• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Memleket sevdalısı büyük başkanı anarken


    Geceler kör dilsiz sanki
    Konuşmaz oldu
    Hüzünler koyduk üst üste
    Ayrılık oldu
    Bir avuntu biraz keder
    Böyle bize neler oldu
    Bu ayrılık bir de hasret
    Çekilmez oldu
    Ay karanlık hep karanlık
    Yüzün bize döner oldu
    Bir ihtimal daha vardı
    Felaket oldu
    Gitme gitme gitme kal bu şehirde
    Gitme gitme yazık olur bize...

    HEP DÜŞERSİN AKLIMA
    “2004’ten sonra her 15 Haziran geldiğinde Nazan Öncel’in, “Gitme” şarkısı ve yukarıdaki sözler takılır bana. (Ve de hemen hemen aynı yazıyı, günleri ve güncelleri değiştirerek yazarım) Sadece o gün değildir seni anmam. Her martı geçişinde düşersin aklıma. O martı çığlıklı kahkahanla... Şimdi yukarıdan bizi süzdüğünde kahkaha atabiliyor musun, içinden geliyor mu bilemem. Ahmet Piriştina, adam gibi adam... Daha doğrusu adam... Hep mi özlenir o adam? Hep mi gözler sulanır, boğaz ağrır yutkunmaktan? Ahh Ahmet, zamansız vedalaşmasaydın bizimle... Daha bir güzel olurdu her şey...”

    BİR CAN DA BİZDEN GİTTİ
    Sevgili Ahmet, geçen yıl, “Başımızda bir virüs salgını belası var. Öyle böyle değil. Önlemlere uyulmazsa merhametsiz, can alıyor... İşyerleri aylardır kapalıydı, yeni yeni açılıyor. İş insanları, esnaf, çalışanlar zorda. Yardımlar yapılıyor, borçlar erteleniyor, kredi olanakları tanınıyor... Yetecek mi, göreceğiz” demiştim. Ve bu salgın illeti bizim Neco’yu (Nejat Bekmen) da aldı bizden be Ahmet... Sen de severdin, geldiğinde sohbet ederdiniz. Gördüğü, duyduğu olumsuzlukları iletirdi sana çekinmeden.

    KOŞUL AYNI: ÖNLEMLERE UYMAK
    Ve devam geçen yıldan: “Bu bela günlerinde vatandaşa nefes olmak adına herkes elinden geleni yapıyor. Sen de böyle durumlarda çözüm adamıydın. 1999 büyük Marmara depreminden 4-5 saat sonra karşılaşmıştık. ‘Talimat verdim yardımlar yola çıkıyor’ demiştin, sonra deprem bölgesinde ‘İzmir’ adlı çadır kent kurdurmuştun. Şimdi de etkililer, yetkililer çırpınıyor vatandaşa maske taktırmak, birbirlerinden uzak tutmak için. Önlemlere uysak büyük yol almış olacağız.

    EL ELE VERME KENETLENME
    Bu işin siyaseti, o partisi, bu partisi yok Ahmet. Mesele, memleket meselesi. Vatandaşın geçim meselesi, iş dünyasının çarklarının dönmesi meselesi. Sen de gözlüyorsundur. Sonuç olarak memleket zorda, vatandaş zorda Ahmet... Ama pes etmek yok! Önce salgın belasına karşı önlemlerimizi alacağız. Sonra da unutmayacağız: ‘Mesele, her güçlüğün üstesinden gelmek, düze çıkıp güzel günlere yelken açmak için el ele verme, kenetlenme, meselesi...’ Dilerim, üstesinden geliriz be Ahmet.”

    DOĞA BİZE KÜSÜYOR GİBİ
    Dünyayı sarsan salgın illeti tam gaz. Umut, daha çok insanın aşılanmasında. Ve bir yılda daha neler gördük Ahmet. İzmir’i deprem vurdu, 117 kurban aldı. Tsunami yaşandı... Hortumlara alıştık gibi, İzmir sel de gördü... Ve şimdi başka bir dert var. Marmara, köpüklü tabakayla sıvandı. Misülaj ya da deniz salyası deniyor. İzmir, şimdilik rahatmış, ama herkes tedirgin... Haaa nehirlerimiz de kirlendi, kuraklık korkusu da var.

    EN AZINDAN GÜLÜMSEMEK
    Herkesin, hepimizin işi kolay değil. Yineliyorum, zaman el ele verme, kenetlenme, yardımlaşma, komşusu açken tok yatmama zamanı. Umarım her şey yoluna girer, çok uzun süredir zorunlu tatilde olanlar çalışır. Yardımlar işe yarar, turizmciler mutlu olur. Başta yeme-içme olmak üzere, işyerleri bir daha kapanmaz. İnsanlar tam gülemese de, en azından gülümser.

    MEMLEKET MEMLEKET
    “Biliyorum İzmir’i çok özlüyorsun, sevdalısın çünkü... Hele bu zor günlerde yanında olmak isterdin. Ama İzmir’in sana özlemi de dinmiyor inan. Ve de olaydın yanımızda, inanıyorum ki dilinden, aklından düşmezdi be Ahmet: Memleket, memleket...”

    -----

    BİR KUTLAMA
    GÖZTEPE’NİN 95’NCİ YAŞI KUTLU OLSUN. İZMİR’İN GURURU OLMAYI HEP SÜRDÜRSÜN. NİCE GÜZEL YILLARA…

    Yazının devamı...

    Bir acıyla dağlandık Nejat...



    KAHROLASI İLLET ALDI SENİ
    O salgın illeti aldı bizden seni. Başından beri dikkat ettin, sakındın, aylardır evden çalıştın durdun. “Aman dikkat” dedin sevdiklerine, herkese... O kahrolası virüs anahtar deliğinden mi girdi? Hemen geçmişe dönemedim. Yaşanan son günlerdi ilk aklıma gelen. Kuşkulanıp test yaptırmıştınız, “Pozitif çıktı, karantinadayız” demiştin. “Geçmiş olsun, dilerim hafif geçer, üstesinden gelirsiniz” deyip, saf saf eklemiştim: “Neco, yaşadığın bu süreci gün gün not al. Sonradan aydınlatıcı yazı konusu olur...”




    NEFESİN O KADAR YETTİ
    Ve bir akşamüstü konuşurken, ateşinin ölçüldüğünü söyledin. “Kaç derece” diye sordum. “39’u geçiyor gibi” deyince içim cızzz etti, endişelendim. “Eee bir doktora sorsanız” falan diye geveledim... Ertesi gün soluklanmada güçlük çektiğin için hastaneye götürüldün. Önce solunum cihazı... Sonra böbrekler için diyaliz makinesi... Gereken yapılıyordu elbette, ancak içim bir türlü rahat değildi. O salgın illeti tuzağını kurmuştu, aşağılık virüs elinden geleni yapıyordu, seni alt etmek için. Ve çarşamba sabahı veda ettin bu dünyaya. Biricik aşkın Resmiye soğukkanlıydı, “Nefesi bu sabah saat 6’ya kadar yetti. Geçişi kolay olsun” diye özetledi olayı...

    YAZI İŞLERİNDE BİR AİLEYDİK
    Hürriyet Ege Yazi İşleri’nde, o masanın çevresinde, yaklaşık çeyrek asır geçirdik birlikte be Neco. Bir yazı işleri ailesiydik, deneyimli, bilgili, usta tüm arkadaşlarla. Sen, ailenin zamanı gelince haşarı olmasını bilen, eğlenceli, gülen, hatta çıtlıyan, dans eden, küpe öncüsü çocuğu, abisiydin. Her türlü sıcaklığı yapardın da sıra işe, sayfalara gelince, olay değişirdi. Gerçi, ailemizin geleneği, ilkesiydi her şeye karşın, işten ödün vermemek. (Tahmin edersin... Ailenin kalan bireylerinin, senin ardından gazete yapması kolay değil.)

    BİZ BİLİRDİK BİRBİRİMİZİ
    Daldan dala atlıyorum be Neco, hak ver. Bunca yıl, haftanın altı günü, yıllık izinler, bayramlar dışında beraberdik. “Karımdan çok seni görüyorum be Necom” diye takılırdım. Sayfalar çizilirken, başlıklar atılırken, haberler seçilirken gözle anlaşabilir hale gelmiştik. Sabahları birbirimizi görünce keyfimiz iyi mi, canımız sıkkın mı, neşeli miyiz yoksa kasvetli mi, her şey yolunda mı bilirdik. Arada işaretleşip mola verirdik bazen terasta, bazen TIR garajında...

    GÜLDÜK, AMA AĞLADIK DA
    Yıllardır çok şey paylaştık... Acılarımızda hıçkırdık, katıla katıla ağladık da. Güzellikleri paylaştıkça güldük, bazen çınlardı servis kahkahalarımızla. Hele yaptığımız gazeteyi ertesi sabah beğenmişsek, fark yaratabilmişsek değmesindi keyfimize be Neco. ”Necom” diye seslenirdim sana. “Nedimim abim” derdin sen de bana.

    ANILARA HAKSIZLIK OLMASIN
    Seni anlatmak hem zor; hem de kolay... Güzel, iyi, gülen, konuşan, dinleyen adamı anlatmaya çalışırken ya bir şey unutulursa? Ve de Necom... Senle biriktirdiğimiz öyle çok anımız var ki... Birinden fazla söz etmek diğerlerine büyük haksızlık olur yahu, ne dersin? Aklıma geliverdi, “Necom n’aber” diye hatır sorardım. Şimdi, “N’aptın be Neco” mu demeliyim?

    O SENİNLE GURUR DUYUYOR
    Necom, sonsuzluğa yürüdüğün gün seninle ilgili yazılanları, paylaşılanları, ağıtları, övgüleri mutlaka görmüşsündür. “Nejatımız, Coco Dede, dert ortağı, sırdaş, serserilik ortağı, müdür, dost, arkadaş...” Sana seslenilen sözcüklerden bazılarıydı yalnızca. Resmiye dedi ki; “Yazılanlardan, söylenenlerden ötürü öyle gururluyum ki... İyi ki o adamı sevip evlenmişim, karısı olmuşum...” Oysa, bunlar benim için bildiğim şeylerin yinelenmesiydi.

    BU SATIRLAR GÖZYAŞIMDIR
    Necom, artık yer kalmıyor, bitiriyorum. Huzurla uyu, melekler yoldaşın olsun. Resmiye’yle iki evladın Gizem ve Berkay’a sensizliğe dayanma gücü ve uzun yaşam diliyorum. Haaa bu arada, merak etme, ağlamadım. Gözyaşlarım bu satırlar. Güle güle dostum, arkadaşım, kardeşim… Uğurlar olsun...

    Yazının devamı...

    Enginar devrimcisi kadınlar şimdi uluslararası projede



    ÜRÜN TARLADA KALMASIN
    “Çok nitelikli ürün ve işgücü var, ama her yer kapalı. Video çekip instagrama yükledik. Dedik ki, ‘Ey bizi görenler, duyanlar! Tarlada enginarımız ve çalışmak isteyen kadınlarımız var. Ürünümüz tarlada kalmasın. Eğer siz de taze ve sağlıklı gıda yemek istiyorsanız lütfen bize başvurun.’ Öyle talep geldi ki, işleri yetiştirememeye başladık. Belediye şirketi URİT, Ziraat ve Ticaret odalarının desteğiyle, online olarak Urla’nın bütün enginarını sattık. Krizi fırsata çevirdik açıkçası.
    SALGINDA DEĞERİ ANLAŞILDI
    URİT’le 3 ay 80 kadın istihdam edildi. Herkes evine ekmek götürdü. Enginarla yeni tanışan çok insan oldu sayemizde. İnsanlar vazo çiçeği zannederken bunun aslında ne kadar değerli besin kaynağı olduğunu öğrendi. Pandemide sağlık ve beslenmenin birbiriyle ne kadar ilgili olduğu anlaşılınca enginar daha çok öne çıktı. Pek çok üreticimiz vakum makinesi alıp kendi başına satışa başladı. Sayıları artıyor. Bu çok kıymetli bir şey. Biz örnek olduk. Yeni bir ufuk açıldı. Bizim derdimizse, ürünümüze daha fazla katma değer katabilmekti. Böylece ortaklarımıza daha fazla gelir sağlayabileceğimizi anlamıştık.
    REÇELDEN HAZIR YEMEĞE
    Enginarın reçelini, konservesini yapmaya başladık. Enginar sirkesi yapıyoruz. Suyunu çıkarıyoruz. Çay için yapraklarını kurutuyoruz. Enginarlı ekmek yapıyoruz. Vegan eriştemiz var. Şimdi hazır yemek olarak yapacağız. Kapağını açıp yiyeceksiniz. Hazır ve sağlıklı gıda... Katkı maddesiz. Enginarın ununu bile üretmeye başladık. Her hafta bir zihni sinir çalışmamız vardır mutlaka. Her şeyi deniyoruz. Global düşünüp yerel hareket etmemiz gerekiyor.
    Yerli tohumumuzu, sakız enginarımızı korumak, gelecek kuşaklara aktarmak bizim asli görevlerimizden… Çok üreteyim diye hibrite dönenler oldu. Ama biz geçen sene hiç hibrit almayınca bu yıl ekimler azaldı.”
    VERGİ AYRICALIĞI GEREK
    Bir şirket gibi tüm vergileri ödemekle yükümlü olduklarını, bu konuda ayrıcalık istediklerini vurgulayan Uyar, enginar dışında üretim ve yeni projeler konusunu da anlatıyor: “Geçen yaz domates, biber, patlıcan diktik. Ürün çeşitliliğimizi zenginleştireceğiz. Arazileri kiralıyoruz ya da hibe veriyorlar. İyi tarım uygulamalarını kullanıyoruz.
    İSPANYA MERKEZLİ ÇALIŞMA
    Yeni çok önemli bir proje var. İspanya merkezli... İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile, 8 ülkenin katıldığı güzel bir projede uygulamacı olarak yer alıyoruz. Nohut unu, mercimek unu, yani buğday dışındaki unlar ve fındık unuyla beraber yeni fastfood reçeteler çalışıyoruz. Akdeniz mutfağına uygun, öz kültürümüzde yer alan reçeteler hazırlıyoruz. Anneannelerden öğrendiğimizi günümüze uyarlıyoruz da diyebiliriz. Bitki bazlı proteinleri unlarla birleştirip daha fonksiyonel ürün üretiyoruz. Sağlığa yararlı, hastalık risklerini azaltıcı. Bu projede üniversiteler var, şirketler var. Tek kadın kooperatifi biziz. Yeni bir ürün çıkartacağız ortaya. Temel hedef, doğru ve sağlıklı gıda.”
    Son söz: “Urlalı kadınların hayatlarına dokunduk. Mutluyuz burada. Daha ne olsun?”
    ---------------------------
    SÖZ SİZİN

    Köpeklerimin
    izini sürüyorum

    MENEMEN’de yalnız yaşayan 76 yaşındaki Sefade Uslu, sokaktan edindiği dört köpekten birinin iğneyle bayıltılarak götürüldüğünü, Menemen ve İzmir Büyükşehir belediye birimlerinden sonuç alamadığını öne sürüyor. Uslu, Menemen Belediyesi Veterinerliği’ne kısırlaştırılması için başvurduğu diğer üç köpeğinin de götürüldüğünü, bir daha haber alamadığını iddia ediyor, “Evlat gibi baktığım, aşı karneleri olan köpeklerim elimden alındı. Kimse nerede olduklarını bilmiyor. Menemen Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdum” diyor.

    Yazının devamı...

    Fatura çarpması: 11 liralık su 320 liralık katı atık bedeli


    ÖRNEKLERE BAKALIM
    Fatura yüzleşmesi, bir anlamda yaraları depreştirdi. Çarpıcı örnekler, İzmir’in tanıdığı, yılların dostu İrfan Sunay’dan. Alsancak Ali Çetinkaya Bulvarı’nda bir işyeri. İZSU’dan 63 günlük tüketim karşılığında fatura gelmiş. Su birim fiyatı 5.45, atık su birim fiyatı 2.72 lira. Su tüketim bedeli 38.15, atık su bedeli 19.04, toplam 57.19 lira. 52.66 lira katı atık bedeli, vergiler falan eklenince ödenecek tutar 118 lira.
    30 KATINDAN FAZLA
    Diğer işyeri, Anafartalar Caddesi, yani Kemeraltı’nda. 25 gün için fatura gelmiş. Bu faturada su birim fiyatı 10.90, atık su birim fiyatı 5.45 lira. Su ve atık su tüketim bedelleri, birim fiyatla aynı: 10.90 ve 5.45 lira. Toplam 16.35 lira. Ve burada dikkat! Katı atık bedeli 320.44 lira… Eklemelerle ödenecek tutar 387.80 lira. 10.90 liralık su tüketilen işyeri için 387.80 lira ödenecek.
    BELEDİYE AYNI BU NASIL İŞ
    İrfan Sunay, “Kemeraltı’ndaki ayakkabı dükkanı. 10.90 su kullanım bedeli yuvarlanarak 387’ye getirilmiş. 320 lira Konak Belediyesi’ne katı atık bedeli yazılmış. Alsancak’taki aynı dükkana katı atık bedeli 52.66. Aynı belediye, Kemeraltı’na altı kat fazla atık bedeli yazıyor. Bu nasıl iş” diyor.
    MERAK ETMEMEK ELDE DEĞİL
    Rakamlara bakınca hak vermemek olası değil. Geçen kez de söyledim, elbette birtakım yasa, yönetmeliklere falan uygundur her şey. Ama aynı işi yapan iki işyerine kesilen çok farklı katı atık bedelleri gerçekten çarpıcı. Ayrıca iki semtteki birim fiyatları da farklı. Kemeraltı’ndaki katı atık bedeli neden bu kadar fazladır? İnsan merak ediyor, değil mi? (Bir açıklama gelirse, elbette iletirim.)

    ----------------------


    BİR KİTAPLI GİRİŞİM

    ‘Kirpiğin Düşmesin Yere’
    asla yılmıyor korkmuyoruz

    KADINA şiddeti kabullenen yoktur, olamaz, olmamalıdır da... Şiddet gören kadınlara yardım çabasını iletmek istiyorum. Bir kitap: “Kirpiğin Düşmesin Yere-Mor Öyküler.” Söz, kitabı derleyen Sevda Karadağ Çırak’ın;
    “Tacizin, tecavüzün ve katledilmenin soğuk bir bıçak gibi ensemizde olduğu sokaklarda, işyerlerinde ve evlerimizdeyiz, asla güvende değiliz. Çığlıklarımıza karşın üç maymunu oynayanlar, yanlarında olmak isteyen kadınları hep arkalarından gelmeye zorlayanlar karşılarında KADIN görmek zorunda kalacaklardır bir gün. Baskının her türlüsüne maruz kalan ama asla yılmayan, korkmayan, daha da güçlenen kadınlar olarak önümüze bakmaktayız.
    YANGINI SÖNDÜRMEZ AMA
    Zorba Kitabevi olarak uzun süredir tasarladığımız bu projeyi hayata geçirmek bizim için büyük gurur. Karıncanın hikayesi gibi bizimki de... Yangını söndürmeye yetmez elbette taşıdığımız su. Ama tarafımız belli olur en azından. Daha fazla kadının canının yanmasına tahammülümüz kalmamıştır ve her zaman her yerde söylemeye devam edeceğiz: İstanbul Sözleşmesi Yaşatır.
    TÜM GELİR SIĞINMA VAKFINA
    Kitabın oluşum sürecinde ikiletmeden ve memnuniyetle bizimle öykülerini paylaşan değerli yazarlarımız Arzu Armağan Akkanatlı, Arzu Eylem, Arzu Uçar, Ayça Erkol, Banu Özyürek, Berna Durmaz, Çilem Dilber, Esmahan Devran İnci, Fatma Nuran Avcı, Jale Sancak, Kader Menteş Bolat, Mevsim Yenice, Müge İplikçi, Neslihan Yiğitler, Nurhan Suerdem, Nilüfer Altunkaya, Onur Bütün, Semrin Şahin, Serap Üstün, Sibel Öz ve Umay Umay’a çok ama çok teşekkür ederiz. Bu kitaptan elde edilen tüm gelir Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı’na bağışlanacaktır.”
    Kolay gelsin!

    Yazının devamı...

    ‘Suya zam yok’ diye sevinirken fatura gerçeğiyle yüzleşmek

     


    BORÇLARA RAĞMEN KESİLMEDİ
    Üstelik son yüzyılın belki de en olağanüstü koşullarını yaşamamıza, 1,5 yıldır devam eden pandemi koşullarının bütün hesapları alt üst etmesine, elektrik, doğal gaz, akaryakıt fiyatları ve dövizdeki artışa rağmen, İZSU, tıpkı belediyemizin diğer kuruluşları ve birimleri gibi, hiçbir olumsuzluk karşısında hizmetlerini aksatmadı. Tüm personeliyle canını dişine taktı. Temizlik ve hijyenin öneminin çok hayati olduğu bu dönemde 350 bin abonenin suyunu, ödenmemiş borçlarına rağmen kesmedi.”
    ‘KEYFİNİ ÇIKARALIM’ DERKEN
    Bu haberi herhangi bir yerde okumuş, görmüş ya da duymuşsunuzdur. Özellikle yinelemek istedim. Çünkü bugünlerde, “Zam yok, üstelik daha önce öngörülen yüzde 10’luk zam da iptal” gibi bir habere rastlamak olanaksız gibi. “Doya doya okuyalım, keyfini çıkaralım” diyecektim ki, bir su faturası gördüm, keyif falan kalmadı.
    TÜKETİMİN YAKLAŞIK ÜÇ KATI
    29 günlük tüketimi kapsıyor İZSU’nun bu faturası. Toplam su tüketim bedeli 25.68 lira. Atık su bedeli 12.78 lira. Toplamı 38.46 lira. Ama bitmiyor. Asıl keyif kaçıran bölüm bundan sonrası. Katı atık toplama bedeli var mesela 23.07 lira. Çevre tüketim vergisi, katı atık bertaraf bedeli, KDV derken toplam bedel 73 liraya ulaşıyor. Toplam tutarın dağılımı da şöyleymiş: İZSU 39.30, ilçe belediyesi 26.07, büyükşehir belediyesi 2.51 lira...
    ELBETTE KİTABINA UYGUNDUR DA
    Önce “Suya zam yok” haberiyle sevin, sonra yaklaşık 26 liralık su tüketerek, 73 lira ödenmesini öngören faturayı gör, için içine sığmasın. Elbette her şey yasa, yönetmelik, kurallara uygundur, daha önce de durum birçok kez dile getirilmişti. Ne bileyim, bunu da yineleyeyim istedim. Yoksa bir şeylerin düzelmesini ummuyorum. Kolay gelsin!
    (Efendim bu faturadaki ödenecek miktar bazılarına az gelebilir. Bir faturayı örnek aldım. Burada önemli olan tüketim bedeliyle ödenecek tutarın oranıdır.)
    -------------------------------

    BİR YAS HABERİ

    Acı haberle gelen bir anı:
    Aşkımız hiç bitmeyecek

    BİR meslektaşımız veda etti yaşama, Ziynet Sertel’i zamansız yitirdik. Gazeteci, CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel ise hem meslektaşını, hem iki oğlunun anasını, hem de 41 yıllık yaşam arkadaşını, hem de üniversite aşkını yitirdi. Bir anı canlandı, bende. Atila Sertel, Tire-Belevi Yolu’nun bıkmaz takipçisidir, sık sık TBMM gündemine taşır. Ağustos 2020’de de sosyal medyaya eşiyle bir resmini koymuş, “Aşkımız Tire-Belevi yolu gibi: Hiç bitmeyecek” yazmıştı. Ben de resimle yazıyı paylaşmıştım.
    YÜREĞİMİN DERİNLİKLERİNE
    Ziynet, Bornova Mezarlığı’nda sonsuzluğu uğurlandı. Atila’nın camide yaşam arkadaşının resmi başındaki görüntüsü iç acıttı. Ya mezarlık sonrası sözleri? Ziynet Sertel’in kabri gerçek bir çiçek bahçesine dönüşünce, “Ben karımı çiçek bahçesine değil, yüreğimin derinliklerine gömdüm” demiş.
    YANINI KENDİME ALACAĞIM
    Sonra konuştuk. Gerçi pek de laf bulunamıyor. Başsağlığı dilemeye çabaladım, hep bildik sözler... “Yanındaki yeri hemen kendime alacağım” dedi. Eşinin kabrinden söz ediyordu. “Allah gecinden versin” diyecek oldum, “Er ya da geç, yanındaki yeri alacağım” dedi. Daha da konuşamadık. Tanımlanamaz acısını giderecek ne denirdi ki? Ziynet huzurlu uyusun. Atila, iki oğlu ve yakınlarına dayanma gücü ve uzun yaşam diliyorum.

    Yazının devamı...

    Merak edilen hafta: ‘Bakalım ne olacak’




    ÖNLEMLİ AÇILALIM
    Yeme-içme yerlerinin yüzde 50 kapasite, HES kodu sorgusu gibi kurallar ve önlemlere uyma koşuluyla, denetimli açılabileceği umut ediliyor. Düğün salonu işletmecileri, müzik insanları, etkinlik düzenleyenler ve birçok işyerleri de aynı beklentide. Salgın illetiyle ilgili tüm verilerin ince ayrıntılarıyla gözden geçirilip, milyonlarca insanın geçimini, karnını doyurabilmesini sağlayacak kararlar alınmasını, kural ve önlemlere mutlaka uyulmasını, zor günlerin, illete kurban gidenlerin unutulmamasını da diliyorum. Her şeyin başı sağlık, kolay gelsin!

    --------------------
    BİR ÖZEL KONUK

    Renk dünyasında
    coşkulu bir gezgin

    BİR sanatçıyı konuk ediyorum, ressam Coşkun Özçakır’ı. Neden mi Özçakır? Çeşitli yerde söyleşilerini gördüm, “Ben neden konuk etmeyeyim” dedim. Üstelik, İzmir Koleji’nden (Bornova Anadolu Lisesi) sınıf arkadaşım. Daha ne olsun? Coşkun’dan kendisini, sanat yaşamını, tarzını ve gençlere öğütlerini anlatmasını istedim:
    İLK SERGİ KÜLTÜRPARK’TA
    “İzmir doğumluyum. İlk ve ortaokul yıllarımdan itibaren, tiyatro ve resim benim eğitim hayatımın vazgeçilmez bir parçasıydı ve öğretmenlerimin de desteği ile o yıllarda bilinçli bir şekilde sanat yaşamımın temelleri atıldı. İlk resim sergimi 1970 yılında, İzmir Fuar Resim Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi’nde, değerli resim öğretmenim Yalçın Gökçebağ önderliğinde açtım.
    ABD’DEN KUŞADASI’NA
    Üniversite eğitimimi ABD’de California State University Los Angeles’dan Bachelor of Arts in Art diplomasıyla 1976 yılında tamamladım. Grafik tasarımcı ve art direktör olarak ABD’de çeşitli reklam ajanslarında tecrübe kazandıktan sonra, 1979 yılında kendi reklam ajansımı açtım. 30 yıl boyunca yönettikten sonra, 2009 yılında Kuşadası’na yerleştim ve sanat çalışmalarımı buradaki atölyemde sürdürüyorum.
    SIRADA İZMİR DE VAR
    Yurt içi ve yurt dışında çok sayıda sergi ve fuarlarda yer aldım. ABD’de 2007 yılında Los Alamitos’da, 2008 yılında Newport Beach California’da olmak üzere iki kişisel sergim oldu. Türkiye’de ise 2018 yılında Doğuş sponsorluğunda D-Marin Didim Yat Club’da ‘denİZLER’ isimli kişisel sergimi açtım. Eserlerim Türkiye’de ve yurt dışında özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Pandemi sebebiyle bir süredir ara vermiş olduğum fuar ve sergi programlarıma da 21 Mayıs’ta Milano’daki International Art Exhibition’la başladım. Yakın bir tarihte İzmir’de yeni eserlerimle kişisel sergi açmayı da planlıyorum.
    HAYAL GÜCÜYLE DOĞALLIK
    Eserlerimi yapaylıktan uzak, ruhumun ve kalbimin sesini dinleyerek ortaya çıkarıyorum. Yaptığım resimlerin temasında hep pozitiflik ve doğallık hakim. Hayal gücümle doğallığı kucaklayıp soyut bir anlayışla renkleri tuvalime aktarıyorum. Amacım kompozisyon ve tam bir ahenk içinde kullanmış olduğum renklerle, izleyicide sürpriz heyecanlar ve bilinçaltında bazı ezgiler uyandırarak, onların ruhlarına dokunabilmek.
    YARATICILIKTA CESARET
    Son dönem soyut eserlerimde, büyük boy tuvallere uyguladığım özel teknikler, aynen doğadaki suların, nehirlerin, denizlerin uzaydan bakıldığında görüldüğü gibi renklerin muhteşem enerjisiyle oluşan kompozisyonlara dönüşmektedir. Çağdaş bir sanatçı olarak, kendiliğindenliği, doğallığı kucaklamak, sezgimi odak noktasına çekmek, iç güdülerime güvenmek, cesaretle yaratmak, sanatsal işimin bileşenleridir. Bunlar bana mutluluk ve başarı katmış, kariyer hayatımda kendi standartlarımı oluşturmamda faydalı olmuştur.
    EN AZ KONUŞULAN KONU
    Sanatla ilgilenen gençlere de tavsiyem, mutlaka kendi içlerinde derinlere inmeli, sabırlı ve kararlı olarak yılmadan özgün eserler yaratmak için çaba göstermeleridir. Sanatçının ortaya koyduğu eserin etkileme gücü sanatın mükemmellik ölçüsüdür. Bugün Türkiye’de en az konuşulan konu sanattır.
    ATATÜRK’ÜN VERDİĞİ DEĞER
    Büyük önder Atatürk, ‘Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür’ diyerek devletimizin desteğine işaret etmiştir. Umarım eğitimle başlayarak, halkla sanatın bütünleşmesine olanak sağlayacak gelişmeler olur.”
    Coşkun’a bol renkli, coşan resimler diliyorum… Fırçası hiç durmasın, kolay gelsin!

    Yazının devamı...

    Altınkum Vakıflar’a Büyükşehir el atsın



    İHALEYLE SARSILDIK
    Bugün yine, “Didim’in Gündeminde Neler Var” grubunun yöneticisi, gazeteci Erdoğan Şahin’den alıntılar var. Şahin, “Didim Altınkum’da bulunan vakıflara ait alanın betonlaştırılmak üzere 4 Haziran’da ihaleye çıkarılacağı haberiyle sarsıldık... Altınkum Vakıflar, Didim için hayati önem taşıyor... Altınkum Vakıflar betonlaşırsa Didim biter” diyor. Söz konusu yerle ilgili davalar sürerken uzun süreli kiralama modeliyle ihaleye çıkılacağını belirten Şahin, öneri ve dileklerini sıralıyor:

    BELEDİYE KATILABİLİR Mİ?
    * Didim belediyemizin burasını park- bahçe yapmak amacıyla ihaleye katılma hakkı ve buna yeter bütçesi var mı? Bu yönde; Didim halkından maddi destek sağlama yönünde yasal durumlar var mı veya oluşturabilir mi?
    * Aydın Büyükşehir Belediyemiz; Aydın Tekstil ve Kuşadası Tariş Alanı’nı satın alarak halkın yararına yeşil alanlara, parklara dönüştürdüğü gibi,ihaleye girerek; burasını yeşil alan, park yapma durumu var mıdır? Böyle olmasını mutlaka istiyoruz...

    MİLLET BAHÇESİ VEYA MÜZE
    * AK Parti’nin bir projesi olan, ‘Millet Bahçesi’ bu alanımız için uygulanabilir, böylece hiç değilse burası yeşil alan kalır...
    * Bu alanın, Didim Müzesi olarak düzenlenerek, Milet Müzesi’nin bu alana taşınması da düşünülebilir... Böylece Didim Turizmi daha çok canlanır...
    * Tüm bunlar olmadığı zaman, Didim Halkı olarak yaşadığımız kente sahip çıkma anlamında tepkilerimizi ortaya koymalıyız... Belediyemizin az da olsa o alan içindeki hissesinin çok önemli olduğunu, baskılara boyun eğmeden hissesini takas veya bu alandan ticari pay şeklinde tekliflere kapalı olmasını istiyoruz...

    GÜCÜNÜ HİSSETTİRMELİ
    * Büyükşehir Belediyemiz bu konuda ağırlığını ve gücünü hissettirmelidir... Didim’e sahip çıkmak geleceğimize, çocuklarımıza torunlarımıza sahip çıkmaktır... Doğayı, doğal alanları, yeşil alanları yok edersek, havamız, sağlığımız bozulur, mutsuz oluruz, beton yığınları arasında çırpınır dururuz...”
    Aydın Büyükşehir’in bu alana el atabileceğini ben de iletmiştim. Olur mu, olmaz mı, yasalar el veriyor mudur? Ayrıntıları bilemiyorum. Düşüncem ve dileğim değişmedi; Bu benzersiz yerin en kısa zamanda, kamuya en yararlı şekilde, rant kapısı olmadan, Didimlilerin görüşlerine de kulak verilerek, değerlendirilmesini umuyor ve diliyorum.

    -----------------


    BİR MECLİS KARARI
    Evcil hayvan satışına
    belediyeden ‘yasak’

    DİDİM’den başlamışken devam edelim. Efendim Didim Belediye Meclisi, ilçe sınırlarındaki petshop’larda (evcil hayvan satan işyerleri) akvaryum ve kafesteki kanatlılar dışında, diğer hayvanların satılmasını yasakladı. Karar oybirliğiyle alındı. Başkan Deniz Atabay’ın duyurusunda, havai fişek kullanımının yasaklandığı da anımsatıldı.
    -------------

    BİR BAŞARI DİLEĞİ

    KAZANAN İZMİR’DİR:

    ALTAY VE ALTINORDU YARIN AKŞAM SÜPER LİG’E ÇIKMAK İÇİN MÜCADELE EDECEK. İKİ TAKIMIMIZI DA İÇTENLİKLE KUTLUYOR, ALKIŞLIYOR, BAŞARILAR DİLİYORUM. SONUÇ NE OLURSA OLSUN KAZANAN İZMİR’DİR.

    ----------------------------

    BİR SÜRPRİZ AÇIKLAMA

    Sepil’in şok kararındaki mesaj:
    ‘Türk futbolunun çarpık yapısı’

    GÖZTEPE Başkanı Mehmet Sepil, sürpriz bir açıklamayla görevinden ayrılacağını duyurdu. Sepil açıklamasında, “Göztepemiz, Türk futbolunun hepimizde malum olan çarpık yapısı içinde parlayan bir yıldız olmaya devam edecektir” dedi. İzmir Koleji (Bornova Anadolu Lisesi) mezunluğu gibi ortak yanımız olan Sepil, bu kararından döner mi bilemiyorum. Göztepe taraftarı elbette kulübü bırakmasını istemiyor. Futbol otoritesi değilim ama, Sepil’in açıklamasındaki, “Türk futbolunun hepimizce malum olan çarpık yapısı” sözleri dikkatimi çekti. Zamanla bu sözlerine de açıklık getirir belki. Sepil ve elbette Göztepe’ye iyilikler diliyorum, kolay gelsin...

    Yazının devamı...

    Sedat’a dayanışma katkısıyla veda



    FARKLI BİR TERCİH
    Ve de Sedat uğurlanırken, bir grup arkadaşı bir farklı yol izledi. Daha önce örneği yaşanmış olabilir, ben ilk kez duyduğum için aktarıyorum. Efendim, Zübeyde Hanım Grubu cenaze törenine çiçek göndermek yerine, Karşıyaka Destek Platformu’na bağışı tercih etti:

    GEREK DUYANA DESTEK
    “Kıymetli gazeteci arkadaşımız Sedat Sözer, özellikle Karşıyaka’da pek çoğumuza dokunmuştur. Unutulmayacak isimlere dahil olmuştur. Zamansız kaybettik onu. Zübeyde Hanım Platformu olarak cenaze merasimine çiçek göndermek yerine Karşıyaka Dayanışma Platformu’nda dosyası olan ihtiyaçlı bir aileye onun anısına destek olduk. Ruhuna değsin. Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Nurten Akyazılılar, Nevin Bilgen Kalender, Ceren Kalender, Mert Kalender, Aysel Arslan, Ebru Denlet, Feruz Bozaslan, Şirin Özgür Yörük, Mustafa Giray.”
    Büyük olasılıkla Sedat da, gerek duyan birisine yapılacak yardıma aracı olmak ister, arkadaşlarının davranışını onaylardı. Ve laf biter... Huzurla uyusun, uğurlar olsun...

    ---------------

    BİR AÇIKLAMA

    İzmir’in turizmi son
    30 yılda ihmal edildi

    GEÇEN yazımda, Destination İzmir Başkanı Bülent Tercan’ın Ege Bölgesi’ndeki turizm ilçelerinin belediyelerini, sezon hazırlığına çağıran açıklamasına yer vermiştim. Tercan, turizm gözdesi ilçelerin yerel yönetimlerinin hazırlık sürecinde daha etkin olmaları gerektiğini savunarak, “İlçelerin pandemi ile doğru orantılı turizm hazırlıklarını organize etmek gerekiyor. Tren kaçmadan. Maalesef bu yönde hazırlıklar yapıldığını görmüyoruz” demişti. Ben açıklamayı, “Turizmciden turistik belediyelere ayar” diye yorumlamıştım.

    PAY YÜZDE 4’E KADAR DÜŞTÜ
    Tercan, bu yazıdan sonra kısa bir açıklama gönderdi: “Yazının içeriğine bakınca ayar havası var biraz, yorumunuzda haksız değilsiniz. Fakat müsaadenizle bir açıklama yapmak istiyorum. İzmir turizmi son 30 yılda ihmal edildi. Bu ihmal lafta değil, rakamlarla da sabit. İzmir’in 30 yıl önce Türk turizminden aldığı yüzde 10’luk pay, pandemi öncesi itibarıyla söylüyorum, yüzde 4’lere kadar düştü.

    DÜŞÜŞE ŞAHİT OLDUM
    Bu düşüşe turizmin içinde yaşayarak şahit oldum. 1990’da Çeşme’de Albano Hotel’i, 2004’te Sisus Hotel’i kurduk. Turizmin hep içindeydim. Ayrıca 2 dönem Çeşme, bir dönem de İzmir Büyükşehir belediye meclislerinde görev aldım. Belediyelerde turizmin adının anılmadığına üzülerek şahit oldum. Yani,‘kül yutmam.’
    Kim ne derse desin, isteyenle de her an, her yerde canlı konuşmaya hazırım. Yıllarca yurt dışı turizm fuarlarında İzmir Büyükşehir ve ilçe belediyelerinden kimse yoktu. Bizler tanıtım mücadelesi verdik. O sebeple yılların ihmalini bildiğim için serzenişim ayar gibi algılanabilir, doğrudur da.”

    ---------------------

    BİR ÖNEMLİ UYARI

    Bu çocuklar
    kime emanet

    HÜRRİYET Ege Yazı İşleri Müdürü Nejat Bekmen, iyi bir gözlemcidir, zaman zaman da izlenimlerini paylaşır. Ve söz Bekmen’in;
    “Pandemi dönemini evde çalışarak geçiriyorum. İş bitimi sonrası da eşimle evimize yakın bölgede, kimseyle temas etmeden yürüyüş yapıyorum. Geçen gün güzergahım üzerinde bulunan Bostanlı Gondol Kafe’nin önündeki havuzda gözümüze çocuklar takıldı. Saat 18.00 dolaylarındaydı. Neşeli dört çocuk, keyifle havuza giriyordu. Bu arada kafe kapalıydı, çevrede herhangi bir görevli, daha doğrusu kimse yoktu.

    TEHLİKE BÜYÜK
    Çocukların nasıl bir tehlikede olduklarına aldırış etmeden havuza girmesi endişe vericiydi. Çünkü, birincisi havuz pis, ikincisi suyun altında elektrik aksamı geçiyor. Bu nedenle çocukların oraya girmesi beni tedirgin etti. Önümüz yaz, burada ve bunun gibi havuzlarda çok sıkı önlemler alınmalı, denetim uygulanmalı. Çocukların olası tehlikelerden uzak durmaları sağlanmalı. Yerel yönetimlere ve görevlilerine bu konuda çok iş düşüyor.”

    Yazının devamı...