• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Fotoğrafa farklı bakış



    Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından Avrupa Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen “Paralel Evrenler” adlı sergide, foto muhabirlerinin haber fotoğrafları Dijital Kolaj Sanatçısı Uğur Gallenkuş’un dikkat çekici kolajlarıyla, farklı bir bakış açısıyla sunuluyor. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut’un Ankara CerModern Sanat Galerisi’nde açılışını yaptığı sergi 22 Mayıs’a kadar ziyaretçileri ile buluşmaya devam edecek. Gallenkuş, “Fotoğrafçılık önemli bir sanat. Foto muhabirlerinin çalışmaları ise büyük bir cesaret ve emekle dünyaya çağrı yapıyor. Benim yapmış olduğum bu sanatı kullanarak farkındalık yaratmak” diyerek, yaptığı çalışmayı aktarıyor.



    ÇOCUK HAKLARINDAN SAVAŞLARA

    Açlıktan yoksulluğa, savaştan çocuk haklarına, mültecilerden sağlık hizmetlerine, eğitimden iklim değişikliğine kadar insanlığı etkileyen konuları eserlerine çarpıcı bir biçimde aktaran Uğur Gallenkuş’la çalışmalarını konuştuk:
    “2014 yılında kolaj çalışmalarına başlamıştım. 2015 yılında bir simgeye dönüşen ‘Aylan Bebek’ fotoğrafını, onun sahile vuran cansız bedenini gördüğümde, insanların savaş, göç, mültecilik, açlık, yoksulluk, çocuk hakları gibi konularda süreçlerinde yaşadıklarına dair farkındalık yaratacak türde bir şeyler yapmak istediğimi hissettim. Bunun üzerine insanların dikkatlerini çekebilmek, insanların bu sorunlar ile empati kurabilmelerini sağlamak için tezatlıklar ve zıtlıkları keskin bir şekilde göstermeye başladım. Bu yeni teknikte iki fotoğrafı yan yana koyuyorum. Savaş ya da çatışmalardaki çekilmiş fotoğrafların karşısına dikkat çekebilecek obje ya da fotoğraflarla bir senkronizasyon oluşturuyorum. Ben işletme mezunuyum. Tam zamanlı bir şirketin e-ticaret işlerini yürütüyordum. Pandemi döneminde ‘Çocukların paralel dünyası’ adında yine bir kitap çalışmasına başlamıştım. Sonrasında da sanatsal çalışmalar, sergiler ve kitaplar derken işimden ayrıldım ve artık tamamen bu işe yoğunlaştım.



    FOTO MUHABİRLERİ DESTEKLİYOR

    Ben fotoğrafçı ya da foto muhabiri değilim, fotoğrafları ben çekmiyorum. Foto muhabirlerinin çalışmalarını onlardan izinler alarak işliyorum. Örneğin bu sergide Yasin Akgül, Wissam Nassar, K.M. Asad, Marco Gualazzini, Diego Ibarra Sanchez, Amer Almohibany, Stefanie Glinski, Ammar Suleiman’ın fotoğraflarının kolajları var. Ben bu fotoğrafları görenlere, izleyenlere, empati kuracakları, meraklarını uyandıracak işler olarak sunuyorum. Fotoğrafçılık önemli bir sanat. Foto muhabirlerinin çalışmaları ise büyük bir cesaret ve emekle dünyaya çağrı yapıyor. Benim yapmış olduğum bu sanatı kullanarak farkındalık yaratmak. Bu sayede yaşanmış olaya empati duygusunu çarpıcı bir şekilde gösteriyorum. Vefat eden kişi ya da o bebek sizden biri, sizin yakınınız olabilir diye düşünmelerine izin veriyorum. Foto muhabirlerinin büyük bölümü destekliyor. Bu süreci devam ettirebilmemdeki en büyük katkı onların desteği. Ron Haviv, John Stanmeyer, Steve McCurry gibi dünyaca önemli foto muhabirlerinin fotoğraflarını da kullandım sosyal medyada. Birçok foto muhabiri, fotoğraflarının mesajının açık olduğunu, bu kompozisyonla daha etkili olabildiğini paylaşıyor benimle. Onların fotoğrafları bu sayede daha fazla insana ulaşabiliyor. Yapmış oldukları işin farkındayım, onlar da benim çalışmalarımın önemli olduğunu düşündükleri için destekliyorlar. Bu tepkileri almak beni bu konuda cesaretlendirdi.



    “ÇOCUKLARIN PARALEL DÜNYASI”

    ‘Çocukların paralel dünyası’ adlı İngilizce kitabım 2020 yılı kasım ayında yayınlandı. Çalışmalarımın sergilerde, kitaplarda yer alması hem menajerim hem yayıncım Arzu Tunca’nın sayesinde oldu. Bu kitapta Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildrigesi’ni esas aldık. Beyannamede çocukların sahip olması gereken haklar 100 yıl önce belirtilmiş. Ancak milyonlarca çocuk bu haklardan mahrum. Bu kitap, dünyadaki çocukların maruz kaldıkları eşitsizlikleri konu alıyor. Çocukların eğitim ve sağlık gibi hizmetlere erişememesi, çocuk evlilikleri, çocuk askerler, çocuk işçiler, hayatlarını kaybeden hatta seks için kullanılan çocuklar... 50 görsellik, içerisinde istatistiklerin, fotoğrafların hikâyelerinin yer aldığı bu kitap artbook olarak yayınlandı ve tüm dünyada ilgi uyandırdı.



    ZITLIKLARI ELE ALIYOR

    CerModern ve IGA İstanbul’daki ‘Paralel Evrenler’ adlı sergimde ilk kez büyük ve uluslararası bir örgütle birlikte yol yürüyorum; AB Türkiye Delegasyonu. Bu benim için önemli bir adım ve gurur. Çünkü çalışmalarımın önemli insanların dikkatini çektiğini gördüm. Ve bir anlamda yaptığımın işlerin amacına ulaştığının da tescili gibi. “Paralel Evrenler” sergisi, ayrıcalıklı olanlar ve ezilenler arasındaki genişleyen küresel uçuruma sefalet ve neşeyi, zenginlik ve yoksulluğu, sevgi ve umutsuzluğu harmanlayarak dikkat çekerken başkalarının hayatlarını anlama biçiminde farkındalık yaratmayı hedefliyor. Bu sergi konusu itibari ile de tamamen karma bir sanatsal çalışma. Çevresel sorunlar, savaşlar, çocuk ve kadın hakları, zıtlıkları ele alıyor. Sosyal medyada benzeri çalışmalarım görülebilir. Ama fiziksel olarak fotoğrafları bu çalışmaları görmek izleyicide çok daha farklı ve etkili duygular uyandırıyor. Zaten sanat benim için estetik olduğu kadar insani bir farkındalık çabası.”



    UĞUR GALLENKUŞ KİMDİR?

    1990 yılında Niğde’de doğan Uğur Gallenkuş, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı ve 2013 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Çalışmaları Juxtapoz Magazine, DIY Photography ve My Modern Met gibi sanat dünyasının önemli yayınlarında yayımlandı. Gallenkuş’un eserleri Türkiye’de Ankara, İstanbul ve Antalya’da uluslararası alanda ise İtalya, Almanya, Fransa, Polonya, İsviçre’de sergilendi. Gallenkuş, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Uluslararası Af Örgütü Fransa gibi uluslararası kurumlar ve sivil toplum örgütleri ile çalışıyor. 2020 yılında Kulczyk Vakfı iş birliği ile Polonya’nın Varşova, Krakow, Lodz, Wroclaw ve Gdansk şehirlerinde yedi binanın duvarlarında eserlerini sergiledi. “Zero Gravity” adlı uzay sergisinde eserleri sergilenen yedi uluslararası sanatçıdan biri oldu.

    Yazının devamı...

    Rüzgarlı Sokak belgesel oluyor

    Bugünlerde inşaat malzemesi satan dükkânlarıyla anılan Rüzgarlı Sokak, çok uzun yıllar gazeteciliğin Anadolu’da vücut bulduğu yerdi. 30’a yakın gazeteye ev sahipliği yapan Rüzgarlı, 1980’li yılların ardından gazete bürolarının tek tek taşınmasıyla yavaş yavaş medyadaki ağırlığını yitirdi. Eski başbakan Bülent Ecevit’in de 1950 yılında çalışmaya başladığı Ulus Gazetesi’nin bulunduğu Rüzgarlı Sokak, mesleğin birçok önemli ismine de ev sahipliği yapmıştı. Bekir Coşkun’dan Selahattin Duman’a, Derya Sazak’tan Zafer Mutlu’ya, Fikret Bila’dan Altan Öymen’e birçok isim bu sokakta görev yaptı.

    İKİ DUAYENİN İMZASI


    Ankara’nın Bab-ı Ali’si Rüzgarlı Sokak, duayen gazeteciler İlhan Kuyucu ile Tuğrul Sarıtaş’ın imzasıyla belgesel oluyor. Yakında ekranların konuğu olacak “Rüzgarlı Gazeteciliği Belgeseli” için iki duayen gazeteci, 5 bin kilometrenin üzerinde yol kat ederek bu sokakta gazetecilik yapan 35 gazeteci ile röportajlar yaptı. Kuyucu ve Sarıtaş’la bu belgesele giden yolculuğun hikâyesini konuştuk:
    “Öncelikle gazetecilerin birikimlerini kendinden sonrakilere bırakmaları gerektiğine inananlardanız. Bu da yazmakla, çizmekle, görüntülemekle, sesini kaydetmek, kısacası bir eser ya da eserler bırakmakla oluyor. İlk yıllarda tipo adı verilen; kurşun satırlarla, kurşun kalıplarla, çinko klişelerle hazırlanan gazete sistemini yaşadık. Sonra ofset derken, şimdilerde bilgisayar çağında geziniyoruz. Omuz omuza verdik, gündüz gece çalıştık ve ‘Rüzgarlı Gazeteciliği’ adı altında; bir devrin hikâyesini yazdık.

    RÜZGARLI GAZETECİLİĞİN OKULUYDU


    Çünkü Rüzgarlı Sokak, Kurtuluş Savaşı sırasında tarihi Ulus Meydanı ile bütünleşen ve Cumhuriyet dönemi basınının kalbinin attığı yerdir. Başka bir deyişle, Ankara’nın Bab-ı Ali’si olarak adlandırılan Rüzgarlı Sokak, gazeteciliğin yüksek okuludur. Sivas Kongresi’nde alınan bir kararla, yapılan işleri ulusa duyurmak ve Türk milletinin desteğini almak üzere İrade-i Milliye adlı bir gazete çıkarılmaya başlandı. Bu gazete kurtuluş mücadelesinin ilk gazetesi olarak da tarihte yerini aldı. Daha sonraları Ankara’ya giderek, mücadeleyi buradan sürdürecek olan Atatürk, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’ni kurdu. Rüzgarlı Sokak Gazeteciliği belgeselini kaleme alırken motivasyonumuz, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi ve Anadolu Ajansı’nı kuran büyük önderimizdi.

    BİZİ EĞİTTİ, İMTİHAN ETTİ, MEZUN ETTİ


    Rüzgarlı Sokak Gazeteciliği’nin ayrı bir özelliği vardır. Bizler gerçekten meslek hayatımız boyunca hep sorgulayan, araştıran bu okuldan mezun olmanın gururunu yaşıyoruz, ‘Rüzgarlı Gazetecilik Okulu!’ bizi eğitti, imtihan etti, sınadı ve başarıyla mezun etti. Rüzgarlı Sokak’ımızı uzun yıllar geçmesine rağmen unutamadık ve hiç de unutulmasını istemiyoruz. Çünkü ‘Rüzgarlı’, yaratıcı ve dürüst gazeteciliğin merkeziydi. Bunun dışında gazeteciler için, iyi bir aile, bir yuvaydı. Hafızalarımızda başarılı yılların güzellikleri var. Bizim gibi Rüzgarlı gazeteciliğini tatmış, oradan yetişip en büyük gazetelerde, televizyon kuruluşlarında yıllarca yöneticilik yapmış, o sokak (rüzgar) gibi haber peşinde koşmuş değerli meslektaşlarımız var. Uzun bir yol kat ederek birçok değerli isimle tek tek röportajlar yaptık. Ankara’nın ünlü Rüzgarlı’sını her yönüyle, üstelik objektif olarak sergileyerek, unutulmaya başlayan anıları, nesilden nesile kalacak şekilde bu belgeselde topladık. Montajına başlanan belgesel kısa süre sonra yayına hazır hale gelecek. Dileriz, bu sokağın ruhunu yeni nesillere de aktarmayı başarırız.”

    Yazının devamı...

    Bir göreve giderken ödül almak için fotoğraf çekmiyorum



    Ödül alan isimler arasında Türk foto muhabirlerinin de olması bizi gururlandırıyor. EPA Foto Muhabiri Erdem Şahin bu yarışmada Marmara Denizi’nde yaşanan çevre felaketi müsilaj karesi ile Çevre kategorisinde Mükemmellik Ödülü alırken Türkiye’deki orman yangınlarından çektiği fotoğrafla da Sıcak Haber kategorisinde finalist oldu. İlk kez uluslararası bir yarışmada ödül aldığını anlatan Erdem Şahin, “Bir gazeteci, bir foto muhabiri olarak öncelikle işimi yapıyorum. Bir göreve giderken ödül almak için fotoğraf çekmiyorum. Ama yaptığım işlerin başarılı görülüp onurlandırılması da her meslektaşım gibi beni de çok mutlu ediyor. Umarım önümüzdeki yıllarda da başarılı işlere imza etme şansım olur ve devamı gelir” dedi. Birçok görevde omuz omuza çalıştığım meslektaşlarımdan dostum Erdem Şahin’le ödüllerin bahanesiyle fotoğrafın hayatına etkisini konuştuk. İşte anlattıkları...



    OKULU BIRAKIP FOTOĞRAF BÖLÜMÜNE KAYIT OLDUM

    “Fırat Üniversitesi’nde fizik bölümünde okuyordum. 2008’de üniversitede fotoğrafçılık kulübüne girdim. Fotoğrafı o kadar benimsedim ki okuduğum bölümü sorgulamaya başladım. ‘Fizik bana göre değil, fotoğraf bölümünde okumalıyım’ düşüncesiyle 2010’da Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nü kazanınca fizik eğitimi aldığım okulumu bıraktım. Üniversite yıllarında hayalim foto muhabiri olmaktı. Birçok toplumsal olayı takip ediyor, gündem, takip edip fotoğraflar çekiyordum. Fotoğraf çekiyordum ama fotoğrafları verdiğim bir basın kuruluşu yoktu. Üniversite 3. sınıfta okurken özellikle yabancı ajanslar başta olmak üzere birçok medya kuruluşuna başvurdum. Kolay bir süreç değildi öncelikle. Yalnızca bugün de çalıştığım EPA’dan (European Pressphoto Agency) dönüş oldu. Görüştüm sıcak karşıladılar, portfolyomu sundum ve ufak ufak işlere gitmeye başladığımda hem fotoğraflarımı hem de kararlılığımı gösterdim.



    EN BÜYÜK ŞANSIM GÜZEL İNSANLARLA ÇALIŞMAK OLDU

    EPA’ya dışarıdan freelance olarak çalışırken kısa süre sonra Gezi protestoları başladı. Gezi, bütün dünyada gündem olunca buradan haliyle çektiğimiz fotoğraflarda dünya gündemine taşındı. Her gün EPA’ya fotoğraf verdim. Böylelikle fiilen EPA’da çalışmaya başlamış oldum. Gezi Parkı ardından da Türkiye’de gündem hızla gelişti. Birçok olay dünya gündemindeydi. Suriye Savaşı ile birlikte yaşadığımız coğrafya daha sıcak bir bölge haline geldi. Tabii bu süreçte sürekli fotoğraflarım EPA’da yayınlanıyordu. Kısa süre sonra EPA’da daimi olarak çalışmaya başladım. 2015’e kadar böyle sürdü. 2015’te Habertürk Gazetesi’nden aldığım bir teklifle orada kadrolu foto muhabiri olarak başladım. Ama EPA ile bağımı hiç koparmadım. 3 yıl kadar Habertürk’te çalıştıktan sonra bu kez EPA kadrolu olarak iş teklif etti. Ve 2017 yılı ortalarında kadrolu olarak EPA’ya başladım. O günden bu yana da EPA’da çalışıyorum. Ne kadar iyi bir foto muhabiri olursanız olun. İnsanların size inanması, güvenmesi, şans vermesi önemli. Benim bu meslekteki belki de en büyük şansım güzel insanlarla tanışıp, çalışmak oldu. EPA’da hem bugün Ortadoğu şefi olarak görev yapan Tolga Bozoğlu hem de birlikte çalıştığım foto muhabiri arkadaşım Sedat Suna’nın desteğini gördüm.



    YABANCI AJANSTA ÇALIŞMAK FOTO MUHABİRİ İÇİN MOTİVASYON

    Meslekteki bir şansım da yabancı bir ajansta çalışmak oldu. Öncelikle yabancı bir ajansta çalışmak foto muhabiri için büyük bir motivasyon kaynağı. Çünkü servis ettiğiniz fotoğraflar dünyanın dört bir yanında yayınlanıyor. Aynı kare ile hem Japonya da hem ABD’de veya Avrupa’da herhangi bir ülkede gündem olabiliyorsunuz. Emeğinizin karşılığını alıyor, fotoğrafınızın değerini görüyorsunuz. Elbette yabancı bir ajansın bir artısı da özlük haklarınızda uluslararası standartların gözetilmesi. Ama bazı durumlarda zorluklarda yaşıyoruz. Yabancı bir ajansta çalışınca kimi zaman çekim izinleri almak sorun olabiliyor veya bir yerde nerede çalıştığınız sorulduğunda siz yabancı bir ajans adı söylediğiniz zaman ön yargı ile karşılaşılabiliyor. Oysa bir toplumsal olaydan yaptığımız haberden kat be kat fazla Türkiye’den yaptığımız farklı haberler var. Burada gündemi takip ediyoruz. Kimi zaman Türkiye’yi ziyaret eden bir lider, kimi zaman bir uluslararası organizasyon kimi zaman bir futbol veya basketbol maçı. Hatta çektiğim birçok güzel kare de ülkenin tanıtımına hizmet ediyor. Burada en önemli kriterimiz fotoğrafladığımız olayın Türkiye dışında da ilgi uyandırıyor olması. Genellikle uluslararası konuları seçiyoruz. Çevre dalında aldığım ödül de böyle. Türkiye’de de müsilaj ortaya çıkıyor. Müsilajın oluşma nedeni bir küresel ısınma. Küresel ısınma bütün dünyanın en büyük sorunu ve dünyada her yerde farklı etkileri var. Dolayısıyla uluslararası bir iş.”



    ERDEM ŞAHİN KİMDİR?

    1989’da Gaziantep’te doğdu. Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü mezunu. Foto muhabirliğine 2013’te European Pressphoto Agency’de (EPA) freelance olarak başladı. Yaklaşık 2 yıl bu şekilde çalıştıktan sonra 2015’te Habertürk Gazetesi’nde kadrolu foto muhabiri oldu. 2017’de tekrar EPA’da bu kez kadrolu foto muhabiri olarak çalışmaya başladı. Gezi Parkı protestoları, Suriye iç savaşının bir kısmı ile mülteci krizi, Türkiye’deki önemli siyasi gelişmeler, seçimler ve uluslararası spor müsabakaları gibi konuyu fotoğrafladı. Halen EPA’nın Türkiye ofisinde görevine devam ediyor.

    Yazının devamı...

    Türkiye’nin güzellikleri dünya turuna başladı



    Bu organizasyonda son beş yıldır, ‘Türkiye Güzellikleri’ kategorisinde fotoğraflar seçiliyor. Ve cennet ülkemizin güzelliklerini yansıtan bu fotoğraflar dünyaya sergilerle sunuluyor. Pandemi öncesi Moskova ve Amsterdam’da sergilenen Türkiye Güzellikleri, salgının etkisini azaltmasıyla geçtiğimiz haftalarda Antalya Diplomasi Forumu’nda dünya turuna başladı. Geçtiğimiz günlerde ise Belçika’nın başkenti Brüksel’de açılan ve 10 gün daha gezilebilecek olan bu sergi yıl içerisinde en az beş ülkeye daha gidecek.



    BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜNÜ YANSITIYOR

    TFMD olarak geçen aylarda ziyaretine gittiğimiz Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na Türkiye Güzellikleri sergimizi anlattığımızda büyük bir ilgi ile karşıladı. Çavuşoğlu, bu fotoğrafların dünya başkentlerine taşınması için bakanlığı seferber etti. Bu sayede Türkiye’nin tanıtımına katkı sunma amacıyla seçtiğimiz kareleri, uluslararası alanda dünya vatandaşları ile paylaşma imkânı bulduk. Sergiyi, “Türkiye’nin doğal güzelliklerini ve yüzyıllara dayanan birlikte yaşama kültürünü yansıtıyor” sözleriyle anlatan Bakan Çavuşoğlu, Türkiye’nin Güzellikleri’ni dünyanın önemli kentlerinde ulaştırmaktan büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. Bakan Çavuşoğlu, Belçika’da yaptığı konuşmada, “Bu sergiyi ilk kez geçen ay 2. Antalya Diplomasi Forumu’nda dijital olarak gerçekleştirdik. 75 ülkeden 40 uluslararası örgütten üst düzey yetkililerin aralarında bulunduğu binlerce katılımcı sergimizi çok beğendi. Bugün sayıları 300 bine yaklaşan Belçika-Türk toplumu bu sergide vurgulanan birlikte yaşama kültürünün güzel bir örneğini oluşturuyor” dedi.



    ANTALYA DİPLOMASİ FORUMU’NDA

    İlk olarak Rusya ve Ukrayna Dışişleri Bakanları’nı buluşturan, 15 devlet ve hükümet başkanı, 67 bakan ile NATO ve AGİT’in de arasında bulunduğu 44 üst düzey bölgesel ve uluslararası teşkilatın temsilcisinin katıldığı Antalya Diplomasi Forumu, ‘Türkiye Güzellikleri’nin dijital sergisine de ev sahipliği yaptı. Ödül alan fotoğraflar, ‘Diplomasiyi Yeniden Kurgulamak’ temasıyla toplanan Antalya Diplomasi Forumu’nda liderlerin geçiş yaptığı ana koridorun iki yanına kurulan dev ekranlarda sunuldu. Dijital sergide sunulan 30 kare fotoğraf arasında İstanbul’dan Mardin’e, Nemrut Dağı’ndan Harran’daki Kümbet Evler’e, Trabzon’daki Sümela Manastırı’ndan Uşak’taki Blaundus Antik Kenti’ne, Rize’deki çay hasatından Hakkâri Çukurca’daki çeltik tarlalarına Türkiye’nin farklı noktalarından güzellikler yer aldı.



    BELÇİKA’NIN BAŞKENTİ BRÜKSEL’DE

    ‘Türkiye Güzellikleri’ sergisi Balçika’da ise başkent Brüksel’de TOBB Brüksel Temsilciliği’nde açıldı. Açılışını Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yaptığı sergiye Kuzey Makedonya Dışişleri Bakanı Bujar Osmani, Türkiye’nin Brüksel Büyükelçisi Hasan Ulusoy, Türkiye’nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Kemal Bozay, Türkiye’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Başat Öztürk ve TFMD Başkan Vekili Osman Altınışık’ın ile çok sayıda Türk ve yabancı misyon temsilcisi de katıldı. 40 fotoğrafın yer aldığı Brüksel’deki sergi 10 gün daha açık kalacak.


    HER YIL 5 BİN FOTOĞRAF YARIŞIYOR

    TFMD, 2018’den bu yana ‘Türkiye Güzellikleri’ fotoğrafları ayrı bir kategori ve yarışma olarak ödüllendiriliyor. Her yıl 5 binin üzerinde fotoğrafın katıldığı Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nda ödüller, fotoğraf ve medya dünyasından önemli isimleri buluşturan isimlerin üç gün süren seçimi ile belirleniyor. Bu yıl 6 kategoride 24 fotoğraf ve 4 fotoğraf serisi ödüle layık görüldüğü yarışmada, Türkiye Güzellikleri’nde ise 7 fotoğraf ödüllendirildi. Amatör ve profesyonel tüm fotoğrafçıların katılımına açık olan Türkiye Güzellikleri 2022 Ödülleri’nde ise Harran’dan karesi ile Ahmet Aslan birinci, Sümela Manastırı fotoğrafı ile Metin Öztürk ikinci, Borçka’dan çektiği fotoğrafla Ali Mermertaş ise üçüncü oldu. Bu kategoride sosyal medya platformu İnstagram üzerinden yaptığı paylaşımda yer alan fotoğrafıyla Yalçın Çiftçi’ye Türkiye Güzellikleri Etkileşim Ödülü verildi. ASKA Özel Ödülü’nü ise Sapanca Gölü’nün sisli manzarası ile Hasan İçel kazanırken, ATSO adına verilen RotaAntalya özel ödülü Burdur’daki Yarışlı Gölü fotoğrafının oldu.




    Yazının devamı...

    İğne deliğinden Ankara fotoğrafları



    Fotoğraf makinesi olmadan yalnızca bir kutu içerisine yerleştireceğiniz bir film bu kutuda filmin karşısına açacağınız bir delikle fotoğraf çekebilirsiniz. Meltem Çolak, bu tekniği kullanarak 2015’ten bu yana çektiği kareleri ‘Chronotope, İğne Deliğinden Ankara’ isimli kitapta topladı. Meltem Çolak’la kitabını ve bu kitaba uzanan iğne deliği tekniği fotoğraflarının hikâyesini konuştuk...



    YILLAR SONRA FOTOĞRAFA DÖNÜŞ

    “Fotoğrafa ilgim 70’li yılların sonunda lisede karanlık odayla tanışmamla başladı. Zonguldak Çelikel Lisesi’nde fotoğrafçılık kulübü kurulmuştu, orada karanlık odanın büyüsünü aldım. Ama bu kulüp çok yaşamadı ve bu alanda fazla gelişemedim. Sonra üniversite, iş hayatı ve hayatın yoğun temposunun akışı ile fotoğraf hayatımda ağırlığını yitirdi. Anı fotoğrafları ve gezdiğim yerlerin fotoğraflarını çekiyordum yalnızca. 2007’de fotoğraflarımı farklı bir boyuta taşımak istedim. Avukatım, yoğun ve stresli bir mesleğim var. Bu stresli iş hayatında nefes almak için AFSAD’a gittim. Orada temel fotoğrafçılık ve karanlık oda eğitimlerine katıldım. Analog fotoğraflar çektim, epeyce farklı deneysel çalışmalar yaptım, AFSAD’da sergilere de katıldım.



    DÜNYAYA FARKLI BİR BAKIŞ

    2015’te Pinhole yani iğne deliği fotoğraf tekniği ile ilgili kitapları olan bu alanda uzun yıllar çalışmış Tuğrul Çakar’ın ‘İğne Deliği Fotoğrafçılığı’ atölyesine katıldım. Beni çok heyecanlandırdı ve sonrasında pinhole fotoğraf çekimlerini hiç bırakmadım. Bu alanda çok fazla fotoğraf biriktirince bunu kitaplaştırmak istedim. Konu olarak ise 1982’den bu yana yaşadığım Ankara’yı seçtim. Ankara’nın imgelerini ve ruhunu da bu kitapta yansıtmak istedim. Ankara’da benim için birçok değerli mekân var. Örneğin Ankara Kalesi’nin büyüsü bambaşka. Her gittiğimizde faklı bir ruh yakalıyorsunuz. Bu yüzden fotoğrafçıların ilk başladığı sonrasında da kopamadığı bir yerdir. Kitabın adını da Chronotope koydum. Kitabı, dünyayı farklı bir bakış ve farklı açıdan yorumlayış olarak değerlendirebiliriz. Kitabın tasarımını ise Oğuz Sağdıç yaptı. Fotoğrafların seçimi, düzenlenmesi tasarlanması 10 ay sürdü. 2021’in Kasım ayında basıldı. Şu anda internette ve Ankara’da bir kitapevinde satılıyor.



    BU TEKNİKTE MAKİNE YOK

    İğne deliği fotoğrafçılığı çok eski bir teknik. Ve bu teknikte fotoğraf makinesi yok. Yalnızca fotoğrafı çekmek için kullandığınız içerisine filmleri koyduğunuz farklı boyutlarda kutular var. Temel fotoğrafçılık kuralları geçerli. Kutuları kendiniz yapıyorsunuz. Bir kutunun önüne delik açıp, içerisinde deliğin karşısına gelecek tarafına kestiğiniz filmi yerleştiriyorsunuz. Işık almamasını sağlayıp, iğne deliğini yine ışık almayacak bir şekilde kapatıyorsunuz. Bunların hepsini karanlıkta yapıyorsunuz elbette. Sonrasında da fotoğraf çekmek istediğiniz objeyi deliği açıp belli süre pozlayarak filme yansıtıyorsunuz. Ve elbette bir kutuda yalnızca bir kare fotoğraf çekebiliyorsunuz. Bu teknik için istediğiniz boyutta ve şekildeki kutularla çalışabilirsiniz. Ben 6x12 roll film kullandım. Gittiğim mekânları iğne deliğinden geçen ışıkla pozlayıp fotoğrafladım. Elbette lens kullanılmadığı için uzun pozlama yapmanız gerekiyor. Bu pozlama sürelerini deneme yanılma yolu ile tecrübe ederek uzun sürede kazandım. Uzun pozlama için elbette tripod kullanmanız gerekiyor. Haliyle hareketli objeleri yakalayamıyorsunuz. Dolayısıyla sabit mekânları tercih ettim. Filmlerin banyolarını da ben yaptım. Filmlerin banyo aşaması ise ayrı bir heyecan. Acaba yakalamış mıyım, nasıl bir sonuçla karşılaşacağım? Aynı mekânlara defalarca gittiğim oldu. Genellikle 12 kutu ile gidiyordum. Bu da demek oluyor ki 12 çekim hakkım var. Bu yüzden daha planlı ve yavaş hareket etmeniz pozlama sürelerini iyi ayarlamanız gerekiyor.”



    MELTEM ÇOLAK KİMDİR?

    ANkara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünden mezun oldu. Uzun süre Ankara’da özel kuruluşlarda avukatlık yaptı ve mesleğini halen serbest avukat olarak sürdürmektedir. Fotoğrafa yaklaşımı 2007’de AFSAD seminerlerine katılması ile farklı bir boyut kazandı. Fotoğrafları çok sayıda karma sergide yer aldı. Ankara Adliyesi’nde gerçekleştirdiği ‘Adliyede Bir Gün’ ve ‘Adliyeden İnsan Manzaraları’ adlı fotoğraf çalışmalarını karma sergilerde paylaştı. Filmlerdeki fotoğraf karelerini yakalama serüveni sinema ile bağını güçlendirdi. Çok sayıda kısa film çalışmasında yer aldı, kısa kurmaca filmlerde yönetmenlik yaptı. Ankara’da yaşayan Romanları konu alan ‘Başkentin Romanı’ adlı belgesel filmin yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendi. 2014-2016 yılları arasında yayın kurulunda yer aldığı Fotografya dergisinde film analiz yazıları ve röportajları yayınlandı. 2017’den 2021’e kadar AFSAD Uluslararası Kısa Film Festivali’nin koordinatörlüğünü yürüttü. Aynı yıllar arasında AFSAD Yönetim Kurulu üyeliği yapan Çolak, fotoğraf ve belgesel film çalışmalarına devam ediyor.

    Yazının devamı...

    ABD Elçiliği’ndeki Türkiye manzaraları



    İki ay önce Türkiye’ye gelen ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake ve eşi Cheryl Flake, yaşadıkları rezidansın duvarlarına Türk fotoğrafçı Cuma Çevik’in fotoğraflarını astı. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği konutunu süsleyen o fotoğraflar için ayrıca, yabancı misyon temsilcileri ve Türkiye’den önemli isimlerin katıldığı bir resepsiyon da düzenlendi.
    Türkiye’ye gelmelerinin ardından ABD rezidansına yerleşen Flake çifti, duvarları için Cuma Çevik’in fotoğraflarını seçti.



    ABD Dışişleri Bakanlığı’nda ‘Büyükelçiliklerde Sanat’ adı programları kapsamında büyükelçiliklerde sanat eserlerini sergilendiğini ancak bunun zaman aldığını belirten ABD elçisi Jeffry Flake’in eşi Cheryl Flake, bu dönemde boş kalan duvarlar için yaptığı seçimi anlattı. İnternette karşılaştığı Cuma Çevik’in Kayseri’deki ‘Yılkı Atları’ karelerinden etkilenip, onun çektiği Türkiye’dan manzara fotoğraflarını rezidansa taşıdıklarını açıklayan Flake, fotoğrafların sunulduğu resepsiyon sırasında, “Bu etkinlikle onun etkileyici yeteneğini paylaşmak istedik” dedi. Bu resepsiyon sırasında Cuma Çevik’le fotoğraf ve hikâyesi üzerine sohbet etme fırsatım oldu. İşte, Cuma Çevik’le sohbetimden notlar:



    FOTOĞRAF MAKİNESİ KAZANDI

    “Çocukluğumdan beri resim yapmaya ilgi duymuş, bu ilgisini orta okulda geliştirmiş ve lisede 30 eserden oluşan bir yağlı boya sergisi açmış biriyim. Lisede, Türkiye genelinde düzenlenen bir resim yarışmasında birincilik kazandım. Bu yarışmanın ödülü olarak bir fotoğraf makinesi hediye edilmişti. Üniversite için ise güzel sanatlar okumayı istesem de maddi imkânlarım elvermediği için yetenek sınavlarına girememiştim. İstediğim bölüm yerine Sosyal Bilgiler Öğretmenliği okudum. Bolu’da üniversite yıllarında resim yapmaya fırsat bulamıyordum. Bir fotoğrafçı arkadaşımın da vesilesi ile fotoğrafçılığa merak sardım. Fotoğraf konusunda kendimi geliştirmek için çoğu yabancı fotoğraf sanatçıların atölyelerine, online derslerine katıldım. Bu isimler arasında çok değerli isimler var. Resim yaparken de manzara seviyordum, fotoğraflarımda da manzara seçtim.



    BOLU, DOĞASIYLA ŞANS OLDU

    2011 yılında iyiden iyiye fotoğraf çekmeye başlamıştım. 2013 yılından mezun olduğumda artık hayattaki yaşam tercihimde oluşmuştu. Fotoğraf, hayatımın ana başlığıydı. Fotoğraflarımı geliştirirken Bolu manzarasıyla, doğasıyla gölleriyle benim için bir şans oldu. 500px, Flickr, Instagram gibi fotoğraf siteleri ile tanışmamla profesyonel anlamda çekimler yapmaya başladım. 2015 yılına kadar Türkiye’nin birçok şehrine seyahat edip bu şehirlerin doğasını fotoğrafladım. 2015 yılında ilk yurt dışı seyahatimi Endonezya’nın Bali adasına yaptım. Bu cennet adayı fotoğrafladıktan sonra yurt dışı seyahatlerime devam ettim ve 40’tan fazla ülkede fotoğraflar çektim. 2019 yılında İngiltere’nin Cotswolds bölgesinde yaşamaya başladım. Kendi medya şirketimi yönetirken diğer yandan dünyanın farklı ülkelerine seyahat edip fotoğraf çekmeye devam ediyorum. Benim gibi gezip fotoğraf çekmek isteyen insanlara yurt dışından Türkiye’ye, Türkiye’den yurt dışına fotoğraf turları düzenliyorum.



    DERİN TUTKUNUN BİR YANSIMASI

    Çektiğim fotoğraflar, doğaya duyduğum derin tutkunun bir yansıması. Dünyamızın sonsuz evrendeki eşsiz varlığı beni kendisine hayran bırakıyor. Bu nedenle kendimi bildim bileli doğaya tükenmez bir sevgi besledim. Bu sevgiyi çektiğim fotoğraflarla ifade edebileceğimi düşündüm. Fotoğraf, karşılaştığım doğa harikalarını ve yaşadığım deneyimleri aktarmanın en güzel yolu. İnsanlara üzerinde yaşadığımız dünyanın şaşırtıcı güzelliğini göstermek istediğim için manzara ve doğa fotoğrafları çekiyorum. Tüm sanat dallarında olduğu gibi fotoğrafında en önemli özelliğinin izleyicide duygusal bir tepki oluşturmak olduğuna inanıyorum. Bu duygusal tepkiyi uyandırmak için fotoğrafı oluşturma aşamasındaki süreçlerim, kontrastı, renkleri, tonları, parlaklığı düzenlemek, optimize etmek ve ayarlamak için günümüzün dijital karanlık odasında çalışmak. Yanı sıra alandayken kullandığım teknikleri özenle uygulamak. Bu benim için heyecan verici bir süreç. Fotoğrafları çekmeden önce günler hatta haftalar süren hazırlıklar yapıyorum. Alan araştırması yapmak, doğru açıyı bulmak, hava şartları için uygun mevsimi, ayı, günü ve saati belirlemek bu hazırlıkların bir parçası. Rastlantı olarak karşılaşılan bir anı hızlıca çekmek benim fotoğraflarım için pek geçerli değil. Her fotoğrafım uzunca bir araştırma ve planlamanın sonucu ortaya çıkan bir eser.”



    BENİM İÇİN SÜRPRİZ OLDU

    Fotoğraflarının ABD Büyükelçiliği rezidansı için seçilmesinin hikâyesini ise Cuma Çevik şöyle anlattı:
    “ABD rezidansı için fotoğraflarım istenmesi ile ilgili mail aldığımda gerçek olma ihtimali vermedim, ama yine de yanıtladım. Sonrasında Sayın Büyükelçi ve eşi ile telefonla konuştuğumda gerçekliğinin farkına vardım. Google’da ‘Türk manzara fotoğrafçısı’ yazmışlar ve beni bulmuşlar. Instagram’da da 4 yüz bin takipçim var, fotoğraflarımı görünce etkilenmişler. 21 fotoğrafı seçip rezidansın duvarlarına astılar. Burada Türkiye’den manzaralar, ABD elçiliğinin rezidansında asılı kaldıkları sürece birçok insan bu güzelliklere tanık olacak. Burada ağırlanan konukların büyük bölümü yabancı ve Türkiye’de fotoğraflara yansıyan birçok yerden bölgeden haberleri yok, bilmiyorlar. Bu fotoğrafları görüp beğenmelerinin yanı sıra bu fotoğraflardaki bir bölgeyi merak edip oralara gitmeleri değerli.”


    Jeffry Flake ve eşi Cheryl Flake, fotoğrafçı Cuma Çevik ve eşi Merve Çevik ile birlikte.

    Yazının devamı...

    Portre fotoğrafın ödüllü ismi



    Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nda iki ödül birden kazanan Güzelce, lise yıllarında dedesinin kendisine hediye ettiği fotoğraf makinesi ile hayatına yön verdiğini söyledi. Geçen hafta Türkiye’nin çok önemli bir buluşmaya imza attığı Antalya Diplomasi Forumu’nda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile üçlü zirvede bir araya geldi. Dünyanın izlediği bu önemli buluşmayı ve üç gün boyunca Antalya Diplomasi Forumu’nu Ozan Güzelce ile birlikte omuz omuza izledik. Ozan’la bu sırada fotoğrafa olan ilgisini, aldığı ödülleri ve portre fotoğrafçılığını konuştuk. İşte değerli dostum Ozan’ın anlattıkları...



    LİSEDE GELEN HEDİYE HAYAT YOLUMU ÇİZDİ

    “Annem resim öğretmeni, sanırım ondan aldım sanata olan yeteneğimi. Bende resme meraklıydım. Ama lise ikinci sınıfta dedemin Almanya’dan aldığı hediye hayatımı değiştirdi. Minolta marka bir fotoğraf makinesi almıştı, tabii o zamanlar dijital yok ortada daha filmli makine. Kendi kendime deneme yanılma ile çektiğim fotoğraflar bu alana duyduğum ilgiyi arttırdı. İçinde yaşadığımız akıp giden zamanın bize özel gelen bir anını dondurmak ve bunu belgelemek, paylaşmak duygusu zamanla benim için bir tutkuya dönüştü. Fotoğrafa duyduğum ilgi ve kendimi daha da geliştirmek için üniversitede bu konuda eğitim almaya karar verdim. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nü kazandım. Böylece hayat yolumu da fotoğraf üzerine çizdim. Sabit Kalfagil, Güler Ertan, Merih Akoğul, Kamil Fırat gibi çok değerli hocalardan eğitim aldım. Fotoğrafa farklı yönlerden bakmaya başladım. Belgesel fotoğraflar veya deneysel fotoğraflar... Ama ben fotoğrafın belgesel ve portre tarafını sevdim. Belgesel fotoğraf tutkusuyla 2000 yılında henüz dördüncü sınıftayken Milliyet Gazetesi’nde rahmetli usta isim Yalçın Çınar’ın yanında stajyer olarak başladım. İlk önce Milliyet Cağaloğlu büroda başladım. Staj bittikten sonra Milliyet fotoğraf servisine geçtim. O günden bu yana da Milliyet’in foto muhabiriyim.



    FOTOĞRAFLARIMIZ DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA

    Demirören Medya Grubu’nda fotoğraf adına yeni bir oluşum var ki artık çektiğimiz fotoğraflar tüm dünya medyasına servis ediliyor. Demirören Görsel Medya içerisinde kurulan ‘DİA İmages’ fotoğraf ajansı sayesinde objektifimize takılan dünyanın ilgisini çekecek kareler dünyanın dört bir yanında gazeteler, internet siteleri hatta televizyonların kullanımına sunuluyor. Kısaca DİA İmages bizim için yepyeni ve büyük bir vitrin oldu.Çektiğiniz fotoğrafların dünyanın dört yanında yayınlanması bir foto muhabiri için büyük bir motivasyon. Bu da benim mesleğe bakışıma yeni bir heyecan getirdi. Milliyet’te aktif olarak haber takibi yapıyorum.



    Toplumsal olaylar, depremler, seller, çevre felaketleri, güncel haber fotoğrafları, önemli uluslararası organizasyonlar işimizin bir parçası. Sıcak haber fotoğraflarının yanı sıra elbette gazetenin röportajları için çektiğim portreler var. Son dönemde birazda bu alanda ağırlıklı çalışıyorum. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nın portre kategorisinde hem birinci hem de üçüncü oldum, iki ödül aldım. Portre fotoğraflarına olan ilgimin karşılığı bu ödüller belki de.



    PORTREDE BAKIŞLARDAKİ İFADEYİ ÖNEMSİYORUM

    Foto muhabiri olarak fotoğraf makinesine hapsettiğimiz anlar, geleceğe taşınan birer tarihi belge. Yaptığımız işi önemli yapan da bu. Foto muhabirleri olarak hayatımızı tarihe taşınacak bu anların peşinde koşarak geçiyoruz. Portre fotoğrafları ise röportajların en temel unsuru. Portre fotoğraflar çekerken en önemlisi fotoğrafını çekeceğiniz kişi ile kurduğunuz bağ. Fotoğrafı çekilen ile çeken arasında bir fotoğraf makinesi var. Herkes fotoğraf çekinmeyi sevmeyebiliyor. Burada fotoğraf çeken kişinin yapması gereken karşısındaki insanı rahatlatmak, onun güvenini kazanmak. Bu sayede daha doğal anlarını yakalama şansınız oluyor. Ben mesela bunun için çektiğim kareleri de gösteririm. Karşımdaki kişinin fotoğraflarını görerek çıkan sonuçlara inanmasını sağlarım. Portre fotoğraflarda bakışlarda ifadeyi önemsiyorum. Doğru ışık önemli. Dışarıda çekiyorsam doğru ışığa yönlendirmek, kapalı bir mekandaysam doğru ışığı kurmak bu işin püf noktası. Sonrasında fotoğrafların düzenlenmesi de en az çekim aşaması kadar önemli.”



    OZAN GÜZELCE KİMDİR?

    1978’de İstanbul’da doğdu, 1996’da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’ne girdi. Burada çok değerli öğretmenlerden eğitim alma fırsatı buldu. Fotoğrafın temel, sanatsal, felsefi ve teknik yönlerini öğrendi, üniversite eğitimi sırasında fotoğraf stüdyolarında asistanlık yaptı. Portre ve belgesel fotoğrafçılığa artan ilgisiyle 2000’de Milliyet Gazetesi’nde foto muhabiri olarak çalışmaya başladı. Halen Milliyet Gazetesi’nde foto muhabiri olarak çalışıyor. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Yılın Basın Fotoğrafları yarışmasında farklı yıllarda farklı dallarda ödüller aldı. Bu sene, Yılın Portre Fotoğrafı birinciliği ve Portre Fotoğrafı üçüncülüğünü aldı.



    Yazının devamı...

    Konser dünyasının renkli kareleri



    Hayallerinin peşinde koşarken, farklı bir alanda ‘konser fotoğrafçılığı’nda kendisini profesyonelleştiren Pelinsu, “Konser fotoğrafçılığı benim gözümde, aynı salonda birkaç sanatın birleşimi” diyor. Pelinsu Duman’la, fotoğrafın hayatındaki yerini ve konser fotoğraflarının sırrını konuştuk. İşte anlattıkları...



    FİLM SETLERİNDE ÇALIŞMAYA BAŞLADIM

    “Kariyerim, ailem tarafından çizilmişti. Fen Lisesi mezuniyeti, ardından endüstri mühendisliği... Bu şekilde bir gelecek planı yapmıştı ailem bana. Oysa ben 13 yaşından bu yana okuldan kaçıp film ve dizi setlerine giden biriydim. Endüstri Mühendisliği okuduğum dönemde Maltepe Üniversitesi’nde de film platoları vardı. O platolarda da tecrübe edineceğimi düşünerek ailemden gizli tek tercihle bu okulu kazanıp kaydoldum ve Endüstri Mühendisliği bölümünü bıraktım. Okulla birlikte film setlerinde çalışmaya başladım. Farklı görevler alıyordum, asistanlık yapıyordum. İşin görüntü tarafına tutkulu biri olarak kameraya hep ilgim vardı. Böyle olunca fotoğraf makinesi sahibiydim. Eskiden beri yanımdan fotoğraf makinesini ayırmıyordum. Üniversitenin ilk yılında Özcan Alper’in yönetmenliğini yaptığı ‘Rüzgârın Hatıraları’ filminde reji asistanlığı yapıyordum. Fotoğraf çekmek, reji asistanlığı görev tanımı dışında elbette ama ben boynumda makine ile geziyor fotoğraflarda çekiyordum. Orada çektiğim fotoğraflar, sanatçılar ve yapım tarafından paylaşıldı. Hatta gazetelerde yayınlandı. Fotoğraflarımın yayınlanması, paylaşılması ve beğenilmesi beni heyecanlandırdı. Ve bunun heyecanın peşine düşmeye karar verdim. Bu aslında fotoğrafçılığın bende mesleki olarak başlangıç noktası oldu. Bu deneyim hiç yanımdan ayırmadığım fotoğraf makinesine beni aşkla bağladı.



    ‘FOCUS ON’ İSİMLİ SERGİ AÇTIM

    Yine üniversite yıllarında arkadaşlarım beni bir konsere davet etti. Orada Ceylan Ertem sahne alıyordu. Yanımdan ayırmadığım fotoğraf makinesini ve bu kez mekâna gizli gizli sokmuştum. Konseri arkalarda izliyordum. Önlere doğru ilerleyerek aslında hatıra amaçlı fotoğraflar çektim. Sonrasında birkaç konserine daha gidip Ceylan Ertem’e gönderdim fotoğrafları. O da beğenip paylaştı. Yine beğenilip paylaşılmıştı fotoğraflarım... Beğenilme duygusu, yaptığımın işin takdir ediliyor olmasının heyecanı ile konser fotoğrafları çekmeye devam ettim. Başka başka sanatçılar, başka başka mekânlar eklendi. Festivaller eklendi sonra konserlere. Bu tecrübelerle portföyüm iyice gelişti. Benim de yakından takip ettiğim Dorock XL markası konser fotoğraflarına çok önem veriyor. Bu fotoğrafları sosyal medyada fotoğraf paylaşan, fotoğrafçısına değer veren her paylaşımına fotoğrafçısının imzasını koyan, bu kareleri sanatçılarla paylaşan bir konser mekânı. 2008’de beraber çalışmaya başladık, dört yılı aşkın süredir birlikteyiz. Bu arada Ceylan Ertem’in fotoğraflarını çekmeyi de bırakmadım. Sekiz yıldır onun fotoğraflarını çekiyorum. Geçtiğimiz aylarda çektiğim konser kareleri ile ‘Focus On’ isimli bir de sergi açtım. Sergide farklı sanatçılardan ve sahnelerden 40 fotoğraf vardı. İlk başladığım dönemde konser fotoğrafçılığı çok yaygın değildi. Şimdi bu işi yapan birkaç arkadaş varız.



    HIZLI KARAR VERMEYİ GEREKTİRİYOR

    Konser fotoğrafçılığı benim gözümde aynı salonda birkaç sanatın birleşimi. Sahnede bir sanatçı var ve yaptığı müzikle ortamın ambiyansının baş yaratıcısı. Bunun yanında sanatçının sesine kendi görsel zenginliği, belki dansçıları ekleniyor. Bir de ışık şovu ve seyircinin bu ambiyansa katkısı eklenince bambaşka renkli bir dünya oluşuyor. Konser fotoğrafçılığı da bunlara ek üçüncü bir sanat. Tabi ki ışık olmazsa fotoğraf olmaz. Ama konser fotoğrafçılığını diğer fotoğraf dalından ayıran nokta, sahnedeki öznenin sabit olmayışı, ışığın, ambiyansın ve ortamda duygunun değişken oluşu. Konser fotoğrafçılığı bu yüzden teknik anlamda hızlı karar vermeyi ve anlık inisiyatif almayı gerektiriyor. Sahnedeki sanatçının tarzı önemli. Örneğin rock müzik yapan bir grubu alt açıdan çekiyorsam, bir pop yıldızını karşıdan çekmeyi seçiyorum. Elbette bu da duruma göre değişiyor. Örneğin seyircilerin arkasında ters ışıkta aldığım bir siluetle sahneyi birleştirdiğim bir kompozisyonu da seviyorum. Konser fotoğrafçılığının zor yanlarından biri de karelerinize renk katan seyirci. Sakin ortamlar değil. Sürekli seyirciyle temas söz konusu. Bu nedenle zaman zaman zor anlar yaşayabiliyoruz. Sahnede sürekli hareket, işin başka bir zorluğu. Siz bu grubun bir başka üyesini çekerken solist bambaşka bir hareket yapabiliyor. Dolayısıyla sahneye hakimiyet önemli, sanatçının tarzına sahnedeki hareketlerine, şarkılarına tepkilerine davranış biçimlerine hâkim olmak onu tanımak önemli. 40-50 şehirde farklı farklı sahnelerde konser fotoğrafları çektim. Işıkların konumlandırıldığı yer, sahnenin büyüklüğü, küçüklüğü birçok farklı değişkeni de tecrübe ettim. Bu tecrübenin katkısı ile sahnedeki küçük zorluklar benim için daha kolay çözülebilir bir hal aldı.”



    PELİNSU DUMAN KİMDİR

    1993’te İstanbul’da doğdu. Ar-El Fen Lisesi’nden mezun olduktan sonra Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdi. Kariyerine sinema filmlerinde reji asistanı olarak başladı, yapım ve prodüksiyon şirketlerinde yapım koordinatörlüğü yaptı. Sekiz yıldır konser fotoğrafçılığı yapıyor, 2018’den bu yana ülkenin en önemli konser performans mekânlarından Dorock XL’ta da konser fotoğrafları çekiyor. Konser fotoğraflarından açtığı ‘Focus On’ isimli bir de kişisel sergisi var.

    Yazının devamı...