• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Portre fotoğrafın ödüllü ismi



    Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nda iki ödül birden kazanan Güzelce, lise yıllarında dedesinin kendisine hediye ettiği fotoğraf makinesi ile hayatına yön verdiğini söyledi. Geçen hafta Türkiye’nin çok önemli bir buluşmaya imza attığı Antalya Diplomasi Forumu’nda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile üçlü zirvede bir araya geldi. Dünyanın izlediği bu önemli buluşmayı ve üç gün boyunca Antalya Diplomasi Forumu’nu Ozan Güzelce ile birlikte omuz omuza izledik. Ozan’la bu sırada fotoğrafa olan ilgisini, aldığı ödülleri ve portre fotoğrafçılığını konuştuk. İşte değerli dostum Ozan’ın anlattıkları...



    LİSEDE GELEN HEDİYE HAYAT YOLUMU ÇİZDİ

    “Annem resim öğretmeni, sanırım ondan aldım sanata olan yeteneğimi. Bende resme meraklıydım. Ama lise ikinci sınıfta dedemin Almanya’dan aldığı hediye hayatımı değiştirdi. Minolta marka bir fotoğraf makinesi almıştı, tabii o zamanlar dijital yok ortada daha filmli makine. Kendi kendime deneme yanılma ile çektiğim fotoğraflar bu alana duyduğum ilgiyi arttırdı. İçinde yaşadığımız akıp giden zamanın bize özel gelen bir anını dondurmak ve bunu belgelemek, paylaşmak duygusu zamanla benim için bir tutkuya dönüştü. Fotoğrafa duyduğum ilgi ve kendimi daha da geliştirmek için üniversitede bu konuda eğitim almaya karar verdim. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nü kazandım. Böylece hayat yolumu da fotoğraf üzerine çizdim. Sabit Kalfagil, Güler Ertan, Merih Akoğul, Kamil Fırat gibi çok değerli hocalardan eğitim aldım. Fotoğrafa farklı yönlerden bakmaya başladım. Belgesel fotoğraflar veya deneysel fotoğraflar... Ama ben fotoğrafın belgesel ve portre tarafını sevdim. Belgesel fotoğraf tutkusuyla 2000 yılında henüz dördüncü sınıftayken Milliyet Gazetesi’nde rahmetli usta isim Yalçın Çınar’ın yanında stajyer olarak başladım. İlk önce Milliyet Cağaloğlu büroda başladım. Staj bittikten sonra Milliyet fotoğraf servisine geçtim. O günden bu yana da Milliyet’in foto muhabiriyim.



    FOTOĞRAFLARIMIZ DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA

    Demirören Medya Grubu’nda fotoğraf adına yeni bir oluşum var ki artık çektiğimiz fotoğraflar tüm dünya medyasına servis ediliyor. Demirören Görsel Medya içerisinde kurulan ‘DİA İmages’ fotoğraf ajansı sayesinde objektifimize takılan dünyanın ilgisini çekecek kareler dünyanın dört bir yanında gazeteler, internet siteleri hatta televizyonların kullanımına sunuluyor. Kısaca DİA İmages bizim için yepyeni ve büyük bir vitrin oldu.Çektiğiniz fotoğrafların dünyanın dört yanında yayınlanması bir foto muhabiri için büyük bir motivasyon. Bu da benim mesleğe bakışıma yeni bir heyecan getirdi. Milliyet’te aktif olarak haber takibi yapıyorum.



    Toplumsal olaylar, depremler, seller, çevre felaketleri, güncel haber fotoğrafları, önemli uluslararası organizasyonlar işimizin bir parçası. Sıcak haber fotoğraflarının yanı sıra elbette gazetenin röportajları için çektiğim portreler var. Son dönemde birazda bu alanda ağırlıklı çalışıyorum. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nın portre kategorisinde hem birinci hem de üçüncü oldum, iki ödül aldım. Portre fotoğraflarına olan ilgimin karşılığı bu ödüller belki de.



    PORTREDE BAKIŞLARDAKİ İFADEYİ ÖNEMSİYORUM

    Foto muhabiri olarak fotoğraf makinesine hapsettiğimiz anlar, geleceğe taşınan birer tarihi belge. Yaptığımız işi önemli yapan da bu. Foto muhabirleri olarak hayatımızı tarihe taşınacak bu anların peşinde koşarak geçiyoruz. Portre fotoğrafları ise röportajların en temel unsuru. Portre fotoğraflar çekerken en önemlisi fotoğrafını çekeceğiniz kişi ile kurduğunuz bağ. Fotoğrafı çekilen ile çeken arasında bir fotoğraf makinesi var. Herkes fotoğraf çekinmeyi sevmeyebiliyor. Burada fotoğraf çeken kişinin yapması gereken karşısındaki insanı rahatlatmak, onun güvenini kazanmak. Bu sayede daha doğal anlarını yakalama şansınız oluyor. Ben mesela bunun için çektiğim kareleri de gösteririm. Karşımdaki kişinin fotoğraflarını görerek çıkan sonuçlara inanmasını sağlarım. Portre fotoğraflarda bakışlarda ifadeyi önemsiyorum. Doğru ışık önemli. Dışarıda çekiyorsam doğru ışığa yönlendirmek, kapalı bir mekandaysam doğru ışığı kurmak bu işin püf noktası. Sonrasında fotoğrafların düzenlenmesi de en az çekim aşaması kadar önemli.”



    OZAN GÜZELCE KİMDİR?

    1978’de İstanbul’da doğdu, 1996’da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’ne girdi. Burada çok değerli öğretmenlerden eğitim alma fırsatı buldu. Fotoğrafın temel, sanatsal, felsefi ve teknik yönlerini öğrendi, üniversite eğitimi sırasında fotoğraf stüdyolarında asistanlık yaptı. Portre ve belgesel fotoğrafçılığa artan ilgisiyle 2000’de Milliyet Gazetesi’nde foto muhabiri olarak çalışmaya başladı. Halen Milliyet Gazetesi’nde foto muhabiri olarak çalışıyor. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Yılın Basın Fotoğrafları yarışmasında farklı yıllarda farklı dallarda ödüller aldı. Bu sene, Yılın Portre Fotoğrafı birinciliği ve Portre Fotoğrafı üçüncülüğünü aldı.



    Yazının devamı...

    Konser dünyasının renkli kareleri



    Hayallerinin peşinde koşarken, farklı bir alanda ‘konser fotoğrafçılığı’nda kendisini profesyonelleştiren Pelinsu, “Konser fotoğrafçılığı benim gözümde, aynı salonda birkaç sanatın birleşimi” diyor. Pelinsu Duman’la, fotoğrafın hayatındaki yerini ve konser fotoğraflarının sırrını konuştuk. İşte anlattıkları...



    FİLM SETLERİNDE ÇALIŞMAYA BAŞLADIM

    “Kariyerim, ailem tarafından çizilmişti. Fen Lisesi mezuniyeti, ardından endüstri mühendisliği... Bu şekilde bir gelecek planı yapmıştı ailem bana. Oysa ben 13 yaşından bu yana okuldan kaçıp film ve dizi setlerine giden biriydim. Endüstri Mühendisliği okuduğum dönemde Maltepe Üniversitesi’nde de film platoları vardı. O platolarda da tecrübe edineceğimi düşünerek ailemden gizli tek tercihle bu okulu kazanıp kaydoldum ve Endüstri Mühendisliği bölümünü bıraktım. Okulla birlikte film setlerinde çalışmaya başladım. Farklı görevler alıyordum, asistanlık yapıyordum. İşin görüntü tarafına tutkulu biri olarak kameraya hep ilgim vardı. Böyle olunca fotoğraf makinesi sahibiydim. Eskiden beri yanımdan fotoğraf makinesini ayırmıyordum. Üniversitenin ilk yılında Özcan Alper’in yönetmenliğini yaptığı ‘Rüzgârın Hatıraları’ filminde reji asistanlığı yapıyordum. Fotoğraf çekmek, reji asistanlığı görev tanımı dışında elbette ama ben boynumda makine ile geziyor fotoğraflarda çekiyordum. Orada çektiğim fotoğraflar, sanatçılar ve yapım tarafından paylaşıldı. Hatta gazetelerde yayınlandı. Fotoğraflarımın yayınlanması, paylaşılması ve beğenilmesi beni heyecanlandırdı. Ve bunun heyecanın peşine düşmeye karar verdim. Bu aslında fotoğrafçılığın bende mesleki olarak başlangıç noktası oldu. Bu deneyim hiç yanımdan ayırmadığım fotoğraf makinesine beni aşkla bağladı.



    ‘FOCUS ON’ İSİMLİ SERGİ AÇTIM

    Yine üniversite yıllarında arkadaşlarım beni bir konsere davet etti. Orada Ceylan Ertem sahne alıyordu. Yanımdan ayırmadığım fotoğraf makinesini ve bu kez mekâna gizli gizli sokmuştum. Konseri arkalarda izliyordum. Önlere doğru ilerleyerek aslında hatıra amaçlı fotoğraflar çektim. Sonrasında birkaç konserine daha gidip Ceylan Ertem’e gönderdim fotoğrafları. O da beğenip paylaştı. Yine beğenilip paylaşılmıştı fotoğraflarım... Beğenilme duygusu, yaptığımın işin takdir ediliyor olmasının heyecanı ile konser fotoğrafları çekmeye devam ettim. Başka başka sanatçılar, başka başka mekânlar eklendi. Festivaller eklendi sonra konserlere. Bu tecrübelerle portföyüm iyice gelişti. Benim de yakından takip ettiğim Dorock XL markası konser fotoğraflarına çok önem veriyor. Bu fotoğrafları sosyal medyada fotoğraf paylaşan, fotoğrafçısına değer veren her paylaşımına fotoğrafçısının imzasını koyan, bu kareleri sanatçılarla paylaşan bir konser mekânı. 2008’de beraber çalışmaya başladık, dört yılı aşkın süredir birlikteyiz. Bu arada Ceylan Ertem’in fotoğraflarını çekmeyi de bırakmadım. Sekiz yıldır onun fotoğraflarını çekiyorum. Geçtiğimiz aylarda çektiğim konser kareleri ile ‘Focus On’ isimli bir de sergi açtım. Sergide farklı sanatçılardan ve sahnelerden 40 fotoğraf vardı. İlk başladığım dönemde konser fotoğrafçılığı çok yaygın değildi. Şimdi bu işi yapan birkaç arkadaş varız.



    HIZLI KARAR VERMEYİ GEREKTİRİYOR

    Konser fotoğrafçılığı benim gözümde aynı salonda birkaç sanatın birleşimi. Sahnede bir sanatçı var ve yaptığı müzikle ortamın ambiyansının baş yaratıcısı. Bunun yanında sanatçının sesine kendi görsel zenginliği, belki dansçıları ekleniyor. Bir de ışık şovu ve seyircinin bu ambiyansa katkısı eklenince bambaşka renkli bir dünya oluşuyor. Konser fotoğrafçılığı da bunlara ek üçüncü bir sanat. Tabi ki ışık olmazsa fotoğraf olmaz. Ama konser fotoğrafçılığını diğer fotoğraf dalından ayıran nokta, sahnedeki öznenin sabit olmayışı, ışığın, ambiyansın ve ortamda duygunun değişken oluşu. Konser fotoğrafçılığı bu yüzden teknik anlamda hızlı karar vermeyi ve anlık inisiyatif almayı gerektiriyor. Sahnedeki sanatçının tarzı önemli. Örneğin rock müzik yapan bir grubu alt açıdan çekiyorsam, bir pop yıldızını karşıdan çekmeyi seçiyorum. Elbette bu da duruma göre değişiyor. Örneğin seyircilerin arkasında ters ışıkta aldığım bir siluetle sahneyi birleştirdiğim bir kompozisyonu da seviyorum. Konser fotoğrafçılığının zor yanlarından biri de karelerinize renk katan seyirci. Sakin ortamlar değil. Sürekli seyirciyle temas söz konusu. Bu nedenle zaman zaman zor anlar yaşayabiliyoruz. Sahnede sürekli hareket, işin başka bir zorluğu. Siz bu grubun bir başka üyesini çekerken solist bambaşka bir hareket yapabiliyor. Dolayısıyla sahneye hakimiyet önemli, sanatçının tarzına sahnedeki hareketlerine, şarkılarına tepkilerine davranış biçimlerine hâkim olmak onu tanımak önemli. 40-50 şehirde farklı farklı sahnelerde konser fotoğrafları çektim. Işıkların konumlandırıldığı yer, sahnenin büyüklüğü, küçüklüğü birçok farklı değişkeni de tecrübe ettim. Bu tecrübenin katkısı ile sahnedeki küçük zorluklar benim için daha kolay çözülebilir bir hal aldı.”



    PELİNSU DUMAN KİMDİR

    1993’te İstanbul’da doğdu. Ar-El Fen Lisesi’nden mezun olduktan sonra Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdi. Kariyerine sinema filmlerinde reji asistanı olarak başladı, yapım ve prodüksiyon şirketlerinde yapım koordinatörlüğü yaptı. Sekiz yıldır konser fotoğrafçılığı yapıyor, 2018’den bu yana ülkenin en önemli konser performans mekânlarından Dorock XL’ta da konser fotoğrafları çekiyor. Konser fotoğraflarından açtığı ‘Focus On’ isimli bir de kişisel sergisi var.

    Yazının devamı...

    Fotoğraflar nasıl seçildi



    Türk medyasının en prestijli fotoğraf ödüllerinde çevre fotoğrafları damga vurdu. Yılın Basın Fotoğrafı 2022 Ödülü ise AB Çevre ve Doğa Fotoğrafları arasından seçildi. Ukrayna’da yaşanan savaşta Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’i fotoğraflayarak dünya medyasında adından başarı ile söz ettiren Reuters Foto Muhabiri Ümit Bektaş’ın çektiği Marmara Denizi’ni etkisi altına alan müsilaj felaketini anlatan karesi, Yılın Basın Fotoğrafı Ödülü’nü kazandı. Sizlere bu hafta bu önemli organizasyondan, jüriden ve ödüllerin nasıl seçildiğinden bahsetmek istiyorum.



    SAATLER SÜREN DEĞERLENDİRME

    Yılın Basın fotoğrafları 2022 jürisinde Türk medya ve fotoğraf dünyasından önemli isimleri bir araya geldi. 5 bine yakın fotoğrafı katıldığı yarışmada, jüri fotoğraflarının seçimi Antalya’da Aska Lara Otel’de dört gün süren bir organizasyonla yapıldı. Yılın Basın Fotoğrafları 2022 jüri başkanlığını usta isim Coşkun Aral, Türkiye Güzellikleri 2022 jüri başkanlığını ise yine bir usta isim Mustafa Seven yaptı. Ödül kazanan fotoğraflar, iki gün süren toplantılarla belirlendi. Jürideki değerli isimler, her bir kategorideki değerlendirmelerini loş bir salonda dev bir yansı karşısında saatlerce fotoğraf baktıkları toplantılarla yaptı. Bazen bir kare fotoğraf için dakikalarca tartışıldı.



    Bu ödülleri değerli kılan, her bir karenin tek tek değerlendirilmesi, üzerine konuşulması ve açık bir oylama ile objektif bir seçimle belirleniyor olması. Bu toplantıların sonunda 2021’de yaşanan olaylara damga vuran fotoğraflar arasından 6 kategoride 24 fotoğraf ve 4 fotoğraf serisi ödüle layık görüldü. TFMD’nin uluslararası sergilerle dünya başkentlerine taşıdığı Türkiye Güzellikleri Fotoğraf Ödülleri’nde ise 7 fotoğraf ödüllendirildi. Türkiye Güzellikleri 11-13 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nda sergilendikten sonra dünyanın önemli kentlerine taşınacak.



    Üniversite öğrencilerinin özendirilmesi amacı ile 4’üncüsü verilen Ara Güler Özendirme Ödülü ise Çukurova Üniversitesi’nden Nurullah Memiş’in oldu. Yarışmada, Spor Toto, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Kızılay, Aska, ATSO RotaAntalya, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği ile Sıfır Atık adına da özel ödüller verildi. Ayrıca bu yıl TFMD, aldığı bir kararla her yıl bir usta isme Yaşam Boyu Onur Ödülü verilmesine karar verdi. İlk ödül 1958’de Yeni İstanbul Gazetesi’nde mesleğe başlayan, 1965 ve 1992 yılları arasında Hürriyet Gazetesi’nde görev yapan 86 yaşındaki Sökmen Baykara’ya verildi. Baykara’nın bu yıl içerisinde yayınlanan “Gözle Yazılan Tarih” adlı kitabı da ilgi çekmişti.



    JÜRİ ZOR BİR SÜRECİ TAMAMLADI

    37 yıl, bir fotoğraf organizasyonu açısından çok önemli. Aralıksız olarak böylesine büyük bir organizasyonu sürdürmek kolay değil. Geçen yıl çevresel felaketler tüm dünyayı etkiledi. Türkiye’de de orman yangınlarından, sellere, müsilajdan kuraklığa çevre felaketleri yaşandı. Çevre konusunda tüm insanlık daha duyarlı olmalıyız. Bu ödüllerle bu alandaki farkındalığa katkı sunacaktır. Jürinin fotoğrafları seçmekte zorlandığının altını çizen Jüri Başkanı Coşkun Aral, “TFMD olarak 37’ncisini bu yıl yaptığımız fotoğraf yarışmasında foto muhabirleri muhteşem çalışmalarını önümüze serdiler. Jüri olarak zorlandık ama en iyilerini seçtik.



    2021’de tüm dünyada çevre felaketleri yaşandı. Bu felaketler fotoğraf ödüllerinde de dikkat çekti. Bu alanda ödül alan fotoğraflar, çevresel olaylar konusunda insanlığın farkındalığına da hizmet edecektir” diye konuştu. Türkiye Güzellikleri Jüri Başkanı Mustafa Seven’, “Yarışma jürisi, Türkiye fotoğrafı açısından ne kadar kıymetli bir yerde olduğumuzu görmemizi sağladı. Türk foto muhabirleri dünya ile rekabet edebilecek fotoğraflara imza atıyor. Çok hareketli bir coğrafyada yer alıyoruz, bu coğrafyanın avantajlarını iyi kullandıklarını düşünüyorum. Çok zorlu bir seçim süreci oldu” dedi.



    GENÇLERLE BULUŞMA

    Ayrıca her yıl jüriden önemli isimler Akdeniz Üniversitesi’nde gençlerle buluşuyor. Bu yıl ben, Tolga Adanalı, Mustafa Seven ve Mehmet Turgut, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde dop dolu bir salonda öğrencilere tecrübelerimizi aktardık. Toplam ödülü 37 bin TL olan yarışmanın ödülleri haziran ayında Ankara’da sahiplerini bulacak. Ödül alan kareler, TFMD’nin www.tfmd.org.tr adresinde de görülebilir.



    JÜRİDE YER ALAN İSİMLER

    Yılın Basın Fotoğrafları Jüri Başkanı: Foto Muhabiri Coşkun Aral
    Jüri Üyeleri: Depo Photos Yayın Yönetmeni Tolga Adanalı, AFP Foto Muhabiri Adem Altan, İhlas Haber Ajansı Genel Koordinatörü İrfan Altıkardeş, Demirören Medya Fotoğraf Direktörü Bünyamin Aygün, Fotoğraf sanatçısı İlhan Eroğlu, Hürriyet Gazetesi Foto Muhabiri TFMD Başkanı Rıza Özel, Foto Muhabiri Mustafa Seven, Fotoğraf Sanatçısı Mehmet Turgut, Akdeniz Üniversitesi GSF Fotoğraf Bölüm Başkanı Uğur Günay Yavuz. (İsimler soyadı sırasıyla yazılmıştır)



    Özel Jüriler: AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Davut Çetin, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı İlknur Gündoğmuş, Aska Hotel İş Geliştirme Müdürü Mahir Gümüş, SGDD-ASAM Başkanı Cumhur Özen, Türk Kızılay Kurumsal İletişim Direktörü Halil İbrahim İzgi.

    Yazının devamı...

    1990’daki faciayı dünyaya o duyurdu

    Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığı dönemde 1990 ve 2006 yılında Mekke’de hac döneminde yaşanan iki büyük felaketi fotoğraflarıyla dünyaya duyurdu. Eyüp Coşkun, “Orada olmak haccı izlemek bambaşka bir duygu” dedi. Anadolu Ajansı’nda çalıştığım dönemde 2006’da Lübnan Savaşı’nda birlikte görev yaptığım gazetecilik mesleğinin usta isimlerinden Eyüp Coşkun’la mesleği ve tanık olduğu büyük hac faciasını konuştuk.
    İşte anlattıkları:



    MUHABİR OLMAK İSTEDİĞİMİ SÖYLEDİM

    “Gazetecilik, öğrenciyken başladı. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda henüz eğitimim sürerken 1980’de Hürriyet Gazetesi’nde düzeltmen olarak işe başladım. Rahmetli Çetin Emeç, o zaman gazetenin yan yayınlarının başındaydı. 1983’te mezuniyetimle birlikte Çetin Emeç’e muhabir olmak istediğimi söyledim ve gazetenin istihbarat servisinde çalışmaya başladım. Hem fotoğraf çekip hem de haber yazıyordum. Bu beni meslekte başarıya götürdü. Hürriyet macerası ufak tefek kesintilerle yaklaşık 15 yıl sürdü. 1994’ten 1997 sonuna kadar Star ile NTV’de editör ve muhabir olarak çalıştım. 1997’den 2001’e kadar Gökşin Sipahioğlu’nun başında olduğu SİPA Press’te daha çok Avrupalı dergiler için Orta Doğu’da fotoğraflar çektim, röportajlar yazdım. Örneğin boksör Mike Tyson Müslüman olup hacca gidince onun fotoğraflarını çektim. THY’de çalışan eşim 2001’de Lübnan’a tayin olunca benim için Lübnan macerası başladı. Lübnan’da kaldığım son 11 yıl Anadolu Ajansı Temsilcisi olarak bölgede görev yaptım. Lübnan’dan ayrıldıktan sonra 1.5 yıl ABD’de Washington’da Türk gazeteleri için serbest olarak çalıştım. 2016’da emekli oldum, 2017’de Türkiye’ye döndüm.


    HACCA EN ÇOK GİDEN GAZETECİ

    17 kez hacca gittim. Türkiye’de hacca en çok giden gazetecilerden biri, belki de en çok giden olabilirim. İlk kez 1990’da gittim. O yıl okuldan turizmci bir arkadaşım hacca karayolu ile gideceğini söyleyince, gazeteci olarak izlemek istedim. O dönemde Hürriyet gibi ana akım gazeteler çok muhabir göndermiyor, haccı ajanslardan izliyorlardı. Yöneticilerimi ikna ettim ve beş günlük yolculukla Suudi Arabistan’a gittim. Mekke’ye ulaşınca Türk hacıları ve hacdaki tüm aşamaları fotoğraflamaya çalıştım. Hürriyet’e iyi bir seri ile dönmek istiyordum. Ve bu ilk gidişimde 500 yakını Türk, 5 bin üzerinde hacının hayatını kaybettiği hac tarihindeki en büyük faciaya tanık oldum. Öyle bir tanıklık ki bu olayı fotoğraflayan tek gazeteci oldum, tüm dünya benim fotoğraflarımla bu olayı yayınladı. Time, Life, Paris Match ABD’den Japonya’ya tüm dünya dergilerinde kullanıldı fotoğraflar.



    TÜNELDE BİRBİRLERİNİ EZDİLER

    Haccın en önemli farzlarından biri arife günü Arafat’a çıkmak. Hacı adayları oradan Müzdelife’ye gidilip taş topluyor ve bayramın birinci günü sabahı Mina’ya geçip şeytan taşlıyor. Ben de bu ritüeli yaptım ve o bölgeye yakın Aziziye bölgesindeki kaldığımız binaya geldim. Sabah 10.00’da arkadaşlarım uyandırdı. Şeytan taşlama alanına yakın tünellerde yaralılar olduğunu söyledi. Aralarında Türkler olabilir düşüncesiyle hemen olay yerine gitmeye çalıştım, yollar kapalıydı ve araçlar gidemiyordu. Üzerimdeki ihramda küçük bir makineyi saklayarak uzun bir yürüyüşle tünelin bulunduğu noktaya gittim. Tünel beton direkler üzerinde 15 metre yukarıdaydı. Burayı rahat gören bir tepeciğe çıktım. 600 metrekarelik tünelde taş atmaya kontrollü gidip dönüyorlar. Ama bilinmeyen bir nedenle tünelin iki ucundan karşılıklı olarak insanlar ilerlemeye başlamış ve birbirlerini ezmişlerdi. Dehşete düşmüştüm, üst üste yer yer sekiz kata varan cesetler vardı. Bitirdiğim tam filmi çıkarıp saklayarak oradan ayrıldım. Fotoğraf göndermek şimdiki gibi kolay değildi. Uçağa vermek için 110 kilometre uzaklıktaki Cidde Havalimanı’na gittim. Gazetedekiler, ‘ajansların büyük bir facia haberini geçmediğini’ söyleyerek olayın büyüklüğünü tezahür edemedikleri için ve tabii bir de bayramda gazeteler yayınlanmıyordu, fotoğrafları istemediler. Sonrasında gazeteden aradılar, ajanslar bir faciadan bahsediyordu ama büyüklüğü konusunda bilgi yoktu. Bayramın ikinci günü İstanbul’a döndüm, facianın boyutları ortaya çıkmıştı. Banyosu yapılan filmlerin başında yazı işleri toplanmıştı. Fotoğrafları görünce Hürriyet’in manşetinde tam sayfa kullandılar. Hürriyet yayınlanınca ortaya çıktı ki başka hiçbir gazeteci olayı çekmemişti. Suudiler, gazetecileri bölgeyi temizleyene kadar Arafat’ta tutmuştu. Hatta Hürriyet’in 50 yılına damga vuran manşetlerinin yer aldığı kitapta bu olayda var.



    BENZERİ OLAYA YİNE TANIK OLDUM

    Sonrasında benzeri bir olaya 2006’da yine tanık olan tek gazeteci oldum. Bayramın üçüncü günü şeytan taşlama alanında yine karışıklıkla hacılar birbirini ezmiş, 345 kişi ölmüştü. İki büyük faciayı görüntüleyen tek gazeteci oldum. Hac, Müslüman dünyası için çok önemli bir farz. Hacda gazetecilik yapmak çok zor. Suudi Arabistan yönetimi yalnızca davet ettiği gazetecilere çekim izni veriyor ki bu çok zor. O nedenle gazeteciler gizlice görev yapmaya çalışıyor. İhramla, küçük makinalarla çalışılıyor. Günümüzde cep telefonu var. Artık Kâbe’nin etrafında bile güvenlik görevlileri cep telefonlarına göz yumuyor. Ama fotoğraf makineleri yine özel izne tabii. Ama orada olmak haccı izlemek bambaşka bir duygu. Burada insanın etkilenmemesi mümkün değil. Kâbe’de yalnızca en alt katta 250 bin kişi aynı anda tavaf yapıyor, izlemek ve ibadet çok etkileyici.”



    EYÜP COŞKUN KİMDİR?

    1961’de İstanbul’da doğdu. 1983’te o zamanki adıyla Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’te Hürriyet Gazetesi İstihbarat Servisi’nde çalışmaya başladı. 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlayan Körfez Krizi’ni izlemek için Hürriyet Gazetesi adına Irak’a gitti. Amerika’nın Irak’a düzenlediği askeri harekattan sonra, Irak’a giren ilk Türk gazetecilerinden biri oldu. 1994’te İngiliz Hükümeti’nin verdiği bursla, 2.5 ay İngiltere’de City Üniversitesi’nde gazetecilik üzerine kurs aldı. 1998’de Fransa’da merkezi bulunan Sipa Press adına, Irak ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Orta Doğu’da yabancı dergiler için olayları izledi. 2001’den 2016’ya kadar 15 yıl Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yaşadı. Buradan Anadolu Ajansı Bölge Temsilcisi olarak görev yaptı. 2004’te yaklaşık 45 kez gittiği Irak ile ilgili gazeteci Yunus Şen’le birlikte, ‘Babil Yanarken’ kitabı yayınladı. Tanık olduğu olaylarda çektiği fotoğraflar başta Life, Time, News Week, Le Figaro, Paris Match gibi dünyanın önemli yayınlarında kullanıldı.



    Yazının devamı...

    Fotoğrafın zirvesi



    Benim de basın fotoğrafçılığı alanında Bünyamin Aygün, Eyüp Coşkun ve usta isim Coşkun Aral ile birlikte sunum yaptığım bu etkinliği, Fotoğraf Organizasyonları Derneği (FOTON) düzenledi. Üç gün süren etkinlikte, fotoğrafın her alanında uzman 32 kişi tecrübelerini aktardı. Türkiye’nin farklı kentlerinden 328 fotoğraf tutkunu bu etkinlikleri izledi. Side Manavgat’ta bulunan Crown Palace Oteli’nde iki salonda birden düzenlenen zirveyi FOTON Başkanı Coşkun Aral’la konuştuk. Coşkun Aral, zirveyle ilgili şunları aktardı:



    FOTOĞRAFA DAİR HER ŞEY KONUŞULDU

    “Fotoğrafa ilişkin birçok etkinlikler, televizyon programları yaptık, yapıldı. Hali hazırda Habitat TV’de devam eden Portfolyo ve Aral’ıyorum programlar gibi. Ama buradaki etkinlik çok farklıydı. Fotoğrafa her şeyin konuşulduğu bir zirve oldu. Türkiye’nin farklı alanlardaki fotoğraf ustalarının bulunduğu ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden 300’ün üzerinde fotoğraf tutkununun katıldığı etkinlik gerçek bir zirve oldu. Geçmişte zaman zaman Türkiye’de fotoğrafa ilişkin fuarlar yapıldı. Ama burada bahsettiğimiz etkinlik büyük bir buluşma. Fotoğrafa dair her şey burada konuşuldu. Her alanda fotoğraf çeken insanların sorunlarını dile getirdiği, ustalarla buluşup onlardan ders aldıkları ve yaratıcı fikirlerini ortaya koyduğu bir etkinlik oldu.

    BU TÜR ETKİNLİKLER ÇOK ÖNEMLİ

    Çok farklı alanda fotoğrafçılar vardı. Ben, Eyüp Coşkun, Bünyamin Aygün ve seninle haber fotoğrafçılığını anlattım. Mustafa Seven gibi, Mehmet Turgut gibi usta isimler vardı. Eski bir foto muhabiri ve sokak fotoğrafçısı Mustafa Seven, sosyal paylaşımlarda yapılması ve yapılmaması gerekenleri anlattı. Mehmet Turgut, Türkiye’de birçok çok ünlüyü fotoğraflarıyla ölümsüzleştiren, neredeyse 100 yıllık bir fotoğrafçı ailenin son kuşağından evrensel bir isim. Mesleğin gizli kalmış yönlerini aktarmaya çalıştı. Basın fotoğrafçıları, doğa fotoğrafçıları, hatta düğün fotoğrafçıları bile vardı. Türkiye’de fotoğraf makinesi ithal eden, aradaki araç gereçleri imal eden firmaların temsilcileri vardı. Nikon, Canon, Fuji, Lumix, DJI gibi firmalar burada ürünlerini tanıttılar. Beni başka mutlu edense, burada Türkiye’nin çok farklı kentlerinden çok sayıda kadın vardı. Bu tür etkinlikler çok önemli. Gerek iletişim gerekse iletişim tasarımı anlamında, fotoğrafa meraklı çok genç var. Kimi basın fotoğrafçısı, kimi moda fotoğrafçısı olmak istiyor. Yolları uzun ve engebeli. Dünyada bu iş iyi yapıldığı zaman getirisi olan bir iş. Ama iyi yapıldığı zaman. Nelerin eksik olduğu burada usta fotoğrafçılar tarafından anlatıldı. Biz FOTON olarak bunu yaptık. Bunun benzerlerinin farklı organizasyonlarla farklı derneklerle Türkiye’nin her yanında yılda birkaç kez bile olsa yapılması ve gündeme getirilmesi önemli.”



    KATILAN İSİMLER ŞUNLAR

    Aynı anda iki farklı salonda süren sunumlar, söyleşiler ve tanıtımlara hem konuşmacılar hem de katılımcılar büyük ilgi gösterdi. FOTON Derneği Başkanı ve gazeteci Coşkun Aral ile birlikte, gazeteciler Eyüp Coşkun, Bünyamin Aygün ve Rıza Özel tecrübelerini paylaştı. Son günlerde dünyada merakla izlenen NFT dünyasıyla ilgili olarak Devrim Danyal bilgi verdi. Baki Karaçay tarafından fotoğrafın telif haklarıyla ilgili olarak verilen bilgiler ilgi çekti. Murat Gür, sokak fotoğrafçılığı ve fotosfer deneyimini anlattı. Tolga Ozan, dünya değişmeden gezilecek yerleri, Oğuz Hamza tanıtım fotoğrafçılığı konusunda bilgilendirme yaptı. Nezihi Gözen, geleceğin fotoğraf düzenleme teknikleri ve NFT hakkında bilgi verdi. Ozan Bilgiseren, geniş çaplı fotoğraf projeleri geliştirme, uygulama ve yönetme konusunda sunum yaparken, FOTON Derneği’nden Alper Koç ve Tanin Helvacı ise sponsorluk ve izlenecek yollar hakkında bilgi verdi. Portre fotoğraf konusunda Türkiye’nin en önemli isimlerinden Mehmet Turgut, portre fotoğrafçılığı, fotoğrafçı model iletişimi konularında deneyimlerini anlattı. Handan Dayı ise, post belgesel fotoğrafta gerçeklik tartışmaları konusunda bilgi verdi. Mustafa Seven, fotoğraflarıyla sosyal medyada fotoğraf paylaşmanın sırlarını aktardı. Canon, Nikon, Panasonic Lumix, Sony, Fuji gibi firmalar, en son ürünlerini tanıttılar. Bu markaları marka temsilcileri ve ambassadorları Onur Çam, Mahmut Cinci, Cüneyt Akman, Akın Acar, Zekai Demir, Uğur Umay sunumları ile anlattı.

    Yazının devamı...

    Foto muhabiri heyecanla yaşar hayatını



    Mesleğe 1993’te Sabah Gazetesi’nde başladı. Yaklaşık 30 yıllık meslek hayatında -farklı yayın gruplarında- birçok önemli olaya tanıklık etti.
    Meslek hayatındaki fotoğrafın yerini ve gücünü ise, “Yazdığım yazının yanında fotoğrafın etkisini gördüğümde foto muhabiri olmanın heyecanını keşfettim. Foto muhabiri masa başında oturmayı sevmez, heyecanla yaşar hayatını” ifadeleriyle özetledi.



    Geçen hafta Albayrak Medya Grubu’nun düzenlediği Mustafa Cambaz Fotoğraf Yarışması’nın jürisindeydim. Sonuçları önümüzdeki hafta açıklanacak yarışmanın jüri koltuğunda Coşkun Aral, Fırat Yurdakul, Süleyman Gündüz ve Sedat Özkömeç de vardı.
    Sevgili dostum ve meslektaşım Sedat Özkömeç’le de bu organizasyon sonrasında bir araya geldik. Hem sohbet ettik hem de meslek hikâyesini konuştuk. İşte anlattıkları:



    SICAK HABERİN HEYECANI YAŞIYORDUM

    “Babam fotoğraf meraklısı biriydi, evimizde fotoğraf makineleri vardı. Dayım ve teyzem de fotoğrafçıydı. Fotoğrafın sıcaklığı ile büyüdüm ama benim bu işi meslek olarak seçmem gazetecilikle başladı. Hayalimde gazetecilik vardı. Hayatıma çizdiğim hedef ve bu hayalle 1993 yılında Sabah Gazetesi’nde gece redaktörü olarak yurt haberler servisinde işe başladım. O zamanlar mail falan yok elbette. Bölgeden haberleri telefonla alıyoruz malum. Kısa süre aynı gazetede rahmetli Ahmet Vardar’ın yanına geçtim. Bu arada bir de fotoğraf makinesi almıştım. Yazdığım yazının yanında fotoğrafın etkisini gördüğümde foto muhabiri olmanın heyecanını keşfettim. Sadece yazı veya sadece fotoğrafın eksik kaldığını hissettim ve kararımı vermiştim. Hayatıma foto muhabiri olarak devam edecektim. Sıcak haberin heyecanını yaşıyordum ve bu şekilde çalışmak istiyordum. 1995 yılıydı, annemin bileziklerini satarak yeni bir fotoğraf makinesi aldım ve Akşam Gazetesi’nin şehir haberlerinde foto muhabiri olarak göreve başladım. Olaylı yıllardı. Gazi olayları yeni olmuştu. Otobüsler yakılıyordu. Gazetelerde üçüncü sayfa haberlerinin de pirim yaptığı o günlerde foto muhabirliği gazeteler için daha vazgeçilmezdi. Akşam Gazetesi’nde yedi ay çalıştıktan sonra şeflerimizle birlikte ekip olarak Günaydın Gazetesi’ne geçtik. Zincirlikuyu’daki tarihi binada sekiz ay kadar çalıştıktan sonra Sabah Gazetesi’nin dergi grubuna başladım. Dergi grubunda daha çok portreler ve dosya haberler yapıyorduk. Ünlülerle röportajlar, onların fotoğrafları... Üç yıl bu şekilde çalıştım. 1999 yılında büyük acı yaşadığımız 17 Ağustos depreminin sabahında gazeteye telefon açtım ve acının yaşandığı bölgeye gittim. Dergilerdeydim, hiçbir organik bağım olmamasına rağmen 45 gün deprem bölgesinde fotoğraflar çektim ve gazetede yayınlandı. Hatta orada askeri bir kışlada kaldım. Helikopterlerle yaralılar taşıdık. Sıcak haberin heyecanı beni tekrar içine çekti. Sabah Haber Ajansı’ndan gazete için foto muhabiri olarak teklif alınca düşünmeden ‘evet’ dedim. Daha çok siyasi takipler yapıyordum. Sorasında Etibank davası başlayınca ekonomik krizle birlikte gazeteden ayrıldım. Akşam Gazetesi’ne gece muhabiri olarak geri döndüm. Gece çalışmak zor ama bir o kadar da keyifliydi. Orada da sıcak haberleri izliyordum.



    FOTOĞRAF HİÇBİR ZAMAN ÖLMEZ

    Vatan Gazetesi kurulurken teklif geldi. Orada istihbarat servisinde üç yıl çalıştım. Türkiye’de HSBS bombalanması gibi olaylar yaşanıyordu. Foto muhabiri masa başında oturmayı sevmez, heyecanla yaşar hayatını. Fotoğrafçı ile foto muhabiri arasındaki fark da bu. Foto muhabiri, olayın yaşandığı yere koşan insandır ve bence mesleği kutsal kılan da bu. 2004 yılında ABC Medya Ajansı’na girdim. Ne yazık ki o kadar yıl çalışmama rağmen basın kartıma burada kavuştum. 2006 yılında Yeni Şafak Gazetesi’ne başladım ve o yıldan bu yana Yeni Şafak Gazetesi’nin ekleri başta olmak üzere foto muhabiri olarak görev yapıyorum. Haber takibi yapıyor, özel röportajlar ve dosya haberler çalışıyorum. Tabii meslek foto muhabirliği olunca Nepal’den Nijer’e, Etiyopya’dan Yunanistan’a, Bosna Hersek’ten Filipinler’e pek çok farklı ülkede önemli olaylara yerinde tanık oldum. Elbette foto muhabiri olunca dünyanın neresinde afet veya olay varsa oraya gidiyorum. Filipinler’de tayfun yaşandı, binlerce insan öldü, 15 gün kaldım. Suriyeli göçmenlerin Midilli’ye geçişlerini izledim. Ege’deki yolculuklarından Midilli’deki göçmen kamplarına kadar fotoğrafladım. Suriye’de kampları dolaştım. Arakan’da Müslümanların uğradığı zulüm üzerine bölgeye gittim. Gittiğim olaylarda hem fotoğrafları çektim hem haberlerini yazdım. Beni heyecanlandıran sıcak haber fotoğrafları. Elbette röportajlar işimizin parçası onu da severek yapıyorum. Foto muhabiri olarak yaşamayı seviyorum. Mesleğin ilk yıllarında gazetecilik daha prestijliydi. Analog makinelerle çalıştık. Fotoğraf çekmeni yanı sıra çektiğimiz fotoğrafın transferi bile daha zordu. Belki bu zorluk mesleğe bağı güçlü kılıyordu ama maalesef bugün foto muhabirlerinin sayıları gün geçtikçe azalıyor. Şunu da görüyorum. Fotoğrafın gücü hiçbir zaman yadsınamaz ve fotoğraf hiçbir zaman ölmez. Her ne kadar dijitalleşme yazılı basını etkilese de fotoğraf yaşayacaktır. Bu mesleğin emekçileri olarak büyük usta Ara Güler’in izinde tarihe tanıklık etmeyi ve belgelemeyi her şeye rağmen sürdürmeliyiz.”



    SEDAT ÖZKÖMEÇ KİMDİR?

    1971’de İstanbul’da doğdu. 1993’te Sabah Gazetesi’nde mesleğe başladı. Gazetecilik yaşamına Akşam Gazetesi, Vatan Gazetesi, ABC Medya Ajansı’nda devam etti. 2006’da kapısından girdiği Yeni Şafak Gazetesi’nde halen foto muhabiri olarak görev yapıyor. Çok farklı coğrafyalarda önemli olaylara tanıklık eden Sedat Özkömeç evli ve bir kız babası.

    Yazının devamı...

    Fotoğraf serüveni hobi olarak başladı derin tutkuya dönüştü



    Türkiye’nin 77 şehrini fotoğraflayan, fotoğraf dünyasının bana kazandırdığı dostlardan Murat Bakmaz’la Erzincan Valiliği’nin düzenlediği foto safaride birlikteydik. Projeleri ile ilgili sohbet ederken heyecan duydum. Fotoğraf sohbetimizde Murat’ın anlattıkları;



    FOTOĞRAFIN KENDİNE AİT BİR DİLİ VAR

    “Fotoğrafa başlamam 30’lu yaşlarımda elime aldığım bir fotoğraf makinesiyle oldu. 2013’te bir arkadaşımın fotoğraf makinesi ile iki üç ay fotoğraf çektim. İlk deklanşöre basmamla fotoğrafın hayatımda vazgeçilmez olduğunu hissettim. Arkadaşıma makinesini iade edince fotoğraf makinesi almak istedim. Günlük içtiğim sigaranın toplamdaki yükü ile bir yılda makinenin borcun ödeyeceğimi fark ettim. Ve sigarayı bırakıp, ilk fotoğraf makinem için banka kredisi çektim. O günden bu yana sigara içmiyorum. Hobi olarak başlayan fotoğraf serüveni, büyük ve derin bir tutkuya dönüştü. Fotoğraf makinesi ile ilgili bütün ayarları YouTube ve internetten öğrendim. Biraz öğrendikten sonra fotoğraf sunumlarına gittim. Bu sunumlarda fotoğrafın anı durdurmak değil, bir dil olduğunu, fotoğrafın kendine ait dili olduğunu öğrendim. Bu fotoğrafa bakışımı değiştirdi. Orada tanıştığım insanlarla gezilere gittim. İlk yıllarda manzara fotoğrafları çektim. İlerleyen zamanlarda makro denemelerim oldu. Sonraki yıllarsa ise bu arayış, sokak ve seyahat fotoğrafları olarak cevap buldu. Bu karardan sonra bir yandan Türkiye’yi şehir şehir gezdim, bir yandan da İstanbul sokaklarını arşınladım. Fotoğrafın sokağa tutulan ayna olması gerektiği fikrindeyim. Türkiye’yi şehir şehir gezip fotoğraflıyorum. Şu an kadar 77 şehri gezip fotoğrafladım. Pandemi olmasa 81 ili tamamlamıştım. 81 ilin hepsini fotoğraflayacağım. Ve şehirlere başka bir amaçla gidip gitmişken fotoğraf çekmiyorum, seyahatlerimin tek amacı fotoğraf.



    SELFİE ÇEKEN İNSANLARI FOTOĞRAFLIYORUM

    Fotoğrafta ilerledikçe uzun soluklu projelere yoğunlaştım. ‘Evden Uzak’ isimli bir çalışmam var. Suriye savaşından kaçan insanların sığındığı mülteci kampında günlük yaşamı anlattım. Mardin Midyat’taki mülteci kampında bir yıl boyunca fotoğraflar çektim. Şimdi kamp dağıtıldığı için bu proje bitti. Bu proje o günün tanıklığıydı, yarına taşınması için bunu kitaplaştırmak istiyorum. ‘Öz Çekim Kuvveti’ isimli bir projem var ki bu günümüzün bir yeni bir hastalığı selfie fotoğraflar çekmek. Yıl içerisinde selfie fotoğraf çekmeye çalışırken ölen insanların sayısı tren ya da uçak kazasında ölenlerden fazla. Buna dikkat çekmek için selfie çeken insanları fotoğraflamaya başladım. ‘7 Sokak İstanbul’ adlı bir projem var. Bu projede sokak fotoğraflarıyla anlattığım İstanbul’un günlük halleri var, devam ediyor bitmeyecek.



    TÜRKİYE’NİN DÜĞÜNLERİ KÜLTÜREL MOZAİK

    Üç yıldır Türkiye’nin düğünlerini belgesel bir bakış açısıyla fotoğraflıyorum. Türkiye’de düğünler sahip olduğumuz kültürel mozaik. Bu çalışma farklı coğrafyalarda üst üste birkaç düğüne gitmemle başladı. Muğla’da, Kazdağları’nda ve Mardin’de üç farklı düğüne gitmiştim. Biri Türkmen, biri Yörük, diğeri ise bir Süryani düğünüydü. Her üç düğünde etnik olarak farklı olsa da kültür olarak birbirinin aynıydı. Bu düşünceyle farklı coğrafyalarda düğünleri belgesel bir çalışma olarak fotoğraflarıma taşımaya karar verdim. Anadolu insanının kültürel birlikteliğini iç içe geçmişliğini anlatmak için düğünler çok önemli. Kültürel olarak birbirimizden çok şey alıp vermişiz. Akdeniz’den Ege’ye, Marmara’dan Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ya düğünler Türkmen düğünü, Yörük düğünü, Kürt düğünü, Süryani düğünü, Alevi düğünü, Çerkes düğünü fotoğrafları çektim. Trakya, Karadeniz ve İç Anadolu’dan da düğünler çekeceğim. Düğünlerde görüyorum ki ortak değer olarak birçok noktamız var. Türkiye’de her kültürde misafire ikramlarda bulunmak, yeni çifte hediyeler sunulması, evli çiftin geleceklerine yardımcı olmak var. İlginç bir nokta mesela geline kuşak bağlama merasimi bütün Anadolu düğünlerinde var. Hepsinde bir parça hüzün bir parça mutluluk var. Hepsinde olmasa da birçok düğünde testi kırılıyor. Elbette bütün düğünlerde damada küçük eziyetler var. Örneğin Muğla’da damattan farklı istekleri oluyor. Damattan kapısının önünü süpürmesini isteyen de kendisine hizmet etmesini isteyen de var. Süryani düğününde damadın arkadaşları damadı ortalarına alıyor, arkadaşları soyup damatlığını giydiriyor. Fotoğraflarımı çalıştığım projeleri kitaplaştırmak istiyorum. Uzak gelecekte eserler bırakmak ‘İyi fotoğrafçıydı, çok çalıştı’ diyerek Türk fotoğrafçılığında ismim anılsın istiyorum.”



    MURAT BAKMAZ KİMDİR?

    Tunceli’den Adana’ya göçen bir ailenin çocuğu olarak 1982’de Adana’da doğdu. İlk ve orta eğitimini Adana’da, lisans ve yüksek lisans eğitimini ise Çanakkale’de tamamladı. 2011’de İstanbul’a öğretmen olarak atandı ve halen öğretmen olarak mesleğini sürdürüyor. 2013’te hobi olarak başladığı fotoğrafta, ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmalarında çeşitli ödüller aldı ve yarışma seçici kurullarında jürilik görevlerinde bulundu. Ayrıca çeşitli ulusal ve uluslararası festivallerde sergiler açtı. İlk kişisel sergisini 2017’de ‘Yedi Tepe İstanbul’ ismiyle açtı. FOTOGEN Fotoğraf Sanatı Derneği tarafından düzenlenen Sami Güner Kupası’nı ‘Yedi Sokak İstanbul’, ‘Öz Çekim Kuvveti’ ve ‘Evden Uzak’ isimli çalışmaları ile aldı. Instagram’da @murat_bakmaz hesabından çektiği fotoğrafları paylaşıyor.

    Yazının devamı...

    Sözle yarışan fotoğraflar

    Ayarsız Dergisi’nin düzenlediği yarışmada, geçen yılın ocak ayından başlayarak 12 ay boyunca her ay farklı bir sözü anlatan fotoğraflar seçildi. ‘Her Söz Bir Fotoğraf’ isimli yarışmanın yıl sonunda yapılan değerlendirmesinde ise tüm bu fotoğraflar arasından üç fotoğraf ödüllendirildi. Yarışmada edebi ve felsefi sözleri en iyi ve en güzel anlatan fotoğraflar belirlendi.

    BİNİN ÜZERİNDE FOTOĞRAF YARIŞTI

    Yarışmada binin üzerinde fotoğraf yarıştı. Ayarsız Dergi jürisi her ayın en başarılı fotoğraflarını seçerek büyük jürinin nihai değerlendirmesine sundu. Benimde arasında bulunduğum Coşkun Aral, Mustafa Seven, Gülin Yiğiter ve Tolga Adanalı’dan oluşan büyük jüri, ön elemeyi geçen 100’e yakın fotoğraf arasından Mehmet Aslan’ı birinci, Filiz Kılıç’ı ikinci, Meriç Aktar’ı ise üçüncü olarak seçti. Derginin Yayın Yönetmeni Ragıp Vural’a yarışmanın hikâyesini sordum. Vural, şu bilgileri paylaştı:

    ÇOK GÜZEL HİKÂYELER ANLATTILAR

    “‘Fotoğraf gibi şiirlerle, şiir gibi fotoğrafları bir araya getirebilir miyiz?’ sorusundan yola çıktık. Hemen hemen herkesin elinde olan yüksek kaliteli fotoğraf çekme özelliği bulunan cep telefonlarını da sanatla, edebiyatla ve tabii hayatla buluşturmak istedik. İnsanları da pandeminin olumsuz tesirlerinden biraz olsun uzaklaştırmayı amaçladık. Katılımcılardan paylaştığımız dizeleri, düşünceleri kendi anlam dünyalarındaki karşılığını bulmalarını ve fotoğrafla somutlaştırıp/canlandırıp bizimle paylaşmalarını bekledik. ‘Sözcükleri kullanmadan paylaştığımız sözlerin sizdeki karşılığını anlatan bir hikâye yazın’ dedik. Onlar da çok güzel hikâyeler anlattılar bize.”

    İŞTE ÖDÜL ALAN KARELER

    Yarışmada birinci olan Mehmet Aslan’ın fotoğrafı, temmuz ayında belirlenen ‘Gülümse’ temasını anlatıyor. İkinciliği kazanan Filiz Çakır’a ödülü getiren fotoğraf ise ocak ayında belirlenen ‘Sahi neydi bügün de bulamayıp da geçmişte aradığımız şey?’ sorusunu anlatıyor. Meriç Aktar’a üçüncülük getiren fotoğraf ise aralık ayında belirlenen, ‘Önce çaresizlik çaldı kapıları sonra yoksulluk' sözünü anlatıyor.


    'Gülümse'
    Mehmet Aslan

    'Sahi neydi bugün de bulamayıp da geçmişte aradığımız şey?'
    Filiz Kılıç


    'Önce çaresizlik çaldı kapıları sonra yoksulluk'
    Meriç Aktar

    Yazının devamı...