• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Kasiyerin isyanı


    “Abi ben üniversite mezunuyum ama bak kasiyerlik yapıyorum” dedi.
    Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Turizm Bölümü mezunuymuş.
    Babası benzin istasyonunda pompacılık, annesi evlerde temizlik yaparak çocuklarını üniversitede okutmuş.
    Genç delikanlı, “Sonuçta geldiğimiz nokta aynı. Babam akaryakıt istasyonunda pompacılığa devam, ben üniversite mezunu kasiyer. O zaman neden bu kadar emek harcadık, ailem neden bu kadar masraf yaptı?” dedi.
    Henüz 25 yaşında olduğunu, önce pandemi, şimdi savaş nedeniyle turizm sektöründe önünü göremediğini söyleyen genç, “Artık çevremdeki küçüklere ‘Üniversiteye gitmeyin’ tavsiyesinde bulunuyorum” diyerek çaresizliğini dile getirdi.

    YENİ ARAP BAHARI UYARISI
    Görünen o ki pandemi ve son savaş dünyada yeni dengeler ve arayışlara yol açacak.
    Umarım her ülkede çok büyüyen gelir uçurumlarını kapatacak yollar bulunur.
    Yoksa üniversiteli kasiyerlerin sayısı arttıkça sosyal rahatsızlıklar artacak.
    Böyle bir gelişmeye Dünya Bankası da ‘Yeni Arap Baharı’ uyarısıyla dikkat çekti.
    Baş ekonomist Carmen Reinhart, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle artan gıda ve enerji fiyatlarının gıdaya erişim sorunu yaşayan ülkeleri zora sokup sosyal huzursuzluğa neden olabileceği uyarısında bulundu.
    Reinhart, “Arap Baharı’nın arkasındaki hikayenin bir kısmı da gıda güvensizliğiydi” dedi.
    Hatırlanacağı gibi 2007-2008’inı ardından 2011’de gıda fiyatlarındaki hızlı yükseliş sosyal çalkantılara yol açmış, 40 ülkede ayaklanmalar yaşanmıştı.
    Mısır ve Mozambik fiyat artışlarından en fazla etkilenecek ülkelerin başında gösteriliyor.
    Mısır, buğday ithalatının yüzde 80’ini Rusya’dan karşılıyor.

    OSMANLI BOĞAZI KAPADIĞINDA
    The Economist’in araştırmasına göre ise savaş dünya mal piyasalarında 1973’ten bu yana en büyük şoka yol açtı.
    Araştırma, kabaran enerji faturalarının aç kalan midelerin politik istikrarsızlıklara yol açacağına dikkat çekiyor.
    Batılı hükümetlerin Rusya’nın gıda ve enerji tehditlerini çok ciddiye alması gerektiğini söylüyor.
    Tarihten çarpıcı bir örneğe yer veren dergi şu hatırlatmaları yapıyor:
    Osmanlı İmparatorluğu Rus buğdayının İngiltere ve Fransa’ya tek ulaşım yolu olan Çanakkale Boğazı’nı Ekim 1914’te kapamıştı. O zaman Avrupa’nın buğday stokları 5 yıllık ortalamanın yüzde 12 üzerindeydi.

    EGE’YE ÇOK İŞ DÜŞECEK
    Bugün dünyanın buğday ihtiyacının yüzde 29’unu Rusya ve Ukrayna karşılıyor.
    Kötü hasat, pandemi, lojistik sıkıntıları gibi nedenlerle dünya buğday stokları 5 yıllık ortalamanın yüzde 31 altında.
    Piyasalardaki yangının alevleri 1’inci Dünya Savaşı döneminden çok daha yüksek.
    Şubat ortasında buğday fiyatları son 5 yıl ortalamasının yüzde 49 üzerindeydi.
    Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra yüzde 30 daha arttı.
    Geleceğe yönelik belirsizlik kırmızı alarm veriyor.
    Gelişmeler kendi kendine yeten tarım politikalarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı.
    Tarımın kalbi Ege’ye önümüzdeki dönemde çok iş düşecek.

    Yazının devamı...

    Altın mı değerli, kömür mü?


    Dini ve mitolojik kaynaklar zeytini kutsal ve ölmez ağaç olarak anlatır.
    Zeytin, Kur’an-ı Kerim’de 6 defa geçer ve “And olsun incire ve zeytine” denilerek yeminle onurlandırılır.
    Eski Mısırlılar zeytinciliği Tanrıça İsis’in öğrettiğine, Yunanlılar zeytin ağacının Bilgelik Tanrıçası Athena’nın insanlığa hediyesi olduğuna inanırdı.
    Roma İmparatorluğu’nda Sezar’ın başında zeytin ağaçlarından yapılmış taç güç simgesiydi.
    Eski Yunan ve Roma uygarlıklarında kutsal bir aileden gelmiş olmanın işareti zeytin ağacının altında doğmuş olmaktı.

    ZARARIN CEZASI ÖLÜM
    İnsanları açlıktan, hastalıktan koruyan zeytin o kadar kutsal sayılmıştı ki zeytin tarımının sadece iyi ve dürüst insanlar tarafından yapılmasına izin verilmiş, ağaca zarar verenler ölümle cezalandırılmıştı.
    Zeytin ağacı ağır ve zahmetli büyür ama yüzlerce yıl yaşayabilir.
    Ortalama ömrü 300-400 yıl olmakla birlikte özellikle Ege Bölgesi’nde bin yaşının üzerinde çok sayıda anıt ağaç vardır.
    Ömrünü tamamladığında zeytinin gövdesi kurur ancak köklerinden yeşeren sürgünlerden yeni bir ağaç doğar.
    Bu nedenle ‘ölmez ağaç’ olarak anılır.
    İzmir’de doğan Homeros’a zeytin ağacı, “Siz gelmeden önce de buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım” diye fısıldamıştı.

    35-40 YILDA YETİŞİR
    Yukarıda çeşitli kaynaklardan derlenerek ölümsüzlüğü anlatılan zeytin ağacına geçen hafta yine enerji açığını kapatma gerekçesiyle ölüm fermanı asıldı.
    “Ağaçlar kesilmeyecek taşınacak, yerine yenileri dikilecek” açıklamaları bu işi bilenleri tatmin edemez.
    Zor ve güç yetişen ağaçlardan olan zeytinin verimli hale gelebilmesi için en az 35-40 yıl gerek.
    Bu köşede defalarca yazdım.
    İnsan sağlığında yarattığı mucizeleri daha yeni keşfedilen zeytinyağı yakın bir gelecekte ilaç olacak.
    Son olarak Alzheimer gibi akıl sağlığı hastalıklarını önleyici etkileri de keşfedildi.

    KİLOSU 3 BİN 400 TL
    Çok yüksek polifenole sahip ‘tıbbi zeytinyağı’ Avrupa’da yarım litresi 110 euroya (1700 TL) satılıyor.
    Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Mücahit Taha Özkaya, “Türkiye’de üretilen 200 bin ton zeytinyağının sadece yüzde 10’u bile sağlık bileşeni yüksek kalitede üretilse ve litresi 100 eurodan satılsa 2 milyar euroluk ihracat yapılmış olur” diyor.
    Bir yanda altın sıvı olarak tanımlanan kilosu 3 bin 400 TL’ye kadar çıkan ve gelecek vaat eden zeytin, diğer yanda kilosu 4-5 lira olan, savaş nedeniyle geçici olarak 6-7 liraya çıkmış ama yakın gelecekte iklim krizi nedeniyle kullanımı yasaklanacak kara kömür.
    Zeytin ağaçları söküleceğine tıbbi zeytinyağı ihracına yatırım yapılmalı.
    Enerji açığını kapatacak sonsuz kaynak ise tepemizde parlıyor.
    Türkiye her yıl 50-60 milyar dolarını yutan enerjide dışa bağımlılıktan ancak güneşe, rüzgar enerjisine yatırımla kurtulur.

    Yazının devamı...

    İncir artık kraliçe yemişi



    İncir, üzüm gibi Ege’nin ürünleri Avrupa’da kapışılıyor. İngiltere, Almanya alıcı ülkelerin başında geliyor. Ege İhracatçılar Birliği 1 milyar 39 milyon dolarlık kuru incir, kuru üzüm ve kuru kayısı ihracatının yüzde 95’inin Ege’den yapıldığını açıkladı geçen hafta.

    BUCKİNGHAM SARAYI’NDA
    Özellikle İngiltere’de uzun yıllardan beri içine kuru incir konularak yapılan kurabiyeler, kekler bağımlılık yaratmış durumda. Öyle ki, birkaç yıl önce bitkisel hastalık nedeniyle ihracatımızda aksama olunca İngiliz basınına manşet olmuştu. Kraliçenin sarayının bile vazgeçemediği kuru incirli kurabiyeler olmadan beş çayını nasıl içeceğiz diye ülke karalar bağlamıştı.
    İşte böylesine değerli bir ürünün dünyanın en büyük üreticisi Ege’de yaşadığımız için şanslıyız. Ama tabi ki inciri alabiliyorsak. Geçen hafta tesadüfen girdiğim bir kuruyemişçide şok yaşadım. Tezgahın üzerinde kuru incir gözüme takıldı. İhracatı arttı diye haberini okuduğum için merak edip fiyatını sordum. “Kilosu 130 TL” cevabını aldım. Halbuki yaz sonunda yeni mahsul 50- 55 liraya piyasaya sürülmüş daha sonra kasım – aralık aylarında 85 TL’ye kadar çıkmıştı.

    AMBALAJDA BİLE DEĞİL
    Kilosuna 130 TL istenen kuru incir ambalajlı pakette bile değildi. Tepsinin içine dizilmiş birinci kalite mi, üçüncü kalite mi ne olduğu belirsiz bir ürün. Şaşkınlığımı gören satıcı “Bu yıl mahsul az, ondan fiyatlar yüksek” dedi.
    Türkiye’de yılda 300 bin ton kadar yaş incir üretiliyor. 2021 sezonunda bu miktarın 71 bin tonu kuru incir olarak ihraç edildi. Dünyanın en kaliteli incirinin Aydın’da üretildiğinin artık anlaşıldığını söyleyen Aydın Ticaret Borsası Yönetim Kurulu üyesi Kazım Günaydın “Önceleri sadece Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD’ye gönderiliyordu. Şimdi Çin, Tayland, Endonezya, Rusya ve Afrika gibi ülkeler de Türkiye’den incir alıyor. Bizim hedefimiz bu rakamları ikiye katlamak” demiş.

    İNCİR Mİ DÖVİZ Mİ?
    Bu açıklama Ege’de yaşasak bile kuru incire ulaşmanın giderek zorlaşacağını gösteriyor. Şu sıralarda ekonominin en büyük ihtiyacı döviz olduğu için “Kuru inciri ihraç etmeyin biz yiyelim” demek de mümkün değil.
    Türkiye’nin döviz gelirlerini yiyip bitiren petrolün varili yine 100 doları gördü. Fiyatlar şişince yıllık petrol faturamız 50- 60 milyar dolara tırmanıyor. Bu yıl turizmden beklenen 35 milyar doların tamamını yutacak, yine de yetmeyecek. Dua edelim Ukrayna- Rusya krizi Türk turizminin başına patlamasın.

    KURTULUŞ GÜNEŞTE
    Geçen hafta hükümet çok doğru bir yaklaşımla güneş, rüzgar enerjisi kullanımını teşvik için bir dizi karar açıkladı. Yılın 300 günü güneş olan Ege ve Türkiye’de fabrikaların, evlerin çatıları güneş panelleriyle kaplanmalı. Ancak o zaman petrole, doğalgaza bağımlılığımız azalır.
    Güneş ve rüzgardan enerji üreten teknolojilerin gelişmesiyle Türkiye’nin ayağına tarihi fırsat geldi. İyi kullanırsa petrole bağımlılığımız azalabilir. O zaman Rusya – Ukrayna krizinde turizm için yüreklerimiz ağzımıza gelmez, kilosu 130 TL’ye çıkmış kuru incire bakıp kafa sallamayız.

    Yazının devamı...

    Turizmde büyük umut


    Geçtiğimiz hafta ise İstanbul’da dünyanın en büyük turizm fuarları arasında yer alan Uluslararası Doğu Akdeniz Turizm Fuarı–EMITT vardı.
    50 ülkeden 200’den fazla firmanın katıldığı fuarda erken rezervasyonun geçen yılın üzerinde olduğu bilgisi verildi.
    Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bu yıl 35 milyar dolar turizm geliriyle 2019’daki rekorun yakalanacağını söylüyor.
    Tarihi rekorun kırıldığı yıl 52 milyon turist gelmişti.

    NÜFUSUN YARISI KADAR TURİST
    Türkiye’nin nüfusunun 84 milyon 680 bin olduğu açıklandı geçtiğimiz günlerde.
    Eğer hedefler tutarsa nüfusumuzun üçte ikisine yakın turist gelecek bu yıl.
    50 milyon turist yiyecek-içecek, gezecek, enerji kullanacak, tişört, ayakkabı, hediyelik eşya alacak.
    Örneğin her biri kahvaltıda 1 yumurta yese fazladan 50 milyon yumurta üretmek gerekecek.
    Benzer örnekleri havludan yatak çarşafına, domatesten peynire geniş bir yelpazeye yayabiliriz.
    Ancak bu büyük tablodan İzmir ne kadar pay alacak bunu da görmek gerek.
    Pandemiden önce 2019’da 16 milyon turist çeken Antalya salgın öncesi rakamları yakalayacağını düşünüyor.
    Bu yılın ilk 40 gününde Antalya’ya gelen turist sayısı 2019’la aynı.
    Bu yıl da en az 16 milyon turistin Antalya’ya gitmesi bekleniyor.
    10 milyon turist de İstanbul’a giderse kalan 25 milyonu Türkiye’nin diğer turizm bölgeleri paylaşacak.

    MUĞLA’YA 3 MİLYON KİŞİ BEKLENİYOR
    Ege’de turizmin cazibe merkezi Muğla bölgesinde Marmaris, Fethiye, Bodrum mutlaka 3 milyondan fazla turist çekerek eski günlerine dönebilir.
    Yıllardan beri ortalama 2 milyonla Antalya’nın sekizde biri kadar turist çeken İzmir’in de yatak kapasitesi artmaya başladı.
    Avrupa’dan doğrudan uçuşlar da artıyor.
    Bu durumun İzmir’in yabancı turist pastasından alacağı payı ne kadar etkileyeceğini bu yıl göreceğiz.

    ANTALYA’DA 500, İZMİR’DE 50 BİN
    Ancak, Antalya’da 400’ü 5 yıldızlı otel ve tatil köyü olmak üzere 900 civarında tesis ve yarım milyondan fazla yatak olduğunu unutmayalım.
    İzmir’de ise 20 civarında 5 yıldızlı otel ve Antalya’nın onda biri kadar, sadece 50 bin yatak var.
    Yani turizmde Antalya’nın potansiyeline ulaşmaya hayli zaman var.
    Buna karşılık otoyolun yılın 12 ayı İzmir’in yerli turist sayısına yaptığı katkı son zamanlarda sayıları hızla artmaya başlayan yeni otellerden de rahatça anlaşılıyor.
    Gelecek ay 1915 Çanakkale Köprüsü’nün de hizmete girmesiyle Kuzey Ege’nin de kaderinin nasıl değişmeye başlayacağını hep birlikte göreceğiz.
    Turizm döviz demektir.
    Bu yıl ekonomide yeni bir modelin geçiş süreci yaşanıyor.
    Turizmden gelecek 35 milyar dolar kocaman bir hayat öpücüğü olacak.
    Ege’nin gelecek yıllarda 50 milyar dolara ulaşması beklenen turizm pastasından alacağı payın artması için yatak sayısının ve yurtdışı doğrudan uçuşların artması gerek.

    Yazının devamı...

    Krize dirençli kent

     


    Dereler taştı, yollar çöktü.
    Neyse ki zarar fazla olmadı.
    Ancak meteoroloji ve valiliğin İzmir için verecekleri tehlikeli hava alarmlarının giderek artacağı anlaşılıyor.
    O nedenle iklim krizine dirençli bir kent olmak zorunda.
    İstanbul’da son 50 yılın en yoğun kar yağışlarının kentte yol açtığı sorunlarla ilgili bir tartışma programında, İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu üyesi Füsun Sümer, önemli bir uyarıda bulundu.
    Türkiye’de yapı mevzuat ve yönetmeliklerinin iklim krizine göre güncellenmesi gerektiğini söyledi.

    YENİ İKLİME YENİ YÖNETMELİK
    Yerinde bir uyarı.
    Örneğin, eski yönetmelikler metrekareye en fazla 100 kg yağış düşüyor varsayımıyla hazırlandıysa söz gelimi 150-200 kg gibi yeni gerçeklere göre düzenlenmeli.
    İnşaatların yük hesapları hala eski iklim istatistiklerine göre hazırlanan yönetmeliklere göre yapılırsa fazla kar yağdığında çatılar çöker, yağmur suları şehri göle çevirir, fırtınalar çatıları uçurur.
    Geçen hafta İzmir’de metre kareye 125.6 kg yağış düştü.
    Halbuki şubat ortalaması 100 kg.
    Geçen yıl ise birkaç saatte 126 kilogram yağış düşmüştü.
    Bir yılda toplam yağış miktarının 717 kg olduğu düşünülürse birkaç saatte düşen 100 kg üzeri yağışın ne büyük riskler yaratacağı ortada.

    120 KM RÜZGARA DAYANMALI
    Yeni yapılar ve kanalizasyon sistemleri gibi altyapılar artık hızı saatte 100 kilometreyi geçen fırtınalara, yakın zamana kadar hiç görülmeyen hortumlara dayanacak şekilde yapılmalı.
    Yönetmelikler buna göre düzenlenmeli.
    Aslında iklim krizine dirençli kentler yaratmak için bütün dünyada çalışmalar yapılıyor.
    Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği gibi kuruluşlar projeler yapıyor.
    Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı da bu çalışmalarda yer alıyor.
    Ancak görünen o ki kriz beklenenden çok daha hızlı gelişiyor.
    Dirençli kentler yaratmak için hızlanmak gerek.


    İzmir’de fiyatlar hızlı

    BUGÜNLERDE en büyük derdimiz fiyatlar.
    Her gün değişen etiketlerden başımız döndü.
    Nitekim bu durum Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ocak enflasyon rakamlarına da yansıdı.
    Ancak dikkat çeken bir durum var.
    TÜİK verilerine göre İzmir’de fiyatlar Türkiye ortalamasının üzerinde artmış.
    Geçtiğimiz ocakta Türkiye genelinde fiyatlar ortalama yüzde 11.10 artarken, İzmir’de yüzde 11.28 olmuş.
    Balıkesir, Çanakkale bölgesi ise geçen ay yüzde 12.76 ile fiyatların en fazla arttığı yerler.

    NEDEN DAHA YÜKSEK?
    Buna karşılık İzmir’in yıllık enflasyonu yüzde 46.65.
    Bu oran Türkiye’nin son bir yılda yüzde 48.69’a ulaşan fiyat artışlarının 2 puan altında.
    İzmir’de belki mevsimsel olarak fiyatlar geçen ay diğer illerden daha fazla artmıştır.
    Önümüzdeki aylarda yine ülkelerine ortalamalarına paralel hale gelebilir.
    Ama İzmir’e göç dalgasının etkisiyle fiyatlar Türkiye ortalamalarının üzerine çıkmaya başladıysa o zaman işimiz zor.

    Yazının devamı...

    365 gün fuar

    Turizm eski günlerine kavuşmaya hazırlanıyor. Fuarlar da yine canlanacak. Türkiye’nin en eski fuar şehri İzmir’de yılın 365 günü fuar olmasının hedeflendiği açıklandı. Bence çok doğru bir karar. Bu yıl 11 yeni fuarla birlikte toplam 31 fuara ev sahipliği yapılacağını açıkladı İZFAŞ. Takvime göre haziran ile temmuz dışında her ay en az 2- 3 fuar var. Tarım ve hayvancılık, güzellik, kentsel dönüşüm, çevre ve geri dönüşüm bu fuarlardan sadece birkaçı.
    Fuarlar ülkeleri, şehirleri bir araya getiren kocaman birer vitrindir. Buralarda sergilenen ürünlerden daha önemlisi kurulan ilişkilerdir. Ben pek çok iş insanından fuarlarda tanışarak başlayan ticari ilişkilerinin zaman içinde nasıl ortaklıklara, büyük fabrika yatırımlarına dönüştüğünün hikayesini dinledim.
    Fuarlar son teknolojik gelişmelerin, konusunda uzman isimlerin İzmir’de toplanması demektir. İzmir İktisat Kongresi’nden beri fuarcılık geleneği olan İzmir’de 365 gün fuar hedefi bu kente çok şey kazandırır.

    BAŞARININ SIRRI
    Gazete Karşıyaka’da “Işığa şekil veren teknolojinin yaratıcısı” Karşıyakalı Engin Arık’ın hayat hikayesini kaleme aldı gazeteci arkadaşımız Fevzi Hepşenkal. Son derece samimi anlatılmış bir başarı öyküsü.
    Engin Arık’ın ABD’de kurduğu Luminit adlı şirketin yarattığı teknoloji akıllı, telefondan, akıllı TV’lere, uçak ve otomobillerden, yüksek teknoloji aletlerine kadar pek çok alanda kullanılıyor. Şirket Los Angeles’ın ihracat şampiyonu olup bütün ülkeye örnek gösterilmiş.
    Tabii hiçbir başarı boşuna gelmiyor. İlkokulda Karşıyaka’da başlayan eğitim, Bornova Anadolu Lisesi, ardından ABD Brown Üniversitesi’nde makine mühendisliği ve ekonomi, sonra Harvard Üniversite’sinde master ve doktora olarak devam etmiş.
    Yedi yıl aynı sınıfı, aynı yatakhaneyi, aynı yemekhaneyi paylaştığımız Engin’i bugünkü adı Bornova Anadolu Lisesi olan İzmir Koleji yıllarından beri tanırım. Türkiye’ye geldiğinde yarım asırlık sınıf grubumuzla hala toplanır görüşürüz. Sosyal medyadaki gruplarımızda zaten hep bir aradayız.
    Kendisiyle yapılan söyleşide en beğendiğim bölümlerden biri “Başarınızın sırrı nedir?” sorusuna verdiği cevap olduğundan paylaşmak istedim:

    ARKANDA İYİ İZ BIRAKMAK
    “Bence kariyerdeki başarı, hayattaki başarının küçük bir kısmı. Esas olan bu uçsuz bucaksız evrene bir zerrecik olarak yaptığımız kısa ziyarette, ‘İyi ki var olmuşum, arkamda iyi ki bir olumlu iz bırakabilmişim’ diyebilecek bir hayat sürebilmek. Mutluluğun nesnelerden değil insanlardan kaynaklandığına inanırım. Bence hayattaki başarı da bu kısa yolculukta, ‘Bazı insanların hayatında olumlu bir fark yarattım, mutlu ettim ve kendim de mutlu oldum’ diyebilecek bir yaşam sürebilmektir.”

    ABD’DE 250 BİN TÜRK BEYİN
    Hayattaki başarıda para, pul, mevki gibi kıstasların payının çok küçük olduğunu düşünen Engin’in sözlerine katılmamak mümkün değil.
    ABD’de Engin gibi bilim insanı, doktor, mühendis gibi nitelikli mesleklere sahip 250 bin Türk var. Ne zaman ki Türkiye böyle pırıl pırıl beyinlerin çalışıp üretebileceği bilimsel altyapıyı oluşturacak ve yaşam standartlarını yükseltecek, o zaman teknoloji üreten dünyanın gelişmiş ülkeleri arasına girecek.

    Yazının devamı...

    Güneşi soğuttuk

     

    Anadolu son 49 yılın en fazla kar yağışını aldı.
    Kar yılı var yılı demektir.
    Hasat açısından bereketli bir yıl geçirebiliriz.
    Ama küresel ısınma etkisiyle havalar bir uçtan bir uca gidip geliyor.
    Ya çok sıcak oluyor ya çok soğuk.
    Ya hafta sonu İzmir’de olduğu gibi aşırı yağış geliyor ya da aylarca damla düşmüyor, göller bile kuruyor.
    Bu soğuk havalarda dünya kömüre, doğalgaza yüklendikçe küresel ısınmanın neden olduğu felaketler daha da büyüyor.
    Tam bir kısır döngü.
    Yüzde 127’lik zam sonrası faturaların korkulu rüya haline geldiği Türkiye’de elektriğin yüzde 30’u doğalgaz, yüzde 20’si ithal kömürle çalışan santrallerde üretiliyor.

    YILIN 300 GÜNÜ GÜNEŞ
    Aslında kısır döngüden çıkışın yolu belli.
    Küresel ısınmanın en büyük sorumluları kömürden ve petrolden vazgeçecek önlemleri hızlandırmak.
    Onların yerine, mesela İzmir’de yılın 300 günü parlayan güneşten elektrik üretmek öncelik olmalı.
    Ama her nedense güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir bedava enerji kaynakları Türkiye’de bir türlü hak ettiği yeri bulamıyor.
    Yılbaşında uygulamaya konulan bir karar ise şaşkınlık yarattı.
    Evinin çatısına güneş paneli koyarak kendi elektriğini üreten lisanssız üreticilerin dağıtım bedelleri 5 kat artırılarak adeta cezalandırıldı.
    Bütün dünya çatılarını güneş panelleriyle kaplayıp bedava enerji peşinde koşarken, galiba bizde kömür ve doğalgaz gibi enerji lobilerinin pazar kavgasının faturası ödeniyor.


    Gültepe’nin çilesi

    GÜLTEPE’nin kentsel dönüşümüyle ilgili tartışmalar sonunda mahkemelik oldu ve 2 yıllık çalışmalar heba oldu.
    Gültepe’ye gidenler bilir.
    Yarın büyük bir deprem olsa, gecekondudan dönme binaların iskambil kağıdı gibi devrileceğini görmemek için kör olmak lazım.
    Ama en az 50-60 bin kişinin hayatını kurtaracak modern kent planına uygun bir proje, hayati olmayan gerekçelerle durduruldu.
    Gültepe geçmişte incir ağaçlarıyla dolu bahçeleriyle İzmirlilerin güle oynaya gittikleri bir yerdi.
    Sonra sanayileşmeye paralel İzmir’e göç başladığında Hazine arazileri, hatta özel araziler bile işgal edilerek gecekondular yapıldı.
    O dönemler Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi İzmir’de de gecekondu mafyaları türedi.
    Kendilerine ait olmayan arazilerin üzerine gecekondular yapıp ekmek parası için İzmir’e gelenlere sattılar ya da kiraladılar.
    Sonra zaman içinde gecekondu affı, imar barışı gibi siyasi iktidarların oya çevirmek için yaptıkları düzenlemelerle bu bölgeler yasal kimlik kazandı.
    Gecekondular hiçbir mühendislik hizmeti almadan yapılan derme çatma apartmanlara dönüştü.

    ON BİNLERİN YAŞAMI RİSKTE
    Konak Belediyesi, on binlerce kişinin yaşamının tehdit altında olduğu bölgeyi kurtarmak için harekete geçti.
    Kentsel dönüşüm projelerinde çakma mal sahipleri değil, tapuda kaydı olan gerçek arsa sahipleri hak sahibi olacak.
    O nedenle tapusu olmayanlar çeşitli bahanelerle yenilenmeye karşı.
    Başkan Abdül Batur, yeni planların mutlaka yapılacağını, 6-7 ay gecikme olacağını söylüyor.
    Umarız on binlerce kişinin yaşamı tehdit altındayken yeni itirazlarla daha fazla gecikme olmaz.

    Yazının devamı...

    Hayatı uzatan iksir


    Harvard Üniversitesi’nde halk sağlığı çalışmaları yapan araştırmacılar, 1990-2018 yılları arasında 60 bin 882’si kadın, 31 bin 801’i erkek 93 bine yakın ABD vatandaşının beslenme biçimleriyle sağlıkları arasındaki ilişkiyi takip etmişler.

    ALZHEMİER’E DA ÇARE
    28 yıllık çalışma sonucunda her gün yarım çorba kaşığı zeytinyağı tüketenlerin kalp hastalıklarından ölme riskinin arada sırada ya da hiç tüketmeyenlere göre yüzde 19 daha az olduğu bulunmuş.
    Sadece kalp değil, ölüme neden olan diğer rahatsızlıklara yakalanma risklerinin de yüzde 19 daha az olduğu ortaya çıkmış.
    Her gün zeytinyağı tüketenler, Alzhemier ve Parkinson gibi sinir dokularının bozulması sonucu ortaya çıkan hastalıklardan ölüm risklerini de yüzde 29 azaltmışlar.
    Zeytinyağı tüketenlerin kanserden ölüm riskleri yüzde 17, solunum hastalıklarına bağlı ölüm risklerinin ise yüzde 18 daha az olduğu tespit edilmiş.
    İsveç Uppsala Üniversitesi’nden epidomolojist Dr. Susanna Larson, Alzhemier gibi hastalıklara karşı zeytinyağının koruyucu özelliğinin yeni bir bulgu olduğuna dikkat çekiyor.
    Dr. Larson, “Çok az miktarda zeytinyağı tüketimi ölümü uzaklaştırabilir mi?” konulu makalede, her gün sadece tek bir çay kaşığı zeytinyağı tüketenlerin bile hiç tüketmeyenlere göre ölüm risklerinin yüzde 12 daha az olduğuna dikkat çekiyor.
    Ancak her zeytinyağının aynı yararı sağlayamayabileceğini, bunun için araştırmaların sürdüğünü belirtiyor.
    Üretim sırasında en doğal halinde kalan natürel sızma zeytinyağlarının koruyucu özelliklerinin yüksek olduğuna dikkat çekiyor.

    TÜRKİYE FARKINDA DEĞİL
    Ben kendi payıma, uzmanların tavsiye ettiği gibi her sabah ilaç niyetine aç karnına iki kaşık natürel sızma soğuk sıkım zeytinyağı içiyorum.
    Ama böylesine değerli bir ürün dünyanın önde gelen zeytin ve zeytinyağı üreticilerinden Türkiye’de hak ettiği ilgiyi görmüyor.
    Son yıllarda artsa bile kişi başı yıllık tüketim Türkiye’de hala 1.5–2 litre civarında.
    Halbuki Yunanistan’da 13 litre, İspanya ve İtalya’da 10 litre, zeytinyağı üreticisi diğer ülkeler Tunus, Portekiz, Lübnan ve Suriye’de 6 litre.
    Dikkat çekici olan, tüketimin en yüksek olduğu İspanya ve İtalya gibi ülkeler aynı zamanda dünyada insanların en uzun ömürlü olduğu ülkelerin başında geliyor.

    GELECEĞİN İLACINA ÖZEL POLİTİKA
    Bu tabloya bakınca, içeride yeterince tüketilmediği için başka ülkelere markasız ve ambalajsız dökme olarak ucuz fiyatlarla satılan zeytinyağlarımız için artık özel bir politika geliştirilmesi gerektiği ortaya çıkıyor.
    Her şeyden önce zeytinin toplandığı gün sıkılması gerek.
    Ancak işçilik maliyetleri yüksek olduğu için yavaş yavaş toplanıp günlerce çuvallarda bekletildikten sonra sıktırılan zeytinlerden elde edilen zeytinyağlarının ilaç özelliği taşıyan asit ve polifenol değerleri düşüyor.
    Öncelikle bu koşulları değiştirecek eğitim, destek ve teşvik politikaları geliştirilmesi gerek.
    Mucizevi bitki zeytinlerimizi altın gibi değerli yapacak bir gelecek bekliyor.
    Gereğinin yapılması gerek.

    Yazının devamı...