• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • ‘Yeşil Dönüşüm’ kafalara yerleşti

     


     
    İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener, yeni döneme hazırlık çalışmalarından söz ederken “Yeşil ekonomik dönüşümü başlatmanın ilk adımı karbon ayak izini ölçmek. Fakat asıl iş bundan sonra karbon oranlarımızı nasıl düşüreceğimizin doğru şekilde planlanmasında” diyerek, yaptıkları bir çalışma modelini şöyle anlatıyor:

    ATIĞIN HAMMADDEM
    “Birbirinden bağımsız faaliyet gösteren işletmeler arasında, bir işletmenin atığının diğerinin hammaddesi olacak şekilde yeni iş modelleri yaratılabilir. Üyelerimizin dünyadaki yeşil dönüşüme dahil olması amacıyla ‘Senin Atığın Benim Hammaddem’ projesini başlatıyoruz. Bu proje ile temelde atık sahibi ve hammadde ihtiyacı olan üyelerimiz arasında etkileşim amaçlıyoruz.”
    EBSO Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Gökçeoğlu ise yüzlerce milyar liralık geri dönüşüm pazarı ortaya çıktığına dikkat çekerek, İzmir’e geri dönüşüm OSB’yi kazandıracaklarını söylüyor. Ege İhracatçılar Birliği Başkanı Jak Eskinazi, yeni dönemde geri dönüşüm, yeniden kullanım ve yeniden üretim modellerini benimsemek gerektiğine dikkat çekip “Üretim sistemlerinin daha az atık üreten, daha da önemlisi girdi olarak atık kullanan modellere geçmesi gerekiyor” diyor.

    ÇÖP DEYİP GEÇMEYİN
    “Artık İzmir’de çöp deyip geçmeyeceğiz” diyen Başkan Tunç Soyer ise İzmir’de çöpü hammadde olarak ekonomiye ve doğaya geri kazandırdıklarını belirtiyor. İZDOĞA tarafından başlatılan proje ile atıkların henüz kaynağındayken ayrıştırıldığını, İzmir’in çöpünün 3’te 1’ni çöpe gitmeden ekonomiye kazandırılacağını söylüyor. Ambalaj atıklarını çöp yerine geri dönüşüm kutularına atmaya teşvik edeceklerini kaydeden Soyer, bu atıkların günde 420 bin tona kadar dönüştürülerek ekonomiye kazandırılacağını belirtiyor.
    Görüldüğü gibi Yeşil Dönüşüm İzmir’de artık iyice kafalara yerleşti. Atılan her adım hızla tükenen gezegeni kurtaracak derin bir nefes olacak. Umarız her gün yeni bir adım haberi gelir.

    Yazının devamı...

    Piknik yasağı bir umut

     

    Yasak 1 Ekim’e kadar sürecek. Yasak listesinde Bornova’daki Çiçekliköy’den Karşıyaka’daki Atatürk Ormanı’na, Menderes’teki Karacadağ Ormanı’ndan Seferihisar’daki Dikmendağı’na, Foça Ormanı’ndan Urla’daki Uzunkuyu ve Kemalpaşa’daki Parsa’ya kadar İzmir’i dört bir yandan çevreleyen bütün ormanlar var.

    GEÇEN YIL UNUTULAMAZ
    Geçen yıllarda orman yangınlarından özellikle İzmir ve Ege Bölgesi büyük zarar gördü. Önceki yıl orman yangını günlerce Menderes ve Seferihisar dağlarını alev alev yaktı. Geçen yıl Marmaris’te, Bodrum’da bakmaya kıyılamayan doğa kül oldu. Gökova civarında termik santrallere kadar dayanan kabusu unutmak mümkün değil.
    Küresel ısınma ve iklim krizinin yangınları artırıp tetiklediği bir gerçek. Ama daha da kötüsü insan eliyle çıkan yangınlar. Orman bölge müdürlükleri ve itfaiyenin istatistiklerine göre orman yangınları çoğunlukla hafta sonları başlıyor. Piknik için ormanlara giden binlerce kişi arasından bir kişinin bile dikkatsizliği, yüzlerce, binlerce hektar ormanı saatler içinde küle çevirebiliyor.

    40 YILDA YENİLENİR

    Bugün dikilse en erken 30–40 yılda eski durumuna gelebilen, en genci 50-60, bazıları birkaç yüz yaşında olan ağaçlar yıllardır gözlerimizin önünde yok olup gitti. O nedenle yangınların sorumlularından piknikçilerin ormanlara girmelerine izin verilmemesi çok yerinde bir karar. Herhalde yerel yönetimler ve ilgili kurumlar vatandaşların hafta sonu dinlenebilmeleri için daha güvenli yerler yaratacaklardır.

    --------------------------------

    İzmir’de fiyatlar
    kötünün iyisi

    GEÇEN hafta yayımlanan enflasyon rakamları ceplerdeki yangının büyüklüğünü resmi rakamlarla gözler gönüne serdi. Batılı ülkelerde bir yılda yaşanan fiyat artışları Türkiye’de sadece bir ayda gerçekleşti. Nisanda fiyatlar yüzde 7.25 arttı. Umarız tahminler tutar. Mayıstan itibaren artış hızı yavaşlar.
    Yine de bu sıkıntılı tablodan İzmir için iyi haberler çıkarmak mümkün. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre geçen ay Türkiye’de fiyatların yüzde 7.25 arttığı dönemde İzmir’de fiyat artışları ortalamanın oldukça altında yüzde 6.9’da kaldı. Nisandan nisana son bir yılda Türkiye’de enflasyon yüzde 70’e dayanırken, İzmir’de yaklaşık 3 puan geride yüzde 66.90’da kalmış.

    MANİSA, AFYON, UŞAK KÖTÜ
    Buna karşılık Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak’ta nisanda fiyatlar Türkiye ortalamasının üzerinde yüzde 7.21 arttı. Aydın, Denizli, Muğla’da ise ortalamaya yakın yüzde 7.03 oldu. Balıkesir ve Çanakkale yüzde 6.19’la fiyatların en az arttığı iller arasında yer aldı.
    Yıllık enflasyon rakamlarında ise yine Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak fiyat artışları yüzde 76’ya dayanarak en yüksek kentler arasına girdi. Aydın, Denizli, Muğla da yüzde 75’lere dayanan fiyat artışlarıyla üst sıralarda yer aldı. Balıkesir ve Çanakkale ise yüzde 71’e yakın fiyat artışlarıyla ortalamalara yakın iller arasına girdi.

    Yazının devamı...

    Bayram ekonomisi


    Yerli turistin gözdesi Marmaris, Bodrum, Fethiye, Çeşme, Ayvalık, Foça, Kuşadası, Didim, Dikili, Urla, Seferihisar, Karaburun gibi turizm merkezlerine bayram nedeniyle Türkiye’nin dört bir yanından akın oldu.
    Bu bayram 2 milyon kişinin tatile çıktığı tahmin ediliyor. Bu sayının ekonomiye yansıması ise 8 ile 10 milyar TL’lik ticari hareket olarak hesaplanıyor. Bayramda yerli turistin tercihi ağırlıklı Ege olduğu için 10 milyar liralık bayram pastasında aslan payı bu bölgeye düşecek.

    50 SEKTÖRE HAYAT VERİYOR
    Turizm sektörü gıdadan ulaşıma, tekstilden enerjiye 50’den fazla sektöre hayat veriyor. Milyonlarca kişi tatil süresince akaryakıttan hediyelik eşyaya, yumurtadan havluya hemen her ürünün tüketimini yaptıkları için gittikleri yerlerde ciddi bir ekonomi yaratıyor. En önemlisi ise sektörün istihdama yaptığı katkı. Pandemi döneminde turizm sektöründe yüz binlerce kişi işsiz kalmıştı. İki yıllık kapanma döneminde 1 milyondan fazla sigortalı çalışanın bulunduğu sektörde pek çok kişi başka işlere yönelmişti. Bunların bir bölümü sektöre geri dönmedikleri için cafeler, restoranlar, oteller zaman, zaman eleman sıkıntısı çekebiliyor.

    HEDEF 45 MİLYON TURİST
    Türkiye bu yıl nüfusunun yarısından fazla, 45 milyon turist bekliyor. Turizmden hedeflenen gelir ise 35 milyar dolar. Önümüzdeki dönemde bölgedeki gerilim azalır, savaş rüzgarları “Nükleer silahlar kullanılacak” gibi endişelerle çok ters esmezse hedeflerin yakalanması mümkün. Savaşsız, barış dolu bir bayram dileğiyle.

    ----

    Küresel ısınmada
    çim lüks oldu

    HAVALARIN ısınmasıyla bahçeler düzenlenmeye, çiçekler dikilmeye başlandı. Ama bitki su ister. Hele çim olursa daha da fazla su ister. Çok su tükettiği için çime ‘yeşil çöl’ bile deniyor. Küresel ısınmayla pekçok ülkede su tasarrufunu artırıcı uygulamalar başladı. Örneğin 10 yıldır kuraklıkla mücadele eden Şili’de çim artık lüks kabul ediliyor. Bahçe düzenlemeleri bol su isteyen çim gibi bitkiler yerine çok az su isteyen çöl bitkileriyle yapılıyor.
    İzmir küresel ısınmanın tehdidini en yakından hisseden yerlerden biri. Büyükşehir Belediyesi örnek bir proje başlattı. Mavişehir Balıkçı Barınağı Flamingo Parkı’nda suya gereksinim duymayan karabaş otu, sakız, İzmir kekiği, zakkum, ılgın, funda (püren) gibi türler dikildi. Bu tür bitkilerle de estetik görüntü sağlanabileceği gösteriliyor. Başkan Tunç Soyer üreticilerden su istemeyen bitkiler yetiştirmesi çağrısı yapmıştı. Bu çağrıya kulak veren kooperatif üyesi üreticilerden alım yapılması, İzmir’de susuz bitkinin yaygınlaşmasını teşvik için önemli bir adım.
    Büyükşehir’in başlattığı az su isteyen bitkilerle bahçe düzenlemeleri bütün İzmir’e örnek olmalı.

    Yazının devamı...

    Enginar bayramı


    Şimdiye kadar çoktan tezgahları doldurması gereken enginarlar yeni boy göstermeye başladı. Fiyatlar ise hayli yüksek, tanesi ortalama 8 lira. Halbuki geçen yıl 5 tanesi 10 liraya alıyorduk. Fiyat fazla, ürün az olursa festivalin keyfi kaçar. Yine de henüz umudu kesmeyelim. Belki festival için saklanıp henüz kesilmediğinden enginarlar ortaya çıkmamıştır. Bakarsınız bu hafta sonu karaciğerin dostu, pek çok hastalığa deva, geçmişte sadece asillerin yiyebildiği soylu bitki tezgahları şenlendirir, enginar bayramı başlar.

     
    Milyonlar risk altında ama

    SON AFAD raporuna göre İzmir’de hareket halinde 13 fay hattı olduğu ve her an 7 büyüklüğünde deprem yaşanabileceği açıklandı. Daha da vahimi, yapıların yüzde 70’inin depreme dayanıklı hale getirilmesi gerektiği belirtiliyor. Bu da 700 bin konutun dönüştürülmesi anlamına geliyor.
    700 bin konut en az 2.5-3 milyon insan demek. Bir başka anlatımla, milyonlarca İzmirlinin hayatı pamuk ipliğine bağlı. İstatistiklere göre vakti gelmiş, her an kırılabilecek fayların üzerindeki riskli konutlarda oturanların yaşamını kurtarabilmek için kaybedecek zaman yok.
    Ama her nedense dönüşüm için atılan her adım mutlaka mahkemelik oluyor. Aylar, yıllar kaybediliyor. Daha önce bu köşede dile getirdim. Eli kulağında olan büyük depreme hazırlık için zamana karşı yarış vermek gerek. Hayati olmayan konuların mahkemelere götürülerek aylar, yıllar kaybettirilmesi Gültepe’den Karşıyaka’ya milyonlarca İzmirlinin hayatıyla oynamak demektir.

     
    Sürücüsüz otoda arkana yaslan TV seyret

    İNGİLTERE’de sürücüsüz otomobiller birkaç aya kadar deneme amaçlı tek şeritli yollarda trafiğe çıkacak. Yıl sonundan itibaren otoyollara da çıkacak bu otoların 2025’ten itibaren yaygın kullanımının başlaması planlanıyor.
    Sürücüsüz otolar trafiğe çıkmadan önce yapılan yasal düzenlemelerde hayli ilginç detaylar bulunuyor. Örneğin; oto sahipleri araç kendi kendine giderken, hızı 60 kilometreyi geçmemek kaydıyla, arkalarına yaslanıp televizyon seyredebilecek, internete girip e-postalarına bakabilecek. Ama dikkati çok dağıttığı için cep telefonu kullanamayacak.
    Yeni teknolojilere açık Türkiye’nin de sürücüsüz otoda çok gecikeceğini sanmam. Ancak sorun sürücüsüz otoda değil, Türkiye’deki şoförlerde. Daha döner kavşakta bile önceliğin kavşağa girmiş sürücüde olduğunu bilmeyen, cep telefonuyla konuşurken geri manevra yapan, kaza yaptığında çarptığı insanları bırakıp kaçan kafalarla istedikleri kadar akıllı olsunlar sürücüsüz otomobillerin başarı şansı fazla değil.

    Yazının devamı...

    Pedallar Ege’yi dünyaya taşıdı

     

    700 MİLYON HANE İZLEDİ
    Yarışları TV ekranlarından yaklaşık 700 milyon hane ya da tahmini 3 milyar kişi izledi. Bisikletçilerin geçtiği yerlerde görüntüleri ekrana gelen Efes antik tiyatronun ihtişamının, Alaçatı’nın sıcaklığının, Urla’dan Çanakkale’ye Ege’nin lacivertinin izleyicileri müthiş etkilediğine eminim. Bana bile çok iyi bildiğim yerler helikopterlerden yapılan çekimlerde çok farklı ve güzel göründü. Çekim ekipleri çok profesyonel oldukları için hiç akla gelmedik yerleri çok çarpıcı görüntülerle ekranlara getirdiler. Örneğin Urla’da Şehitlik Tepesindeki Türk bayrağını merkeze alarak körfezin muhteşem görüntülerini verirken İzmir’in değerine değer kattılar. Arjantin’den Yeni Zelanda’ya dünyanın dört bir yanından 160 sporcunun katıldığı yarışları yerli yabancı 100 medya mensubu izledi. Bir hafta boyunca canlı yayın ve bantlardan tekrar, tekrar verilen yarışlar özellikle Ege Bölgesi için milyon dolarlara bedel bir tanıtım oldu. Eminim ki bugüne kadar Türkiye’ye gelmeyi hiç düşünmeyenler bile ekranlarda gördüklerinden sonra Ege’yi mutlaka programlarına alacaktır.

    -------

    Uyuşturucuda
    heden birinci

    BİR sabah Urla İskele yolunda giderken yayaların pek kullanmadığı yolun kenarında sallana sallana yürüyen bir insan silueti gördüm. Ne olur olmaz diyerek yavaşladım. Yaya, öğrenci görünümlü bir genç kızdı. Yüzü sararmış, gözleri baygın, rüyada gider gibi bir hali vardı. Büyük bir ihtimalle uyuşturucu etkisi altındaydı. Karşıdan gelen bir polis arabası sanırım genç kızla ilgilendi.
    Bu olaydan birkaç gün sonra Vali Yavuz Selim Köşger İzmir’de çok önemli bir tehlikeye dikkat çekti. Uyuşturucu kullanımında İzmir, Türkiye’de birinci sıradaymış. Hiç birimizin farkında olmadığı korkunç bir gelişme bu. Uyuşturucu kullanımında İzmir’in birinci sırada olma nedenleri mutlaka tespit edilmeli. Son yıllarda İzmir’in fazla göç alması yeni pazarlar mı doğurdu? Bu pazarları gözlerini kestiren tacirler uyuşturucuya ulaşımı kolaylaştırmak için nasıl metotlar kullanıyor? Bu ve benzeri birçok sorunun cevabının verilmesi gerek.

    GENÇLERİMİZ TEHLİKEDE
    Vali Köşger rehabilitasyona alınan her 10 kişiden sadece birinin uyuşturucudan kurtulabildiğini söylüyor. Çok düşük bir oran. Büyük emeklerle yetişen gençlerimizi uyuşturucu tüccarlarına kaptırmamız gerek. İzmir, toplumsal konularda önemli işbirliklerini başaran bir şehir. Kamu, yerel yönetim, meslek örgütleri ve sivil toplum hemen uyuşturucuya karşı harekete geçmeli. Çocuklarımız, gençlerimiz tehlike altında.

    Yazının devamı...

    Astreoit çarpmışa döneceğiz

    .

    66 MİLYON YIL ÖNCE
    Hatırlamakta yarar var. Bundan 66 milyon yıl önce 12 km. çapında bir astreoit çarptıktan birkaç dakika sonra yeşil ve canlı gezegenimiz sessizliğe bürünmüştü. Başta dinozorlar olmak üzere bitki ve hayvan türlerinin yüzde 75’inden fazlası yok olmuş her türlü canlılık belirtisi kaybolmuştu. Saatte 50 bin kilometre hızla Meksika’nın Yucatan Yarımada’sına çarpan astreotin Hiroşima’ya atılan otom bombasının 7 milyar katı güçte bir patlama etkisi yarattığı hesaplanıyor. Çarpmanın etkisiyle deniz kıyıları 10 şiddetinde depremle sarsılırken Meksika Körfezi’nde 100 ile 300 metre yüksekliğinde tsunami dalgaları oluşmuş, binlerce kilometrekarelik ormanlık alanlar yerle bir olmuş, gökten yağan tonlarca kaya geride kalan tüm canlıları yok etmişti.

    GÜNEŞ IŞINLARI ULAŞAMADI
    Yangınlardan çıkan dumanlar, göğe yükselen parçacıklarla birleşip güneş ışınlarını engelleyince dünyamız soğuk ve karanlık uzun bir döneme girmişti. Yangından doğrudan etkilenmeyen yerlerde, aşırı sıcaklar hayvanların besin kaynaklarını yok etti, asit yağmurları suları zehirledi. Daha da kötüsü, gökyüzündeki toz bulutları güneş ışınlarını engellediğinden bitkiler fotosentez yapamaz hale geldi, besin zincirleri zarar gördü. Öncelikle dinozor gibi büyük hayvanlar açlıktan öldü. Fosil verileri, rakundan büyük canlıların ortadan kalktığını gösteriyor. Küçük canlılar ise hem sayıları daha fazla, hem de az yiyip, hızlı çoğalıp yeni şartlara kolay uyum gösterdiklerinden hayatta kalmayı başardı.

    DİNAZORLAR ÖLDÜ İNSAN DOĞDU
    Astreod çarpıncaya kadar dünyanın hakimi olan dinozorların ortadan kalkması, yeni canlılar için fırsat yarattı. Memeliler yaygınlaşmaya başladı. Bilim insanları “66 milyon yıl önce dünyaya bir asteroit düşüp o yıkımı yaratmasaydı evrim çok farklı gelişebilir, insan ortaya çıkmayabilirdi” diyor. Son 30 yılda dünyada 178 milyon hektar orman yok oldu. Her yıl 15 milyar ağaç kesiliyor yerine sadece 5 milyar ağaç dikiliyor. Ağaçlık bölgelerin, tarım alanlarının yerinde artık beton ormanları yükseliyor. Ormanlar, tarım alanları olmazsa canlılar yaşamlarını sürdüremez. Dünyayı astreoit çarpmışa çeviren insanoğlu hatasını anladı ama hala önlem almakta hala gecikiyor. Halbuki 20- 30 yılda dünyayı eski haline döndürmenin mümkün olduğunu söylüyor bilim adamları. Ama tam küresel ısınma dünyanın birinci sorunu haline gelmişken Rusya- Ukrayna savaşı çıkıyor ve belki iklim kriziyle mücadele için harcanacak kaynaklar silahlanmaya harcanmaya başlıyor. Halbuki yaklaşmakta olan felaket nükleer savaştan bile yıkıcı, bütün insanlığı yok edecek kadar büyük. Yazık olacak çocuklarımıza, torunlarımıza. Gelecek nesiller büyüklerini hiç affetmeyecek.

    Yazının devamı...

    Dikkat ceza çarpabilir

     



    Her şey e-devletten telefonuma gelen bir mesajla başladı. Aracıma 880 TL tutarında trafik cezası kesildiği bildiriliyordu. Şaşırdım. Çok yavaş araç kullanır, trafik kurallarına azami uyar, yanlış yerlere park etmem. 40 yılı aşkın sürücülük yaşamımda belki birkaç cezam olmuştu ama son 10-15 yılda hiç cezam yoktu. Merakla cezanın neden kesildiğini sorguladım. Karşıma yılda 1-2 kez yolumun düştüğü Seferihisar çıktı. Ama ceza tutanağında belirtilen Atatürk Caddesi’nde hiç anormal bir durum yaşamamıştım. Araçta yanımda ve trafik konusunda çok titiz olan eşime sorduğumda o da hiçbir şey hatırlayamadı. Sorgulama tutanağında cezanın 74/B maddesinden verildiği yazıyordu. İlgili maddeye baktığımda yayaların geçiş üstünlüğünü ihlal ettiğim gerekçesiyle cezanın verildiğini anladım. Ama cezanın hangi belgeye dayanılarak kesildiği yazmıyordu.

    SEFERİHİSAR’DA YAŞANANLAR
    “Fahri müfettiş mi acaba?” diye düşünüp üşenmedim Seferihisar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gittim. Görevli polis, kamera olduğunu ve bir memurun kayıtları inceleyerek ceza kestiğini söyledi. Ancak benim kamera kayıtlarını görebilmem için sulh ceza hakimliğine gidip dava açmam gerekiyormuş. Kameranın olduğu nokta yol yapımı da olduğu için en fazla 10-15 kilometre hızla gidilebilen 5-6 metre genişliğinde bir yer. Benden önce yola inen bir yayayı görüp yol vermemem mümkün değildi.

    KAMERA KAYDI EZİYET
    Ama haklı ya da haksız olduğumu anlayabilmem için itiraz dilekçeleri hazırlatma, adliyeye başvurma, ayrıca vergi dairesine de cezaya itiraz ettiğimi belirten dilekçe vermem gibi bir sürü formalite gerekiyordu. Bu yaşta bu kadar bürokrasiyle uğraşacağıma emekli maaşımın hatırı sayılır bir kısmına denk düşen cezayı ödemeye karar verdim.
    Aslında bu kadar formaliteye gerek olmadan, radarla kesilen hız cezalarının fotoğraflarının gösterildiği gibi 15-20 saniyelik kamera kaydı gösterilip yanlış yaptığıma ikna olsam buruk olmayacaktım. Zaten kasetin dakikası, saniyesi belli. Bir tuşla yapılabilecek bir şey. Ama nedense mahkemelere dilekçe verip hakimin kayıtları istemek için karar alması vs. birçok işlem isteniyor. Üstüne üstlük zaten başlarını kaşıyacak vakti olmayan adliyelerin üzerine yeni yükler biniyor.

    880 TL’LİK BİR CEZA DAHA
    Bu düşüncelerle Seferihisar’dan ayrılmamın üzerinden 1-2 saat geçmeden cep telefonuma e-devletten yeni bir mesaj geldi. Açtığımda 2 saat önce Seferihisar’da 880 TL yeni bir ceza daha kesildiğini okudum. Suç yine aynı suçtu.
    Ama bu kez yine Atatürk Caddesi’nde Teos Mandıra’nın önünde başka bir kameradan ceza gelmişti. Halbuki caddeyi pür dikkat geçmiş, neyse ki hiçbir yaya yola çıkmamıştı. Sonra aklıma geldi. İki gidiş, iki gelişi olan yol dört şeritliydi. Ortada içinde ağaçlar, heykeller filan olan bir de refüj vardı. Benim gidiş yönümde yaya yoktu.
    Ama refüjün öbür tarafında, ters istikametteki şeritte bir yaya olduğu için mi acaba bana ceza kesilmişti?
    Eğer öyleyse refüjün öbür tarafında bir yaya yola inerse aksi yönde giden sürücülerin de mi durması gerekiyor?

    YENİ YASA İYİ ANLATILSIN
    Galiba yeni yasayı benim gibi vatandaşlar pek anlamadı. Belki de sürücüleri eğitecek yayınlar yapmak, afişler filan asmak gerekiyor. Kesilen cezalar dar gelirli ve emekli aylıklarında büyük delikler açan miktarlar.
    Şehir efsanelerinde devletin paraya ihtiyacı olduğu için iyi niyetli olmayan cezalar kesildiği konuşuluyor.
    Ben devletin vatandaşına tuzak kuracağına inanmadığım için bunlara itibar etmiyorum. Ama eziyet çekmeden kamera kaydının görülebilmesi ve yeni yasanın uygulamalarıyla ilgili vatandaşın daha fazla aydınlatılması gerektiğini düşünüyorum.

    Yazının devamı...

    Ege’ye 10 milyon turist


    Türkiye’ye 2019’da 51 milyon turist geldiğini hatırlarsak gelecek yıllarda Ege’ye 10 milyon ziyaretçi sürpriz olmayacak. 2019’da İzmir’e 1 milyon, Muğla’ya 2.5 milyon turist gelmişti. Bu durumda Ege’ye 6–7 milyon turist daha geleceğini düşünebiliriz. İzmir, yatak sayısının azlığı, Avrupa’ya doğrudan uçak seferlerinin eksikliği ve sezonun 3-4 ayla sınırlanması gibi nedenlerle turizmden hak ettiği payı alamıyor. Bakan Ersoy bu proje ile 12 ay turizm olacağı ve İzmir’in tüm dünyaya direkt uçuşlarla bağlanacağı bilgisini verdi. Yeni yapılacak 200 otelde 55 bin yatağın daha hizmete gireceğini düşünürsek 10 milyon turistin Ege için hayal olmadığını görebiliriz.

    ÜÇ ÜNİVERSİTE KURULACAK
    Toplam 45 bin dönüm alanda 15 milyar dolarlık yatırımla yapılacak ve 100 bin kişiye iş imkanı sağlayacak projenin detayları arasında dolaştıkça hayli cazip planlar görülüyor. Örneğin gastronomi köyüne bir gastronomi üniversitesi kurulacak. Bu üniversitede akademisyenler, işletmeler ve alaylı aşçılar bölgenin mutfak kültürü üzerine araştırmalar yapıp Ege mutfak kültürünü dünya gastronomisinin gündemine taşıyacak. Sanat köyünde ise dünya çapında kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak olan bir sahne sanatları ve kongre merkezi olacak. Yine bu köyde mimarlık ve güzel sanatlar üniversitesi, dev bir kütüphane ve Ege’nin en büyük müzesi de olacak.

    200 DÖNÜM FİLM PLATOSU
    Yerli ve yabancı sanatçıların konaklayacağı, sanat galerilerinde bir araya geleceği sanat köyünde film platosu da olacak. Tam 200 dönüm üzerine kurulacak bu film platosuyla Çeşme, dünya ve Türkiye sinema sektörüne üretimden tanıtım ve dağıtıma kadar her alanda hizmet verecek. Sanat köyüne Ege ve Akdeniz’in simgesi bir amfitiyatro da yapılacak.
    Sağlıklı ve iyi yaşam köyü, büyük şehir yaşamından uzaklaşıp ruhunu dinlendirmek isteyenleri Ege’ye özgü şifa ve sağlık ritüelleri ile ağırlayacak. Rüzgâr köyü de dünya sörfçülerinin vazgeçilmez destinasyonu olacak. Üç üniversiteden biri ise çevre, iklim ve sürdürülebilir bir dünya için araştırma ve eğitim yapaçak. Green school ise orta öğrenim çocuklarına doğayı ve ekosistemi bilinçli bir şekilde sahiplenebilecekleri bir eğitim sunacak.

    2025’TE HAYATA GEÇECEK
    Kurulacak tarım kooperatifi tarım alanlarında Çeşme kekiği, Çeşme kavunu, anason gibi yarımadanın ürünlerini yetiştirecek. Sakız bahçeleri ve sakız işleme tesisleri kurulacak. Akıllı şehir olarak kurulacak Çeşme Turizm Bölgesi’nde ilk işletmelerin 2025’te hayata geçebileceğini söyledi Bakan Ersoy.
    Bakalım üç yıl sonra hayallerin ne kadarı gerçek olacak...

    Yazının devamı...