• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Üretmeye adanmış bir hayat hikayesi

     

    Oğuz Diken, yüksek lisansın ardından da öğretim görevlisi olur. Diken, 90’ların başında ise akademisyenliği bırakıp pazarın ihtiyaçlarına cevap vermek için arkadaşıyla birlikte OM Mühendislik’i kurar. Süreç içinde yoluna tek başına devam eden Oğuz Diken, dünyanın önemli beton pompacılarından biri için çeşitli ürünler üretir. Ama firmanın Türkiye’de tesis kurmasıyla Oğuz Diken, bu alanda kendi hikayesini yazmak adına ortaklı bir yapıyla BETONSTAR’ı kurar. İstanbul’da başlayan üretim serüvenini süreç içinde İzmir’e taşıyan Diken, birçok ilke imza atar. Oğuz Diken, bugün ürettiği kamyon üzeri ve sabit beton pompalarını 50’yi aşan ülkeye ihraç ediyor. Hedefi ise sektörün lideri olmak.

     

    OĞUZ Diken... Küçük yaşta iş hayatına atılmayla, mühendislik bilgisini harmanlayan bir sanayici. Bu harmanla da ilkelere ve farkındalıklara imza atan bir girişimci. BETONSTAR A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Diken ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Öğretmen bir babanın çocuğu olarak 1961’de Aydın’da dünyaya ‘merhaba’ diyen Oğuz Diken, babasının öğretmen olması nedeniyle 5 yaşında okula başladığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle sürdürdü:

    İLK ADIMI 13’ÜNDE ATTI
    “Köy Enstitüsü mezunu babam, benim de erken yaşta çalışma hayatına atılmamı istedi. Ve ‘ayağı bağlansın’ mantığıyla da Aydın’da bisiklet yedek parçası üreten bir tanıdığının yanına beni çırak olarak verdi. İlk başta imalat kısmında çalıştım. Preslerin kestiği saçları topluyordum. Ama bir haftanın sonunda patronum, ‘sen buranın adamı değilsin’ diyerek beni ofis işlerinde çalıştırmaya başladı. 13 yaşında fatura keserek işe koyuldum. Bu çalışma süreci Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazandığım dönemde de her yaz devam etti. Yüksek lisansla birlikte asistan olduğumda ise bu çalışma süreci son buldu. Tabii, yıllar sonra o patronum bana ‘gel Aydın’da birlikte fabrika kuralım’ diye ortaklık teklif etse de ben kendi yolumu çizmiştim.”

    8 METREKARELİK OFİS
    Bir yandan yüksek lisans yapan Oğuz Diken, diğer tarafta da çeşitli firmalara projeler hazırlar. “Hiç boş durmadım” diyen Oğuz Diken, “Yüksek lisansı tamamladıktan sonra da bir firmada resmen iş hayatına atıldım, ama üniversiteden de teklif geldi. Öğrencilikten gelen ‘Prof.’ lakabının da etkisiyle bu teklifi kabul ettim. Bir süre sonra da öğretim görevlisi oldum. Ama daha sonra bir hocamın yönlendirmesiyle, 6 yıllık akademik kariyerimden ayrılma kararı aldım. Körfez Savaşı’nın başladığı süreçte de üniversiteden arkadaşım olan ve bir şirkette çalışan Melih’i de ikna ederek İstanbul’da 8 metrekarelik bir ofiste OM Mühendislik kuruldu. Piyasanın eksiklerini biliyordum. Bu eksiklerden yola çıkarak, zamanında teslim ve kaliteyle başarıyı sağlayacağımızı inanıyordum. Herkesin yanıp tutuştuğu süreçte biz iyi işler aldık. Talebe göre fason işler de yapıyorduk. Daha sonra da kendi atölyemizi kurduk. Kapı da yaptık, makineler de. Zor günlerdi. Beş kuruş sermayemiz olmadan yol çıkmıştık” diyerek girişimcilikte ilk adım attığı dönemi paylaştı.

    HER KRİZE YENİ ÜRÜN
    Oğuz Diken, 1994’te ortağıyla yollarını ayırarak, tek başına üretmeye devam eder. Bu süreçte de bazı ürünlerden çıkıp ağırlığını beton pompasına verdiğini söyleyen Diken, o dönemi ise şöyle aktardı:
    “Beton pompası alanında dünyanın önde gelen firmalarından biri için çeşitli parçaların üretimini yapıyordum. Tabii, ekonomik krizlerle de mücadele ediyorduk. Bu süreçte de yine farklı ürünler ürettik. 1998’de de iş makinelerinin kaldırma ekipmanlarına yönelik çalışmalarımız oldu. 2001 krizinde şirketi kapatma planları yaparken, bu süreçte iş makinelerinin kaldırma ekipmanları kurtarıcımız oldu. İş makineleri için kova ve ataşmanlar üretmeye başladım. Bu konuda isim yaptım. 2006’da ise beton pompası üreten Alman firma Türkiye’de tesis kurma kararı aldı. Ve bizlerle yollarını ayırdı. Bir anda yılların birikimiyle baş başa kaldım. 2007’de Türkiye’ye gelen Alman firma, hem verdiği sözleri tutmadı hem de bizi saf dışı bıraktı. Biz de üç ortaklı bir yapıyla BETONSTAR’ı 2008’de İstanbul’da kurduk. 2010’da da İzmir Torbalı’ya geldik ve bugün burada dünyaya üretim yapıyoruz. OM Mühendislik ise yoluna Kocaeli’nde devam ediyor.”


    GÖZÜ LİDERLİKTE

    AR-GE ve inovasyona çok önem verdiklerini dile getiren Oğuz Diken, “Lisanslı üretimle başlayan beton pompası serüvenimiz, bugün ilklere imza atan bir yapıyla yoluna devam ediyor. Kendi alanında dünyada ilk kez 40 metrelik pompayı biz ürettik. Bugün 14 tane mobil pompamız var. Şimdi de 68 metreyi yapıyoruz. İzmir Torbalı’daki 100 bin metrekarelik lokasyonda yılda 150 beton pompası üretiyoruz. Bunu 2022’de 240’a çıkarmak istiyoruz. 250’ye yakın çalışanımızla gelecekte farklı ürünler geliştirme hedefiyle üretim yapıyoruz. Sahip olduğumuz know how ile de gelecekte bu pazarın lideri olmak gibi hedefimiz var” diyerek, planlarını paylaştı.


    ABD, AVRUPA DERKEN
    ŞİMDİ DE JAPONYA

    “BUGÜN geldiğimiz noktada sektör deneyimimiz ile ürettiğimiz mobil, mikserli, sabit ve city pump pompalarımızla dünyanın farklı kıta ve ülkelerindeki geniş bayi ağımızın da desteğiyle varız” diyen Oğuz Diken, şu bilgileri paylaştı:
    “Türkiye’de 2018’de inşaat sektörü büyük bir sıkıntı yaşayınca biz o dönem yönümüzü tamamen yurtdışına çevirdik. Bugün Avrupa ve Amerika başta olmak üzere yaklaşık 50 ülkeyi aşan ihracat portföyüne ulaştık. İnovasyon ve AR-GE tasarım gücüyle de yakın zamanda bu ülkelerin arasına Japonya’yı da ekledik. Dünyadaki beton pompası üreticileri arasında yer alarak, farklı kıta ve ülkelere yaklaşık 7 bin parçayı bir araya getirerek yarattığımız, teknolojik alt yapıyla donatılmış beton pompalarıyla yurtdışında sektörde söz sahibi olarak dengelerin oluşmasında aktif rol alıyoruz.”

    KISA KISA

    * BETONSTAR A.Ş.’nin ilk kurulduğu yıl üç ortağı olduğunu dile getiren Oğuz Diken, “Daha sonra ortaklardan biriyle yollarımızı ayırdık ve Süleyman Civil ile devam kararı aldık. Bugün ise Süleyman Civil yerini ikinci kuşaktan Bora Civil’e bırakmış durumda. Bora, daha çok üretimden sorumlu, ben ise satış kısmına bakıyorum” diyerek, BETONSTAR’ın yapısıyla ilgili bilgi verdi.

    Yazının devamı...

    Hobisi bilişimle eğitim aldığı kimyayı birleştirdi

    Kimya bölümünün ardından bir yandan kariyerine profesyonel olarak devam eder, diğer tarafta ise kendi işini kurar. Web tasarım, kozmetik ticareti girişimlerine Yılmaz Seçkiner, süreç içinde ilaçlamayı da ekler. İlaçlamanın e-ticaretini oluşturan Seçkiner, süreç içinde tüm ağırlığını bu alana kaydırır. Dijitalleşme hedefiyle de ‘haşere kontrol sistemi’ni kurar. Yılmaz Seçkiner’in hedefinde ise Endüstri 4.0 uygulamalarıyla geliştirdiği sistemi hem franhchise modeliyle büyütmek hem de global bir oyuncu olmak var.

    YILMAZ Seçkiner... Hem hobisi olan bilişimi hem de eğitim aldığı kimyayı aynı potada buluşturarak iş modeli geliştiren genç bir girişimci. Geleceğin biyogüvenlik sistemlerinde olduğuna inanan bir iş insanı... Seçkiner Teknoloji ve Kimya A.Ş.’nin kurucusu olan Yılmaz Seçkiner ile hem girişimcilik yolculuğunu hem de gelecek planlarını konuştuk. 1987 İzmir Bergama doğumlu olan Yılmaz Seçkiner, çiftçi bir dede ve işçi emeklisi bir babanın olduğu bir ailede büyüdüğünü söyleyerek, şöyle devam etti:

    İLK ADIM SEMT PAZARINDA
    “İş konusunda da ilk deneyimim küçük yaşlarda babaannemin ürünlerini pazarda satma şeklinde oldu. Liseye kadar Bergama’da geçti hayatım. Üniversite için ise Elazığ’a gittim. Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde okudum. Bu süreçte de birçok staj deneyimim oldu. 2009’da mezun olduktan sonra kariyerime profesyonel olarak devam ettim. Ama benim liseden beri en büyük hobim diyebileceğim bilişim vardı. Kimya okusam da web tasarımı ve yazılıma karşı özel bir ilgim duyuyordum.”

    KEŞİF YOLCLUĞUNA ÇIKTI
    Yılmaz Seçkiner, bir yandan kariyerine profesyonel olarak devam ederken, diğer yandan da hobisini de işi yapmaya karar verir. 2011’de doğduğu topraklarda YST ismiyle kendi şirketini kuran Yılmaz Seçkiner, “Bu girişimimde 2010’da güncellenen Türk Ticaret Kanunu’nun da payı var. Şirketler için web tasarımları yapmaya başladım. Bir yandan da bir maden şirketinde kalite sorumlusu olarak çalışıyordum. Süreç içinde web tasarımının yanına kozmetik sektörünü ekledim. Burada satış ağırlıklı bir yapı oluşturdum. Danışmanlık hizmetleri de verdim. Bu koşuşturmacaya bir de ilaçlama sektörünü ekledim” diyerek, tüm bu girişimlerle hem ticareti öğrenmeye hem de kendine uygun olan iş modelini keşfetmeye çalıştığını aktardı.

    HAŞERE KONTROL SİSTEMİ
    Süreç içinde Yılmaz Seçkiner, tüm ağırlığını ilaçlama sektörüne vermeye karar verdiğini belirterek, o süreci şöyle aktardı:
    “Bergama’dan bölgesel bir firma olarak yol çıktım. Büyük bir markanın sorumluluğunu aldım. Haşere ilaçlaması alanında hem fark yaratmak hem hobimi de bu işe dahil etmek hem de eğitimin aldığım kimyayı da sürece daha fazla katmak adına ilaclat.com’u kurdum. Tecrübemizi tüm Türkiye’ye ulaştırma amacıyla yola çıktığımız ilaclat.com projemizle haşere sorunlarına hızlı ve uygun çözümler üreten bir e-ticaret platformu oluştu. İlaçlama sektörünü tüketicinin bir tık yakınına getirdik. Anlık fiyat bilgisinden birçok ödeme seçeneğine kadar kapsamlı bir yapı oluşturduk. Amacım sektörün dijitalleşmesi üzerineydi. Bu hedef doğrultusunda da en son ‘haşere kontrol sistemi’ doğdu.”

     

    ZARARLIYI TAKİP EDİP ONA
    GÖRE ÇÖZÜM ÜRETİYOR
    YILMAZ Seçkiner, ‘haşere kontrol sistemi’nin işleyişini şöyle aktardı: “İlaçlama alanındaki tüm operasyonu bir yazılım aracılığıyla takip edebiliyoruz. Biz işbirliğine gittiğimiz kurumlara istasyonlar kuruyoruz. Kimsenin görmediği noktalarda oluyor bu istasyonlar. Bu istasyonlar aracılığıyla zararlıları hem takip ediyoruz hem de analiz ederek çözümler üretiyoruz. İnsan kontrolüne bırakmadan hareket eden bir yapı söz konusu. Cihazlarımız internete bağlı ve hareketleri algılayan bir sensör bulunuyor. Haşere hareketine göre kullanıcıya bilgi veriyor, ona göre hangi bölgede ne tür önlemler alınması gerektiğini söylüyoruz. Bunun için özel bir yazılım geliştirdik.”


    HEDEFİNDE GLOBAL VAR

    “KENDİNE özgü raporlama yazılımları ve teknoloji çalışmalarıyla birlikte haşere kontrol sektörünün teknoloji öncüsü olmak için her gün çalışıyoruz” diyen Yılmaz Seçkiner, haşere kontrol sektörü Endüstri 4.0 uygulamaları üzerinde projeler geliştirdiklerini belirterek, “Hem ilaclat.com hem de haşere kontrol sistemi ile iki yönlü ticaret yapıyoruz. Karşılıklı bir ticaret söz konusu. Bölgesel olarak başlayan yolculuğumuz Türkiye’ye yayıldı. Şimdi son teknolojimizle birlikte franhchise vermeye başladık. İki franchise ile anlaşma yaptık. Yıl sonuna kadar bunu 15’e çıkarmayı hedefliyoruz. Bir diğer hedefimiz ise global bir oyuncu olmak. Şu an Belçika ve Amerika ile görüşmelerimiz sürüyor. Bir diğer planımız ise bu sistemi tarım sektörüne de uyarlamak. Böylece daha az kimyasalla çevreye olan zararı en asgari düzeye indirebiliriz” diyerek gelecek planlarını aktardı.

    Yazının devamı...

    Zeytinin büyüsüne kapılıp yeni keşiflere yelken açtılar

    Restoran işletmeye başlayan Özen çifti, Karameşe ile tanışınca yeni bir girişime adım atar. Tlos Olive çatısı altında el ele veren üç isim, ortaya çıkan güçbirliğiyle hem ulusal, hem de uluslararası platformlarda zeytinyağında önemli ödüller alır. Bugün hem iç piyasaya, hem de yurtdışına zeytinyağı veren butik bir marka olarak yoluna devam eden üç ortağın gündeminde ise gurme mutfak ve zincir restoran oluşturmak var.




    TLOS Olive... Gücünü hem ölmez ağaç zeytinden, hem de farklı alanlarda bilgi birikimi olan ortaklarından alan bir marka. Zeytinin büyüsüne kapılmış ve araştırdıkça daha da büyülü faydalarını keşfetmiş ve keşfetmeye de devam eden bir grubun eseri. Tlos Olive’in ortakları ile şirketin kuruluş serüvenini ve gelecekle ilgili planlarını konuştuk. Tolga Özen, Bilkent Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirdiğini, bunun üzerine İngiltere’de MBA yaptığını, eşi Tuba Özen’in Ege Üniversitesi İşletme’yi bitirdiğini, Sebahattin Karameşe’nin ise küçük yaşta inşaat işlerinde çalışarak bu alanda kariyerine devam ettiğini paylaştı. Tolga Özen, hikayenin devamını şöyle aktardı:

    BUNU BİZ NEDEN YAPMAYALIM
    “Macera, Sebahattin Karameşe’nin beyninde bulunan tümör sonrası alternatif çözümler bulmaya çalışırken İspanya’dan polifenollü zeytinyağı getirmeye çalışmasıyla başlıyor. Biliyorsunuz Türkiye zeytin cenneti bir ülke. ‘Bu özel yağı biz neden çıkartamayalım?’ denilen noktada, 2015’te Tlos Olive şirketi doğuyor. Bir sene sadece polifenol hangi zeytin tipi, hangi koşullar, nasıl toplanmalı, sıkım yöntemi ne olmalı sorularına çözüm bulmakla geçiyor. Ve tüm bu çalışmalar sonrasında, Fethiye bölgesinde elde edilen yüksek polifenol seviyesiyle Tlos Olive ilk kuruluş meyvesini vermiş oluyor.”

    DOĞANIN MESAJINA UYDULAR
    Tüm bunlar yaşanırken Tolga ve Tuba Özen ise İstanbul’daki kurumsal hayattan ayrılıp yeni bir yaşama yelken açmakla meşguldür. “Aslında her şey bir tekne gezisi sonrası beynimize sonsuz oksijenin ve de mavi suların tüm bünyemize hakim olmasıyla başladı” diyen Tolga Özen, o süreci de şöyle paylaştı: “Geleceğe ertelediğimiz isteklerin artık duramayacağını o gezi sonrası fazlasıyla hissettik. Gezi dönüşü Tuba, çok sevdiği işinden istifa etti. Doğanın bize verdiği mesajlar çok netti. Onları görmezden gelemezdik. Ben de işimden ayrıldım ve sonrasında yurtdışından gelen iş teklifiyle yeni bir adım için hazırlık yapmaya başladık. İş görüşmesi sonrası oğlumuz Efe’nin sürpriz bir şekilde bize katılacağını öğrendik. İstanbul’da Efe’nin doğması için bekleyip sonrasında hayalimiz olan Ege’ye geçmeye karar verdik. Ve boş duramayan insanlar olarak ilk girişimimiz olan restoran serüveni 6 yıl önce Fethiye’de başladı.”

    ORTAK BULUŞMALAR ORTAK YAPTI
    Restaurant Bay Efetto ile 5.5 dönüm arazide oldukça doğal bir ortamda hizmet vermeye başladıklarını ifade eden Tolga Özen, bu süreçte de yollarının Tlos Olive’nin kurucusu Sebahattin Karameşe ile kesiştiğini paylaştı. Karameşe’nin Restaurant Bay Efetto’da tadım günleri düzenlemeye başladığını aktaran Özen, “Tadım günleriyle birlikte biz de zeytin meyvesinin büyüsüne kapıldık. Zamanla Tlos’un en iyi müşterisi haline geldik. Sonrasında bu ortak buluşmalar bizi ortak olmaya kadar götürdü. Biz bir Ege hayali için bu serüvene başladık. İlk adımı da restoran tarafıyla attık. Bu heyecanlı serüvene ‘mavi düşler’ diyoruz. Sonrasında Tlos Olive tarafı hayatımıza girdi ki, o da ‘yeşil düşler’imizdi. Maviyle yeşili bütünleştirmeye çalıştık” diyerek, ze


    ytin meyvesinin büyüsüne kapılmış ve doğal hayatı yaşam tarzı olarak benimsemiş 3 ortaklı butik bir şirket olarak yollarına devam ettiklerini paylaştı.


    SAĞLIK ALANINDA İKİ MADALYA
    SEBAHATTİN Karameşe, uluslararası ve ulusal kalite ödüllerinin Türkiye’de tanınmalarında ve ihracat için tercih edilen firma olmalarında çok büyük katkısı olduğunu söyleyerek, “Özellikle London IOOC’de aldığımız ödül bizim için çok ama çok kıymetli. Aslında Türkiye açısından da çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü, ülkemize ilk kez yalnızca kalite tarafında değil, ‘sağlık’ alanında 2 madalya kazandırdık. Üretimi butik tutabilmek bizim için çok önemli. Bu özenli üretim şeklimizi devam ettirebilmek ve daha çok insana sağlık anlamında katkıda bulunmak en büyük amacımız. Bunu Türkiye çapında duyurabildiğimiz gibi, yurtdışında da ülkemizi kendi markamızla ön plana çıkartabilmek en büyük hedeflerimizden. İspanya, İtalya, Yunanistan bu anlamda tanınırlık sağlamışken Türkiye’nin hak ettiği yerde olmadığını düşünüyoruz. O anlamda firma olarak bu konuda katkı sağlayabilmek en büyük hedefimiz” diyor.


    ŞEMSİYENİN ALTI ZENGİN
    TÜKETİCİYLE ağırlıklı e-ticaret kanalıyla buluştuklarını dile getiren Tolga Özen, “Tlos Olive şemsiyesi altında çeşitli markalarımız var. Fenolive, yüksek polifenollü içimlik zeytinyağlardan oluyor. Bunlar, 250 mg/kg polifenol seviyesi üzeri yağlarımızdan oluşuyor. Zeytin Hanım Gold ise soğuk sıkım yemeklik ve salatalık yağlarımızdaki markamız. Zeytin Hanım için de zeytine dokunan ürünlerimiz diyebiliriz. Bu markada da kantaron yağı, kudret narı gibi ürünler bulunuyor. Zeytin Hanım Beauty, ciltten kullanımlık ürünlerimiz. Tlos Farm’da da zeytin dışı organik, ev yapımı, doğal ürünler bulunuyor. Polifenollü yağlarımız, squaleneli cilt ürünümüz, hatta ileride yine zeytin meyvesi aracılığıyla keşfedeceğimiz yeni ürünlerimizle olabildiğince fark yaratmak istiyoruz. Çünkü doğal hali ile zeytin meyvesinin bu mucizelerinin tanıtımının ve kullanımının artmasının herkese katkı sağlayacağını düşünüyoruz” diyerek, çalışmaları hakkında bilgi verdi.


    GURME MUTFAK VE
    ZİNCİR RESTORAN
    GELECEĞE dair planlarının çok fazla olduğunu dile getiren Tuba Özen de şu bilgileri paylaştı: “Çok fazla hayal var. Kesinlikle bir sağlık noktası olarak anılmak istiyoruz. İnsanlara doğa vesilesiyle sağlık verebilmek ve onlardan kazandığımız bu güveni günden güne daha çok artırabilmek en büyük isteğimiz. İleride bayiliklerimizin olması bizim mantalitemizde çok değerli. Yurtdışında, çeşitli seminerlere davet edilmek, ihracatımızın çok önemli ve kaliteli yerlerde gerçekleşebilmesi hayallerimizin bir diğeri. Belki ileride gurme mutfaklı zincir restoranlarımız bile olur.”

    KISA KISA
    * Geçmişte her birinin küçüklü büyüklü girişim denemesi olduğunu dile getiren Tolga Özen, “Sanırız bizi birleştiren en önemli ortak nokta bu ve bir amaca hizmet etme tutkusu” diyor.

    * “Soğuk sıkım zeytinyağı fabrikamızda hayatımıza devam ediyoruz” diyen Sebahattin Karameşe, “Lütfen zeytinyağını sağlık için içmeyi ciddiye alalım” çağrısında bulunuyor.

    * Yaklaşık 5 senedir bu sektörde olduklarını aktaran Tuba Özen, “Her gün hayatımıza bilgi ve deneyim anlamında yeni bir şeyler katmaya çalışıyoruz. Öğrenmek, araştırmak ve yeni hedefler belirlemek en büyük hazımız” diye konuşuyor.

    Yazının devamı...

    Tek başına çıktığı yolda bugün dünyayı giydiriyor

    Ama bir süre sonra yapmak istediklerini profesyonel hayatın kısıtladığını fark eder. Sijan Şeyma Şengil, Denizli’de kendi şirketini kurma kararı alır. 27’sinde maddi birikimi olmadan yola çıkması çevresindekileri korkutsa da Şijan Şeyma Şengil, tutkularının peşinden gider. Barine’nin ilk dönemlerinde tek başına çalışan Sijan Şeyma Şengil, bugün ev dekorasyonu, plaj ve çocuk giyiminde dünyanın birçok ülkesine kendi markasıyla ürün gönderiyor. Tek başına başlayan serüveni 100 kişilik bir aileye dönüştürmeyi başaran Sijan Şeyma Şengil’in gündeminde ise daha çok hayata dokunmak var.

    SİJAN Şeyma Şengil... Girişimciliği kendine uzak bir kavram olarak görse de hayalindeki mesleği yapmak için genç yaşında büyük sorumluluk üstlenen bir iş insanı. Bu serüvende de zorluklardan korkmayan ve onların üstüne giderek üretmeyi seçen bir girişimci. Barine markasının kurucusu Sijan Şeyma Şengil ile hem kariyer yolculuğunu hem de gelecekle ilgili hedeflerini konuştuk. 1980 Ankara doğumlu, memur baba ile ev kadını annenin üç çocuğundan biri olan Sijan Şeyma Şengil, ilk, orta ve lise eğitimini bu kentte tamamlar. Sijan Şeyma Şengil, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

    MADDİ BİRİKİMİ OLMADAN BAŞLADI
    “Ankara’dan sonra üniversite için İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü’nde okudum. Çocukluğumdan beri tekstil ve üretim, hayatımda çok önemli bir yere sahipti. Tekstil mühendisliği bu anlamda benim için doğru bir seçim oldu. Çocukluk hayalim; istediğim ve seveceğim bir meslek için eğitim almak, çok çalışmak ve o meslekle hayatımı sürdürmekti. Çalışma hayatıma da bu şekilde başladım. 2002’de üniversiteden mezun olduktan sonra Denizli’de ilk adımı attım. 5 yıl profesyonel olarak çalıştım. Ancak içimde yapmak istediklerimin birikmesi, profesyonel çalışma hayatında bu isteklerin kısıtlı yerine getirilebilmesi beni 27 yaşımda kendi markamı ve şirketimi kurmaya itti. Genç ve maddi birikimim olmadan girişimciliğe soyunmam, çevremdekileri özellikle ailemi çok korkuttu. Ancak beni engellemeye çalışmadılar ve ellerinden gelen desteği her zaman gösterdiler.”

    MARKANIN ADI ANNEANNEDEN
    Kendi firmasını kurmaya karar verdiğinde güvendiği tek şeyin çalışma azmi, tutkularının peşinden yılmadan ilerleme ve zorluklardan korkmamak olur. “Firmamı ve markamı kurmaya karar verdiğimde elbette ki, hayalime, oluşturmak istediğim ürünlere uygun bir isim bulmam gerekiyordu” diyen Sijan Şeyma Şengil, şöyle devam etti:
    “Düşününce anneannemin adından daha güzel ve daha uygun başka bir isim bulamadım, böylelikle Barine doğdu. Barine’nin ilk tohumları aklımda yeşermeye başladığında rahat, çabasız, kullanımı kolay, işlevsel, ama aynı zamanda şık ürünlerin tamamladığı; gelenekleri ve geçmişi olan, modern, zamana ayak uyduran bir hayat tarzı hayal ettim. Tıpkı anneannem gibi... Çıkış noktamız ve o günden bugüne kadar sadık kaldığımız tarzımız tam olarak bu. İlk ürünlerimde geleneksel dokuma peştemallar ve plaj ürünleri oldu.”

    FARKLI KÜLTÜRLERE HİTAP EDİYOR
    Tek başına başladığı serüvende 100 kişilik bir aileye dönüştüklerini anlatan Sijan Şeyma Şengil, bugün tüm kıtalara kendi markasıyla ürünlerini gönderen şirket haline geldiklerini paylaştı. Sijan Şeyma Şengil, “Büyüdük, çoğaldık ve ailemiz her gün büyümeye devam ediyor. Barine ürünleri dünyanın dört bir yanında evlerle ve yaşamlarla buluşuyor. Amerika, Kanada, Avrupa, Japonya, Kore, Şili gibi onlarca ülkede Barine ürünlerine ulaşmak mümkün. Türkiye’de de kendi web sitemiz ve farklı satış noktaları üzerinden tüketiciyle buluşuyoruz. İhracat noktalarındaki çeşitliliğimiz ürünlerimizin farklı kültür ve ihtiyaçlara hitap edebilmesinden kaynaklanıyor. Ürünlerimiz için hedeflediğimiz işlevsellik ve tasarımlardaki modern geleneksel çizgiler, onları dünyanın birçok yerinde beğenilir hale getiriyor” diyor.


    MİRASA DA SAHİP ÇIKIYORUZ

    BARİNE’nin aynı zamanda bir üretim şirketi olduğunu ifade eden Sijan Şeyma Şengil, ürünlerinin birçoğunun kendi tesislerinde üretildiğini söyleyerek, şu bilgileri paylaştı: “Aynı zamanda özel üretim işbirlikleri de yapıyoruz. Bizim için dünya zevklerine hitap ederken yerel olabilmek, kendi kültürümüzden ve mirasımızdan beslenmek de çok önemli. Özellikle ustalıkla miras aldıkları el ve kara tezgah dokumalarını sürdüren zanaatkar partnerlerimizle çalışmak bizim için büyük bir onur” diyor.


    İLHAM ALDIĞIMIZ
    DOĞANIN TÜKENMEMESİ
    İÇİN DE ÇALIŞIYORUZ

    “DÜNYANIN farklı yerlerinde yer alırken gezegenimizin ne kadar önemli olduğu gerçeği ile her gün yüzleşiyoruz” diyen Sijan Şeyma Şengil, tekstilin oldukça tüketici bir sektör olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: “Tekstilin, dünya kaynaklarını tüketmede önemli bir yeri var maalesef. Elbette ki, yapılabilecek, değiştirilebilecek ve düzeltilebilecek oldukça fazla şey de var. İlk günden beri bizim en önemli amaçlarımızdan biri ihtiyaçlar, tüketim ve üretim arasındaki ilişkiyi doğru kuracak ürünleri daha çevreci ve sürdürülebilir şekilde kurmak. Her gün bir adım daha atarak gezegenimizden aldıklarımızı azaltmaya, mümkün olduğunca ve elimizden geldiğince geri koymaya uğraşıyoruz. Sürdürülebilir enerji kaynaklarına yönelmeye, su tüketimini azaltmaya, ambalajlarımızı küçültmeye ya da mümkünse kaldırmaya çalışıyoruz. Biz doğadan ilham alıyoruz, ilhamımızı tüketmek istemiyoruz.”


    BU BİR YOLCULUK HİKAYESİ

    MARKANIN her gün geliştiğini ifade eden Sijan Şeyma Şengil, gelecekle ilgili hedeflerini ise şöyle anlattı: “Barine, tarzını korurken değişimlere kapalı değil, felsefe olarak da olgunlaşıyor. Gelecek planlarımızda en önemli hedef, aslında daha fazla hayata, daha fazla eve dahil olabilmek. Bunun için 5, 10 ve 15 yıllık planlarımız var. İlk 5 yıllık planın 3’üncü yılındayız ve dünyadaki tüm olumsuzluklara rağmen hedeflerimizin ilerisinde hareket ediyoruz, ancak ana hedefimiz daha fazla kişiyle buluşmak olsa da bunu değerlerimizi koruyarak yapmak bizim için en önemlisi. Barine’nin ve benim hikayem bir yolculuk hikayesi. Hedefler aslında bir sonraki hedefe varabilmek için başlangıç noktası. Yolda olabilmek, öğrenebilmek, gelişebilmek, eğlenebilmek ve ufuklar yenilemek, varılacak tek bir hedeften çok daha güzel geliyor.”

    KISA KISA

    * “Girişimcilik bir başlangıç değil bana kalırsa, bir serüven ve yolda olma hali” diyen Sijan Şeyma Şengil, “Bu yolculukta hedefler yenileniyor, ufuklar yenileniyor, ama o ilk günkü heyecan devam ediyor. Her gün yeni bir macera” diyor.

    Yazının devamı...

    Hayalleri de ortak

    Ayşen Doğan’ın babası Hasan Doğan’ın yıllar önce oluşturduğu zeytinlik de bu planları için önemli bir durak olur. Tuğçe Andıç ve Ayşen Doğan, bugüne kadar yurtdışına giden zeytin ve zeytinyağlarını iç piyasaya da sunma hedefiyle güçbirliğine gider. Ve ‘Doğan Çiftlik Ürünleri’ ismiyle markalaşırlar. Bugün organik zeytin ve zeytinyağının yanı sıra çiftlikte yetişen ürünlerden yapılan reçelden cevize kadar çeşitli ürünleri tüketicinin beğenisine sunan ikilinin gündeminde ise hem hayallerine başka kadınları katmak hem de ihracat yapmak var.

    TUĞÇE Andıç ve Ayşen Doğan... Miras aldıkları atalarının işlediği toprağa, yeşerttiği tohuma ve geleneğe katma değer ekleyen iki girişimci. Hayallerine başka kadınları da ortak ederek ‘organik gıdaya herkesin ulaşabilmesi’ için mücadele veren iki iş insanı. ‘Doğan Çiftlik Ürünleri’ markasının kurucuları Ayşen Doğan ile Tuğçe Andıç ile hem kariyer yolculuklarını hem de markanın doğuş öyküsü ve yarınlara dair hedeflerini konuştuk. Tuğçe Andıç ile çocukluk arkadaşı olduklarını, üniversite sürecinde yollarının ayrıldığını dile getiren Ayşen Doğan, o süreci şöyle aktardı:

    HER ŞEY ÇİFTLİKTEN GELİYOR

    “Ben Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nın bitirip üzerinde Hacettepe’de formasyon alarak İngilizce öğretmenliği yapmaya başladım. Tuğçe ise Dokuz Eylül Üniversitesi mezunu ve o da İngilizce öğretmenliği alanında kariyerine yön verdi. Bir süre sonra öğretmenlikten zevk almadığımız fark ettik. Hayatım babam Hasan Doğan’ın işi nedeniyle çiftlikte ve işletmelerde geçti. Onun oturmuş bir işi vardı. Ve yurtdışıyla çalışıyordu. Ödemiş’te bulunan zeytinliklerin yanında çeşitli meyve ağaçlarının da olduğu çiftlikten sürekli eve bir şeyler geliyordu. Bunları çevremize hediye ediyorduk. Babam 10 litrelik zeytinyağları hediye ediyordu. Babamın hediye oranı çok yüksekti.”

    HEDİYELERİ DÖNÜŞTÜRDÜLER

    Doğal ürünlerin hediye edildiği süreçte anne olan Ayşen Doğan, oğlu olduktan sonra paketli-katkı maddeli gıdaya karşı bir duruş sergiler. Ayşen Doğan, “Oğlumun doğal beslenmesi için çaba sarf etmeye başladım. O dönemde İstanbul’da yaşıyordum. ‘Çevreye, insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen, doğal kaynakları koruyan, izlenebilir-sürdürülebilir gıda güvenliğini sağlayan, neslimizin ve gelecek nesillerin faydasına bir tarım-üretim sistemi olabilir mu’ sorusuna cevap aramaya başladım. Benzer bir sorgulamayı Tuğçe de yapıyordu. Böylece ortak bir hayalimiz oluştu. Tabii babamın hediye kültürüyle birlikte de çiftliğin organik ürünleri birçok kişiye dokunuyordu. Ve ‘bu ürünlerin satışı yok mu’ diyen bir kitle oluşmuştu” diyerek, Tuğçe Andıç ile bunu dönüştürmeye karar verdiklerini anlattı.

    ÖĞRETMENLİKTEN ÇİFTLİĞE

    Yaklaşık 10 yıllık öğretmenlik deneyiminin ardından Tuğçe Andıç, Ayşen Doğan ile kendi hikayelerini yazmak için yeni bir yola çıkar. Tuğçe Andıç, o süreci şöyle anlattı:
    “Hep sosyal fayda misyonuyla hareket eden biriyim. Bu felsefeyle de yıllarca öğretmenlik yaptım. Daha sonra ise Ayşen’in aileden gelen imkanını daha da geliştirmek için güçbirliğine gittik. Hasan Amca da bize el verdi. Yaklaşık bir yıl önce ortak olduk ve Doğan Çiftlik Ürünleri ismiyle markalaştık. Her ikiziz de ticaretin içinde olan ailelerde büyüsek de hiç ticaret yapmadık. Ve yeni bir adım attık. Yaklaşık 6 aydır ürünlerimizi online olarak iç piyasada satıyoruz. Ana ürünümüz zeytin ve zeytinyağı. Bunun yanında çiftlikte bulunan meyve ağaçlarından toplanan ürünlerle yapılan reçellerimiz var. Çiftlikte ne yetişiyorsa onu paketleyip, doğal ve katkı madde içermeden tüketicinin beğenisine sunuyoruz. Zaten burası sertifikalı bir organik çiftlik.”




    HEMCİNSLERİYLE BÜYÜMEK İSTİYORLAR

    DOĞAL, organik gıdaya herkesin hesaplı olarak ulaşabilmesi hedefiyle yola çıktıklarını aktaran Tuğçe Andıç, “Hedeflerimiz arasında bölgede kadın istihdamını desteklemek ve birlikte çalışarak büyümek var. Markamız altında meskende üretim yapan kadınlara da yer var. Örneğin yöremizin kültür mirası gün balını, buradaki ustaların kendi organik üzümlerimizle kendi meskenlerinde hijyen ve üretim aşamalarını günlük olarak denetleyerek yaptırdık. Bu kapsamda kendi üretimimiz dışında güvenli gıda üretimi yapan her kadın üreticiye de kapılarımız açık. Ayrıca köylünün ürününün değer görmesi için de çalışmak istiyoruz. Model bir işletme olmak istiyoruz. Hedeflerimiz arasında hem yurtdışı hem de yeni ürünler var” diyerek, yol haritalarını paylaştı.


    160 DÖNÜMLE BAŞLADI ŞİMDİ İSE...

    ÇİFTLİĞİN doğuş öyküsünü Hasan Doğan, şöyle aktardı:
    “Aile mesleğimiz kuru meyve ihracatı. Ben de dördüncü kuşağım. 42 yıl önce ihracatın dışında da bir yaşam hedefiyle Ödemiş’te bir arazi aldım. En iyi bildiğim şey incir olunca da buraya hobi amaçlı incir ağaçları diktim. Ama bölgede incir olmayınca, tanıdıkların yönlendirmesiyle domat cinsi zeytine yöneldim. 160 dönümle başlayan hikayeyi bin dönümün üzerine çıkardım. Hobi diye başlayan süreç bir anda büyük bir çiftliğe dönüştü. Burada yetişen zeytinleri de kuru meyvenin yanında ihraç etmeye başladım. Şu an ise tamamen zeytinle yolumuza devam ediyoruz. Burası Türkiye’nin en büyük organik domat cinsi zeytinliği. Hatta Avrupa’nın.”

    KISA KISA

    * Ayşen Doğan, ürünleri gibi tüketiciyle kurdukları iletişimin de organik olduğunu söyleyerek, “Ürünü satıp kenara çekilmiyoruz. Sürekli iletişim halindeyiz. Ve oradan aldığımız geri dönüşlerle çalışmalarımıza yön veriyoruz” diyor.

    * Aralarında bir iş bölümü olduğunu dile getiren Tuğçe Andıç, “Ayşen daha çok üretimden sorumlu. Ben ise kurumsal iletişime bakıyorum. Tabii sürekli bir iletişim halindeyiz” diyor.

    Yazının devamı...

    İşi ne eve ne de internete sığdı

     

    GÖZDE Destek... Evinin bir odasında başlayan hikayeyi, üretim tesisine çevirmeyi başaran bir iş insanı. Türkiye’de satışı olmayan bir ürünle girdiği sektörde de fırsatı girişime çeviren Mela Group’un kurucularından Gözde Destek ile hem girişimcilik hikayesini hem de Yamuna Korse’nin gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1984 İzmir doğumlu Gözde Destek, çalışma hayatına ilk adımı ortaokul yıllarında attığını belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

    YAZ TATİLLERİNDE ÇALIŞTI
    “Annem ev kadını, babamın ise hem taksisi hem de kuaförü vardı. İhtiyacımız olmamasına rağmen ben de küçük yaşta çalışmak istiyordum. Bu galiba sahip olduğum girişimci ruhla alakalı. Avukatlık mesleğine olan merakımla da bir tanıdığımızın yanında yaz döneminde çalışmaya başladım. Ama avukatlığın çok da bana uygun olmadığını keşfettim. O dönem yurtdışı hayalleri de kuruyordum. Sonra her yaz tatilimi çalışarak değerlendirdim. Garsonluktan satış temsilciliğine kadar birçok işte çalıştım.”

    BU KEZ ZORUNLULUKTAN
    Ortaokul ve lise yıllarında yaz dönemlerini hep çalışarak geçiren Gözde Destek, Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme’de okuduğu dönemde de bu tempo devam eder. Gözde Destek, “Daha önce ihtiyacım olmamasına rağmen çalışıyordum, ama üniversite döneminde tam tersi oldu. Çünkü babam, iflas etti. Bu kez paraya ihtiyacım olduğu için çalıştım. Satış yapmaktan ve insanlarla iletişim kurmaktan çok mutlu olduğum bir süreç yaşadım. Üniversite sonrasında da profesyonel iş hayatına atıldım, kendimi satış konusunda geliştirebileceğim bir alanda kariyer yolculuğum devam etti. Bir ilaç firmasında işe girdim. Ama bir süre sonra benim departmanım kapanınca işsiz kaldım. Daha sonra yine başka bir firmaya girdim. Bu kez de aynı şey oldu. Çalıştığım departman kapandı ve yine işsiz kaldım” diyerek, kariyer yolculuğunda yaşadıklarını paylaştı.

    TÜRKİYE’DE OLMAYANI SEÇTİ
    Profesyonel çalışma alanında satışa karşı merakının yanında, asıl yeteneğinin pazarlama olduğunu keşfeden Gözde Destek, işsiz kaldığı dönemde yeni arayışlara girer. Gözde Destek, hikayesine şöyle devam etti:
    “Ben çok eski bir Instagram kullanıcısıyım. Arayış yaptığım süreçte de ‘burada bir şeyler satabilir miyim’ demeye başladım. Yıl 2014... Ve kadın giyim ve aksesuarlarının satışa sunulduğu bir sayfa açtım. Ama farklı bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyordum. Bu süreçte de sürekli araştırmalarım devam ediyordu. Ve karşıma Türkiye’de satışı olmayan vücut şekillendirici korse çıktı. Yurtdışıyla bağlantılar kurdum ve korse satışına başladım. Tüm bu süreci o zaman evden yürüttüm. Talepler artınca bu kez e-ticaret sitemizi de hayata geçirdik. Süreç içinde eşim Tamer Destek de bana katıldı ve evden ofise geçtik. Marka olarak da Hindistan’daki nehir Yamuna’yı seçtik. İlk etapta kendi markamızla yurtışında üretim yaptırıyorduk. Tekstilde dünyada önemli bir karşılığı olan ‘Made in Turkey’den de yola çıkarak, 2019’da üretimimizi de İzmir Sarnıç’ta yapmaya başladık. Aynı yıl sağlık, incelik ve teknolojiyi bir araya getirme hedefiyle İzmir Bilimpark’ta şubemizi açtık. Tek başıma çıktığım yolculuğuma bugün 35 kişilik bir ekiple devam ediyorum.”


    GÖZÜ YURTDIŞINDA

    YAKLAŞIK 6 yılda Türkiye’de bir isim yaptık, ama bunun artık dünyaya da yayılmasını istiyoruz” diyen Gözde Destek, gelecekle ilgili planlarını şöyle paylaştı:
    “Şu an iç piyasada önemli bir yere geldik. Ayrıca bir Arap ülkesi ile İngiltere’ye de ufak ufak ihracatımız başladı, ama bunu daha da büyütmek istiyoruz. En büyük hedefimiz ihracat. Bunun yanı sıra akıllı tekstil projemiz var. AR-GE’ye önem veriyoruz. Bu nedenle Teknopark’ta şube açtık. Şu an pandemi nedeniyle buna ara verdik, ama spor yapılırken de giyilebilen ürünlerle ilgili çalışmalarımız var. İşin içine teknolojiyi de katmak istiyoruz.”


    YAZA FİT GİRMEK İSTEYENLER
    SEKTÖRÜ HAREKETLENDİRİYOR

    BUGÜN vücut şekillendirici korselerin yanında, hamile giyim ile termal ürünleri de eklediklerini söyleyen Gözde Destek, bu dönemin sektör için hareketli olduğunu ifade ederek, “Özellikle kadınlar yaza fit girmek istiyor. Burada da en önemli seçenek bizim ürünlerimiz. Bu nedenle yeni sezona yönelik yeni ürünlerimiz olacak. İlk gün olduğu gibi Türkiye’de olmayan ürünler olacak” diyor.

    KISA KISA

    * Gözde Destek, Yamuna Korse’nin her yıl yüzde 300 gibi bir büyüme grafiği gösterdiğini paylaştı.

    * “Hayallerinizin peşinden gidin” diyerek, girişimcilere tavsiyelerde de bulunan Gözde Destek, “Bir fikriniz varsa, bunu eyleme geçirmekten çekinmeyin. Sermayenin olup olmaması çok da önemli değil. Ne kadar çalıştığınız ve ürününüzün farklılığı çok daha önemli” diyor.

    Yazının devamı...

    Keçe sanatıyla yeni bir yolculuğa çıktı

     

    ÖZLEM Akman... El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünlere ilgisini önce hobi haline getiren ardından da bunu girişime dönüştüren genç bir girişimci. ‘Kadın isterse her şeyi yapar’ söylemini gerçekleştirenlerden biri olan BorArt.Co’nun yaratıcısı Özlem Akman ile keçe sanatıyla olan yolculuğunu konuştuk. 1989 İzmir doğumlu olan Özlem Akman, elişine karşı her zaman ilgisinin olduğunu belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

    EL İŞİ AİLE GELENEĞİ
    “Burada hem annem, hem babaannem hem de anneannemin yönlendirmelerinin etkisi büyük. Bir şeyleri güzelleştirmek, farklı yapmak, değişim-dönüşüm gerçekleştirmek hep hoşuma gitmiştir. Resim, örgü, kanaviçe gibi çalışmalarım oldu. Bu el işine yatkınlık hep devam etti. Sanatla ilgili her çalışmaya ayrı bir sempatim oldu. El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünler ilgimi çekmekle birlikte, nasıl yapıldığı konusunda da kafa yoruyordum. Bu ilgi devam ederken de Anadolu Üniversitesi İktisat’tan mezun oldum ve kariyer yolculuğuma İZMO Bilişim’in finans bölümünde çalışarak başladım.”

    BOŞ ZAMANINI DEĞERLENDİRDİ
    Hamilelikle birlikte kariyerine ara veren Özlem Akman, oğlu Bora’ya kendi bakma kararı alır. Özlem Akman, “Tempolu iş hayatının ardından evde kalınca da bu kez bir boşluk oluştu. ‘Bir şeyler yapmalıyım’ dediğim süreçte de bir gün sosyal medyada gezerken karşıma keçe sanatı çıktı. Yıl 2016. Keçeyle yapılan bebekler, figürler dikkatimi çekti. El becerime güvenerek, ‘neden ben de yapmıyorum’ dedim ve malzeme siparişi verdim. Malzemeler geldikten sonra izlediğim videoların da katkısıyla denemeler yaptım ve sonuçlar beni mutlu etti. İlk etapta da eşim, oğlum ve benden oluşan aile figürümüzü yaptım. Yakınlarımdan beğeni ve destek gelmeye başladı. Sonra yakınlarıma ve arkadaşlarıma keçe bebekler yapıp, hediye ettim. Sonra tepkileri ölçmek adına bir Instagram hesabı açtım” diyerek oradan siparişlerin de geldiğini paylaştı.

    İLHAM KAYNAĞI OĞLU BORA
    Kişiye özel keçe bebekler yapan Özlem Akman, oğlu Bora’nın okula başlamasıyla birlikte iş hayatına geri döner. Ve hobisine daha az vakit ayırmaya başlar. Özlem Akman, hikayenin devamını şöyle anlattı:
    “İşin seyri pandemiyle tekrar değişti. Eve kapanınca ben yine malzeme siparişleri vermeye başladım. Bu kez işi biraz daha geliştirmek adına kısa süreli online eğitimler aldım. Üç boyutlu çalışmaların nasıl yapıldığı konusunda kendimi geliştirdim. Keçelerden farklı figürler yapmaya başladım. Hayvan, insan büstleri, duygu ve heykel çalışmaları ile yeni çalışmalara doğru yolculuğa çıktım. Detaylı çalışmalarım oldu. İlhama göre ürünler ortaya çıktı. Ve, bu yolculukta ortaya çıkan ürünlerimi, sanata değer veren, kişiye özel tasarımlar ile ilgilenen birçok kişiye göstermek için kendime yeni bir yol çizme kararı aldım. Hobimi markalaştırmak için adım atmam gerektiğini düşündüm. 2021’de oğlumun dünyaya gelişiyle başlayan hikayeyi, BorArt.Co markasıyla resmileştirmiş oldum.”


    KOLEKSİYON HAZIRLIYOR

    MARKANIN ortaya çıkış süreciyle birlikte sanat üzerine eğitim almaya başlayan Özlem Akman, “Tamam el yeteneğim var, ama sanatsal anlamda da bunu beslemek istedim. Şu an bir satışımız yok. Koleksiyon hazırlığım sürüyor. Bu tamamlandığında e-ticaret sitemiz üzerinde bunun satışı gerçekleşecek. Ben kişiye özel çalışacağım. Bir eserden iki üç tane olmayacak. Örneğin, Herakles heykeli yaptım. Bundan 2-3 tane olsun istemiyorum. Tek olursa anlam kazanıyor. Sonuçta, bir sanat eseri gözüyle de bakmak için böyle olmalı” diyor.


    HEMCİNSLERİNE DE DOKUNACAK

    GELECEKTE ana işinin keçe sanatı olacağını söyleyen Özlem Akman, şöyle devam etti: “Bir yandan aile işletmesindeki görevi devam ederken, diğer tarafta ise keçe sanatını geliştirerek yolculuğuma devam ediyorum. Bu girişime yeni eklemeler olacak. Bir şeyler üretmeyi çok seviyorum. El ürünü yapan ve ev ekonomisine katkı sağlamak isteyen kadınlara da kapımı açmak gibi hedeflerim var. Nereden başlayacağını bilmeyenlere de ışık olmak istiyorum. Kadın dayanışmasına örnek olacak çalışmalar yapacağız.”

    KISA KISA
    * Ham bir keçe yününü iğne yardımıyla şekillendirdiğini söyleyen Özlem Akman, başka bir birleştirici kullanmadığını paylaştı.

    Yazının devamı...

    Asi girişimciden sıra dışı marka

    Mertcan Karaağaç, okul sonrası her yaz dönemini de bir işletmede çırak olarak geçirir. İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği sonrası Amerika’da eğitim hayatına devam eder. Mertcan Karağaç, memleketi Denizli’ye dönüp aile şirketinde kariyerini sürdürür. Ama kuşaklar arası uyum nedeniyle kendi hikayesini yazmaya karar verir. Ve Tuck markasıyla İzmir’de 3’üncü nesil kahve sektörüne adım atar. Pandemi döneminde Cold Brew’i çıkaran Mertcan Karağaç, bugün üç kentte 10 şubeyle yoluna devam ediyor. Bir yandan yeni şubelerle büyümeyi planlayan Mertcan Karaağaç’ın gündeminde ayrıca, Cold Brew ile hem market rafı hem de ihracat var.

    MERTCAN Karaağaç... Ticareti küçük yaşta öğrenmenin avantajıyla karşısına çıkan fırsatları ve kırılmaları girişime çevirmeyi başaran genç bir iş insanı. Sıradan olanı reddeden ve hayattaki her detayda farklılığı arama tutkusuyla hareket eden bir girişimci. Tuck’ın kurucusu Mertcan Karaağaç ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Denizlili doktor bir baba ile zaman zaman aile şirketinde görev alan bir annenin 1990 doğumlu çocuğu olan Mertcan Karağaç, girişimcilikte ilk adımını 9 yaşında attığını belirterek, o dönemi şöyle aktardı:

    HAYAT DERSİ AŞEVİNDE
    “Annemin amcası, bizim amca dedemiz, aile şirketinde önce kararlarda izi olan bir isimdi. Hayatı boyunca da hiç durmadığı için bizleri de küçük yaşta teşvik ediyordu, ticarete atılmamızı söylerdi. ‘Limonata satabilirsiniz’ önerisinde bulundu ve ilk sermayemizi de o verdi. Aldığımız 20 kilo limondan, anneme limonata yaptırdık. Ve arkadaşım Ragıp Can ile birlikte yazlığımızın olduğu Kuşadası’nda limonata satmaya başladık. Sonra denizlerde sektirdiğimiz düz taşlardan yola çıkarak, bunların üzerine ülke bayraklarını çizip, turistlere sattık. Kilden bir takım şeyler yaptık. Yine kolye yapıp sattık. Her yaz bir macerayla geçti. Annem ve babam, hayatı erken yaşta öğrenmemizi istiyordu. Okul bittikten sonra, yazları mutlaka bir yerde çalıştım. Bu kaportacı da oldu, elektrikçi de. Hatta tabağımda bıraktığım pilavın dersini çıkarmak adına aşevi de...”

    AMERİKA’DA DA BOŞ DURMADI
    Lisenin ardından üniversite için İstanbul’un yolunu tutan Mertcan Karaağaç, İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği’ni kazanır. Her yaz dönemini çalışarak geçiren Mertcan Karaağaç, üniversitenin ilk yılında da boş durmaz ve ‘work and travel’ ile Amerika’ya gider. Karağaç, “Amerika’ya çalışmaya gittim. Bir parkta çalışanlara yemek veriyorduk. Ama benim çalıştığım dönemde hava hep yağmurlu olduğu için bir yoğunluk olmuyordu. Çalışma süremizin biteceği son üç gün güneş açtı ve park inanılmaz kalabalıklaştı. Yoğunluğu kaldıramayan park çalışanları birer ikişer istifa etti. Biz o dönem bir arkadaşımla sorumluluk aldık ve 3 gün boyunca birçok birimde çalışarak o zor günlerinde şirkete destek olduk. Sonra Türkiye’ye döndüm. Her yaz zorunlu stajlarım oldu. Daha sonra ise son sınıfta İTÜ Yetkin Mühendislik Birinci Aşama Sınavı’na (Fundamentals of Engineering) girdim ve kazanan az kişiden biri oldum. Bu da bana Amerika’da bursluluk kapısını açtı. Mühendisliğin yanı sıra sosyal yanımı da geliştirmek adına Amerika’da pazarlama üzerine master yapmaya gittim. Türkiye’de de yaptığımı gibi parti organizasyonları yaptım” diyerek, eğitim sürecini paylaştı.

    O UYUMSUZLUK MARKA YARATTI
    Bir yıllık Amerika macerasının ardından dedesinin sağlık sorunları nedeniyle Türkiye’ye dönen Mertcan Karaağaç, önce bir firmada krom ihracatı yapar. Mertcan Karaağaç, hikayesinin devamını şöyle anlattı:
    “Bir süre sonra dedemin şirketi Denizgaz’da yoluma devam ettim. O dönem ürünlerinin hammadelerinden biri de karpitti. Türkiye’deki karpit üretimi sonlanınca, bana bunu Çin’den bulma görevi verildi. Çin’den ithalata başladım. Ama bir süre sonra kuşaklar arasında uyum sorunu ortaya çıktı, bana hala küçük torun gözüyle bakıldığını hissetim. Ve artık kendi ayaklarımın üzerinde yola devam etmem gerektiğine karar verdim, araştırmalara başladım. Sektör ne olursa olsun ülkeye bir marka kazandırmaya karar verdim. Çocukluğumda limonata sattığım arkadaşımla birlikte 3’üncü nesil kahve işine girmeye karar verdik. 2016’da İzmir’de Merack Tekstil’i kurduk. Amacımız bu işi konteynerde yapmaktı, ama mevzuatalar buna izin vermeyince geleneksel yöntemle tüketiciyle buluştuk. 2017’de ilk şubemizi İzmir Bostanlı’da açtık. Bir hafta sonra ise ikinci şube Alaçatı’da hizmete girdi. İlk yazımızda 150 franchise talebi aldık. Ama işi öğrenmek adına bu talepleri geri çevirdik. Kendimiz Bornova’ya üçüncü, Fahrettin Altay’a ise dördüncü şubemizi açtık. İki yıl boyunca işi öğrendik. Ortağım, gıda alanında yoluna devam etmek isteyince de yollar ayrıldı. Ve 2019’de frenchise vermeye başladık. Bugün İzmir dışında Aydın ve Denizli’de de varız. 10 şubeye çıktık.”


    KAHVEYİ DEMLEYİP PAKETE KOYDU

    HER şey güzel giderken pandeminin ortaya çıktığını belirten Mertcan Karataş, pandemiyle birlikte franchise vermeyi durdurduklarını söyledi, “İlk pandemiyle birlikte paket servisine döndük. Tabii, salgınla birlikte eve kapandığımız ilk dönem, bir kahvesizlik durumu oluştu. Tüketici, evinde de dışarıda içtiği gibi kahve için ciddi bir altyapıya ihtiyaç duyabiliyor. Tuck olarak bu noktada özel bir ürün geliştirdik. Herkesin kolay içebileceği, içinde koruyucu olmayan, doğal demlemeyle elde edilen bir ürün geliştirdik. 6 aylık AR-GE sonucunda da yüzde 100 doğal Tuck Cold Brew Konsantre ortaya çıktı. Bir litrelik paketlerde tüketicinin beğenisine sunduk. İsteğe göre su ya da süt ekleyerek anında tüketebilecekleri bir ürün ortaya çıktı. 3’üncü nesil kahvelerimizi herhangi bir makinaya ihtiyaç duymadan 30 saniyede hazırlayabilirsiniz. Herkes barista olacak” diyerek, yeni ürünle pandemiye adapte olduklarını paylaştı.


    HEM İHRACAT HEM DE ŞUBELEŞME

    COLD Brew’in niş bir ürün olduğunu belirten Mertcan Karağaç, şöyle devam etti: “Şu an online satışımız var. Ama market rafında da yerimizi almak adına görüşmelerimiz sürüyor. Daha küçük ambalajla ilgili de çalışmalarımız var. Bir diğer hedefimiz de ihracat. Bu ürünü ihraç etmek istiyoruz. Şubeleşme noktasında planlarımız ise bu yıl 10-15 şube açmak istiyoruz. Bu yönde talep var. Pandemiyle birlikte kiralar düşüyor. Bu da yeni fırsatlar sunuyor. Yurtdışında da şubeleşmek istiyoruz.”


    İZMİR’E FELİS’İ GETİRDİLER

    EN büyük hedefinin Tuck’ı bir dünya markası haline getirmek olduğunu aktaran Mertcan Karaağaç, bu hedefle 2017’de Türkiye’nin en prestijli reklamcılık ödüllerinden olan Felis’e başvurduklarını belirterek, bu alanda elde ettikleri başarıyı şöyle anlattı: “Bu yarışmayı o zamana kadar İzmir’den kazanan olmamıştı. Hatta finale kalan bile yoktu. Ajansımız ‘Fikir Medya’ bu noktada bize çok destek oldu. Daha önce hiç kullanılmamış bir reklam macerası kategorisinde başvurumuzu yaptık. Reklam mecrası olarak da insan vücudunu seçtik. Bize gönül veren müşterilerimizden gönüllü olanlar vücutlarına markamızın logosunu yaptırdı. Bir anda bin kişi oldu. Ve bu alanda yaptığımız çalışma bize, İzmir’e Felis’i getirdik.”

    KISA KISA

    * E-spor alanında da takım oluşturduklarını söyleyen Mertcan Karaağaç, “Dota turnuvaları bu yıl pandemi nedeniyle yapılamadı ve ödüller alt liglere dağıtıldı. Bu fırsatı görerek e-spor takımımızı kurduk. 3-4 ay sonra e-sporda da adımızı duyuracağız” diyor.

    * Logo olarak sevimli bir hayvan olan pandayı tercih ettiklerini aktaran Mertcan Karaağaç, “Ama gülümseyen bir pandanın pek de akılda kalmayacağını düşündük. Akılda kalan bir figür olsun istedik. Sinirli, asi ve cool bir logo ortaya çıktı. İsmimiz de yıllardır Dota oynuyorum. Orada ‘puck’ diye bir karakter var ve ben onu çok seviyordum. Puck’ın patenti alındığı için biz de bir harf değişikliğiyle Tuck olduk” diyerek, hem logonun hem de markanın hikayesinin aktardı.

    Yazının devamı...