Kafamızdaki ‘dırdır’a nasıl cevap verelim? Bölüm: 2

Ne sormuştuk?Dertleri cüceleştirmenin ve kendimizi devleştirmenin yolları var mı?Var demiştik.

Haberin Devamı

Yollardan biri, hayalimizde 10 sene sonraya ışınlanmak ve oradan şu anki sefil halimize bakmaktı.
Mesela pandemiden örnek verelim. (Yok koza demeyeceğim:)
Bugün yaşadığımız bu zor zamanlar, ileride hayretle anacağımız ve anlatacağımız uzak bir tatsızlık olacak.
10 sene sonra, bir arkadaşımızın bahçesinde yağmur başlayacak ve biz ıslanmamak için içeri yürürken diyeceğiz ki; “Hatırlıyor musun korona zamanını? Ne zordu, maskeler, mesafeler ve dezenfektanlarla yaşamak. Birbirimizden uzak, çocuklar online...”
İçimizdeki dırdırın başımızın etini yememesi için bir başka yöntem de, ‘kendimize sen demek’miş.
Ya da kendimize adımızla hitap etmek.
İçimizdeki ben öznesini, ‘sen’le değiştirdiğimizde, kendimize bir nevi arkadaşlık ediyor oluyoruz.
Misal, “Ben hep böyleyim, ne zaman bana o laf edilse, sinirlerim tepeme çıkıyor” yerine, “Sen hep böylesin ama, o laf edildiğinde sinirlerine hakim olamıyorsun” desek...
Farkı hissettiniz mi? ‘Ben’le başlayan cümle bize yapışık, halbuki ‘sen’ bize mesafeli.
İşte bize o mesafe lazım, zor zamanlarda.
Kendine içinden ‘sen’ diye hitap ettiğinde, olay biraz daha dışarıdan bakılır hale geliyor.
Bir de tabii kendine arkadaşlık da eder oluyorsun.
Ben ben ben, bazen insanı içine çeken bir kuyu.
İsmini kullanmak da iyi.
Mesela, “Nil niye böylesin? Neden sana o laf her söylendiğinde sinirleniyorsun” gibi.
Böylece Nil bir karakter oluyor.
Her ne kadar o ben de olsam, kendime ismimle hitap ettiğimde derdim bana yapışmıyor, gidiyor Nil ismine yapışıyor.
Ben de bir rahat nefes alıyorum. Kendime dışarıdan bakıyorum. Derdime dışarıdan şahit oluyorum.
Zaten çoğu zaman içinden çıkılmaz gibi gelen şeyler, sadece bana aitmiş gibi gelenler oluyor.
Halbuki Nil diye biri var.
O hep böyle yapıyor deyince, sanki kendini birine anlatmış, dert yanmış gibi oluyorsun.
Nil’in başını okşarsın sonra istersen ya da Nil’e bir çözüm önerirsin. Düşüncen ferahlar.
Ben son 2 haftadır, ne zaman aklımı bir şey matkap gibi oymaya başlasa, bu yöntemleri uyguluyorum.
Hop 10 sene sonradan şu ana bakıyorum, küçülüyor.
İçimden geçen bütün cümleleri ‘sen’e ve Nil’e çeviriyorum.
Kişiselleşmiyor o zaman, yabancılaşıyor.
Şunu fark ediyorum:
Ne yaşadığımız değil, o sırada ne düşünüyor olduğumuz asıl mesele.
O yüzden dışarıdan yaşananlara değil de iç sesimizi terbiyeye önem verelim.
Bitmedi, haftaya devam.

Yazarın Tüm Yazıları