Nuray Babacan Yazarın Tüm Yazıları

Çevre için kırmızı telefon

2dk okuma

Benzetme biraz abartılı olsa da Avrupalı parlamenterlerin çevre konusunda hızlı harekete geçmek için oluşturduğu ‘iletişim ağı’ geçmişte dünya liderleri arasındaki kırmızı hat gibi çalışacak.

Haberin Devamı

Avrupa Konseyi’nde tamamıyla yeni bir bakış açısıyla kurulan, Türk parlamenterlerin de üye olduğu “Sağlıklı Çevre İçin Parlamenter İletişim Ağı” önemli bir vizyon.

Şöyle ki Avrupalı parlamenterler inisiyatif alıp, kritik çevre konularında hükümetlerini uyarıp, toplu karar alınmasına katkı sağlayacaklar. Mart ayında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) toplantısında kurulan bir nevi “alo çevre hattının” başkanı önceki dönem AKPM Başkanı Rik Daems oldu. AK Parti Milletvekili Ziya Altunyıldız da tek Türk üye olarak seçildi. Bu yeni yapının amaçlarına gelince:

“İklim değişikliğiyle mücadelede ortaya koyulan güçlü taahhütlerin yerine getirilmesi. Ulusal makamlar tarafından alınan önlemlere ilham vermek ve bunları takip etmek. Çevrenin korunması ve sağlıklı bir çevreye erişim için gerekli süreçlere ilişkin fikirlerin karşılıklı zenginleşmesini sağlamak. Uluslararası mekanizmalar kurarak, iklim krizine karşı eylemleri belirlemek. Avrupa’da ve diğer kıtalardaki temsilcileri, bu amaçla bir araya getirmek.”

Bu ortak hareket, çevre konusundaki duyarsızlığını ortadan kaldırmaya katkı sağlar umarız.

Haberin Devamı

BESLENİRKEN ZEHİRLENMEK

BUNDAN birkaç yıl önce Tarım Bakanlığı sakıncalı 16 tarım ilacının kullanımını yasakladığında yaşanan sevinç, kursağımızda kaldı. Yasaklandığı halde stoklardan toplanıp imha edilmediği için halen kullanılan ve sebze ve meyvelerde kalıntı bırakan “chlorpyrifos ethyl” yeniden hortladı. Zira, AB ülkeleri bazı sebze ve meyveleri, kansere neden olan bu kalıntıyı bulduğu için iade etti.

Konu, iki ay önce Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) tarafından gündeme taşındığında yankı bulmuştu ama son günlerde yine ihraç edilen ürünlerle ilgili aynı sıkıntıların yaşandığı geldi kulağımıza.

Yurtdışına ihraç edilen ancak tarım ilacı kalıntısı veya aflatoksin gibi zehirler nedeni ile geri dönen sebze, meyve veya baharat gibi ürünlerin nasıl imha edildiği ayrı bir tartışma konusu. Bunların imha edilmediği, birçoğunun reçel, turşu, meyve suyu olarak yurtiçi piyasaya verildiği iddia ediliyor.

Bu kimyasalların insan üzerinde etkisine ilişkin anlatılanlar ise dehşet verici. Anneden fetüse kolayca geçtiği için bebeklerde gelişme bozukluğunun yanı sıra, parkinson hastalığı ve bazı kanser türleri dahil olmak üzere ciddi tıbbi problemlere neden olabileceği aktarılıyor.

Haberin Devamı

Aysel Alp’in sık sık gündeme taşıdığı bu konuda, anlaşılan o ki sorun aynı sıcaklığıyla devam ediyor. Tarım Bakanlığı’nın yeni yönetiminin radikal kararlar alması gerekiyor.

ÇUVALDIZI KENDİNE BATIRMAK

MEDYADA eleştirilecek çok başlık olduğunu biliyoruz ama son dönemlerde özellikle kadına şiddet konusunda “eğitildiğini” söyleyebiliriz. Duyarlılık arttığı gibi, kullanılan dil ve görüntüleme konusunda da ‘özen’ sergileniyor. Tabii, zaman zaman sosyal medyaya düşen dehşet görüntüler bunun dışında.

Ancak, bu konuda da gidilecek epey yol var. O yüzden TBMM Kadına Şiddetin Önlenmesi Raporu’nun basından beklentiler bölümünü buraya taşıyarak, çuvaldızı kendimize batırmak istedik. İstenenlere gelince:

Haberin Devamı

- Şiddet unsuru içeren olayların haberleştirilmesinde, yaralanma, acı çekme ve ölüm anına ait görüntüler genel kamu yararı gerektirmedikçe yayınlanmamalıdır.

- Haberde şiddet gösteren saldırganın kendi sözleriyle kendini aklar nitelikteki ifadelerine yer verilmemeli, şiddetin yasal olarak hangi cezaya neden olacağının altı sık sık çizilmelidir.

Haberin Devamı

- Kurgusal yapımlarda kadın kalıplaşmış tipolojilerden çıkartılmalı, önyargıların medya içeriklerinde tekrarlanması önlenmelidir.

- Görsel-işitsel medyada cinsiyetçi kalıp yargılarını ortadan kaldırmak amacıyla, kadınların ve erkeklerin farklı fiziksel görünüm, karakter, duygu ve meslek durumları temsil edilmelidir. Hayata, işe ve eve dair sorumluluklar dengeli sunulmalıdır.

En önemlisi de hak temelli eşitlik anlayışına uygun bir dil kullanılmalı ve “rol model” kadın karakterlerinin görünürlüğü arttırılmalıdır. Yani görev bize düşüyor.