• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Neden kış aylarında iştahımız artar?

    Birçoğumuzun şikayetçi olduğu kış aylarındaki iştah artışının birçok sebebi var. Vücudumuz biyolojik yapısı nedeniyle iç ve dış etkenlerden etkilenmektedir. Havaların soğumasıyla birlikte düşen vücut ısısının tekrar normal seviyeye çıkması için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarız. Bu durum yeme isteğimizi artırır. Tokluk üzerinde etkili olan kolesistokinin hormonu ise soğuk havalarda etkisini azaltır ve daha fazla yeme isteğinin ortaya çıkmasına neden olur. Yine kış aylarında kapalı alanlarda geçirdiğimiz süre artmakta ve güneşten faydalanma süresi kısalmaktadır. D vitamini sentezinin azalmasıyla mutluluk hormonu olan serotonin üretimi de azalır. Azalan serotonin hormonunu artırmanın bir diğer yolu ise karbonhidrat tüketimidir. Tüm bu durumlar yine bizim iştahımızı ve karbonhidrat isteğimizi artırmaktadır. Günümüzde vitamin kullanımının kilo artışına neden olduğu düşüncesi özellikle D vitamini takviyesi için yanlış bir düşüncedir. Yine D vitamini seviyesinin düşmesinin depresyonla bağlantılı olduğu unutulmamalıdır.

    Kış aylarında iştah artışına neden olan vücudumuzdaki hormonlarla beraber psikolojik sebepler de vardır. Mevsim değişimlerinde yaşanan depresyonlar çok yaygın görülen mevsimsel yeme sendromunu meydana getirebilir. Bu bireyler depresif hali yüksek miktarda karbonhidratla gidermeye çalışır. Yapılan araştırmalar bize bu bireylerde 600 ile 900 arasında kalori artımının yaygın olduğunu gösteriyor.

    Düzenli fiziksel aktivite yapan bireylerde açlık hormonu olarak bilinen ghrelin hormonunun bastırıldığı, tokluk hormonlarının ise plazmadaki konsantrasyonunun artırdığını gözlemliyoruz. Havaların soğumasıyla hareketlerimiz daha çok kısıtlanır ve fiziksel aktivitemiz azalır. Bu durum da yine iştahımızı etkileyerek daha fazla kalori almamıza sebep olabilir. Yine fiziksel aktivitenin azalmasıyla harcanan kalori de azalacağı için kilo artışı yaşanır.

    Kış aylarında kilo alımını engellemek için dengeli beslenmeye dikkat etmeli ve fiziksel aktiviteye devam edilmeli. Karbonhidrat ve yağlı besinlerin tüketimini aşırı artırmak bağışıklığımızı baskılamaktadır. Bu durum virüslerden daha çok etkilenmemize ve hastalık riskimizi artırmaktadır. Özellikle kış aylarında dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir.

    Yazının devamı...

    Yağ yakımını hızlandıran detoks

    Yapacağımız detoks sadece kilo vermemize yardımcı olmayacak aynı zamanda bağışıklığımız için de doping etkisi yaratacak. Peki bu detoksumuz için gerekli besinler neler?

    Yoğurt: Bağırsak sağlığı için yararlı bakterilere sahip olan yoğurt bağışıklığımızı destekleyerek enfeksiyonlara karşı daha dirençli olmamızı sağlamaktadır. Aynı zamanda yağ yakımını da hızlandırarak detoks etkisi de oluşturmaktadır.

    Avokado: L-Carnitine yönünden zengin olan avokado, yağ yakımını hızlandırmakta ve aynı zamanda kan dolaşımını artırmaktadır.

    Ananas: C vitamini yönünden zengin olan ananas hem bağışıklık sistemini güçlendirir hem de yağ yakımını hızlandırır. Bu yüzden detokslar için vazgeçilmez meyvelerden biridir.

    Zerdeçal: Zerdeçaldan elde edilen ekstratın etken maddesi olan curcumin’in güçlü bir antioksidan, yağ azaltıcı, bağışıklık güçlendiricidir. Bu yüzden Covid-19´la savaştığımız bu dönemde zerdeçalı hayatımıza dahil etmek bizleri daha dirençli hale getirir.

    Sarımsak: Yapısında bulunan aktif maddeler bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye sahiptir ve doğal antibiyotik olarak kabul edilir. Aynı zamanda içeriğindeki antioksidanlar sayesinde, zararlı maddelerin vücutta birikimini engelleyerek, detoks etkisi yaratmaktadır.

    Limon: C vitamini bakımından zengin limon, vücuttaki yağın metabolize edilmesinde rol oynar. Aynı zamanda doğal bir bağışıklık güçlendiricidir.

    Badem: İçeriğindeki esansiyel yağlar sayesinde metabolizma hızlandırıcı görev yapan badem, zengin vitamin ve mineral içeriği ile sağlıklı beslenme programınıza ekleyebileceğiniz bir seçenektir.

    Yaban mersini: Özelikle bel bölgesi yağlarından kurtulmak için tercih edilen besinlerden biri olan yaban mersini, aynı zamanda güçlü bir antioksidandır. Bu meyve hem bağışıklık sistemimizi güçlendirir hem de detoks etkisi yaratır.

    Pancar: Kanın temizlenmesinde rol alır ve iltihap önleyici etkisi sayesinde detoks etkisi oluşturur.

    Kırmızı kapya biber: İçerdiği yüksek antioksidan maddeler ve C vitamini sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı vücudun dirençli olmasını sağlar.

    5 günlük yağ yakıcı detoks

    Pazartesi:
    1 kâse yoğurt içerisine 2 parmak kalınlığında ananas dilimi ve 1 yemek kaşığı keten tohumu eklenerek hazırlanmış kahvaltı.

    1 bardak detoks içeceği.

    1 kâse sebze çorba +1 kâse yeşillikli salata.

    1 adet salatalık

    Peynirli avokadolu wasa

    Salı:

    1 kâse yoğurt içerisine 2 parmak kalınlığında ananas dilimi ve 1 yemek kaşığı keten tohumu eklenerek hazırlanmış kahvaltı.

    1 bardak detoks içeceği.

    1 el büyüklüğünde ızgara-fırın veya haşlama hindi veya balık + söğüş sebze.

    1 adet armut.

    Nohutlu salata +1 bardak maden suyu

    Çarşamba:
    Peynirli avokadolu wasa.
     1 bardak detoks içeceği.

    1 kâse pancarlı yoğurt (sarımsaklı)

    1 salatalık

    1 kâse sebze çorba+1 kâse yoğurt+ 1 çay kaşığı zerdeçal

    Perşembe:
    1 bardak yeşil çay + 10 badem + 1 armut.

    1 bardak detoks içeceği.

    1 el büyüklüğünde ızgara-fırın veya haşlama hindi veya balık + söğüş sebze.

    1 adet armut.

    2 adet haşlanmış yumurta + söğüş sebze

    Cuma:

    2 haşlanmış yumurta + söğüş sebze.

    1 bardak detoks içeceği.

    1 kâse yoğurt + 2 dilim ananas+ 1 yemek kaşığı keten tohumu.

    1 adet armut.

    Yoğurtlu brokoli.

    Tarifler:

    Sebzeli çorba

    Malzemeler:

    • 1 demet ıspanak
    • 1/3 adet kabak
    • 1/2 adet brokoli
    • 1 adet orta boy havuç
    • 1 adet kırmızı soğan
    • 1 diş sarımsak
    • 1 çay kaşığı kimyon
    • 1 çay kaşığı karabiber

    Tüm sebzeleri tencerenin içine alın, su ilave edip pişmeye bırakın. Sebzeler yumuşadığında blender’dan geçirin. Baharatları ilave edin. 

    Yoğurtlu brokoli

    • Brokoli, limon suyu ve 1 tatlı kaşığı ve 2 diş sarımsağı ezip tavada çevirelim

    • Üzerine 4 kaşık yoğurt ekleyerek tüketelim.

    Nohutlu salata

    5 kaşık nohutu haşlayın üzerine roka, maydanoz, pancar, kırmızı biber, 2 tam ceviz ve baharatlar (kırmızı biber, karabiber, nane, kekik) ekleyelim en son 2 diş sarımsak ile karıştırıp tüketebiliriz.

    Avakadolu wasa

    Malzemeler:

    • 2 dilim wasa
    • 1/2 adet avokado
    • 1 adet domates
    • 5-6 dal maydanoz
    • Zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı limon suyu

    Wasa dışındaki malzemeleri ezerek karıştırıp wasa’nın üzerine sürerek tüketebiliriz.

    Detoks Suyu

    • 1 tarçın
    • Yarım limon
    • Nane
    • Roka
    • ½ tatlı kaşığı elma sirkesi

    Tüm malzemeleri 1 litre suda bekleterek demlenmesini sağlayalım.

     

     

     

    Yazının devamı...

    Kolojene dair her şey

    Kolajen takviyeleri son yilların popüler desteklerinden biri haline geldi. Tabii ki vücudumuzda en bol bulunan protein olması ve vücuttaki görevleri onun ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir.

    İsminden de anlaşılacağı gibi yapıştırmak anlamına gelen kolojen: 

    • Cilt bütünlüğünün korunması sağlar.

    • Saç tırnak bütünlüğü korur.

    • Eklem kıkırdaklarının korunması ve eklem ağrılarının giderilmesini sağlar.

    • Kemik erimesiyle mücadele eder.

    Son günlerde sadece güzellik algısıyla kadınların dikkatini çekse de erkekler için de oldukça önem taşımaktadır. İnsan vücudu kolojen üretimi yapar fakat yaş ilerledikçe bu üretim azalmaktadır. Bu da cildin kurumasına ve kırışıklıkların oluşmasına neden olmakta. Ayrıca osteoartrit gibi dejeneratif eklem bozuklukları geliştirme riskini de artırmakta. Araştırmalar, kolajen takviyesi almanın osteoartrit semptomlarını iyileştirmeye ve genel olarak eklem ağrısını azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir.

    Birçok kolojen tipi olmasına rağmen %80'i oluşturan ve büyük önem taşıyan tip 1,2,3,4,5 kolojenlerin daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Ve bu kolojen çeşitlerinin farklı görevleri bulunmaktadır. Tip 1 ve tip 3 kolojeni cilt ve doku kolojeni olarak kullanılırken, tip 2 kolojeni kemik ve kıkırdaklar için kullanılır. Kolojen desteği alırken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise kolojeni peptit olarak tercih etmektir. Çünkü bağırsaklarımızdan molekül ağırlığı 2000-3000 daltonun üstünde olan kolojen molekülleri emilememektedir.

    Kolojenimizi nasıl seçmeliyiz?

    • Kolojen peptidi olup olmadığı kontrol edilmeli.

    • 2- 2.5 gramın üzerinde doz olmalı. Miktar arttıkça faydalanma artar.

    • İçerisinde şeker yani furuktoz olanlara dikkat edilmeli, yarardan çok zarar verebilir.

    • Ne için kullanılağına karar verilmeli. Örneğin, kemik için ise tip 2 gibi.

    • C vitamini, biotin, çinko içeren ürünler tercih edilmeli.

    Kolojeni sadece takviye olarak almak zorunda değiliz, beslenmemizle de vücuttaki kolojeni destekleyebiliriz. Kısık ateşte uzun süre pişen et, et ve kemik sularından, sakatatlardan kolojen alabiliriz. Yine sülfürden zengin soğan, sarımsak, turp, lahana gibi besinlerden de kolojen sağlayabilmekteyiz.

    Kolajeni azaltan unsurlar ise;

    - Şeker ve rafine edilmiş karbonhidratlar,
    - Ultraviyole ışınlar (güneş, solaryum),
    - Sigara içmek,
    - Aşırı alkol alımı,
    - Egzoz gazları,
    - Nişasta bazlı früktoz,
    - Kan şekeri yüksekliği.

     

     

    Yazının devamı...

    Gece yeme sendromundan nasıl kurtulabilirim?

    Gece yeme sendromu yaşıyorum demek için şu durumları yaşıyor olmalıyız:

    - Haftada en az 3-4 kez gece yeme nöbetlerini yaşıyorsanız,

    - Gün boyu alacağımız kalorinin büyük oranını akşam yemeği ve sonrasında alıyorsanız,

    - Yemek yemeden uykuya geçişte sıkıntı yaşıyorsanız,

    - Akşam yemeği yemenize ve fiziksel olarak aç olmamanıza rağmen atıştırma isteğiniz kesilmiyorsa gece yeme sendromu yaşıyor olabilirsiniz.

    Gece yeme sendromunun altında birçok sebep olabilir. Bunlardan ilki melotonin hormonu yani uykuya geçiş hormonu eksikliğinden kaynaklanabilir. Bir diğer sebebi ise gün boyu beslenme düzeniniz hatalı ve sağlıklı bir beslenme düzenine sahip değilseniz, yine bu nöbetleri yaşayabilirsiniz. En sık gördüğümüz sebebi ise strestir. Gün boyu iş hayatınız da yaşadığınız olumsuzluklar veya kendinizle, ailenizle ilgili olan sorunlarınız bu stresi tetikliyor olabilir.

    Gece yeme sendromu istenildiğinde doğru tekniklerle aşılabilecek bir yeme bozukluğudur. İlk yapmanız gereken stresinizle yüzleşmek olmalı. Unutmamalıyız ki bu olayı ancak kendimiz istersek aşabiliriz. Eğer probleminizin yani stresin kaynağının bilincindeyseniz probleminizle yüzleşmeli ve onu çözmelisiniz. Ama bu genel bir stresse ve kaynağını tam olarak bilemiyor veya aşamıyorsanız, gece yeme sendromundan kurtulmak için yine de yöntemler bulunmaktadır.

    Gece yeme sendromunu aşmak için kendimize soracağımız 3 önemli soru var:

    1- Gerçekten aç mıyım yoksa duygusal açlık mı yaşıyorum?

    2- Bunu yedikten sonra gün boyu yaşadığım sıkıntıyı çözebilecek miyim yoksa daha çok mu pişman olacağım?

    3- Bunu şu an yemek zorunda mıyım? Gündüz yiyemez miyim?

    Bu soruları atak nöbetleriniz sırasında kendimize sormalı ve kritiğini yapmalıyız. Eğer ilk soruda olduğu gibi aslında fiziksel olarak aç olmadığınızı, bunun sadece duygusal bir açlık olduğunu fark ederseniz gece yeme nöbetini bilinçli bir şekilde geçirmenizi sağlayacaktır. Ve yine ikinci soruda olduğu gibi nöbet sırasında yiyeceğiniz şey sizin gerçek sıkıntınızı çözmeye yardımcı olacak mı, yoksa üstüne daha da pişman mı olacaksınız? Daha önce de bu nöbetlerin arkasından yaşadığınız pişmanlık ve suçluluk duygusunu hatırlamaya çalışın. Bu duygu sizi engellemeye yardımcı olacaktır. Üçüncü soru da bize zamanlama ile ilgili vakit kazandıracaktır. Gece yeme sendromunu sık yaşayan biriyseniz nöbet sırasında yiyeceğiniz besini sabaha erteleyerek zaman kazanmış olacaksınız. Böylece o geceyi ataksız geçirmiş ve ayrıca başarabildiğinizi görmüş olacaksınız. Bu üç teknik bizi kendi başımıza gece yeme sendromundan kurtarmaya yardımcı olacaktır.  

     

    Yazının devamı...

    Covid-19 aşısının ve tedavisinin etkisi obez bireylerde azalıyor

    Uzmanlar ikinci dalga için uyarıları artırdı. Aşırı kilo problemli bireylerin Covid-19 semptomlarını ve komplikasyonlarını daha ciddi yaşayabilecekleri de belirtildi.

    Chapel Hill’deki North Carolina üniversitesinde yapılan araştırmalar, Covid-19 virüsle enfekte olan bireylerde obezite yaşayanların (vücut kitle indeksi 30'un üzerinde olanların) hastaneye yatma riskinin (% 113), yoğun bakım ünitesine kabul edilme olasılığının daha yüksek olduğunu (% 74) gösteriyor. Ve yine bu bireylerin ölüm riskinin (48%) daha yüksek olduğu açıklandı.

    Vücut kitle indeksimizin 25 ve üzerine çıktığı zaman obezite derecesi de artış göstermekte ve bununla beraber hipertansiyon, kalp hastalığı, tip 2 diyabet, kronik böbrek ve karaciğer hastalığı gibi kronik hastalıklarda artış göstermektedir. Günümüzde sadece vücut kitle indeksi değil aynı zamanda bel çevresi de bize bu kronik hastalıklar için önemli ölçüde kanıt gösterebilmektedir. Erkeklerde bel çevresinin 102, kadınlarda 88 cm üzerinde olması da kalp hastalıklarındaki riskin artığını gösterir. Tüm bu hastalıklar koronavirüs için çok sayıda altta yatan risk faktörü ile ilişkilidir.

    Son yapılan araştırmalar bizlere obezitenin Covid-19 aşısının etkisini değiştirebileceğini gösteriyor. Tedavi süresinin ise yine daha zor ve uzun sürebileceğini belirtiliyor. Bütün bunların üzerine sadece obezite değil yine yanlış beslenmenin Covid-19 gibi bağışıklığı etkileyen bir virüs için ne kadar tehlikeli olduğunu söyleyebiliriz. Burada bizlere düşen görev bağışıklığımızı artırıcı şekilde yaşam şeklimizi oluşturmak. Moda ve besin gruplarını yeterli alamadığımız diyetlerden uzak durmalıyız. Kaliteli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazanmalı ve sürdürülebilir kılmalıyız.

    Bağışıklığımız için uzak durmamız gereken besinleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

    - Yüksek şekerli ürünler: Şeker içeriği yüksek tatlılar, gazlı içecekler, paketli şekerlemeler,

    - Sodyum içeriği yüksek paketlenmiş ürünler,

    - Kimyasal olarak değiştirilmiş ve yapay yağlar,

    - İşlenmiş karbonhidratlar.

     

    Yazının devamı...