• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Korona işsizliği geçti


    Korona poliklinikleri önünde test yaptırmak için sıra bekleyenlerin kuyrukları uzayıp gidiyordu.
    Diğer korona virüslerine göre 70 kat daha hızla yayılan Omicron varyantı maalesef 2022’nin ilk günlerini hepimize zehir etti.
    Tahmin edildiği gibi günlük vaka sayısı 150 binleri aşarsa bu yılın ilk çeyreğinde de korona gündemimizi en fazla meşgul eden konu olacak.
    Zaten araştırmalara göre 2021 yılında Kovid-19 salgını İzmirliler ve Ege Bölgesi için en büyük sorun olarak birinci sıraya yerleşmiş.
    Kadir Has Üniversitesi tarafından her yıl tekrarlanan bir araştırmanın sonuçları yayımlandı geçen hafta.
    ‘2021 Türkiye Eğilimleri’ adlı araştırmada Ege için 2021’de en büyük sorunun koronavirüs olduğu ortaya çıkmış.
    Daha önceki yıl 2020’de terörle mücadele birinci sırada gelirken, 2019’da hayat pahalılığı, 2018’de işsizlik, 2017’de işsizlik, 2016’de terörle mücadele ve 2015’te yine terörle mücadele o yılların en önemli sorunları olarak birinci sırada yer almış.

    EGE EKONOMİSİ CANLANINCA
    Burada dikkat çeken, Ege Bölgesi’nde 2017 ve 2018’de işsizlik birinci sorun olurken, son iki yılda arka sıralara düşmesi.
    Bu gelişmede sanırım 2019 sonunda otoyolun açılmasından sonra İzmir’de hızla artmaya başlayan yatırımların etkisi var.
    Yoğun göçle artan talebe bağlı olarak inşaat sektöründeki patlama İzmir’de işsizlik sorununun birinci sıradan alt sıralara kaymasına yol açmış olmalı.
    Ayrıca, Ege Bölgesi’nde 2020 ve 2021’de ihracattaki patlamanın da işsizliğin birinci sorun olmaktan çıkmasında büyük katkısı olduğu açık.
    2021 için diğer bölgelerde birinci sıradaki sorunların ne olduğuna bakacak olursak, Marmara’da korona, Akdeniz’de ekonomik sorunlar, Karadeniz’de terör, Doğu Anadolu’da mülteciler, Güneydoğu Anadolu’da mülteciler, İç Anadolu’da ekonomik sorunlar halkın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlar olarak yer almış.

    AİLEYLE DIŞARIDA AKŞAM YEMEĞİ
    Araştırmada ilginç toplumsal göstergelerde var.
    Örneğin, aileleriyle birlikte akşam yemeği için restorana gitme sıklığında Ege birinci sırada gelirken, İç Anadolu ikinci, Akdeniz üçüncü, Güneydoğu Anadolu dördüncü, Marmara beşinci sırada gelmiş.
    Bilgisayar oyunlarına ayrılan sürede ise Akdeniz birinci sırada gelirken, Güneydoğu Anadolu ikinci, Ege üçüncü olmuş.
    Bilgisayar oyunlarına ayılan sürenin ise günde ortalama 1.8 saati bulduğu hesaplanmış.
    Bir başka ilginç gösterge, günde ortalama 2.3 saatin harcandığı sosyal medya hesaplarına ayrılan sürede görülüyor.
    Buna göre Ege ortalama 2 saatle İç Anadolu ile birlikte sosyal medya hesaplarına en az süre ayıran bölge.
    Bu konuda 2.9 saatle Karadeniz birinci, 2.6 saatle Akdeniz ikinci, 2.4 saatle Marmara üçüncü sırada yer alıyor.
    Bu göstergelere bakacak olursak, işsizliğin yoğun, ekonomik yaşamın yavaş olduğu, mülteci gibi sorunların önde geldiği bölgelerde yapacak fazla iş olmadığı için sosyal medya ve bilgisayar oyunlarına daha fazla zaman ayrılabildiğini düşünebiliriz.

    Yazının devamı...

    Moto kuryelerin yarısı üniversiteli

    2022 enflasyon başta olmak üzere ekonomide yeni dengelerin kurulmaya çalışacağı bir yıl olacak.
    Enflasyon İngilizce’de ‘şişme’ anlamına gelir.
    Geçen yılın son aylarında birçok malın fiyatı yüzde 40 civarında şişti.
    Döviz kurları sakinleştiğine göre şişmiş olan fiyatların da sönmesi gerek.
    Fiyatların ne zaman eski haline geleceği önümüzdeki aylarda merakla izleyeceğimiz konuların başında gelecek.
    Yılın son günlerinde Ege Sanayicileri ve İş insanları Derneği’nin (ESİAD) konuğu İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve ekonomi kurmayları idi.
    Akşener ve ekibinin konuşmalarında özellikle eğitimle ilgili bazı projeler dikkatimi çekti.

    İZMİRLİ EKONOMİ KURMAYI
    İyi Parti’nin ekonomi kurmaylarından Prof. Dr. Ümit Özlale İzmirliymiş ve Bornova Anadolu Lisesi’nde okumuş.
    Prof. Dr. Özlale’nin anlattığı ‘teknoloji kampüsleri’ projesi bir yanda yüzbinlerce üniversiteli genç işsiz dolaşırken diğer yanda ihtiyacı olan elemanları bulamamaktan şikayetçi olan iş dünyasının derdine çare bulmayı amaçlıyor.
    İş bulamayan üniversite mezunlarının kuryelik yapmaya başladığı söyleyen Prof. Dr. Ümit Özlale, örneğin yemeksepeti.com’daki her üç moto kurye elemanından birinin üniversite mezunu olduğu bilgisini verdi.
    Türkiye genelinde ise sektörde çalışan moto kuryelerin yarısından fazlası üniversite mezunuymuş.
    Üniversite mezunlarının en az yüzde 25’inin işsiz olduğunu düşünürsek moto kuryelik yapmalarına çok şaşmamak gerek.

    BİLGİSAYAR MÜHENDİSİ BULUNAMIYOR
    Prof. Dr. Özlale bu durumun Türkiye’de ihtiyaç fazlası iktisadi ilimler fakültesi, hukuk fakültesi gibi bölümler olmasından kaynaklandığı söylüyor.
    Buna karşılık çarpıcı bir örnek vererek yemeksepeti.com’un 3 bin bilgisayar mühendisi almayı planladığını ama Türkiye’de yılda 3 bin bilgisayar mühendisi mezun olmadığına dikkat çekiyor.
    Sanayicilerin ihtiyacını karşılayabilecek kadar bilgisayar uzmanlığı eğitiminin 16-18 ayda verilebildiğini söyleyen Prof. Dr. Ümit Özlale bunun için teknoloji kampüsleri projesini hazırladıklarını belirterek şu bilgileri veriyor:

    18 AYDA BİLGİSAYAR UZMANI YETİŞECEK
    “İş dünyası bize hangi nitelikte elemanlara ihtiyacı olduğunu söylerse o alanda uzman iş gücü teknoloji kampüslerinde 16-18 ayda yetiştirilebilir.
    Böyle birkaç girişim var çok da iyi gidiyor.
    Teknoloji kampüslerinin mütevelli heyetinde özel sektör temsilcileri bulunacak.
    İş insanları bulundukları bölgelerdeki sektörlerin ihtiyacı olan iş gücünü tespit edecek.
    Teknoloji kampüsleri bunları yetiştirecek.
    Her bölgede Türkiye’nin ihtiyacı olan doğru elemanlar böyle bulunacak.”
    Aslında pek çok üniversitede 2 yıllık ön lisans eğitimiyle sanayicinin eleman ihtiyacı karşılanmaya çalışılıyor.
    Ama mütevelli heyetlerinde iş insanlarının olmasıyla sanayicinin birebir ihtiyacına göre eleman yetiştirme daha pratik bir yöntem olabilir.
    Üniversiteli işsizlere çare olabilecek bu tip projeler için kanımca iktidarın değişmesini beklemeye gerek yok.
    Hemen benzer uygulamalar yapılabilir.
    Konu siyasi kaygıların çok ötesinde acil çözüm bekleyen büyük bir sıkıntı.

    Yazının devamı...

    Üç ‘2’ şans getirsin

    Dövizin ekonomiyi peşinden sürükleyerek sıçraya sıçraya belirsizliğe gidişinin durdurulması 2021’in son günlerinde yeni yıl hediyesi gibi geldi.
    Şimdi biraz daha önümüzü görerek gelecek yıla bakabileceğiz.
    Az rastlanan bir tesadüfle 2022 öncelikle üç tane 2’siyle akıllarda kalacak bir yıl olacak.
    İzmir ve Ege Bölgesi için de 2022 unutulmayacak yıllar arasına girebilir.
    Örneğin turizmde patlama yaşanabilir.
    Kovid-19’un 2022’nin ilk çeyreğinde dünya için tehlike olmaktan çıkması bekleniyor.
    Salgın ve yasaklar nedeniyle yıllardır ertelenen seyahatler nihayet korkusuzca yapılabilecek hale gelirse Marmaris, Bodrum, Fethiye, Çeşme gibi Ege’nin turizm merkezlerinde eski parlak günler geri gelebilir.
    Turizmde canlanma, otel ve restoran çalışanından domates, çarşaf, sabun üreticisine kadar milyonlarca kişiye ve işyerine hayat vererek 2022’de yüzleri güldürür.

    2022’YE DAMGA VURACAK PROJELER
    Açıklanan plan ve projelerden sanayiden tarıma hemen her sektörde 2022’nin hareketli bir yıl olacağı anlaşılıyor.
    Örneğin, 20 bin kişiye iş fırsatı yaratacak Bergama’da yeni kurulan Batı Anadolu Serbest Bölgesi’nin 2022’nin ikinci çeyreğinde faaliyete geçeceği açıklandı.
    Hatta, denizde rüzgar enerjisinden elektrik üretecek yüzer tabanlı deniz üstü rüzgar enerjisi santrallerinin devasa boyutlardaki kanat ve direklerinin de burada üretileceği açıklandı.
    Bölgenin güneş ve rüzgar gibi dünyanın geleceği için hayati önem taşıyan yeşil enerji üreticilerinin kümelenme merkezi olması hedefi ise ayrı bir önem taşıyor.
    Altyapı projelerinden birkaçına göz atacak olursak, Karşıyaka trafiğine nefes aldıracak Çiğli Tramvayı 2022’de faaliyete geçecek.
    Dört yılda tamamlanacak Buca Metrosu’nun ilk kazması da 2022’de vurulacak.
    Ve tabii ki 2023 yılına yetişecek Narlıdere Metrosu’nda sona nasıl yaklaşıldığını da 2022’de ilgiyle izleyeceğiz.
    Yakın tarihte deprem gerçeğiyle acı bir şekilde yüz yüze gelen İzmir’de gelecek yıl en çok izlenecek konulardan biri de kentsel dönüşüm olacak.
    İlk etapta 313 bin binanın dönüşüme ihtiyacı olduğu belirtilen İzmir’de, Ege Mahallesi, Uzundere, Ballıkuyu, Çiğli, Güzeltepe, Gaziemir, Örnekköy’de başlayan ve 2022’de yeni başlayacak kentsel dönüşüm projeleri İzmirlilerin yakın takibinde olacak.

    GASTRONOMİ MERKEZİ İZMİR
    Biraz da tarıma bakalım...
    Ulusal Pamuk Konseyi, 2021’de altın bir yıl yaşayan pamuğun 2022’de de iyi bir yıl geçirmesini bekliyor.
    Ege, dünyanın en kaliteli pamuklarının üretildiği bölgelerden biri.
    Bu yıl daha fazla alana pamuk ekilip kazancın artması bekleniyor.
    İklim kriziyle mücadele için çok su tüketen mısır yerine Ege’nin bitki örtüsüne uygun ürünlerle beslenen keçi, koyun gibi küçük baş hayvanların sütlerinin işleneceği, İzmir Büyükşehir Belediyesi girişimiyle Bayındır’da kurulan süt işleme fabrikası da 2022’nin ilk aylarında açılacak.
    Bir başka önemli bir gelişme de gastronomide olacak.
    Ege’nin binlerce yıllık yaşam ve mutfak kültürü 2022 Eylül’de dünyanın en önemli etkinliklerinden Terra Madre (Toprak Ana) Anadolu Fuarı’nın İzmir’de yapılmasıyla uluslararası bir kulvara taşınacak.
    Gelecek yılın projelerinden ilk akla gelen birkaçı bunlar.
    Sürpriz olmazsa 2022 salgının sona erip yaşamın normale döneceği bir yıl olacak.
    Başta sağlık olmak üzere her şeyin istediğiniz gibi olacağı yeni bir yıl dileğimle.

    Yazının devamı...

    Beyaz yakalı devrim

    Bütün Türkiye gibi İzmir’de de vatandaş gün boyu göz ucuyla da olsa dövizi takip ediyor.
    Dövizi olsun olmasın herkesin yaşamını doğrudan etkileyen fiyat hareketlerinde dolar ve eurodaki iniş çıkışın etkisi büyük olduğu için kurlara ilgi normal.
    Orta öğrenim yıllarından beri arkadaşım olan sanayici bir dostuma işlerinin nasıl olduğunu sorduğumda, “İş var ama üretim için malzeme, hammadde yok” dedi.
    Pandemide uluslararası piyasalarda bozulan dengeler, artan fiyatlar, mal bulunsa bile lojistik sorunlar üretimde aksamalara yol açıyormuş.
    Bir de tabii döviz kurlarındaki aşırı hareketlilik nedeniyle fiyat belirlemedeki güçlük var.
    Sorun sadece mal sıkıntısıyla bitmiyor.
    Bir başka yarım asırlık arkadaşım da eleman bulamamaktan şikayetçiydi.
    “4 bilgisayar mühendisi alacağım. Yüz yüze görüşüp ücret konuşmak bir yana iş için tek bir başvuru bile yok. Bu ne biçim işsizlik” diye söylendi.
    İzmir’de yaşanan bu konuşmaların benzerlerinin şu günlerde Ankara, İstanbul, Konya gibi Türkiye’nin herhangi bir yerinde de yapıldığına şüphe yok.

    EV, ARABA HAYAL OLUNCA
    Bir yanda mal sıkıntısı, diğer yanda nitelikli iş gücü açığı...
    Bir de bunun üzerine artık çalışma konusunda nazlanan, ofislere dönmek istemeyen özellikle kalifiye eleman pozisyonundaki gençleri de eklemek gerek.
    ABD’de son fiyat artışlarından sonra ev, araba alma umutları kalmayan ve ofislere dönmek istemeyen gençler sadece paraya ihtiyaçları olduğunda çalışmaya başlamış.
    Gerekirse birkaç gün çalışıp yiyecek parasını ya da kirasını kazanıyor ama kendini devamlı bir işe bağlamıyormuş.
    Bu durum ABD’de eleman açığına ve ücretlerin yükselmesine neden oldu.
    Geçen yılın nisan ayından 2021 Eylül’e kadar tam 24 milyon Amerikalı gencin işinden ayrılıp çalışmadan oturduğu açıklandı.
    İstifa edenlerin büyük çoğunluğu ise 40 yaşın altındaki kuşak.
    Bu eğilim Almanya, Japonya ve Çin’deki gençler arasında da hızla yayılmaya başlamış.

    KİRA, TATİL PARASI YETİYOR
    Benzer durumun Türkiye’de de özellikle nitelikli iş gücüne sahip teknolojide uzmanlaşmış gençler arasında yaşanması normal.
    Bugün gençlerin çok önemli bölümünün pandemide fırlayan fiyatlarla ev ya da araba borcuna girmeleri çok zor.
    Para biriktirme, taksit ödeme kaygıları olmadığı için ailelerine yardım etmek zorunda olmayanlar dışındaki gençler iş seçiminde nazlı davranıyor.
    Özellikle çok aranan bilgisayar, programcı gibi nitelikli iş gücünde bu durum çok görülüyor.
    Evli olanlar için ise kira, mutfak masrafı, giyim, kuşam ya da tatil paralarını çıkaracak kadar kazanç yeterli oluyor.
    Daha fazla kazanabilmek için kendilerini harap etmiyorlar.
    Yaşananlar özellikle beyaz yakalı iş yaşamında devrim gibi bir sürecin başladığını gösteriyor.
    Tabii bu gelişmenin, gençlerden gelen otomobil ve konut talebinin azalmasının ekonomide yaratacağı sonuçlar gibi uzun vadeli etkileri olacaktır.
    Neler olup biteceğini yaşayarak göreceğiz.

    Yazının devamı...

    Fırtınayla gelen bebek


    İlk torunumuzu eşimle birlikte seyrederken onu nasıl bir dünyanın beklediğini hayal ettik.
    Mesela 15-20 yaşında genç bir delikanlı olduğunda, 50’li, 80’li yaşlara geldiğinde nasıl bir dünyada olacak?
    Sonra biraz araştırdım.
    Okuduklarımın binde biri olsa onu çok başka bir dünya bekliyor.
    Yaşam biçimini kökten değiştirecek geleceğin dünyasının olumlu yönleri çok.
    Ama Bora’nın ilk on yılında henüz çözülemeyecek iklim krizi gezegeni tehdit etmeye devam edecek.
    Olumlu yönlerden bakarsak, yapay zeka ve robotlar iş yaşamında köklü değişimler yapacak.
    Herkese yetecek kadar çok üretim insanlar arasında gelir dağılımını düzeltecek.
    80 yıl sonra 2100’de insanlar isterse çalışacak.
    Robotlar, yapay zekaların yönetimindeki makineler, fabrikalar üretim yaparken insanlar para kaygısı duymadan kendilerini bilimsel çalışmalara verebilecek.
    Kültür, sanat ve sporla uğraşacak.

    150 YAŞINA KADAR YAŞANABİLİR
    İnsan ömrü de uzayacak gelecek 100 yılda.
    Bilim insanlarına göre 2050’ye kadar, yani Bora 30 yaşına geldiğinde, gen terapisi, kök hücreler ve insan beden mağazası gibi yöntemlerle yaşlanma sürecini yavaşlatmak mümkün olabilecek.
    150 yaşına kadar bile yaşanabilecek.
    2100 yılı, yani Bora 80’li yaşlarda iken hücre tamir mekanizmalarıyla yaşlanmayı tersine çevirmek bile mümkün olacak.
    Böylece çok daha uzun sağlıklı yıllar geçirilebilecek.
    Gelecekle ilgili beni en fazla heyecanlandıran beklentilerden biri arabaların, trenlerin uçarak gideceği ulaşımda, enerjide devrim yaratacak ‘manyetizma çağı’.
    Bu çağın 2070 ile 2100 yılları arasında, yani Bora 50’li yaşlarda iken başlayabileceği düşünülüyor.

    UÇAN OTOMOBİLLER, TRENLER
    Manyetizma çağında yer çekiminden kurtulmak mümkün olacak.
    Bunu sağlayacak süper iletkenler bugün ancak eksi 181 derecede üretilebildiğinden çok pahalı.
    Oda sıcaklığında düşük maliyetle üretimin ise 50 yıla kadar başlayabileceği tahmin ediliyor.
    Bu başarıldığında hem enerjide, hem sanayide yeni bir çağ başlayacak.
    Arabanız bir mıknatıs ya da süper iletken ile manyetik alan yaratarak havada süzülüp gidebilecek.
    Manyetizma çağı fosil yakıtlara bağımlılığı azaltıp iklim krizine de çare olacak.
    Sürtünmeden kurtulabilmek için motor gücüne, benzine, mazota ihtiyaç olmayacak.
    Fosil yakıtların yarısından fazlasını tüketen otomobillerin petrole bağımlılığı azalacağından enerji savaşlarının sonu gelecek.

    ODA DUVARLARI EKRAN OLACAK
    Torunumun delikanlı olacağı 15-20 yıl sonra her şey yolunda giderse benim de bazı şeyleri onunla birlikte yaşama şansım var.
    Örneğin 2030’lardan sonra bugünlerde kıtlığı çekilen çipler o kadar ucuz olacak ki evlerimizin duvarları boydan boya televizyon ekranı haline gelebilecek.
    Ben İzmir’den, Bora İstanbul’dan ekran haline gelecek duvarlarımıza bakarak internet üzerinden görüntülü konuşabileceğiz.
    Ya da bir el hareketiyle duvarlarımızın rengini değiştirebileceğiz.
    Bir el hareketiyle deniz kıyısında veya ormanda ağaçların arasındaymışız gibi salonumuzda oturacağız.
    Sabah yüzümüzü yıkarken banyodaki aynanın kenarındaki çipler vücudumuzun sağlık taramasını yapacak, tuvaletteki çipler idrarımızda anormal durum varsa internet bağlantısı üzerinden bizi uyarıp doktorumuzla görüşmemizi isteyecek.
    Hastaneye gitmeye gerek kalmadan erken teşhisle olası hastalıkların önünü alacağız.
    Etrafımızdaki eşyaları beyin gücüyle hareket ettirmeye başlayacağımız zamanları düşünmek bile istemiyorum.
    Evet, 6 gün önce İstanbul’da rüzgarın hızının 130 kilometreye kadar çıktığı bir fırtınayla gelen Bora’yı güzel ve başka bir dünya bekliyor.
    Olumsuz beklentileri yazmak gelmedi içimden.


    GEÇTİĞİMİZ hafta İzmir’i, İstanbul’u fırtınalar uçururken ‘Bora’ dünyaya geldi.
    Pespembe yanakları, minicik burnu, küçücük el ve ayakları ağladıkça kızarıyor, “Annemin karnında keyfim yerindeydi, neden beni aldınız?” der gibi dudaklarını büzüyordu.
    İlk torunumuzu eşimle birlikte seyrederken onu nasıl bir dünyanın beklediğini hayal ettik.
    Mesela 15-20 yaşında genç bir delikanlı olduğunda, 50’li, 80’li yaşlara geldiğinde nasıl bir dünyada olacak?
    Sonra biraz araştırdım.
    Okuduklarımın binde biri olsa onu çok başka bir dünya bekliyor.
    Yaşam biçimini kökten değiştirecek geleceğin dünyasının olumlu yönleri çok.
    Ama Bora’nın ilk on yılında henüz çözülemeyecek iklim krizi gezegeni tehdit etmeye devam edecek.
    Olumlu yönlerden bakarsak, yapay zeka ve robotlar iş yaşamında köklü değişimler yapacak.
    Herkese yetecek kadar çok üretim insanlar arasında gelir dağılımını düzeltecek.
    80 yıl sonra 2100’de insanlar isterse çalışacak.
    Robotlar, yapay zekaların yönetimindeki makineler, fabrikalar üretim yaparken insanlar para kaygısı duymadan kendilerini bilimsel çalışmalara verebilecek.
    Kültür, sanat ve sporla uğraşacak.

    150 YAŞINA KADAR YAŞANABİLİR
    İnsan ömrü de uzayacak gelecek 100 yılda.
    Bilim insanlarına göre 2050’ye kadar, yani Bora 30 yaşına geldiğinde, gen terapisi, kök hücreler ve insan beden mağazası gibi yöntemlerle yaşlanma sürecini yavaşlatmak mümkün olabilecek.
    150 yaşına kadar bile yaşanabilecek.
    2100 yılı, yani Bora 80’li yaşlarda iken hücre tamir mekanizmalarıyla yaşlanmayı tersine çevirmek bile mümkün olacak.
    Böylece çok daha uzun sağlıklı yıllar geçirilebilecek.
    Gelecekle ilgili beni en fazla heyecanlandıran beklentilerden biri arabaların, trenlerin uçarak gideceği ulaşımda, enerjide devrim yaratacak ‘manyetizma çağı’.
    Bu çağın 2070 ile 2100 yılları arasında, yani Bora 50’li yaşlarda iken başlayabileceği düşünülüyor.

    UÇAN OTOMOBİLLER, TRENLER
    Manyetizma çağında yer çekiminden kurtulmak mümkün olacak.
    Bunu sağlayacak süper iletkenler bugün ancak eksi 181 derecede üretilebildiğinden çok pahalı.
    Oda sıcaklığında düşük maliyetle üretimin ise 50 yıla kadar başlayabileceği tahmin ediliyor.
    Bu başarıldığında hem enerjide, hem sanayide yeni bir çağ başlayacak.
    Arabanız bir mıknatıs ya da süper iletken ile manyetik alan yaratarak havada süzülüp gidebilecek.
    Manyetizma çağı fosil yakıtlara bağımlılığı azaltıp iklim krizine de çare olacak.
    Sürtünmeden kurtulabilmek için motor gücüne, benzine, mazota ihtiyaç olmayacak.
    Fosil yakıtların yarısından fazlasını tüketen otomobillerin petrole bağımlılığı azalacağından enerji savaşlarının sonu gelecek.

    ODA DUVARLARI EKRAN OLACAK
    Torunumun delikanlı olacağı 15-20 yıl sonra her şey yolunda giderse benim de bazı şeyleri onunla birlikte yaşama şansım var.
    Örneğin 2030’lardan sonra bugünlerde kıtlığı çekilen çipler o kadar ucuz olacak ki evlerimizin duvarları boydan boya televizyon ekranı haline gelebilecek.
    Ben İzmir’den, Bora İstanbul’dan ekran haline gelecek duvarlarımıza bakarak internet üzerinden görüntülü konuşabileceğiz.
    Ya da bir el hareketiyle duvarlarımızın rengini değiştirebileceğiz.
    Bir el hareketiyle deniz kıyısında veya ormanda ağaçların arasındaymışız gibi salonumuzda oturacağız.
    Sabah yüzümüzü yıkarken banyodaki aynanın kenarındaki çipler vücudumuzun sağlık taramasını yapacak, tuvaletteki çipler idrarımızda anormal durum varsa internet bağlantısı üzerinden bizi uyarıp doktorumuzla görüşmemizi isteyecek.
    Hastaneye gitmeye gerek kalmadan erken teşhisle olası hastalıkların önünü alacağız.
    Etrafımızdaki eşyaları beyin gücüyle hareket ettirmeye başlayacağımız zamanları düşünmek bile istemiyorum.
    Evet, 6 gün önce İstanbul’da rüzgarın hızının 130 kilometreye kadar çıktığı bir fırtınayla gelen Bora’yı güzel ve başka bir dünya bekliyor.
    Olumsuz beklentileri yazmak gelmedi içimden.

    Yazının devamı...

    Kadına şiddet salgını

    İnsanlar birbirlerine saygılıdır.
    İstanbul gibi yüksek sesle bağırıp çağırma, trafikte, sokaklarda kavga nadiren görülür.
    Kadınların da kendilerini en rahat hissettikleri kentlerin başında gelir İzmir.
    Nitekim Birleşmiş Milletler tarafından ‘Dünya Kadın Dostu Kentler’ arasında gösterilmektedir.
    Ama son yıllarda hızla artan göç dalgası nüfusun yapısını da değişiyor.
    Birkaç yıl öncesine kadar aklımıza bile gelmeyecek olaylara şahit oluyoruz.
    Geçtiğimiz günlerde Alsancak Gül Sokak civarında yürürken İzmir’de pek alışık olmadığım sesler duydum.
    Genç bir adam yanındaki genç kıza bağırıp çağırıyor, itip kakıyordu.
    Böyle olaylara alışık olmayan semt sakinleri, kafelerde oturanlar donup kalmış ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
    Uzaktaydım göremedim ama erkek genç kıza vurmuş olmalı ki birden, “Vurma kıza. Kim oluyorsun da vuruyorsun” diyen bir kadın haykırışı sokağı inletti.
    Sonra onu çevredeki diğer insanların tepkileri izledi.
    Bir anda çoğu kadın kalabalık bir grup olay yerinde toplanıp genç kızı korumaya aldı.
    Utanmadan yanındaki kadını dövmeye çalışan erkek bozuntusu ise kadınların sert tepkisini görünce kaçıp meydan sopası yemekten ucuz kurtuldu.

    CİNAYETTE İZMİR İKİNCİ
    Geçen hafta, ‘Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ olan 25 Kasım’da pek çok rapor yayımlandı.
    İzmir’in son 10 yılda kadın cinayetlerinde İstanbul’dan sonra ikinci sırada gelmesi dikkat çekiciydi.
    Buca, Konak ve Karabağlar çoğu kocaları tarafından öldürülen en fazla kadın cinayeti işlenen semtler.
    İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi ise kadına şiddetin son bir yılda yüzde 30 arttığını söylüyor.
    Kadına şiddetle ilgili bir başka dikkat çekici rapor ise Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) geldi.
    Buna göre küresel salgın döneminde evlere kapanma ve evlerde geçen süre arttıkça kadına yönelik evi içi şiddet de artmış.
    Örneğin Hırvatistan’da resmi kayıtlara geçen tecavüz ve ev içi şiddet olayları 2020’nin ilk 5 ayında 2019’a göre yüzde 228 yükselmiş.
    Nijerya’da ise eve kapanmalara bağlı olarak cinsel şiddet olaylarında yüzde 138 artış olmuş.

    MİLLİ GELİRİ DÜŞÜRÜYOR
    IMF araştırmasının bir başka çarpıcı yanı ise kadına şiddetin ülke ekonomileri üzerindeki olumsuz etkileri.
    Hesaplamalara göre kadına şiddet milli gelirde yüzde 1-2 kayba neden oluyor.
    Evinde şiddet gören kadının işyerinde verimli olamaması milli gelirdeki kaybın en önemli nedeni.
    Ayrıca kadının iş gücüne katılımına, mesleki kariyer ve eğitimine de engel olarak milli gelirde kayıpların büyümesine neden oluyor.
    Görüldüğü gibi kadına şiddetin toplumda açtığı sosyal yaraların yanı sıra neden olduğu ekonomik yaralar da çok derin.
    Türkiye’nin 800 milyar dolarlık milli gelirinin yüzde 1-2’si 8-16 milyar dolar eder.
    Her yıl bu kadar büyük kaynak kadına şiddet yerine ekonomiye girse çok sayıda okul, hastane yapılır, fabrikalar kurulur.
    Eğitimsizlik ve işsizliğin neden olduğu aile içi şiddete bile çare olur.

    Yazının devamı...

    Dizelciler çarpılacak


    Urla Oto Sanayi Sitesi’nde yan yana dizilmiş dükkanlarda ekmeklerini kazanmaya çalışan esnafa baktım...
    Egzozcu, karbüratörcü, yedek parçacı, benzinli-dizel otoların tamir ve bakım işleriyle uğraşan onlarca işyeri vardı.
    Bu esnafın bir bölümünün 15-20 yıl içinde erimesi sürpriz olmayacak.
    Eğer tahminler tutarsa Avrupa’da 5 yıla kadar elektrikli otomobil ile benzin ve dizel motorlu otoların fiyatları eşit hale gelecek.
    Bu durumda otomobil alacaklar yakıt masrafı benzinli otodan yüzde 80 daha az olan elektrikli otoları tercih edecek.
    Bu gelişmelerin Türkiye’ye de mutlaka yansıması olacak.
    Hele ilk yerli Türk otomobilinin elektrikli olacağı düşünülürse Türkiye’de de elektrikli otoya geçiş tahminlerden çok daha hızlı olabilir.

    İZMİR’DE 1.5 MİLYON ARAÇ
    Zaten önceki hafta Glasgow’da sona eren iklim zirvesinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 33 gelişmiş ülkede 2035, diğer ülkelerde ise 2040 yılına kadar tüm yeni otomobil ve kamyonet satışlarının hava kirletmeyen sıfır emisyonlu araçlar olması kararı alındı.
    Türkiye’de 25 milyona yakın motorlu taşıt, 21 bin civarında da otomobil tamir-bakım işletmesi var.
    Sadece İzmir’de trafiğe kayıtlı araç sayısı 1.5 milyonu geçiyor.
    Hemen her ilçede, her semtte bu araçların tamir-bakım-yedek parça işlerini yaparak geçinen yüzlerce işyeri, binlerce çalışan bulunuyor.

    UZMANLIK ALANI DEĞİŞMELİ
    Bu işletmelerden uzmanlık alanı benzin ve dizel motor olanlar 15-20 yıla kadar sonlarının geleceğini görüp otomobilin başka alanlarında uzmanlaşmaya başlamalı.
    Otomobil sektöründeki dönüşüm tahminlerden çok hızlı olacak gibi görülüyor.
    Sadece elektrikli değil, örneğin Japonlar hidrojen yakıtlı otomobilleri geliştirmeye elektrikliden daha fazla önem veriyor.
    Tabii eski kapılar kapanırken yenileri de açılacak.
    Örneğin elektrikli otoların batarya değişim servisleri, akaryakıt istasyonlarının yerini alacak elektrikli oto şarj istasyonları gibi değişimleri yaşayacağız.
    En az 100 bin elektrik şarj istasyonu olması gerektiği hesap ediliyor.
    Bunlarda yeni kuşakların yeni işyerleri olacak.


    Başta poşu, ağızda dolar

    PİYASALARDA hareketli günler yaşanıyor.
    Köy kahvelerinde bile başına poşusunu sarmış çiftçiler doların zeytin fiyatları üzerine etkisini tartışıyordu geçen hafta.
    “Avrupa gübre kullanmak artık hayal” dedi bir çiftçi.
    “Avrupa kullanmazsan ürünü unut” dedi bir başkası.
    Mesele sadece fiyat değil.
    Uluslararası piyasalarda yaşanan mal sıkıntısı da Egeli sanayicileri de canından bezdirdi.
    EGİAD emtia piyasalarındaki krizi masaya yatırmış.
    Sıkıntının uzun süre devam edeceği, 2022 ikinci çeyrekten itibaren piyasalarda hem enflasyonun, hem de durgunluğun bir arada yaşanacağı tahminleri dikkat çekici.
    Belli ki önümüzdeki aylarda toplumun her kesiminde öncelik ekonomik olacak.

    Yazının devamı...

    Maske düştü vaka arttı

    Beşinci dalganın da uzak olmadığını söyleyen bazı uzmanlar salgının iki yıl daha sürebileceği görüşünde.
    Aslında olup bitenlere şaşmamak gerek.
    Bırakın pastaneleri, hastanelere girerken bile HES kodu sorulmaması dikkatimi çekti geçen hafta.
    Maskeler inmiş ağız, burun açık dolaşıyor herkes.
    Karşınızdaki insan aşılı mı aşısız mı belli değil.
    Nitekim mikrop kendini göstermekte gecikmedi.
    İzmir vaka sayısı en fazla artan iller arasında açıklandı önceki hafta.
    Dikkat çeken bir başka gelişme, bir süredir doğuya kayan vaka sayılarının yine en fazla batı ve güney bölgelerinde artmaya başlaması.
    İzmir’le birlikte vaka sayısı en fazla artan 10 il Yalova, Osmaniye, Balıkesir, Ordu, Çanakkale, Kırklareli, Tekirdağ, Bilecik ve Antalya oldu.
    İzmirliler unutmasın, hala her gün 25-30 bin kişi Kovid-19’a yakalanıyor.
    Türkiye’de bugüne kadar 8 milyondan fazla insan hasta oldu.
    Günde ortalama 200 kişi ölüyor.
    Tam 73 bin kişi hayatını kaybetti.
    Dünya genelinde ölenlerin sayısı ise dünya savaşı boyutlarını, 5 milyon kişiyi aştı.
    Aslında yapılacak şey çok basit.
    Hayati tehlikeye ve yoğun bakıma düşmeden hastalığı atlatmak için aşı yaptırmak, maske, mesafe kurallarına uymak yeterli.
    Bunları yapmayınca son pişmanlık fayda etmiyor.


    İnsanlığa pandemi dersleri

    ÜNLÜ tarihçi yazar Yuval Noah Harari, geçmişteki kara veba ve İspanyol gribi gibi küresel salgınlarla 21’inci Yüzyıl’daki Kovid-19 salgınını karşılaştırıp ilginç saptamalarda bulundu.
    Kara vebayı ele alalım...
    Bu bela hastalık Avrupa’yı olduğu gibi Osmanlıyı da kasıp kavurmuştu.
    Fatih Sultan Mehmet uzun bir süre İstanbul’dan uzaklaşmış, Edirne’de dağlık bir bölgeden imparatorluğu yönetmek zorunda kalmıştı.
    Harari, 500 yıl önce insanların hastalığın nereden çıktığını anlayamadıkları için salgınla nasıl mücadele edeceklerini de bilemediklerini söylüyor.
    İspanyol gribini ise 1’inci Dünya Savaşı sonunda ülkelerine dönen askerler yaymış, 50 milyondan fazla insan ölmüştü.
    Ancak dönemin en ünlü bilim insanları hastalığa neden olan virüsü bir türlü tespit edememişlerdi.

    KARA VEBADAN BUGÜNE
    Son küresel salgın Kovid-19’un alarm zilleri ise Aralık 2019’da çalmaya başladı.
    Ama 10 Ocak 2020’de bilim insanları salgına neden olan virüsü tespit edip mücadele yollarını belirlemişti bile.
    Kovid-19’da dükkanların, çarşıların kapandığına ama dijital altyapı sayesinde insanların aç kalmadığına dikkat çekiyor Harari.
    Bugün GPS’ye bağlı tek bir traktör yüzlerce tarım işçisinin işini yapıyor.
    Kara veba yıllarında ise hasat zamanı tarlaya gidilmezse insanlar açlıktan ölürdü.

    HARARİ’NİN ÜÇ ÖNERİSİ
    Buna benzer pek çok örnek veren Harari, gelecekte yeni salgınlar olsa bile artık insanların mücadele edecek bilgi ve araçlara sahip olduğunu söylüyor.
    Ancak yeni salgınların önlenebilmesi ve insanlığın geleceği için dünyadaki farklı politik kutupların üç ana ilkede uzlaşmasını öneriyor:
    İlk olarak uluslararası dijital altyapının güvenliği sağlanmalı.
    Son küresel salgında insanlığı kurtaran dijital altyapının çok büyük felaketlerin de kaynağı olabileceğini söylüyor ünlü yazar.
    İkinci olarak bütün ülkelerin sağlığa daha fazla yatırım yapmasını öneriyor.
    Son olarak da yeni salgınları önlemek için dijital altyapıyı kullanarak çok güçlü bir küresel gözetim sistemi kurulmasını öneriyor.

    Yazının devamı...