• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Kızıyla birlikte fotoğraf aşkı da doğdu



    Sekiz yıl önce dünyaya gelen kızı Zeynep’in fotoğraflarını çekmek için bir fotoğraf makinesi almış ve fotoğrafa olan tutkusu işte böyle başlamış.
    Sonrasında hayatının tam da merkezine giren fotoğraf tutkusu uğruna, 15 yıl çalıştığı otomotiv sektöründeki işini bırakmış.
    Ve bugün sevgili Tolga İldun’un çektiği kareler, ulusal ve uluslararası birçok yayının sayfalarını süslüyor.
    Tolga İldun, fotoğrafla tanıştıktan sonra hayatının nasıl değiştiğini şöyle anlatıyor:



    HER ŞEY KIZIMLA BAŞLADI

    “Yıl 2004... Üniversiteden mezun olmamın ardından otomotiv sektöründe çalışmaya başladım. Bu sektörde 15 yıl çalıştım. Fotoğraf ise hayatıma çok sonra girdi. 2013 yılında kızım Zeynep doğdu. Fotoğrafa başlama serüvenim kızım sayesinde aldığım aynasız makine ile oldu. O andan sonra fotoğraf hayatımda her geçen gün ağırlığını arttırdı. 2014 yılında stok fotoğraf ajanslarına fotoğraf yüklemeye başladım. Başta amacım para kazanmak da değildi, gezdiğim yerlerden fotoğraflar koyuyordum. Zaman içerisinde fotoğraf çekme işi beni daha çok içine çekti. Fotoğrafta ilerledikçe makinelerimi, ekipmanımı yeniledim. İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’nde(İFSAK) eğitimler almaya başladım. Kendimi sürekli bu alanda geliştirdim.



    İLK PROJEM ESENLER OTOGARI

    Stok fotoğrafçılığından daha çok sevdiğim bir alana, belgesel fotoğraflara, hikâye anlatan fotoğraflara geçtim. Galata Fotoğrafhanesi’nden Özcan Yurdalan ve Yücel Tunca’dan belgesel fotoğraf eğitimi aldım. Yücel Tunca’nın çok katkısı oldu. 2016 yılında ilk belgesel projem Esenler Otogarı üzerine çalışmaya başladım. Bu süreçte Yücel Tunca’yla üç ay birlikte çalıştık. Esenler Otogarı projesinden 10 fotoğrafı Atlas Dergisi ile paylaştım. Orada yayınlandı. Bu sayede Atlas’la tanıştım. 2017 yılının sonundan sonra Atlas’a iş üretmeye başladım. Hem ben yeni projeler sundum hem onların istediği projeler oldu. Bu arada 2018 yılı sonlarında tamamen fotoğrafa yoğunlaşmaya karar verdim ve otomotiv sektöründeki işimden ayrıldım. Freelance olarak Atlas’ın dışında Skylife, Magma gibi dergilere fotoğraflar çekmeye, Depo Photos’a, Zuma Press’e işler göndermeye başladım. Zaman zaman yabancı yayınlara, yabancı dergilere fotoğraflar çekiyorum.



    YILIN SPOR FOTOĞRAFI ÖDÜLÜ

    Freelance olarak, yeni bir isim olarak sektörde tutunmaya çalışırken pandemi süreci beni de çok etkiledi, ama hız kesmeden fotoğraf üretmeyi sürdürdüm. Birçok meslektaşım gibi yoğun bakımları, sağlık çalışanlarını, pandeminin hayata farklı etkilerini fotoğrafladım. Bu süreçte eve kapanan sporcuların çalışmalarını belgeledim. Magma Dergisi’nde yayınlanan, Fenerbahçe’nin genç sporcusu İrem Bilgiç’in evinin terasında idman yaptığı fotoğraf Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nda ‘Spor Toto Yılın Basın Fotoğrafı Ödülü’nü aldı. Geçen yıl da ‘çevre’ alanında bu yarışmadan ödül kazanmıştım.



    HAYATA BAKIŞIM DA DEĞİŞTİ

    Freelance olarak projeler dışında da işler üretiyorum. Sanat eserleri, tablolar, heykeller, antikalar ve koleksiyon eserlerinin fotoğraflarını çekiyorum. Farklı bir sektör de olsa uzun yılların iş tecrübesi var. Bu tecrübeyi, iş disiplinini ve ticari bilgiyi kullanıyorum. Fotoğraf, hayatımın her alanında var. Tabii ki özel sektördeki gelirimi elde edemiyorum bugün için ama sevdiğim işi yapıyorum. Fotoğraf, anahtar gibi. İnsanı olmak istediğin yere götürüyor, ama elbette belli hedefler için bütçe gerekiyor. Mesela Filistin’e, Karabağ’a, Afganistan’a gitmek istiyorum. Hadi gittim, o fotoğrafların bir yerlerde yayınlanması lazım. Hayatta sevdiğin işi yapmak insanın mutluluğu için çok önemi. Fotoğraf çekmeye başladıktan sonra fark ettim ki hayata bakışım da değişti. Anı yakalarken hayatın içindeki detayları görüyorsun. Ve yaşadığımız hayatın daha çok farkına varıyoruz. Bu da bana keyif veriyor. Hayatımın kalanında da tarafsız bir şekilde olan biteni belgelemek istiyorum.”



    TOLGA İLDUN KİMDİR?

    1980 yılında İzmir’de doğan Tolga İldun, iktisat mezunu. 15 yıl boyunca otomotiv sektöründe farklı pozisyonlarda görev yaptı. 2018 yılında otomotiv alanındaki görevinden ayrıldı, o tarihten bu yana profesyonel serbest fotoğrafçılık ve foto muhabirliği yapıyor. Atlas, Magma ve Skylife dergilerinde foto-röportajları yayımlanan Tolga İldun’un fotoğrafları zaman zaman ulusal ve uluslararası birçok yayında da yer alıyor. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü mezunu da olan Tolga İldun, 2015 yılından beri İstanbul Sinema ve Fotoğraf Amatörleri Derneği’nin(İFSAK) üyesi ve derneğin eğitim birimine destek veriyor. Tolga İldun, halen kültürel ve çevresel konulara odaklanan uzun süreli fotoğraf projeleriyle hayatı belgelemeye devam ediyor.



    Yazının devamı...

    Tazminatını Instagram’a sermaye yaptı



    Instagram’ı keşfedince 12 yıllık işini bırakan ve tazminatını sermaye yapıp yollara çıkan Ahmet Erdem, Türkiye’nin cennet köşelerini dünyaya tanıttı, tanıtmaya da devam ediyor.
    Karadeniz yaylalarının tesisleşmesindeki payına dert yanan Ahmet Erdem, “Kimsenin bilmediği cennet köşeleri gösterdik. Bazı yerlerin bozulmasında pay sahibiyiz, kabul ediyorum, ama bunun asıl sebebi biz değiliz. Oradaki insanların açgözlülüğü ve turizm sektörünü bilmemesiydi” diyor.
    Hayallerinin peşinde koşan cesur bir fotoğraf tutkunu Ahmet Erdem’le hayat yolculuğunu ve başarılarını konuştuk, şunları anlattı:



    FOTOĞRAFA TERSTEN BAŞLADIM

    “1999 yılıydı, televizyon reklamları yapan bir ajansta çalışmaya başladım. 13 yıl ajansta her departmanla iş yaptım, Türkiye’nin önemli markalarının müşteri ilişkilerine baktım. İlk girdiğimde kreatif tarafım yoktu, ama kreatif ekiple uzun yıllar çalışınca kendimi geliştirdim. Fotoğraf konusunda da bilgim yoktu, ancak yine uzun yıllar fotoğrafçılarla çalışıp iş ürettim. 2006 yılında amatör olarak fotoğraflar çekmeye başladım. Dolayısıyla birçok insanın fotoğraf çekmeye başlayıp sonradan öğrendiği bakış açısını, estetik görüşü, kreatif düşünceyi ben önce öğrenip sonra fotoğraf çekerek tersten başlamış oldum.



    BURADAKİ POTANSİYELİ GÖRDÜM

    Borçlanmayı sevmem. Hayatımda ilk kez 2006 yılında bir fotoğraf makinesi için borçlandım ve bankadan kredi çektim. Gezmeye, fotoğraflar çekmeye başladım, ama her şey benim Instagram’ı keşfetmemle değişti. Facebook ve Twitter çok popülerdi, ama fotoğrafla ilgili bir uygulama yoktu. Fotoğrafın, sosyal medyada herkesi kapsayan bir ağı yoktu. Web siteleri vardı, ama etkili değillerdi. 2010 yılının sonunda Instagram ortaya çıktı. Daha en başında 2011 yılında Instagram’ı görünce buranın ciddi bir yer olacağını söyledim, ‘İşte bu’ dedim. Buradaki büyük potansiyeli gördüm.



    GİT, GEZ, FOTOĞRAF ÇEK, ÜRET

    Fotoğraf alanında kendime bir yol çizdim. 12-13 yıl kapalı ortamda çalışmıştım ve artık kapalı mekâna doydum. Instagram’a içerik üretmek istiyordum. 2012 yılında işten ayrıldım. Patronum Atlantis İletişim Hizmetleri’nin sahibi Muzaffer Çetinkaya, ayrılırken tazminatımı verdi. Hayallerimi biliyordu, babalık yaptı, ‘Git, gez, fotoğraf çek, üret’ dedi. Aldığım tazminatımla gezdim, yeni fotoğraflar çektim. Tazminatım, Instagram için sermayem oldu. Çünkü Instagram’da sermayeniz içerik. Türkiye’nin dört bir yanını gezdim. Yüzlerce içerik ürettim. İçerik varsa etkileşim var.



    YÜZDE 40’A YAKINI YABANCI

    2011-2014 arasında büyük kısmı yurt dışından çok fazla takipçim oldu. O dönemde Türkiye Instagram’ı keşfedememişti. Ben vardım, Mustafa Seven vardı... Az kişiydik. Türkiye’nin Instagram’ı keşfi 2015-2016 yıllarını buldu. Türkiye keşfettiğinde ben zaten çok yol almıştım. Bugün dünyanın her yerinden 852 bin takipçim var, yüzde 40’a yakını yabancı. Yüksek takipçim var çünkü Instagram’ı erken keşfettim. Buradaki potansiyeli görüp hayatımın akışını buraya göre şekillendirdim. Sosyal medya üzerinden ürettiğim içeriklerle insanlara ilham vermeye çalışıyorum. Aralık ayında baba olacağım. Hayalim ise bundan sonra çocuğum ve eşimle gezmek.



    CENNET KÖŞELERİ GÖSTERDİK

    Instagram’da etkili olmamla birlikte özellikle Türkiye’nin tanıtımına çok katkım olduğuna inanıyorum. Çok takipçili az kişiydik, ama Türkiye’nin cennet köşelerini gösterdik. Tüm dünyaya Kars’ı, Kayseri’yi, Amasra’yı tanıttım. Karadeniz çok zengin fotoğraf açısından. Karadeniz’de bizim traktörlerle giderek fotoğraf çektiğimiz yaylalara şimdi arabalarla gidirliyor. Çünkü artık tesisler var. Belki kızacak insanlar, ben de Kabul ediyorum, bazı yerlerin bozulmasında pay sahibiyiz. Az bilinen cennet köşeleri gösterdik. Bir anda bu kadar popüler oldular, çok ziyaretçi aldılar. Bu oraları bozdu, ama bunun asıl sebebi biz değiliz. Oradaki insanların açgözlülüğü ve turizm sektörünü bilmemesiydi.



    10-15 AİLEYE GELİR KAPISI

    Oraları koruyup kollayan değerli isimler yok mu? Var elbette. Artvin’de Macahel’de bir pansiyona yıllar önce gittim, o pansiyondan ve bölgeden fotoğraf paylaştım. Sahibi ile hâlâ görüşüyorum, ‘Senin yıllar önce paylaştığın fotoğraflarla 10-15 aileye bakıyoruz’ diye teşekkür ediyor. Aynı şekilde Karadeniz Balıklı Göl’de tesislerden hâlâ arayıp, sorup, teşekkür ederler. Sosyal medyada etkili isimler var, fotoğraflarıyla çok tanıtım yapıyorlar, ama destek yok. Kendi imkânlarımızla fotoğraflar çekiyoruz.



    AMATÖR RUHLA ÇALIŞIYORUM

    Fotoğrafa 2006 yılında amatör olarak başladım. 41 yaşındayım ve hâlâ amatör ruhla fotoğraf üretiyorum. Bugün yalnızca Türkiye’nin değil dünyanın en önemli markaları ile çalışıyor, onların çekimlerini yapıyorum. Bazılarına her yıl düzenli içerik üretiyorum. Sosyal medya danışmanlıklarım, Samsung gibi markaların ambassadorlukları var. Elemanım. ‘Bir ofisim olsun’ hayalim olmadı. Tek başıma özgürce çalışıyorum. Örneğin, geçtiğimiz günlerde dünyanın en önemli otomobil markalarından birinin çekimlerini yaptım. Böyle bir işe 10-15 kişilik ekiple gidilir. Bense tüm noktalarda kendim varım. Gerekirse arabanın temizliğini bile yapıyorum. Nerede çekeceksem ben tespit ediyorum, drone ile çekilecekse ben çekiyorum, edit yapılacaksa ben yapıyorum. Zaman sınırım yok, tek başıma saatlerce ışık bekleyebiliyorum.”

    Yazının devamı...

    Korona oldum evde uçurdum



    BABA MESLEĞİNİ SEÇTİM


    Ahmet Faruk Sarıkoç’la mesleğe başlangıç hikâyesini ve drone tutkusunu konuştuk:
    “Gazetecilik baba mesleği aslında. Babam Hüseyin Sarıkoç, Türkiye Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürü’ydü. Bugün İHA’da çalışıyorum. Çalıştığım ajansın girişinde İHA’nın açılış kurdelesinin kesildiği fotoğrafın yer aldığı bir gazete sayfası var. O fotoğrafta babam da var. Ajansı kuran ekipten bir ismin oğlu olarak burada görev yapmak benim için ayrı bir gurur. Dolayısıyla evimizde hep fotoğraf makineleri olurdu. Çocukluğum evdeki filmli makinelerle fotoğraflar çekerek geçti. Çocukluk sonrasında lise eğitimini şehir dışında almak, hayat tecrübesi kazanmak istiyordum. Balıkesir’de yurtta kalarak Adnan Menderes Lisesi’ne gittim.



    İLK İMZALI HABERİM 16 YAŞINDA YAYINLANDI

    Çok meraklıydım gazeteciliğe, baba mesleği ya. Lise birinci sınıftaydım, yıl 2008 yaşım 16 falandı İhlas Haber Ajansı’nın kapısından girdim, Balıkesir’de. Öğleye kadar okula, öğleden sonra ajansa gidiyordum. İlk imzalı haberim Türkiye Gazetesi’nde o yıl yayınlandı. Çok heyecan vericiydi benim için. Elimdeki fotoğraf makinesini haber amaçlı kullanmak heyecanlandırmıştı. Bir yandan işi öğrenmeye çalışıyor, bir yandan okula gidiyordum. Bu arada fotoğraf ve sinema eğitimleri aldım ki çok da faydasını gördüm. Lise yılları Balkesir’de gazetecilik mesleğinin çıraklığı ile geçti. Üniversite eğitimim hâlâ devam ediyor, bir taraftan sosyoloji okuyorum. 2012’de İstanbul’a döndüğümde İHA’da çalışmaya devam ettim. İlk geldiğim yıl ajansın Atatürk Havalimanı bürosunda çalıştım. O dönem de benim için işi daha çok öğrendiğim stajyerlik gibiydi.



    KORONA OLDUĞUMDA BİLE EVDE UÇURDUM

    2012 yılında 1 Mayıs gösterilerini izlerken ajans dışarıdan hizmet alarak drone üzerinden canlı yayın yaptı. Haber kanalları ‘İHA’nın insansız hava aracından canlı görüntüler’ şeklinde verdi haberleri. Teknolojiye zaten ilgim vardı ama drone ve yarattığı etki beni büyülemişti. Bir arkadaşımla kısa süre sonra bir drone aldık. Elbette ilk başlarda çok kez düşürdüm. Sonrasında ajans da drone aldı, ‘Haberlerde kullanabilirsiniz’ dediler. Benim için drone macerası böylece başlamış oldu. 8 yıl önceydi, ilk kez drone kullanışım. Ama aktif olarak neredeyse 5 yıldır elimden düşmüyor. Çoğu kez şaka yollu ‘yere inmeden bir haberden diğerine geçiyorum’ diyorum. Kullandığımız aplikasyonun hesaplamalarına göre 350 saati aşkın uçuş süresi ve 3,5 milyon kilometre mesafe almışım. Yaklaşık 2 bin kez farklı uçuş gerçekleştirmişim. Uçurmadığım her gün kendimde eksik bir şeylerin olduğunu hissediyorum. Covid-19’a yakalandığımda bile evin içerisinde ‘FPV dronu’ kullanmaya devam ettim.



    UÇMA HİSSİ HEYECANLANDIRIYOR

    Şu anda biri FPV olmak üzere 4 farklı dronum var. Drone, gazetecinin kullanmayı bilmesi, hatta sahip olması gereken bir cihaz. Ancak tek başına haber yapmak için çoğu zaman yeterli değil. Bu cihaz, yalnızca yapacağınız habere güç katan bir enstrüman gibi. Bu enstrümanı ne kadar iyi kullanırsanız yaptığınız işte o kadar başarılı oluyorsunuz. Uçma hissi, farklı bir açıdan bakma şansı, insanı motive eden ve heyecanlandıran duygular. Bir anda başka bir boyuta taşınıyorsunuz. Beni en çok heyecanlandıran İstanbul Boğazı’nda gezinen yunusları görüntülemek. Bazen haftalarca bekliyorum. Dans edercesine gemilerle yarışmaları, suda zıplamaları, ilerlemeleri, bunu görüntülemek, o anı yakalamak heyecan verici.



    HABERCİLİKTE ÖZGÜRLÜK ALANI

    Habercilikte drone özgürlüğün anahtarı gibi. Ancak öncelikle bunun eğitimini almak şart bence. Havacılık kurallarını, terimlerini çok iyi bilmeniz lazım. Hava aracının uçuş prensiplerini, hava durumu takibini, sıcaklığı, rüzgârı hatta jeomanyetik fırtınaları bile takip etmeniz gerekiyor. Bunlar karşısında ne yapacağınızı bilirseniz drone size daha iyi hizmet eder. Bu özgürlük sayesinde ben, normalde yerden tespit etmemin mümkün olmadığı birçok farklı haberi, olayı drone ile dolaşırken yakaladım. Bu haberler sayesinde çoğu kez yetkililer harekete geçti. Haberciliğin yanı sıra birçok görsel iş üreten insanda olduğu gibi Instagram benim için çok farklı bir kapı açtı. Buradan bana ulaşanların sayısı oldukça fazla. Sonuçta yaptığınız iş kadar onu sunmanız da önemli. Sosyal medya bu anlamda bir sergi alanı benim için.”



    AHMET FARUK SARIKOÇ KİMDİR?

    1992 yılında İstanbul Şişli’de doğan Ahmet Faruk Sarıkoç, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra lise eğitimini Balıkesir’de aldı. Lise eğitimi sırasında gazetecilikle tanıştı, 16 yaşında İhlas Haber Ajansı Balıkesir bürosunda yarı zamanlı çalışmaya başladı. Bu sırada fotoğraf ve sinema eğitimi aldı. 2012 yılında İstanbul’a giden Sarıkoç, mesleğini İHA’da ağırlıklı olarak hava fotoğrafları ve görüntüleri çekerek sürdürüyor. Sarıkoç, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Yılın Basın Fotoğrafları 2021 Yarışması’nda Doğa ve Çevre kategorisinde ikinci, Günlük Yaşam kategorisinde üçüncü oldu.

    Yazının devamı...

    Şanslı azınlıktayım sevdiğim işi yapıyorum



    Bu haftaki konuğum, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği(TFMD) Yılın Basın Fotoğrafları 2021’e damgasını vuran bir isim: “Reuters Foto Muhabiri Ümit Bektaş.”
    Yarışmada bu yıl “Yılın Haber”, “Yılın Pandemi”, “Yılın Günlük Yaşam” ödüllerinin yanı sıra bir de “Jüri Özel” ödülünü de alan Ümit Bektaş, bu başarısı ile yarışma tarihinde de bir ilki gerçekleştirmiş oldu. Yani özetle ilk kez bir foto muhabiri, aynı anda üç kategoride birincilik kazandı.



    Peki Ümit Bektaş’ın fotoğraf alanındaki bu başarısı nereden geliyor(du)?
    Bu soru, sohbetimizin çıkış noktası oldu.
    Fotoğrafa olan ilgisinin, lise yıllarında babasının aldığı makine ile başladığını anlatan Ümit Bektaş, “Şanslı azınlıktan olduğumu düşünüyorum. Hem en sevdiğim şeyi yapıyor hem de en sevdiğim şeyi yaparak para kazanıyorum” diyor.
    Ve anlatmaya şöyle devam ediyor:



    MADEM MAKİNEN VAR GECECİ STAJYER OL

    “Fotoğrafla lise yıllarında tanıştım. Babam, ‘Lübitel’ marka üstten bakmalı bir fotoğraf makinesi almıştı. Bu makine ile fotoğrafları 12’lik 6x6 rol filmlere çekiyordum ve çok hoşuma gitmişti. O dönem aile ve yakın çevreden çekmediğim kimse kalmadı. Hatta farklı fotoğraflar çekebilmek için hayvanat bahçesine, parklara gidiyordum. Lise bittiğinde tercihimi gazetecilik olarak yaptım. 1990 yılıydı... Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni tercih ederken hiçbir zaman aklımdan ‘muhabir ya da yazar olayım’ geçmedi. Fotoğraf üzerine çalışmayı hedef seçmiştim. Dayım Almanya’da yaşıyordu, oradan Canon marka bir makine getirdi. Ben o makine ile henüz üniversite öğrencisiyken Milliyet Gazetesi’ne gittim. O dönem Fikret Bila, Ankara Temsilcisi’ydi, ‘Madem makinen var, sen gececi stajyer ol’ dedi. Stajım bitti, devam etmek istediğimi söyledim. Böylece hayallerimi gerçeğe taşıyan ilk adımı attım. Milliyet Gazetesi’nde kalınca, okula yalnızca sınavlar için gittim. Gece çalışıyordum, ama gece-gündüz gazetedeydim. Eve yalnızca uyumaya gidiyordum. Gazetede olmadığım süre içerisinde ise İngilizce çalışıyordum. Ankara’da gitmediğim kurs kalmadı ki meslek hayatımda bunun çok katkısını gördüm.



    MEZUN OLUR OLMAZ MİLLİYET’TE KADRO

    1995 yılında mezun olur olmaz Milliyet Gazetesi’nde kadro aldım. Türk basının en parlak döneminde gazetecilik yaptım. Hem haber yazıp hem fotoğraf çektiğim için çok seyahate gittim. Milliyet Gazetesi’nden ayrıldığımda 50’yi aşkın ülkeye gitmiştim. Bunların arasında Türkiye basının çok takip etmediği işler de vardı. Mesela, İsa’nın doğumunun iki bininci yıl törenleri için Kudüs’e Beytullahim’e gittim. Buna benzer işler için gazeteye teklif götürdüğümde hep olumlu yanıt aldım. Gazeteden hiç ‘hayır’ cevabı almıyordum. İkinci Körfez Savaşı’nda Milliyet Gazetesi’ndeyken ABD deniz piyadeleriyle Irak’a gitmiştim. İliştirilmişlik yeniydi, Pentagon duyuru yaptı, başvurdum, kabul ettiler. Deniz piyadeleriyle Saddam’ın yakalandığı Tikrit kentine gidip 30 gün kaldım. Kosova savaşını takip ettim, Cezayir’de olayları izledim. Uluslararası alanda böyle çok olay izledim. Çok fazla gezince o kadar olay ve ülke görünce işin daha geniş bir boyutta yapılabileceğini görüyor insan. Reuters’e dışarıdan fotoğraflar(stringer) çekiyordum. AK Parti iktidara gelince uluslararası medyanın Türkiye’ye ilgisi arttı. Çok fazla fotoğraf alıyorlardı Türkiye’den. Bu yüzden Reuters burada bir kadrolu eleman aldı ve o da ben oldum.



    EN SEVDİĞİM ŞEYLE PARA KAZANIYORUM

    2004’e kadar devam eden Milliyet Gazetesi serüveni, yerini uluslararası bir haber ajansı olan Reuters’e bıraktı. Uluslararası ajans kariyerim böyle başladı. Temelde yaptığınız iş aynı olsa da gazeteden sonra uluslararası bir ajansta çalışmanın foto muhabirine iki temel katkısı var. Birincisi, mesleki standartlarınız yükseliyor. Burada kastım yalnızca kazanç değil. Fotoğraflarınızın kalitesi, yeterliliği, teknik bakış açısı, etik düşünceleriniz, kullandığınız ekipmanın donanımı, bakış açısı her anlamda standartları kastediyorum. İkincisi ise yaptığınız işin görünürlüğü uluslararası bir boyuta taşınıyor.



    Gazetede çalışırken fotoğraflarınız yalnızca çalıştığınız gazetenin yazı işleri ekranına düşerken, uluslararası ajansta çalışınca dünyanın dört bir yanındaki gazetelerin yazı işlerinin ekranlarına düşüyor. Bu sayede fotoğraflarım Time Newseek’e kapak oldu. Bu çok büyük bir manevi tatmin. Foto muhabiri olmayı hep sevdim. Bir moda, savaş, spor veya basın toplantısı izlerken sevdiğim işi yaptığımı düşündüm ve hep mutluydum. Şanslı azınlıktan olduğumu düşünüyorum. Hem en sevdiğim şeyi yapıyor. Hem de en sevdiğim şeyi yaparak para kazanıyorum.”



    ÜMİT BEKTAŞ KİMDİR?

    1972 yılında Ankara’da doğan Ümit Bektaş, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 1993 yılında Milliyet Gazetesi Ankara Bürosu’nda foto muhabiri olarak göreve başladı. 2004 yılında halen görev yaptığı Reuters Haber Ajansı’na geçti. Kariyeri boyunca 50’yi aşkın ülkede görev yaptı, ABD’nin Irak’ı işgalini ve Afganistan’daki NATO operasyonunu iliştirilmiş gazeteci olarak takip etti. Bosna, Cezayir, Kosova, Gürcistan, Sırbistan, Sudan, Hong Kong ve Suriye gibi çatışma bölgelerinde habercilik yaptı. Çektiği fotoğraflar Time ve Newsweek gibi dünyanın birçok önemli yayınında kapak oldu. Fotoğrafları Çin’den Yeni Zelanda’ya, ABD’den Fransa’ya, Güney Kore’den Lübnan’a dünyanın dört bir yanında saygın gazete ve dergilerde internet haber portallarında, televizyonlarda yayınlandı. 1995 ve 2011 yıllarında Türkiye Foto Muhabirleri Derneği tarafından verilen ‘Yılın Basın Fotoğrafı’ ödülüne layık görüldü. 2010 yılında ise Abdi İpekçi Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. Bunun dışında farklı meslek örgütlerinden aldığı çok sayıda ödülü bulunuyor. Ümit Bektaş, çalışmalarını Reuters Haber Ajansı’nın İstanbul ofisinde sürdürüyor.

    Yazının devamı...

    Süper kahramanı nikâh şahidi oldu



    “Fotoğraf, çocukluk hayalimdi. 17 yaşındayken Coşkun Aral olmak istiyordum. Yıllar sonra Coşkun Aral, nikâh şahidim oldu. Süper kahramanım, ustam, abim oldu” diyen Meleke, Gezgin Foto’nun amacını ise şöyle özetliyor: “‘Ben fotoğrafçıyım’ diyen herkese kendilerini ifade edece bir alan vermek.”
    Tam kapanma sürecinde fotoğraf çekmek için ABD’de kendisine altı bin kilometrelik bir rota hazırlayan Adem Meleke ile bu yolculuğu öncesinde hem fotoğrafa bakışını hem de Gezgin Foto’yu konuştuk.



    ÜNİVERSİTEDE ‘FOTO ADEM’DİM

    “Çocukluğum, Samsun’un Bafra ilçesinde geçti. Fotoğraf makinesi ile tanıştığımda 14-15 yaşındaydım. Bir gün Coşkun Aral gibi olmak istiyordum, ama gazeteci ya da fotoğrafçı olmadım, daha doğrusu hayat mücadelesini eğitimci olarak sürdürdüm. Yine de üniversite yıllarımda bile fotoğrafı bırakmadım. Üniversitede ‘Foto Adem’dim. Okulun fotoğrafçısıydım. Okul gezilerinde arkadaşlarımın fotoğraflarını çeker, satardım. Fotoğrafçılıktan önce ise gezgindim hep. 50’den fazla ülkeyi gezdim, keşfettim, fotoğraflar çektim.



    GELİRİMİ FOTOĞRAFA HARCIYORUM

    Eğitimciyim. İyi bir işim, 22 yıllık bir eğitim şirketim var. Hâlâ da gelirimin ana kaynağı eğitim işleri ama şu an günde bir-iki saatimi şirket işlerine ayırabiliyorum. Hobi olarak başladı, ama bugün fotoğraf daha çok zaman ayırdığım profesyonel bir alan. Eğitim şirketimden gelirlerimi de fotoğrafa harcıyorum açıkçası. Fotoğraf çocukluktan bu yana benim tutkumdu. Gel gelelim başka bir işle uğraşırken ‘fotoğrafçıyım’ diyemedim. Bugün ise ‘fotoğrafçıyım, yayıncıyım’ diyebiliyorum.



    HAYALİM COŞKUN ARAL OLMAKTI

    Şirketim yedi yıl İstanbul’da Ara Güler’in evinin karşısındaydı. Orada fotoğraf sohbetlerine çok tanık oldum. Elimden makineyi düşürmüyordum, ama camiaya nedense girmedim, giremedim o dönem. 17 yaşında İstanbul’a gelirken hayalim Coşkun Aral olmaktı. Yıllar sonra hayalimdeki adamla dost-arkadaş oldum. 2019 yılında Nihan’la evlenirken Coşkun Aral nikâh şahidim oldu. Yani süper kahramanım, ustam, abim oldu.



    KAFAMDAKİNİ HAYATA GEÇİRDİM

    Fotoğrafın hayatıma profesyonel olarak girmesi, 2008 yılında kurduğum medya şirketi ile oldu. Etkinlik çekimleri, politik portreler derken 2010 yılında fotoğraftan para kazanmaya başladım. Fotoğraf ve gezi yayını yapan dergilere projeler götürdüm, olmadı. Bir ABD dönüşü en sonunda kafamdaki projeyi kendim hayata geçirdim. 2013 yılında Gezgin Foto Dergisi’ni kurdum. Gezgin Foto, o gün bugündür fotoğraf camiasında.



    ‘PROFESYONEL AMATÖRLER’İ KURDUK

    Bu ülkede eline makine alıp ‘ben fotoğrafçıyım’ diyen herkese açık bir dergi. Hatta, içeriğin yanı sıra dergiye erişim de açık. Dergilik uygulamasında ücretsiz mesela. Kendi yaşadığım fotoğraf camiasına girememe sıkıntısını yaşamasın insanlar. Fotoğrafı sevenlere kendilerini ifade edece bir alan vermek istiyorum. Derginin yarıya yakını amatörlere ayırılmış bir durum var. ‘Profesyonel amatörler’ diye bir tanım kurduk. Fotoğrafa hobi olarak başlayıp benim gibi asıl işi başka olan ama fotoğrafa gönül verenler var.

    ÜRETEN FOTOĞRAFÇI OLMAK İSTİYORUM

    Türkiye’nin değişik coğrafyalarda, en çok üreten fotoğrafçılarından olmak istiyorum. Hayalim, uluslararası alanda Türkiye’yi dünyaya anlatırken dünyayı da Türkiye’ye anlatmak. Hindistan’daki Nepal’de ölü yakmayı Türkiye’ye anlatırken, Kayseri’deki atları dünyaya tanıtmak. Türk fotoğrafçılarını yurt dışına taşımak. 2004 yılından bu yana aralıksız uluslararası fotoğraf organizasyonlarını takip ediyorum. New York, Paris, Tokyo... Dünyanın her noktasında fotoğraf etkinliklerini izliyorum. Buralara Türk fotoğrafçıları taşımak, uluslararası iyi fotoğrafçıları da Türkiye’ye getirmek istiyorum.”

    ADEM MELEKE KİMDİR?

    Adem Meleke, 1972 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Matematik, Marmara Üniversitesi İşletme, Ukranian Üniversitesi İşletme Hukuku, Preston Üniversitesi Pazarlama Yönetimi, York Üniversitesi Dijital Pazarlama eğitimleri aldı. 2003 yılında kurduğu ISC Eğitim isimli eiğitim danışmanlık firması 2010 yılından bu yana Amerika merkezli Fibona Academy ismiyle devam ediyor. 2010 yılında kurduğu İstanbul ENT Center isimli sağlık merkezi ise halen Erbil-Irak’ta hizmet veriyor. 2008 yılında kurduğu iletişim ajansı 2013 yılında Gezgin Medya isimli medya şirketine dönüştü ve halen medya alanında faaliyet göstermeyi sürdürüyor. Meleke, aynı zamanda İHA için foto muhabirliği yapıyor. Meleke’nin medya, fotoğraf ve iş dünyası ile ilgili birçok sivil toplum örgütünde aktif üyeliği var. Yusuf Erdem isimli bir çocuk babası Meleke’nin ‘Mobil Fotoğrafçılığın 33 Altın Kuralı’ isimli bir de kitabı yayımlandı.

    Yazının devamı...

    Yaşadığı coğrafyanın tanıtım elçisi



    Asıl mesleği öğretmenlikken tutkusu fotoğrafa sarılan Çorbacıoğlu, “20 yıldır fotoğrafla yatıp fotoğrafla kalkıyorum. Fotoğrafı bir yaşam biçimi olarak seçtim. Bugün fotoğrafa adanmış bir hayatı yaşıyorum” diye konuştu. Düzenlediği fotoğraf turları sayesinde yaşadığı coğrafyanın tanıtım elçisi gibi çalışan usta isim, “Fotoğraf turizmi nitelikli ve gelir seviyesi yüksek grupların ağırlandığı bir alan. Gelenler yüksek takipçili isimler ve burada çektikleri fotoğrafları kendi platformlarında paylaşıyor. Kısaca hem bıraktığı dövizle hem de kendi içerisindeki tanıtım gücü ile fotoğraf turizminin ülkeye katma değeri oldukça yüksek” sözleriyle sektörün önemini anlattı.



    HOBİYDİ İŞE DÖNÜŞTÜ

    Fotoğraf turları ile dünyanın önemli isimlerini bölgeye çekmeyi başaran Nuri Çorbacıoğlu ile hikâyesini, fotoğraflarını ve fotoğrafın turizmini konuştuk:
    “Üniversite yıllarında seçmeli ders olarak fotoğrafı almıştım. Öyle başladı. Ama o zaman için şuursuz fotoğraf çektiğimi düşünüyorum. Okulun ardından Denizli’de öğretmenlik mesleğine atıldım. Denizli Mehmet Çakır Fotoğraf Sanat Evi hayatımda mihenk taşı oldu. Mehmet Çakır sayesinde fotoğraf hayatımın odağına oturdu. Sonrasında Kayseri’ye gittim, TED Koleji’nde 10 yıl boyunca tarih ve coğrafya öğretmenliği yaptım. Öğretmenliğin yanında fotoğraf hep oldu. Ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmalarını takip ettim. Fotoğraf öğretmenlikle birlikte hobiydi, bugünse tek işim ve profesyonel bir hal aldı.



    BÖLGEYE GELEN BENİ BULUYOR

    Fotoğraf turizmi yapıyorum. Beni sektöre taşıyan yine fotoğraflarım oldu. Yaşadığım bölgeyi, Kayseri’yi, Kapadokya’yı, çevresini fotoğrafladım çoğunlukla. Paylaşımlarım sayesinde fotoğraf meraklıları sosyal medyadan beni buluyorlardı. Eşe dosta gönüllü fotoğraf turları ile fotoğraf mihmandarlığı yapıyordum. Bir şeyi keşfettim. Yalnızca eşim dostum değil fotoğraf tutkunlarının büyük bir ilgisi vardı buraya. Bölgeye gelen beni bir şekilde bulmaya çalışıyordu. Meslektaşlarımın tavsiye ve yönlendirmeleriyle profesyonel olarak mihmandarlık yapmaya başladım.



    FOTOĞRAFÇILAR İÇİN CENNET

    Kayseri’de yılkı atları fotoğraflarım beni dünyaya tanıtmıştı. Dünya’da neredeyse bu kadar çok atı aynı noktada görebileceğiniz başka bir yer yok. ABD’de veya Moğolistan’da kısa aralıklarda ya da büyük bütçeler harcayarak çekebileceğiniz fotoğrafları Kayseri’de yılın 365 günü yakalama şansınız var. Kapadokya’da balonların size sunduğu görsel zenginliği yine dünyanın başka bir yerinde görmeniz imkânsız. Tuz Gölü yanı başımızda ışığı, doğası ve barındırdığı flamingoları ile bambaşka. Aynı noktada bu kadar zengin bir görsel şölen, üstelik bu kadar kolay ulaşılabilir. Fotoğrafçılar için bu coğrafya cennetten bir köşe.



    KATMA DEĞERİ YÜKSEK

    Kayseri, Kapadokya başta olmak üzere tüm Türkiye’de 2 ila 12 kişilik küçük gruplar için fotoğraf turları organize ediyorum, Cappadocia Photo Tours markasını kurdum. Her geçen gün bu turlara yeni destinasyonlar ve içerikler ekleyerek buraya gelen insanların tekrar gelmesi için çabalıyoruz. Bölgede dünyanın dört bir yanından konukları ağırlıyoruz. Fotoğraf turizmi nitelikli ve gelir seviyesi yüksek grupların ağırlandığı bir sektör. Üstelik gelenler yüksek takipçili isimler ve burada çektikleri fotoğrafları kendi platformlarında paylaşıyor. Bu sayede deklanşöre bastıkları her noktanın tanıtımını da yapıyorlar. Kısaca hem bıraktığı dövizle hem de kendi içerisindeki tanıtım gücü ile fotoğraf turizminin ülkeye katma değeri oldukça yüksek.”



    YILKI ATLARININ ALİ DAYISI

    Kayseri’deki yılkı atlarını fotoğraflarıyla dünyaya tanıtan, bugünse dünyadan fotoğrafçıların bölgeye gelmesini sağlayan Nuri Çorbacıoğlu ile bu atların hikâyesini de konuştuk. Kayseri Hörmetçi’deki atların 40 yıllık bir geçmişi olduğunu hatırlatan Çorbacıoğlu, “Bu atların sahibi Ali Kemer. Özellikle traktör yaygınlaşınca bu atlar boşa çıkmış yıllar içerisinde. Atları Ali Kemer almış, beslemiş, sahiplenmiş. ‘Atçı Ali Dayı’ diye biliyor herkes. Atlar biz keşfetmeden önce vardı burada. Ali Dayı, bu atlara sahip çıkmasaydı yok olurlardı. Bugün onun sayesinde hem yaşıyor hem bizler için görsel bir zenginlik sunabiliyorlar” dedi.



    NURİ ÇORBACIOĞLU KİMDİR?

    1981 yılında Denizli’nin Çivril İlçesi’nde dünyaya gelen Çorbacıoğlu, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği mezuniyeti ardından öğretmenlik mesleğini 15 yıla yakın Türkiye’nin saygın dershaneleri ve özel okullarında sürdürdü. Halen Kayseri Nuh Naci Yazgan Üniversitesi’nde fotoğraf dersleri veren Çorbacıoğlu, fotoğraf turları organize ediyor ve bu alanda danışmanlıklar yapıyor. 10’dan fazla ülkede 100’e yakın ödül ve sergilemesi bulunan Çorbacıoğlu, 2012 yılında Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu (FIAP) tarafından, AFIAP unvanı ile onurlandırıldı. 20’ye yakın karma sergide yer alan sanatçının, ‘Yaşamdan Seçkiler’ ve ‘Güzel Atlar Ülkesi’nden Erciyes’e’ adlı iki kişisel sergisi bulunuyor. Çorbacıoğlu’nun ayrıca ‘İki Şehrin Dokusu’ adında, Bursa ve Kayseri fotoğraflarından oluşan bir de fotoğraf albümü yayınlandı. 2012 yılında kurduğu ‘‘Kayseri Fotoğraf Sanat Evi’nde fotoğraf meraklılarına bu sevgiyi aşılayan Nuri Çorbacıoğlu, son dönemlerde belgesel yapımcılığı, görüntü yönetmenliği ve yönetmenlik de yapıyor. Çorbacıoğlu’nun karelerine İnstagram’da @nuricorbacioglu hesabından ulaşabilirsiniz.

    Yazının devamı...

    Hürriyet’in genç yeteneği



    Geçtiğimiz günlerde bu önemli organizasyonun sonuçları açıklandı. 5 bin 188 kare fotoğrafın yarıştığı organizasyonda Hürriyet foto muhabirleri Mert Gökhan Koç, Selahattin Sönmez ve Selçuk Şamiloğlu 6 ödül kazandı. Bu ödüllerden üçünü gazetenin genç yeteneği Mert Gökhan Koç aldı. Bugün sizlere bu genç yeteneği tanıtmak istiyorum.

    YARIŞMANIN PRESTİJİ

    Bir fotoğraf yarışmasının prestijini belirleyen birkaç unsur var. Biri kaç yıldır yapıldığı ki Yılın Basın Fotoğrafları, Türkiye’de aralıksız olarak düzenlenen en eski ve köklü fotoğraf yarışması olarak bugünlere geldi. Bir diğeri kaç fotoğrafın organizasyona katıldığı ki her yıl 5 bin karenin üzerinde aldığı başvuru ile bu alanda da yarışma zirvede yer alıyor. Ve belki de en önemlisi kimin, nasıl seçtiği ki Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması her yıl jüri toplantılarını ayrı bir organizasyon gibi geniş katılımla yapıyor. Türkiye’nin yanı sıra dünyadan isimleri jürisinde konuk ederek fotoğraf alanında önemli isimleri bir araya getirmeyi başarıyor. Jürisinde özel davetlileri ağırlıyor, fotoğraf üzerine tartışmalara tanık olmalarını sağlıyor. Sanırım bu saydıklarım arkadaşlarımızın aldığı ödüllerin önemini aktarmak için yeterlidir.

    HÜRRİYET’E 6 ÖDÜL

    ‘Sıfır Atık Projesi’nde farkındalığa destek olmak amacı ile verilen ‘Sıfır Atık Özel Ödülü’ Selahattin Sönmez’in oldu. Sönmez’in karesinde Ankara’da atık poşetleri yuvalarına taşıyan leylekler dikkat çekiyor. Sönmez ayrıca TFMD’nin Van Depremi’nde yıkılan Bayram Apartmanı’nda hayatını kaybeden DHA çalışanı iki basın şehidinin adını yaşatmak amacıyla verdiği Sebahattin Yılmaz - Cem Emir Özel Ödülü’nü de İzmir Depremi’nde çektiği fotoğraf serisiyle kazandı. Pandemi kategorisi seri dalında sokağa çıkma yasaklarında her gün binlerce insanı ağırlayan mega kent İstanbul’un boş sokaklarını gösteren portfolyosuyla Selçuk Şamiloğlu üçüncü oldu.

    3 FOTOĞRAFIYLA ÖDÜL ALDI

    2020 yılına damga vuran karelerin değerlendirildiği yarışmada Mert Gökhan Koç ise 3 ödül kazandı. Koç, bir çadır kentte oyun oynayan, ip atlayan çocuğun umudu yansıtan fotoğrafıyla da AB Göç Özel Ödülü’nü aldı. Koç, Van’da çoğunluğu Afgan 49 göçmenin 5 saat süren operasyonun ardından kurtarıldıktan sonra Akdamar İskelesi’ne getirildiği anlarda çektiği tablo gibi bir fotoğrafla Haber Kategorisi’nde de ikincilik kazandı. Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınından karelerin değerlendirildiği Pandemi kategorisinde Mert Gökhan Koç, Ankara’da Kocatepe Cami’sinde Ankara Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin yaptığı dezenfekte çalışmasını anlatan karesiyle üçüncü oldu.

    BU MESLEK BENİM HAYALİMDİ

    Hürriyet’in Ankara ekibinde yer alan foto muhabiri Mert Gökhan Koç’la aldığı ödülleri ve mesleğe bakışını konuştuk;
    “Gazetecilik benim hayalimdi. Üniversite tercihimi de bunun için gazetecilik olarak seçtim. Üniversite yıllarımda analog bir makine ile fotoğraf çekmeye başladım. Fotoğraf çektikçe bu işi daha çok sevdim. Sevdikçe daha çok öğrendim. Ve üniversite yıllarında gazetecilik mesleğinde kendime görev alanı olarak foto muhabirliğini seçtim. Ama elbette seçmek yetmiyor. Bu alanda çok çaba harcadım. Sonunda işimi Hürriyet Gazetesi gibi Türkiye’nin en büyük kurumunda yapma şansı yakaladım. Foto muhabiri olarak bu işi yapmak bambaşka bir şey. Tarihe tanıklık ederken görsel bir hafıza bırakıyorsunuz geride. Fotoğraf makinesinin bambaşka bir büyüsü var. Ben makinemi elime aldığımda hayatımda yaşadığım tüm sorunları geride bırakıyorum. Tüm dertleri bırakıp işime odaklanıyorum. Zor bir iş ama vizörün arkasından bakmaya başladığınızda tanıklık ettiğiniz olay odağınıza yerleşiyor.



    MOTİVASYONUMUZU ARTTIRIYOR

    Yılın Basın Fotoğrafları yarışması her gazeteci için çok önemli bir organizasyon. Baktığınız zaman birçok ödül alabilirsiniz ama evinizin bir köşesinde durur. Ama meslektaşlarımızın öz geçmişlerinde yer alan, büyük bir başarı olarak gördükleri yalnızca birkaç organizasyon var. Yılın Basın Fotoğrafları bunların en başında yer alıyor. Bu yarışmada ödüllendirilmek benim için çok büyük bir gurur ki bu yıl üç ödül aldım. Bu ödülleri benim için değerli kılansa mesleğin profesyonelleri tarafından seçilmiş olmak ve adımın tarihe birçok usta isim arasında not düşülmesi. Bir taraftan tanıklık ederken ödüllendirilmek kendi gelişimim açısından da önemli benim için. Aldığım ödüller foto muhabirliği mesleğine dört elle sarılıp bu zor mesleğe emin adımlarla devam etme gücü veriyor.”


    TFMD Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nda Hürriyet 6 ödül aldı. Bu ödüllerden 3’ü gazetenin genç yeteneği Mert Gökhan Koç’un karelerine verildi.



    MERT GÖKHAN KOÇ KİMDİR?

    Mert Gökhan Koç, 1989 yılında Ankara’nın Altındağ ilçesinde doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamladı. Mesleğe ilk adımlarını üniversite yıllarında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Uygulama Gazetesi ‘Görünüm’de attı. 2011-2012’de Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü Fotoğraf Haberleri Servisi’nde stajyer olarak foto muhabirliği görevi yürüttü. 2013 yılında halen görev yaptığı Hürriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nda foto muhabiri olarak çalışmaya başladı. Koç’un bu yıl aldığı üç ödülün yanı sıra 2017 yılında İstanbul Photo Awards’ta Story News kategorisinde üçüncülüğü ve aynı yıl TFMD Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması Haber Serisi kategorisinde ikinciliği var.

    Yazının devamı...

    Tablo değil, hücre

    Mikrografi (mikroskobik fotoğraf) konusunda 33 yılı aşkın süredir çalışma yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Can’ın “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabı hem bilim hem de fotoğraf dünyasında ses getirdi.



    MİLİMETRENİN MİLYONDA BİRİ

    Mikroskop kullanılarak çok özel tekniklerle çekilen fotoğraflara, kullanılan teknolojiye göre milimetrenin milyonda biri büyüklüğü yansıtılabiliyor. Mikrografi adı verilen mikroskobik fotoğraf konusunda Türkiye’de uzun yıllardır fotoğrafları ile uluslararası alanda ödüller de alan Prof. Dr. Can, “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabında kendi arşivinden çok sayıda mikrografa da yer verdi.



    GÖREMEDİĞİMİZ DÜNYA

    Prof. Dr. Can, ödül aldığı yayını ile ilgili olarak, “Amacım, mikroskobu her düzeyde kullanan, kullanmaya yeni başlayan kişiler için Türkçe bir başvuru kaynağı oluşturmaktı” dedi. Sualtı fotoğraflarıyla bu köşeye daha önce de taşıdığım Prof. Dr. Alp Can’la bu kez bambaşka bir alanda çektiği fotoğrafları konuştuk. Geçmişten günümüze mikroskobun yolculuğunu ve kullanımını basamak basamak aktarırken, mikroskobik fotoğraflarıyla gözün görmediği alandaki renk cümbüşünü de ortaya koyan Prof. Dr. Alp Can, çalışmasını şu sözlerle aktardı:

    KİTAPTA 290 MİKROGRAF VAR

    “Mikroskobun kullanımı yüzyıllar öncesinde başlayıp geleceğe doğru uzanıyor. Amacım bu alanda Türkçe bir başvuru kaynağı oluşturmaktı. Çünkü dilimizde bu kapsamda yazılmış bir kaynağa rastlamadım. Kitapta geçmişten günümüze mikoskopları ve kullanım tekniklerini anlatırken, kendi çektiğim mikrograflara da yer verdim. Lisans ve lisansüstü kaynak yayın olsa da okuması ve anlaşılması kolay olduğu kadar etkili ve özgün görsel içeriği ile göze de hitap eden bir eser yaratmak istedim. 348 sayfalık kitapta 298 mikroskobik fotoğrafım var. İleri teknoloji ile milyonda birine kadar fotoğraflayabiliyoruz. Bu yayında milimetrenin 200’de biri kök hücre çekirdeklerini görebilirsiniz örneğin.

    ÖZEL TEKNİKLERLE ÇEKİLİYOR

    Fotoğraf konusunda çalışmalarım, yayınlarım var. Ama mikrografi bambaşka bir alan. Tabii her mikroskobu olan bu fotoğrafları çekemeyecek. Bunlar ileri mikroskobi teknikleri ile elde edilen görseller. Bu yüzden, çok özel çalışmalar. Geçtiğimiz günlerde koronavirüs yani bilimsel adı ile SARS-CoV-2 virüsünün fotoğrafları yayınlandı örneğin. Taramalı elektronmikroskobundan çok özel fotoğraf teknikleri ile çekilebiliyor. Bilim dünyasında, anladığınız bilgiyi iyi anlatmak için iyi kanıtlara ihtiyaç var ve mikroskop ile elde edilen görseller de bunun en önemli araçları.”

    İŞTE KORONAVİRÜS



    Prof. Dr. Alp Can, koronavirüsü böyle fotoğrafladı. Fotoğraftaki pembe noktalar milimetrenin 125 binde biri büyüklükteki koronavirüsler, altındaki yuvarlak alanlar ise hücreler.

    TABLO DEĞİL KÖK HÜCRE



    Göbek kordonundan izole edilmiş insan kök hücrelerinin mikrografı (fotoğrafı.) Pembe renkte hücre çekirdekleri, sarılar hücre içerisindeki mikro tüpçükler.

    SIÇAN KARACİĞERİNDE HÜCRE ÇEKİRDEKLERİ



    Sıçan Karaciğeri kesiti. Açık mavi daireler hücre çekirdekleri, mor olan ise hücre iskeleti (flomanı) ortasındaki boşluk da toplayıcı damar.

    3 AYLIK İNSAN FETÜSÜ



    Orijinal büyüklüğü 3,5 santimetre olan 3 aylık insan fetüsü. Organların gelişme dönemindeki hali fotoğrafa yansıyor.

    İNSAN YUMURTA HÜCRESİ



    Pembe olan çekirdek, mavi olan ortadaki boşluk ise yumurtalık flomanı. Sol altta ve üstte ise yumurta hücreleri fotoğrafa yansıyor.

    FARE GÖZÜNÜ BESLEYEN DAMARLAR



    Farenin göz retinasını besleyen damarları.

    ÖDÜLÜNÜ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VERDİ



    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan TÜBİTAK ve TÜBA bilim ödüllerini Cumhurbaşkanlığı’ndaki törenle verdi. Prof. Dr. Can, “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabıyla Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Bilimsel Telif Eser Ödülü’ne layık görüldü. Can’ın ödülünü Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi.

    Yazının devamı...