• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Resimden fotoğrafa tutkulu geçiş



    Çektiği fotoğraf kareleriyle adeta birer tablo yaratan o usta isim, İlhan Eroğlu’ndan başkası değil. İlhan Eroğlu, bu işin sırrını, “Renk bilgisi ve kompozisyona hakim olunca, geriye yalnızca fotoğraf makinesini öğrenmek kaldı. Makinenin teknik kısmında boğulmayı çok da doğru bulmuyorum. Makinenin çalışma disiplininden çok, o makine ile ürettiğiniz iş benim açımdan daha değerli. Çektiğim fotoğrafları düzenlerken resim bilgimi kullandım ve kendi renk paletimi oluşturdum” cümlesiyle özetliyor.
    Skyroad Dergisi’nin geçen hafta düzenlediği fotoğraf yarışmasında birlikte jüri koltuğunda oturduğum İlhan Eroğlu’yla hem fotoğraf tutkusunun nasıl başladığını hem de bu tutkunun onu nasıl bir yolculuğa çıkardığını konuştuk.



    DEFTERLERİME RESİM YAPARAK GEÇTİ

    “Çocukluğumda tutkum resim yapmaktı. Ortaokul ve lise hayatım, Matematik ve Türkçe defterlerime resim yaparak geçti. Üniversite tercihimi de böyle yaptım, dolayısıyla Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunuyum. Mezun olduktan sonra tekstil işi ile uğraşmaya başladım. Kumaşlar için çok sık yurt dışına çıkıyordum. Bu dönemdeki hobim, model araba koleksiyonu yapmaktı. Evimde kurduğum küçük bir stüdyoda bu arabaların fotoğraflarını çekiyordum. Yakın arkadaşım Seçkin Yılmaz da çok sık yurt dışı gezilerine çıkıyor ve fotoğraf makinesini boynundan çıkarmıyordu. Onun izinde ben de 2010’da sahip olduğum makineyi Avrupa seyahatlerime götürmeye başladım. Fotoğrafta ilerledikçe, fotoğraf gezileri de hayatımda ağırlığını daha da hissettirdi. İlerleyen yıllarda bu gezilerim sadece fotoğraf amaçlı oldu. O kadar çok geziyordum ki dört günde beş ülke gezdiğim, ayını gün bir ülkede gün doğumu, başka bir ülkede gün batımı çektiğim oldu. Artık en büyük tutkum fotoğraf çekmekti. İnternette, sabahlara kadar gezilecek rotaları araştırırdım. Hangi gün hangi otelde kalacağım bile belli değildi. Araba kiralar yola çıkardım.



    HÜRRİYET SEYAHAT KIRILMA NOKTAM

    Resim bilgim ve eğitimimle fotoğrafta kısa sürede ilerledim. Renk bilgisi ve kompozisyona hakim olunca, geriye yalnızca fotoğraf makinesini öğrenmek kaldı. Fotoğraf makinesini çok iyi bilen fotoğrafçılar var. Sony’nin dünya elçisiyim ama makinenin teknik kısmında boğulmayı çok da doğru bulmuyorum. Makinenin çalışma disiplininden çok, o makine ile ürettiğiniz iş benim açımdan daha değerli. Çektiğim fotoğrafları düzenlerken resim bilgimi kullandım ve kendi renk paletimi oluşturdum. 2012’de Instagram’ın açılmasıyla fotoğraflarımı burada değerlendirmeye başladım. Benim için kırılma noktası ise Hürriyet Gazetesi’nin Seyahat eki oldu. Bana ait bir fotoğraf Seyahat ekinde kapak fotoğrafı olunca, çok insan beni takip etmeye başladı. Sonrasında Saffet Emre Tonguç’la tanıştım. Böylece fotoğraf, üst üste gelen gelişmelerle hayatımın odağı oldu. 2016’da Sony’nin Türkiye elçisi sonrasında ise dünya elçisi oldum. Ben henüz Türkiye’de Türk medyası tarafından tam anlamıyla keşfedilmemişken, dünyadaki birçok dergiye fotoğraf veriyordum. Hatta her ay bir-iki yabancı prestijli dergide fotoğrafım yayınlandı. İyi bir arşivim var ve bu sayede daha çok tanındım. Bugüne kadar kimseye ‘Benimle çalışır mısınız?’ demedim.



    KARAR AŞAMASINDA FOTOĞRAFI SEÇTİM

    Bu gelişmeler sonrası bir arkadaşımın ısrarı ile fotoğraf turları yapmaya başladım. Hatta ilk turumuz Endonezya oldu. 12 ila 16 kişi ile fotoğraf turu düzenliyorduk. Seçkin Yılmaz, beraber bir tur yapmayı teklif etti. Benim için asıl fotoğraf turlarının başlaması da böyle oldu. Tam anlamıyla kendi turumuzu kurduk. Müthiş ilgi gördük. Onun turizm deneyimi ile benim fotoğrafçılık bilgim birleşince, Türkiye’den yurt dışına butik bir tur haline geldik. Önceleri yılda iki-üç yurt dışı turu yapıyorduk, sonra dört-beş tura çıktı. Böyle olunca da haliyle kendi asıl işim aksadı. İki ortaklı tekstil firmam vardı ve turlar yüzünden bir karar aşamasına gelince, hobi olarak yaptığım fotoğrafı işim olarak seçtim. Çünkü tekstil işinde mutlu olsam da turlar hem eğlenceli hem de geri dönüşleri muhteşemdi. Bugün kişiye özel turdan grup seyahatlere kadar yılda 15-20 tur yapıyoruz. Kaç ülkeye gittiğimi saymadım ama 50’den fazla ülkeye gittim. Benim için sayıdan çok gittiğim ülkeyi tanımak önemli. Fransa, İtalya, İsviçre, Almanya, Patagonya, Endonezya, Fareo Adaları, Avusturya, Slovenya, Çekya, Norveç başta olmak üzere onlarca ülkeyi avucumun içi gibi biliyor, o ülkeyi ve o kültürünü yaşıyorum. Roma’ya gidince İtalya’ya gittim demiyorum. İtalya’nın en ücra köşesini bile bilirim. Birçok ülkeye o kadar çok gittim ki o ülkede bir kasabada yaşayan bile bana lokasyon soruyor. Bu da beni mutlu ediyor.”



    İLHAN EROĞLU

    * 1978’de İzmir’de dünyaya geldi ve halen İzmir’de yaşıyor.
    * Dünyaca ünlü Sony fotoğraf makinelerinin ‘Global Marka Elçisi.’
    * Fotoğrafları; National Geographic, Digital SLR Photography, Practical Photography, Digital Photo, Hürriyet, Alem, Bakka Bülten, Magma, SkyLife, Onedio, 500px gibi birçok ulusal ve uluslararası gazete, dergi, internet sitesi ve seyahat blogunda yayınlandı.
    * Birçok mecrada ‘Yılın Fotoğrafı’ ve ‘Ayın Fotoğrafı’ dereceleri aldı.
    * Merkezi New York’ta bulunan dünyanın en büyük ve en saygın fotoğraf ve ev elektroniği şirketlerinden Adorama’nın hazırladığı ‘Through The Lens’ isimli belgeselin bir bölümüne konuk oldu.
    * Birçok ulusal ve uluslararası marka ile fotoğraf çalışmaları yürütmeye devam ediyor.

    Yazının devamı...

    Gaybi’nin kitaba taşınan hikâyesi



    Kavas’ın son kitabında biyografisini eserleştirdiği Burhan Agah Özak, PTT Genel Müdürlüğü’nün çıkardığı pulların 200‘den fazlasının tasarımına imza atmış, yaşadığı dönemde Millî Piyango biletlerinin çizimlerini yapmış, fotoğrafları, resimleri, grafikleri ile iz bırakan bir isim. Sınırlı sayıda basılan bu biyografi, 168 sayfalık bir kitap.



    FOTOĞRAF VE ANKARA ÜZERİNE ÇALIŞIYOR

    Uğur Kavas, tanıdığım en yürekten Ankara sevdalılarından birisi. Başkent üzerine araştırmalar yapıyor, kitaplar yazıyor. Bir dönem TFMD yönetiminde de birlikte görev yaptığım Uğur Kavas’la kitaplarını, son kitabının hikâyesini ve bu kitaba konu olan Agah Özak’ı konuştuk:
    “Fotoğraf ve Ankara üzerine çalışmalar yapıyorum. Bu benim yayınlanan 10. kitabım, arada çift baskı yapan kitabım da var. Bunlardan yalnızca Basın Fotoğrafı üzerine yazdığım ‘Türkiye’de Basın Fotoğrafçılığının Görsel Tarihi’ adlı iki kitaplık seri Ankara temalı değil, diğer 8’inde hep Ankara var. Son kitabıma konuk olan Burhan Agah Özak da 65 yılını Ankara’da geçirmiş, Başkent’e iz bırakmış. 10 kitabın 6’sını yol arkadaşım Sebahattin Ergin ile birlikte yaptım. Şimdi yeni ve heyecan verici bir biyografi üzerine çalışıyoruz ki okuyucu, bir fotoğrafçının icatlarıyla günümüz teknolojisiyle yapılabilen birçok çekim tekniğini onlarca yıl önce nasıl uygulandığına tanık olacak.


    TANIDIKÇA BAŞARILARINA HAYRAN OLDUM

    Son kitabım Burhan Agâh Özak’ın biyografisi ve eserleri ile ilgili. Bu kitabın ise ilginç bir öyküsü var benim için. 2015 yılında ‘Bir fotoğraf ustasının yaşam öyküsü Osman Darcan / Foto Osman’ kitabım için araştırma yaparken tanıdım Burhan Agâh Özak’ı. Osman Darcan, bir zamanlar Ankara’nın ünlü bir fotoğrafçısıydı. Tüm ünlüler, tiyatro ve opera sanatçıları onun objektifi önünde poz vermişlerdi. Bir arkadaşımın vasıtasıyla bu büyük ustanın oğlu Mete Darcan ile tanışmam ve onun, babasının arşivini bizimle paylaşması sayesinde, kitap ve güzel bir sergi yapıldı. Kitapta Osman Bey’in yakın arkadaşı (Gaybi) Burhan Agâh Özak’tan da bahis var. Ne yalan söyleyeyim, Burhan Agâh Özak’ı, Osman Darcan kitabını yapana kadar ben de pek duymamıştım. Ama bu çalışma sırasında Burhan Bey’in adı sıkça geçti. Bir yandan onun hikâyesiyle de ilgilenmeye başladım. Ve tanıdıkça yaptıklarına, başarılarına hayran oldum. Gaybi, ailesinin doğduğunda ona verdiği ilk isim, kitap da ismini buradan aldı.



    OĞLU BABASININ ARŞİVİNİ ÖZENLE SAKLAMIŞ

    Bu arada Burhan Bey’in oğlu Ali İshak Özak’la tanışma fırsatını yakaladım. Ali ağabeyin bir Ankara ziyareti sırasında görüşmemizde kendisine babası Burhan Agah Özak ile ilgili kitap yapma düşüncemi aktardım. Olumlu karşıladı, birlikte çalışmaya başladık. O da, daha önce kitaplaştırdığım Osman Darcan’ın oğlu Mete Darcan gibi babasının arşivine sahip çıkmış ve özenle saklamıştı. Size bir ufak not daha vereyim, Burhan Bey’in yeğeni herhalde tüm Türkiye’nin ismini yakından tanıdığı isimlerden biri. Trabzonspor’un eski futbolcusu, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı yapmış Faruk Nafiz Özak. Faruk Özak ta ‘baba yarısı’ dediği amcası Burhan Agâh Özak’ın hayatının kitaplaşmasıyla yakından ilgilendi.



    200’ÜN ÜZERİNDE PUL TASARLAMIŞ

    Biraz da 2003 yılında aramızdan ayrılan Burah Bey’i anlatayım. PTT Genel Müdürlüğü’nün çıkardığı pulların 200‘den fazlasının tasarımı Burhan Bey’e ait. Yaşadığı dönemde Millî Piyango biletlerinin çizimlerini yapmış. Çok küçük yaşta sanatla buluşan Burhan Agâh Özak, henüz 12-13 yaşındayken yaptığı resimlerle dikkat çekmeyi başarmış. 1934 yılında Ankara’ya gelmiş. Önce Harita Genel Müdürlüğü’nde görev yapmış, sonra girdiği ve 34 yıl çalıştığı Etibank’ın ilândan reklama tüm işlerini üstlenmiş. Trabzon Lisesi’nin 100. Kuruluş Yılı etkinlikleri dolayısıyla 26 Nisan 1987 tarihinde Trabzon İş Bankası Galerisi’nde büyük bir sergi açmış.”



    ANKARA’YLA İLGİLİ KAYNAKLARI TOPLUYOR

    1954 yılında Ankara’da Yahudi Mahallesi’nde doğan Uğur Kavas, 1970’li yıllardan beri, Ankara ile ilgili kitap, fotoğraf ve efemera topluyor. Ankara Kent ve Bina tarihi üzerine araştırmalar yapan Kavas’ın çok sayıda kitabı bulunuyor.




    Yazının devamı...

    Türkiye’yi anlatan fotoğraflarTürkiye’yi anlatan fotoğraflar


    Murat Yılmaz(Kars)

    Kültür ve seyahat alanında hem basılı hem dijital olarak Türkiye’nin önemli yayınları arasında yer alan Skyroad Dergisi, “Türkiye’nin seyahat rotalarını keşfet” konulu fotoğraf yarışmasını bu yıl ikinci kez düzenledi. Albayrak Medya markalarından Skyroad’un Türkiye turizmine katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği organizasyonun ödülleri yarın Mihrabat Korusu’nda yapılacak törenle sahiplerini buluyor. 


    Mustafa Varol(Konya)

    2 BİN ÜZERİNDE FOTOĞRAF YARIŞTI

    Geçtiğimiz hafta Coşkun Aral, Mustafa Seven ve İlhan Eroğlu ile birlikte jürisinde yer aldığım ve 2 binin üzerinde fotoğrafın katıldığı yarışmada en iyi kareyi seçebilmek için uzun bir mesai harcadık. Toplam 60 bin TL para ödülü olan yarışmada Murat Yılmaz birinci, Mustafa Varol ikinci, Fatih Mehmet Özdemir ise üçüncü oldu. Sosyal medya platformu Instagram’da en çok beğeni alan fotoğraflar arasından yapılan değerlendirmede ise Mehmet Özcan birincilik, Yusuf Topsakallar ikincilik, Musa Solmuş üçüncülük kazanırken “Mutlu Et Mutlu Ol” ödülünü ise Şeref Akçay aldı. 


    Fatih Mehmet Özdemir(Artvin)

    GİZLİ KALMIŞ ROTALARA KEŞİF

    Jüri toplantısı öncesinde sohbet ettiğim Albayrak Medya Dijital Genel Müdürü Ömer Karaca, geleneksel hale gelmesini arzuladığı yarışmanın amacının Türkiye’nin gizli kalmış noktalarını fotoğraflarla keşfetmek ve ülke turizmine de katkı sağlamak olduğunu söyledi.



    Karaca, Albayrak grubunun çalışmalarını ise şöyle anlattı: “'Skyroad ile Keşfet’ yarışmamızın bu yıl ikincisini düzenledik. Hem jüri elemesinden geçen hem de etkileşim ödülü kazanan katılımcılarımızı tebrik ediyorum. Albayrak Grubu medya ve yayıncılık alanındaki faaliyetleriyle her geçen gün yenilikleri yakından takip ederek büyüyor. Televizyonumuzdan gazetemize, dijital mecralarımızdan dergilerimize toplumun her kesimine hitap ederek çok önemli yayıncılık hizmeti veriyoruz. Özellikle GZT.com, Mecra, Skyroad gibi dijital mecralarımız ilk günden bugüne başarılı ivmesiyle göğsümüzü kabartıyor. Bu yıl birçok alanda ödül aldık. Bu ödüller işimizi doğru yaptığımızı, aynı zamanda gidecek daha uzun yolumuz olduğunu gösteriyor.”


    Mehmet Özcan(Artvin)

    SEYAHAT VE FOTOĞRAF AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ

    Skyroad Dijital Yayın Yönetmeni Ayşegül Arslan ise yarışmayı şu sözlerle değerlendirdi:



    “Seyahat ve fotoğrafçılık temelde birbirine entegre iki konu. Dijital dünyada, seyahat anılarımızı ölümsüzleştirmek için kullandığımız ilk yol fotoğraf çekmek. Fotoğraf tutkusu, Türkiye turizmine katkı sağlamak amacıyla birleşince de ortaya böyle güzel bir fikir çıktı. ‘Türkiye’nin seyahat rotalarını keşfet’ konulu fotoğraf yarışmamıza binlerce başvuru aldık ve tüm dijital platformlarda milyonlarca erişime ulaştık. Hem yarışma amacı hem de Skyroad marka bilinirliği için, tüm ekibi mutlu eden bir sonuca ulaşmış olduk. Önümüzdeki yıllarda da yarışmamızla birçok fotoğrafın ölümsüzleşmesine ve ülkemizin farklı rotalarının keşfedilmesine vesile olmaya devam edeceğiz.”  


    Yusuf Topsakallar(Kocaeli)

    İŞTE ÖDÜLLER

    *JÜRİ ÖDÜLÜ KAZANAN İSİMLER:
    1- Murat Yılmaz (Kars)
    2- Mustafa Varol (Konya)
    3- Fatih Mehmet Özdemir (Artvin)


    Musa Solmuş (Safranbolu)

    *INSTAGRAM ETKİLEŞİM ÖDÜLLERİ KAZANAN İSİMLER:
    1- Mehmet Özcan (Artvin)
    2- Yusuf Topsakallar (Kocaeli)
    3- Musa Solmuş (Safranbolu)


    *MUTLULUK ÖZEL ÖDÜLÜ KAZANAN İSİM:
    Şeref Akçay (Erzincan)

    Yazının devamı...

    Onun gözü Türkiye’de dünyanın gözü onda



    Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin 36 yıldır aralıksız düzenlediği Yılın Basın Fotoğrafları 2021’in ödülleri, geçen hafta çok şık bir törenle sahiplerini buldu. Sedat Suna da ödül töreni için Ankara’ya gelenler arasındaydı.
    Uzun uzun sohbet edip hasret giderirken, benim de çok yakından tanıdığım ve başarıları ile dünya basın fotoğrafının saygın isimleri arasında yer alan rahmetli Kerim Ökten’i de andık.
    Ve Sedat Suna ile hem “Hayatıma altın bir dokunuş yaptı” dediği rahmetli Kerim Ökten’i, hem başarılarla dolu meslek hayatını hem de global bir ajansta çalışmanın avantajlarını konuştuk.



    BİR MESLEK OLARAK HAYALİMDE YOKTU

    “Hayatımın ilk yıllarında, foto muhabirliği bir meslek olarak hayalimde yoktu. 2000’li yılların başında İstanbul’a gittiğimde, bir ajansta muhabirlik yapmaya başladım. Kendi haberlerime fotoğraflar çekiyordum. Ama benim için asıl fotoğraf hikâyesi Nar Photos’la tanışmam sayesinde oldu. Orada fotoğraf dünyasını tanıdım. Nar Photos’a işler üretirken, 2004’teki bir gösteri sırasında EPA’nın Türkiye Fotoğraf Şefi rahmetli Kerim Ökten’le tanıştım. Gösteri bitti, bir yere oturup çay içerek sohbet ettik. EPA için foto muhabirliği yapmamı teklif etti. Bu sayede global bir ajansta fotoğraflarımı sunma şansı yakaladım. Açıkçası rahmetli Kerim Ökten, benim hayatıma altın bir dokunuş yaptı. Ondan çok şey öğrendim. Fotoğrafa bakışımı, foto muhabiri olarak ilerlememi, bana sunduğu fırsatı ona borçluyum. İstanbul’da onun(Kerim Ökten) yanı sıra Tolga Bozoğlu da EPA’nın kadrolu foto muhabiriydi. 2009’dan 2013’e kadar Haber Türk Gazetesi’nde foto muhabirliği yaptım. 2013’te ayrıldığımda bu kez EPA’dan kadrolu olarak çalışma teklifi aldım. O gün bugündür de Türkiye’deki uluslararası gündeme gidecek aklınıza ne geliyorsa her alanda fotoğraf çekiyorum. Orman yangınlarından mülteci sorununa, sellerden depremlere, politik zirvelerden Türkiye’deki önemli spor organizasyonlarına farklı alanlarda fotoğrafları dünya medyasının ilgisine sunuyoruz.



    GLOBAL AJANSTA ÇALIŞMAK BÜYÜK ŞANS

    Dünya çapında yayın yapan bir ajansta çalışmanın avantajlarını yaşıyorum. Özellikle bir foto muhabiri için global bir ajansta çalışmak büyük şans. İki noktada önemli. Birincisi, çok geniş bir yelpazede iş üretebiliyorsunuz. Mesela bir gün toplumsal bir olayda fotoğraf çekiyor, ertesi gün Euro Lig maçında bir basketbol müsabakasını fotoğraflıyorsunuz. İkinci büyük avantajı ise size çok geniş bir ağ sunuyor. Fotoğraflarınız ABD’de Newyork Time’dan Fransa’da Le Monde’a, Almanya’da Der Spiegel’den Japonya’daki Yomiuri Shimbun’a dünyanın dört bir yanında imzanızla yayınlanıyor. Yan yana çalıştığım birçok başarılı foto muhabiri meslektaşım var. Benim onlardan şanslı olduğum taraf ajansımın bana sunduğu bu geniş ağ. Kısaca hem sahada çalışırken deklanşöre bastığımız geniş yelpaze hem de fotoğraflarımızın yayınlandığı geniş uluslararası ağ, ajans foto muhabirleri için büyük bir avantaj. Bir de fotoğraf çekerken yabancı ajansta çalışmak size daha özgür bir alan yaratıyor. Sıcak haber tabi ki işimizin bir avantajı ama kalıcı fotoğraf hikâyeleri üretebiliyorsunuz. Bu kalıcı işlerle birlikte maddi ve manevi haklarınızı da hak ettiğiniz şekilde alıyorsunuz. Tabii Türkiye birçok Avrupa ülkesine göre daha yoğun gündemlere sahip. Bir ayağımız Avrupa’da bir ayağımız Ortadoğu’da. Dolayısıyla EPA da Türkiye’ye önem veriyor. Bu da Türkiye’de görev yapan bizler için önemli.



    MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜNE YOĞUNLAŞIYORUM

    Sıcak haberlerden çok fotoğraf hikâyeleri üzerine çalışmayı seviyorum. Genelde fotoğraf hikâyelerimde, Türkiye’nin ötekilerini çalışıyorum. Madalyonun öbür yüzünde Türkiye’nin kültürel, sosyal, ekonomik ve politik olarak az görünen insan hikâyelerine yoğunlaşıyorum. Bence fotoğrafın etkin kullanıldığı alanların başında da bu tür hikâyeler geliyor. Mesela kültürel olarak Edirne’nin Keşan ilçesinin Çamlıca köyünde ‘Bocuk Gecesi’ yapılıyor. Bocuk Gecesi’nde köylüler makyajlar yapıp, maskeler takıp, kostümlerle sabahın erken saatlerine kadar sokakları gezip, köydeki kötü ruhları kovuyor, kabak tatlısı ikram edip yiyerek o yıl kötülüklerden korunduklarına inanıyor. Bunu ilk duyduğumda inanmadım. Yüzlerce yıllık geçmişi olan bir seremoninin bilinmemesine hayret ettim. Kökenleri Pagan geleneklerine dayanan bir geceden kimsenin haberi yok. Bu geceyi ilk haberleştirdiğimde, ilk yayınlandığı yer The Guardian oldu. Türkiye’de ve uluslararası medyada geniş yer buldu. İlk fotoğraflarını çektiğim yıl beş-altı yüz kişi geliyordu. Her yıl 5 Ocak’ı 6 Ocak’a bağlayan o gecede gidiyorum. Bu yıl 20 bin kişi geldi. Bunun gibi az bilinen hikâyeleri, azınlıkların hikâyelerini çekmeyi seviyorum. Son 10 yıldır Türkiye’de göçmenlik ve mülteci sorunu üzerine çalışıyorum. Dini azınlıklar, LGBT hikâyeleri gibi uçtaki hikâyeleri fotoğraflarla anlatıyorum.”



    BU ÖDÜLLERİ ALABİLİYORSAM KERİM ÖKTEN’İN ETKİSİ BÜYÜK

    Bugüne kadar birçok ödül alan Sedat Suna, Türkiye’de foto muhabirleri için Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin verdiği ödüllerin çok önemli olduğunu belirterek, “Aynı şekilde uluslararası alanda da Picture Of The Year İnternational(POYİ), global anlamda önemli. Bu yıl pandemi sürecinde çektiğim fotoğraflarla POYİ’de seri dalda ikinci oldum. Bu ödülleri alabiliyorsam rahmetli Kerim Ökten’in etkisi büyük. Onunla tanışmasam, hayat yolculuğum çok farklı olurdu herhalde” diyor.



    SEDAT SUNA KİMDİR

    1982’de Gaziantep’te doğdu. Liseye kadarki eğitimini yine bu kentte tamamladı. 2000’de İstanbul’a gitti ve iki yıl süren muhabirlik tecrübesinin ardından 2002’de Nar Photos’ta basın fotoğrafına adım attı. 2004’te European Pressphoto Agency(EPA) için çalışmaya başladı. 2009-2013 yılları arasında Haber Türk Gazetesi’nde foto muhabiri olarak görev yapmasının ardından 2013’ten bu yana da EPA’nın kadrolu foto muhabiri olarak meslek hayatını sürdürüyor. Fotoğraf alanında, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği ve Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin de aralarında yer aldığı önemli meslek kuruluşlarından çok sayıda ödül kazanan Sedat Suna, bu yıl ise Picture Of The Year İnternational’ın seri dalında ikinci oldu.

    Yazının devamı...

    O gün hayatta kalmam mucize



    Uğur Yıldırım, aynı fotoğraf serisi ile Anadolu Ajansı’nın ‘İstanbul Photo Awards Yarışması’nda da ikinci oldu.
    Suriye’den Karabağ’a, Afganistan’dan Libya’ya sıcak haber noktalarının başarılı foto muhabirlerinden Uğur Yıldırım’ı, tam da bu özel haftada siz okurlarımızla tanıştırmak istiyorum.
    Mesleğinin ilk yıllarından beri yakından tanıdığım, Azerbaycan Karabağ’daki savaş gibi birçok sıcak noktada omuz omuza görev yaptığım sevgili dostum Uğur Yıldırım’la hem foto muhabirliğini hem de savaş ve çatışma bölgelerinde deklanşöre basmayı konuştuk. İşte anlattıkları:



    BOYNUMDAN ÇIKARMIYORUM

    “Fotoğrafın içerisine doğmadım. Ailemde fotoğrafa meraklı kimse de yoktu. 23 yaşımdaydım ve ilk fotoğraf makineme, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki öğrencilik yıllarımda sahip oldum. Fotoğraf çekmeye ve okulun fotoğraf atölyesinde çalışmaya başladım. Okul yıllarımda ayrıca Anadolu Ajansı’nda staj yaptım, haber fotoğrafını ve foto muhabiri ustalarımı orada tanıdım. Fotoğraf hayatıma böyle girdi. Fotoğrafın hikâye anlatmada bir yöntem olduğunu, foto muhabirliğinin etkisini ve tabii fotoğrafın gücünü de orada gördüm. Kariyerimi de bunun üzerine inşa ettim. Sabah Gazetesi’nde muhabirim ama makinemi boynumdan çıkarmıyorum. Haberlerimi, çektiğim fotoğraflar üzerine kurguluyorum. Fotoğraflarımda kendi hikâyemi anlatıyorum. Savaşta, depremde, yangında, selde hatta günlük hayatta bile haberlerimde hikâye anlatmanın yolu olarak fotoğrafı seçtim. Bugüne kadar aldığım ulusal ve uluslararası ödüller de hep fotoğraflarla geldi.



    ARAÇ DELİK DEŞİK OLDU

    Suriye, Irak, Afganistan, Libya, Karabağ, Filistin, Myanmar, Filipinler’e(Mora) gitim. 10’a yakın Afrika ülkesinde fotoğraf çektim. Çalıştığım bölgeler genel olarak zorlu coğrafyalar. Hendek olaylarında Şırnak’ta, Cizre’de, Nusaybin’de, Sur’daydım. Türkiye’nin yakın dönemdeki Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı harekâtlarını yakından izledim. Bu operasyonlar sırasında Suriye’deydim. Birçok kez ölümden döndüm. Aracım kurşunlandı, önümüzdeki araç mayına basarak paramparça oldu, yanımda insanlar vuruldu, hatta öldü. Musul’daki DEAŞ operasyonu sırasında DEAŞ’lıların çemberi arasında kaldık. Bindiğimiz araç kurşunlarla delik deşik oldu. O gün hayatta kalmam mucizeydi. Bu tür çatışma alanlarında fotoğraf çekerken kriz anında, bir cephe hattında öncelikli hedefim hayatta kalmak. Fotoğraf çekmek sonraki öncelik ama bazen bir kare güzel fotoğraf için hayatımızı riske atıyor muyuz? Doğru değil ama evet. İlk zamanlarda daha çok risk aldığımı düşünüyorum. Bugün artık bu noktalarda daha sakin ve soğuk kanlı çalışmayı başarıyorum.



    ALDIĞINIZ RİSKE DEĞER Mİ?

    Savaş bölgelerinde çalışırken ilk başlarda yalnız görev yapmayı tercih ediyordum ama bugün saha tecrübesi arttıkça görüyorum ki bir partnerle meslekten birisi ile çalışmak bu tür yerlerde çok daha doğru ve güvenli. Gidilecek noktanın, çatışma içerisinde çekilecek fotoğrafın, o fotoğrafa değip değmeyeceğini tartışmak bile önemli. Gittiğiniz noktadan sizin dışınızda başkalarının da haberi olması önemli. Risklerin değerlendirilmesinde ikinci bir akıl değerli. Bu noktalarda çalışan birçok gazetecinin de tercihi aşağı yukarı aynı. Örneğin Karabağ’da seninle(Rıza Özel) ve Fevzi Kızılkoyun’la birlikte çalıştık. Birçok noktaya giderken araçlarımız birbirini izledi. Çatışma alanlarında alacağımız riskleri ortak bir paylaşımla karar verdik. Cephe hattında aynı noktalara gittik, farklı fotoğraflar, farklı işler yaptık ama aynı riskleri aldık. Terter’de Ağdam’da sağımıza solumuza bomba yağıyordu. Orada birimizin başına bir şey gelse en azında yanında diğeri vardı. Kader ortaklığı, bir yerde.



    YEMEK YOK, SU YOK...

    Mesleğin ilk yıllarında cephe, sıcak haber fotoğraflarının daha değerli olduğunu düşünüyordum. Bugünse cephe gerisindeki insanların hikâyelerini daha değerli buluyorum. Arşivimde, İdlip’te cephe hattının en ucundaki keskin nişancının bile fotoğrafı var. Bu fotoğraf için kilometrelerce ilerliyor ve çok büyük risk alıyorum. Dönüp baktığımda elimde etkili sıcak bir haber fotoğrafı var, o kadar. Ancak kampta veya o sınır içerisindeki hayat hikâyelerinde bambaşka derinlikler görüyorum. Artık bu hikâyelere yöneliyor, bunun peşinde koşuyorum. Fotoğrafa meraklı gençler en çok ‘Nasıl savaş muhabiri oluruz?’ diye soruyor. Savaş muhabiri olmak istiyorlar. Buralarda fazla görev yapan bir meslektaşım bile ‘Ben savaş muhabiriyim’ diye gezmez. Ben de kendimle ilgili asla bunu söylemem. Bu yalnızca benim işimin bir parçası. Üst perdeden konuşmak istemiyorum ama bakıyorum, yaşadığı şehirde bir eylem çekmemiş, aç, susuz, uykusuz kalmamış, her akşam konforlu evinde yatmış, ülkenin herhangi bir noktasında bir olay çekmemiş. Bu iş öyle değil ki! Bazen bir ay iki ay arazide kalacaksın. Öyle ki cephe hattı burası. Canın isteyince giremezsin, girsen canın istediğinde çıkamazsın. Adam gibi yemek yok, su yok, yatacak yer yok. İyi bir gazeteci veya iyi bir fotoğrafçı olmak bu bölgelerde iyi olacağınız anlamına da gelmiyor. Yanına havan topu düşüyor, sen kalkıp fotoğraf çekiyorsun. Bunu yaparım demek kolay ama yaşamak kolay değil. Tabii bir de en önemlisi, buralarda görev yapan her meslektaşım buraya aşama aşama geliyor. İnsanlar popüler belki havalı olanı seviyor ama en doğrusu yaptığın işi başarı ile yapmak.”



    UĞUR YILDIRIM KİMDİR?

    1985 yılında Tunceli’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Gazeteciliğe 2008 yılında Ankara’da adım attı. Anadolu Ajansı ve Hürriyet Gazetesi’nin ardından 2011 yılında Sabah Gazetesi’nde göreve başladı. Mesleğin ilk yıllarında kent gazeteciliği üzerine uzmanlaştı ve çok sayıda belgesel fotoğraf çalışmasına imza attı. 2014 yılında ise İstanbul’a giderek Sabah Gazetesi Haber Merkezi’nde görev yapmaya başladı. Başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın farklı noktalarında savaş-çatışma alanları ve kriz bölgelerinde çalıştı. Meslek hayatında dünyanın önemli olaylarını haberleştirme ve fotoğraflama şansı buldu. Uğur Yıldırım, bugün halen savaş ve sonrasında ortaya çıkan insani sorun/sonuçlara odaklanan haber ve fotoğraf projeleri üzerlerinde çalışıyor.

    Yazının devamı...

    Portre ustası



    Gerek foto muhabirliği yıllarındaki tecrübesi, gerekse bu meslekteki fotoğrafları kadar kişiliğiyle de sevdiğim dostlarımdan biri olan Barış Acarlı’ya “Portre fotoğraflarındaki ustalığının sırrı nedir?” diye sordum. Önemli tüyolar verdi:



    * “Önce karşımdakinin bir-iki kare fotoğrafını çekip güvenini kazanırım. İyi göründüğünü hissettiğim fotoğrafların ön izlemelerini yapıp karşımdakinin kendisini nasıl görmek istediğini anlamaya çalışırım.”



    * “Karşımdaki kişi ile konuşurum. Konuştukça beni dinler, dinledikçe düşünmez, gerginliğini atar. Doğru fotoğraf için yönlendirebilirim. Bu sayede onun doğala en yakın halini fotoğraflarıma yansıtma şansım olur.”
    Sohbetimizin devamında Barış Acarlı ile “üniversite yıllarında başlayan fotoğrafa olan ilgisini”, “foto muhabirliğini” ve tabii ki “portre fotoğrafçılığını” konuştuk.



    HEDEFİNİ LİSE YILLARINDA KOYDU

    “Lise yıllarımda hedefimi gazetecilik olarak seçmiştim. 2001 yılında hayalim ve istediğim üniversite olan Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nün kapısından girdim. Seçtiğim bölüm sayesinde fotoğrafla tanıştım ve hayatıma girdi. Bu birçok öğrenciye göre bana staj ve iş konusunda hep yeni kapılar açtı. Bir öğrencisiniz, haber yazıyorsunuz ama fotoğraf da çekebiliyorsanız bu sizin seçilmeniz için artı bir avantaj. Okul devam ederken Milliyet Gazetesi’nde staj yapmaya başlamıştım. Staj yaptığım yıllarda fotoğraf çekip haber yazıyordum. O dönemde gazetecilik mesleği içerisindeki görev tercihimi foto muhabirliği olarak yaptım. Hayatta isteklerim ve hedeflerimi doğru belirleyip ilerledim. 2006 yılında okulumu bitirip İstanbul’a geldim ve Cumhuriyet Gazetesi’nde staja başladım. Aynı yıl Vatan Gazetesi’nden çağırdılar. Vatan’ın hafta sonu eklerinde çalışmaya başladım. Ağırlıklı olarak röportaj fotoğrafları, portreler ve sıcak haber takibinden uzak özel haber, dosya haberlere fotoğrafla çekerek çalıştım. Buradaki serüvenim 13 yıl sürdü. 2019 yılında Vatan Gazetesi’nden ayrıldığımda fotoğraf üzerine kendi yolumda yürümeye karar verdim.



    MARKALARA İÇERİKLER DE ÜRETİYOR

    Çeşitli şirket ve kurumlara fotoğraf hizmeti veriyorum. Redbull’un global fotoğrafçıları arasına girdim ve devam ediyorum. Yine 2013 yılından bu yana Getty İmage’e çalışıyorum. Washington Post’tan Lemond’a kadar dünyanın pek çok saygın gazete ve dergisinde fotoğraflarım yayınlandı. Hatta önemli uluslararası dergilere kapak olan fotoğraflarım var. Bir taraftan Depo Photos’a ve Gazete Oksijen’e çalışıyorum. Birçok önemli iş insanının da sanatçının da portrelerini çektim, çekmeye devam ediyorum. Markalara içerikler üretiyorum. Tabii bu arada yılların foto muhabirliği tecrübesi ile iş yapınca gördüm ki bu alanda ciddi bir ihtiyaç var. Sonuçta bir gazeteye fotoğraf çekerken tek karede olayı anlatmaya odaklanıyorsunuz. Birçok şirketinde kurumunda istediği bu. İstiyorlar ki markaları sosyal medyada ya da medyada doğru anlatılsın. Çektiğimiz eğer portreyse o kişi doğru şekilde fotoğraflara taşınsın.



    GENÇLERE ÖNEMLİ TÜYOLAR VERDİ

    Portre fotoğrafları hâlâ hayatımda ağırlıklı bir yer tutuyor. Kolay değil bu iş. Fotoğrafı çekilen kişi her ne kadar hazırlıklı olsa da makineyi kaldırdığınızda karşınızdaki bir maske takıyor. Gülüyorsa gülmeyi bırakıyor mesela. Bir arkadaşı ‘Sen gülerken kötü çıkıyorsun’ demiştir. Birisi ‘Senin sol profilin daha iyi’ demiştir. Siz makinenizi kaldırdığınız anda bu gelir aklına, gerilir. Portrede doğal olanı yakalamaya çalışıyorum. Önce karşımdakinin bir-iki kare fotoğrafını çekip güvenini kazanırım. İyi göründüğünü hissettiğim fotoğrafların ön izlemelerini yapıp, karşımdakinin kendisini nasıl görmek istediğini anlamaya çalışırım. Sonra buna yoğunlaşıp fotoğraf çekerken karşımdaki kişi ile konuşurum. Konuştukça beni dinler, dinledikçe düşünmez, gerginliğini atar. Dolayısıyla doğru fotoğraf için istediğim gibi yönlendirebilirim. Bu sayede onun doğala en yakın halini fotoğraflarıma yansıtma şansım olur. Konser fotoğrafları çekmekten keyif alıyorum. Sebebi yaratıcılığın tamamen sizin elinizde olması ve fotoğrafı çekilen kişinin yüzünde bir maske olmaması. Fotoğraf makinesini kaldırdığınız anda insanlar yüzlerine bir maske takarlar demiştim ya. Müzik yapan kişi o sırada bu maskeden arınmış o anı yaşayan kişidir.”



    HER YERDESİNİZ AMA HİÇBİR YERE AİT DEĞİLSİNİZ

    Barış Acarlı, foto muhabirliği yaptığı yıllarda karşılaştığı bazı ilginç anılarını ise şöyle anlattı:
    “Foto muhabirliğim sırasında daha çok çalıştığım alan röportaj fotoğrafları olunca çok enteresan şeylerle karşılaşmadım. Alkolü fazla kaçırıp kendi köpeğini yalayan ünlü birini çekmiştim. Bir kadın oyuncuyu fotoğraflarken yanında telefonu olmadığı için babasının vefat haberini kısmen de olsa vermek zorunda kalmıştım. Foto muhabirliği keyifli ve renkli bir meslek. Nişantaşı’nda limuzinin içinde şampanya kadehli insanları çektikten sonra Kuştepe’ye gidip gecekondularda yaşayanları fotoğraflayabiliyorsunuz. Her yerdesiniz ama hiçbir yere ait değilsiniz.”



    BARIŞ ACARLI KİMDİR?

    1983 yılında Almanya’da doğdu. Lise yıllarında hayalini kurduğu Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü kazanıp, 2006 yılında mezun oldu. Aynı yıl Vatan Gazetesi’nde çalışmaya başladı. 13 sene bu gazetede foto muhabirliği yaptı ve ağırlıklı olarak röportaj fotoğrafları çekti. Fotoğrafları, Türkiye’de çeşitli yayın organlarının yanı sıra Washington Post, Foreing Policy, Le Monde, Vogue Amerika’da yer bulan Barış Acarlı, şimdilerde ise serbest foto muhabirliği yaparak ulusal ve uluslararası birçok şirkete fotoğraf hizmeti veriyor.

    Yazının devamı...

    Fotoğrafın hukuk çizgisi



    TFMD olarak 2014’te gerçekleştirdiğimiz PhotoAntalya Fotoğraf Günleri’ne davet ettiğimiz avukat ve arabulucu Özlem Bora sayesinde birçok meslektaşım “fotoğrafta hak/hukuk” konusunda fikir sahibi olmuştu. Bu konuda uzmanlaşmış bir isim olan Özlem Bora’yı siz okurlarımıza daha yakından tanıtmak istiyorum.
    Avukatlık yaparken fotoğrafla tanışan Özlem Bora, bu tutkusu sonrası bir yandan da “fotoğrafta telif hakkı” konusunda çalışmaya başlıyor. Ve bir süre sonra da “fotoğrafta telif hakkı” denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri haline geliyor.
    “Sonuçta ben de bir fotoğrafçıyım. Fotoğrafçının hakkını, hukukunu korumak benim idealim oldu” diyen Özlem Bora ile hem fotoğrafa olan merakını hem de “fotoğrafta telif hakkı” konusunu konuştuk.



    HER BOŞ ANIM FOTOĞRAFLA GEÇER OLDU

    “Avukatlık yoğun bir tempo ile devam ederken, bu yoğunluk içerisinde kendime bir hobi edinmeye karar verdim. İki şeyi çok seviyordum: ‘Gezmek ve sanat.’ Bu iki şeyin birleştiği tek nokta fotoğraf. Nefes almak adına 2006’da başladım fotoğrafa. Önce ‘temel fotoğrafçılık’ eğitimi aldım. Ardından Melih Özbek’ten ‘dijital fotoğraf’ eğitimi ve üzerine Hüseyin Türk’ten ‘fotoğrafta kompozisyon’ dersi aldım. Fotoğraf gezilerine katılıp, yurt içi ve yurt dışında fotoğraflar çektim. Türkiye’de Mardin favori şehrim. Afrika ve Yunanistan’ı da fotoğraf olarak sevdim. Fotoğraf ve fotoğraf kulüpleri ile çok sayıda fotoğraf turu ve sergilerine katıldım. Fotoğrafla ilgim artarak devam etti. Her boş anım fotoğrafla geçer oldu. Bu arada iyi bir kuş gözlemcisiydim. Bunu da fotoğrafla birleştirdim, kuş ve yaban hayatı fotoğraflarına yöneldim. Bu süreçte de Ornitofoto Kuş ve Yaban Hayat Fotoğrafçılığı Derneği ile tanıştım. Hatta bir dönem bu derneğin başkan yardımcılığı görevini yaptım. Dernek Başkanı Mehmet Gürbüz, ‘Özlem Hanım, siz hem fotoğraf çekiyorsunuz hem de iyi bir avukatsınız. Fotoğrafta telif hakları ile ilgili çok sıkıntı yaşıyoruz. Fotoğrafta telif hakları ile ilgili çalışma yapsanız ne kadar iyi olur’ dedi. Bu sözün de etkisiyle teklif hakları üzerine çalışmaya başladım.



    FOTOĞRAFÇILAR HAKLARINI BİLMİYOR

    Gördüm ki fotoğrafta telif hakları konusunda amatör ve profesyonel fotoğraf sanatçıları hem haklarını bilmiyor hem de telife önem vermiyor. Tabii hukuki açıdan bu alanda uzmanlaşmış hukukçu sayısının yetersiz olmasının da bunda etkisi var. Bu konuda çalışarak uzmanlaştım. Çalışmalarım kısa sürede yayıldı. Birçok fotoğraf derneği ve kurum, fotoğrafta telif hakları üzerine sunum ve seminerler istedi. Türkiye’nin dört bir yanında uzun yıllardır fotoğrafta telif haklarını anlatıyorum, eğitim veriyorum. Fotoğraf dünyasında amatör veya profesyonel olarak çalışan herkese bu alanda farkındalık yaratmak amacım oldu. Sonuçta bir taraftan amatör de olsam ben de bir fotoğrafçıyım. Dolayısıyla fotoğrafçının hakkını, hukukunu korumak benim idealim oldu. Bir de tabii fotoğrafın kişisel veri tarafı var. Bu da benim çok ilgimi çekti. Bu konu üzerine de çalışıyorum. İki nokta var fotoğrafta. Birincisi, fotoğrafı çeken kişinin hakları, ikincisi ise fotoğrafı çekilen kişinin hakları. Kişisel veri olarak kişinin fotoğrafı da koruma altında. 30 yıllık hukukçuyum. Ben mesleğe başladığımda idam ve sürgün cezası vardı ama Türk hukuk sisteminde gelinen noktada bu tür cezalar kaldırıldı. Ve hukuk sisteminde arabuluculuk ve uzlaştırma gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yolları gibi gelişmeler oldu.



    FOTOĞRAF İZİN ALINMADAN KULLANILIYOR

    Burada asıl hedefimiz fotoğrafla ilgili arabuluculuk ve uzlaştırma gibi alternatif çözüm yolları ile özellikle telif hakları ve telif ihlalleri konusunda kısa sürede sonuç elde etmek. Türkiye’de en çok karşılaştığım uyuşmazlıklar, fotoğrafın izin alınmadan kullanılması, fotoğrafın değiştirilerek kullanılması, imza kullanılmaması. Dergide, kitapta, albüm kapağında, web sayfalarında izinsiz fotoğraf kullanılıyor. Fotoğraf sanat eseri ise telif ihlali ama sanat eseri olmasa bile haksız rekabet hükümlerine göre hukuki olarak korunuyor. Ve kanun koyucu 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile fotoğrafı sanat olarak kabul edip koruyor. Fotoğrafın değiştirilerek kullanılması var ki saturasyon ayarındaki değişiklik bile dava konusu olabiliyor. Örneğin ABD’de Time Dergisi 1994 yılı haziran sayısının kapağında kullandığı O.J. Simpson’ın fotoğrafı üzerinde manipülasyon yaparak yayınladı. Aynı kare Newswwek’in kapağında ise orijinali ile yayınlanmıştı. Time bu manipülasyonu ile ırkçılıkla suçlandı. Bir de fotoğrafta imza konusu var, her fotoğrafçı için önemlidir. Sonuçta o çekmiş, imzasını görmek hakkı. Fotoğrafı çeken kişinin hakkı ama Türkiye’de kullanılmıyor genel olarak. Foto muhabiri veya fotoğrafçının imzasına kurum ve kuruluşlar önem vermiyor. Oysa ki imza fotoğrafın kime ait olduğunu ispat araçlarından birisi.



    ÖZLEM BORA KİMDİR?

    1969’da Ankara’da doğdu. Liseyi okul birinciliği ile bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ardından yüksek lisansını Atılım Üniversitesi’nde tamamladı. Atılım Üniversitesi Özel Hukuk Anabilim Dalı’nda ‘özel öğrenci’ olarak arabuluculuk ile ilgili doktora dersi aldı ve halen aynı üniversitede doktorasını sürdürüyor. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak 1991’de serbest avukatlık yapmaya başladı. 2019’dan bu yana Türkiye Barolar Birliği Arabuluculuk Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi. Ankara Üniversitesi, TOBB ETÜ, Atılım Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi, Medipol Üniversitesi, Hacı Bayram-ı Veli Üniversitesi ve Uludağ Üniversitesi’nde arabuluculuk ve uzlaştırma üzerine eğitimler veriyor. TOBB UYUM Arabuluculuk ve Uyuşmazlık Çözüm Merkezi’nde de arabulucu ve eğitmen olarak görev yapıyor. ‘Arabuluculuk Sözleşmesi’ adlı kitabı ise 2020 yılında Turhan Kitabevi’nden yayınlandı. İlgi alanı ise kuş ve yaban hayat fotoğrafçılığı. Ornitofoto Kuş ve Doğa Fotoğrafçıları Derneği ile Ankara Barosu Fotoğraf Kulübü üyesi.

    Yazının devamı...

    Tatile gitti hayatı değişti



    Ergun Ayaz, başarıları ile zaten tüm meslektaşlarımızın yakından tanıdığı biri. Çektiği fotoğraflar ve imzasını attığı haberlerle gazetecilik mesleğine büyük bir tutkuyla bağlı olan meslektaşım, bu işin en güzel yanlarından birini ise şu cümleyle özetliyor: “Tarihe tanıklık ediyoruz.”
    Antalya’da uzun yıllar omuz omuza haber peşinde koştuğum çok sevgili dostum Ergun Ayaz’la hem gazetecilik mesleğine başlamasının tesadüflere dayanan hikâyesini hem de ajans muhabirliğini konuştuk. Bakın neler anlattı:



    TESADÜFLERLE GELEN BAŞLANGIÇ

    “Ağabeyim ve arkadaşlarının gençlik yıllarında fotoğrafa merakları vardı. Fotoğraflar çekip evde filmleri banyo ediyor, siyah beyaz kart baskılar yapıyorlardı. Onlar 20’li yaşlarda ben ise 17-18 yaşındaydım. Fotoğraf onların sayesinde hayatıma girdi. Ben de fotoğraf çekmeye başladım. Kendimi geliştirmek için fotoğraf kursuna gittim. Kursun ardından fotoğrafa ilgim daha da arttı. Kocaeli’nde yaşıyordum, yaşadığım kentin yanı sıra yakın illere özellikle de İstanbul’a yalnızca fotoğraf çekmek için seyahatler gerçekleştiriyordum. Fotoğraf hayatımda yerini koruyordu. Bir arkadaşım Antalya’da iş buldu ve çalışmaya başladı. 1997 yılıydı, beni tatile evine çağırdı. O tatil benim hayatımı değiştirdi. Birlikte güzel zamanlar geçirdik. Antalya’yı çok sevdim ve ‘iş bulursam bu kentte yaşarım’ diye düşündüm. Elime Hürriyet Gazetesi aldım ve iş ilanlarına bakmaya başladım. Yerel bir gazete için iş ilanı gördüm. Akdeniz Atılım Gazetesi’nden içeri girdim. Haber Müdürü Deniz Akgün’le konuştuk. Benden fotoğraflar çekmemi istediler. Çektim ve o gün bende ne gördüler, nasıl oldu bilmiyorum aynı gün sözleşme imzalayarak gazetecilik mesleğinin startı verildi hayatımda. Tesadüflerle gelen başlangıç. Kısaca kader herhalde. Tatile Antalya’ya gitmesem, o gün Hürriyet’te iş ilanına bakmasam, o ilanı görmesem, bugün belki bu mesleği yapmıyordum. Başarılı işlerle geçen Akdeniz Atılım’daki bir yılın ardından Milliyet Gazetesi’nden çağırdılar. Milliyet Gazetesi’nde çalışmaya başladım. Çok farklı yelpazede çok farklı haberleri takip ederek meslekte yoğruldum. 2002 yılında askerliğimin ardından Kocaeli’ne yani memleketime döndüm ve o zamanki Doğan, şimdiki adı ile Demirören Haber Ajansı’nda başladım. O günden bu yana da Kocaeli ve bölgedeki birçok haberi yakından takip ediyorum.



    TARİHE TANIKLIK EDİYORUZ

    Gazeteciliğin bana pek çok konuda paha biçilemeyecek farklı deneyimler kazandırdığını düşünüyorum. Haberlerde çektiğimiz fotoğraf ve görüntülerle tarihe tanıklık ediyoruz. Savaş gemisiyle tatbikata çıkıp, askerlerin yaşamlarına yakından tanık oluyoruz. Bir yangında itfaiyecilerle yangının seyrini yaşayıp aynı endişeyi taşıyor bazen de Türkiye’de ilk kez gerçekleşen bir ameliyatı yakından takip ediyoruz. Birçok ilklere ve heyecana gazetecilik mesleği sayesinde tanık oluyoruz. Bir ajans muhabiriyim. Haberin takibi, gazetede yayınlanması, canlı yayınlar, flaş haber ve son dakika gelişmelerini ulaştırmanın heyecanı bizler için paha biçilemez bir duygu. Çektiğimiz fotoğraflar ve görüntüler dünyada yayınlanıyor. Ajansta muhabirlik yapıyorsanız özellikle de bölgede teknoloji ile barışık olmanız gerekiyor. Fotoğraf ve görüntü programlarını kullanmalısınız. Örneğin son dönemde drone yaygınlaşmaya başladığında daha büromuza drone gelmeden bütün muhabirler ticari pilot ehliyetini almıştı bile. Çünkü bir şekilde drone’ların önümüze geleceğini tahmin ediyorduk ve öyle de oldu. Kimi zaman fotoğraf ağırlıklı kimi zaman da görüntü ağırlıklı çalışıyoruz. Tabii bir de canlı bağlantılar var. Rutin haber takibi yanı sıra özel haber peşinde yoğun bir tempoda çalışıyoruz. Kısaca hayatımı, yıllarımı adadığım mesleğimle her saati iç içe yaşıyorum. Tutkuyla yapıyorum işimi. Sonuçta bu iş sabah gidip akşam döndüğüm bir iş değil. Belki beni hayata daha çok bağlayan da bu tutku.



    ERGÜN AYAZ KİMDİR?

    1974’te Kocaeli’nde doğdu. 1997’de Akdeniz Atılım Gazetesi’nde mesleğe adımını attı, sağlık muhabiri olarak görev yaptı. Buradaki bir yılın ardından 1998’de Milliyet Gazetesi Antalya Bölge Müdürlüğü’nde göreve başladı. 2002’de ise Hürriyet ve Milliyet haber ajanslarının birleşmesiyle oluşan Doğan Haber Ajansı’na geçiş yaptı. 2002’de vatani görevini tamamlamasının ardından doğup büyüdüğü memleketi Kocaeli’ne döndü ve o gün bugündür Demirören Haber Ajansı’nda çalışmaya devam ediyor. Ergün Ayaz’ın aldığı ödüllerden öne çıkanlar ise şöyle:



    * 2005: Dündar Çiğit Gazetecilik Başarı Ödülü.
    * 2007: Büyük Çerkes Sürgünü anmasını fotoğraflayıp Kafkas Federasyonu tarafından ödüllendirildi.
    * 2018: 4. Geleneksel Gazetecilik Yarışması olan Erkan Nigiz Fotoğraf Yarışması’nı kazandı.
    * 2018: Türkiye’nin en saygın ve prestijli fotoğraf yarışmaları arasında yer alan Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği ‘Yılın Basın Fotoğrafları’ yarışmasında Mustafa Pekkan Özel Ödülü’nü aldı.
    * 2019: Cumhuriyet tarihinde ilk kez Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de eş zamanlı başlatılan ‘Mavi Vatan’ tatbikatında görev aldı. Bu tatbikat kapsamında Donanma Komutanlığı’na bağlı TCG.BURAK REİS(S-359) denizaltı ile yaptığı haber görevinde Fahri Denizaltıcılık Payesi verildi.




    Yazının devamı...