Y., merkeze randevusuz gelmişti. Randevusuz geldiği ve acil bir durumu olmadığından dolayı beklemesi gerekiyordu. Bu süreçte de agresif tavırlar sergiliyor, zaman zaman yüksek sesle küfürler ediyordu.

    DOKTORU UYARDILAR

    Koyuncu, o gün yoğun olduğu için sadece öğle arası bir çay molası vermişti. Onun haricinde ihtiyaçları için dahi çıkmamıştı. Hastaları muayene ediyor, ilaçlarını yazıyor, önerilerini sıralıyordu. Bu sırada T.Y.’nin tavırlarını gören hemşire, Koyuncu’nun odasını arayarak, bir şahsın elinde telefonla koridorda yürüdüğünü ve yüksek sesle ağır küfürler ettiğini söyledi. T.Y. ‘Bizi burada bekletiyorlar. İki saattir bekliyoruz’ deyip, ardından küfürlere devam ediyordu. Hemen akabinde bu defa doktor hanım aradı. Benzer ifadeleri kullanıp, ‘Doktor Bey, dikkat edin. İçerde şahit yok. Turunculu erkek hasta, gergin duruyor’ diye uyardı.

    TUVALETE ÇIKTIĞIMI GÖRDÜNÜZ MÜ?

    Hastası çıkarken Koyuncu, kapıya çıktı. Turunculu erkek hasta dedikleri kişiyi gördü. ‘Bana küfür mü ettiniz?’ diye sordu. O da ‘Hayır. Ben burada bu kadar beklemek zorunda mıyım?’ dedi. Bunun üzerine doktor, ‘Tuvalete çıktığımı gördünüz mü? Su, çay içmeye çıktığımı gördünüz mü? İçerde muhabbet ediyor olabilir miyim? Neden randevu almıyorsunuz?’ diye cevap verdi. Bunun üzerine T.Y. ‘Siz uzatıyorsunuz. Ben burada bu kadar beklemek zorunda değilim’ diye karşılık verdi. Koyuncu ise ‘Bundan memnun değilseniz, burada toplam 8 hekim var. Benim dışımda 7 hekim daha var. Onları tercih edebilirsiniz. İsterseniz değiştirebilirsiniz’ dedi. Diyaloglarda hakaret olmamıştı ancak karşılıklı gerilim yükselmişti.

    ERKEKSEN DIŞARDA GÖRÜŞECEĞİZ

    Koyuncu’nun sırada bekleyen epilepsi hastasıydı. Annesi, bebek arabasında getirmişti. Onunla ilgilenmesi gerekiyordu fakat o sırada T.Y. doktorun odasına girdi. Koyuncu, ‘Oradan çıkın’ dedi. Bunun üzerine T.Y. ‘Sen benimle nasıl konuşuyorsun?’ diye tepki gösterdi. İş çığırından çıkıyordu. Hakaretlere başladı. Burada erkek personel pek yoktu. Kadın çalışanların çabalarıyla T.Y. dışarı çıkarıldı. Ondan uzaklaştıkça ‘Gelsene. Dışarda görüşeceğiz. Erkeksen dışarda görüşeceğiz’ demeye başladı. Dışarı çıkartılıp, kapı kapatılınca da küfürleri sürdürdü, üstüne kapıyı tekmeledi.

    AĞABEYİ İLE ÖLÜMLE TEHDİT ETTİLER

    Dışarı çıkan ancak öfkesi dinmeyen T.Y., bu defa doktorun odasının cam tarafına geçti. Ağza alınmayacak küfürler ediyordu. Bu sırada ağabeyi O.Y. (31) de geldi. Birlikte hakaret ettiler. Daha da hırslanarak, ölümle tehdit etmeye başladılar.

    İFADELER ALINDI

    Bu sırada binanın iki kapısı da kilitlenmiş, yaşanabilecek herhangi olumsuz bir durum için önlem alınmıştı. Hakaretler sürünce Doktor Koyuncu, beyaz kod verdi. 155’i aradı. Durumu bildirdi. Emniyet yetkililerinin gelmesini bekledi. Ağabey O.Y. ‘Bugün olmazsa yarın öldüreceğiz’ diyerek, tehdit ve hakaretlerini sürdürüyordu. Yaklaşık 10 dakikanın ardından güvenlik güçleri geldi. Önce dışarıda bulunan ağabey ve kardeş ile konuştular. Ardından binaya girerek, Koyuncu ve görgü tanığı sağlık çalışanlarının ifadelerini aldılar.

    DOKTORU SAKİNLEŞTİRDİLER

    Yarım saat olmadan İlçe Emniyet Müdürü geldi. Geçmiş olsun dileklerini iletti. Görevi başında memura bunun yapılmasına üzüldüğünü ve kaygılanmaması gerektiğini söyledi. Koyuncu da hayatında ilk kez böyle bir durum yaşadığını anlattı. Doktoru sakinleştirdiler. Ardından şahısları karakola götürdüler. Ayrılırken, emniyet yetkilileri, Koyuncu’ya telefon numaralarını verip, herhangi bir olumsuzlukta arayabileceğini eklediler.

    RAPOR ALDI

    Şahıslar çıkarıldıkları mahkemenin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldılar. Koyuncu, serbest kalma gerekçesinin darp ve yaralama olmaması nedeniyle olduğunu öğrendi ve hayal kırıklığı yaşadı. Olayın ardından ise uyku problemi yaşamaya başladı. Psikiyatra gitti. Kaygı bozukluğu yaşadığı için ilk etapta 10 günlük rapor aldı.

    DÜŞTÜĞÜMÜZ DURUMDAN DOLAYI ÜZGÜNÜM

    ‘Gelir öldürürler mi?’ korkusundan ziyade ‘Çocuklarımın başına bir şey gelir mi?’ diye endişeli olduğunu söyleyen Koyuncu, “Kendimle ilgili kaygım yok. Doktorluğun geleceği ve düştüğümüz durumdan dolayı üzgünüm. Doktor olmak dışında hiçbir kabahatim yok. Kaygım; insanın geleceği, yarınki çalışma koşulları ile alakalı. Kapıda güvenlik yok. Emniyetin gelmesi 10-15 dakika sürüyor. 35 bin hastaya bakan, normalde 9 hekimlik ancak şu an 8 hekimin çalıştığı bir birim burası. İçerde her türlü insan mevcuttur. Buraya kendi hastalarımız değil, başka birimin hastası da belinde silahla girebilir” dedi.

    ŞİDDETİN YOĞUN OLDUĞU DÖNEM

    Yaşanan olayda hasta-hekim ilişkisinin bile başlamadığını anlatan Koyuncu, herhangi bir madde kullanımının olup olmadığı konusunda bir fikrinin de olmadığını söyledi. Hasta ve sağlık çalışanlarının bulunduğu 50 kişinin önünde bunu yapan birisinin zarar vermeyeceğinin nasıl garantisinin verilebileceğini soran Koyuncu, “İngilizce ve Fransızca biliyorum. Kısa süre yurt dışına çıkabilirim. Fransa, Kanada ve Dubai aklımda olan ülkeler. İki kız çocuğumun geleceği açısından kadına ve insana şiddetin bu kadar yoğun olduğu dönemde kaygı duyuyorum. Çocuklarımın geleceği açısından kaygı duyuyorum” diye konuştu.

    ÜLKEMİ ÇOK SEVİYORUM

    Ölümden korkmadığını ancak babası, annesi yanında olamayacak iki kız çocuğun olmasından kaygılandığını vurgulayan Koyuncu, “Onların geleceği kaygılandırıyor. Kadına şiddetin, insana şiddetin, çocuk tacizlerinin bu kadar olduğu ülkede kaygılanmadan ilerlemek mümkün değil. Kadın ve insan haklarının daha iyi olduğu bir ülkeye geçmek mantıklı görünüyor ama ülkemi çok seviyorum. Gaziantepliyim gelenek, görenek, yemek kültürümüzü, türkü ve şarkılarımızı seviyorum. Bırakıp, gitmek istemiyorum. Mesela dünyanın en fakir ikinci ülkesi Afrika’da huzurluydum ama ülkemi çok özledim. Havaalanına inince toprağı öpeceğim dedim. Afrika’nın yetersizliği değil, kendi kültürümü özlemekten. Kışı, yazı, insanını seviyorum” dedi.

    KORUYABİLECEK YÖNETMELİK

    Devlet memuru, doktor veya görevi başındakine kimsenin bu durumu yaşamaması gerektiğinin altını çizen Koyuncu, şiddetin çözüm olmadığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Kendini korumak isteyen Uzak Doğu Sporları, koruma sporlarına başlayan kız çocuklarına bunu anlatmaya çalışıyorum. Çok iyi olsan bile bir kişiye gücün yeter ama iki, üç kişi gelirlerse ne yapacağız? Silahla gelirlerse ne yapacağız? Hukuka güvenmekten başka şansımız yok. Benim şu anda 50 tane kuzenim, arkadaşım, akrabam hemen Bursa’ya gelmek istiyor. Şahısları merak edenler, ‘Görüşelim diyenler’ oluyor. Ne isim, ne bilgi, ne telefon paylaşıyorum. Mevzu bu çocuklar değil. Mevzu beni koruyabilecek bir yönetmeliğin çıkması. Diğer meslektaşlarımın korunması. Memurları, devlet temsilini koruyabilecek madde istiyorum hukukta. Bu benim hakkım. Devletin temsili bensem, sağlık problemi ile ilgili soruları aile hekimi olarak bana soruyorlar ve devlet adına bakıyorsam; devlete nasıl küfrettiririz, saldırtırız? Bunu yapmak isteyenler, bunu öğrenmek zorundalar.”

    ÜLKEM KAYBETSİN İSTEMİYORUM

    Yaptırımı olan cezalarla olumsuzlukların engellenebileceğini savunan Koyuncu, “İnsanların keyfine, vicdanına, eğitim düzeyine bırakamayız. Yoksa binlerce doktoru kaybettiğimiz gibi bizler de gitmek zorunda kalırız. En rahat gidebileceklerdenim. Afrika tecrübem var. Her şey müsait. Ama buradaki hastaları tedavi ederken, mutluyum. İyi hekim olduğumu düşünüyorum. Ülkem kaybetsin istemiyorum. Ülkemi seviyorum” diye konuştu.

    HAKKIMI HELAL ETMİYORUM

    Kendisine hakaret ve tehdit eden şahısların tutuklu yargılanmaları gerektiğini savunan Koyuncu, bunu yapan kişilerin herhangi sorumlu olduğu kişiler yoksa 3-5 gün sonra tekrar benzerini yapabileceğini söyledi. Kanunda düzenleme yapılması gerektiğini belirten Koyuncu, “Doktorluk onuru için bunu değiştirmezlerse, bana bunu yapanlar elini kolunu sallaya sallaya gezmeye devam ederse, ben hakkımı helal etmiyorum. Etmeyeceğim. O durumda bana bir şey olursa da mesuliyet gerekli hukuki kanunları getirmeyenler ve uygulamayanlar olacaktır” diye konuştu.

    Yazının devamı...

    Nilüfer’de yaz spor okulları başlıyor

     

    Çocukların, yaz tatilini farklı sportif aktiviteleriyle verimli geçirmelerine katkı sunmayı hedefleyen Nilüfer Belediyesi’nin, Nilüfer Belediyespor işbirliğiyle düzenlediği Yaz Spor Okulları’nın ilk dönemi 20 Haziran’da başladı. Çok sayıda branşta eğitimlerin verildiği yaz spor okullarına katılmak isteyenler, ‘Saatlik’ ya da ‘Tam gün’ seçeneklerinden faydalanabiliyor. 5-17 yaş arası bütün çocukların katılabileceği kurslarda eğitimin verileceği saatler, yaş gruplarına göre belirleniyor. Voleybol, basketbol, yüzme, kort tenisi, squash, cimnastik, masa tenisi ve capoeira branşlarında gerçekleşecek olan saatlik yaz spor okullarında eğitimler, Nilüfer Belediyespor Üçevler Spor Tesisleri, Çalı Yüzme Havuzu, Yüzüncüyıl Spor ve Gençlik Merkezi ve Konak Olimpik Yüzme Tesisleri’nde verilecek. Hafta içi her gün bir saat olmak üzere 5 ayrı dönemde gerçekleştirilecek olan saatlik kurslara katılan çocuklar, 2’şer haftalık dönemde toplam 10 ders saati eğitim alacak. 20 Haziran-1 Temmuz, 4 Temmuz-22 Temmuz, 25 Temmuz-5 Ağustos, 8 Ağustos-19 Ağustos ve 22 Ağustos-2 Eylül olmak üzere 5 ayrı dönemde gerçekleştirilecek saatlik kurslara devam etmek isteyenler, diğer dönemler için de kayıt yenileyebilecek.


    TAM GÜN SPOR OKULLARI

    Dopdolu içeriği, eğlenceli temel spor eğitimleri ve motorik özellikleri geliştirici branşlardan oluşan tam gün yaz spor okulları da, çocuklara yaz tatilini kaliteli ve verimli geçirme fırsatı sunuyor. Eğitimler; 20 Haziran-8 Temmuz, 18 Temmuz- 5 Ağustos ve 8 Ağustos-26 Ağustos tarihleri arasında olmak üzere üç ayrı dönemde verilecek. Hafta içi her gün 09.00-17.00 saatleri arasında Altınşehir Gençlik Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan tam gün yaz spor okullarında, spor branşlarının yanı sıra temel sanat eğitimleri de yer alıyor.


    ATÖLYE ÇALIŞMASI

    Tam gün yaz spor okullarına katılan çocuklar, voleybol, basketbol, yüzme, kort tenisi, squash, cimnastik, capoeira ve futbol eğitimleriyle sporla iç içe olurken, halk dansları, drama, akıl ve zeka oyunları, modern dans ve el sanatları atölye çalışmalarıyla da keyifli zaman geçirme fırsatı buluyor. Tam gün yaz spor okullarına katılan öğrencilere servis, öğle yemeği ve ara öğün imkanı da sunuluyor. Bu yıl saatlik branş ücretleri 400 TL, tam gün yaz spor okullarının ücreti de servissiz 2 bin 500 TL, servisli 3 bin TL olarak belirlendi. Saatlik ve tam gün spor okullarından faydalanmak isteyenler, 441 90 60, 482 42 95, 413 09 90, 453 06 26 ve 545 513 20 26 numaralı telefonları arayarak, detaylı bilgi alabilir.


    YAZI DOLU DOLU GEÇİRİN

    Çocuklara sporu sevdirmek için çok yönlü çalışmalar yaptıklarını belirten Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, Nilüfer’deki yaz okullarından yıllardır binlerce çocuğun faydalandığını vurgulayarak, yaz tatilini spor ve sanatla dolu dolu geçirmek için tüm çocukları yaz okullarına katılmaya çağırdı.

    Yazının devamı...

    Sporla iç içe tatil başlıyor

    Her yıl spor okulları ile yılda 20 bine yakın çocuğa spor eğitimleri düzenleniyor. Bu yıl da 4-17 yaş aralığındaki çocuklara, basketbol, boks, cimnastik, güreş, karate, kort tenisi, okçuluk, masa tenisi, judo, satranç, taekwondo, voleybol ve yüzme branşları olmak üzere toplam 13 branşta ve 13 tesiste yaz spor okulları temel eğitimleri verilecek. Takım ve bireysel spor alanlarında farklı ücret tarifeleri uygulanacak. Ücretsiz branşların da yer aldığı spor okulunda ücretli olanların fiyatları ise 100 ile 200 TL arasında farklılık gösteriyor.

     

    TOPLAMDA ÜÇ DÖNEM

    Yüzme branşı Fethiye, Şahin Başol, Gürsu, Kestel ve Mihraplı Kadınlar Yüzme Havuzu olacak şekilde 5 havuzda gerçekleşecek. Programlar toplamda 3 dönem sürecek olup, 3 haftalık periyotlarda salı-perşembe-cumartesi ve çarşamba-cuma-pazar günleri olacak. Kız - erkek karışık ve belirlenen seanslarda sadece kız grupları olacak şekilde düzenlendi.
    Diğer branşlar pazartesi-çarşamba-cuma ve salı-perşembe-cumartesi günleri 3 haftalık periyotlarda toplamda 3 dönem olacak.

     

    İLGİ DUYDUKLARI ALANDA EĞİTİM

    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, tüm çocukların eğitim hayatlarının yanından en az bir sanat veya bir spor dalıyla ilgilenmesini hedef olarak belirlediklerini söyledi. Bu nedenle Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde yaptıkları Büyükşehir Okul Sporları Etkinliği (BOSE) ile bu yıl yaklaşık 250 bin öğrenciyi sporla buluşturdukların hatırlatan Başkan Aktaş, “Çocuklarımız yaz tatillerini de sporla iç içe geçirmeleri için her yıl olduğu gibi yaz spor okullarımızı başlatıyoruz. Çocuklarımız, alanında uzman eğitmenlerimizin nezaretinde, modern tesislerimizde ilgi duydukları spor branşında eğitim alabilecekler” dedi.

    Yazının devamı...

    ‘Ev’ çözümünde çare TOKİ ve belediyeler

    Türkiye Girişimci Emlak Müşavirleri (TÜGEM) Başkanı Hakan Akdoğan, Konak Kültür Merkezi’nde üyelerine ‘Yeni nesil liderlik’ eğitimi verdi. Ayrıca emlak sektöründe güncel yönetmelikler hakkında bilgiler sundu. Hürriyet Bursa’ya özel açıklamalarda bulunan Akdoğan, kiracıları korumaya yönelik yüzde 25 tavan uygulamasını değerlendirdi.

    YENİ KİRACIYI İLGİLENDİRMİYOR

    Kiracıların bu konuda adım atılmasını beklediklerini hatırlatan Akdoğan, bakanlığın birkaç çalışma içerisinde bu uygulamayı hayata geçirdiğini kaydetti. Yüzde 25’in Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) altında olduğuna işaret eden Akdoğan, “Tabii bu oran mevcuttaki kiracıları sevindiren, mutlu eden bir orandı. Fakat yeni kiracı adayları için herhangi bir çözüm getirmiyor. Yeni kiracı, şu anki yüksek fiyattan tutma durumunda. Onu ilgilendiren bir düzenleme değil” diye konuştu.


    YENİ KONUT ÜRETİMİ HIZLANMALI

    Ev sahiplerinin bu durumdan hoşnut olmadıklarını dile getiren Akdoğan, ancak bunun yasal bir düzenleme olduğunu anımsattı. Alınan kararda sosyal devlet anlayışı ile hareket edildiğine işaret eden Akdoğan, “Vatandaşlara yönelik çözüm adımları atılıyor. Eksik olabilir, bazı tarafları mutlu edebilir. Bazı tarafları üzebilir. Bu adımlar atılmalı, atılıyor. Biz çözümün orta ve uzun vadeli doğru olacağını düşünüyoruz. Bunlar geçici çözümler. Bir an önce enflasyonun düşmesi ve yeni konut üretiminin hızlanması lazım” dedi.

    UYGUN FİYAT VE TEMEL İHTİYAÇ

    Konut fiyatlarının erişilebilir olmanın çok ötesinde olduğunu söyleyen Akdoğan, şu anda ev sahipliği oranının yüzde 58’e gerilediğini, kiracı oranının ise yüzde 25-30 seviyesinde ölçüldüğünü dile getirdi. Barınma ihtiyacına yönelik kalıcı adımların atılması gerektiğini yineleyen Akdoğan, “Nasıl ulaşılabilir? Ancak TOKİ ve belediye aracılığıyla ulaşılabilir, uygun fiyatlı ve insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak konutlara hızlı şekilde yönelebiliriz. Bunları üretmemiz lazım. Türkiye’nin pek çok ilinde bu projelerin başlaması lazım” diye konuştu.


    EV SAHİBİ REAKSİYON GELİŞTİRİYOR

    Bazı ev sahiplerinin hava parası talebi, sözleşmeyi öteleme veya elden para alma yöntemlerini uygulamak istediklerini anlatan Akdoğan, “Bunlar yeni gelişmeler. Temmuz 2’den sonra yapılacak sözleşmeleri kapsayıcı bir düzenleme değil. Doğal olarak bu kadar yakın zaman varken, ev sahibi bir reaksiyon geliştiriyor. Elden para alma çok doğru bulduğumuz bir model değil. Aslında kiracının da yarın başına bela olabilecek, ev sahibine de ciddi sorunlar açabilecek. Çünkü kiraların banka yoluyla ödenmesi, resmi olarak yapılması lazım. Yoksa ilerleyen günlerde taraflar bunun çok ciddi sıkıntılarını yaşayabilirler” dedi.

    İNSANİ VE VİCDANİ OLMALI

    Olağanüstü günlerin yaşandığını ifade eden Akdoğan, “Ev sahiplerini de anlıyorum ama aynı hayat pahalılığı kiracılar için de geçerli. Burada daha insani, daha vicdani olmamız gereken bir dönemdeyiz. Karşılıklı anlaşarak, gönül rızasıyla bu dönemi atlatmamız gerekir diye düşünüyorum” diye konuştu.


    YABANCIYA SATIŞ

    Konut alım oranlarının artması ile ilgili de değerlendirmede bulunan Akdoğan, bu tabloyu genele yaymanın sağlıklı olmayacağını açıkladı. Bazı kişilerin 3’üncü 4’üncü evini aldığını söyleyen Akdoğan, “Bir kişinin 50 tane evi var. Bunu genele yansıtabilir miyiz? İstatistiklere gidersek, bizi yanlışa götürür. Bugün Antalya’da ev fiyatları inanılmaz derecede artmış. Sizce bunun artmasının nedeni ne? Türkler akın akın aldığı için mi artmış? Hayır. Ruslar ve Ukraynalılar. Yabancıya satış var ve bunun yanı sıra düzenli gelir oluşturmak isteyen yatırımcının 3’üncü veya 5’inci aldığı konutlar” dedi.

    KİRALAMA YÖNTEMİ MÜMKÜN

    Devletin dar ve orta gelir grubuna acil ev yapması gerektiğini ifade eden Akdoğan, “Onun için TOKİ diyorum. Uygun maliyetli konutlar yaparsanız, anlamlı. Belli kesim zaten alıyor. Yurtdışında olduğu gibi kiralama üzerine de olabilir. Belediye evleri, devlet evleri olabilir” diye konuştu.

    Yazının devamı...

    Yeşil Bursa’nın yeşili nerede?

     


    DOĞADER Başkanı Sedat Güler, İl Çevre Müdürlüğü tarafından kurulan istasyonların yetersiz olduğunu belirterek, verilerin uluslararası normlarda olmadığına dikkat çekti. O normalar uygulandığı takdirde havamızın çok kirli çıkacağını ifade eden Güler, “Geçenlerde açıklandı. Türkiye’nin en kirli havası olan kent Iğdır. Bursa ise 7’nci sırada çıktı” diye konuştu.

    VATANDAŞ BİZİM KAPIMIZI ÇALIYOR

    Çevre konusunda yaptırımların olması gerektiğini vurgulayan Güler, konuyla ilgili şikayeti olan vatandaşların DOĞADER’in kapısını çaldığını kaydetti. Sanayi bölgelerinin özerk yapıda olduklarını anımsatan Güler, “Bırakmaması gereken zehirli gazları salabiliyorlar. Özerk yapıdaki sanayi bölgelerin yönetimlerinin kapısını çalıp ‘Bacada ölçüm yapalım’ diyemiyorsunuz. Bunu İl Çevre Müdürlüğü yapmalı. Hangi işletme bunu yapıyorsa yaptırım uygulamalı. Biz uyarıcıyız. Sorumlu olan onlar. İnsanlar çalacak kapı bulamayınca DOĞADER’i buluyor” dedi.

    PLAKA UYGULAMASI

    Bursa’nın ayrıca çok fazla göç aldığını da belirten Güler, “Artan nüfusa paralel araç sayısı da artıyor. Bir milyona yakın kayıtlı araç var. Trafik yoğunluğunun yarattığı kirlilik var. Trafiğin yoğunlaştığında kentte tek, çift plaka uygulamasına geçilmeli. En önemlisi odun, kömür yardımı yapılacağına gerekirse yoksul bölgelerdeki insanların kullandığı doğalgaz sübvanse edilmeli. Bursa’daki hava kirliliğini azaltmak için harekete geçilmeli. Buna benzer bir örnek İngiltere’de yaşanmış” diye konuştu.

    TARIMIN ÖNEMİNİ PANDEMİDE GÖRDÜK

    Bursa’nın aşırı nüfusa teşvik edildiğini savunan Güler, “İstanbul’un kirli sanayisini taşınması için Bursa projeleri görüyoruz. Örneğin TEKNOSAB, sanayi tesisleri kuracağız. Tarımsal alanları kaybediyoruz. Tarımın önemini pandemide gördük. Bu ekonomik kriz döneminde de gıdanın önemini görüyoruz. Tarımsal bölgelerde, sanayi tesislerinin yapılması engellenmeli. Nüfusu teşvik edici politikalar durmalı. Hava, su ve tarımsal alanların korunması açısından bunlar önemli. Bursa’ya 30 sene önce ‘Yeşil Bursa’ diyorduk” şeklinde konuştu.

    ULUDAĞ NADİR DAĞLARDAN BİRİSİ

    Uludağ’ın sıkı şekilde kontrol edilmesinin önemini vurgulayan Güler, Milli Parklar Kanunu’nun tavizsiz uygulanması gerektiğine dikkat çekti. Tesislere izin verilmemesi gerektiğini söyleyen Güler, “Dünyanın hiçbir yerinde Milli Parklar’da bu kadar yapılaşma yoktur. Alan Başkanlığı geldiği takdirde Milli Park olmaktan çıkarılacak ve turizm yapılaşması artacak. Turizm ekosistemde habitat düşünülmez. Kullanım amaçlıdır. Uludağ, nadir dağlardan birisidir. 32 endemik bitki türüne sahip. Dünyada yok. Bursa’nın havasını temizleyen, suyunu gönderen Uludağ’dır. Uludağ’ın suyu Bursa’ya yetmiyor. Susuzluk riski yaşıyoruz. Uludağ artık kirleniyor” dedi.

    YETERSİZ BESLENEN ÇOĞUNLUK VAR

    Bursa’nın kirli bir şehir olduğunu dile getiren Güler, “Dünya Sağlık Örgütü, ‘Yetersiz beslenme ve hava kirliliğinden ölenlerin sayısı sigaradan ölenlerin sayısını geçti’ şeklinde açıklama yaptı. Yetersiz beslenme, ekonomik kriz yansımaları ile fiyatlar malum. Sadece karnını doyuran, yetersiz beslenen çoğunluk var. Bir taraftan hava kirliliği yaşıyoruz. Bu sigaradan bile tehlikeli” diye konuştu.

    SAĞLIKLI VE DENGELİ BİR ÇEVREDE YAŞAMAK ANAYASAL BİR HAK

    ‘Yeşil Bursa’nın yeşili nerde kaldı?’ diye soran Bursa Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, “Sularımızın kirliliği ve su rezervimiz ortada. Bunun yanı sıra ciddi bir hava kirliliği problemi var. Kirletici parametreler çoğu zaman limit değerlerin üzerinde seyrediyor ve bazı kirleticileri doğru dürüst ölçemiyoruz bile. Özellikle kış aylarında hava olaylarının da etkisiyle ısınma, trafik ve sanayi kaynaklı hava kirliliği yaşanıyor. Verimli topraklar konutlaşmaya ve sanayiye mahkum ediliyor. Dengeli ve sağlıklı bir çevre şartlarını oluşturana kadar Dünya Çevre Günü bir kutlama ve etkinlik içeriğinden çıkartılıp, gerçek ve kalıcı aksiyonların alındığı bir mücadele olarak yönetilmelidir. Bu nedenle ekolojik yıkımla mücadele ederek, gelecek nesillerin yaşam haklarının elinden alınmasına engel olmak, sürdürülebilir çevre yönetimi anlayışının benimsenmesi ve buna bağlı olarak uygulanacak devlet politikaları ile mümkün olacaktır. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak anayasal bir haktır” dedi.

    Yazının devamı...

    Bursa hala sudan mı ibaret?


    DOĞADER Başkanı Sedat Güler, kentin su kaynaklarının Uludağ’dan beslendiğini belirterek, kirliliğin kaynakta başladığını kaydetti. Uludağ Oteller Bölgesi’nin ve yerleşiminin kanalizasyon ve arıtma tesislerine sahip olmadığını vurgulayan Güler, “Sosyal tesislerin, otellerin kanalizasyonları derelere veriliyor. Belediyenin arıtma tesisi çalışması var ama hayata geçmesi ne kadar sürer? Ne zaman biter? Belli değil. Evsel atıklar ve kimyasal atıklar veriliyor. Samanlı Deresi’nde olduğu gibi temiz ve kirli derenin birleştiği noktadan görülüyor” diye konuştu.

    NİLÜFER ÇAYI KANGREN HALİNE GELDİ

    Doğancı ve Nilüfer Barajları’nın yanı sıra kuraklık dönemlerinde BUSKİ’nin açtığı kuyuların da Uludağ’dan beslendiğine işaret eden Güler, kaynakta verilen zarara tekrar dikkat çekti. Kentin önemli kaynaklarından birisi olan Nilüfer Çayı’nın kirli akmasının kangren haline geldiğini de belirten Güler, DOĞADER, baro, mimar ve mühendisler odaları ile diğer sivil toplum kuruluşlarının tepki ve çabalarına rağmen değişiklik yaşanmamasından yakındı.

    ARITMA TESİSLERİ YETERSİZ

    Konuyla ilgili çok fazla davalar açıldığını ve sözler verildiğini hatırlatan Güler, “Buralardaki arıtma tesisleri yetersiz. Kimyasal ve biyolojik arıtma yapılmıyor. Çökertme sistemi uygulanıyor. Katı madde çöküyor. Kimyasal madde, dereye deşarj ediliyor. Dere, kimyasal su oluyor. Daha sonra Panayır Köprüsü’nden geçen Nilüfer Çayı ile birleşiyor ve kirli akıyor. Çeşitli yerlerden geçip, Bursa Ovası’nda 200 kilometre yol çiziyor. Simsiyah akarak, kent içinde dolanıyor. Sonra Karacabey tarafında denize boşalıyor. Diğer dereler de aynı şekilde. Örnek verirsek, Susurluk Çayı’nın Çam Balı Deresi. Burada balık ölümleri gerçekleşti. Şeker fabrikası burada sorumluydu” diye konuştu.

    SEBZE, MEYVE ZEHİR HALİNE GELİYOR

    Mustafakemlapaşa’daki Karadere’de bir maya fabrikasının deşarj çalışmasının olduğunu söyleyen Güler, “Bu da onu kirli hale getiriyor. Bölgedeki insanlar da buradan tarım yapıyor. Nasıl bir su ile sulanıyor? Zehir olarak geliyor. Sebze, meyve zehir haline geliyor. İl Çevre Müdürlüğü’nün bu konuda doğru düzgün çalışma yaptığını göremiyoruz. Teknoloji bu kadar gelişmişken kimyasal dedektörlerle yaptırım uygulaması gerekiyor” dedi.

    10 SENEDİR NİLÜFER ÇAYI’NIN TEMİZ AKMASI İÇİN UĞRAŞIYORUZ

    Bursa’da 18’i yasal olmak üzere toplam 23 sanayi bölgesi olduğunu ifade eden Güler, İl Çevre Müdürlüğü’nün bu bölgelerin kontrollerini yapamadığını savundu. STK’lara bu konuda yetki verebileceğini söyleyen Güler, “Kimya Mühendisleri Odası’na bunu diyebilir. ‘Analizleri getirin. Biz gerekli yaptırımları yapalım’ demiyor. Kendisi de uygulamıyor. DOĞADER, 10 senedir Nilüfer Çayı’nın temiz akması için uğraşıyor” diye konuştu.

    GEREKİRSE KAPATABİLİR

    Marmara Denizi’nin de toksik deniz haline geldiğini dile getiren Güler, zemininin zehirli olduğunu belirterek, hiçbir canlının yaşamayacağı denize döndüğünü kaydetti. Sadece Bursa’dan deşarj edilenleri sıraladığını anlatan Güler, “İzmit, Ergene’den verilenleri düşünebiliyor musunuz? Dileğimiz, isteğimiz İl Çevre Müdürlüğü, derelerimizde de deşarj noktalarına kimyasal dedektörler kurabilir. Yaptırım uygulayabilir, gerekirse kapatabilir” dedi.

    ARITMA TESİSİ VAR AMA ÇALIŞTIRMIYORLAR

    Önümüzdeki 10 sene iklim değişikliği, gıda ve su krizinin konuşulacağının altını çizen Güler, dönem dönem aşırı yağışlar, kuraklıklar görüldüğünü hatırlatarak, en önemli konuların bunlar olacağına dikkat çekti. Artık hiçbir işletmenin veya sanayi tesisinin suyu kirletme lüksü olmadığını söyleyen Güler, “Olduğu yerde deşarj etmesi gerekir. Kanunlar yetersiz. Nilüfer Çayı’nda önceki belediye başkanı, ‘Arıtma tesisleri var ama çalıştırmıyorlar’ dedi. Elektrik faturalarının yüksek olduğunu söylüyorlarmış. Böyle bir lüksümüz yok. İşletme kar ediyorsa o arıtma tesisini çalıştırmak zorunda. Hiçbir firma arıtmasız olmamalı. Yerinde bertaraf olmalı. Evsel atıklar da masum değil. Bununla ilgili belediye, arıtma tesisini teknolojiyi uygun yapmalı. Kimyasal, biyolojik arıtma olmalı” diye konuştu.

    BİR FABRİKA SU ÇEKİYOR

    Uluabat Gölü’nün Ramsar Sözleşmesi kapsamında olduğunu ve Türkiye’nin buna 1994 yılında imza attığını hatırlatan Güler, “Sulak alanlar komisyonu kuruldu. Buna Milli Parklar, Orman Bakanlığı’nın yanı sıra DOĞADER olarak biz de dahil olduk. Çekinceleri söyledik. Uluabat’ı besleyen bir dereden fabrika tarafından su çekildiğini duyduk. Bunu komisyon raporuna ekledik. Çekmemesi gerekiyor dedik. Devlet kurumlarının da olduğu komisyonun raporuna girdi. Biz, yaptırım bekliyoruz. Su çekemezsin demeleri gerekiyor. Sözleşmeye uymuyoruz” dedi.

    BU YILIN TEMASI ‘TEK DÜNYA’


    Bursa Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, 5 Haziran 1972 yılında, BM Stockholm Konferansı’nda insanların çevre ile ilişkisi üzerinde durulduğunu anımsatarak, 5 Haziran’ın Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Çevre Günü olarak kabul edildiğini söyledi. 2022 yılı Dünya Çevre Günü temasının ‘Tek Dünya’ olduğunu anlatan Dindar, “Bu tema ile dünyadaki tüm insanlara aynı gemide olduğumuzu ve kaderimizin ortak olduğunu anlatmayı hedefliyor” diye konuştu.

    BİYOLOJİK ÇEŞİT KAYBI YAŞANIYOR

    Doğal yaşam ve insan refahını etkileyen etkenlerden bahseden Dindar, devamlı bir biyolojik çeşitlilik kaybının yaşandığına dikkat çekti. Bu kaybın esas nedenlerini sıralayan Dindar, “Yoğun tarımsal üretim sistemleri nedeniyle doğal habitatlarda meydana gelen değişimler; inşaat; taş ocağı faaliyetleri; ormanlar, okyanuslar, nehirler, göller ve toprağın aşırı kullanımı; kirlilik ve artan küresel iklim değişikliğidir. Dünyamızın ve yaşamlarımızın sürdürülebilirliğinde biyolojik çeşitliliğin oynadığı büyük rol, onun devam eden kaybını giderek daha tedirgin edici hale getirmektedir. Toplanan veriler dahilinde insan nüfusunun 2050 yılına kadar 9 milyara ulaşması bekleniyor. Bu insan nüfusundaki artış; aşırı tüketim, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilikteki inanılmaz kaybı gözler önüne serecektir” dedi.

    DOĞADAN UZAKLAŞIYOR

    Geçmişten günümüze, dünyamızın çevre problemlerinin daha çok arttığını belirten Dindar, su kirliliği, toprak kirliliği, iklim değişikliği, nesli tükenmekte olan canlı türlerinin sayılarında artış gibi birçok konunun ortaya çıktığını vurguladı. İklim değişikliği gibi büyüyen çevre problemlerinin doğal kaynakları da kısıtladığını ifade eden Dindar, “Örneğin sera gazlarının artışıyla birlikte gelen iklim değişikliği problemi su kaynaklarına etki etmekte, azalan su kaynakları tarımsal üretime etki etmekte ve biyolojik çeşitliliği azaltmaktadır. İklim değişikliği ile birlikte; su kaynaklarının hem niceliğinin hem de niteliğinin düşmesi su güvenliği sorununa yol açacaktır. Sıcaklık artışları ve aşırı hava olayları nedeniyle tarımsal üretim düşecek ve bu durum artan yiyecek talebi ile birleştiğinde küresel ve bölgesel olarak gıda güvenliğine ilişkin büyük riskler oluşacaktır. Tarladan soframıza uzanan zincirde, iklim krizi hem ekonomik hem de gıda güvenliği açısından değerlendirilerek ele alınmalıdır. Çevre kirliliği, doğa için büyük bir tehdittir ve daha önceleri doğa ile iç içe olan insanoğlu doğadan giderek uzaklaşmaktadır” diye konuştu.

    NİLÜFER DERESİ’NDE CANLI YOK DENECEK KADAR AZ

    Kirlenmiş bir suyu, toprağı, havayı, denizi temizlemenin zor ve maliyetli olduğuna işaret eden Dindar, bunun hiç kirlenmemiş haline geri çevirmenin ise neredeyse imkansız olduğunu vurguladı. O nedenle kirletmemek ya da en az tahribata yol açacak şekilde uygun bir yol seçmenin çok önemli olduğunun altını çizen Dindar, “Nilüfer Deresi’nin taşıdığı kirlilik yıllardır biliniyor. Şehrin doğu tarafında halen derelerimiz dönemsel olarak rengarenk akmaya maruz bırakılmaktadır. Yapılan kaçak deşarjlar, arıtılmadan dereye verilen atık sular ile Nilüfer Deresi’nde canlı yaşamı, yok denecek kadar az” dedi.

    ULUABAT VE İZNİK GÖLLERİ DE KİRLİ

    Uluabat Gölü, İznik Gölü gibi yüzeysel su kaynaklarında da çevre kirliliği ile karşı karşıya olduğunu belirten Dindar, “Gerek tarımdan kaynaklı gerekse de sanayiden kaynaklı kirlilik baskısıyla göllerimizin su kalitesi oldukça kötü durumda. Gemlik Körfezi de sanayileşmenin bedelini ağır bir şekilde ödemektedir. Yapılan çalışmalar Marmara Denizindeki balıklarda ağır metalin biriktiğini ortaya çıkarmıştır. Geçen yıl yaşayan müsilaj sorunu da Marmara Denizi’nin ölüm ilanıdır. Pek çok denetim ve çalışma yapılıyor olsa da arıtılamayan suların arıtılmasına ilişkin çalışmalar çok hızlı çözümlenmiyor” diye konuştu.

    Yazının devamı...