• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Fotoğraf stüdyosundan çıktı haber peşinde 60 ülke gördü



    Sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında elinde fotoğraf makinesiyle haber peşinde görev yapıyor. Çektiği fotoğraflar dünyanın önemli yayın kuruluşlarında yer alıyor.
    Derya Yetim’le birlikte gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında birçok kez yan yana görev yaptık. Başkanı olduğum Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nde aynı yönetimde beş yıldır birlikteyiz.
    Küçük yaştan beridir fotoğrafla iç içe olan, gazetecilik mesleğindeki yolculuğunu, “Zorlu görevlerde kimi zaman hem psikolojinizi hem bedeninizi zorluyorsunuz. Buna karşın en büyük güç kaynağınız ise mesleğe olan sevdanız” sözleriyle özetleyen Derya Yetim, şöyle devam ediyor:



    KÜÇÜK YAŞTA FOTOĞRAF STÜDYOSUNDA

    “Fotoğraf, küçük yaşta hayatıma girdi. Amasya’da yaşarken ustam Tuncay Çuhadar’la tanışmamla fotoğrafı da tanıdım. Küçük yaşta işe girdiğim fotoğraf stüdyosunun ustası olan Tuncay Çuhadar, bana fotoğrafı öğretti. Fotoğraf stüdyosunun kapısından girdiğimde henüz 12 yaşındaydım. Orada stüdyo ve sokak fotoğraflarının inceliklerini öğrendim. Ben işe başladığım yıllarda stüdyolarda siyah-beyaz fotoğraflar çekiliyordu. Bugün fotoğrafta geldiğimiz noktaya bakınca, şimdilerde kullandığımız teknolojiyi hiçbirimiz hayal bile edemezdik. Teknoloji sayesinde birçok meslek değişti ve gelişti ama fotoğraf teknolojisi 2000’li yılların başına kadar yüz yılda yaşadığı gelişiminin yüz kat fazlasını son 20 yılda yaşadı. Bizi ayakta tutan teknoloji ile bağımızı koparmamak oldu.



    60’IN ÜZERİNDE ÜLKEDE GÖREV YAPTIM

    Askerden döndüğümde 1996 yılıydı. İstanbul’a gittim, orada televizyonlarda kameramanlık yaptım ve 2000 yılında İhlas Haber Ajansı’ndan(İHA) aldığım teklifle memleketim Amasya’ya döndüm. 1986 yılında başlayan fotoğrafçılık hikâyesi 14 yıl sonra İHA ile gazetecilik mesleğine adım atmama sebep oldu. 21 yıldır aralıksız İHA’da görev yapıyorum. Gazetecilik mesleği ile ufkum değişti. Amasya’da başlayan gazetecilik hayatım, başarılarımın görülmesiyle önce Samsun ardından Ankara’ya tayin olmamla sürdü. Bugün İHA’da Cumhurbaşkanlığı muhabiri olarak görev yapıyorum. Dönüp baktığım zaman birçok farklı alanda birçok farklı ülkede görev yaptım. Bu meslek sayesinde 60’ın üzerinde ülkeye gittim. Suriye, Irak, Afganistan başta olmak birçok ülkede çatışmaları, savaşları izledim. Turuncu Devrim’de Ukrayna’daydım, darbede Tayland’daydım, devrimden sonra Tunus’taydım, F-35 savaş uçakları teslim edilirken ABD’de Texas’taydım... NATO, AB, G20, BM zirvelerini sayısız kez izledim. Seller, depremler... Türkiye’nin yaşadığı acılara yerinde tanıklık ettim. Zorlu görevlerde kimi zaman hem psikolojinizi hem bedeninizi zorluyorsunuz. Buna karşın en büyük güç kaynağınız ise mesleğe olan sevdanız.



    KASTAMONU’DA ÜÇ GÜN ARABADA YATTIM

    İHA’da görev yaparken asıl alanım Cumhurbaşkanlığı elbette ama nerede bir olay olsa orada görevlendiriliyorum. Bu beni de meslekte daha dinç tutuyor. Örneğin, geçtiğimiz ay Kastamonu’da sel felaketini izledim. Türkiye’nin gördüğü büyük acılardan biriydi. Üç gün boyunca arabada yattım. O da yatmak denirse. Yalnızca birkaç saatlik uykular. Yatacak yeri bırakın, elektrik, temiz su bile sorundu. Dizlerimize kadar balçığın içerisinde görev yapınca eve ayaklarımda yaralarla döndüm fakat çektiğim fotoğrafların dünya gündeminde yer alması yaşadığım zorlukları unutturdu. Orada çektiğim kareler Washington Post’tan CNN International’a dünyanın birçok önemli yayın kuruluşunda yer aldı. Kastamonu’dan döner dönmez yine Cumhurbaşkanlığı muhabiri olarak görevime devam ettim. Bu yazı yayınlandığında ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı takip etmek üzere Birleşmiş Milletler Zirvesi için ABD’de olacağım. ABD’den döndükten sonra ise Afganistan’daki gelişmeleri izlemek için oraya gideceğim. Kısaca haber neredeyse Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir coğrafyasında oradayım. İşimiz fotoğraf ve haber.”



    DERYA YETİM KİMDİR?

    1974 yılında Amasya’da doğdu, eğitim hayatını yine aynı şehirde tamamladı. Küçük yaşta başlayan fotoğraf serüveni sayesinde 2000 yılında İhlas Haber Ajansı’na(İHA) adım attı. Aralıksız olarak 21 yıldır görev yaptığı İHA çatısı altında Türkiye’de ve dünyada pek çok önemli olaya tanıklık etti. 2017 yılından bu yana Türkiye Foto Muhabirleri Derneği yönetiminde önce Genel Sekreter ardından ise Başkan Yardımcısı olarak görev aldı.

    Yazının devamı...

    Fotoğraflarla tarihi yangın



    Antalya, bu yangınla Türkiye tarihinin en büyük orman kaybını yaşadı. Yalnızca ormanlarımız değil birçok yerleşim yeri küle döndü. Yangınlar sırasında canlarını hiçe sayıp alevlere atılan 8 insanımızı kaybettik. Demirören Haber Ajansı(DHA), Manavgat’taki bu tarihi yangını tarihi bir sergiyle insanımızın dikkatine sunuyor. 45 fotoğrafın yer aldığı sergi, 17 Eylül Cuma günü Antalya Kent Müzesi Vatan Binası’nda açılacak ve 10 gün açık kalacak. Aynı sergi, eş zamanlı olarak Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde de gerçekleşecek.



    ALEVLER ESİR ALDI

    Bu önemli çalışmayı ortaya koyan DHA Antalya Bölge Temsilcisi Salih Uçar’la konuştuk. Meslek hayatlarımızın ilk yıllarından bu yana birlikte yol yürüdüğüm aprantilik yıllarımızdan bu yana dostum Salih Uçar, adım adım bu yangını ve fotoğraf sergisini anlattı:
    “Tarih 28 Temmuz 2021... Antalya’nın barajlarıyla ünlü turistik ilçesi Manavgat, her zamanki gibi sıcak bir temmuz ayı yaşıyordu. Saat 12.05’i gösterdiğinde 4 farklı noktadan alevler yükseldi. Kimsenin ne olduğunu anlamasına fırsat kalmadan, yangın şehir merkezinde belirdi. Köyler, mahalleler, ahırlar, ormanlar, hatta ve hatta koca koca apartmanlar alevlerin esiri oldu.



    GÜN AĞARDIĞINDA ORTAYA ÇIKAN ACI TABLO

    Yaklaşık 1 saat içerisinde Doğu Antalya’da gökyüzünü duman bulutları kapladı. Hızlı müdahaleye rağmen, alevlerin önü kesilemedi. Havanın kararmasıyla, ilçe merkezine yakın köyler yandı kül oldu. Gece yarısı, pek çok aile ölümle burun buruna geldi. Bazıları şanslıydı kurtuldu, bazıları ise... Devletin bütün kurumları, tüm imkânları ile seferber olmuştu. Gün ağardığında acı tabloyla yüzleşildi. Poyrazın etkisiyle büyüyen yangın, komşu ilçelere de sıçramış, önüne ne geldiyse kül edip geçiyordu. Alevler, Gündoğmuş, Akseki, İbradı ve Alanya sınırlarındaki köylere ulaşmıştı. Bu kez feryat, figan buralardan yükseliyordu. 2, 3, 4, 5, 6’ncı gün derken, amansız mücadele gece-gündüz sürdü. Cumhuriyet tarihinin bu en büyük orman yangınında bir ilçe ve onlarca köy tahliye edildi. Bavulunu kapıp Almanya’dan yardıma gelen gurbetçiden, balayını iptal edip yangına koşan itfaiyeciye kadar herkes seferber oldu.



    ALPİN İLK KEZ KULLANILDI

    İlkler yaşanıyordu. Türkiye’de ilk kez bir orman yangını ‘afet bölgesi’ ilan edildi. Havadan anlık veri aktarımı yapan insansız helikopter ‘Alpin’, ilk kez bu yangında kullanıldı. Toplumsal olaylarda gördüğümüz TOMA’lar bu kez alevlere su sıktı. CEKUT timi ilk kez sahaya indi. İlk kez iktidar ve muhalefet bütün siyasi partilerin liderleri yangın bölgesine koştu. Cumhurbaşkanı, 6 bakan, 9 genel başkan, afet bölgesinde incelemelerde bulundu.



    MUCİZELER DE YAŞANDI

    Mücadele her geçen gün zorlaşırken, ölüm haberlerinin yanında mucizelere de tanıklık edildi. Gündoğmuş’ta tüm mezarlar küle dönerken, şehitlik ve başında dalgalanan şanlı Türk bayrağı hiç hasar almadı. Manavgat’ta 2 inek ve 3 keçi, alevlerin arasında doğum yaptı. Akseki’de çöken ahır çatısı 6 gün sonra kaldırıldığında altından canlı bir keçi çıktı. Yangının etraflarını sarması nedeniyle kaçamayan 14 kişi, gezi teknesiyle açıldıkları Manavgat Baraj Gölü’nden 6 saat sonra kurtarıldı. Derken, 10’uncu gün 6 Ağustos’ta müjdeli haber duyuruldu; ‘Yangın kontrol altında.’ Tüm Türkiye’nin seferber olduğu, nefesini tutarak izlediği büyük yangın, 220 saatin sonunda 75 bin hektar alanı kül etmiş, 2’si ormancı 8 kişi hayatını kaybetmiş, 33 bin hayvan ya yanarak ölmüş veya dumandan boğularak can vermişti.



    24 BİN KARE ARASINDAN SEÇİLDİ

    Cumhuriyet tarihindeki bu en büyük orman yangınını, DHA Antalya Bürosu’nun muhabir ve foto muhabirleri, adım adım görüntüledi. Alevlerin arasındaki haberciler, yangının detaylarını sadece Türkiye’ye değil dünyaya duyurdu.
    DHA muhabirlerinin büyük Manavgat yangınında 10 gün süresince çektiği 24 bin fotoğraf arasından 45 fotoğraf seçildi. Şimdi bu fotoğraflardan oluşan ‘Yangın Yeri’ adı verilen sergi açılacak. Fotoğrafların yer alacağı 450 metrekarelik alanda, aynı zamanda orman yangını bölgesinden materyaller de (yanmış ağaç, enkaza dönmüş motosiklet, yeşil ağaçlar, yanmış itfaiye hortumu, çocukların yazdığı mektuplar vs.) sergilenecek. LED ekrandan yangınla mücadelede verilen görüntüler yayınlanacak, ses ve ışık efektleri de olacak.



    İKLİM KRİZİNE, YEŞİLE VE DOĞAYA DİKKAT

    Türkiye tarihinin en büyük orman yangınındaki bu çarpıcı karelerle, toplumda farkındalık yaratmak, iklim krizine, yeşile ve doğaya dikkat çekmek amacıyla çıktık yola. Yangının ilk dakikalarından, söndürüldüğü son ana kadar alevlerin arasında en iyi fotoğraf karesini çekmek için mücadele eden arkadaşlarımı kutlarım. Öyle çarpıcı fotoğraf karelerine imza attılar ki, hepsi ‘ödüllük fotoğraf’ diye tabir ettiğimiz türden kareler. Bunların günlük akış içerisinde kalmasına razı olamazdık. Biz de böyle anlamlı bir sergiyle kamuoyunun dikkatine sunmak istedik.”



    AYNI ANDA İKİ NOKTADA

    Sergide DHA’dan İbrahim Laleli, Mehmet Çınar, Semih Ersözler, Aslı Duran, Özgür Donmaz ve Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden Öner Şan’ın 45 fotoğrafı yer alıyor. 17 Eylül Cuma günü Antalya Kent Müzesi Vatan Binası’nda açılacak ve 10 gün açık kalacak sergi, eş zamanlı olarak Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleşecek. Akdeniz Üniversitesi, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Orman Genel Müdürlüğü’nün destek verdiği ve Adopen’in sponsor olduğu bu etkinlik alanını, ilköğretim öğrencileri de pandemi önlemleri altında kafileler halinde gezecek.

    Yazının devamı...

    Grafiti ile başlayan fotoğraf aşkı



    Marmara’da musilaj, Marmaris’te orman yangını derken kendini Bozkurt’taki selde buldu. Çok sayıda olayda yan yana görev yaptığım genç meslektaşım İsmail Coşkun, Türkiye’nin son dönemde yaşadığı dehşeti, “Suyun hem ateşi söndürdüğüne hem de insanları öldürdüğüne tanık oldum ve hepsini 15 günün içerisinde yaşadım” sözleriyle özetledi. Bu haftaki konuğum İsmail Coşkun’la hem fotoğrafın hayatına nasıl girdiğini hem de ajans foto muhabiri olarak sıcak olaylarda görev yapmanın ne tür zorlukları olduğunu konuştuk.



    MAKİNENİN BÜYÜSÜ BENİ İÇİNE ÇEKTİ

    “Sanat hep ilgi duyduğum bir alandı. Lise yıllarımda grafiti, hayatımda önemli bir yer tutuyordu. Duvarlara grafiti yapıyordum. Fotoğraf makinesi ile tanışmamın sebebi de grafitiler. Yaptığım grafitilerin fotoğraflarını çekmek için bir fotoğraf makinesi aldım ama grafitilerin fotoğraflarını çekerken önlerinden geçen insanları ve onların hayatlarını da kadrajıma aldım. Sonra elimdeki makinenin büyüsü beni içine çekti. Yaptığım grafitilerden çok çektiğim fotoğraflarla ilgileniyordum. Fotoğrafın beni daha çok heyecanlandırdığını keşfettim ve fotoğrafa yöneldim.



    KENDİMİ İSPATLAMAK İÇİN ÇOK ÇALIŞTIM

    Amatör olarak fotoğraflar çekmeye çabalayıp kendimi geliştirmeye çalışıyordum ki turizm sektöründe fotoğraftan para kazanmaya başladım. Kuzenim Abdullah Coşkun, İhlas Haber Ajansı’nda çalışıyordu. Benim İhlas Haber Ajansı maceram da onun teşviki ile 2012’de başladı. Stajyer olarak girdiğim ajansta kendimi ispatlamak için çok çalıştım. Her gün edindiğim yeni tecrübelerle kendimi geliştirdim. Bugün sevdiğim işi yapıyorum. Çalıştığım kurumda yaptığım işe değer veriliyor. Bu da beni mutlu ediyor. İnsan sevdiği işi yapmalı hayatında.



    SICAK OLAYA HIZLI REFLEKS VERİYORUZ

    Birçok önemli tarihi olaya fotoğraf makinemle tanıklık ettim. Ajansta çalışmanın avantajıyla kurumsal olarak birçok sıcak olaya hızlı refleks veriyoruz. Azerbaycan Karabağ’da çalıştım. Geçtiğimiz aylarda çevre felaketi ‘musilaj’ Marmara’yı etkisi altına aldığında bunu fotoğraflarla haberlere yansıttım. Geçtiğimiz haftalarda ise Türkiye tarihinin en büyük yangınlarında Marmaris’te görev yaptım ardından Karadeniz’deki sel felaketinde Kastamonu Bozkurt’taydım. Bunlar birkaç örnek. Kısaca sıcak olan her noktada hızla ulaşıp fotoğraflar çekiyorum. Bu fotoğraflar dünyanın önemli yayınlarında yer alıyor.



    YANGIN UYUMUYOR SİZ DE UYUMUYORSUNUZ

    Alevlerin, Marmaris’in birçok yerinde bir anda nasıl yayıldığına tanık oldum. İlk defa bu kadar büyük bir yangında görev yapıyordum. Hava sıcaklığı alevlerin sıcaklığı ile birleşince çalışma şartları daha da zorlaşıyor. Engebeli arazilere tırmanmak coğrafi bir zorlukken üzerine yangının gece de devam etmesiyle uykusuz görev yapmanın güçlüğü ekleniyor. Sonuçta yangın uyumuyor, sizde uyumuyorsunuz. Bazen rüzgâr terse döndüğü anda alevlerin arasında kalma riski var ki pek çok meslektaşım benzeri tehlikeleri yaşadı. Tetikte olmanız gereken bir iş orman yangınları. En acısıysa ormanların gözünüzün önünde küle dönmesini izlemek oluyordu.



    ATEŞİ SÖNDÜREN SU İNSANLARI ÖLDÜRDÜ

    Orman yangınından Kastamonu’daki sel felaketine gittim. Oraya gittiğimde Bozkurt ilçesinin komple sular altında kaldığını gördüm. Evler, iş yerleri, eşyalar ve araçlar her şey çamurla kaplıydı. Marmaris’teki yangın takibinden direkt sel felaketine geçmek ise bazen işimizin ne kadar da zor olduğunu gösteriyor. Suyun hem ateşi söndürdüğünü hem de insanları öldürdüğüne tanık oldum ve hepsini 15 günün içerisinde yaşadım. Çalışma koşulları orada da zorluydu. Çünkü her bölgeye araçla gidilemiyor her yer sel sularıyla, çamur ve balçıkla kaplı yürümek bile güçtü. İlk başlarda telefon hatları çalışmıyordu. Elektrik günlerce kesikti. Sular akmıyordu. Bir ilçe yerle bir olmuş kalacak yer bile yoktu. İlk günleri arabada geçirdik. Orada konuyu daha net anlatabilmek için teknolojiden yararlanarak drone ağırlıklı çalıştım. Karadan ulaşamayacağınız birçok noktaya teknolojiyi kullanarak fotoğraflamak bir şanstı.



    MOTİVASYONUM FOTOĞRAF ÇEKTİĞİM O AN

    Farklı coğrafyalarda, sıcak haberler izliyorum. Dolayısıyla her nokta için farklı hazırlıklar olsa da temel ekipmanımı hep hazır tutmaya çabalıyorum. Çantam hep yanımdadır ve pasaportumu hep çantamda taşırım. Ajans foto muhabiriyim ve sabah evden çıkarken o günün akşamı nereye gideceğimi bilmeden yola koyuluyorum. Bir bölgeye giderken genelde oranın hava şartlarına uygun şekilde ve rahat olacak şekilde giyinirim. Çünkü çalışma koşullarımız konforlu giyinmeyi gerektiriyor. Savaş bölgelerine giderken ayrı bir hazırlık gerekiyor. Çünkü bu alan diğerlerinden çok farklı, hayati riski var en başta. En son Azerbaycan’da Karabağ savaşında Terter şehrinde görev yapıyorduk. Her gün bulunduğumuz yere yüzlerce roket düşüyordu. İşimizi yapıyorduk ama hayatta kalmak en büyük görevimizdi. Dolayısıyla bu tür noktalar ayrı bir hazırlık gerektiriyor. Fotoğraf çekmek benim mesleğim ama başarı, o fotoğrafı yaşamak ve o heyecanı hissetmek, zevk almak yaptığın işten. Bence bunlar fotoğrafı oluşturuyor. Benim de motivasyonumu aldığım şey o an çektiğim fotoğraf.”



    İSMAİL COŞKUN KİMDİR?

    1990’da Adana’da doğdu. 2012’de foto muhabiri olarak İhlas Haber Ajansı’nda mesleğe adım attı. Türkiye gündemine damga vuran olaylarda çektiği fotoğrafları The New York Times, Washington Post, The Guardian gibi dünyanın en çok satan gazetelerinin manşetlerinde yer aldı. Çektiği fotoğraflar, dünyanın önemli dergilerinde de yer buldu. Irak, Suriye Azerbaycan Karabağ savaşı gibi sıcak bölgelerdeki savaşların yanı sıra Bangladeş, Somali, Kenya gibi zorlu coğrafyalarda görev yaptı. Sellerden toplumsal olaylara, uluslararası spor organizasyonlarından şov dünyasına kadar uzanan geniş yelpazede fotoğraflar çekti. Meslek hayatına birçok ödül sığdıran İsmail Coşkun, İhlas Haber Ajansı’nda foto muhabiri olarak görevine devam ediyor.

    Yazının devamı...

    Deplasmanda doğan fotoğraf aşkı

    Fotoğraf camiası ne kadar büyük olsa da hepimiz birbirimizi tanırız. Bazen hiç karşılaşmayız ama isimlerimizi ve işlerimizi biliriz. Bazense hiç bir araya gelmediğimiz fotoğrafçılarla yaptığımız işlerin farkındalığıyla uzaktan uzağa arkadaş oluruz. Seymen Bozaslan da benim için öyle. Hiç yüz yüze gelmedik ama yalnızca bu yıl içinde herhalde en az on kez telefonla sohbet ettik.
    Seymen Bozaslan’la birkez daha telefon sohbeti yaptım ancak bu kez sizler için onun hikâyesini ve son kitabını konuştuk. Ve işte anlattıkları:



    NATİONAL GEOGRAPHİC’TEN ARADILAR

    “11 yıl futbol hakemliği yaptım. Bu sayede Türkiye’nin dört bir yanına seyahat imkânım oldu. Her deplasmana bir gün önce gidip, oranın yemeğini, kültürünü tanımaya çalışıyordum. Bu yolculuklar sırasında gelişen teknolojinin nimeti mobil telefonlarla fotoğraflar çekiyordum. Kısaca fotoğraf hikâyem, ilk olarak mobil telefonla başladı. 2015 yılıydı... Arkadaşlarımla gittiğim Hollanda seyahati sırasında Amsterdam’dan bir fotoğrafı Instagram’da paylaşmıştım. National Geographic’ten arayıp dergide kullanmak üzere fotoğrafı istediler. Çok heyecanlandım tabii. O yayınlanan kare beni fotoğraf üzerine inanılmaz motive etti. Fotoğrafçılığa ilgim arttı.



    FARKLI GAZETELERDEN TEKLİFLER ALDIM

    Sürekli seyahat edip, blog sayfamda deneyimlerimi yazıyordum. Görsel kullanınca daha etkili olacağını düşünerek fotoğrafı yazılarımın ana unsuru haline getirdim. National Geographic’ten sonra farklı gazetelerden teklifler almaya başladım. Ulusal gazetelerin seyahat eklerine, dergilere yazılar yazmaya başladım. Her yeni yayın bir sonraki yayına referans oldu. Bir dergi veya gazetede fotoğraflarım ve yazılarım yayınlanınca yenisi için teklif aldım. 2015 yılından bu yana ulusal anlamda yazı ve fotoğraflarım yayınlanıyor.



    KİTAPTAN VE YOUTUBE’DAN ÖĞRENDİM

    İlk fotoğraf makinemle birlikte Mustafa Seven’in sokak fotoğrafçılığı kitabını aldım. Hem o kitaptan hem de YouTube videolarından fotoğraf makinesini ve fotoğrafı öğrenmeye çabaladım. Sokak fotoğrafçılığına yöneldim. En önemli seyahat envanterim fotoğraf makinesi oldu. Seyahat ettikçe fotoğraf çektim, çektikçe kendimi ve lensleri geliştirdim. Sonrasında teknoloji gelişti, fotoğraf için drone kullanmaya başladım. 2015 yılından bu yana fotoğrafla, 2019 yılından bu yana da drone fotoğraflarıyla ilgileniyorum.



    FARKLI ŞEHİRLERDE 71 İNSAN HİKÂYESİ

    “İçinden Yol Geçen Hayatlar” isimli ilk kitabımı yazarken dünyaya kendi adıma bir eser bırakmak istedim. Yolculuklarımda tanıştığım insanların hayatlarını yazdım. Farklı şehirlerde 71 insanın hikâyesini ve kısıtlı imkânlarla elde ettikleri başarı yazdım. Devamını yapmak istedim ancak pandemi yayılınca insanlarla görüşmenin bana da onlara da sorun teşkil edeceğine inandım. Sonra National Geographic’in ölmeden önce görülmesi gereken yerlerle ilgili bir kitabını gördüm. Türkiye’de böyle bir eseri hayata geçirmeye karar verdim.



    AMACIM GİZLİ CENNETLERİ GÖSTERMEKTİ

    Kitabın yazımı üç ay kadar sürdü. Seyahat notlarım işi kolaylaştırdı. 81 ilden 270 yerin fotoğraflarının çekimi ise bir buçuk yılda tamamlandı. Bu seyahatler bazen araçla iki hafta bazen de 40 gün devam ediyordu. Daha önce birçok kenti gezdiğim için kitaba fotoğraf çekmek amacıyla çıktığım bu yolculuklarda hedef odaklı gittim. Baştan giderken nereyi fotoğraflayacağımı biliyordum. Bu kitabı yaparken bir amacım ise hem ülkemizin antik kentlerini hem de doğasıyla ün salmış kimi bilinen kimi ise gizli cennetlerini göstermekti. Diğer bir amacımsa seyahat edeceklere ilham olmaktı. Ben çalışan biri olarak 81 ili gezebiliyorsam birçok genç bunu yapabilir. Kitapta eminim ki Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinde kaybolma hissini yakalayacaksınız. Keyifle okumanızı ve yeni rotalarınıza ilham vermesini dilerim.”



    TAVSİYELER İÇİN 'ŞEHİRDE MUTLAKA'

    Seymen Bozaslan’ın kaleme aldığı 81 şehirden 270 destinasyonu içeren “Ölmeden Önce Türkiye’de Görülmesi Gereken Yerler”, Altın Kitaplar etiketiyle raflarda yerini aldı. Kitabın hazırlık aşamalarında çekilen ve Türkiye’nin birbirinden güzel manzaralarından oluşan videolar da kitaptaki QR kodla görüntülenebiliyor. Kültürel mirası ve tarihi dokusuyla dünyanın en nadide coğrafyalarından biri olan Türkiye’nin her şehrinden etkileyici manzaraların yer aldığı “Ölmeden Önce Türkiye’de Görülmesi Gereken Yerler”de, popüler bölgelerin yanı sıra unutulmaya yüz tutmuş ve keşfedilmemiş noktalar da yer alıyor. Kitapta, o şehri ziyaret etmeyi düşünenler için “Şehirde Mutlaka” adlı bölümlerde deneyimler ve tavsiyeler de var. Arka kapağında Sunay Akın, Coşkun Aral ve Saffet Emre Tonguç gibi duayen isimlerin referansını taşıyan 336 sayfalık kitapta, 300’ün üzerinde fotoğraf yer alıyor.



    SEYMEN BOZASLAN KİMDİR?

    1987’de İstanbul’da doğan Seymen Bozaslan, Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Pazarlama ve Marka Yönetimi üzerine yüksek lisans eğitimi aldı. Dünyada 56 ülke ve 250’den fazla şehri keşfetme imkânı buldu, Türkiye’nin 81 ilinin her birini en az iki kez gezdi. Hürriyet Seyahat, Pegasus Magazine, THY Skylife, Sözcü Seyahat, Onedio, GezginFoto gibi birçok ulusal mecrada seyahat yazı ve fotoğrafları yayınlandı. Profesyonel anlamda fotoğrafçılık ve drone fotoğrafçılığı ile de ilgileniyor. İlk kitabı “İçinden Yol Geçen Hayatlar”ın ardından geçen günlerde de “Ölmeden Önce Türkiye’de Görülmesi Gereken Yerler/81 Şehirde 270 Destinasyon” adlı kitabı yayınlandı.

    Yazının devamı...

    Tanık olduğum en büyük dehşet



    Tarihe “Büyük Manavgat Yangını” olarak geçecek olan Antalya’daki yangında görev yapan Demirören haber Ajansı(DHA) foto muhabiri İbrahim Laleli de bu isimlerden biri. Meslekte yıllarca birlikte görev yaptığım ve mesleğinin ilk yıllarından bu yana başarılarına yakından tanık olduğum sevgili dostum İbrahim Laleli’yle hem “Tanık olduğum en büyük dehşet” dediği Manavgat’taki orman yangınını hem de ödüllerle dolu meslek hayatına nasıl başladığını konuştuk.



    MASADA KALAN FİLMLERLE HAYATIM DEĞİŞTİ

    “Gazeteciliğe ve foto muhabirliğine başlama hikâyem aslında bir arkadaşlık hikâyesi. Gazeteciliği seçen çocukluk arkadaşlarım ve onların çevresiyle tanıştığım gazetecilerin de etkisiyle bu mesleği yapmak istiyordum, ama mesleğe başlamam tamamen şans oldu. Arkadaşlarımdan dolayı fotoğrafa uzak değildim. Ama amatör bile olamayacak kadar da uzaktım. Bir gün Antalya Kaleiçi’nde arkadaşlarla gezerken Göksel Yapar’ın makinesi ile fotoğraflar çektim. O zamanlar Göksel, Antalya’daki yerel gazete Atılım’da çalışıyordu. Onun makinesinden çıkan filmleri, fotoğraf editörü film masasında görünce Göksel’i çağırıp beğendiğini söylemiş. O da ‘Ben değil arkadaşım çekti’ demiş. Gazetenin yöneticilerinden Deniz Akgün, yaşımı, işimi sormuş ve ‘Bir iki ay oyalansın, onu bize alalım, işi öğretelim’ demiş. Tam da bu sırada Milliyet Gazetesi için şoförlü bir araba arandığını duyunca, o bir-iki aylık boşluğu geçirmek için bu işe girdim. İstediğim bir iş değildi ama mesleği yakından tanımak istedim. Aradan kısa süre geçti, Atılım’dan beklediğim telefon geldi. Böylece 1997’nin mart ayında hep yapmak isteğim gazeteciliğe başlamış oldum. Yani özetle arkadaşımın masada kalan o filmleri ile hayatım değişti. Atılım’da kısa süre geçmişti ki Hürriyet Gazetesi’nden istihbarat şefi Mustafa Yiğit aradı, magazin sayfası için beni çağırdı. 1998’in ağustos ayı itibarıyla da Hürriyet Haber Haber Ajansı’na bugünkü adıyla Demirören Haber Ajansı’na(DHA) başladım. O dönem temsilcimiz Dursun Gündoğdu, fotoğraflarımı görünce fotoğraf ağırlıklı çalışmamı istedi ve şirketin dijital makinesini de bana zimmetledi. Asıl fotoğraf hikâyesi o andan sonra başladı. Gazete beni foto muhabiri olarak yetiştirdi. Alaylı yetiştim. Çalıştığım gazetedeki ustalarımdan, dışarıda çalıştığım meslektaşlarımdan çok şey öğrendim. Onları rakip görmedim, hep dost-arkadaş hatta bir usta gibi gördüm.”



    ANTALYA’DAKİ BU ZENGİNLİĞİ FOTOĞRAFLARIMA YANSITIYORUM

    İbrahim Laleli, yaşadığı ve mesleğini yaptığı kent olan Antalya’yı ise özetle şöyle anlatıyor:
    “Bu işi Antalya’da yaptığım için şanslıyım. Öncelikle Türkiye’de turizmin merkezi, bununla birlikte birçok uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Kampları ve spor organizasyonlarıyla sporun, Altın Portakal ve Aspendos Opera Bale Festivali ile sanat etkinliklerinin merkezi. Ve daha modanın hatta siyasetin de öne çıkan adresi. Türkiye’de komşu iline en uzak şehir de Antalya. Böyle olunca, doğal afet de orman yangınları da mesleki konusu oluyor. Benim fotoğraflarımın güçlü olması ve beğenilmesinin sebebi de bu geniş yelpaze. Çok farklı disiplinlerde fotoğraf çekip, bu zenginliği fotoğraflarıma yansıtıyorum. Bir magazin fotoğrafındaki estetik bakış açısını, bir spor fotoğrafındaki teknik ve seri yaklaşımı farkında olmadan çektiğim sokak fotoğrafında hissediyorum.”



    TECRÜBEMİZ BİRÇOK YERDE HAYATIMIZI KURTARDI

    Meslektaşım İbrahim Laleli, Manavgat’taki büyük yangının ilk anlarından itibarın bölgeden bir saniye bile ayrılmadan görev yaptı. Fotoğrafları sadece Türkiye’de değil dünyada da ses getirdi. Yangın boyunca yaşadıklarını ise şöyle aktarıyor:
    “Yaşadığımız coğrafya nedeniyle sık sık orman yangınlarında görev yaptım. Bu anlamda oldukça tecrübeliyim ama Büyük Manavgat Yangını benim tecrübemden çok daha öteydi. Tanık olduğum en büyük dehşetti. Yangının ilk anından son dakikasına aralıksız fotoğraf çektim. Bir bölgeye girdiğimiz an, sanki savaş alanına girmiş gibiydik. Yıkılan evler, yanan canlıların bedenleri, bir tarafta devam eden yangınlar, havada ağır bir duman, yanan evlerdeki plastiklerle siyah zehirli hale gelen dumanlar... Tarif edemem. Tişörtümü ıslatıp, ağzıma burnuma sararak görev yapmaya çalıştım. Kimi zaman o kadar çok duman oluyordu ki yaşaran gözlerimle objektifi doğrultup bakmadan, görmeden fotoğraf çekiyordum. Yangın bölgeleri tehlikeli biliyorum ama bu yangın hükmettiği alanla çok daha hızlı etki gösteriyordu. Tecrübemiz birçok yerde hayatımızı kurtardı. Büyük Manavgat Yangını sırasında sahip olduğumuz drone’ları da etkin şekilde kullandık. Bu yangınların haberleştirilmesinde belki de ilk kez drone’lar bu kadar önemli rol oynadı. Meslektaşlarım adına söyleyebilirim ki foto muhabirlerinin kendilerine ve teknolojiye olan adaptasyonlarının başarısı gözler önüne serildi.”



    İBRAHİM LALELİ KİMDİR?

    1979’da Antalya’da doğdu. Meslek hayatına 1997’de Antalya’daki yerel gazete Atılım’da başladı. 1998’de bugün Demirören Haber Ajansı(DHA) olan Hürriyet Haber Ajansı’na(HHA) geçti. 2000’de çalışmaya başladığı Star Gazetesi’nden 2002’de yeniden DHA Antalya Bürosu’na dönüş yaptı. Bugün halen DHA Antalya Bürosu’nda foto muhabiri olarak meslek hayatını sürdüren İbrahim Laleli, evli ve 7 yaşında Poyraz isimli bir erkek çocuk sahibi. İbrahim Laleli, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği(TFMD), Türkiye Spor Yazarları Derneği(TSYD) ve Antalya Gazeteciler Cemiyeti(AGC) üyesi. TFMD’nin düzenlediği Yılın Basın Fotoğrafları Yarışmaları’nda 2002, 2004, 2005, 2009, 2013, 2015 ve 2017 yıllarında farklı dallarda ödüller kazanan İbrahim Laleli’nin meslek örgütlerinden ve fotoğraf yarışmalarından yüzün üzerinde ödülü bulunuyor.



     

    Yazının devamı...

    Çektiği fotoğrafı milyonlar paylaştı



    USTA ÇIRAK İLİŞKİSİYLE BAŞLADIM


    “Mesleğe lise yıllarında usta çırak ilişkisiyle başladım. Lise yıllarında internet sayfalarına küçük küçük haberler yapıyor, amatör de olsa fotoğraflar çekiyordum. Ankara’da 2011’de Voleybol Yıldız Erkekler Avrupa Şampiyonası’nı takip etmek için mail attım, aradım. Bu konuda ısrarıma o zaman Voleybol Federasyonu’ndaki basın sorumlusu Hasan Kulaç olumlu yanıt verdi ve maçlara akreditasyonumu yaptı. Benim ilgimi gören Hasan ağabeyle diyaloğumuz hiç kopmadı. Usta çırak ilişkimiz de böyle başladı. Aynı yıl Türkiye Yıldız Kızlar Avrupa Şampiyonası’nda gönüllü olarak fotoğraf çektim. Yaptığım her işi Hasan ağabeye gösteriyor, onun yönlendirmeleriyle kendimi geliştirmeye çabalıyordum. 2012’de Türkiye, Genç Kızlar Dünya Şampiyonası’na ev sahipliği yaptı. Organizasyon 2 ayrı salonda Ankara’da düzenleniyordu, ben Ankara Spor Salonu’nda fotoğraflar çektim. Bu benim için mihenk taşı bir başlangıç oldu. Sonrasında 2013 Başkent Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü kazandım ve okulu da üçüncülükle bitirdim.



    FIVB TÜRKİYE RESMİ FOTO MUHABİRİ

    Üniversite okuduğum dönemde de fotoğraflar çekiyordum sürekli, özellikle de voleybol. 2017’ye kadar Türkiye Voleybol Federasyonu’nda serbest (freelance) fotoğrafçı olarak görev yaptım. 2017’de ise Mehmet Akif Üstündağ başkan seçilince federasyonun resmi fotoğrafçısı olarak göreve başladım. Türkiye’nin yanı sıra kamplar ve maçlar için A milli takımlarımızla İsrail, Macaristan, Beyaz Rusya, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde de görev yaptım. Uluslararası organizasyonları Uluslararası Voleybol Federasyonu’nun adına da fotoğraflıyoruz. 2018’de Avrupa Voleybol Konfederasyonu (CEV) tarafından fotoğraf editör üyeliğine yükseltildim, 2019’dan bu yana ise Uluslararası Voleybol Federasyonu (FIVB) Türkiye resmi foto muhabiri olarak görev almaya başladım. Uluslararası organizasyonlarda çektiğiniz fotoğraflar bir süzgeçten geçerek, editör onayı ile dünyaya servis ediliyor. Bu yetkilendirmelerle uluslararası organizasyonlarda editör onayı olmadan ben fotoğraf yayınlayabiliyorum, bu Türkiye adına çok önemli bir kazanım.



    HIZLI KARAR VERMENİZ GEREKİYOR

    Voleybol maçını fotoğraflamak kolay değil. Her spor dalındaki gibi hızlı karar vermeniz gerekiyor. Fotoğraflara yansıyan sert smaçları fotoğraflamak hiç kolay değil. Her maç aynı tempoda aynı özellikle de olmuyor. Bir maç 5 sete gidiyorsa son setlerde detaylara odaklanabiliyoruz. Ama hızlı ve kısa süren setlerde daha hızlı olmamız gerekiyor. Uluslararası maçlarda milli takımdaki oyuncularını ligde de takip etmenin avantajlarını çok yaşıyorum. Oyuncunun ne yapacağını nereye vuracağını sezebiliyorum. Plaj voleybolunda kuma odaklanıyorsam, kar voleybolunda kara odaklanıyorum. Her maçta senaryo üzerine hareket ediyoruz. Takımların salona gelişleri, soyunma odası hazırlıkları, ısınmaları, maçlar, bunların kriterleri var. Maçtan 20 dakika önce takımın hazırlıklarının servis edilmesi gerekiyor. Maçta belli periyotlarla fotoğraf altları hazır şekilde yayınlanması, bir takımın 5 hücum fotoğrafı varsa diğerinin de 5 hücum fotoğrafı olmalı mesela. İlk set bitmeden mutlaka fotoğraf yayınlamalıyız.”



    İŞTE O FOTOĞRAFIN HİKÂYESİ

    Mert Bülent Uçma, sosyal medyada çok konuşulan kaptan Eda Erdem’in fotoğrafının hikâyesini anlatırken Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılan 2019 Kadınlar Avrupa Şampiyonası’nın başarısını “Sportif ve idari yönlerden aylarca süren bir emek vardı. Meslek hayatım boyunca görev yaptığım en özel organizasyondu” sözleriyle aktardı. Uçma, fotoğrafı şöyle anlattı; “Hırvatistan maçında kaptanımızın sevinç anında deklanşöre bastım. O kare servisi yayınlar yayınlamaz, Hırvatistan maçıyla başlayıp turnuva bitene kadar sosyal medyada kullanıcılar tarafından paylaşıldı. Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda ise Çin’i mağlup etmemizin ardından fotoğraf yeniden dolaşıma girdi. Milyonlarca kişi paylaştı. Spor severler, sanatçılar, sporcular, kamu kurum ve kuruluşları, STK’lar. Bunu yaşamak benim için büyük bir gurur oldu. Pozitif enerji sayesinde akıllarda unutulmayacak bir an bırakan Milli Takım Kaptanı’mız Eda Erdem Dündar, fotoğrafın kendisine sorulması üzerine şunları söylemişti: ‘Hırvatistan maçında saha değişimi öncesinde o çok sevdiğim tek ayak hücumumla aldığım sayı sonrası arkadaşıma, ‘işte bu’ dercesine yaptığım o anlık hareketi Mert yakalamış!’”



    MERT BÜLENT UÇMA KİMDİR?

    1993’te Ankara’da doğan Mert Bülent Uçma, 2015’te Başkent Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü’nden derece ile mezun oldu. 2011’de mesleğe alaylı olarak dönemin Türkiye Voleybol Federasyonu’nda gönüllü olarak başladı. 10 yıldır Voleybol Federasyonu altında erkek ve kadın milli takımların yanı sıra plaj voleybolu ile kar voleybolu organizasyonlarında görevini sürdürüyor. Avrupa Voleybol Konfederasyonu (CEV) tarafından 2018’de fotoğrafçı üyeliği editör üyeliğine yükseltilerek Türkiye’den servis ettiği uluslararası karşılaşmaların fotoğraflarını doğrudan yayına almaya yetkili yapıldı. 2019’dan itibaren Uluslararası Voleybol Federasyonu (FIVB) tarafından Türkiye resmi foto muhabiri olarak görev almaya başladı. Atatürk Üniversitesi Acil Durum ve Afet Yönetimi Bölümü’nde öğrenim hayatını sürdürürken, özel bir dernekte Arama ve Kurtarma Gönüllüsü olarak görev yapıyor.



    Yazının devamı...

    Vizörde COVID-19 kahramanları

    Afyonkarahisar’da gazetecilik hayatını sürdüren Ömer Mazi, geçtiğimiz günlerde sağlık çalışanlarının çabalarını, açtığı ‘COVID-19 Kahramanları’ sergisindeki 78 fotoğrafla yaşadığı kente aktardı. Ömer Mazi ile mesleğini ve sergisini konuştuk:

    GAZETECİLİK ÇOCUKLUK HAYALİMDİ

    “Çocukluktan bu yana ilkokul hayatım gazeteci olmaktı. Ama elbette hayat farklı noktalara sürükleyebiliyor insanı. Gençlik yıllarında turizm sektöründe yıldızlı otellerde 5 yıl farklı pozisyonlarda çalıştıktan sonra hayal ettiğim işi yapmak için anlık bir kararla her şeyi geride bıraktım. Ailem Antalya Manavgat’ta yaşıyordu. Manavgat’ta yerel bir televizyon kanalında işe başladım, 1994 yılıydı. Muhabir olarak başlamışken kısa süre sonra orada ana haber sunmaya, programlar hazırlamaya başlamıştım. Böylece mesleğe ilk adımımı attım. 2 yıl sonra Akdeniz’de yayınlanan bölgesel gazete Atılım’ın Manavgat muhabiri oldum.

    PROJE HAYATA GEÇMEDİ BEN KALDIM

    1996’da Sabah Gazetesi’nde Manavgat muhabiri olarak başlamıştım ki iki ay geçmeden beni Antalya’ya çağırdılar. Ve meslekte Antalya macerası başladı. 13 yıl Sabah Gazetesi’nde görev yaptım. Bu 13 yılın 10 yılında fiilen çalıştım. 2006’da Isparta Belediyesi’nde basın müdürü olarak çalışmaya başladım. O dönemde de üç yıl boyunca yine yazılarım Sabah’ta yayınlanmaya devam etti. Bir yıl Hürriyet Gazetesi’nde röportajlar yaptım, Cumhuriyet Gazetesi’nde haberlerim yayınlandı. 2010’da Afyonkarahisar’dan teklif aldım. Bir bölge gazetesi ve televizyonu kurulacaktı. Bu ekibin başında olacaktım, proje hayata geçmedi ama Afyonkarahisar’da gittiğimde kendi dergim CafeLife’ı çıkarmaya başlamıştım. Dolayısıyla Afyonkarahisar’da kaldım. Bugün dergi, Afyon’un yanı sıra Eskişehir, Kütahya ve Uşak’ta da yayınlanan aylık yayın haline geldi. Bu başarı yeni dergi projeleri için tercih edilmeme sebep oldu. Farklı kurumlara da dergiler yapıyorum.

    BAŞARI İÇİN DONANIMLI OLUNMALI

    Bu arada kitaplar da yazdım. Yayınlanan ‘14 Şubat’, ‘153. Sokak’ ve ‘Son Kale Ben Atatürk Kadınıyım’ isimli üç kitabım var. Bunların yanı sıra yayına hazırladığım üç kitabım daha var. Gazetecilik mesleğinde özellikle bölgede çalışıyorsanız her şeyi yapıyorsunuz. Başarı için kendinizi daha donanımlı hale getirmeniz gerekiyor. Fotoğraf ise bu işin temeli. Fotoğraf dalında mesleki derneklerden aldığım birçok ödülüm var. Pandemi tüm dünyayı etkisi altına alınca en büyük zorluğu sağlık çalışanları çekti. Etrafımda doktorundan hemşiresine yakın tanıdığım birçok sağlık çalışanı bu mücadeleleri sırasında hastalığa yakalandı. Dergimde haberlerle bu çabayı aktarmaya çalıştım. Ama ‘nasıl bu çabayı daha fazla gösterebilirim?’ düşüncesiyle fotoğraf sergi için yola çıktım. Amacım ambulans ekibinden ilk tanıyı koyan doktora, servisten yoğun bakıma kadar her noktayı fotoğraflara taşımaktı. Hastanede üç gün aralıksız fotoğraflar çektim. Onların çalışmalarına ve çabalarına da tanık oldum. Ve yaşadığım kentte tanıdığım tanımadığım sağlıkçılara en anlamlı şekilde teşekkür etmek istedim.”

    EMPATİ YAPTI, KORUYUCU KIYAFET GİYDİ

    Ömer Mazi’nin fotoğraf sergisi Afyonkarahisar’da DoobleTree By Hilton Otel ve Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nde açıldı. Sergide Afyonkarahisar Devlet Hastanesi COVID-19 servisinde görev yapan doktor, hemşire, hasta bakıcı olmak üzere serviste görev yapan sağlık çalışanlarının 24 saati fotoğraflarla anlatıldı. Hastane çalışanlarının zorlu sürecin gözler önüne serildiği sergide 78 fotoğraf yer aldı. Serginin açılış konuşmasını Mazi, sağlıkçıların giydiği koruyucu kıyafetlerle yaptı. Sokakta çarşıda dolaşan insanların “Maskelerden nefes alamıyoruz, hayatımız kısıtlanıyor” gibi sözlerini eleştiren Ömer Mazi, şunları söyledi: “Oysa sağlık çalışanlarımız bu kıyafeti görevleri esnasında hiç çıkarmadan 8-9 saat giyiyorlar. Ben de empati yapmak için bu kıyafetin içinde sağlık çalışanlarımızın neler çektiklerini, nasıl çalıştıklarını anlamak için giydim. Salgının ilk gününden bu yana sağlık çalışanlarımız canla başla mücadele etti, etmeye de devam ediyor. Yüzlerce insanın yeniden sağlıklarına kavuşup aramıza dönmelerini sağladılar. Sağlık çalışanlarımızın kahramanca mücadele ettiklerini gördük. Bazen günlerce evine gitmeyerek eşinden, çocuklarından ve sevdikleriyle bir araya gelemediler. Bu yüzden sağlık çalışanlarımız ‘Kahraman’ ifadesini sonuna kadar hak ediyor.”

    ÖMER MAZİ KİMDİR?

    Osmaniye’de 1970’te dünyaya gelen Ömer Mazi’nin çocukluk yılları, Antalya’nın Manavgat ilçesinde geçti. Mazi, 1987 ile 1993 yılları arası turizm sektöründe çalıştı. 1994’te çocukluk hayali olan gazeteciliğe başladı. 1996 ile 2009 arası Sabah Gazetesi Antalya ofisinde muhabir ve köşe yazarı olarak çalışan Mazi’nin Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerinde haberleri yayınlandı. ‘14 Şubat’, ‘153. Sokak’ ve ‘Son Kale Ben Atatürk Kadınıyım’ isimli üç kitabı bulunan Mazi’nin meslek hayatı boyunca aldığı birçok ödül var.

    Yazının devamı...

    Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı



    Diane Arbus’dan etkilenip sıra dışı bir şekilde fotoğrafa tutkuyla sarılan Dilan Bozyel, “Fotoğrafa adanmış hayatları yaşayanlar kendi özel hayatlarını yaşayamıyor. Ailemizi bile geri planda bırakmak zorunda kaldığımız anlar oluyor. Önceliğimiz her zaman fotoğraf” derken, erkek egemen bir meslekte erkek meslektaşlarından destek ve saygı gördüğünü söyledi.
    İşte size hayatı ve fotoğraf üzerine gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbette Dilan Bozyel’in anlattıkları:



    KARANTİNADA FOTOĞRAFI KEŞFETTİM

    “Fotoğrafın hayatıma girişi farklı bir hikâye barındırıyor. Yeditepe Üniversitesi’nde İngilizce İşletme okuyordum. Müzik dergilerine yazılar yazıyordum ama fotoğrafçılık aklımda yoktu. 20 yaşında ağır sağlık sorunları ve bunun getirdiği bir depresyon yaşadım, okulu da bıraktım. Verem yüzünden 21 yaşında 1 yıl tedavi gördüm, uzun süre karantinada kaldım. O süreçte sanat eserlerini ve sanatçıları inceliyordum. Karantina sebebiyle kimseyle görüşemiyordum. Kitaplardaki sanatçılar, arkadaşım gibiydi. Ve incelediğim sanatçılardan biri Diane Arbus oldu. Diane Arbus’un fotoğraflarını gördüm ve vuruldum. Hayatını inceledim, bir kadın nasıl böyle bir güzellik dayatmasına karşı çıkarken gerçekliği ile toplumun önüne cesaretle çıkar şaşırdım. Fotoğraf çekebilmek için varlıklı hayatını, eşini ve iki çocuğunu terk ettiğini okudum. Kaldığım odanın içinde tek başıma şunu düşündüm, ‘Nasıl bir meslek bu kadar tutkulu olur ve bir insan bu tutkuyla her şeyi geride bırakabilir?’ Bu, dönüm noktası oldu ve fotoğrafçılığın tılsımı beni büyüledi.



    OTOPORTRELERİMLE LONDRA’DA BURSLU OKUDUM

    Fotoğrafçıların, ressamların hayatlarını okudum, otoportrelerini incelemeye başladım. Ablamın bir eski makinesi vardı. Her gün ilaç saatinde kendi otoportrelerimi çekmeye başladım. Fotoğraflarla kendi iyileşme sürecimi belgelerken, fotoğraf çekmenin beni iyileştirdiğini gördüm. Hatta ruhsal olarak da iyileştirdiğini gördüm. Rahmetli anneannem Halide Baştuğ Londra’daydı. Beni çağırdı. İyileşme sürecindeki otoportrelerimi hikâyesini de yazarak Londra’da bir akademiye gönderdim ve 3 yıllık bir eğitim programına burslu olarak kabul edildim. Fotoğrafçılık ve sanat yönetimi okudum. Okulun ikinci haftasında akademideki fotoğraf eğitmenim bende ışık gördüğünü söyleyerek asistanlık teklif etti. Bir anda profesyonel işlerde asistanlık yapmaya başladım. Okul çıkışlarında harçlığımı çıkarmak için konser çekimleri gibi etkinlikleri fotoğraflamaya başladım. Londra’da Vice Magazine benimle çalışmak istedi. Derken Londra’da müzisyenlerin albüm fotoğraflarını ve dergi fotoğraflarını çeker oldum.



    SOKAK ÇOCUKLARINA FOTOĞRAF EĞİTİMİ VERDİM

    Okul bitince de bir süre orada çalıştım. Ama Türkiye’den teklifler gelince ülkeme döndüm, gazete ve dergilere çalışmaya başladım. Reklam çekimleri ve kendim belgesel çekimleri yapmaya başladım. Diyarbakırlıyım, doğduğum kentteki sokak çocuklarına fotoğraf eğitimleri verdim. Doğudan batıya fotoğraf eğitimleri vermeyi sürdürüyorum. Portre çekimleri, reklam çekimleri yapıyorum, kitap, sergi ve bağımsız sanat alanında projelerim var. Fotoğraf hikâyeleri yazıyorum.



    PORTRE ÇEKMEDEN ÖNCE KİŞİYİ TANIYORUM

    Porte fotoğrafçısı olarak tanınsam da portrelerimi belgesel portre olarak tanımlayabiliriz. Porte çekimlerinde ise kişiyi çok araştırıyorum. Sosyal medya hesaplarını bile inceliyor, kendilerini aynada nasıl gördüklerine bakıyorum. İnsanın kendini tanıdığı aynada kendini gördüğü halinin en doğru kare olduğuna inanıyorum. Çekimden önce sohbet edip, beden dilini, yüzünü inceliyorum. Çok yönlendirmek yerine ruh haline uygun müzik dinletiyorum, melankonik bir haliyle çekmek istiyorsam sevdiği bir şiiri okumasını istiyorum örneğin. Kısaca fotoğraf çekmeden önce de çekerken de önce portresini çektiğim kişiyi tanıyor, yakınlaşıyorum.



    ERKEK MESLEKTAŞLARIMDAN SAYGI VE DESTEK GÖRDÜM

    Erkek egemen bir meslek grubunda çalışıyorum. Ama ben bunun zorluğunu yaşamadım. Her zaman erkek meslektaşlarımdan saygı ve destek gördüm, meslektaşlarım benim cinsiyetimi değil, işimi önceledi. Foto muhabiriyseniz, erkek de kadın da olsanız çok acılara tanık oluyorsunuz. Bunlara tanık olan foto muhabirleri küçük dünya hesapları içerisinde değil. Erkek ya da kadın, fotoğrafa adanmış hayatları yaşayanlar kendi özel hayatlarını yaşayamıyor. Sürekli kamera sırtımızda, sürekli yolculuklar, ailemizi bile geri planda bırakmak zorunda kaldığımız anlar oluyor. Önceliğimiz her zaman fotoğraf oluyor. Meslekte bundan önce de şu anki konumumu hayal etmemiştim. Bundan sonra da bu işi yapıyorsam dünyaya daha ne kadar dokunabilirim, bunu amaç edindim hayatıma. Bizler işlerini paylaşan insanlar olarak alkış almayı seviyoruz elbette. Ama alkışlardan çok, iyi insan olmayı, kendi kendimi aşmayı önceliyorum.



    DİLAN BOZYEL KİMDİR?

    1985 yılında Diyarbakır’da doğan Dilan Bozyel, İstanbul’da işletme eğitimi aldığı yıllarda müzik dergilerinde röportajları yayınlanmaya başladı. Londra’da fotoğraf ve sanat akademisinde eğitim gördü. Aynı dönem fotoğrafçılığın yanı sıra reklam ve pazarlama eğitimleri aldı. Vice Magazine başta olmak üzere İngiltere’de farklı kültür, sanat ve müzik dergilerine fotoğraf çekimleri yaptı. Bozyel, 2010 yılında Diesel markasının ‘Be Stupid’ kampanyasının reklam çalışmasında ismini toplumsal standart başarı kurallarını yıkarak duyurmayı başaran 50 genç sanatçıdan biri seçilerek, markanın global reklam yüzlerinden biri oldu. Londra’daki dört yılın ardından İstanbul’a dönüş yapan Bozyel, birçok sanat, reklam ve moda dergisinin fotoğraf çekimlerini yaparak mesleğini sürdürüyor. 2017 yılında ‘Paha Biçilemez Yüzleriyle İstanbul’ fotoğraf kitabı yayımlandı. Aynı yıl, Disney ve Unicef’in sosyal sorumluluk global projesi ‘Dream Big Princess’ (#HayalleriniYaşaPrenses) için Türkiye adına seçilen kadın fotoğrafçı oldu. 2018 yılında Samsung Türkiye’nin #GerçekBen global kampanyasının dijital reklam yüzü seçildi. 2019 yılında Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nda Yılın Portre Fotoğrafı ve Portre Dalı ikincilik ödüllerini aldı. Aynı yıl 1854 Media, British Journal of Photography ve Magnum Ajansı’nın “Portrait of Humanity” isimli iki yüz fotoğraflık arşiv kitabında İstanbul’da çektiği bir kare ile yer aldı, aynı kare bu proje ile dünya tarihinde ilk kez uzayda sergilendi. Brand Week Istanbul kapsamında başarılarıyla ilham veren ve mesleğindeki başarılarıyla ülkesini temsil eden kadınların ödüllendirildiği Fark Yaratan Kadınlar 2019‘da Sanat Lideri ödülünü kazandı. Üniversiteler başta olmak üzere birçok şehirde söyleşi, seminer ve atölyeler aracılığıyla fotoğrafçılık ve sanatın günlük hayatımıza olumlu gücünü daha çok kişiye yaymaya çalışan Dilan Bozyel’in Almanya, İsveç, İngiltere, İtalya gibi ülkeler ile Türkiye’nin farklı kentlerinde karma ve kişisel sergilerde fotoğrafları sunuldu. Bozyel, 2015’ten bu yana aylık edebiyat ve kültür sanat yayını Kafa Dergisi’nde fotoğraf hikâyeleri yazıyor. Ayrıca 2019 yılından bu yana MediaCat dergisinde usta sanatçılarla yaptığı röportaj serisi yayınlanıyor. Bozyel’in ayrıca İnkılap Yayınevi tarafından yayımlanan fotoğraf ve hikâyelerinden oluşan ‘Paris - Beyrut: Mutluluk Hattı’ adlı bir kitabı bulunuyor.



    Yazının devamı...