• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Kadının Alma ve Verme Dengesinin 3 Adımı

    Sizlere hayatınıza bir hap gibi alabileceğiniz teknikler ve paylaşımlarda bulunmaya çalışıyorum. Daha önceki yazıları ve kadının üç ana güç merkezi yazımı okuduysan, kadın bedeninde rahimin alma ve göğüslerin besleme ve verme merkezi olduğunu biliyorsun.

    Sizlere dijital uygulamamızın içinde bu güç merkezlerinin aktivasyon çalışmalarını nasıl yapabileceğinizle ilgili rehberlik ediyorum. Özellikle Dişil Elektrik uygulamasını her sabah yaparak bu yazıda anlatacağım adımlardaki yapacaklarınla pekiştirip tekrarlayarak içselleştirme ve davranışlarına gerçek dönüşümü yakalayabileceksin.

    Alma ve Verme aslında kadının döngüsel bedeninde yine kendi içinde döngüde olması gereken iki enerji alış verişidir aslında… Verdikçe alırsın, aldıkça verirsin. Bu döngü düzgün çalıştıkça sen bir kadın olarak dengelenirsin. Kendini ve etrafındaki her şeyi de dönüştürebilirsin.

    Peki, neyi vereceksin? Neyi almalısın?

    Bir kadının bu dünyaya verebileceği en değerli şeyi, manevi değerleri... Şefkati, dayanışmayı, sevgiyi, aşkı, birlik ve beraberliği, yapıcı iletişimi, bildiklerini, şifayı, huzuru verebilirsin.

    Peki neleri almalısın?

    Aynı şekilde seni besleyen insanları, olayları, sembolleri ve bilgileri kabul etmelisin, almalısın.

    1. Adım: BEN SAATİ

    Bu adım ruhsal bir adımdır. Alma hali eylemsizdir. Kolayca gelir. Sakinlikte gelir. Alma halin için yavaşlamalı ve enerjini doğru yönetmelisin. Kendini sürekli tükettiğin, koşuşturduğun, mecburiyetlerinin olduğu günde bile kısa süreli yavaşlamaları bedenine, zihnine ve ruhuna hediye etmelisin. Yeter ki bilinçli seçiminle dur ve bu hayattan aldıklarının ve alabileceklerinin farkında ol.

    Bilgiler, mesajlar, insanlar, elinde var olan sahip olduğun her şey… Kimler seni besliyor, kimler sana ilgi, sevgi, bilgi veriyor düşün! Peki, senin verdiğin (maddi ve manevi) ancak almadığın kimler, neler var? Bunları kendinden ödün vererek mi hayat çemberinde tutuyorsun? İyi düşün...

    Ben kendimizle kalıp hayatımıza dışarıdan bakar gibi durduğumuz o anlara “Ben Saati” diyorum. Danışanlarım, kurumsal ve bireysel eğitimlerimize gelenler bunu bilirler. Sınırlarını yönetebilmen için hayatına bu özel saatlerde mercek tutmalısın. Bu anlamda sana, hızla uygulamaya başlayabilmen için Youtube kanalımdaki “Ben Saati “ videosunu izleyip kendinin durağan haliyle buluşmanı öneriyorum. 

    2. Adım: Dönüşüm Zamanı

    Bu adım zihinsel bir adımdır. Yaratıcılık bu adımda devreye girer. Yani acı tatlı topladıklarınla, kendi sentezinle ve potansiyelinle oluşturduğun senden dünyaya gelen hediyelerin tespiti… Bu bir deneyim paylaşmak olabilir, bir bilgiden ürün üretmek olabilir, iş potansiyeli oluşturmak olabilir.

    Dönüşüm adımının çıktıları fayda yaratmak için olmalıdır. Bu adımda düşünmeni ve yazmanı öneriyorum sana.

    3. Adım: Coşku ve Aşkla Eylem

    Bu adım genellikle fiziksel bir adımdır. Vericilik enerjinin senden çıkmasıdır. Ruhsal yada fiziksel eylem gerektirir. Dönüşüm adımından çıkanların kendin gibi, sen gibi dünyaya geri verilmesidir.

    Aşk ve coşku çıkar adeta senden. Bu sevdiklerine, yaptığın işe, okuluna, dersine, yaptığın resme, yazdığın deftere, yaptığın yemeğe ve yarattığın her şeye karşı olabilir. Bu eylemde saat, mekan yoktur. Öylece akar. Andasındır...

    Dijital uygulamamızdaki tanrıça dansı ve alma verme dengesi meditasyon uygulamaları bu adımı senin için pekiştirir.

    Alma Verme dengeni bulurken umarım bu adımlar seni içsel huzuruna götürür.

    Sevgi ve uyumla, 

    Yazının devamı...

    Kadının Üç Ana Güç Merkezi

    İçten dışa güç ve güzellik bu aslında… Bu gizemi iyi anlayıp, geliştirmeyi seçtiğinde hayatında farklı bir bakış, farklı dönüşümler seni bekliyor.

    Kadının 3 ana güç merkezini tanımlamak ile devam ediyoruz yolculuğumuza. Rahmin ilk merkez olduğunu bugüne kadarki yazıları, podcastleri takip ediyorsan biliyorsun.

    Ataerkil düzende, rahimlerimiz kutsal olanı tutma ve muhafaza etme becerisini giderek yitirmiş durumda. O yüzden seni bu farkındalıkla olabildiğince buluşturmaya çalışıyorum. Artık yeni bir geçiş dönemindeyiz. Bu yeni çağ, rahimlerimizin becerisi kutsal dişilin hakikatini, güzelliğini ve zerafetini içinde tutmak ve yaşamımıza fiziksel olarak yaratımlarına izin vermek için bir fırsat!

    Bu kapı artık açıldı. Zaman dişil gücün zamanı! Dünyanın içinde bulunduğu bu karanlıklardan seni kurtaracak olan yegâne gücün, yaratıcı gücün!

    O yüzden her birimiz için içimizdeki Kutsal Dişil ve Tanrıça ile buluşmanın tam zamanı!

    Rahim merkezinle bağ kurmak demek onun alma, arındırma ve yaratma erdemleriyle bağ kurman demek… Bu hayatta yarattığın her şeyi dönüştürmek için de dönüşüm merkezin ve vericilik merkezin kalbine sıra gelecek. Bu bağı nasıl kuracağını app’ te ve podcastler’ de sana anlatıyorum.

    Rahmini arındırdıkça, oluşan boşlukta yaratım başlayacak. Yaratımı olabildiğince sevdiklerinle, öğrendiklerinle, bildiklerinle, yeteneklerinle dönüştürmen önemli. Dönüştürüp vereceğin yer ise kalp ve göğüs merkezin...

    Ne mi vereceksin? Bu senin bir nevi çevrene, dünyaya verebileceğin cevherin, potansiyelin… Coşkuyla, aşkla, şefkatle vereceklerinden bahsediyorum.

    Rahim merkezi ve kalp merkezin arasındaki uyum önemli…

    Rahim alma merkezinden aldıklarını, kalp merkezinden uyumla ahenkle vermekten bahsediyorum. Almak senin doğan ve dengeyle vermekte yine öyle…

    Sezgi merkezin ise hepsinin en üst merkezi olarak senin için hem hayatını imgeleme ve aynı zamanda da doğrular ve yanlışlarının, seçimlerini yapabilmenin denge merkezi…

    Bir kadın olarak eğer sezgi merkezin rahim ve kalp gücünle birleşecek şekilde güçlenirse, yapacağın tercihler seni hem potansiyelini yaşaman için hem de birlik için fayda yaratman adına çok farklı kapılara doğru götürecek.

    Rahminde blokaj yaratanlar özellikle dişiliğinle ilgili topladığın bastırılmışlıklar, özdeğer eksiklikleri, kadınlığına zarar veren tutum ve davranışlardır. Kalbinde blokaj yaratanlar ise aşırı vericilik hali ya da hayal kırıklıklarından dolayı bu bölgenin kendi doğal ritminde bir nevi atmayışı…

    Bu üçlünün uyumlu çalışması mümkün. Nefes, yoga, meditatif uygulamalar kesinlikle sana yardımcı olacak. Ama her şeyden önemlisi artık bu yazıyı okuman itibarı ile farkındalığın ve bu güç merkezlerinin üzerindeki engelleri, blokajları atman için girdiğin yolculuğun…

    İşte bu yolculukta yanındayım, biliyorsun! 

    Yazının devamı...

    Adet Döngüsü ve Arınma

    Kadının en önemli arınma gücü adet döngüsü! Bütün kadim bilgeliklerdeki rituellerin arasında kadının regl dönemiyle birlikte kendi kendine bedenini arındırabilmesi, topladığı toksinleri, duygu, düşünce ve yaraları atabilmesi bilinen bir gerçek.

    Tanrıçaların biraraya gelerek yaptıkları ritüeller, kadının tüm döngülerine saygı duyulduğu ve yaşamın bir parçası olduğu tarihte hep yerini almış.

    Kadın sığınılan… Kadın her türlü sorunda alan, rehabilite eden…

    Ve sonra gerekirse biriktirdiklerini adet döngüsüyle boşaltabilen…

    Bu bilgi Paleotik Çağ’ da, Neolitik Çağ’ da, Tunç devrinde de biliniyordu.

    Gelin bulgularla size bunu biraz daha anlatayım.

    Jung, Bayat, Mascetti çalışmalarında kadının toplumsal rolünün yanı sıra gizemi ve adet döngüsünün bundaki arınma rolünü hep ele almıştır.

    Carl Gustav Jung, mitolojideki en önemli anne arketipinin, Ana Tanrıça arketipi olduğunu, kişisel anne ve büyükanne; üvey anne ve kayınvalide, sütanne ya da dadı, ata ve bilge kadın, daha üst anlamda tanrıça, özellikle de Tanrı’nın anası, Bakire Meryem, Kybele, Demeter gibi tarihi figürlerde bunu gördüğümüzü; anneler dışında kilise, kent, ülke, gök, toprak, orman, deniz, akarsu, yer altı dünyası, ay, döllenme yeri olarak tarla, bahçe, kaya, mağara ağaç, kaynak, derin kuyu, her tür oyuk biçim, bereket boynuzu, gül, lotus, fırın, tencere, her türlü yararlı ve bazen vahşi hayvan gibi birçok simgenin mitlerde, masallarda, halk hikâyelerinde, ritüellerde anayı temsil etmekte olduğunu belirtir.

    Bayat ise Jung gibi ilkçağlarda insanın doğumun efendisi ve üremenin tek sahibi olarak dünyaya can getiren ve gelen yavruların da anneye muhtaç olması gibi nedenlerle, biyolojik ve tinsel olarak kadını toplumun merkezine koyduğunu belirtir. Bayat ek olarak bazı özel durumların da kadının karanlık ve gizemli güçlerle iletişim halinde olduğunun inancını doğurduğunu ifade eder. Bayat’ın “bazı özel durumlar” ifadesi, adet dönemleridir. Bu dönemlerde, kadının rituellerle kendini arındırdığını, içsel yolculuğuna önem verdiğini işaret eder.

    Kadının aylık döngüsündeki yumurtlama ve adet döneminin, yaratıcı ve yok edici (yok etme yoluyla yaratan) enerjiler ortaya çıkardığı, bu durumun bedende görülen fiziksel değişimlerin ötesinde, sezgi ve medyumluk gücünün artmasında da etkili olabildiğini söyleyen Mascetti ise annekadın arketipinin oluşmasında önemini vurguladığı adet döneminin, yaratan ve yok eden özellikleriyle Hint Mitolojisi’ ndeki Tanrıça Kali’de, kusursuz bir örnek olarak görüldüğünü belirtir.

    MÖ 2500’ de Güney Fransa’ da bulunan Lausel Venüs’ ü tamamen bunun ispatıdır. Ay ve ayın döngüsüyle kadının regl döngüsünün hesaplanarak zaman yıl hesaplamalarının yapılması, o dönem için büyük bir farkındalık ve onurlandırmadır aslında. Kadınların o dönemlerde arınıp yine şifa verebildikleri de tarihteki tapınak olgusunun ana sebebidir. Artemis, Hecate tapınakları gibi...

    Tüm küçük örneklerle gelmek istediğim ve bugünkü hayatımızın yoğunluğu içinde altını çizmek istediğim nokta tamamen şudur: Hepinizin koşuşturmaları, sorumlulukları çok! Biliyorum. Ama kendinizi de bu hayatın merkezine koymalı ve bedeninizin size vermiş olduğu adet döngüsünü mutlaka arınmanız için kullanmalısınız.

    Her adet döneminiz kıymetlidir. Kadın bedeninin hem fiziksel hem de ruhsal arınması adetten geçer. Bu döngünün dengeli olması için her ayın bu günlerini, sıralayacaklarımı yaparak geçirmenizi dilerim.

    Bu önerilerimi düzenli yaptığın takdirde bedenine ve sağlıklı geleceğine büyük bir yatırım yapacaksın inan bana! Bir sonraki yazımda da rahim temizliği ile ilgili detaylı bilgiler paylaşıyor olacağım.

    Sevgiyle ve Tanrıça erdemleriyle kalman dileklerimle… 

    Yazının devamı...

    Kadının Arınabilme Erdemi

    Arınmak ne demek? Neyi arındırmalısın? Hadi bir düşün şöyle...

    Net bir açıklamasını yapacağım sana!

    Fark etmeden, Rahim alanının hafızasına kaydettiğin toksiklikler? Bir kadın olarak, seni geçmişte kötü hissettiren, seni kötü duygulara yönlendiren her şeyden, her türlü alışkanlığından, duygusal bağımlılıklarından, insanların bıraktığı izlerden, kendi kendini sabote eden eğilimlerinden, sıkışmış küçük ya da büyük travmalarından arınmalısın. Görünmeyenleri arındırmalısın.

    İç dünyanda belki de hissettiğin, tuttuğun başkalarıyla ilgili kendinle ilgili sana zarar veren tüm dumanlı düşüncelerin toplandığı yer RAHİMDİR. Bazı dumanlar koyu renklidir ve dışarıya kadar yansır. Onlar sonra görünenler olur ama görünmeyenler derindedir. Arındırmalısın. Arındırma eylemin kimsenin bilmesi gereken bir hareketin değildir, o senin ruhsal büyümenin bilinçli bir parçasıdır.

    Alacaklarını alıp, bırakman gereken yüklerden bilincinle ve farklı tekniklerle ÖZGÜRLEŞMELİSİN… HAFİFLEMELİSİN… Kilo vermek gibi aslında. Ruhsal hafiflemek aynı zamanda fiziksel de hafiflemenin temelinde yatar. Birlikte çalıştığım gruplarda eğitimlerde öyle hafiflemeler yaşıyoruz ki, hızla kiloya, hızla cilde, hızla güzelliğe yansıyor inan bana.

     Ve bir kadın olarak taşıdığın ağırlıklar da çok fazla, kabul et. Bu ağırlıkların, erkeklerin taşıdıklarından çok daha fazla olduğu da sosyolojik ve davranış bilimleri perspektifinde bir gerçek! Daha önceki yazılarımda anlattığım gibi bu senin suçun değil. Geçmişten bugüne kadar evrimleşmen seni bu zamana öyle getirdi.

    Bana kimse söylemedi ama ben sana söylüyorum derken işte bunu kastediyorum. Artık bu bilgiyle lütfen lütfen lütfen rahim bölgendekileri arındırmayı ve bu bölgeye doğru, temiz, saf olan her şeyi almayı seç. Bu yazıyı tesadüfen okumadığını farket. Farkındalık bir ışık gibi yayılsın bedeninde, izin ver!

    Şöyle düşün lütfen, sen saf bir VARLIK olarak dünyaya geldin.

    Yaşadın, ezdin, ezildin, yarıştın, koştun, koşuşturdun, korktun, korkutuldun, kıskandın, kıskanıldın, kırdın, kırıldın, kızdın, kızdırdın, bastırıldın ve daha neler neler… Soyut mu oldu bu söylediklerim? Peki, tamam. Bu arınmaların neler olabileceğine dair kendine daha da iyi çıkarımlar yapabilmen için somutlaştıralım mı? Hadi biraz danışanlarımdan derlediğim vaka durum örnekleri vereyim, sen de şöyle bir düşün…

    Sayacağım şeyler, buzdağının üstündeymiş gibi görünen stres, kaygı, öfke bulutlarının aslında derinliklerinde yatanlar! Dolayısıyla kazdıkça, eşeledikçe kişiden kişiye değişen ve inan bana epey çok olabilen… Hiç tahmin etmediğin küçük yaraların senin bugünkü KADINSAL bilgeliğini, dişil erdemlerini kaybetmene yol açabilen… Hayatındaki en iyi oluş halini, ilişkilerini, cinsel hayatını etkileyebilen…

    Sıralayacağım örnekler bil ki en zenginden fakire herkeste olabilen şeyler… Bu yüzden rahat ol, yaslan arkana… Hiç yalnız değilsin inan bana!

    Nasıl? Bunlar senin içinde benzerlik gösteriyor mu?

    Peki, tüm bunların üzerine bir de yetişkin bir kadınsan, kendi yaşadıklarının hepsinin üzerine cinsel ilişkiye girdiğin erkekten de aldın demektir. Çünkü cinsel ilişki de sembolik ve ezoterik anlamda bir alıştır. Bu aldıkların her zaman iyi ve güzel midir? Hayır tabii ki de! Erkek sığındığı aslında senin rahmin olan mağarasında içindeki stresi, öfkeyi, enerjiyi de bırakır; döker, boşaltır. Dolayısıyla dişil enerjiyle depolanması gereken merkez kirlenir, bulanır. Yaratım gücü çalışamaz hale gelir. Hücreler, dokular zarar görür. Bu toksik enerjileri arındırabilmek de gizemin parçasıdır desem? Seni çok düşündürtmüş olur muyum? Ama gerçek bu, düşünmelisin…

    Bugüne kadar alma ve yaratım merkezine neler topladığının farkında olmalısın! Bir sonraki yazımda sana bunun yollarını anlatıyor olacağım.

    Yazının devamı...

    Rahmin Alma Erdemini Aktive Etmek

    “Rahmin Alma Gücü’nü” kutsal dişil enerjisine katabilmiş bir kadında görünebilecek, nispeten somut faydalarla başlayalım.

    Öncelikle ilk bölümde de aktardığım fiziksel konularda iyileşmeler oluşur. Adet düzenliliği, infertilite sorunlarında gelişmeler, kist, miyom temizlenmeleri gibi...

    Ayrıca hayatında, yaşam kalitesinde değişiklikler olmaya başlar:

    Peki görünmeyen tarafta ne gibi etkileri olur:

    İşte tam bu noktada benim çokça ilgi duyduğum, araştırmalar yaptığım “Epigenetik Açıdan Rahmin Gizemi” konusunu açmak istiyorum.

    Aranızda ve etrafınızda anneler ya da hamile kalmayı düşünenler varsa lütfen hem bu yazıyı o mutlaka okumalarını hem de bazı dönüşümlerin sorumluluğunu almaya hazır bakış açısıyla sahiplenmelerini dilerim. Çünkü, biz kadınların büyük aile resmine ve topluma karşı önemli bir bilinmez sorumluluğu var.

    Arınma ve arındırma erdeminde detaylıca bahsedeceğim tekniklerle rahim arınır ve aktive olursa, kadının kendinden sonraki çocuklarına, onların da kendi kuracağı aile ve çocuklarına karşı da iyilik yapma fırsatı oluyor.

    Siz, çocuğunuza bu hayattaki ilk yuvasını arınmış bir rahimde sağlayarak bu iyiliği yapıyorsunuz desem kulağınıza nasıl gelir? Ayrıca epigenetik açıdan da bakıldığında bizler, çocuklarımıza hayatımızdaki mizacımızın, aştıklarımızın, aşamadıklarımızın pek çoğunu transfer ediyoruz.

    Yani biz dönüşmedikçe çocuklarımız da benzer ruh hallerini ve sorunları yaşayabilirler.

    Bu arınmalar sadece olumsuzluklardan kurtulma ve diğer kuşaklara temiz bir beden, zihin, ruh sağlamanın ötesinde DNA temizliği ve titreşim yükseltme sağlar. Sonuç olarak da;

    Kadın psişesinde var olan kutsal ve ruhsal armağanlarına açılır ve onları diğer insanlarla sadece mevcudiyeti ile bile olsa paylaşmaya başlar. Yani bir nevi hayat amacını yaşamaya başlar.

    Yani kısaca en iyi halini bu dünyaya sunmaya doğru devam eder.

    İşte şu an etrafınızda duyduğunuz ve pek çok kadının ortak sorunları aslında bu temizliği ve ardından aktivasyonu yapmaları için kadınlara türlü şekillerde mesaj veriyor. Artan kanamalar, bozulan regl döngüleri, bitmeyen kistler, ağrılar, sancılar içimizdeki kadına ve onu yaşayış biçimimize gerçek anlamda bakma zamanımızın geldiğini söylüyor. Yani aslında bunların hepsi bir işaret. O yüzden bu işaretler sizde varsa lütfen bunları sadece tıbbi yollarla değil ek olarak sizlere aktardığım yaklaşımlarla ele almayı seçin. İnanın, tecrübe etmiş yaşamış ve bu yollardan geçmiş bir kadın olarak tüm samimiyetimle bu teknikleri düzenli bir şekilde hayatınıza almanızı öneriyorum.

    Senden ricam bu yazılarla ilgili yorumlarını bana ilet. Sosyal medyada ilgili postlar altına olabilir. İtiraf etmeliyim ki mesajların beni mutlu ve motive eder. Merak ettiğin konuları da yazarsan yeni yazı dizilerinde o konulara yer vermeye de çalışırım.

    Sevgiyle ve Tanrıça erdemleriyle kalmanı dilerim…

    Yazının devamı...

    Kadın ve Rahmin Gizemi

    Evet “rahim gücü”nün gizemi diyoruz. Rahim alanını artık aktive etmek ne demektir? Bunun görünen ve görünmeyen sonuçları neler olacaktır? Sana onlardan bahsediyor olacağım. Şu an beni her nerede okuyorsan evinde, belki iş yerinde lütfen anlatacaklarımı ve seni üzerine düşünmeni istediğim soruları, hayatının dönüşümü için ciddiyetle kendine bir güzellik yaparak ele al. Kahven, çayın hazırsa başlayalım.

    Rahim gizemli, çünkü biz kadınların tüm dişil enerjisinin depolandığı muazzam yaratım gücümüzün kaynağı. Alma, yaratma, çoğaltma, koruyup muhafaza edebilme gibi temel dişil yetilerimizi bu bölgede toplarız. Öyle değil mi? Bir bebeğin yuvası olduğunu düşünürseniz, işlevi çok net.

    Ama rahmimiz bir o kadar da, sonsuz potansiyelde yaratıcılığımızın, duyusallığımızın, yumuşaklığımızın dönüştürücü güzel evidir.

    Ben onu şöyle ifade etmeyi tercih ediyorum.

    Rahmin kendisi, kadınsal ruhumuzun yatağıdır.

    Ve bir adım daha ileri giderek şunu ekliyorum:

    Rahim erkek ruhunun da mağarasıdır. Tıpkı çocuğu ve yeni bir ruhu bedenindeki mağarada büyütüp yeniden doğurabildiği gibi erkeğin de sığındığı sorunlarına çözüm aradığı bir limandır. Bu mağara bilinci, asırlar boyu erkekler için hem gerçek ve hem de simgesel olarak ana rahmini sürekli arayışındadır. 

    Kadınlığımız rahimlerimizde armağanlarıyla birlikte oturur. Rahim denince hemen akla hamilelik, çocuk ve doğum gelir. Evet bu doğru. Ancak tek işlevi sadece bir çocuğu dünyaya getirmek değildir. Biz hayallerimizin, projelerimizin, işlerimizin, ilişkilerimizin tohumlarını da burada eker, büyütür ve sonra dünyaya getiririz.

    Yani bir çocuk yarattığın gibi bu merkezde hayatının farklı parçalarını da yaratabiliyorsun, onları doğurabiliyorsun desem?

    Doğum denince aklına tüm süreç boyunca ne gelirse işte hayata yaratıcılığınla hediye ettiğin her şey için de bu geçerli desem?

    Yaratım mükemmel bir mucize olup, hamilelik özellikle son aylarda zorlaşabilir veya doğum çoğunlukla sancılı olur öyle değil mi? Yeni bir şeyleri yaratan tüm insanların süreci gibi aslında…

    Her ay döngüsünde sancılı adet kanamaları da buna benzer. Bu da rahim ve yumurtalıkların YENİLENME gücüdür. Bu döngü o kadar özeldir ki bir tür yeniden temizlenme arınma yaşayabilir kadın. Her temizlenme ayrılmamız ve özgürleşmemiz gerekenlerden uzaklaşma gücüne sahiptir.

    Toparlayacak olursak; Rahim gücünü yaşayabilmek için ilk adım onun “alma” merkezi olarak kabulüdür.

    Bu merkeze aldığımız şeylerin ne kadar farkında olursak sistem o kadar doğru çalışır. Rahim, senin aldıklarınla Yaratım Gücünü çalıştırabilme ve her yarattığında gerekirse yenilenip tekrar yaratabilme gücüne sahiptir. Bu tarifsiz bir güçtür.

    İlk yazılarımda ataerkil yanılgıların arasında biz kadınların nasıl da aşırı dişil ya da yetersiz dişil davranışlar sergileyebildiğimizi aktarmıştım. Derinlemesine görüşmeler yaptığım danışanlarımla çalışmalarımda, betimsel analizlerimde, makale ve eğitimlerde detaylıca üstüne basarak aktardığım şekilde hepimiz farklı yönlerde ama dengeden çok uzakta kadınlar olduk.  Bu yüzdendir ki ataerkil yanılgıların içinde; sağlıksız (bozulmuş) dişil enerjideki pek çok kadın rahmin ve gelecek yazılarımda aktaracağım bedeninin tümünün mucizevi yaratım ve yenilenme gücüne sahip olduğunun farkında değil. Rahmin yaratım gücünü kullanmak yerine onu, farkında olmadan manipülasyonun kanalına teslim etmiş durumda.

    Kendi rahmini onurlandırmayan kadını, erilin kendisi de onurlandırmaz. Hiçe sayar. Dikkate almaz.  Değersizleştirir. Hor görür.

    Çünkü kadının gücü onurlandırdığı, sahip çıktığı rahminde yatar. Bu durum açık ve net bize şunu gösterir: Rahmimize fiziksel ve ruhsal anlamda ne aldığımızın farkında olmalıyız.

    Fiziksel anlamda, adet döneminde kullandığımız temizlik ve hijyen malzemelerinin (ped, tampon vb.) organik ve pamuklu seçiminden, cinsel ilişkilerimizde kimle birlikte olduğumuzdan, vajinal bölgemizin temizliği için kullandığımız ürünleri kimyasal yerine doğal içerikli tercih etmemize göstereceğimiz özene kadar bilinçli olmamız gerektiğinden bahsediyoruz.

    Ruhsal anlamda ise birlikte olduğumuz erkeklerin sorunlarını da aynı şekilde alma merkezimizle alıyor ve topluyoruz. Çünkü cinsellik aynı zamanda ruhsal şekilde bir olma hali. Kadın bedeninin mucizesi işte bu noktada yatar. Kadın her ay döngüsüyle ruhsal anlamda biriktirdiği bu izleri, bedeninden atabilme gücüne sahiptir. Bu noktada düzenli arındırmalar, temizlenmeler (meditatif çalışmalar ve ritüeller) de belirli dönemlerde, fiziksel özen kadar uygulamamız gereken çalışmaları gerektirir. Buna, arınmalarla ilgili yazımda ilerleyen haftalarda değiniyor olacağım.

    Senden ricam bu yazılarla ilgili yorumlarını bana ilet. Sosyal medyada ilgili postlar altına yazabilirsin. İtiraf etmeliyim ki mesajların beni mutlu ve motive eder. Merak ettiğin konuları da yazarsan yeni yazı dizilerinde o konulara yer vermeye de çalışırım.

    Sevgiyle ve Tanrıça erdemleriyle kalmanı dilerim…

    Yazının devamı...

    Kadının İkinci Hafıza Merkezi: Rahim Alanı

    Bu paylaşımımla kadın olmanın gerçek farkındalığının başladığı yer olan “rahim alanı ve gücü”nden bahsediyor olacağım sana. İddialı bir söylem değil mi? Biliyorum ama her zamanki gibi yine bütünsel onaylarım var. Biliyorsun, multi-disipliner akademik çalışmalarımı ve araştırmalarımı derleyip getiriyorum sana.

    Önce şu kadınların ikinci hafıza merkezi ifadesini izah edeyim. Çünkü asırlar boyu kadının onore edilmesi gereken yüce bedenine ve mucizevi şekilde canından can yaratabilmesini, içinde besleyip büyütebilmesini sağlayan bu organına hakkında özgürce konuşulabilme halini geri vermek istiyorum. Erkeklerin huzur mağarası olarak birçok öğretide de karşımıza çıkan “Rahmin Gücü”nün değerini geri kazanmasını istiyorum. Bunu konuşmanın çok doğal olmasını, ataerkil yanılgıların ve yargıların esaretinden kurtulmasını istiyorum. Genç kızlarımızın rahim ve yumurtalık sistemiyle mucizevi ilk regl olma deneyimlerinden anneliğe ve sonra menopoza uzanan bu serüvende rahmin sağlıklı ve dengeli olabilmesi için kimsenin söylemediklerini size anlatmak istiyorum. Buradaki özgürce tanımım bir hekimin fiziksel ve biyolojik anlatımından öte, ruhsal ve ezoterik seviyede. Kutsal dişilin depolandığı merkezin bilinmesi, tanınması, kabul edilmesi ve sağladıklarının bilinciyle onurlandırılması.

    Hafıza merkezi diye ifade etmemin sebebi ise, tarihi belgelerde yazıldığı üzere tapınak ritüellerinin ve seremonilerinin içeriklerindeki varlığının yanı sıra son dönemde aslen bunu destekleyen bilimsel bir deney yapılması oldu.

    Science News dergisinde Neurobilimci Laura Sanders tarafından aktarıldığı şekliyle Hunter College / New York’ta yapılan laboratuvar deneylerinde, kadın rahminin hafızayla bağlantısı olduğu ortaya çıktı. Yumurtalıklar tarafından salınan hormonların beyni etkileyebileceği yıllardır biliniyordu ama ek olarak bu deneyin sonucu rahimden beyne giden sinyallerin aynı anda birden fazla bilgiyi hatırlamayı sağladığını gösterdi. Dolayısıyla tıp bilimi de artık rahmin hafıza gücünü çok ciddi ele alıyor.

    Sonuç olarak, hem tarihi bulgular hem bilimsel araştırmalar hem de kadim bilgelik kaynaklarının sentezinde rahim alanımıza güvenle “alma, arınma ve yaratma” merkezi diyebiliyorum. 5000 yıllık tarihi olan yoga felsefesinin ve eğitimlerinin temelinde Sakral Çakra enerji merkezi (yani göbek deliğinin hemen altında bulunan pelvik kemiklerinin içindeki boşluk ve oradaki organ, doku, kasların bütünü) anlatımında da hep bundan bahsederiz. Rahim organı alınmış vs. arkadaşım varsa da hiç önemli değil. Çünkü kadınsal hafıza pelvik bölgende bu gücü yaşatabilme gücünü sana veriyor, rahat ol. Sadece uygulamalar, regl (adet) durumu fiziken olmayınca farklı şekilde yapılıyor. Hepsini sırası geldiğinde yeni yazılarımda anlatacağım sana.

    Peki, “Rahim Hafıza Merkezi ve Alma, Arınma, Yaratma Merkezi” dedik…

    Almak mı? O da ne demek dediğini duyar gibiyim.

    Günümüzde o her şeye koşturan kadınlar olarak bizler “vermek” üzerine bir hayat içinde yaşarız…

    Evet, evet vermek! Emek vermek, ilgi vermek, bilgi vermek, sevgi vermek, para vermek, bedenini vermek, çaba vermek… Sürekli sorun çözmek hatta kendini feda etmek… Kendinden o kadar vermek ki… Kendini unutmak ve başkaları için yaşar bir hale doğru sürüklenmek… Yanılgıların aksine, kadın “almak” için doğmuştur… Almak sonra yaratmak, muhafaza etmek ve sonra da beslemek. Tıpkı hamile kalmak, bebeği karnında büyütmek, mucizeyi yaratmak, sonra da beslemek gibi…

    Geçmiş Tanrıçaların her birinde kutsal olarak kabul edilen bu alış ve sonra da aldıklarını dönüştürüp yarattığını veriş, evrimleşme yolculuğunda yerini tersine çalışan bir sisteme bırakmıştır.

    Günümüz kadını hem zihinsel, hem de bedensel anlamda sadece vermeye, beslemeye programlanmış gibidir. İşte bu yüzden yıpranmıştır ve tükenmiştir. Öyle değil mi? Şöyle bir dönün bakın çevrenize, ister şehirde yaşayan bir kadın olsun, ister kasabada ya da köyde; ister kariyerinin zirvesinde bir kadın, ister bir ev emekçisi… Her kadında farklı ama derin tükenmişlikler, fiziksel ve ruhsal sorunlar vardır.

    Kadın tam da bu yüzden atalarından miras aldığı bu gücü tanımalıdır. Bilinçli olmayı seçerse, o zaman gücünü anlar, anlamlandırır ve bu dünyaya fayda için kullanır.

    İşte eğer bu sebeplere kalbinle katılıyorsan ve “içsel yolculuk” dediğimiz, hayatının en güzel yolculuğuna hazırsan; hadi gel sana rehberlik edeyim.

    Senden ricam bu yazılarla ilgili yorumlarını bana ilet. Sosyal medyada ilgili postlar altına yazabilirsin. İtiraf etmeliyim ki mesajların beni mutlu ve motive eder. Merak ettiğin konuları da yazarsan yeni yazı dizilerinde o konulara yer vermeye de çalışırım.

    Sevgiyle ve Tanrıça erdemleriyle kalmanı dilerim…

    Dr. Nil Keskin
    Davranış Bilimleri Uzmanı

    Yazının devamı...

    Arketip Bilinci İle Miras Aldığın Erdemleri Anlamak

    Şöyle düşün saçının, gözünün rengini, beden tipini, ne bileyim kalçanı, göğüs yapını geçmişinden büyük büyük annelerinden alıyorsun da mizacının bazı parçalarını toplumsal bazı evrimleşmelerle farkında olarak ya da olmayarak kalıtımsal olarak taşımış olamaz mısın?

    Kan yoluyla taşıdığın DNA yapısı aynı zamanda asırlar boyu çoğalma yoluyla sana kadar ulaşmadı mı? Kromozomlar ve DNA da dünyadaki her şey gibi enerji olarak bazı açıklayamadığın erdemleri, gizleri, gizemleri de sana taşımış olamaz mı?

    Çağlar boyu sosyolojik açıdan toplumları incelediğimizde benzer profilleri hatta davranış bilimleri çatısı altında incelediğimizde ortak davranışları görüyor olmamızın altında sence bu yatamaz mı?

    Dünyaca ünlü İsviçreli psikiyatrist ve psikolog Carl Gustav Jung buna kolektif bilinç dışı adını veriyor hatta dişil ve eril “arketiplerin” mitolojinin sayfalarından günümüze doğru izdüşümleri olduğunu net olarak ortaya koyuyor.

    Baştan söyleyeyim, ben de uzun yıllardır yüzlerce kadın arkadaşlarımla girdiğim dönüşüm yolları, derin envanter çalışmaları sonucunda çok net bu ekolün ispatlarıyla akademik çalışmalarını tamamlamış bir uzman olarak Jung’un bu saptamalarına gözlerimle şahit oldum. Bu yüzden de güvenle paylaşabiliyorum.

    Hatta sizlere, eğitimlerde çokça detaylıca anlattığım üzere Jung’un Antik Yunan Tanrı ve Tanrıçalarından ortaya koyabildiği dişil ve eril erdemlerin üzerine, tarihin sayfalarında kıtalar arası bu bilginin nasıl da aslında farklı coğrafya ve zamanlarda benzerlik gösterdiğini keyifle anlatıyorum.

    İşin özü şu; ben bir tarihçi ve davranış bilimleri uzmanı olarak “senkretizm” savunucusuyum. Yazdığım çoğu makalede ve tezlerimde hatta senkretizmle olayları anlamlandırmaya çalışıyorum. Senktretizm bağdaşma, bağdaştırma anlamına geliyor.

    Bu şu demek; MÖ 25.000 yılında Güney Fransa’da bulunan Venüs heykelciklerine bakın… (Eğitimlerde çok örneklerini paylaşıyorum) Bu heykelciklere Fransa’nın batısından Çin sınırlarındaki Baykal Gölü’ne kadar rastlanır. Ortak özelliklerinde kasıkların, rahmin doğurganlığındaki ve göğüslerdeki gizeme, kadının doğuran ve besleyen yönüne hep vurgu var. Doğanın verdiği bu güç sayesinde kadın bizzat doğadaki gizemin bir tezahürü olarak gösteriliyor.

    O halde bütün bu bulgular bizi, kadının insanların dünyasında tapınılan ilk varlık olduğuna doğru götürebilir.(Campbell, 2020) Bu arada bu tapınılan kadınların bugünün ataerkil dünyasının kusursuzluğa ittiği kadın modelinden çok uzak bir dış görünüşe ve güzellik algısına sahip olduğunu da söylemeliyiz.

    Benzer tapınılan kadın figürü, yaratım gücüne değer kıymet verilen, bolluk bereketi sembolize eden Kadın Tanrıçanın, yine Neolitik dönemin ortalarında MÖ 6.000 yılına ait bir Çatalhöyük kazısında Anadolu topraklarının merkezinde iki kolu aslan olarak görselleştirilmiş tahtın üstünde oturan Toprak Ana olarak karşına çıkması, Ana Tanrıça ya da Bereket Tanrıçası kültü sonra Antik Yunan’da Şair Homeros’un kaleminden Odysseia ve İlyada destanlarında Afrodit, Artemis, Hera, Demeter, Athena gibi karşımıza farklı erdemlerle çıkması, Sümerlerde İnanna , Mısırda Isis, Efes’e geliyorsunuz Nike, Hint Ramayana Destanı’nda ya da Vedalarında Sarasvati, Durca, daha yakın tarih Roma imparatorluğu’na geçiyorsunuz aynı aslanlı tahta bu defa heykelleştirilen Kybele, Venüs, Juno tanrıçaları gibi benzerliklerle kadınsal erdemleri görmeniz hiç tesadüf değil.

    Yani toplumlar geliştikçe dalga dalga göçlerle karışıp melezleştikçe bilinç ve kültür de yayılıyor ve tabi ki bağdaşmalar ve bağdaştırmalar yaşanıyor.

    Tüm bunların ortak özellikleri ise kadınların ortak erdemleri. Onları Tanrıça kılan toplumların gelişmesi, büyümesi ve bir arada olmasındaki evrimleşmesini mümkün kılan örnek hatta adlarına tapınaklar yapılacak kadar tapınılası özellikleri. Artemis tapınağı, Efes’teki Nike bölümü, Muğla Yatağan’daki Hecate Tapınağı gibi gibi… Ya da Sümer’deki İnanna tapınağı, Mısır’daki Isis için yapılan papirüsler, sonraki Firavunlar döneminde Nefertiti’nin güzellik ve bilgelik sembolü ile gizemli ve eşsiz heykeli gibi gibi… Savaş , barış, zafer, yaratıcılık, yok edicilik, bolluk, bereket, birlik, dayanışma, büyütme, dönüşüm gibi ortak özellikleri hep sergilemeleri gibi…

    Hala Muğla Lagina kutsal alanında yapılan arkeolojik kazılar, Türk bilim adamları tarafından yürütülen ilk kazılar olması açısından önem taşıyor.  Bu kazıları Osman Hamdi Bey ve Halit Ethem Bey yürütmüş. 1993 yılında arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmaları Muğla Müzesi Müdürlüğü başkanlığında, Mimar Arkeolog Ahmet Tırpan'ın bilimsel danışmanlığında tekrar başlatılmış durumda. Yolu düşen olursa bir uğramanızı öneririm. Enerjisi tarif edilemez durumda. Yeri gelmişken söyleyeyim.

    Carl Gustav Jung’un da kadının genç kız, anne, büyükanne arketip anlatımları hep bu farklı mitolojilerden gelir.

    Joseph Campbell’e göre de bütün işte bu benzeşir tarih Paleolitik ve Neolitik dönemlerden kalma çıplak kadın heykelcikleri, tek tanrılı dinlere kadar tapınılası kadınlar - kadının kusursuzluğuna ve gizemli bedenine duyulan saygının göstergesi olarak görül ve üğünü işaret eder. Bulunan heykellerde ve tüm kanıtlarda bu kutsallığın altında, kadının ayın döngülerine uyumlu olarak adet görmesi, bedeninde bir canlı büyütmesi, doğumla birlikte bedeninden çıkan süt, doğan bebeğin kadının bedeninden gelen besinle büyümesi-gelişmesi vb. kadın bedeninin en etkileyici, büyüleyici etkilerinin mirası detaylıca incelenmesi için bana epeyce bir ilham oldu açıkçası.

    Bu izin peşinden gitmelerimin sonucu olarak, adet konusu ve bunun kadının ruhsal/spiritüel gücüne olan yansımasını daha sonra sizlere daha detaylı anlatacağım.

    Peki ya günümüz kadınına bakıyoruz? Hor görülüyor, şiddet görüyor, sürekli değersiz ikinci sınıf vatandaş olarak görülüyor, yargılar yaftalar yapıştırılıyor  ve daha neler neler…

    Sonuç; Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden Carol Gilligan’ın da benim eğitimlerde çok detaylıca anlattığım evrimleşmemiz ile ortaya koyduğu durumumuza gelince sağlıklı, yeterli ve yetersiz eril/dişil kavramlarına ulaştığını görüyoruz. Eğitimlerde envanterlerle bu noktada nerede olduğunu tespit ettiğimiz ve eğitimlerle koçluklarla yolculuklara girdiğimiz yüzlerce arkadaşlarım oldu.

    Vardığım sonuç ise bu yüzdendir ki kadınlar eğer hayatlarında tarihin sayfalarından miras alabileceği bu erdemlere sahip çıkar ve dönüşüm yollarını hayatının içine alırsa (Goddess App’te var olan tüm uygulamalar) o noktada yeniden her birimizin Tanrıçalar olup tapınılacak hale gelebileceği, Tanrıça Oluş Hali… başta kendi “hayat çemberlerini”(aile, çocuklar) sonra dalga dalga içinde yaşadıkları toplulukları dönüştürebilecek kadınlar olabileceğimiz gerçeğine ulaştım.

    Nasıl olacağının kavramsal adımlarını bu yazı dizisinde bulabileceksin.

    Unutma hayatlarımız bilinçli seçimlerimize bağlı. Bu yolculukta devam etmeye karar verirsen haftaya buluşalım...

    Sürecini tüm beden, zihin, ruhsal dönüşüm uygulamaları ile desteklemek için Goddess App’i hemen indirip pekiştirmeni tavsiye ederim. Ancak daha derinleşmek istersen, bireysel ve grup koçluk uygulamaları için eğitimlere katılabilir ve paralel bir şekilde yolculuğunu devam ettirebilirsin.

    Senden ricam bu yazılarla ilgili yorumlarını bana ilet. Sosyal medyada ilgili postlar altına olabilir. Mesajların beni mutlu ve motive eder itiraf etmeliyim. Merak ettiğin konuları da yazarsan yeni yazı dizilerinde o konulara yer vermeye de çalışırım.

    Sevgiyle ve Tanrıça erdemleriyle kalmanı dilerim…

    Yazının devamı...