Turizmde geri sayım

Günlük vaka sayısını 1-2 ayda 1000’ler düzeyinden 50’ye katladık. Kültürel kodlarımız da çok müsait. Pandemi olmasa da zaten birçok mekân Ramazan tatiline/tadilatına girişecekti. Şurada yapmamız gereken, 1 ay daha dişimizi sıkıp vaka sayılarını düşürmek, o sırada aşılayabildiğimiz kadar insanı aşılayabilmek. Yoksa bu yıl ülkemizi turistik açıdan pazarlamamız çok zorlaşacak.

Haberin Devamı

Pandemiye muhteşem başlamıştık. Virüs bize geç gelmişti.

Önümüzde İtalya, İspanya gibi ülkelerin deneyimleri vardı, onlardan ders alıp 2 hafta önceden önlemler alabiliyorduk.

Yabancı haber kanalları Türkiye’ye gelip başarı sırrımızı araştırıyordu.

İnsanlarımız da daha ciddi, bu kadar bıkkın değildi. Evine aldığı suyun damacanasını bile dezenfekte ediyordu.

Sonra bütün tedbirlerimizi birer birer saldık.

Pandemiyi hayatın olağan bir parçası, açıklanan ölüm sayılarını akşam haberleri olarak algılamaya başladık.

Taziye benim, doğum günü senin, düğün benim, dernek senin gezdik dolaştık. 

Bütün uyarılara rağmen sokaklara çıktık, alışverişe, tatile gittik, kalabalık ortamlara girdik.

Sonuçta günlük vaka sayısını 1000’ler düzeyinden 50’ye katladık.

Vaka sayısında dünyada üçüncüyüz. İkinciliğe yükselip yükselmediğimiz tartışılıyor.

Haberin Devamı

Kıyaslandığımız ülkeler ABD ve Hindistan. Birinin nüfusu 4, ikincininki 15 katımız. 

Bu, işin kendi sağlımızı ve sağlık çalışanlarını ilgilendiren yönü. Ama işin bir de turizm yanı var.

Sezonun başlamasına 1 ay ya kaldı ya kalmadı.

Mesela siz, tatile çıkmak isteseniz...

Almansınız, semtinizdeki turizm acentesine gittiniz...

Dünyanın en çok vakası olan üçüncü ülkesini tercih eder miydiniz?

Yeryüzündeki cennet de olsak, acentede size söylenecek bu bilgi, son anda fikrinizi değiştirip direksiyonu başka istikamete çevirmenize neden olmaz mıydı?

Rakiplerimiz Yunanistan, İspanya, Mısır gibi ülkeler bunu kullanmayacak mı?

Elbette kullanacaklar.

Bu kültürel fırsatı değerlendirelim

O yüzden ramazan müthiş kültürel bir fırsat.
Bizim toplum olarak zaten içe döndüğümüz, dünyevi keyiflerden kendimizi alıkoyduğumuz bir dönem.
Yani şunu söylemek istiyorum:
Kültürel kodlarımız da çok müsait.
Pandemi olmasa da zaten birçok mekân Ramazan tatiline/tadilatına girişecekti.
Aşılanan oranı gittikçe yükseliyor.
Şurada yapmamız gereken, 1 ay daha dişimizi sıkıp vaka sayılarını düşürmek, o sırada aşılayabildiğimiz kadar insanı aşılayabilmek.
Aman şu Ramazan önlemlerine sıkı sıkıya sarılalım.
Yoksa bu yıl ülkemizi turistik açıdan pazarlamamız çok zorlaşacak.

Haberin Devamı

Kemal ile Kâmil

Orhan Pamuk’un yeni romanı “Veba Geceleri”nde “Kolağası Kâmil” karakteriyle Atatürk’e gönderme yaptığı tartışılıyor.
E nasıl tartışılmasın?
Tesadüfe gel: Biri Kemal. Öbürü Kâmil.
İkisi de çocukluğunda tarlada karga kovalıyor.
İkisi de askeri eğitim alıyor.
İkisi de bıyıklarını yukarıya tarayan gençler. İkisi de bir gün memleketin başına geçiyor. Bu eser Pamuk’a bir Nobel daha getirir mi, bilmiyorum.
Yukarı kıvrılan bıyık ve karga metaforlarına batılıların ne kadar hâkim olduklarını, bundan etkilenip etkilenmeyeceklerini de bilmiyorum.
Bildiğim tek bir şey var: Türk sokağı bunu hiç birbirine karıştırmaz, “kemal” denince başka şey (Arapçada aynı kökenden gelmesine rağmen) “kâmil” denilince bambaşka bir şey anlar.

Haberin Devamı

Ben gördüm, siz?

Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?” oyunu, film oldu. Ecem Erkek’in oyunculuğuna lafım olamaz tabii.

Ama talihsiz bir durum:

İster istemez Ecem Erkek’i duayen oyuncu Demet Akbağ ile kıyasladım.

Belki araları birkaç yıl daha açık olaydı...

Benimki daha ziyade “çok sevdiğiniz bir şey”e sadakat.

Bir şarkıyı, türküyü, filmi, oyunu birinden çok sevdiysem artık ondan sonra yapılanlara bakmak, dinlemek bile “ihanet” gibi geliyor.

Hiç gülmeyin, “seyirci sadakati” diye bir şey olmalı bence.

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları