• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Hadise’yi ‘falcı’ yaktı



    Daha çok konuşulacak ve yeni detaylar ortaya çıkmaya devam edeceğe benziyor. İşte o detaylardan bazılarını bugün benden duyun istedim...
    Herkes merak ediyor, Ebru Gündeş, eşi ile yakın arkadaşı Hadise’nin bu ilişkisini nereden öğrendi diye soruyor.
    İki ismin yaşadığı yasak aşkı ortaya çıkaran bir ‘falcı’.
    Reza Zarrab, Ebru Gündeş ve Hadise’nin yıllardır falına bakan biri var.
    O kadın bir gün Reza Zarrab’ın davetiyle fal bakmak için Miami’ye gidiyor.
    Ve o son gidişinde Zarrab’ın evinde ‘Hadise’ ile karşılaşıyor.
    Olan bitenden kimseye bahsetmemesi isteniyor ama gizemli falcı İstanbul’a döner dönmez Ebru Gündeş tarafından ‘sıkıştırılıyor’.
    Ebru Gündeş’in ısrarlarına dayanamayan falcı her şeyi anlatıyor ve Hadise ile Reza Zarrab ilişkisinden böylece Ebru Gündeş emin oluyor.
    ***
    Gündeş mahkemeye verdiği dilekçede, eşinin ilişki yaşadığı kadınlardan birini kendisinin de yakından tanıdığını belirtmişti. Buraya dikkat...
    Ebru Gündeş isim vermiyor ama ‘ima’ ediyor. Çünkü Hadise ile Gündeş’in dostlukları çok eskiye dayanıyor.
    Hem eşi hem de arkadaşı tarafından aldatılan Ebru Gündeş’in canını sıkan bir başka durum ise kızı Alara’nın Hadise hayranlığı.
    Reza Zarrab ile Ebru Gündeş’in birlikte yaşadıkları eve sık sık girip çıkan Hadise, Alara’nın doğum günlerine de katılıyor, hatta o özel günlerde Alara Hadise şarkılarının çalınmasını istiyordu.

    Ayrılığın nedeni Miami ile telefon görüşmeleri

    Hadise, ilişki yaşadığı Kaan Yıldırım ile geçtiğimiz aylarda ayrılık kararı almış, bunu da sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla açıklamıştı. O ayrılık kısa sürdü.
    O kısa süre içinde bizlerde, ‘kıskançlık krizi aralarını bozdu, evlilik isteği ikiliyi ayırdı’ gibi iddiaları yazmıştık.
    Ama öyle değilmiş...
    O ayrılığın nedeni Hadise’nin bir süredir görüşmediği Zarrab ile yaptığı telefon görüşmeleriymiş. İstanbul ile Miami arasında yapılan o görüşmelerden Kaan Yıldırım’ın haberi olunca iki isim ciddi bir kavgaya tutuşup yolları ayırma kararı almışlar.

    Hülya Açıkgöz’ün ‘ima’lı paylaşımı

    Hadise’nin bir dönem menajerliğini yapan ama sonrasında olaylı bir şekilde ayrıldığı ablası Hülya Açıkgöz geçtiğimiz ekim ayında bir açıklama yapıp “Ben konuşursam Hadise Türkiye’ye adım atamaz. Vergiden bile çalan herkesten çalmayı bilir” demişti.
    Hayli imalı bu sözler kimse tarafından o dönem anlaşılmadı. Ama iddia o ki abla Açıkgöz, uzun zamandır bu yasak ilişkiden haberdardı. Bu mesajı da o yüzden paylaştı.

    Zarrab’dan Hadise’ye Bentley

    Boşanma davası uzar mı, uzarsa bunlar Ebru Gündeş tarafından açıklanır mı, bilmiyorum ama Zarrab ile Hadise arasında bir de pahalı hediye mevzusu var.
    Öyle tektaş, kolye, elbise vesaire değil.
    Görüştükleri dönemde Zarrab, Hadise için kesenin ağzını açıyor ve yaklaşık 5 milyon Türk lirası değerinde ‘Bentley’ marka bir otomobil hediye ediyor.
    Hadise, o arabayı Türkiye’ye hiç getirmedi. Belçika’da bıraktı. Oraya gittiği zaman kullanmaya devam ediyor.

    Kadın, kadının...

    Hep diyorduk kadın kadının kurdudur diye.
    Bunun en tatsız örneklerinden biri Ebru ve Hadise olayı oldu.
    Kadının kadına yaptığı büyük bir kötülük bu...
    Bırakın halen evli olmalarını, arkadaşının eski eşi bile olsa yapılmayacak bir şey bu.
    Aşk mı? Aşkınız batsın.
    Para hırsı mı? Olmaz olsun.
    Macera mı? Hadi oradan.

    Ceylan Ertem’in söyledikleri

    Ceylan Ertem bir mesaj paylaşıp ‘tükeniyorum’ dedi. “1 sene daha bu şekilde yaşayamam.
    Başkalarının yanlışları sebebiyle hem manevi hem maddi olarak büyük yara aldık” dedi. Haklı mı haklı...
    Ama başkalarının yanlışları derken...
    ◊ Kendi piyasasındaki yanlış yapanlardan da bahsediyor mu...
    ◊ Gizli ev partilerinde sahneye çıkanları da mı kastediyor...
    ◊ Otel teraslarındaki mekanları açtırıp sabaha kadar eğlenenlerden?
    Eğer ‘başkalarının yanlışları’ bunları da kapsıyorsa sonuna kadar katılıyorum Ertem’e.

     

    Yazının devamı...

    E hani ‘türkü söyleyenden korkmuyorduk’


    Derya Türkan ki;
    kemençe deyince ustaların ustası konumunda...
    Öyle güzel bir üçlü olmuşlar, öyle başarılı bir iş çıkarmışlar ki, dinlemeye doyulmuyor.
    Türkü gibi türkü çıkmış ortaya.
    Ama yine ‘birileri’ çıktı ve Oğur ile Türkan’ı eleştiri yağmuruna tuttu.
    Yok efendim;
    Nasıl bu klipte yer alırlarmış.
    Vay efendim;
    Bu ihaneti nasıl onlara yaparlarmış.
    Aman efendim;
    Artık onlar için Erkan Oğur ve Derya Türkan yokmuş da bilmem ne...
    ***
    Yahu siz değil miydiniz Neşet Ertaş’ın “Nerede bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur” sözünü ağızlarınıza dolayan?
    Siz değil miydiniz ‘kötü insanların türküleri yoktur’ diyen?
    Ee ne oldu peki?
    Gol yediniz değil mi...
    Üstelik hiç beklemediğiniz isimlerden yediniz o golleri...
    ***
    Ama anlamadığınız bir şey var sizin...
    Erkan Oğur da Derya Türkan da sonuna kadar sanatçıdır.
    Sonuna kadar ‘türkü’dür iki isim.
    Onlar için müzik esastır.
    Biri gitarını çalar, diğeri kemençesini konuşturur.
    Son notayı
    bastıktan sonra yollarına giderler.
    Savundukları neyse savunmaya, destekledikleri kimse desteklemeye devam ederler.
    Olması gereken
    budur.
    Ders olsun!

    Aceleye gelmiş bir şarkı

    İbrahim Tatlıses dün yeni şarkısını çıkardı.
    Uzun, çok uzun bir aradan sonra çıkan yeni şarkının adı “Gelmesin”.
    Lafı dolandırmaya gerek yok. Bana göre olmamış. Müzik çok önde, ses çok geride kalmış. Sözler Tatlıses’e yakışmamış.
    Ne bileyim işte... Olmamış.
    İbrahim Tatlıses ‘ben buradayım’ mesajı vermek istemiş olabilir bu şarkıyı çıkararak.
    Birileri onu ‘gaza getirmiş’, “Hadi geç kalıyoruz” demiş olabilir.
    Ama Tatlıses zaten ‘ben buradayım’ mesajını yaptığı televizyon programıyla veriyor.
    Zaten İbrahim Tatlıses’e kimse ‘sen artık yoksun’ demez, diyemez.
    O yüzden aceleye gelmiş bir şarkı hissi yarattı bu şarkı bende.
    Keşke adı gibi ‘gelmeseymiş’ yeni şarkı bir süre daha...

    Dehşete kapıldım

    Sadakatsiz dizisinin en büyük hayranlarından biri Seren Serengil.
    Hatta senaryoyu gerçekten yaşanıyor sanan tek kişi belki...
    Dizinin başarılı oyuncularından Burak Sergen yoğun bakıma kaldırılınca ilk yorum da ondan geldi.
    Sergen’in dizideki kızı Melis Sezen’i kastederek “Böyle bir kızı olunca, rol gereği bile olsa dayanamaz insan” dedi.
    Yani Burak Sergen’in hastalığını Melis Sezen’e bağladı.
    Sonra vicdanı sızladı mı derseniz, sanmam.
    Üzüldü mü?
    İmkansız.
    Peki, “Ben ne saçmaladım” diye kendine sordu mu?
    Mümkün değil.
    Milyonlar tarafından dalga geçildiğine sevindi mi?
    Evet, evet, evet!
    Zaten istediği de buydu Serengil’in.
    Bu işin başka bir açıklaması olamaz.
    Adamın durumu ciddi, hastanede yaşam savaşı veriyor ama sen “Böyle bir kıza insan dayanamaz” diye anlamsız, akıllara durgunluk veren bir paylaşım yapıyorsun.
    Pes, pes vallahi, pes!

    Siz cebinizi düşünün, biz sağlığımızı

    Yeme içme sektörünün içinde bulunduğu durum herkesin canını sıkıyor. Kimse bu durumdan mutlu değil.
    Ama bazı isimler var ki, onlar bu yasakları başka yerlere çekmeye çalışıyor.
    Çünkü onların tek derdi, eskiden bir gecede ceplerine giren 50-60 bin liralar.
    ***
    Diyorlar ki;
    Otobüsler, metrolar dolu, barlar kapalı.
    Vapurlar tıklım tıklım, restoranlar kapalı.
    İş yerleri açık, kafeler kapalı.
    Düşünün bu zihniyet zorunlu ulaşım araçları ile bar ve restoranları bir tutuyor.
    Ben tam ‘yapmayın etmeyin, bu kadar da olmaz’ derken, şarkıcı Deha’nın paylaşımını gördüm.
    O paylaşımında Azerbaycan’dan bahsediyor Deha Bilimlier.
    Azerbaycan çalışanlar zor durumda kalmasın diye barları açıyormuş. Biz neden böyle yapmıyormuşuz...
    Sonra bir baktım ki bu akşam Deha’nın Azerbaycan’da bir gece kulübünde konseri var.
    ***
    Arkadaşlar;
    Bir yanda tedbir alarak sabırla beklemek var, diğer yanda bir hastane odasında tek başına duvara bakmak...
    Hangisini tercih edersiniz?
    Açık olması zorunlu ulaşım araçları ve işletmelerle bar ve restoranları karıştırmayalım.
    Hem siz zaten öyle ya da böyle ‘buluyorsunuz yolunuzu’, o yüzden ülkemize hiç bulaşmayın.

    Sabrı taşınca dava açtı

    Zaten yürümeyecek bir ilişkiyi yürütüyordu Ebru Gündeş.
    Kendisinden fazlasıyla ödün verdiği bir ilişkide aldatıldığını öğrenince ipleri tamamen kopardı. 11 yıllık evliliğini bitirme kararı aldı.
    Neler yaşamış Ebru Gündeş bu süreçte, hiçbirimizin haberi yokmuş...
    ◊ Kimseye hiçbir şey belli etmeden hayatına devam etmeye çalışmış başarılı sanatçı.
    ◊ Arada binlerce kilometre varken bir telefonla evinden kovulmuş.
    ◊ Çocuğunu Amerika’ya götürmesi ve orada bırakması istenmiş.
    ◊ Eşinden aylarca bir telefon bile almamış.
    ◊ Başka kadınların eşinin hayatında olduğunu bile bile susmak zorunda kalmış.
    Aslında müthiş bir ‘psikolojik şiddete’ maruz kalmış
    Gündeş...
    İyi bile dayanmış...

     

    Yazının devamı...

    Genelgedeki otel detayı

    Eğer 2 hafta içinde bir ‘mucize’ olmazsa, Ramazanın son iki haftası ve bayramı ‘tam kapanma’ ile geçireceğiz.

    Hiç isyan edip kendimizi yormaya gerek yok.

    Biz hak ettik.

    Olmuyor işte gördük.

    Yarı açılma, çeyrek açılma, az kapasite ile müşteri kabulü gibi kurallar bize göre değil.

    Abartıyoruz çünkü. Ayarı tutturamıyoruz.

    Mesela, otelleri ‘kurtarılmış bölge’ olarak görerek yanlış yaptık.

    Uzun masalar kuracaksak otel restoranlarını tercih ettik, sahte rezervasyon yaptıracaksak tanıdık otelleri aradık.

    Müzik yasak dendi, “Bana da mı yasak?” dedik.

    “Abi bu kadar sıkışık oturmayın” dendi, “Ben üniversite mezunuyum, bilirim nasıl oturacağımı” dedik. Ve işte bu hale geldik...

    Yayımlanan genelgede otellerle ilgili çok önemli bir detay var.

    Artık otel restoranlarında en fazla iki kişiye servis açılabilecek.

    Yani üçüncü bir kişi o masada oturamayacak.

    Bu yolla kalabalık yemek masalarının, yapılan sahte rezervasyonların önüne geçilmeye çalışılacak.

    Peki geçilebilir mi?

    Zor.

    Çünkü iş yine ‘bizde’ bitiyor.

    Turizm için açık olması büyük önem taşıyan otelleri suistimal etmememiz gerekiyor.

    Eşinizle, arkadaşınızla, ailenizden biriyle güvendiğiniz bir otele gidip konaklayın, restoranında yemek yiyin.

    Bunda hiç sorun yok.

    5-6 kişi bir otel restoranında buluşup kuralları görmezden gelmeyelim yeter.

    The Serpent’te güzel bir ayrıntı: İlker Kaleli

    Gerçek olaylardan uyarlanmış bir dizi “The Serpent”.

    Yayına girdiği ilk günden itibaren çok sevildi.

    Şimdiden tekrar tekrar izleyenler var çevremde.

    Dizide, oyunculuk eğitimini Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi’nde alan İlker Kaleli de rol alıyor.

    Dizide öyle sık sık karşımıza çıkmasa da, gözüktüğü anlarda çok çok güzel oynamış İlker...

    Rusya süre verdi

    Rusya’nın Türkiye’ye 1 Haziran’a kadar süre verdiğini duydum.
    Eğer Türkiye’nin virüs tablosu o tarihe kadar düzelirse,Rus turistler ülkemize gelecek. Ama olur da tablo aynı kalırsa, o zaman Rusların bu yaz tatil rotasında Türkiye olmayacak.
    Bu; Antalya, Muğla, İzmir gibi tatil bölgeleri için ‘yıkım’, Türkiye turizmi için milyar dolarlık zarar anlamına geliyor.
    Eğer kolektif bir özen göstermezsek, turizmde yaşanacak bu kayıp hepimizin canını ileride çok sıkacak.

    İtiraf et

    ◊ Sürekli birini eleştiriyorsan...
    ◊ Hakaret etmekten keyif alıyorsan...
    ◊ Takıntılı bir şekilde onun açığını arıyorsan...
    ◊ Oturduğun her masada cayır cayır ‘o’ndan bahsediyorsan...
    Belki de kendine itiraf etme vaktin gelmiştir dostum: Sen aslında ona gizli gizli hayranlık besliyorsun.

    Rıza Kocaoğlu ne demek istiyor?

    Rıza Kocaoğlu’nun sokağa çıkma yasağında Cihangir’de çekilen fotoğrafı bu.

    El havada...

    Yüz ekşimiş...

    Gözler kısık...

    Ve içinden ‘ufffflar puffflar’ geçiyor.

    Bence Kocaoğlu bu hareketiyle şu mesajları veriyor:

    “Çekmeyin arkadaşlar, benim hayatım benim bağışıklık sistemim, size ne?”

    “Ben ünlüyüm, otururum, karışamazsınız. Hadi işinize!”

    “Çekimler için izin kağıdım var, bana yasak yoooook!”

    “HES kodu ile oturduk kafeye, size ne oluyor?”

    Bu ‘tayfa’ her gün sokakta. Bu ne ilk ne de son fotoğrafı olacak onların.

    Yani Nişantaşı’nın Merve Boluğur’u varsa, Cihangir’in de Rıza Kocaoğlu’su var artık.

    Ah şu ‘influencer’lar

    Oyuncu, sosyal medya fenomeni, biraz fazla takipçisi olan medyatik isimler falan...

    Pazartesi günü, biri sosyal medyasından diş macunu reklamı yapıyor.

    Salı günü aynı isim mont, tişört reklamında.

    Çarşamba başka bir markanın diş macunu ile fotoğraf paylaşıyor “mutlaka kullanın” diyor.

    Perşembe günü
    başka bir isim Instagram ‘hikaye’sinde aynı anda 25 markanın reklamını yapıyor.

    Cuma günü üç-beş fenomen, aynı markayı nasıl beğendiklerini anlatan paylaşımlarla karşımıza çıkıyor.

    Eeee, nerede kaldı bu işin inandırıcılığı?

    Onlar ürünleri denemiyorlar bile.

    Para hesaba yatınca telefonlarının kamerasını açıp kayıt tuşuna basıyorlar sadece.

    Parayı alan düdüğü çalıyor işte. Çok belli değil mi?

     

    Yazının devamı...

    Jet hızıyla yalanla‘MA’

    Sarıkaya jet hızıyla yalanladı haberleri.

    O yalanlayınca ortalık biraz daha karıştı.

    Madem fotoğraflar ortaya çıktı, iddialar havada uçuşuyor...

    Anlatayım bildiklerimi...

    Ben hiç şaşırmadım çıkan haberlere, çünkü bir süredir olan bitenden haberdardım.

    Bundan yaklaşık 2-3 ay önceydi.

    Çok eminim, günlerden cumaydı...

    Sahadaki muhabir arkadaşlardan bir haber geldi.

    “Serenay Sarıkaya, Haldun Demirhisar’la Çeşme’de bir otelde yemek yiyordu.

    İstanbul’daki muhabir arkadaşlar hemen Çeşme’ye gitti. Bir kare görüntü alıp döneceklerdi ama 2 gündür otelde olan Serenay Sarıkaya ve Haldun Demirhisar ortadan kayboldu. Görüntü alamadı kimse.

    Sonra Maldivler’e tatile gitti Serenay Sarıkaya...

    Aslında o tatile Haldun Bey’le birlikte gideceklerdi. Ama ‘ufak’ bir aksilik yüzünden annesiyle gitmek zorunda kaldı güzel oyuncu.

    Gidiş dönüş uçak biletleriyle birlikte o tatil Sarıkaya’ya 400 bin TL’ye patladı deniyor.

    Ama anneyle yapılan tatil, ikilinin arasındaki yakınlaşma haberlerinin çıkmasını bugüne kadar erteledi.

    CEM YILMAZ’A TELEFON ARAYI AÇTI

    Kısa süre önce Cem Yılmaz’ın Levent’teki evinde bir yangın çıkmış ve Serenay Sarıkaya, ünlü komedyene ‘geçmiş olsun’ telefonu açmıştı.

    İddia o ki, açılan geçmiş olsun telefonu Demirhisar’ı çılgına çevirmiş. Ve ikilinin arası açılmış.

    Telefon olayını haberlerden duyan Haldun Demirhisar, Serenay Sarıkaya ile büyük bir tartışma yaşamış.

    Özetle; bu yeni bir mevzu değil.

    Aylardır süren bir mevzu.

    İki isim görüşüyor, bu net.

    AMA...

    Sevgililer demiyorum, çünkü bir kadın ile erkek arkadaş olup, baş başa yemek yiyip tatile gidebilir.

    Sevgili değiller de demiyorum, çünkü arkadaşlıkları bir ilişkiye dönüşmüş olabilir.

    Hatta halen...

    “İlişkiye başlasak mı, başlamasak mı” kararsızlığında da olabilirler.

    O yüzden amacım “Sarıkaya ile Demirhisar birlikte” yaygarası koparmak değil. Her ne kadar tüm yollar aynı kapıya çıksa da bunu söyleyen ben olmak istemem.

    Bir kadının erkeğe ihtiyacı

    Serenay Sarıkaya ‘ilişkiyi reddettiği’ açıklamasında “Bir kadının maddi anlamda güçlü bir erkekle birlikte olma zorunluluğu yoktur” dedi.

    Katılıyorum. Yoktur. Olmamalıdır.

    Bir kadın kendi parasıyla tatile gidemez mi?

    Kendisine araba alamaz mı?

    Yüksek kiralı bir eve çıkamaz mı?

    Kendisine pahalı çanta ya da takılar alamaz mı?

    Alır arkadaşlar, alır. Bunda hiçbir sorun yok. Önemli olan böyle ‘iddialı’ sözleri söyleyenlerin yarın öbür gün tam tersi bir hayat yaşayıp ‘rezil’ olmamalarıdır.

    Enes, parti, korona, ceza

    Enes Batur doğum gününde evinde parti vermiş. Ee bu Enes için çok normal...
    Enes Batur karantinadan kaçmış. Ee zamanında bunu da yaptı, bir ‘meydan okuma’ bu onun için...
    Polis basınca millet arka kapıdan, çatıdan, bacadan kaçmış.
    Eee eeeee? Sorsanız Enes Batur’a, ne cevap verir? Der ki;
    ◊ Antikorluyum, antikorluyuz.
    ◊ Eve alımları ‘HES’ kodu ile yaptım.
    ◊ Mesafeye dikkat ettik, her üçlü koltukta en fazla bir kişi oturdu.
    ◊ Bahçede pasta üfledik, içeriye kimse girmedi...
    Gibi bir ton zırva...
    Kızmayın Enes Batur’a. Daha çocuk o. Yanındakilere kızın siz.
    Sahi kimler vardı o partide?
    Dışarıda ‘ahkam kesen’, maske mesafe diye bağıran kimler oradaydı?
    Kesilen cezayı da çok dert etmeyin siz. Bugün bir ‘özür videosu’ çekse milyonlarca izlenecek ve o parayı sizlerden bizlerden toplayacak Enes Batur.

    Kaybedenlerin ‘timsal’i Merve Boluğur

    Nişantaşı’nda, sokağa çıkma yasağı sırasında magazinci arkadaşlara yakalandı Merve Boluğur.
    “Hadi uzaklaşın, size hesap vermem” dedi. “Hadi şimdi yolumdan çekilin” diye tersledi.
    Merve...
    ◊ Bu sözleri değil gazetecilere, ailenden birine söyleyemezsin.
    ◊ Bu aşağılamaktır, kendini bu kadar büyük göremezsin.
    ◊ Oyuncuydun, artık değilsin.
    ◊ Şarkıcı olayım dedin, beceremiyorsun.
    ◊ YouTube’a girdin tutturamadın.
    Yani neyi tutsan elinde kalıyor. Seni de anlıyoruz ama bu başarısızlıklarının hırsını ‘milleti azarlayarak’ çıkaramazsın.
    Anladın mı? Anlamadın...

    Simge...

    Simge Sağın’ın yeni şarkısı “Sevmek Yüzünden” müzik piyasasını hareketlendirdi. Kafamızı nereye çevirsek ‘Simge’, kulağımızı nereye kabartsak ‘Sevmek Yüzünden’.

    Şarkı çıkmadan önce Simge ile telefonda konuştum. Tanıdığımdan değil, tamamen onun işine saygısından kaynaklı bir konuşma oldu bu. Şarkısını dinletmek istiyordu. Olmadı. Gelemedik bir araya. Ama şarkıyı dinledim.

    Öyle kulüplerde, sahillerde zıplayarak söylenecek bir şarkı değil bu.

    Zaten olmasın da, öyle şarkıları çabuk tüketiyoruz.

    Bu şarkı, ‘uzun’ masaların şarkısı.

    Ev davetlerinde arkadaşlarınızı karşılama şarkısı.

    Yemek sohbetlerine eşlik edecek bir şarkı.

    Yani ne baharlık ne de yazlık.

    Her mevsimin, her ruh halinin şarkısı olmuş.

     

    Yazının devamı...