1990’daki faciayı dünyaya o duyurdu

1dk okuma

Sevgili okurlar... Bu haftaki konuğum 17 kez haccı izlemiş, uzun yıllar Orta Doğu’da görev yapmış, Körfez Savaşı’nda Irak’a ilk giren isimlerden, çektiği fotoğraflar ve yazdığı haberler başta Time, Life gibi dergilerde yer alan bir gazeteci: Eyüp Coşkun...

Haberin Devamı

Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığı dönemde 1990 ve 2006 yılında Mekke’de hac döneminde yaşanan iki büyük felaketi fotoğraflarıyla dünyaya duyurdu. Eyüp Coşkun, “Orada olmak haccı izlemek bambaşka bir duygu” dedi. Anadolu Ajansı’nda çalıştığım dönemde 2006’da Lübnan Savaşı’nda birlikte görev yaptığım gazetecilik mesleğinin usta isimlerinden Eyüp Coşkun’la mesleği ve tanık olduğu büyük hac faciasını konuştuk.
İşte anlattıkları:



MUHABİR OLMAK İSTEDİĞİMİ SÖYLEDİM

“Gazetecilik, öğrenciyken başladı. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda henüz eğitimim sürerken 1980’de Hürriyet Gazetesi’nde düzeltmen olarak işe başladım. Rahmetli Çetin Emeç, o zaman gazetenin yan yayınlarının başındaydı. 1983’te mezuniyetimle birlikte Çetin Emeç’e muhabir olmak istediğimi söyledim ve gazetenin istihbarat servisinde çalışmaya başladım. Hem fotoğraf çekip hem de haber yazıyordum. Bu beni meslekte başarıya götürdü. Hürriyet macerası ufak tefek kesintilerle yaklaşık 15 yıl sürdü. 1994’ten 1997 sonuna kadar Star ile NTV’de editör ve muhabir olarak çalıştım. 1997’den 2001’e kadar Gökşin Sipahioğlu’nun başında olduğu SİPA Press’te daha çok Avrupalı dergiler için Orta Doğu’da fotoğraflar çektim, röportajlar yazdım. Örneğin boksör Mike Tyson Müslüman olup hacca gidince onun fotoğraflarını çektim. THY’de çalışan eşim 2001’de Lübnan’a tayin olunca benim için Lübnan macerası başladı. Lübnan’da kaldığım son 11 yıl Anadolu Ajansı Temsilcisi olarak bölgede görev yaptım. Lübnan’dan ayrıldıktan sonra 1.5 yıl ABD’de Washington’da Türk gazeteleri için serbest olarak çalıştım. 2016’da emekli oldum, 2017’de Türkiye’ye döndüm.


HACCA EN ÇOK GİDEN GAZETECİ

17 kez hacca gittim. Türkiye’de hacca en çok giden gazetecilerden biri, belki de en çok giden olabilirim. İlk kez 1990’da gittim. O yıl okuldan turizmci bir arkadaşım hacca karayolu ile gideceğini söyleyince, gazeteci olarak izlemek istedim. O dönemde Hürriyet gibi ana akım gazeteler çok muhabir göndermiyor, haccı ajanslardan izliyorlardı. Yöneticilerimi ikna ettim ve beş günlük yolculukla Suudi Arabistan’a gittim. Mekke’ye ulaşınca Türk hacıları ve hacdaki tüm aşamaları fotoğraflamaya çalıştım. Hürriyet’e iyi bir seri ile dönmek istiyordum. Ve bu ilk gidişimde 500 yakını Türk, 5 bin üzerinde hacının hayatını kaybettiği hac tarihindeki en büyük faciaya tanık oldum. Öyle bir tanıklık ki bu olayı fotoğraflayan tek gazeteci oldum, tüm dünya benim fotoğraflarımla bu olayı yayınladı. Time, Life, Paris Match ABD’den Japonya’ya tüm dünya dergilerinde kullanıldı fotoğraflar.



TÜNELDE BİRBİRLERİNİ EZDİLER

Haccın en önemli farzlarından biri arife günü Arafat’a çıkmak. Hacı adayları oradan Müzdelife’ye gidilip taş topluyor ve bayramın birinci günü sabahı Mina’ya geçip şeytan taşlıyor. Ben de bu ritüeli yaptım ve o bölgeye yakın Aziziye bölgesindeki kaldığımız binaya geldim. Sabah 10.00’da arkadaşlarım uyandırdı. Şeytan taşlama alanına yakın tünellerde yaralılar olduğunu söyledi. Aralarında Türkler olabilir düşüncesiyle hemen olay yerine gitmeye çalıştım, yollar kapalıydı ve araçlar gidemiyordu. Üzerimdeki ihramda küçük bir makineyi saklayarak uzun bir yürüyüşle tünelin bulunduğu noktaya gittim. Tünel beton direkler üzerinde 15 metre yukarıdaydı. Burayı rahat gören bir tepeciğe çıktım. 600 metrekarelik tünelde taş atmaya kontrollü gidip dönüyorlar. Ama bilinmeyen bir nedenle tünelin iki ucundan karşılıklı olarak insanlar ilerlemeye başlamış ve birbirlerini ezmişlerdi. Dehşete düşmüştüm, üst üste yer yer sekiz kata varan cesetler vardı. Bitirdiğim tam filmi çıkarıp saklayarak oradan ayrıldım. Fotoğraf göndermek şimdiki gibi kolay değildi. Uçağa vermek için 110 kilometre uzaklıktaki Cidde Havalimanı’na gittim. Gazetedekiler, ‘ajansların büyük bir facia haberini geçmediğini’ söyleyerek olayın büyüklüğünü tezahür edemedikleri için ve tabii bir de bayramda gazeteler yayınlanmıyordu, fotoğrafları istemediler. Sonrasında gazeteden aradılar, ajanslar bir faciadan bahsediyordu ama büyüklüğü konusunda bilgi yoktu. Bayramın ikinci günü İstanbul’a döndüm, facianın boyutları ortaya çıkmıştı. Banyosu yapılan filmlerin başında yazı işleri toplanmıştı. Fotoğrafları görünce Hürriyet’in manşetinde tam sayfa kullandılar. Hürriyet yayınlanınca ortaya çıktı ki başka hiçbir gazeteci olayı çekmemişti. Suudiler, gazetecileri bölgeyi temizleyene kadar Arafat’ta tutmuştu. Hatta Hürriyet’in 50 yılına damga vuran manşetlerinin yer aldığı kitapta bu olayda var.



BENZERİ OLAYA YİNE TANIK OLDUM

Sonrasında benzeri bir olaya 2006’da yine tanık olan tek gazeteci oldum. Bayramın üçüncü günü şeytan taşlama alanında yine karışıklıkla hacılar birbirini ezmiş, 345 kişi ölmüştü. İki büyük faciayı görüntüleyen tek gazeteci oldum. Hac, Müslüman dünyası için çok önemli bir farz. Hacda gazetecilik yapmak çok zor. Suudi Arabistan yönetimi yalnızca davet ettiği gazetecilere çekim izni veriyor ki bu çok zor. O nedenle gazeteciler gizlice görev yapmaya çalışıyor. İhramla, küçük makinalarla çalışılıyor. Günümüzde cep telefonu var. Artık Kâbe’nin etrafında bile güvenlik görevlileri cep telefonlarına göz yumuyor. Ama fotoğraf makineleri yine özel izne tabii. Ama orada olmak haccı izlemek bambaşka bir duygu. Burada insanın etkilenmemesi mümkün değil. Kâbe’de yalnızca en alt katta 250 bin kişi aynı anda tavaf yapıyor, izlemek ve ibadet çok etkileyici.”



EYÜP COŞKUN KİMDİR?

1961’de İstanbul’da doğdu. 1983’te o zamanki adıyla Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’te Hürriyet Gazetesi İstihbarat Servisi’nde çalışmaya başladı. 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlayan Körfez Krizi’ni izlemek için Hürriyet Gazetesi adına Irak’a gitti. Amerika’nın Irak’a düzenlediği askeri harekattan sonra, Irak’a giren ilk Türk gazetecilerinden biri oldu. 1994’te İngiliz Hükümeti’nin verdiği bursla, 2.5 ay İngiltere’de City Üniversitesi’nde gazetecilik üzerine kurs aldı. 1998’de Fransa’da merkezi bulunan Sipa Press adına, Irak ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Orta Doğu’da yabancı dergiler için olayları izledi. 2001’den 2016’ya kadar 15 yıl Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yaşadı. Buradan Anadolu Ajansı Bölge Temsilcisi olarak görev yaptı. 2004’te yaklaşık 45 kez gittiği Irak ile ilgili gazeteci Yunus Şen’le birlikte, ‘Babil Yanarken’ kitabı yayınladı. Tanık olduğu olaylarda çektiği fotoğraflar başta Life, Time, News Week, Le Figaro, Paris Match gibi dünyanın önemli yayınlarında kullanıldı.