• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Dondurmada yeni bir hikaye yazıyor

     Satış-pazarlama odağında kariyer yolculuğuna yön verir. Bir taraftan da farklı arayışlara girer. Bu arayış Aslı Kaya’yı İtalya’da yediği dondurmalara götürür. Yerel tarım ürünlerini kullanarak İtalyan tarzı dondurma üretip, etkinliklerde tüketiciyle buluşturma planları yaparken de pandemi gerçeğiyle yüzleşir. İş modelini dondurma dükkanı üzerine yeniden kurgulayan Aslı Kaya, markası Novella için kaynak yaratmak adına da girişimcilik programlarına katılır. Yoğun mücadelelerin ardından Aslı Kaya, İzmir Bostanlı’da 8 metrekarelik dondurma dükkanını açarak hedefine ulaşır. Gündemde ise girişimin daha da geliştirilmesi var.

    ASLI Kaya... Hayallerinin peşinden giden mücadeleci genç bir girişimci. Yerel ürünlerle globali harmanlayan bir kadın dondurma ustası. Novella Storia Di Gelato markasının kurucusu Aslı Kaya ile kariyer yolculuğundan markanın doğuş sürecine ve yarınlara dair hedeflerine kadar birçok konuyu konuştuk. 1993 İzmir doğumlu olan Aslı Kaya, İtalya ve İtalyan kültürüne karşı hep bir hayranlığı olduğunu paylaşarak, hikayesinin devamını şöyle sürdürdü:

    TUTKUSUNUN PEŞİNDEN GİTTİ
    “İtalyanca dil olarak bana çok sempatik geliyordu. Bu nedenle de ortaokuldan itibaren, ‘acaba liseyi İtalya’da mı okusam’ diye de hayaller kuruyordum. Liseyi İtalya’da okuyamadım, Bornova Anadolu Lisesi’ne gittim ama bir başka tutkum olan mimarlık için bu ülkenin şartlarını zorlamaya karar verdim. İtalya’nın en iyi teknik üniversitelerinden ‘Politecnico di Milano’yu kazandım. Mimarlık okumak için İtalya’nın yolunu tuttum. Dil konusunda ilk etapta zorlansam da hatta biraz zaman kaybetsem de sempatik bulduğum İtalyancayı da layıkıyla öğrendim.”

    HEM ÇALIŞTI HEM DE OKUDU
    Aslı Kaya, İtalya’da hem bir yandan mimarlık eğitimi için koştururken öteki taraftan da harçlığını çıkarmak adına hizmet sektöründe çalışır. Aslı Kaya, “Dondurmacıdan restorana birçok yerde garsonluk yaptım. Yeme içme sektöründe deneyim kazandım. Bir süre sonra farklı gelir kalemleri de yaratmak adına danışmanlık vermeye başladım. Eğitim için İtalya’ya gelenlere yol gösterdim, ev bulmalarına yardım ettim. Benim yaşadığım sıkıntıyı yaşamasınlar istedim. Bu küçük bir girişimcilik adımı da oldu. Ama 4,5 yıllık İtalya maceramı; ekonomik, ailevi ve sağlık gibi birçok nedenden dolayı 2017’de noktaladım. Türkiye’ye dönme kararı aldım. Mimarlıkta tez yazım aşamasına geldiğim süreçte böyle bir tablo yaşandı. İzmir’e geldikten sonra İtalyanca bilgisiyle de profesyonel iş hayatına adım attım. Özel sektörde satış ve pazarlama ağırlıklı çalışmaya başladım” diyerek, bu dönemde de hep bir arayış içinde olduğunu aktardı.

    O SORUDAN GİRİŞİM ÇIKTI
    İtalya’da okurken aldığı ilham ile İzmir’de çalıştığı süreçte edindiği sektörel tecrübeyle birlikte de kendi işini kurmak ister. Son çalıştığı firmanın da dondurmacılık sektörüyle bağlantılı işler yapması Aslı Kaya’da bir fikir oluşturur ve İtalya’da yediğim dondurmalar neden burada yok’ sorusunu kendisine sormaya başlar. Türkiye’nin tarımsal ürünler noktasında çok zengin bir coğrafya olduğunu bilen Aslı Kaya, “Bunu da kullanmak adına fikirler geliştirmeye başladım. Yerel üreticilerin ürettiği üzüm, karadut ya da mandalinalarla İtalyan tarzı dondurma üretmek için hareket geçtim. Ama dondurma yapmayı bilmiyordum. İtalyanca kaynaklarda yaptığım yoğun araştırmalar sonucunda bir formül oluştu. Bu süreçte de ortaokuldan arkadaşımla birlikte hareket ediyorduk. Tabii evdeki imkanlarla bu dondurmayı üretmek kolay değildi. Çevremizde bulunan pastanelerden dondurma makinelerini kullanmak için ricacı olsak da sonuç alamadık. Daha sonra İstanbul’da eski tip bir dondurma makinesinin satılık olduğunu öğrendik. Hemen irtibata geçtik ama öncesinde bir deneme yapma şartıyla karışımızla birlikte İstanbul’a gittik. Sonuç çok başarılı oldu. Ve markalaşma kararı aldık. İlk etapta da evde deneme üretimleri yapıp çevremizdekilere sunduk. Tabi o dönem hedefimiz bir mekan açmaktan ziyade, ürettiğimiz İtalyan tarzı dondurmaları etkinliklerde tüketicinin beğenisine sunmak yönündeydi. Tüm hazırlıkları tamamladığımız süreçte pandemi patladı ve etkinlikler iptal oldu. Bizim iş modelimiz başlamadan bitti. Daha sonra stratejimizi mekan üzerine kurguladık. Bu süreçte de arkadaşımla yolları ayırdık ve yola tek başıma devam etim. 2020’de İzmir’de Storia Gıda’yı kurdum. İlk etapta Bornova’da bir oluşumun içinde dükkan açtım ama daha sonra oradan ayrıldım. Ve bu yıl Karşıyaka Bostanlı’da 8 metrekarelik bir dondurma dükkanında ‘Novella Storia Di Gelato’ markasıyla tüketiciyle buluştuk” diyerek, Novella’nın doğuş öyküsünü paylaştı.

     

    EVLERE DONDURMA
    SERVİSİ DE YAPTI
    İLK etapta kaynak yaratmak adına da hem girişimcilik programlarına hem de ödül programlarına yarışmalara başvurular yaptıklarını söyleyen Aslı Kaya, “Bu kapsamda hem Türk Kızılay hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin girişimcilik programlarından destek aldık. Bu desteklerle de İzmir Bornova’da yerimizi açtık. Ama bulunduğumuz yerde farklı markalarda yeme içme üzerine üretimleri vardı. Dondurma kokudan etkilenmesin düşüncesiyle, üretimi Balçova’da bir yere taşıdım. Bir süre sonra da Bornova’daki yerimizi kapattık. İlk günden beri Bostanlı’da bir yerimiz olsun istiyordum. Bu hedef gerçekleşene kadar da ürettiğim dondurmaları paket servis modeliyle evlere götürüyordum. Bu servis sistemi de bu yıl Bostanlı’da 8 metrekarelik dondurma dükkanımızın açılmasıyla son buldu” diyor.

     

    KARADUTLAR VİLDAN HANIM’DAN
    ÇİLEKLER ŞERİFE’NİN TARLASINDAN
    DONDURMAYI katma değerli bir tarım ürünü olarak gören Aslı Kaya, çiftçinin üretim değerini artırma hedefi nedeniyle kendini sosyal girişimci olarak tanımlıyor. Aslı Kaya, “Şu an tezgahımızda her gün 10 çeşit ürün oluyor. Sade sütlü, bitter, karamela fıstık, elma tart, çikolata parçacıklı bunlar benim sabit ürünlerim. Her mevsim tezgahta yerini alıyor. Bunların yanı sıra mevsimsel ürünlere göre yaptığım mandalina, limon, çilek, kavun, şeftali, karadut, taze ıhlamur, ham incir reçeli, orman meyvesi ve isabella üzümünden yaptığım İtalyan tarzı dondurmalarımız var. Burada da en önemli detay, tüm tarımsal ürünlerimizi yerel üreticiden alıyoruz. En az el değen üründen, iyi bir dondurma çıktığını düşünüyorum. Karadutumuz Vildan Hanım ile Hüseyin Amca’dan, Bodrum mandalinamız Gülay Hanım’dan, çilekler ise Şerife’nin tarlasından geliyor. Bu üreticilerle bire bir iletişim kurmayı seviyorum. Ürünlerin hikayesinin dinlemek mutlu ediyor beni. Bu da bizi farklı kılan yanlarımızdan biri” diyor.


    GÖNÜLLÜKTEN
    BAŞKANLIĞA
    BİR yandan kendi markası için emek veren Aslı Kaya, öte tarafta ise bir kadın kooperatifinin üyesi, hatta başkanı. Aslı Kaya, arayışta olduğu süreçte yolunun kooperatifçilikle de kesiştiğini aktararak, şöyle devam etti:
    “Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Japonya hükümeti işbirliğiyle gerçekleştirilen ‘Suriyeli Mültecilerin ve Ev Sahibi Toplulukların Geçim Kaynaklarının Güçlendirilmesi’ projesinden yararlanan Suriyeli ve Türk kadınlar tarafından kurulan Turna Kadın Kooperatifi var. Ben de ilk başta gönüllüsü olduğum bu yapının, süreç içinde üyesi ve sonrasında da başkanı oldum. Kooperatif, midye dolma ile başlamıştı, şimdi de coğrafi işaretli ürünler eklendi. 19 kadın ortağı var. 6 da gönüllüsü bulunuyor.”

    KISA KISA

    * Şu an üretim Aslı Kaya’ya emanet. Genelde erkek egemen bir alanda kadın dondurma ustası olarak çalışan Aslı Kaya’nın üretim, satış ve pazarlama ayağında da 3 hemcinsinden destek alıyor. Kaya, “Gastronomiden bu sene mezun olacak olan kız kardeşim Zeynep Kay ile onun okuldan arkadaşı Tümay Köse ile dükkandaki destekçim Melis Caferoğlu ile yol yürüyorum. En az benim kadar bu işe inanıyorlar. Hedefimizde bu işe inan yeni arkadaşlarla işimizi büyütmek” diyor.

    * Aslı Kaya, “Bostanlı’daki dükkanımız ise Hafta içi 14.00-22.00, hafta sonu ise 12.00-22.00 saatleri arasında dükkanımız açık. Ama genelde ürünlerimiz 20.30 gibi tükeniyor. Bu nedenle gelecek planlarımız arasında üretim miktarımızı artırmak var” diyerek, burada da yeni yol arkadaşlarıyla bunu yapmak istediğini paylaştı.

    * Novella’nın İtalyanca kısa hikaye anlamına geldiğini paylaşan Aslı Kaya, “Storia’da aynı şekilde hikaye anlamına geliyor. Biz de uzun soluklu bir hikaye yazmak için çalışıyoruz” diyor.

    Yazının devamı...

    Kadın dediğin futbol mu oynarmış


    LİGİN ŞAMPİYONU ALG SPOR
    Turkcell Kadın Futbol Ligi’nde 2022 şampiyonun belli olduğu maç, İzmir’de oynandı. Normal sezon sonrasında çift maçlı eleminasyon sistemiyle oynanan karşılaşmalar sonunda finale çıkan ALG Spor ile Fatih Karagümrük, Alsancak Mustafa Denizli Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Büyük bir mücadeleye sahne olan final sonunda rakibini 2-1’lik sonuçla yenen ALG Spor şampiyonluk kupasına uzandı. İzmir’deki finalde ALG Spor’u şampiyonluğuna taşıyan golleri Emine Ecem Esen ve Esen Cümert kaydetti.

    SPORA 1 MİLYAR TL’LİK DESTEK
    2021-2022 sezonunda iki grupta toplam 24 kulübün yer aldığı ‘Kadınlar Futbol Ligi’nde oluşan bu güzel ve mücadeleci tablonun önemli bir destekcisi de Turkcel oldu. Lige ismini veren Turkcell’in Genel Müdürü Murat Erkan da verdikleri destekle kadın futbolunun çok önemli bir gelişme kaydettiğini söylüyor. Turkcell’in kurulduğu ilk günden beri sporla iç içe olduğunu paylaşan Murat Erkan, 20 yılı aşkın bir süredir spora destek verdiklerini, Türkiye’de spora 1 milyar TL’yi bulan bir destek sunduklarını aktardı. Turkcell’in kadınların toplumdaki varlığını sağlamlaştırmak adına farklı ve güçlü projeler hayata geçiren bir şirket olduğunu da dile getiren Murat Erkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    KADIN FUTBOLCULAR 1 ÖN YARGILAR 0
    “Kadınlar için hayata geçirdiğimiz birçok farklı projemiz var. Bu projelerin spor ayağında ise ‘Kadın futbolcular 1- ön yargılar 0’ mottosuyla yola çıkmıştık. Bu anlamda 2021 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde hem Kadın Milli Takımları’nın sponsorluğunu üstlenmenin hem de Kadın Ligi’ne ismimizi vermenin gururunu yaşadık. Bunu yaparken amacımız; TFF ile kadın futbolunun gelişimine katkı sağlamak ve kadın futbolunun ülke geneline yayılmasına destek olmaktı. Verdiğimiz destekle kadın futboluna olan ilgi ve heyecan o kadar arttı ki Beşiktaş’tan sonra Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor gibi büyük kulüplerimizin de yeniden kadın futbolu şubeleri açmalarına vesile olduk. Bu sezon Turkcell Kadın Futbol Ligi, aralarında 4 büyüklerin de olduğu ve İzmir’den Hakkari’e, Gaziantep’ten Samsun’a Türkiye’nin hemen her bölgesinde yer alan 24 takımla oynandı. Buna ön ayak olduğumuz için kendimizi şanslı addediyoruz. ‘Hayatın her alanında çift forvet’ diyerek çıktığımız bu yolda artık şunu rahatlıkla dile getirebiliriz; kadın futbolu Türkiye’de ciddi oranda takip edilen spor dallarından biri haline geldi. Biliyoruz ki önümüzde gidilecek çok yol var. Fakat bu final de gösterdi ki çok doğru yoldayız.”


    ÖNEMLİ BİR
    GEREKLİLİK
    BİRLEŞMİŞ Milletler Kadını Güçlendirme Projesi’nin imzacısı ve destekçisi de olduklarını ifade eden Murat Erkan, markanın futbolun dışında da kadınlara yönelik birçok projesi bulunduğunu söyledi, “Kadınların analitik zekasının yüksek olması ve problem çözme yeteneklerinin kuvvetli olması, değişimin sürekli olduğu bu dünyada kritik önem taşımakta. Ekonomik kalkınmanın temel taşlarından olan toplumsal cinsiyet eşitliği sadece ülkelerin değil, global ekonominin de iyileştirilmesi adına atılması gereken bir adım. Kadının iş gücüne katılımını, ekonomik ve sosyal yaşamın sürdürülebilirliği açısından bir gereklilik olarak görüyoruz. İşte bu nedenlerle ve ülkemizdeki potansiyel kadın gücüne olan inancımız doğrultusunda kadın çalışan sayısını artırıyoruz. Kadınların iş dünyasında aktif olarak yer alması; inovasyon, çeşitlilik, iyi yönetişim, sürdürülebilirlik, karar süreçlerinde duygusal zeka ile yaklaşım gibi kazanımları da beraberinde getiriyor” diyor.

    Yazının devamı...

    Zorluklardan bir marka doğdu

     

    Reyhan Miray Reyhan, pandemi döneminde hem bu ürünü üretecek tesis arayışına girer hem de yatırımcı. Uzun uğraş ve mücadelenin ardından ürünü üretecek bir yer bulan Reyhan Miray Reyhan, yatırım için gerekli olan sermaye için ise arabasını satar. Babasının acılarını dindirmek için amatörce tasarladığı ürünü zaman içinde geliştirir ve ‘Peddon’ markası doğar. Türkiye’de yıkanabilir regl iç çamaşırı üreterek bir ilke imza atan Reyhan Miray Reyhan’ın gündeminde ise hem ulusal bir marka olmak hem de yurtdışına açılmak var.

    REYHAN Miray Reyhan... ‘Zorluklar, yeni güzellikler doğurur’ anlayışını benimseyerek kendi hikayesini yazan genç bir girişimci. Hemcinslerinin hayatını kolaylaştırmak adına mücadele veren bir iş insanı. Reyhan Miray Reyhan ile markası Peddon’un doğuş öyküsünden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1990 İzmir doğumlu olan Reyhan Miray Reyhan, daha sonra mimar olan babasının işi nedeniyle Ankara’ya taşındıklarını paylaşarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    HAYALİNİN PEŞİNDEN GİT
    “Çocukluğumdan itibaren tam bir ‘babasının kızı’ moduyla büyüdüm. Annem de hem en iyi arkadaşım ve destekçim oldu. Başkent Üniversitesi Bankacılık ve Finans Bölümü’nü bitirdikten sonra Ankara’dan ayrılıp rotamı İstanbul’a çevirdim. Kamu ve özel kuruluşlara denetim, vergi ve danışmanlık hizmetleri sunan global bir şirkette profesyonel iş hayatına ilk adımımı attım. Vergi danışmanı olarak çalıştığım 5’inci yılımda babamın hastalığı ortaya çıktı. Babama demans tanısı konmuştu. Bu tabloyla birlikte Ankara’ya ailemin yanına dönmek istesem de ablam ve annem, ‘hayallerinin peşinden git’ diyerek, bunu kabul etmedi. Bu süreçte de ben hep medyada çalışmak gibi niyetim vardı. Babamın rahatsızlığıyla birlikte de hem babamın hem de kendi hayatımı yazmaya başladım. Ve hedefim de babamın beni unutmaması adına onun hayatını film yapma fikri vardı.”

    TELEFONLA HER ŞEY DEĞİŞTİ
    Reyhan Miray Reyhan, tüm bu koşuşturmacanın içerisinde bir medya kuruluşunun finans departmanında çalışmaya başlar. Ama gördüğü tablo sonrası buradan tazminatını alarak ayrılan Reyhan Miray Reyhan, bu tazminatla da kendine uğur getireceğine inandığı bir araba alır. Reyhan Miray Reyhan, “Daha sonra ise bir firmanın satış departmanına girdim. Bu deneyimin ardından da yine medya sektöründe bir arkadaşımın yaptığı programda, reklam satışı ve yapımcılık görevini üstlendim. Ama bir süre sonra yönümü yurtdışına çevirmem gerektiğini düşündüm. İstanbul’dan İzmir’e gelip babamla vedalaşıp 2019’da Londra’ya gittim. Ama 10 gün sonra annemin, ‘baban hastanede’ telefonuyla her şey değişti. Tüm birikimi harcayarak Türkiye’ye geri döndüm. Aslında babamın öldüğünü düşünerek İzmir’e geldim” diyerek, hayatındaki dönüm noktasının da burada başladığını aktardı.

    O SÖZLERE KULAK ASMADI
    Reyhan Miray Reyhan, babasının yattığı hastanedeki doktorun ‘hidrosefali diye bir şey duydunuz mu?’ sorusuyla karşı karşıya kalır. Babasına yanlış teşhis ve tedavi yapıldığını öğrenen Reyhan, hikayenin devamını şöyle aktardı:
    “Alzheimer ile hidrosefali karıştırılıyor. Yeni bir süreç bizim için başlasa da babam yatağa bağımlı hale gelmişti. Ben de yatak yarasıyla o zaman tanıştım. Bir yandan babam için tıbbi müdahale ve tedaviler yapılıyordu. Ben ise babam ve babam gibilerin yatak yarası kaynaklı yaşadığı o acıya bir çözüm bulmak zorunda hissettim kendimi ve alternatif bir iç çamaşırı geliştirmeye kafa yormaya başladım. Bu süreçte de pandemi patlamıştı. Bu iç çamaşırını, regl dönemimde kendim de denedim ve o an aklımda kadınlara yönelik böyle bir ürün geliştirme fikri belirdi. Kendi imkanlarımla yaptığım iç çamaşırından güzel sonuçlar alınca da hem patent başvurusu yaptım, hem de üretimi için fason dikim atölyesi aramaya başladım. Ağustos 2020’de RM Tekstil’i kurarak da girişimcilikte ilk adımı resmen attım. Çaldığım her kapı, ‘böyle bir şey mümkün değil’ diye kapanıyordu. Hatta, ‘bununla uğraşma maske üret’ diyen de oldu. Bu tablo beni daha hırslandırdı. Kendi imkanlarımla ürünü geliştirdim. Yurtdışındaki örnekleri inceledim. Fark ettim ki biz kadınların kullandığı pedler, vücudumuza çok zarar veriyor. Bu kırılmayla birlikte de odağımı buraya yönlendirdim. Sonunda bir üretici buldum ama sermayem yoktu. Yıllar önce tazminatımla aldığım arabamı satarak sermaye yaptım. Ve 2021 Mart’ta Peddon markası doğdu. Babam için çıktığım yolculuk, Türkiye’nin ilk yıkanabilir regl küloduna evrildi.”


    HEDEF AKLA
    GELEN MARKA
    PEDDON’un kadınlarla şu anda e-ticaret kanalıyla buluştuğunu anlatan Reyhan Miray Reyhan, “Kişisel bakım, kozmetik ve sağlık marketi konseptiyle faaliyet gösteren global bir markayla anlaştık. Böylece çok yakında Türkiye’de market raflarında da olacağız ve perakende maceramız başlayacak. İç piyasanın yanı sıra yurtdışında da varız. Kanada’da iç çamaşırı satışı yapan bir markaya ürün veriyoruz. Amerika’da da arkadaşlarımın kanalıyla satışlarımız var. İngiltere için web sitemizi kurduk. Orada da olacağız. Avrupa’dan da teklifler alıyoruz. Hedefimiz hep iç piyasada hem de yurtdışında bildik ve aranan bir marka olmak. Bugün peçete, nasıl Selpak markasıyla özdeşleşmişse biz de regl külodu dendiğinde akla Peddon’un gelmesini amaçlıyoruz” diyor.


    SÜRDÜRÜLEBİLİR
    BİR DEVRİM
    REYHAN Miray Reyhan, sürdürülebilirlik ve çevreci yaklaşımların daha fazla konuşulduğu şu günlerde Peddon’un çevreci boyutu da tüketim için ayrı bir avantaj sağladığını savunuyor. Geliştirdiği ürünü ‘dünyayı koruyan sürdürülebilir bir devrim’ olarak tanımlayan Reyhan, “Hijyenik pedlerin ve hasta bezlerinin doğadaki etkileri ortada. Bir kadın hayatı boyunca 12 bin hijyenik ped kullanıyor. Hasta bezini de dahil ettiğimizde bir insan 35 bin hijyenik ürün kullanıyor. Bu hijyenik ürünlerin bir tanesi doğada 50 yılda çözünüyor. Bu yüzden Peddon’a sürdürülebilir bir devrim diyoruz ve önce kendimize, sonra dünyamıza iyilik yapmak için regl külodu kullanıyoruz. 5 bini aşkın kadın müşterimizle birlikte sürdürülebilir bir devrim yaptık” diyor.


    BU YOLDA YÜRÜMEK İÇİN
    ARABAYA İHTİYAÇ YOK
    ORTAYA çıkan başarıyı geçen yıl vefat eden babasına borçlu olduğunu söyleyen Reyhan Miray Reyhan, şöyle devam etti:
    “Onun hayatıyla kendi hikayemi yazıyorum. Kendi hikayemi yaratmak için babamdan aldığım güçle, arabamı satarak işe başladım. Şimdi fark ediyorum ki yolda yürümek için arabaya ihtiyacım yokmuş. Ürünü geliştirmek için çok çalışıyorum. Faydalı model patentimizi de aldık. Böylece yurtdışındaki rakiplerimizden ayrışıyoruz. Doğal elyaf kullanıyoruz. Kendi kumaşımızı yaptırıyoruz. Kokuya duyarlı nem geçirgenliği olan özel kumaşlar ürettiriyoruz. Hedeflerimiz arasında babam ve babam gibi hastalar için de ürünler geliştirmek var. Ayrıca yakın zamanda regl külodunda da daha kullanışlı bir ürünü piyasa çıkaracağız.”

    KISA KISA

    * Reyhan Miray Reyhan, 2021’de Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’nin düzenlediği girişimcilik programı TechXtile Start-Up Challenge’a katılarak hem birincilik, hem de Kadın Girişimci Özel ödülünü kazandı.

    * Reyhan Miray Reyhan, bugün Peddon için yoğun bir mesai harcıyor. Bu süreçte üretimdeki çözüm ortağının yanı sıra annesi ve yakın arkadaşı Sevim de en büyük destekçisi. Reyhan, “Evimizin alt katını depoya dönüştürdük. Burada annem ve Sevim ürünleri paketleyip kargoluyor. Hatta ürünlerle birlikte annem reyhan yağından yaptığı sabunları da kutuların içine koyuyor” diyor.

    * Kısa sürede çok güzel geri dönüşler aldıklarını ifade eden Reyhan Miray Reyhan, “Bu yıla çıkarken kimse bana inanmasa da ben kendime inandım. Babamın sağlık sorunlarının yanı sıra da başka sıkıntılarla da yüzleştim ama gelinen nokta en büyük mutluluk. Ürüne olan ilgi satış rakamlarına da yansıyor. 1,5 yılda yüzde 100’ü üstünde bir büyüme katettik” diyor.

    Yazının devamı...

    Bu girişim gücünü ağaçlardan alıyor

    Edebiyata olan merakıyla da kamuda görev yaptığı süreçte de hep bulunduğu kentlerde bir kitabevi açmak ister. Ama bu hayalini bir türlü gerçekleştiremez. Emeklilik projesi gözüyle baktığı süreçte Merve Bahçekapılı, çocuklarına vakit ayırmak adına ücretsiz izne çıkar. Pandemiye denk gelen bu dönemde hayalleri için daha fazla kafa yoran Merve Bahçekapılı’nın karşısına İstinye Park İzmir çıkar. ‘Lüks mekanda kitap satılmaz’ söylemlerine kulak asmayan Merve Bahçekapılı, kamudan istifa edip 2021’de Livera Yayınevi’ni kurar. 2022 Ocak ayında ise kitabevini açar. Bugün kitabevi-restoran konseptiyle hayalini gerçekleştiren Merve Bahçekapılı’nın hedefi ise bu alanda önemli bir marka olmak.


    MERVE Bahçekapılı. Hayalleri ve hedeflerinin peşinden koşan mücadeleci bir girişimci. Edebiyatın birleştirici gücüyle dünya mutfaklarını bir araya getirerek farkındalıklara imza atan bir iş insanı. Livera Yayınevi’nin kurucusu Merve Bahçekapılı ile hem kariyer yolculuğunu, hem markanın doğuş öyküsünü, hem de yarınlara dair planlarını konuştuk. Almanya’da işçilik yapmış bir babanın 4 çocuğunun en küçüğü olarak 1978’de Trabzon’da dünyaya ‘merhaba’ diyen Merve Bahçekapılı, çevresindeki birçok akrabasının mühendis olmasının da etkisiyle üniversite tercihini bu yönde kullandığını söyleyerek, hikayenin devamını şöyle anlattı:

    TEK SEÇENEK MÜHENDİSLİK
    “Bizim orada üniversite eşittir mühendislik demek. ‘Kız çocuğu okumalı ve mühendis olmalı’ mantığıyla yetiştirildim. Yani mühendislik okumuyorsan bu üniversiteden sayılmıyordu. Edebiyata merakım olsa da bu algıyla üniversite sınavlarına girdim ve tüm tercihlerimi mühendisliklerden yana kullandım. Ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü kazandım. Orman endüstri mühendisliğini bilmeden bunu yaptım.”

    ÖĞRETMENLİK DE YAPAR



    Okul sonrası kendi mesleğini yapacak ortam bulamayan Merve Bahçekapılı, bu süreçte iki yıl Trabzon’da İngilizce öğretmenliği yaparak kariyerine yön verir. Merve Bahçekapılı, “Daha sonra ise makine mühendisi olan eşim, Ankara Çayırhan’da bir madende çalışmaya başlayınca rotayı buraya çevirdik. Ben her ne kadar bölümümü çok bilinçli şekilde seçmesem de okurken orman endüstri mühendisliğini çok sevdim ve bu mesleği yapmalıyım demeye başladım. Ama Çayırhan’da tüm aramalarıma rağmen bunun için bir alan bulamadım. Bu süreçte anne de olmuştum. 6 yıllık Ankara macerasının ardından da yine eşimin işi bu kez bizi Manisa Soma’ya getirdi” diyerek, burada da mesleğimi yapmak adına girişimleri olduğu, ama sonuç alamayınca yine İngilizce öğretmenliğine yöneldiğini dile getirdi.

    LÜKS MEKANDA KİTAP
    Soma’da öğretmenliği sürdürürken de, kendi mesleğini yapmak adına girişimlerini sürdürür. O dönem kamu en son 6 yıl önce 10 orman endüstri mühendisi almasına rağmen, Merve Bahçekapılı şansını denemek adına sınava girer ve kazanır. Bu kez de atama beklemeye başlayan Merve Bahçekapılı, o dönem yaşadıklarını şöyle aktardı:
    “Bu sürede ikinci çocuğuma hamileydim. Bu sırada kamu 10 kişilik kadro açtı ve tercih yaptım. 2012’de Erzurum’a atamam çıktı. Kızım 9 yaşında, oğlum karnımda ben Erzurum’a gittim. Eşim Soma’da ben Erzurum’da. 2014’te tayinim Manisa Akhisar’a çıktı. Kızım, lise için İzmir’e gelince onun arkasından geldik. Tayinimi buraya istedim. Orman endüstri mühendisliği mesaisi olmayan bir iş ve oldukça yoğun bir tempoyla çalışıyordum. Kendi işini yapan eşim Serkan Bahçekapılı’nın da temposu çok yüksekti. Bu nedenle çocuklarla ilgilenmek adına, 1 yıllık ücretli izne çıktım. Bu arada edebiyata olan merakımın da etkisiyle bulunduğum her kentte bir kitabevi açma hayalim vardı. Ama bunu bir türlü gerçekleştiremeyince ‘emeklilik projesi’ gözüyle bakmaya başladım. Ücretsiz izin aldığım dönem pandemiye denk gelince bu konu üzerine uzunca düşünme ve kafa yorma şansı buldum. Bu süreçte de İzmir’de İstinye Park açılıyordu. ‘Lüks bir mekanda neden kitap da satılmasın’ demeye başladım. Tabii bunu duyan herkes ‘olmaz’ demeye başladı. Ama ben hayalimin peşinden gittim. İstinye Park’ın yönetimini de ikna ettim. Kamudan istifa edip 2021’de Livera Yayınevi’ni kurdum. 2022 Ocak’ta ise İstinye Park İzmir’de kitabevi-restoran konseptiyle mağazamızı açtık.”



    KİTAPLARIN
    EŞLİKÇİSİ
    DÜNYA MUTFAĞI
    TÜRKİYE’deki kitabevlerine çok para harcanmadığını, minimal olarak tasarlandığını savunan, hatta son dönemde kitabevi ismi altında su ısıtıcısından bisiklete birçok ürünün satıldığı yapıların da ortaya çıktığını söyleyen Merve Bahçekapılı, “Bu yapıların dışında zengin bir kitaplığı olan ‘kitabevi’ kuralım istedim. Bugün kitabevi-cafe konsepti oldukça yaygın. Bunu bir adım öteye taşıyalım dedik. Kitabevi-restoran konseptiyle bir yapı oluşturduk. Livera’da kitaplara şarap ile dünya mutfağının lezzetleri eşlik ediyor. Kitabevinin olduğu alanda yeme-içme kısmımız yok. Restoranın ayrı bir bölümü var. Restoranımızda dünya mutfağının yanı sıra geleneksel dokunuşlarımız da var” diyor.


    ŞİMDİ VE
    BURADA
    MERVE Bahçekapılı’nın en büyük hayali kitabevi kurmak olsa da bu hayalini yayıneviyle de taçlandırmış. Bahçekapılı, “Girişimimizin sürdürülebilir olması adına kitabevinin yanında bir de yayınevi kurdum. Bu alanda iki uzmanla yol yürüyoruz. Kitabevinin koordinatörlüğünü Hakan Tuncer yapıyor. Kerem Işık ise Livera Yayınevi’nin yayın yönetmeni. Livera, edebiyatın birleştirici diliyle insanların zihnindeki her türlü sınırı ortadan kaldırmaya çalışıyor. ‘Şimdi ve Burada’ felsefesiyle hareket ediyoruz. Şu an yabancı telifli eserlerle başladık. Bu kapsamda 44 kitabın telif hakkını aldık. Kurgu ve kurgu olmayan kitapları yayınlamaya başladık ve 7 kitabımız raflarda yerini aldı. 1,5 yıl içinde bunun 45’e ulaşmasını bekliyoruz. Yayınevi beni çok heyecanlandırıyor. Kitabevinde de çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Herkesin hislerine tercüman olan bir kitabevi oluşturduğumuzu görüyorum” diyerek, Livera Yayınevi’nin Türkiye’de bilinir bir marka olmasını hedeflediğini paylaştı.

    KISA KISA
    * Livera’da şu an 22 bin çeşit kitabın bulunduğunu paylaşan Merve Bahçekapılı, “Kitabevinde, kitabın yanı sıra sanat eserlerinin de olmasını istedik” diyor.

    * Livera’nın hikayesinin de anlatan Merve Bahçekapılı, “Livera, Trabzon Maçka’daki benim köyüm. Rumca ismi bu. Mezarlıkta açan ağaç anlamına geliyor. Hem yaşam ile ölüm arasındaki döngü, hem de köyümle olan bağım için bu ismi belirledik” diyor.

    Yazının devamı...

    Suların görünmez emekçilerini görünür kılmak için çalışıyorlar

    Huriye Göncüoğlu, kadın balıkçıları görünür kılmak için bütün Ege’yi dolaşır. Süreç içerisinde de yolu; deniz koruma, balıkçılık ile toplumsal cinsiyet eşitliği konularında aynı dertleri ve hedefleri olan başka kadınlarla kesişir. Yaklaşık 4 yıl süren birlikte çalışma, üretme fikri ve görüşmeleri sonucunda da 8 Mart 2019’da Kadın Balıkçılar Derneği kurulur. Ve balıkçı, akademisyen, biyolog, siyaset bilimi, su ürünleri, ekosistem ve planlama uzmanı kadınlar, yıllardır suların görünmeyen emekçileri hemcinslerini görünür kılmak için bir mücadele başlatır. Bu uğurda birçok çalışmayı da hayata geçiren Kadın Balıkçılar Derneği, 2022’nin başında da denizden ilham alarak üreten kadınların dayanışmasının ve emek paylaşımlarının yer aldığı bir sosyal girişim olan Mavi Pazaryeri’ni hayata geçirir. Hedefte ise daha fazla kadına dokunmak var.

    KADIN Balıkçılar Derneği... Kıyısal, sucul ve denizel ekosistemin kullanıcılarından biri olan kadınları; toplumsal, ekonomik ve mesleki olarak güçlendirmeyi kendine misyon edinmiş bir kurum. Eğitim ve savunuculuk yoluyla, kadınların işgücünde görünürlüğünü artırmak, kadınları kendi topluluklarında ve kendi yaşamlarında değiştirici olmaya teşvik etmek için çalışmalar yürüten bir oluşum. Kadın Balıkçılar Derneği’nin kurucularından Huriye Göncüoğlu ile hem derneğin kuruluş hikayesini, hem çalışmalarını, hem de yarınlara dair hedeflerini konuştuk. Derneğin çok uzun bir çıkış öyküsünün olduğunu ifade eden Huriye Göncüoğlu, ilk kırılmanın Denizli’nin Ortaköy’ünde başladığını paylaştı. Hikayeler zinciri olarak tanımladığı süreci şöyle aktardı:

    İLK KIVILCIM ORTAKÖY’DEN
    “İzmir’de doğmuş, anne ve babası şehirde yaşayan biriyim. Ama kökleri çiftçiliğe dayanan bir ailenin kızıyım. Çocukluk yıllarımda her yaz Denizli Ortaköy’de yaşayan anneannemin yanına giderdim. Anneannem, eşini erken yaşta kaydedince kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, bu süreçte de hem toprakları hem de iki çocuğunun eğitimi için emek vermiş birisiydi. Köy halkı da tüm bu koşuşturmaca anneannemin yani Pamuk annenin yanında yer almış. Ben de köye gittiğim zaman bu yardımlaşma ve dayanışma kültürüne tanıklık ettim, birebir yaşadım. Daha sonra ise Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’ni kazandım ve burada birçok kişiye mantıksız gelse de birlikte iş yapma üzerine neler yapabilirime kafa yoruyordum.”

    YÜKSEK LİSANS TEZİYLE BAŞLADI
    Denizin koca bir ekosistem olduğunu ve hep türün korunmasına yönelik eğitimler verildiğini paylaşan Huriye Göncüoğlu, “Türü korumanın yanında balıkçı etkenini de unutmamak gerekiyordu. Üniversite eğitimim boyunca da sürekli balıkçılarla konuşuyordum. Bu süreçte çocukluğumda anneannemin köyünde gördüğüm yardımlaşma ve dayanışmanın burada da olduğunu gördüm. Daha sonra yüksek lisans için Barselano Üniversitesi’ne gittim. Bu süreçte hem kadın hem de erkeğin balıkçılık için verdiği emeğin farkındalığına odaklandım. Çünkü Türkiye’de kadın balıkçılar vardı ama görünür değildi. Bu nedenle yüksek lisans tezimi 2007’de ‘kadın balıkçıların varlığını ortaya koymak’ üzerine hazırlama karar verdim. Bir sırt çantasıyla bütün Ege’yi dolaştım. 100’den fazla ailenin içine girdim, sofralarına oturdum, balığa çıktım. Tabii bu süreçte çeşitli projeler ve desteklerle, kadın balıkçıların sorunlarına yönelik çalışmalar oldu. Birleşmiş Milletler Küçük Destek Programı ile Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanlarının Güçlendirilmesi Projesi’yle bu hikaye biraz daha büyüdü. Bu süreçte de yolum, aynı dertleri ve hedefleri olan kadınlarla kesişti” diyerek, yaklaşık dört yıl süren ‘birlikte çalışma, üretme’ fikri ve görüşmeleri neticesinde de 8 Mart 2019’da Kadın Balıkçılar Derneği’nin kurulduğunu paylaştı.

    DOĞA VE İNSANA DEĞER YARATIYORUZ
    Kadın Balıkçılar Derneği’nin insanın doğayla uyumlu olduğu, doğal dengeyi ve biyolojik çeşitliliği koruyan, adil bir toplum için çalıştığını anlatan Huriye Göncüoğlu, çalışma şekilleri ve misyonlarıyla ilgili şu bilgileri verdi:
    “Kıyısal, sucul ve denizel ekosistemin kullanıcılarından biri olan kadınları; toplumsal, ekonomik ve mesleki olarak güçlendirmek istiyoruz. Denizel ekonomiyi sürdürülebilir kılmak da amaçlarımız arasında yer alıyor. Bilginin üretimine ve geliştirilmesine katkıda bulunarak doğaya ve insana değer yaratan yenilikçi çalışmalar yürütüyoruz. Tüm bireylerde ekosistemi merkeze alan anlayışla ilgili farkındalık yaratıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve geliştirilmesi amacıyla savunuculuk yapıyoruz. Tüm bunları da eğitimler, atölyeler, sosyal değişim projeleri, sosyal sorumluluk faaliyetleri, savunuculuk faaliyetleri, lobi faaliyetleri, saha çalışmaları, seminerler ve toplantılarla yapıyoruz.”


    BU DERNEKTE BAŞKAN YOK
    KADIN Balıkçılar Derneği’nin deniz ve kıyı koruma alanları, korunan alanlar ve balıkçılık konusunda uzmanlaşmış, balıkçı, akademisyen, biyolog, siyaset bilimi, su ürünleri, ekosistem ve planlama uzmanı kadınlar tarafından kurulduğunu aktaran Huriye Göncüoğlu, “Farklı yapıdan üyelerle, multidisipliner bir yapıyla hareket ediyoruz. Üye sayısına endeksli bir yapımız yok. Gönüllerimiz var. Yatay bir yönetim şekliyle ilerliyoruz. Balıkçılıkta hiyerarşiye karşıyız, bunu nedenle de başkanımız yok. Ben değil de biz kavramıyla kolektif bir bilinçle ilerliyoruz. Yönetimde ise resmi olarak Sevinç Konkuş, Neşe Görgün, Özlem Katısöz, Kübra Ceviz ve benimle birlikte 5 kişi var, ama dernek için emek veren 30 kişiye yakın ekibiz” diyerek, belirledikleri değerler ışığında yol aldıklarını paylaştı.



    ÜÇ BALIKÇIDAN BİRİ KADIN
    KADININ balıkçılık sektöründe sadece tekne üstünde olmadığına dikkat çeken Huriye Göncüoğlu, “Arka planda da önemli görevler üstleniyor. Ekosistemin önemli bir parçası konumunda. Ruhsatlı kadın balıkçılar gibi ruhsatsız olanlar da bulunuyor. Kadınların kendi varlıklarını gösterebilecekleri alanlar pek yaratılmıyor maalesef. Ama resmi veriler olmasa da sektörün üzerindeki sisli perde aralandığında her üç balıkçıdan birini kadın olarak nitelendiriyoruz. Birçok kadının hayatına dokunarak ilerliyoruz. Düne kadar şikayet edenler artık çözüm üretir hale geldi. Kadınla birlikte de tüm aileye dokunuyoruz” diyor.


    DENİZDEN İLHAM ALDILAR
    PANDEMİ döneminde gelen telefonlarla birlikte Kadın Balıkçılar Derneği, denizden ilham alarak üreten kadınların dayanışmasının ve emek paylaşımlarının yer aldığı bir sosyal girişimi de hayata geçirdi. Mavi Pazaryeri... Yeni girişimin genel müdürü ise denizle iç içe yaşamış bir isim. Melike Gündüz, Mavi Pazaryeri’nin hikayesini şöyle aktardı:



    “İnsanın doğayla uyumlu olduğu, doğal dengeyi ve biyolojik çeşitliliği koruyan, adil bir toplum için çalışıyoruz. Deniz ekosisteminin muhafaza edilmesi, denizel yaşamın ve denizlerimizin sürdürülebilirliğine katkı sağlamak için varız. Bu amaçlar doğrultusunda adil üreticilerimizle birlikte atık miktarının en az seviyede olacağı ve geri dönüşüm miktarını en üst düzeyde tutan bir üretimi teşvik ederek, sürdürülebilir ve etik üretimi destekliyoruz. Üretilen ürünler hem www.mavipazaryeri.com e-ticaret sitemiz üzerinde satışa sunuldu. Hem de Trendyol, İnstagram, Facebook ve good4trust gibi pazaryerlerinde bulunan dükkanlarımızda satışta. Ürün kataloğumuzu oldukça geniş tutmaya çalıştık. Bunun en önemli sebebi birçok potansiyel kitleye ulaşabilmek ve daha görünür olabilmek. Ürünler arasında takı koleksiyonlarımız, ev dekorasyon ürünleri, çocuk ve yetişkin kitapları, özel günleriniz için paylaşabileceğiniz e-kartlarımız mevcut. Şu an işbirliği içerisinde olduğumuz üretici kadınlar ile yeni kataloglar ve ürünler geliştiriyoruz. Yıl sonuna kadar hem çalıştığımız üretici sayısını, hem de ürün çeşitliliğini artırmayı hedefliyoruz. Şu an yaklaşık 20 kadınla ilerliyoruz.”

    KISA KISA
    * Derneğin ilk tohumları İzmir ve Ege’de atılsa da bugün Ankara merkezli yoluna devam ediyor. Huriye Göncüoğlu, Mersin, İstanbul, Rize, Muğla, İzmir, Çanakkale ve Balıkesir’de temsilciliklerinin bulunduğunu aktardı.

    * Pandemi sürecinde de boş durmadıklarını söyleyen Huriye Göncüoğlu, “Online olarak balık konservesi eğitimleri verdik. Aslında bildikleri bir şeyi hatırlatarak onlara gelir kalemi yarattık. Bu tür işler için İzmir’de bir atölye kurmak istiyoruz. Bunun için bir finansör arayışımız var” diyor.

    Yazının devamı...

    İzmir Gaziantep arasında İlmikler daha da sıklaştı

     

    SON dönemde İzmir ile Gaziantep arasında başlayan ortak proje üretme kültürüne bir yenisi daha eklendi. İzmir Ticaret Odası (İZTO) ile Halıcılar ve Yer Döşemecileri Derneği (Halımder) işbirliğinde 128 kişilik İzmir heyeti, 14-17 Mayıs arasında Gaziantep’te düzenlenen Uluslararası Halı ve Zemin Kaplama Fuarı DOMOTEX Turkey’e çıkarma yaptı. Tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 nedeniyle iki yıl ara verilen DOMOTEX Turkey, pandemi sonrası sektöründe yapılan ilk fuar oldu. Gaziantep Ortadoğu Fuar Merkezi’nde yapılan, Türkiye’den 168, 14 ülkeden de 48 firma katılım gösterdiği fuarda İzmir heyeti ise hem sektördeki gelişmeleri yerinde görme fırsatı yakaladı hem de önemli ticari işbirliklerine imza atarak kente döndü.

    PANDEMİ SONRASI İLK FUAR
    Halımder ve İZTO Halı, Zemin ve Duvar Kaplamaları Meslek Grubu Komite Başkanı ve Meclis Üyesi Abdullah Naci Ölçen, Gaziantep Ticaret Odası, Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği, Gaziantep Halıcılar Odası ve Deutsche Messe Hannover Fairs Türkiye Fuarcılık A.Ş. işbirliğiyle düzenlenen DOMOTEX Turkey’in iki yıldır pandemi nedeniyle yapılamadığını dile getirdi. Ölçen, “Deutsche Messe Hannover Fairs’in bu alanda dünyada düzenlediği üç fuar bulunuyor. Ocak ayında Almanya’nın Hannover kentinden düzenlenen DOMOTEX-Uluslararası Halı ve Zemin Kaplamaları Fuarı, diğeri ise Şangay’da yapılan DOMOTEX Asia/CHINAFLOOR, Asya-Pasifik Uluslararası Halı ve Zemin Kaplamaları Fuarı. Pandemi sonrası bu üçlü fuar serinin ilki Gaziantep’te oldu. Bu nedenle de hem Türkiye’den hem de yurtdışından oldukça fazla katılımcı geldi. Gelenlerin çoğu da ticari bağlantılar yapmak için Gaziantep’deydi. Bu yönüyle bu fuarın ayrı bir önemi vardı. Uluslararası katılımın oldukça yüksek olduğu fuar, oldukça verimli geçti” dedi.

     

     

     

    BİR AYAĞI İZMİR’DE OLSUN
    Abdullah Naci Ölçen, yıllardır halıcılıkta İzmir ile Gaziantep arasında köprü kurmak adına mücadele ettiğini ifade ederek, “Bugün geldiğimiz noktada bunu başardığımızı görüyoruz. Şimdi bu köprüyü daha da güçlendirmek istiyoruz. Halı ve Zemin Kaplama Fuarı daha önce İstanbul’da düzenleniyordu. Bu fuarın, dünya halı üretiminin yüzde 40’nı gerçekleştiren Gaziantep’e taşınması için İzmir itici güç oldu. Şimdi DOMOTEX Turkey’in bir ayağının İzmir’de yapılmasını istiyoruz. Bunun için girişimlere başlayacağız. İzmir Ticaret Odası Başkanımız Mahmut Özgener ile konuyu konuşacağız. Onun da takdiriyle bir girişimde bulunacağız. Belki bu fuara bağlı İzmir’de de ‘Halı Günleri’ temasıyla bir organizasyon yapılabilir” ifadelerini kullandı.

    BATIYA AÇILAN KAPI AVANTAJI
    Halı ve zemin kaplama sektörünün İzmir ile yöresinde çok hareketli olduğuna dikkat çeken Abdullah Naci Ölçen, hem makine hem de el halıcılığı anlamında İzmir başta olmak üzere Uşak, Manisa ve Balıkesir hattında önemli bir pazarın olduğunu dile getirdi. Ölçen, şöyle devam etti:
    “Hem bu birikim hem de İzmir’in sahip olduğu avantajlarla DOMOTEX Turkey ile aramızda kurulan köprünün daha da güçlenmesini istiyoruz. İzmir, Anadolu’nun batıya açılan kapısı. Avrupa ve Afrika’ya da çok yakın. Bir liman kenti. Konaklama avantaj ve seçenekleri, uçak destinasyonu zenginliği gibi seçeneklerle de bu işe talibiz. Amacımızda sektör olarak Gaziantep ile işbirliklerimizi daha da güçlendirmek. Geçtiğimiz günlerde İZTO da Gaziantep’teydi ve iki kent arasında ticari ilişkilerin geliştirilmesi adına bir protokol imzalandı. Bizim isteğimiz de bunun bir parçası olabilir.”


    HEDEF 4 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT
    GAZİANTEP’te toplam 321 milyon metrekare halı dokunuyor. Dünyadaki ihracatın yüzde 61’i bu tezgahlarda üretiliyor. Dünyadaki 3 milyar dolarlık ihracat hacminin 2.1 milyar doları Türkiye’ye, 1.8 milyar doları ise Gaziantep’e ait. Hannover Fairs Turkey Genel Müdürü Annika Klar de “2021 yılını 3.2 milyar dolarlık bir ihracat hacmi ile kapatan Türkiye, fuarın katkısıyla 2022 yılında 4 milyar dolarlık bir ihracat girdisi hedeflemekte” dedi.

     

    Yazının devamı...

    Makinelerin değerine değer katıyor mühendislikte ilklere imza atıyor

    Makine mühendisliği okuduğu süreçte de organizasyonlar düzenleyerek harçlığını çıkarır. İlker Mehmet Ergüllü, üniversiteden sonra profesyonel iş hayatına adım atar. 8 yıllık deneyimin ardından da kendi hikayesinin yazmak adına 4 ortaklı bir yapıyla ENDO A.Ş.’yi kurar. İşe makine üreticilerine malzeme satışıyla başlayan ve zaman içinde de yoluna yalnız devam eden Ergüllü, bugün proje desteğinden lineer eksen üretimine kadar geniş bir yapıda faaliyet gösteriyor. Yeni yatırımıyla makine sektöründe özel tasarım bir ürünün üretimi için emek veren İlker Mehmet Ergüllü’nün gündeminde ayrıca halka arz da var.


     

    İLKER Mehmet Ergüllü... Ticarete olan ilgisini makine mühendisliğiyle birleştirerek farkındalıklara imza atan bir iş insanı. Katma değerli ürünler üreten bir girişimci. ENDO Endüstriyel Donanım ve Otomasyon Sistemleri’nin kurucusu İlker Mehmet Ergüllü ile profesyonel iş hayatından kendi işinin patronu olma sürecine ve geleceğe dair hedeflerine kadar birçok konuyu konuştuk. 1974 Mersin doğumlu olan İlker Mehmet Ergüllü, İzmir’de büyüdüğünü paylaşarak, hikayesinin devamını şöyle aktardı:


     

     

    BABA MESLEĞİ ETKİLİ OLDU
    “Uşaklı olan yüksek elektrik mühendisi babam, büyük bir holdingde çalışıyordu. Ve görevi gereğince önce Kütahya, ardından da Mersin’de bulundu. Ben de Mersin doğumluyum. Ama 6 aylıkken İzmir’e gelmişiz, çünkü bakım müdürlüğü, yatırımlar müdürlüğü, genel müdür yardımcılığı gibi görevlerde bulunan babam Mersin’den sonra Manisa’da profesyonel iş kariyerine devam etti. Ortaokulu İzmir Türk Koleji’nin Almanca bölümünde, liseyi ise İzmir Atatürk Lisesi’nde tamamladım. Babamın mesleği nedeniyle de teknik biri olarak eğitimler aldım. Mühendislik sevgisi ve yaklaşımı sonucunda da Dokuz Eylül Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazandım.”

    TİCARETE KARŞI BÜYÜK MERAK
    1997’de üniversiteden mezun olur olmaz İzmir Gıda Çarşısı’nda bir firmadan profesyonel iş hayatına adım atan İlker Mehmet Ergüllü, kısa bir deneyimin ardından da babasının referansıyla Bosch Rexroth ürün grubunun Ege bayisinde mekatronik ve pnömatik projeler sorumlusu olarak kariyer yolculuğuna ilk adımı atar. Bu süreçte de çok önemli projelerde yer alan Ergüllü, “Profesyonel iş hayatı sürecinde hep farklı yerlerden teklifler alıyordum. ‘Kendi yerini aç seni destekleyim’ diye yaklaşımla geliyordu. Aslında çocukluğumdan beri hep kendi işimi kurma ve büyütme isteğim vardı. Öyle ki ‘keşke babamın bir bakkal dükkanı olsa da bana devretse, ben de onu büyütsem’ diye düşüncelerim vardı. Lise yıllarında sınavlarda çıkabileceğini düşündüğüm sorulardan bir porfolyö hazırlayıp, sınıf arkadaşlarıma satmışlığım da oldu. Yine üniversite yıllarında 7-8 arkadaş bir araya gelerek bir organizasyon şirketi kurmuştuk. Üniversite hayatım boyunca; partiler, çaylar ve geziler gibi birçok organizasyon yaptık. Öyle ki buradan kazandığım parayla ailemden destek almadan üniversite eğitimimi tamamladım” diyerek, içinde hep ticarete, girişimciliğe karşı bir ilgi olduğunu paylaştı.


     

    ÇOK GEZEN KURT AÇ KALMAZ
    Bir yandan gelen teklifler, öte taraftan ise kendi işini kurma fikrinden hareketle İlker Mehmet Ergüllü, 2006’da ortaklı bir yapıyla ENDO A.Ş.’yi kurar. Ergüllü, o süreci şöyle aktardı:
    “Yeterli finansal gücüm olmadığı için 4 ortaklı bir yapıyla yeni bir serüven başladı. İzmir Gıda Çarşısı’nda ilk etapta 3-4 markayla Ege Bölgesi’nde hizmet vermeye başladık. Makine imalatı yapan firmalara yüklü malzemeler satıyorduk. Ege bir süre sonra bize yetmedi ve Bursa, İstanbul ve Ankara gibi sanayi kentlerine yayıldık. İlk günden itibaren hedefimiz mekatronik ürünler üzerineydi. Gezen kurt aç kalmaz misali, ben de çok gezdim. Kapısında makine ibaresi olan her işletmeye girip-çıktım. 2010’da da ortaklarımla ayrılıp yola tek başıma devam etme kararı aldım. Sattığımız ürünler üzerinde bazı değişiklikler yapmamız gerekiyordu. Bu nedenle 2015’te İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde 2 bin metrekarelik bir tesis kurduk. Otomasyon ve AR-GE birimini oluşturduk. İthal ettiğimiz ürünlerden lineer modüller yapmaya başladık. Böylece müşterimize çok daha hızlı çözüm sunduk. Daha sonra bu lineer eksenleri ihraç etmeye de başladık. Zaman için de işlerimiz daha da büyüdü ve 2020’de İAOSB daha büyük yere geçtik. Makine parkurumuzu genişlettik. Bugün geldiğimiz noktada ürün satışının yanı sıra, müşterimize proje desteği veriyoruz, lineer eksen üretiyoruz ve özel tip mekatronik çözüm içeren makine imalatı yapıyoruz. Endüstriyel donanım ve otomasyon sistemleri üzerinde sektörde önemli bir yer edindik.”

     

    ALİAĞA’YA YENİ
    TESİS YATIRIMI
    KARTEZYEN robot imalatı alanında 2015-2021 yılları arasında 4. Bölge Sanayi Teşvik Belgesi’ne sahip olduklarını anlatan İlker Mehmet Ergüllü, 2018-2021 yılları arasında da elektrikli silindirlerin imalatı alanında da 3 yıl süreli Tasarım Teşvik Belgesi’ne hak kazandıklarını paylaştı. Ergüllü, “Bu belgelerin süreleri dolsa da şirketimiz ‘Tasarım Merkezi’ olma yolundaki çalışmalarına hızla devam ederken, bir yandan da Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayi Başkanlığı Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Destekleme Programı Yeterlilik Belgesi (EYDEP) alarak ‘Ana Ürün Tedarikçisi’ olma yolunda son adımlarını atıyor. Bu kapsamda da bir yatırımız olacak. Aliağa Kimya İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi’nde 10 bin metrekarelik fabrika inşaatına başladık. 8 ayda tamamlanacak. Söz konusu yatırımın tamamlanmasıyla, kısa sürede EYDEP alarak bu zamana kadar yürüttüğü ürün tedarikçiliği misyonunun yanında özel tasarım ve imalat yetkisi de ekleyerek büyümemizi sürdürmek hedefindeyiz. Türkiye’de henüz üretimi olmadığı için ithalat yaparak makina imalat sektörüne destek olduğumuz mekatronik ürünlerin bazılarını ya yabancı ortakla ya da kendi öz sermayemizle lokal olarak üreterek hem iç piyasa hem ihracat için önemli bir adım atmak istiyoruz. 125 milyonluk bir yatırım olacak Aliağa tesisi ile 40-50 kişilik de ilave istihdama katkımız gündemde” diyerek, gelecek yatırım planlarını aktardı.

     

    HALI DOKUMA ROBOTU DA VAR
    DENİZALTI ÜRETİM MAKİNASI DA
    ENDO bünyesinde AR-GE ve otomasyon ekibiyle hem proje çizim hem elektrik pano imalatı ve yazılımlar yapabildiklerini anlatan İlker Mehmet Ergüllü, bu alanda yaptıkları çalışmalarla ilgili şu bilgileri verdi:
    “Dakikada bin 600 ilmik atma kapasitesiyle şu an dünyadaki en hızlı otomatik halı dokuma robotunu üreterek Amerika’ya gönderdik. Kurulduğumuz günden beri savunma sanayine sağladığımız proje ve ürün desteği ile birçok başarılı projeye imza atmaya devam ediyoruz. Türkiye denizaltı üretim makinası, Aselsan tarafından binlerce üretilen sarp savunma sistemi, vagon işleme makinası gibi ciddi projelere sağladığımız ürün ve proje tedariğiyle de ülkemiz için önemli işler yaptığımızı düşünüyorum.”

     

    GONG ENDO İÇİN ÇALACAK
    ALİAĞA yatırımının yanı sıra gündemde olan bir diğer konunun ise halka arz konusu olduğunu paylaşan İlker Mehmet Ergüllü, şöyle devam etti:
    “Yüzde 20 gibi bir oranla halka arz olmaya hazırlanıyoruz. Eylül gibi bizim için borsa gongu çalacak. Hedefimiz ise buradan gelecek kaynakla şu an ithalatını yaptığımız bir ürünün Türkiye’de üretilmesi. Bunun için de yeni bir yatırım gündeme gelebilir. Yaklaşık 3 milyar dolarlık dünya pazarının olduğu bir üründen söz ediyoruz. Şu an bu ürün Uzak Doğu’ya kayıyor. Avrupa’da 3 büyük üretici kaldı. Biz bunu üretirsek pazarı hazır.”

    KISA KISA

    * Doğru zamanda doğru kararı vererek şansını değerlendirerek 32 yaşında yola çıkan İlker Mehmet Ergüllü, “Tüm genç girişimci arkadaşlarıma sevdikleri işi yapmalarını öneriyorum. Hiçbir şekilde yılmadan hedef ve hayallerinden vazgeçmemelerini, kolay pes etmemelerini tavsiye ediyorum. Bunları yaptıklarında başarının kendiliğinden onları yükselteceğine inansınlar” diyor.

    * Aslında ENDO makine sektörünün büyümesinde önemli bir aktör. Bir mühendislik firması. 50 kişilik ENDO ekibinin de yüzde 65 mühendislerden oluştuğunu aktaran İlker Mehmet Ergüllü, “Yaş ortalamamız da çok düşük. Oldukça genç bir şirketiz” diyor.

    Yazının devamı...

    Pandemiyle birlikte yönünü doğaya çevirdi

     

    Ama bu süreçte zaten yoğun olan iş temposunun dozunun daha da artması üzerine İlayda Serter, istifa ederek İstanbul’dan İzmir’e döner. Bir yandan yüksek lisans tezini tamamlamak için uğraş verirken, öte taraftan da ailesinin atıl durumda duran çiftlik evini kendisine gelir olması için ev kiralama sitesine koyar. Yoğun bir taleple karşılaşan İlayda Serter, bunu bir marka adı altında yapmaya karar verir ve Zeytincik Çiftlik doğar. Bu sistemi daha da büyütmek isteyen İlayda Serter, rotasını Çeşme’ye çevirir. Son dönemde popülerleşen küçük ev (tiny house) akımına, Çeşme Ovacık’ta Zeytincik Tiny markasıyla katılır. Bugün yolculuğuna turizm alanında devam eden İlayda Serter’in hedefte ise tiny house modelini daha da büyütmek var.


     

     

    İLAYDA Serter... Hayatları değiştiren koronavirüs pandemisi sürecinden bir iş fikriyle çıkan genç bir girişimci. Dönemin ihtiyaçlarını hızlı okuyabilen bir iş insanı. Zeytincik Çiftlik ve Zeytincik Tiny markalarının kurucusu İlayda Serter ile kariyer yolculuğundan girişiminin doğuş öyküsüne ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Sekiz kuşaktır İzmirli bir ailenin kızı olarak 1996’da dünyaya ‘merhaba’ diyen İlayda Serter, hikayesinin devamını şöyle anlattı:
    “Girişimci bir anne ve babanın kızıyım. Küçüklüğümden itibaren ailem, birçok sivil toplum kuruluşuna üye. Ben ise sürekli bu kuruluşların düzenlediği kermes, yemek, kahvaltı gibi organizasyonlarına gidiyordum. Burada da sürekli bir satış durumu vardı. Ben de bu satış standında durup, sürekli bir şeyler satan bir tiptim. Valisinden kaymakamına katılımcılara zorla da olsa birtakım şeyler satmışlığım var. Aslında içimdeki bu ticari ve girişimcilik duygusu o dönemlerden geliyor olabilir. Lise sürecinde de çeşitli organizasyonların düzenlenmesinde görev aldım. Rotary ailesinin en küçük üyesi yani İnteract Kulübü’nün de bölge temsilcisiydim.”

    İÇ MİMARLIKTAN MEDYAYA
    Oldukça yoğun tempolu lise hayatı geçiren İlayda Serter, mobilya işi yapan ailesinin de etkisiyle iç mimarlık okumak ister. “Ailemin işyerine ne zaman gitsem mimarlar sürekli çizim yapıyordu. Bu beni meslek seçimimde etkiledi” diyen İlayda Serter, İtalya’da iç mimarlık okumak adına çizim dersleri aldır. Serter, “Lise son sınıftayım ve 6 ay sonra üniversite sınavına girecektim. Bir gece yine çizim yaparken aslında çok da keyif almadığımı fark ettim. Aslında ben o çizimi insanlara anlatmaktan daha çok mutlu olduğumu gördüm. İnsanlarla konuşurken, bir şeyleri organize ederken, insanlar arasında bağ kurmaktan keyif aldığımı fark ettim. Ve o gece iç mimarlık okumamaya karar verdim. Tabii ailem benim İtalya’ya gidip iç mimarlık okuyacağımı sanıyordu. İletişim fakültesinin bana daha uygun olduğunu gördüm. Lisede solisttim. Sekiz yaşımdan itibaren piyano ve müzik eğitimi aldım. Ama konservatuvar için de geç kalmıştım. Durumu ailemle paylaştığımda küçük bir şokun ardından kararıma destek çıktılar. Sınava çok az bir süre kala hazırlanmaya başladım. Tabii kimsenin benden bir beklentisi yoktu. Parayla bir üniversiteye giderim gözüyle bakılıyordu. Ama ben sınavda derece yaptım ve ilk 3 bine girdim” diyerek, 2015’te İstanbul Bilgi Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü’nü tam burslu kazandığını paylaştı.

    HEDEFİNDEN İSTİFA ETTİ
    İlayda Serter’in üniversite hayatı da lise gibi oldukça hareketli geçer. İkinci sınıfta dünyaca ünlü marka ajanslarından Saffron’un Türkiye ofisinde staj yapmaya başlayan İlayda Serter, o dönemi şöyle anlattı:
    “3’üncü sınıfta ise Erasmus’la Madrid’e gittim. Burayı seçme nedenim staj yaptığım global markanın merkezi burasıydı. Erasmus sürecinde de bu ajansta staj yapmaya devam ettim. Türkiye’ye döndükten sonra da bu ajansta proje yöneticisi oldum. Daha sonra farklı bir yer de görmem gerektiğini düşündüm. Ve son sınıfta McCANN İstanbul’da çalışmaya başladım. 2019’da mezun olduğumda da burada kariyer yolculuğum devam etti. Tabii son sınıfta yüksek lisansa da başlamıştım. Oldukça yoğun tempolu bir dönemdi. Ve 2020’de tüm dünyayı etkisi altına alan pandemiyle birlikte de home ofis dönemine geçtik. 2021’in başında yine bir global reklam ajansı olan TBWA İstanbul’dan iş teklifi aldım, oraya geçtim. Burada tempo çok daha yüksekti. Yoğun bir mesai vardı. Evden çalışma süreciyle de çalışma süresi 16 saate çıkar olmuştu. En büyük hedefim TBWA CEO’su olmaktı. Ama yoğun çalışma şartları bu talebimden beni uzaklaştırdı. 5 aylık sürecin sonunda istifa edip, kendimi dinlemek adına İzmir’e döndüm.”

     



     

     

    İKİ MARKA BİRDEN ÇIKTI
    Kısa bir tatilin ardından İlayda Serter, yüksek lisans tezimi bitirmeye odaklanır. Bir yandan da İzmir Türkmenköy’de ailesinin 50 dönüm içerisinde yer alan ve kullanılmayan çiftlik evine odağını çevirir. İlayda Serter, “Zeytin ağaçlarının içinde 3 odalı bir ev vardı. Burayı elden geçirip, global bir ev kiralama sistemi olan Airbnb’e koydum. Bana bir gelir olsun düşüncesiyle bunu yaptım. 2021 Temmuz’da evi siteye koymamla birlikte bir anda rezervasyon yaptırmak isteyenlerin yoğun talebiyle karşılaştım. Tabii sadece kiralama yoktu, kına gecesi yapmak isteyenden veda gecesine kadar birçok taleple karşılaştık. Bir anda orada kiralık bir HUB yaratmış oldum. Bu işten çok keyif aldım. Tabii benim bir marka birikimim var ve iletişimciyim. Bu işten para kazanıyordum, hatta reklam ajansından kazandığımın üç katını kazanıyordum. Bu işi resmileştirmek ve bir marka hikayesi yaratmak istedim. Bulunduğu yer itibariyle ‘Zeytincik Çiftlik’ doğdu. Friluftsliv felsefesi doğayla barışık zaman geçirmek isteyenlerin bir durağı olmayı benimsedim. Güzel sonuçlar almaya başlayınca da bu yapıyı büyütmeye karar verdim. Ve en iyi bildiğim lokasyon olan Çeşme’ye rotayı çevirdim. Burada felsefemize uygun bir yer arayışına girdim. Çeşme Ovacık’ta yaklaşık 2 dönümlük bir araziyi kiraladım. 3 tane tiny house ile ikinci adımı atmış oldum. Burada da Zeytincik Tiny markasıyla hareket ediyorum” diyerek, markalarının doğuş hikayesini aktardı.

     

    DOĞANIN İÇİNDE TATİL
    İZMİR Türkmenköy bulunan Zeytincik Çiftlik’te bugün kiralık ev, organizasyon ve workshop mekanı konseptiyle ilerlediklerini dile getiren İlayda Serter, “Şu an ev, 3 aylığına Amerikalı bir aileye kiraya verildi. Orası ağustos sonrası yeni konuklar alabilecek. Çeşme Ovacık’ta yer alan Zeytincik Tiny ise Alaçatı Ot Festivali ile birlikte, yani bu mart sonunda hizmet vermeye başladı. Günlük ve haftalık kiralamalar söz konusu. Doğanın içinde tatil yapmak isteyenler için farklı bir seçenek sunuyoruz” diyor.

     

    BİR DE ZEYTİNYAĞI VAR
    ZEYTİNCİK Çiftlik, aynı zamanda bir zeytin ve zeytinyağı markasıyla da bütünleşmiş durumda. İlayda Serter, bununla ilgili şu bilgili paylaştı:
    “Çiftlik evimizin olduğu yerde 300’e yakın zeytin ağacımız var. Buradaki zeytinlerden elde ettiğimiz bir yağımız var. Bunu da Zeytincik Çiftlik markasının adıyla tüketiciyle buluşturuyoruz. Çok butik bir ürün. Öncelikle satışta hedef kitlemiz friluftsliv felsefesini yaşayan müşterilerimiz. Ama gelecekte bu yapıyı da geliştirmek ve büyütmek gündeme gelebilir.”

    KÜÇÜK EV
    BÜYÜYECEK
    ASLINDA 25 yaşında büyük cesaret gösteren İlayda Serter, global bir markadan istifa ederek kendi yolculuğuna çıkan bir isim. İlayda Serter, “25 yaşımda bu kararı almak istedim. İşimi çok seviyordum ama bir süre sonra bütün hayatım iş olmaya doğru gidiyordu. O nedenle radikal bir karar aldım. Şu an birçok kişinin de bu ayrımın arasına sıkışıp kaldığını düşünüyorum. Şimdi tüm odağımı kendi işime vermiş durumdayım. Özellikle tiny house konseptini büyütmek gibi bir planım var. Ama önce Zeytincik Tiny’den alacağımız geri dönüşlere bakacağım. Orta vadede kendi arazimi alıp buraya daha fazla tiny house yerleştirmek istiyorum. Hem çok keyifli hem de geliri yüksek bir iş. Bu sistemi Çeşme’de büyütmek istiyorum. Şu anda temizlik işlerinde dışarıdan destek alıyorum, onun dışında tüm süreci tek başıma yürütüyorum” diyor.

    Yazının devamı...