• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Yaşlanma ajandamız hazır mı

    Aynı örgüte göre, bir ülkede yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranı yüzde 10’u geçtiğinde o ülkede yaşlanma süreci ilk işaretini çoktan zaten vermiş oluyor. Prensip olarak da bir ülkede yaşlı nüfusun oranı yüzde 7 ila yüzde 10 arasında ise o toplumlara “YAŞLI TOPLUM” deniyor. Peki, bizde durum ne? Eğer biz de yaşlı bir toplum olma yolundaysak buna hazır mıyız? Elimizde uygulamaya hazır bir “YAŞLILIK AJANDASI” var mı? Bu sorular çok ama çok önemli. Ve ne yazık ki yanıtları maalesef hâlâ çok belirsiz.

    DİKKAT

    TÜRKİYE ÇOK HIZLI YAŞLANIYOR

    PROF. Dr. Özgür Arun, yaşlanma ve yaşlılık sorunlarıyla uğraşan önemli bir akademisyen. 2000’li yılların başından bu yana araştırma ve çalışmalarını “gerontoloji/yaşlılık bilimi” üzerinde yoğunlaştırmış önemli bir biliminsanı. Özgür Hoca’ya göre, ülkemizde yaşlıların oranı yüzde 7’leri çoktan geçmiş, neredeyse yüzde 10’lara yaklaşmış durumda. Ona göre, daha da vahim gelişmeler var: “Son 50 yıldaki nüfus değişimimiz dikkate alındığında toplam nüfusumuz 3 kat artarken yaşlı nüfusumuz neredeyse 10 kat artmıştır.

    Bu son derece çarpıcı ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken önemli bir toplumsal değişimdir. Zira bir toplumda yaşlı nüfus oranının 2 katına çıkması için geçen süre “yaşlanma hızının belirlenmesi” için oldukça mühim bir göstergedir. Bu açıdan bakıldığında Fransa’nın 115, İsviçre’nin 85, Çin’in 27 yılda geçirdiği değişkenliği Türkiye neredeyse 10 yıl içerisinde tamamlama yolundadır(!) ve bu rakam ülkemizdeki hızla yaşlanma sürecinin en önemli işaretlerinden biridir. KISACASI TÜRKİYE, DÜNYANIN EN HIZLI YAŞLANAN ÜLKELERİNDEN BİRİ OLMA YOLUNDA HIZLA İLERLİYOR. Bu bilgiler önemlidir ve çarpıcıdır. Bizi süratle ve hiç vakit kaybetmeden yeni, etkili ve kalıcı “YAŞLANMA POLİTİKALARI” ve “GERONTOLOJİK BİR AJANDA” oluşturmamız yolunda şiddetle uyarmaktadır.

    NOT: Yukarıdaki rakamlar “beyond.istanbul” kitabından ve bu kitabın yazarlarından biri olan Prof. Dr. Özgür Arun’dan aktarılmıştır.

    KESİP SAKLAYIN

    KRONİK STRES NE YAPAR


    1- Uykunuzu bozar.

    2- Depresyona zemin hazırlar.

    3- Tansiyonunuzu yükseltir.

    4- Konsantrasyonunuzu azaltır.

    5- Belleğinizi zayıflatır.

    6- Cinsel gücünüzü baskılar.

    7- Açlık ve tatlı krizlerini tetikler.

    8- Kalp ritminizi sabote eder.

    9- Glutatyon rezervinizi azaltır.

    10- Reflüyü, gastriti, koliti azdırır.

    OKUR SORUSU

    NEDEN DAHA ÇOK HASTALANIYORUZ

    BAŞLIKTAKİ sorunun cevabı aslında oldukça kısadır: Eskiye oranla daha sık hastalanmamızın nedenlerinin başında “dikkatsizliğimiz, disiplinsizliğimiz, bilgisizliğimiz ve ilgi eksikliğimiz” geliyor. Ama hemen ardından şu 4 faktörü de daima ve daima aklımızda tutmamız gerekiyor.

    1- Kötü ve yanlış besleniyoruz.

    2- Muazzam bir stres havuzunda boğulmadan yüzmeye çalışıyoruz.

    3- Uyku sistemimiz altüst olmuş durumda.

    4- Hareketsizlik nedeniyle hızla paslanan bedenlere sahibiz.

    YAZ BİLGİSİ

     

    ASPİRİN Mİ KİMYON MU


    ASPİRİNİN hammaddesi salisik asit, yeşil yapraklı sebzelerin ve baharatların çoğunda doğal olarak var. Özellikle baharatların (kimyon, zerdeçal, zencefil, kırmızıbiber) güçlü birer salisik asit kaynağı olduğu biliniyor. Bu dörtlüden birinin, kimyonun ise salisilik asit gücünün zannedildiğinden çok daha fazla olduğu anlaşılıyor. Uzmanlara göre, “sadece bir çay kaşığı kimyon ile bir bebe aspirini kadar doğal salisilik asidi bedenimize kazandırmamız” mümkün olabiliyor. Eğer şu veya bu nedenle herhangi bir sağlık sorununu önlemek için kanınızı inceltmek ihtiyacı gündeme gelirse -ki buna mutlaka ama mutlaka doktorunuz karar vermelidir- düşük doz koruyucu amaçlı salisilik asit yutmak yerine beslenme sisteminizde daha fazla yeşil sebzelere ve baharatlara yer açmanızda fayda var.

    ÖNEMLİ

     

    İNFLAMASYON BELASINA DİKKAT

    KRONİK iltihaplanma” süreçlerinin kanserden obeziteye, yüksek tansiyondan Alzheimer’a, şeker hastalığından damar sertliğine pek çok sağlık sorununun tetikçisi olduğunu geçtiğimiz günlerde de yazdım. Zaten bu nedenle de modern tıp inflamasyon belasını ciddi şekilde mercek altına çoktan aldı, nasıl durdurması gerektiğini dikkatle araştırıyor. Zerdeçalın, yeşil çayın, nar çekirdeğinin, zeytin yaprağının, omega 3 yağ asitlerinin, tarçının son zamanlarda “iltihap durdurucu”lar olarak sık gündeme gelmesinin nedenlerinden biri de aslında bu araştırmalar. Ama bilelim ki “iltihaplanmayı önleyebilen yiyecekler” olduğu gibi “iltihaplanmaya neden olabilen yiyecekler” de var. Prensip olarak bu gibi besinlerden uzak durmak önemli bir sağlıklı beslenme ayrıntısı. İşte o besinlerin en önemlileri...

    1- Beyaz ekmek ve hamur işlerinin tamamı.

    2- Şeker, şekerli yiyecek ve içeceklerin hepsi.

    3- Yağda kızartılmış her türlü besin.

    4- İşlenmiş kırmızı et ürünleri.

    Yazının devamı...

    İyi yaşayan iyi yaşlanır

    Eğer iyi yaşlanmayı başarabilir ve doğal yaşlanmanın hepimizde farklı yaşlarda ortaya çıkarabileceği yıkıcı, yıpratıcı, yorucu ve sağlığı tehdit edici kronik sorunları yeterince ve zamanında kontrol altına alabilirsek, kısacası “daha iyi yaşama”yı başarabilirsek hem ömrümüz uzayacak hem de yaşlılıktaki yaşam kalitemiz artacaktır. Bu nedenle de hedefimiz “uzun yaşamak” değil, “iyi yaşamak” olmalıdır.



    ÖNEMLİ
    NEDEN ESKİYORUZ

    YAŞLANMA sürecini etkileyen, özellikle 60’lı yaşlar sonrasında bizi daha hızlı yıpratıp daha çok eskiten farklı nedenler var. Bunlardan 3 tanesi öncelikli ve daha önemli.

    1. İNFLAMASYON yani İLTİHAPLANMA.

    2. OKSİDASYON yani PASLANMA.

    3. GLİKASYON yani ŞEKERLENME.

    Bu üçlü faktör yanında GENETİK ETKENLERİN sürece çanak tuttuğu, kötü ÇEVRESEL FAKTÖRLERİN de yangını körüklediği kesindir. Bitmedi! BESLENME, AKTİVİTE, UYKU ve STRES alanlarında yaptığımız/yapacağımız tekrarlayan yanlışlar da yangına adeta benzin dökmektedir. Ama her şeye rağmen bilinçli bir iyi yaşlanma takvimi ile daha sağlıklı yaş almak ve iyi yaşlanmak her zaman, her yaşta, herkes için mümkündür.

    UNUTMAYIN
    İLTİHAP ESKİTİR 

    HÜCRE, doku, organ ve sistemlerimizde şu veya bu nedenle oluşan uzamış ve tekrarlayıcı yangısal süreçler (inflamasyonlar) yaşlanmayı hızlandıran 3 önemli faktörden biridir. Yaşlanmayla ilişkili hastalıkların çoğunun arkasında (Alzheimer, parkinson, şeker hastalığı) yangısal süreçler vardır. Aslında biz ne yaparsak yapalım, bu yangısal süreçler hepimizde özellikle 50’li yaşlardan sonra az ya da çok hep vardır ve daima aktif durumdadır. Bu “içten içe süren” sessiz ve kolay kolay fark edilmeyen bir “iç yangın hali”dir. Eğer biraz daha duyarlı ve dikkatli olabilir, o yangını söndüremesek bile sınırlı bir alanda tutmayı başarabilirsek daha iyi yaşlanacağımız kesindir.

    ÖNEMLİ
    PASLANMADAN DA YAŞLANABİLİRİZ

    BİZ yaşlandıkça bir değil, birçok paslandırıcı/oksitleyici faktör de birbiri ardına devreye giriyor. Üstelik bu faktörler akıl almaz bir işbirliği içerisinde çalışıyor ve bizi daha hızlı yaşlandırıyor. Paslanma süreçlerinin patronluğunu ise SERBEST RADİKALLER olarak da bilinen kararsız moleküller oluşturuyor. Bunlar eşleşmek için elektron arayan ve bu nedenle hücrelerimizin duvarına, hücre içi organcıklarımıza ve genetik kutumuz DNA’larımıza saldıran kararsız yapılar. Her biri temas ettikleri her yere hasar veren, yaralayıp harap eden maddeler. Serbest radikallerin bir kısmını -doğal olarak- metabolik faaliyetlerimiz ile bedenimizde biz üretiriz. Bir kısmını ise tabiattan, doğadan yani yaşadığımız çevreden şu veya bu şekilde bedenimize dahil ederiz. Ne iyi ki vücudumuz belirli bir miktarı aşmadığı takdirde sahip olduğu muazzam organizasyonlarla bizi paslandırmaya/daha hızlı yaşlandırmaya çalışan bu serbest radikal saldırılarıyla rahatça başa çıkabiliyor. Ama eğer ürettiğimiz (bazı hastalıklar, ateşli enfeksiyonlar) ya da çevreden bedenimize giren (kirli hava, egzoz dumanları, sigara, alkol) serbest radikal miktarı baş edebileceğimizin üzerine çıkarsa paslanma süreci de önlenemez bir yaşlanma faktörü haline dönüşebiliyor.

    MÜHİM NOT
    ŞEKERLİ MİSİN VAY VAY...

    BEDENİMİZDEKİ şeker dengesinin bozulması yani “şekerlenme/glikasyon” meselesi de önemli bir yaşlanma hızı belirleyicisi. Bu nedenle iyi yaşlanmak isteyen herkes kan şeker ayarını dikkatle izlemek zorunda. Bunun yolu da basitçe özellikle 40’lı yaşlardan sonra 6-12 aylık aralıklarla Hemoglobin A1c (HbA1c) seviyelerini izlemekten geçiyor. Hemoglobin A1c seviyelerimiz mümkünse 5.5 rakamını geçmemelidir. Rakamın 5.7-5.8’in üzerine çıkması “tehlike” işaretidir. 6’yı geçmesi ise “acil durum ilanı” sebebidir. Bilelim ki kan şeker ayarımızın bozulması da -şeker hastası olmasak bile- dokularımızın daha hızlı yaşlanmasına, sertleşip yapısal bozuşmalara uğramasına yol açıyor. Özellikle hücre içi protein katlanmasının bozulması hücrelerimizi/bizi daha hızlı yaşlandırıyor.



    KESİP SAKLAYIN
    YAŞLANMANIN 5 FARKLI İŞARETİ

    EĞER bir gün kendinize “Acaba yaşlanmaya mı başladım?” gibi bir soru sorma ihtiyacı duyarsanız şu 5 madde hep aklınızda olsun.

    1. Dost meclislerinde, arkadaş aile sohbetlerinde en iyi yemekleri, en iyi kebapçıları, çorbacıları, tatlıcıları değil de en güçlü hastaneleri, en başarılı doktorları konuşuyor, öğrenmeye çalışıyorsanız yaşlanma sürecinin sizin kapınızı da yavaş yavaş tıklatmaya başladığından kuşkunuz olmasın.

    2. Eskisinden daha sık doktora gidiyor, daha çok ve daha detaylı tahlil yapma ihtiyacı duyuyorsanız, bu da ciddi bir yaşlanma işaretidir.

    3. Akşamları daha haber programları bile bitmeden, akşam yemeğinin üzerinden daha bir saat bile geçmeden uyuklamaya başlıyor ve ertesi gün çoğu sabaha yorgun, keyifsiz ve enerjisiz uyanıyorsanız sizin de durumunuzu dikkatle gözden geçirmenizde fayda var.

    4. Gazete, dergi ve televizyonlarda sağlık haberleri veya sağlık tartışmalarını dizilerden daha çok ve sık izlemeye başladıysanız sohbetlerinizde “Kendimi yorgun, halsiz hissediyorum, her gün başka bir yerim ağrıyor” diye sık sık yakınıyorsanız aman dikkat!

    5. Çevrenizdeki çocuk ve gençlerin size “amca, teyze, dede” gibi tabirlerle hitap etmeye başlaması ve sizin bu durumdan hoşlanmamanız da önemli bir yaşlılık işareti olabilir. 

    Yazının devamı...

    DHA mı EPA mı

    İkisini de “omega 3 mucizeleri” olarak yakından zaten tanıyorsunuz. DHA ve EPA ayrılmaz ikililer. Ama yine de aralarında etki ve sağlık faydaları bakımından önemli farklar var. “Beyin/bellek ve göz sağlığı” söz konusu olduğunda DHA ön plana geçiyor. “Kalp/damar sağlığı ve pıhtılaşma sistemi” söz konusu olunca da EPA favori gösteriliyor. Müsaade ederseniz konuyu biraz daha açalım, bugün kısa bir omega 3 turu yapalım: DHA ve EPA omega 3 yağ asitlerinin kısaltılmış isimleri. Birinin “Docosa Hexaenoic Acid”, diğerinin “Eicosa Pentaenoic Acid” şeklinde oldukça uzun ve telaffuzu zor isimleri var. Bu nedenle pratikte DHA ve EPA kısaltmaları tercih ediliyor. Detaylar için buyurun...

    İYİ BİLGİ
    DHA VE EPA OLMADAN SAĞLIK OLMAZ

    OMEGA 3 yağ asitlerinin her ikisi de neredeyse mucize doğal ilaçlar. Ne var ki bedenlerimiz (hücrelerimiz), ikisini de üretemiyor. Onları ya hazır olarak gıdalarla kazanmak zorundayız -ki hazır şekilleri sadece hayvansal gıdalarda bulunuyor, balıkla süt ürünleri, kanatlı hayvanlar, yumurtalar ve etle kazanılıyor- ya da bitkisel omega 3 olarak bilinen “Alfa Linoleik Asit/ALA”dan zengin bazı bitkisel gıdaları -keten tohumu, ceviz, semizotu, yeşil yapraklı sebzeler- sık ve bol tüketmek gerekiyor. Bitkisel omega 3 ALA’yı karaciğerlerimiz anında ve hızla EPA ve DHA’ya çeviriyor. Ama karaciğerdeki bu dönüşüm süreci maalesef zannedildiği kadar verimli değil. 100 birim ALA’dan en fazla 5-10 birim EPA ve DHA üretilebiliyor. Netice şudur: Omega 3’ü hayvansal gıdalarla kazanmaya çalışmak daha doğru bir seçimdir. Eğer bu mümkün olmazsa işte o zaman “takviye alternatifi” devreye girmelidir.



    UNUTMAYIN
    GIDALARDA EPA VE DHA ZATEN VAR

    TEKRARLAYAYIM: Bedenimiz DHA ve EPA olmadan sağlıklı kalamıyor. Hücrelerimizin özellikle duvarları, sistemlerimiz; özellikle sinir ve damar sistemlerimiz DHA ve EPA olmadan yapamıyor. Bu ikili bizi “kalp krizlerinden, aritmilerden, damar sertliğinden, tansiyon yüksekliğinden, bağışıklık zayıflamasından, bellek kaybından, görme bozukluğundan, depresyon ve benzeri ruhsal sorunlardan, cilt kuruluğundan” ve daha pek çok problemden koruyor. Bu nedenle mümkünse ve öncelikle gıdalarla kafi miktarda omega 3 kazanmanın bir yolunu mutlaka bulmalıyız. Bunun için de daha sık ve bol yağlı balık, gezen tavuk yumurtası, eti, otlaklarda yaşayan hayvanların sütü, peyniri, yoğurdu ve tabii ki her türlü yumurta beslenme sistemimizde daha sık ve bol yer almalı. Bu arada da mümkün olduğu ölçüde yeşil yapraklı sebzeler, ceviz, semizotu, keten tohumu ve benzeri yağlı tohumlar tüketmeliyiz.

    YAZ BİLGİSİ 1
    KARPUZDAN FAYDALANIN

    KARPUZ mükemmel bir yaz meyvesidir. Zannedildiğinin aksine aşırı bir kalori yükü falan da yoktur. Makul miktarda tüketildiğinde şişmanlatmaz. 100 gram karpuz yediğinizde sadece 30 kalori civarında enerji yüklenirsiniz. Ama bu arada da C ve E vitaminlerinden zengin, B1 ve B6 vitamini bol, likopen bombası ve mineral deposu bir gıdayı bedeninize kazandırmış olursunuz. Hatırlayalım: “Kırmızı mucize” olarak da bilinen “likopen” prostat, meme ve kalın bağırsak kanserinden korunmada cilt yaşlanmasını yavaşlatmada, kalp krizini önlemede ve daha pek çok alanda sağlığımıza mükemmel katkılar sağlayan çok güçlü bir antioksidandır. Bitmedi! Karpuzda bir mucize daha var...

    YAZ BİLGİSİ 2
    KARPUZUN KIRMIZISI MI, BEYAZI MI

    KARPUZDA sadece kırmızı mucize likopen yok. İkinci bir mucize molekül daha var: CITRULLINE!

    Citrulline karpuzun özellikle kırmızı kısmının hemen altındaki pembe beyaz tabakada bulunuyor. Bedenimize kazandırdığımız Citrulline önce “Arginin”e sonra da “NİTRİK OKSİD”e dönüşüyor. Nitrik Oksid deyip geçmeyin. Nitrik Oksid damar duvarını koruyan, damarlara elastikiyet kazandıran, damar yaşlanmasını geciktiren ama daha da önemlisi CİNSEL GÜCÜ DE ARTTIRAN (!) muazzam bir doğal molekül. Özeti şudur: Bu yaz karpuzun o pembe beyaz bölümünden de istifa etmenizde fayda var.



    YAZ BİLGİSİ 3
    HANGİ İÇECEKTE KAÇ KALORİ VAR

    - Ayran (normal): 200 ml 100 kalori

    - Ayran (yağsız): 200 ml 60 kalori

    - Süt (normal): 200 ml 120 kalori

    - Süt (yağsız): 200 ml 70 kalori

    - Caffe latte: 200 ml 100-150 kalori

    - Meyveli meşrubat: 250 ml 140 kalori

    - Limonata (kutu): 330 ml 170 kalori

    - Limonata (light, kutu): 330 ml 12 kalori

    - Meyve aromalı soda: 200 ml 82 kalori

    - Gazoz: 250 ml 110 kalori

    - Kolalı içecek: 330 ml 140 kalori

    - Üçlü kahve karışımı: 250 ml 125 kalori

    - Taze sıkılmış meyve suyu: (3 porsiyon meyveden) 150 ml 150 kalori

    - Enerji içeceği: (1 kutu) 110 kalori

    NOT: 200 ml yaklaşık bir su bardağıdır.

    YAZ BİLGİSİ 4
    CİLDİN DOSTLARI

    - Avokado m Bezelye, karnabahar, brokoli, brüksel lahanası

    - Koyu yeşil yapraklı sebzeler (marul, maydanoz, tere, pırasa, yeşil soğan, pazı)

    - Ceviz, böğürtlen

    - Soğan

    - Zeytin ve zeytinyağı

    - Tavuk göğsü

    - Balık (somon, kalkan, kılıç, dilbalığı, sardalye)

    - Karides, ıstakoz, midye gibi deniz ürünleri

    - Az yağlı yoğurt

    - Patlıcan, kabak, soya filizi

    - Domates, domates suyu, kurutulmuş domates

    - Greyfurt, tatlı kavun, erik, kivi.

    YAZ BİLGİSİ 5
    CİLDİNİZİN DÜŞMANLARI

    - Alkollü içecekler

    - Tuzlanmış her türlü kırmızı et

    - Salam, sosis, sucuk gibi mandıra ürünleri

    - Şekerleme, reçel, kek, çikolata, kurabiyeler ve hamur işi, mayonez, patlamış mısır (yağlı), mısır nişastası, mısır ekmeği

    - Patates

    - Puding

    - Tereyağı

    - Krem peynir

    - Un

    - Sert peynirler

    - Şerbet

    Yazının devamı...

    Beyin moru sever

    Beynimiz mor sebze ve meyveleri daha doğrusu bunların içindeki antioksidan güçleri çok seviyor. Bu siyah ve mor antioksidanların içerdiği maddeler de basitçe “antosiyaninler” olarak biliniyor. Araştırmalara göre, beslenmemizdeki antosiyanin güçler çoğaldıkça belleğimizin de gücü artıyor. Antioksidanlarla moraran bellekler daha geç yaşlanıyor, daha az hata yapıyor, daha güçlü kalıyor. Özetle “mor/siyah mucizeler” olarak da bilinen bu muazzam doğal pas gidericiler özellikle 50’li yaşlardan sonra “beyin/bellek sağlığını” korumak söz konusu olduğunda vazgeçilmez besinler haline geliyor. İşte bu nedenle eriğin, dutun, böğürtlenin, lahananın, turpun, mercimeğin -ve daha mümkün olan her şeyin- öncellikle mor/siyah renkli ve taze olanlarını tercih ediniz. Tabii ki bu arada beyin ve bellek dostu diğer vitamin, mineral, yağ ve benzeri gıdaları da ihmal etmeyiniz.

    KISA BİLGİ 1

    BELLEK DOSTU VİTAMİNLER


    BİR: B12, B6, B1 vitaminleri

    İKİ: Folik asit

    ÜÇ: D vitamini

    DÖRT: E vitamini

    KISA BİLGİ 2

    BELLEK DOSTU MİNERALLER

    BİR: Magnezyum

    İKİ: Demir

    ÜÇ: Çinko

    DÖRT: Selenyum

    KISA BİLGİ 3

    BELLEK TAKVİYESİ YAĞLAR


    BİR: Balıkyağı (DHA-EPA)

    İKİ: Zeytinyağı (Oleik asit)

    ÜÇ: Hindistan cevizi yağı (MCT)

    DÖRT: Avokado yağı

    KISA BİLGİ 4

    BELLEK DOSTU BAHARATLAR


    BİR: Zerdeçal

    İKİ: Safran

    ÜÇ: Karabiber

    DÖRT: Tarçın

    İYİ BİLGİ

    NE KADAR SU

    SAĞLIKLI, güvenli ve kaliteli su içmek her zaman, her yaşta önemlidir ama “su meselesi” yaz sıcaklarıyla birlikte öncelikli sağlık maddelerimizden biri haline gelmelidir. İlk soru şu: Günde ne kadar su? Rakamsal olarak yetişkin biri günlük enerji harcamasının her bir kalorisi için “1-1.5 ml”, kilosu başına da “25-30 ml” suya ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla günde ortalama 1600-1800 kaloriye ihtiyaç duyan bir kadın için günlük su tüketimi 1.5-2 litre; 2000-2500 kalori harcayan bir erkek için ise 2-2.2 litre suya ihtiyaç var. Ama bilelim ki su ihtiyacımızı sadece bardağımıza eklediğimiz su ile karşılamıyoruz. Sıvı içeceklerle (çaylar, limonatalar), sudan zengin besinlerle (çorbalar, sulu yemekler), su deposu meyveler ve sebzelerle de (karpuz, kavun, şeftali, salatalık, domates) su kazanıyoruz. Ama yine de bilelim ki kalsiyumu ve magnezyumu bol, güvenilir ve kaliteli bir suyun yerini bunların hiçbiri yeterince karşılayamaz.

    AKLINIZDA OLSUN

    5 ÖNEMLİ SU TAVSİYESİ

    1- Suyu soğuk veya sıcak değil, ılık için.

    2- Lıkır lıkır değil, yudum yudum için.

    3- Ayakta değil, oturarak için.

    4- Suyun ağzınızda bir süre kalmasına izin verin. Yavaş ve sakince için.

    5- Yumuşak değil, sert suları tercih edin.

    NOT: Yudumladığınız suyun ağzınızda bir süre kalması tükürük tüketiminizi arttıracak, hazmınıza katkı sağlayacak; ağız ve diş sağlığınızı güçlendirecektir. Sert sular ise daha çok magnezyum ve kalsiyum zengini olduklarından vücudunuza daha fazla mineral ve alkali güç ekleyecektir.

    YAZ NOTU 1

    NE KADAR TUZ


    HÜCRELERİMİZİN canlı kalabilmesi, su ve mineral/elektrolit dengemizin korunabilmesi, böbreklerimizin işlevini aksatmadan yapabilmesi için “makul miktarda sodyum”a kesinlikle ihtiyacımız var. Sodyum mineralinin en ucuz ve yaygın kaynağı ise “tuz” yani “sodyum klorür”. Pek çok konuda olduğu gibi burada da söz konusu sağlık olduğunda “azı da çoğu da zarar, makulü yarar” kuralı geçerlidir. Ayrıca şu bilgiler net ve açık olarak kanıtlanmış ve kabul edilmiştir: Sağlıklı bir vücudun tolere edebileceği tuz miktarı “4-6 gram” civarında. Bu rakam 7-8 gramı asla geçmez, geçemez. 10 gramdan fazlası ise herkes için “SAĞLIK RİSKİ” anlamına gelir.

    NOT: Ülkemizde kişi başına günlük tuz tüketiminin 15 gramın üzerinde olduğunu önemle hatırlatırım.

    YAZ NOTU 2

    NE KADAR ŞEKER


    TUZDA olduğu gibi şekerde de “azı karar çoğu zarar” kuralı geçerlidir. Yetişkin bir kadın için izin verilen günlük şeker tüketimi miktarı 50 gram (12 çay kaşığı), erkek için ise 50-70 gram (15-17 çay kaşığı) civarındadır. Bu miktar çocuklarda daha da azaltılmalıdır. 5-15 yaş aralığındaki bir çocuğun günlük şeker tüketimi toplamda asla 30 gramı (7-8 çay kaşığını) geçmemelidir. HATIRLATALIM: Bir çay kaşığı toz şekerde 4 gram kadar saf şeker var. Bir gram şeker ise 4 kalori içerir. Yaz sıcaklarında serinlemek için içeceğiniz bir şişe/kutu gazlı içecek ise en az 9-10 çay kaşığı civarında şeker ihtiva eder.

    Yazının devamı...

    Kalsiyumsuz da olmaz

    Hatta magnezyumun marifetlerini sanırım fazlaca abarttık. Hal böyle olunca da siz okurlardan “Hocam kalsiyumu unuttunuz galiba” diye özetlenebilecek yoğun uyarılar aldık. Haklısınız! Magnezyum önemli ama vücudumuzun en büyük mineral deposunu kalsiyumun oluşturduğu da kesin. Hal böyle olunca yeniden bir kalsiyum hatırlatmasının zamanı geldi. Önceki yazılarımızdan birini sizinle yeniden paylaşarak görevimizi yerine getiriyoruz. Hazırsanız buyurun...



    HATIRLATMA
    KALSİYUMDAN NASIL FAYDALANALIM

    İLK 5

    VARAN 1: Eğer beslenmeniz kalsiyumdan zengin ise, mesela “günde 2 su bardağı kadar yoğurt, 1-2 bardak ayran, avuç içinizin yarısı kadar peynir yiyorsanız” kemiklerinizi korumak için ilave kalsiyum desteği almanız gerekmiyor.

    VARAN 2: Yeteri kadar kalsiyumu besinlerle kazanamıyorsanız, günlük ihtiyacınızın “yetişkinler için” ortalama 800 miligram civarında olduğunu düşünerek eksiğinizi “kaliteli ve güvenli bir kalsiyum desteği” ile tamamlamayı düşünmelisiniz.

    VARAN 3: Özel durumlar dışında ve doktor tavsiyesi olmadan günlük ilave kalsiyum desteği dozunu 400-600 miligramın üzerine çıkarmamalısınız.

    VARAN 4: Kalsiyum takviyesi kullanacaksanız “kalsiyum sitrat” veya “kalsiyum glisinat” içeren ürünleri tercih etmelisiniz.

    VARAN 5: Günlük takviye dozunu ikiye bölerek sabah ve akşam almanız daha doğrudur. Eğer tek doz alacaksanız, akşamı tercih ediniz. (Uykunuza destek olacaktır.)

    İKİNCİ 5

    VARAN 1: Günde 600 miligramın üzerinde düzenli kalsiyum desteği almak sadece doktor tavsiyesi ile mümkündür ve yalnızca özel hallerde -örneğin kemik erimesi- gerekecektir.

    VARAN 2:  Kalsiyum desteği kullanırken D vitamini eksikliğinden korunmaya, eğer D3 vitamini seviyeniz düşükse onu da tamamlamaya özen gösteriniz.

    VARAN 3: Kalsiyum takviyesi kullananlar için önemli bir ayrıntı daha var: Yuttuğunuz haplardaki kalsiyumun kalp damarlarınızı sertleştirmemesini, böbreklerinizi taşlarla doldurmamasını istiyorsanız takviye planınıza K2 vitaminini de eklemeyi unutmayınız.

    VARAN 4: Kalitesiz kalsiyum takviyelerinin (mesela kalsiyum karbonat içerenler) yetersiz emilim sorunu yanında başka bazı tehlikeleri de var. Örneğin, kemik kaynaklı kalsiyum takviyelerinin bazıları ağır metal içerebiliyor.

    VARAN 5: Doğal yoldan kalsiyum kazanırken aklınıza sadece ve hemen “süt, ayran, yoğurt, kefir, peynir” beşlisi gelmesin, bitkisel kalsiyum kaynaklarından da istifade etmeyi düşünün. Kalın yapraklı yeşil sebzelerin çoğunda (lahana, karnabahar) bol miktarda bitkisel kalsiyum var.

    İYİ BİLGİ
    SABAH AÇ KARNA ILIK SU İÇMEK NEDEN FAYDALI

    İŞİN uzmanları ılıtılmış suda depolanmış enerjinin suyun yüzey gerilimini azalttığını, bu sayede suyun hücrelere geçişinin hızlandığını, bunun da hücrelerin toksinlerden arınmasını kolaylaştırdığını söylüyor. Kısacası güne bir bardak dolusu ılıtılmış su ile başlamak, mümkünse bu suya bir tatlı kaşığı kadar limon suyu eklemekte fayda var.

    KESİP SAKLAYIN
    PROBİYOTİK DESTEKLERİNDEN FAYDALANMA REHBERİ

     HERHANGİ bir probiyotik takviyeyi kullanmadan önce de -diğer takviyelerde olduğu gibi- bilmeniz gereken bazı mühim ayrıntılar var. O ayrıntıları 8 ayrı başlıkta özetlemeye çalıştım. Detaylar için buyurun...


    İLK 4

    MADDE 1
    O PROBİYOTİĞİN İÇİNDE NELER VAR:
    Kullandığınız probiyotik desteğinin içinde hangi bakteri veya bakteri karışımı olduğunu bilmeniz lazım.

    Nedeni şu: Bazı probiyotikler ishalseniz kabız, bazıları ise kabızsanız ishal yapabiliyor. Bazı probiyotikler bağışıklığa iyi gelirken bazıları da gaz sorununa çözüm üretiyor. Yani farklı probiyotik bakterilerin farklı marifetleri olabiliyor.

    MADDE 2
    MİKTARI YETERLİ Mİ, GÜCÜ NE:
    Bu da mühim bir ayrıntı. Probiyotik bir desteğin gücü koloni oluşturan birimlerin (CFU) sayısı ile ölçülüyor.

    CFU değeri arttıkça (yani doz yükseldikçe) daha iyi sonuçlar alınıyor. Ama bazı probiyotiklerde 1-2 milyon CFU ile de netice alınabilirken bazılarında aynı netice için 20-30 milyon CFU gerekebiliyor.

    Şu da önemli: CFU değeri arttıkça probiyotiğin fiyatı da artıyor.

    MADDE 3
    KABIZLIĞIMA FAYDALI OLABİLİR Mİ:
    Kabızlık sorunu olanların ve kabızlığın ön planda olduğu spastik kolon sendromundan yakınanların B.Lactis, B. Longum, L. Asidoflus, L. Reuteri, L. Plantarum ve kombinasyonlarından oluşan probiyotikleri tercih etmeleri tavsiye ediliyor.

    MADDE 4
    İSHALİMİ KESEBİLİR Mİ:
    İshal sorununa çözüm arayanların ise S. Boulardii, Saccharomyces ve bifidobakterileri tercih etmeleri öneriliyor.

    İKİNCİ 4

    MADDE 1
    ŞİŞKİNLİĞİMİ, GAZIMI AZALTIR MI:
    Gaz, şişkinlik ve karın ağrısı ile karakterli spastik kolon sendromu (IBS) problemi olanların L. Plantarum, U299 bifidobakteri, S. Celevisiae ile bazı laktobasil karışımlarından istifade etmeleri öneriliyor. Öncelik arkasında sıkı bilimsel destek olan L. Plantarum’da olmalı.

    MADDE 2
    KİLO SORUNUMA YARDIM EDER Mİ:
    Kilo sorununa çare arayanların yine laktobasiller ile bifidobakterilerin karışımlarını tercih etmeleri öneriliyor.

    MADDE 3
    BAĞIŞIKLIĞIMI DESTEKLER Mİ:
    Bağışıklık gücünü artırmak amacıyla probiyotiklerden faydalananların LGG, L. Gasseri, L. Crispatus ve B. Bifidon, B. Longum içerikli probiyotikleri tercih etmeleri öneriliyor. Laktobasillerden tercih edebilirsiniz. L. Caseli ve plantarum karışımlarını içeren çiğneme tabletlerinin de etkili olduğu belirtiliyor.

    MADDE 4
    TAKVİYE ALMAK FAYDALI MI:
    Sadece genel sağlık yararı amacıyla probiyotik kullanmak istiyorum diyorsanız 4-8 hafta süre ile bifidobakterilerle laktobasillerden oluşan bir karışım takviyesi almanız yeterli.

     

    Yazının devamı...

    Hepimizin babasıydı

    Onu 7 yıl önce kaybetmiş olsak da -daha önce de yazdığım gibi- hoşgörü, tevazu, espri, sevgi ve saygı yüklü imajı hâlâ gönüllerimizdeki tazeliğini koruyor. Duygusal düşünüyor olabilirim ama yaşamının uzunca bir dönemini onunla birlikte geçirme şansı bulan bir “hekim gözü”yle şu kanaatimi size net ve açık olarak tekrarlayabilirim: Rahmetli Süleyman Demirel sadece mükemmel ve tecrübeli bir devlet adamı ve siyasetçi değildi. O muazzam bir hoşgörü anıtı, bir öğretmen, vefalı bir dost ve çok daha önemlisi sevgili eşi rahmetli Nazmiye Demirel için mükemmel ötesi bir eş idi.



    BİR NOT
    DERSHANE GİBİ KAHVALTI MASASI

    1991-2001 arasında geçen on yıllık bir dönemin pazar hariç hemen her sabahına rahmetli Demirel’in o muazzam ve mütevazı kahvaltı sofralarında başladım. O sofralar, onun deyimiyle “Anadolu sofraları” idi. Zeytini Gemlik, ekmeği Isparta, peyniri Van, tereyağı Trabzon, balı Şırnak, pastırması Kayseri ya da Kastamonu’dan gelirdi. Zannedildiğinin aksine de onun kahvaltı seçimleri hiç ama hiç değişmezdi: Bir parça Erzincan tulumu, 8 adet siyah zeytin, bir yumurta ve bir dilim ekşi mayalı İslamköy imalatı ev yapımı ekmek. O sofralar benim için “hayat dershanesi” gibiydi. Her sabah o kahvaltı masasına kalın ciltli, minik bir bloknotla otururdum. Demirel anlatırken ondan kaptığım bazı cümleleri/tavsiyeleri o minik bloknotta hâlâ saklarım. 580 civarında ve bana göre her biri ayrı önem taşıyan cümle var o bloknotta. Bazılarını sizinle bugün bir kez daha paylaşıyorum.

    KESİP SAKLAYIN
    DEMİREL’DEN İZ BIRAKAN TAVSİYELER

    İLK 5

    1. Hiçbir zaman bir suyun derinliğini iki ayağınla birlikte yoklama.

    2.  Her gecenin bir sabahı olduğunu unutma.

    3. Hayat maçını kaybettiren golleri en çok da “kendini en güçlü hissettiğin anlarda” yiyebileceğini aklından hiç çıkarma.

    4. Sabrın öfkeden, nezaketin nefretten daha iyi olduğunu hatırla.

    5. Kalıcı mutlulukların küçük şeyleri büyük fırsatlara çevirme becerisi ile de bağlantılı olduğunu aklında tut.

    İKİNCİ 5

    1. Basit, kısa ve anlaşılabilir bir şekilde ifade edemiyorsan o konuyu sen de yeterince anlayamamış ve öğrenememişsin demektir.

    2. Geçmiş pişmanlık, gelecek endişedir, önemli olan bugündür.

    3. Her tohum kendi toprağında yeşerir. Hiçbir tohum çiçeğini, hiçbir çiçek meyvesini göremez.

    4. Gerçek dost iyi günde davetle, kötü günde kendiliğinden gelendir.

    5. Huzurlu bir hayat için “dinleten değil dinleyen, yargılayan değil anlayan, eleştiren değil hoş gören, kavga eden değil affeden” olmaya bak. Barışmasını bilmiyorsan küsme.

    BUNLAR DA O SABAH NOTLARINDAN

    1- Kesinliği kanıtlanmış şeylerde bile “sınırsız bir ikna, kesin ve tartışmasız bir sadakat“ yanlıştır. Dozunda “şüphe” ise her zaman iyidir.

    2- Ruhun nabzı sadece kalpte değil, dilde de atar.

    3- İnsanı değerli kılan serveti değil, bilgisi, ürettikleri ve yetenekleridir.

    4- Arkanıza bakarak önünüzü göremezsiniz. Geçmişe takılıp kalmayın.

    5- Kalıcı huzur için, daha çok “manevi zenginlik” biriktir, daha fazla bil, daha azla yetin.

    BANA GÖRE
    O BİR SOHBET USTASI İDİ

    DEMİREL, mükemmel bir sohbet ustası idi. Siyasal yaşamımıza “KONUŞAN TÜRKİYE” sloganını kazandıran da yine o oldu. Ve o güzel insanın en çok önem verdiği şeylerden biri de “konuşma adabı” idi. O en sert konuşmalarını bile “zarafetle yapmaya, çok zorunlu olmadıkça sözcüklerin en kibar, nazik, yumuşak, zarif ve düzgün olanlarını seçmeye” çalışırdı. Demirel’e göre, her insan herhangi bir konuşmaya başlamadan önce kendisine şu dört soruyu mutlaka sormalıydı.

    SORU BİR: Konuştuklarım sessizliği bozmaya değer mi?

    SORU İKİ: Anlatacaklarımın gereği var mı?

    SORU ÜÇ: Anlattıklarım samimiyet ve şefkat içeriyor mu?

    SORU DÖRT: Sözlerim başkalarını incitebilir mi?

    BENİM İÇİN
    HAYAT BİLGİSİ ÖĞRETMENİM OLDU

    BENİM için rahmetli Süleyman Demirel, bir “hayat öğretmeni”, bir “mentor” hatta daha da fazlasıydı. Ondan çok şey öğrendim. Onunla çok şey paylaştım. Onunla çok şey yaşadım. Ve doğal olarak Türkiye’nin bir dönemine yakından şahit oldum. Yıllar yıllar boyu her sabaha onunla birlikte başlayan ve hemen her akşam onunla sohbet etme fırsatı bulan biri olarak Demirel’den çok şey öğrendim. Onu ve sevgili eşi mükemmel insan rahmetli Nazmiye Demirel’i saygı, sevgi ve hasretle anıyor, huzurlar ve nurlar içerisinde uyumalarını diliyorum. 

    Yazının devamı...

    Neden magnezyumsuz olmaz

    Magnezyum yetersizliği halinde hücresel fonksiyonlarımız düzgün çalışamıyor. Neredeyse 300’den fazla genimiz magnezyum eksikse eğer, yeterince aktive olamıyor. Kalp hastalıkları riskini azaltmak, kalp ritmini düzeltmek, kalpten arzu edilen maksimum verimi sağlamak, kan dolaşımı ve kan basıncını optimal bir iyilik seviyesinde sürdürülebilir kılmak için de magnezyuma ihtiyacımız var. Yalnızca kalp kası hücrelerinde değil, diğer hücrelerde de hücresel enerjimizin kaynağı ATP’nin üretilebilmesi için de magnezyum şart! Kan şekerini dengelemek, insülin direncini önlemek, şeker hastalığı riskini azaltmak, tiroid bezi fonksiyonlarını aksatmadan sürdürmek, kâfi miktarda testosteron ve östrojen üretebilmek için de magnezyuma muhtacız. Bitmedi! Bağışıklık sistemimizi güçlendirebilmek, felç riskimizi azaltmak, serotonin üretimini arttırarak mutluluğa ve huzura kavuşmak, stresi törpüleyip sinir sistemini sakinleştirmek, ağrıları azaltıp kas kramplarını önlemek için de magnezyum gerekiyor. Kısacası BİZ MAGNEZYUMSUZ YAPAMAYIZ. Magnezyumun daha pek çok “akla ziyan marifetleri”(!) var. Onları da yandaki kutuda özetlemeye çalıştım. NETİCE ŞUDUR: Yeterince magnezyum yoksa güçlü bir sağlığı daha en baştan unutabiliriz.

    FARKLI BİLGİ

    MAGNEZYUMUN AKLA ZİYAN 10 MARİFETİ

    1- Kemik bütünlüğü için zorunludur.

    2- Böbrek taşlarını önlemek için gereklidir.

    3- Antialerjiktir.

    4- Kronik ağrıların tedavisinde işe yarar.

    5- Uykuyu düzenler ve destekler.

    6- Kabızlığı engeller.

    7- Kronik iltihapla mücadele eder.

    8- Kiloyu dengeler.

    9- Huzursuz bacakları sakinleştirir.

    10- Detoks süreçlerini güçlendirir.

    KESİP SAKLAYIN

    MAGNEZYUM EKSİKLİĞİNİN 10 İŞARETİ

    1- Fibromiyaljiye bağlı yaygın ve tekrarlayıcı kas ağrıları.

    2- Kas spazmları ve krampları.

    3- Halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik halleri.

    4- El ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, hissizlik işaretleri.

    5- Uyku bozuklukları.

    6- Unutkanlık ve konsantrasyon kayıpları.

    7- Tekrarlayan baş ağrıları ve migren atakları.

    8- Kronik yorgunluk ve bitkinlik halleri.

    9- Kabızlık, şişkinlik ve gaz sorunları.

    10- Ruhsal dengesizlik, depresyon, panik bozukluk ve benzeri davranış bozuklukları.

    ÖNEMLİ

    KİMLERİN MAGNEZYUM EKSİKLİĞİ RİSKİ DAHA YÜKSEK

    1- Kronik alkolikler.

    2- Sürekli kabızlık ilacı kullananlar.

    3- Uzun dönemli idrar söktürücü hap yutanlar.

    4- Mide hapları/antiasitler/mide pompası önleyicilerden faydalananlar.

    5- Sık sık antibiyotik yutanlar.

    İYİ BİLGİ

    MAGNEZYUM EKSİKLİĞİ HANGİ TESTLERLE ANLAŞILIR 

    MAGNEZYUM eksikliğini kan testleriyle değil, oluşturduğu şikâyetlerle değerlendirmekte fayda var. Zira kandaki normal magnezyum seviyeleri sizde mevcut olabilecek gerçek bir magnezyum eksikliğini net olarak ispatlayamaz. Ama yine de magnezyum eksikliğinin kesin teşhisi için kullandığımız bazı testler var.

    1- Hücre içi magnezyum seviyesi.

    2- İdrarda magnezyum araştırması.

    3- Kandaki toplam magnezyum seviyesinin belirlenmesi.

    MÜHİM BİLGİ

    KİME HANGİ MAGNEZYUM

    MAGNEZYUM SİTRAT: Kas ağrıları, kas krampları, tekrarlayan kas spazmları, kronik kabızlık halleri gibi durumlarda öncelikle tercih edilecek magnezyum formudur.

    MAGNEZYUM GLİSİNAT: Uyku sorunları, kronik stresle mücadele, âdet sancıları ve sakinleşme ihtiyacı durumlarında tercih edilmelidir.

    MAGNEZYUM OROTAT: Kalp kaslarını koruyup kollama, kalp ve dolaşım sistemini destekleyip yorgunluk ile mücadele etmede diğerlerinden daha etkilidir.

    MAGNEZYUM MALAT: Kronik yorgunluk, fibromiyalji ağrıları, kronikleşmiş kas ağrıları, depresif ruh halleri ve benzeri sorunlarda ilk tercih olmalıdır.

    MAGNEZYUM TREONAT: Kan beyin bariyerini geçtiği için özellikle belleği güçlendirmede, öğrenme kabiliyetini desteklemede, hafif/orta derecedeki bilişsel kayıplarla mücadelede, depresyon ve kronik yorgunluğu engellemede, stresi dengelemede daha etkili olduğu kabul ediliyor.

    AKLINIZDA OLSUN

    FAYDASI SINIRLI MAGNEZYUMLAR

    HOŞGÖRÜNÜZE sığınarak aşağıdaki magnezyum formlarını ben “ÇÖP MAGNEZYUMLAR” olarak da tanımlıyorum. Bunlar daha ucuz ama biyolojik yararları daha düşük, yan etkileri ise (özellikle ishal sorunu) daha fazla olan magnezyum formlarıdır.

    BİR: Magnezyum karbonat

    İKİ: Magnezyum oksit

    ÜÇ: Magnezyum hidroksit

    DÖRT: Magnezyum sülfat

    BEŞ: Magnezyum klorür

    Yazının devamı...

    Kahve ömrü uzatır mı

    Analiz, yaşları 37 ile 73 arasında değişen 170 bin kişinin verileri ile yapıldı. Neticede net ve açık olarak şu görüldü: İster kafeinli, ister kafeinsiz için kahve ölüm riskinizi azaltıyor. Önemli bir tıp dergisinde, Annals of Internal Medicine’da neticeleri yayımlanan o araştırmaya göre, günde 1.5-3.5 fincan kahve içenlerin, içmeyenlere göre yüzde 30 civarında daha az erken ölme olasılığı var. Bu bilgi aslında çok da şaşırtıcı değil. Kahvenin muhtelif sağlık yararlarını gösteren araştırmalar, günde 1-2 fincan düzenli kahve içmenin parkinson hastalığından karaciğer yağlanmasına, tip-2 diyabetten prostat sağlığına, pek çok kronik sağlık problemine de iyi gelebileceği daha önce de yayımlandı. Bütün mesele dozu kaçırmamak, yani ölçülü olmak. Ayrıca kahveye aşırı şeker, süt ve benzeri katkıları eklememek ile bağlantılı gibi görünüyor.



    TERCİH SİZİN
    UZUN YAŞAMAK MI İYİ YAŞAMAK MI

    MESELENİZ “uzun yaşamak” değil, “erken yaşlarda lüzumsuz hatalar nedeniyle vaktinden önce ölmemek” olmalıdır. İyi, güzel, keyifli, formda ve dinç bir yaşlanmaya odaklanma hedeflenmelidir. Sağlığınızın kaderinin bir ölçüde sizin de elinizde olduğunu, aklınızı kullanırsanız o kaderin iyi yönde gelişip size iyi ve güzel bir hayat yaşatacağını aklınızdan hiç çıkarmamalısınız. Tabii ki ölümden kurtuluş yok. Ama hiç olmazsa vaktinden önce gelen bir ölümün ve hastalıklarla geçirilebilecek bir yaşamın “baş suçlusu” olup olmamak sizin elinizdedir. İyi bir yaşlılık adına, güzel bir yaşlanma yolculuğu adına, kendinize ve başkalarına yük olmadan, son noktaya kadar sağlıklı ve zinde kalmak adına lütfen sağlığınıza sahip çıkın.

    Unutmayın ki hastalıkların da, erken ölümlerin de büyük bir kısmı bizim yanlışlarımız, kayıtsız kalışlarımız, bilgisizlik ya da saflıklarımızın neticesidir.

    Yediklerimiz, yaptıklarımız, düşündüklerimiz ve uyku kalitemizde yapacağımız küçük değişimler bile hayatımızı iyileştirmek, güzelleştirip kaliteli, keyifli, zinde ve formda bir hale getirmek için yeterli olabilecektir.

    BİR SORU

    EKMEKLER NEDEN BOZULDU

    BİZİM o eski yerel buğdaylarımız (siyez buğdayı) şimdilerde maalesef yok denecek kadar az. Yeni nesil buğdayların genetiği ile oynandı, daha şişman (!) yani iri ve dayanıklı buğdaylar üretildi. Genetik değişim o buğdayların hem nişasta içeriklerini hem de fazlası problem yaratan glüten miktarlarını da artırdı. Şimdi, bu yeni nesil buğdaylardan üretilen, üstelik bir de rüşeym (embriyo, E vitamini içeren özel bölüm) ve kabuk kısmı (posa ve B vitamini ile minerallerden zengin olan kabuk) uzaklaştırılarak âdeta bir “glüten” ve “nişasta” bombası haline getirilmiş beyaz undan üretilen endüstriyel bir un mamulü (!) ekmeği tüketiyoruz. Üstelik bu ekmeklerin mayalanması da “yeni nesil maya kültürleri” ile sağlanıyor, yani eski usul “ekşi mayalı” maya ile dinlendirilmiş ekmek bulmak da ciddi bir mesele.

    İYİ BİLGİ
    TAKVİYE KULLANANLARA 6 MÜHİM TAVSİYE

    1. Takviye olarak kullanılan yüksek dozda kalsiyum desteği sağlığınızı, özellikle damarlarınızı tehdit edebilir.

    2. Rasgele yutulan demir hapları da ciddi sorunlar yaratabiliyor. Gereksiz demir kullanmanın Alzheimer riskini bile artırabildiği düşünülüyor.

    3. Özellikle ateşli enfeksiyonu olan çocuklara demir takviyesi vermek enfeksiyonu daha da ağırlaştırabiliyor.

    4. Karaciğer ve pankreasta biriken fazla demir her iki organda da yetmezlik yapabiliyor.



    5. Kalsiyum kazanımı arttıkça, kandaki “ferritin” düzeyi azalmakta, demirin eksikliği ve kullanımında sorunlar oluşabilmektedir.

    6. Aşırı kalsiyum yüklemesinin böbreklerde de sorun yapabildiği biliniyor.

    AKLINIZDA OLSUN
    MİTOKONDRİLERİNİZ BOZULUNCA BAKIN NELER OLUYOR

    BİR: Daha çabuk yorulursunuz.

    İKİ: Kas gücünüz azalır.

    ÜÇ: Daha zor uyur, daha güç uyanırsınız.

    DÖRT: Uykularınız sizi yeterince dinlendiremez.

    BEŞ: Daha sık mikrobik hastalık kaparsınız.

    ALTI: Unutkanlığınız artar, konsantrasyonunuz azalır.

    YEDİ: Kansere direnciniz azalır.

    SEKİZ: Otoimmün hastalıklara (Haşimato, vitiligo) daha kolay yakalanırsınız.

    DOKUZ: Egzersiz kapasiteniz azalır.

    KESİP SAKLAYIN 1
    Alzheimer’dan koruyan 10 tavsiye

    İLK 5

    1. D vitamininizi izleyin, 70-100 aralığında tutmaya gayret edin.

    2.  B12 eksikliğine dikkat edin, 700-900 aralığını hedefleyin.

    3.  Bel çevrenizi genişletmeyin. Erkekseniz 100, kadınsanız 90 santimetrenin altını hedefleyin.

    4.  İnsülininizi 5’ten, HbA1’inizi 5.5’ten düşük; açlık kan şekerinizi 90 civarında tutun.

    5. Tansiyondan korunup her yaş için 12/8’in altını hedefleyin.

    İKİNCİ 5

    1. Beslenmenizde şekeri ve unu sınırlayın, trans yağlılardan uzaklaşın, kalori tüketiminizi azaltıp bitki bazlı besinlere yoğunlaşın, kırmızı et ve hayvansal yağlara sınır getirin, daha sık ve bol Omega 3 zengini (DHA) besin (balık, ceviz), epigallokateşin deposu içecek (yeşil çay), ferulik asit bombası gıda (yulaf, havuç, domates), folik asit ve koenzimQ10 dükkânı yeşillik (ıspanak, pazı), proantosiyanidin eczanesi mor/kırmızı siyah sebze ve meyve yiyip için, magnezyum zengini besinleri (çekirdekler, bakliyat, kuruyemişler) ihmal etmeyin.

    2. Uykunuzdan taviz vermeyin, uyku kalitenizi iyileştirin.

    3. Sakin, huzurlu, inanç dünyası zengin dostluk/arkadaşlık ilişkileriniz; her konuda “makul”e odaklı, stresi yönetilebilir düzeyde
    bir yaşam tarzınız olsun.

    4. Aktif olun, her gün yürüyün veya başka bir aktivite yapın.

    5. Kronik iltihaplardan korunun, hsCRP’nizi 1’in altında tutun. İmkân varsa homosistein seviyenizi de takibe alıp 12’yi aşmamasına dikkat edin.

    ALTI HAYAT KURALI
    KESİP SAKLAYIN 2

    1. Dua etmeden önce inan.

    2. Konuşmadan önce dinle.

    3. Harcamadan önce kazan.

    4. Yazmadan önce düşün.

    5. Bırakmadan önce dene.

    6. Ölmeden önce yaşa.

     

    Yazının devamı...