• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Kayak ekipmanı ‘tam’ size göre olmalı

    Ortopedi ve travmatoloji uzmanlarının kayak ve snowboard kazalarını önlemek için önerileri şöyle:

    - Kayak tatilinden 1-2 hafta önce uyluk ön ve arka grup adalelerinizi kuvvetlendirmek ve esnemek üzere egzersiz yapmaya başlayın.

    -Kayağa yeni başlıyorsanız dik pistlerden kaçının. Kayak dersi almadan kaymayın.

    -Mümkünse kendi malzemelerinizle kayın. Kiralayacaksanız, kayak botunuz ayağınızı ne sıkmalı ne de gevşek olmalı. Kayak bağlamalarını iyi yapın.

    -Giysilerinizin soğuktan koruması kadar hareketlerinize engel olmaması da önemli.  

    -Kar gözlüğü kullanın. Ama görüşünüzü etkilemeyen gözlük ve maskeler takın.

    -Sakatlanma ve yaralanmalar genellikle öğleden sonraları veya akşamüstü oluyor. Yorgunluk hissediyorsanız ara verin. Dinlendiğinizi hissedene kadar bekleyin.

    -Kayak yaparken yaralanır ve şiddetli ağrı hissederseniz ayağa kalkmaya çalışmayın. Yardım çağırın. Zorlamanız travmayı büyütebilir.

    -Snowboard yapıyorsanız özel koruyucu bileklikler takın.

    -Alkollü piste çıkmayın.

    -Pistte birisini geçerken, tahmin edilmeyen hareketlere karşı yeterli mesafe bırakın.

    -Her türlü uyarı levhasını dikkate alın.

    Sakatlıkların yarısı dizde

    Kayak yaralanmalarının neredeyse yarısı dizde gelişiyor. Ön çapraz bağ ve iç yan bağ yırtığı ile iç menisküs yırtığı meydana geliyor. Vücudun üst tarafında ise kayak sopalarına bağlı el ve başparmak yaralanmaları, köprücükkemiği kırıkları, omuz çevresi çıkıkları görülebiliyor. Snowboard’da vücudun üst kısmı yaralanıyor. Bazı kazalar ise pistteki çarpışmalarla gerçekleşiyor. Bu kazaların sonunda uylukkemiği gibi uzun kemiklerde kırıklar, kafa içi hasarları, boyun kırıkları oluşabiliyor.

    Ağrı varsa hastaneye gidin

    Yaralanmalarda, soğuk havanın da etkisiyle başta ağrı hissedilemeyebiliyor. Bu nedenle önemsiz sayıp kaymaya devam etmeyin. Bir süre dinlenin, kendinizi yoklayın. Cildinize direkt gelmeyecek şekilde soğuk su, buz ya da kar uygulayabilirsiniz. Bir süre sonra ağrıdığını hissederseniz mutlaka hastaneye gidin.


    Yazının devamı...

    Doğadaki mantarın güzelliğine aldanmayın

    Bakanlıktan aldığımız bilgiye göre, mantar zehirlenmeleri, özellikle yağışların bol olduğu mevsimlerde artıyor. Doğal ortamlarda yetişen mantarlar, güzel görünümlerinin aksine çok zehirli olabiliyor. Yapısında zehir bulunan mantarlar ne şekilde tüketilirlerse tüketilsinler zehirliyor. İster kurutulmuş veya konserve şeklinde, ister çiğ veya pişirilmiş olarak yensin ölümle sonuçlanabilen ciddi zehirlenmelere neden oluyor.

    Zehirlenme hemen başlıyor

    Zehirlenme belirtileri mantarda bulunan zehrin niteliğine göre mantarın yenmesini takiben 2-6 saat içinde ortaya çıkabiliyor. Bazı çeşitleri daha geç dönemde de zehirlenme belirtilerine yol açıyor. Mantarlarda bulunan zehrin özelliğine göre sersemlik, uyku hali, tansiyon düşüklüğü, bulanık görme, yüz ve boyunda kızarma, ağızda metal tat duyusu, bulantı, kusma, terleme; bazı türlerin yenmesinden 6 saat sonra ise bulantı, kusma, ishal, ateş, çarpıntı, karın ağrısı, karaciğer/ böbrek fonksiyon bozuklukları ile ölümle sonuçlanan zehirlenme belirtileri görülebiliyor.

    Bakanlık, doğada yetişen mantarların kesinlikle yenmemesi uyarısı yapıyor. Ama oldu da yerseniz, tüketilmesi sonucunda bu belirtilerin görülmesi halinde mantarı tüketen kişilerin derhal en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekiyor.

    Ambalajlıları tercih edin

    Doğal alanlarda yetişen mantarlar yerine bandrollü kültür mantarları tercih edilmeli. Kültür mantarları bünyelerinde zehirli maddeleri bulundurmadığından bir zehirlenme görülmesi söz konusu değil. Ancak, bu mantarların yetiştiği ortam itibariyle, bazı mikroorganizmalar mantarların üzerinde bulunabilir. Bu mikroorganizmaların bulaştığı mantarların çiğ olarak yenmesi sonucunda çok hafif mide ve bağırsak şikâyetlerinin gelişebileceği de unutulmamalı. Ayrıca mantar alırken ambalajlı olanlar tercih edilmeli ve ambalajında tüketiciyi bilgilendirmeye yönelik bilgilerin yer aldığı etiketlerin olup olmadığına da dikkat edilmeli.

    Yazının devamı...

    Enfeksiyona karşı önlem alın

    Bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar gibi mikroorganizmaların insan vücuduna değişik yollardan girmesiyle ortaya çıkan enfeksiyonlarla savaşacak bağışıklık sistemimiz var. Genellikle savunma mekanizmaları bunlarla baş edebiliyor. Ama zayıflamışsa, mikroorganizmalar sistemi aşarak, hasta ediyor.

    Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü Seyahat Hastalıkları Birimi’nden aldığımız bilgiye göre, kötü hijyen koşulları, beslenme bozukluğu, yaşın her iki uç noktası (bebeklik–yaşlılık), iklim, fiziksel bariyerlerin yetersizliği (cilt ve mukozalardaki bozukluklar), kalıtımsal ya da kazanılmış bağışıklık sistemi yetmezlikleri, stresler, kronik hastalıklar, tıbbi ve cerrahi tedaviler, yetersiz bağışıklama (aşılar) gibi faktörler savunma sistemini zayıflatıyor. Bu da hastalıkların daha kolay bulaşması ve etkili olmasına yol açıyor. Enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkması ve yayılmasını önlemek için alınabilecek en etkili yöntem aşılanma. Enfeksiyon hastalıkları görülen bölgelere seyahat edenlerin ya da bu bölgelerden göç edenlerin aşılanması, çocukluk ve yetişkin aşılarının tam ve düzenli yapılması gibi. Aşılarla difteri, tetanos, boğmaca, kızamık, kızamıkçık, menenjit tipleri, çocuk felci, hepatit B, hepatit A, zatürree), grip, kuduz dahil olmak üzere birçok hastalığı kontrol etmek mümkün.

    Koruyucu ilaç tedavisi de var

    Bazı hastalıklarda koruyucu ilaçlar alınabiliyor. Koruma amaçlı antibiyotik kullanımı ancak tehlikeli enfeksiyonlarla karşılaşma olasılığı bulunan kişiler için uygulanıyor. Örneğin sıtmanın endemik olduğu ülkelere giderken sıtmaya karşı koruyucu ilaç kullanımı gerekiyor. Antibiyotiklerin gelişigüzel, fazla miktar ve sürede, hatalı kullanımı dirençli mikroorganizmaların ortaya çıkması ve  tedavisi güç enfeksiyonların gelişmesine neden oluyor.

    Bunları da unutmayın

    Enfeksiyonlara karşı güçlü durmak için:

    Vücut besinler yoluyla alınan proteinlerden antikorlar üretiyor. İyi beslenmeyenler mikroorganizmalarla yeterli mücadele edemiyor. Bu nedenle dengeli beslenme vücudun mikroplardan korunması ve vücut direnci için çok önemli.

    Sadece su ve sabunla bile hijyene ulaşmak mümkün. Temizlik kurallarına uymak, cildi kaygan ve nemli tutarak, cilt çatlaklarından korur. Bu da mikropların ciltten geçişini engeller. Hijyenin yetersiz olması enfeksiyon riskini artırır. Bakımsız cilt daha kolay çatlar. Aynı zamanda kirli bir cilt mikroorganizmaların barınmasına ve çoğalmasına uygun bir ortam oluşturur.

    Ayrıca yurtdışı seyahatlerine çıkacaksanız, gidilecek ülkedeki bulaşıcı hastalıklardan korunmak için, en az 15 gün önce seyahat sağlığı merkezlerine başvurun.

    Yazının devamı...

    Ebola bitmiyor

    Ebola, insanlarda ve primatlarda (enfekte maymun, goril, şempanze, meyve yarasası, orman antilobu ve kirpi gibi) sıklıkla ölüme yol açan ciddi bir hastalık. Salgın yaptığında, ölüm oranı yüksek oluyor. Hastalığı yapan virüs insanlara vahşi hayvanlardan geçiyor. İnsandan insana da bulaşıyor. Ancak ebola virüsünün insana hayvanlardan nasıl bulaştığı bilinmiyor. Hastalık, enfekte bir kişinin kanı ya da salgılarıyla (ter, tükürük, sperm, idrar, dışkı ve kusmuk) doğrudan temasla bulaşıyor.

    Enfekte salgıların objelerle teması dahi virüsle karşılaşmak için yeterli olabiliyor. Ayrıca defin işlemleri sırasında cenazeye doğrudan temas edilmesi de hastalığın yayılmasında etken. Enfekte canlı ya da vahşi hayvanlar, bunların çiğ ya da az pişirilmiş etleriyle temas etmek de hastalığı bulaştırıyor. İyileşen erkek hastaların spermleri yoluyla hastalığı yedi haftaya kadar bulaştırdığı biliniyor. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü verilerine göre, ebola kanamalı ateşine yol açan virüsler, genellikle hasta bakımıyla uğraşırken enfekte salgılarla teması olan aileler ve arkadaşlar aracılığıyla yayılıyor. Hastalık, ateş, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı, halsizlik, ishal, kusma, mide ağrısı, iştahsızlık belirtilerini veriyor. Bazı hastalarda ayrıca, kaşıntı, gözlerde kızarıklık, hıçkırık, öksürük, boğaz ağrısı, göğüs ağrısı, nefes almakta güçlük, yutkunma zorluğu, vücut içinde ve dışında kanamalar da görülüyor.

    Vahşi hayvan eti yemeyin

    Diğer bulaşıcı hastalıklarda olduğu gibi hastalığı önlemenin en önemli yollarından biri ellerin düzenli sabunla yıkanması. Hastalığın görüldüğü bölgelere giderseniz, ölü hayvanlarla, özellikle de primatlarla temastan kaçının. Yerel pazarlarda satılan primatlar dahil vahşi hayvanların etini yemeyin. Yine hastalığın görüldüğü bölgede bulunduysanız, sadece ateşiniz bile yükselse acilen bir sağlık kuruluşuna başvurun. Ve mutlaka son seyahatinizi ve temaslarınızı doktorlara söyleyin.

    3 yılda 11 binden fazla kişi ölmüştü

    Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Kongo’daki salgında yaşamını kaybedenlerin sayısı 87’yi buldu. Virüsü kaptıktan sonra iyileşenlerin sayısı ise 53 oldu. Bu arada, 194 kanamalı ateş vakası arasında sayılan ancak ebola virüsünden kaynaklandığı kesinleşmeyen 35 ölüm daha yaşandı. Benzer belirtilerle yaşamını yitiren kişilere otopsi yapılması imkânı olmadığı için kesin ölüm nedenleri tespit edilemiyor. Ayrıca, bölgede 8 Ağustos’ta başlatılan kampanya kapsamında 15 binden fazla kişiye aşı yapıldı. Gine, Liberya ve Sierra Leone’de 2014-2017 yıllarında görülen salgında yaklaşık 30 bin kişiye ebola virüsü bulaşmış ve 11 binden fazla kişi hayatını kaybetmişti.

    Yazının devamı...

    Güneş gözleri de yaşlandırıyor

    Cildinizi kanser, yanık ve foto yaşlanmadan koruyabilmeniz için güneşin en etkili olduğu 10.00-16.00 saatlerinde kapalı ortamlarda kalmanız öneriliyor. Aynı öneri göz sağlığınız için de önem taşıyor. İlla çıkmanız gerekiyorsa, geniş siperlikli şapka ve gözlük takın.

    Güneş gözlüklerinin işlevi aksesuardan fazlası. Doğru seçimle, zararlı ışınların göze ulaşmasını engelleyebiliyor. Gözlük camları ultraviyole ışınlarını kesebilmeli. Satın alırken CE işaretini arayın veya BSEN 1836: 1997’ye uygun olduğundan emin olun.

    Kontakt lensle havuza veya denize girmeyin. Bu yanlış davranış enfeksiyona neden olan etkenlerin lense yapışması ve göze bulaşmasına yol açabiliyor. Deniz ve havuzda da numaralı yüzme gözlükleri takabilirsiniz. Günlük lensleri de üzerine yüzme gözlükleri takma kaydıyla kullanabilirsiniz.

    Güneşe çıkıyorsanız göz makyajınızı temizleyin. Güneş koruyucularınızı göz çevresine yaklaştırmadan sürün. çünkü bu maddeler güneş altında eriyerek göze temas etmesine sebep oluyor. Bu durum da gözlerde kızarıklık, batma, kaşıntı, sulanma gibi yakınmalara yol açıyor.

    Klima gözyaşının normalden daha fazla buharlaşması dolayısıyla gözlerde kuruluk, yanma, batma, kaşıntı ve bulanık görmeye zemin hazırlayabiliyor.

    Kumsalda vs. kum kaçarsa gözlerinizi ovuşturmayın. Bol suyla yıkayın. Gözde kızarıklık, sulanma, batma ve çapaklanma oluyorsa bir göz hekimine gidin.


    Trafik kazalarına yol açabiliyor
    Göz hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi’nin verdiği bilgiye göre güneş gözlerde şu tahribatı yapabiliyor:

    Adı ‘kar körlüğü’ de olsa sorun, güneşin UV ışınlarına uzun süreli maruz kalınması halinde gelişiyor. Tıbbi adı fotokeratite de olan sorun, gözlerin uzun süre açık tutulmasını engelliyor.

    Güneş ışınları gözün içindeki merceği bozarak katarakta yol açıyor.

    UV ışınlarına uzun süreli ve aşırı maruz kalmak, kalıcı görme kaybına kadar giden sarı nokta hastalığının gelişimine de zemin hazırlayabiliyor.

    Güneşten gelen parlama bazı istenmeyen yan etkilere neden olabiliyor. Gözde kamaşmanın olması özellikle gizli ‘dışa şaşılığı’ olan kişilerde şaşılığı belirginleştirebiliyor. Ayrıca görmede bozulma ve gözde sulanma güneş ışınlarının doğrudan etkisiyle gözlenebiliyor ve bu yan etkiler özellikle araba kullanırken sorun yaratabiliyor hatta trafik kazalarına neden olabiliyor.

    Göz çevresini de güneşten korumak önemli. Göz kapağı dokusu ince ve hassas. Yeterince korunmazsa cilt kanserinin en hızlı gelişeceği bölgelerden biri olabilir.

    Kuş kanadı olarak da bilinen gözde et yürümesi de güneşe fazla maruziyetin sonuçlarından.

    Yazının devamı...

    Terliyken klimanın karşısına oturmayın

    Her yaşta ve mevsimde görülebilen yüz felcinde, sinir liflerinin etkilenmesi sonucu, yüzün mimik kaslarında hareket kaybı oluşuyor. Kişi kaşını kaldıramıyor, gözünü kapatamıyor ve ağzını hareket ettiremiyor. Bu belirtiler yüzün yalnızca bir tarafından ortaya çıkıyor. Mimik kaybı, yüzde ağrı, baş ağrısı ve baş dönmesi, kulak ağrısı ve çınlaması, sese karşı hassasiyet, konuşma zorluğu, salyayı tutamama gibi sorunlar da yaşatıyor. Memorial Şişli Hastanesi nöroloji uzmanı Doç. Dr. Abdullah Özkardeş, yazın yüz felcinden korunmak için şu hatırlatmaları yapıyor:

    Arabada veya ofiste, terliyken klima ve rüzgâra direkt maruz kalmayın. Ani sıcak değişimleri, yüz sinirinde ödem oluşumu ve yüz felcine neden olabiliyor.

    Duş aldıktan sonra klimalı bir ortama girecekseniz, saçlarınızı ve yüzünüzü iyice kurutun.

    Islak saçla dışarıya çıkmayın.

    Duş aldıktan sonra arabaya binecekseniz camlarını kapalı tutun.

    Arabada klima kullanılacaksanız, önce dolaylı soğutma yapın. Yani klimayı çalıştırmadan önce kapıları ve camlarını bir süre açık tutun. Ortamı böylece soğuttuktan sonra klimayı devreye sokun.

    Klimanın esintisi direkt yüz bölgenize vurmasın.

    Ani ısı değişimlerine dikkat edin. Aşırı sıcak bir ortamdan aşırı serin bir ortama girerken önlem almak, yüz felcinden en önemli korunma yolu.

    Yüzde 90’ı ilk ayda iyileşiyor

    Doç. Dr. Özkardeş’in verdiği bilgiye göre, aniden oluşan yüz felcinde hastaya, ilk günlerde yüksek doz kortizon tedavisi uygulanıyor. Daha sonra kortizonun dozu yavaş yavaş azaltılarak tedavi tamamlanıyor. İlaç tedavisi, yüzdeki sinirin hasar durumuna göre belirleniyor. Yüz felcinin oluşumuna, enfeksiyon ve travma gibi nedenler yol açmışsa, tedavi şekli değişiyor. Hastanın, diyabet gibi kronik bir hastalığı bulunuyorsa yine bu hasta grubuna özel tedavi programı uygulanıyor. Yüz felci vakalarının yüzde 90’ı bir ay içinde iyileşiyor. Sinir hasarı fazla olan ve erken dönemde teşhis edilmemiş hastalarda bu süre uzayabiliyor. Hiç iyileşmeme durumu, toplumda yüzde 1-2 oranında görülebiliyor. Eğer hasta altı ay içinde iyileşmezse, estetik operasyonlar devreye girebiliyor.

    Yazının devamı...

    Fazla yemekle bayramın tadını kaçırmayın

    Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Birol Özkan, etin içerdiği proteinin hayvansal proteinlerin en değerlisi olduğunu ancak dikkatle tüketilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Dikkat edilmesi gereken nokta, kalp-damar hastalığı için zararlı olduğu kanıtlanmış hayvansal kaynaklı yağların tüketiminin azaltılmasının gerektiği. Özkan, “Yağsız ette bile yüzde 20 oranında yağ bulunuyor. Kurban etini tüketirken özellikle etin yağsız kısımları seçilmeli, kuyrukyağı ve tereyağı kullanılarak yapılan kavurma yerine, ızgara veya haşlama şeklinde pişirme yöntemleri tercih edilmeli” diyor.

    Taze kesilen etlerin hemen tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Özkan, “Taze kesilmiş etin sindirimi çok zordur, hazımsızlık yapabilir ve sert olmasından dolayı pişirilmesi zor. Dolayısıyla buzdolabında 1-2 gün bekletilmiş etin tüketilmesini öneriyoruz” diyor. Kalp-damar, kalp yetmezliği ya da hipertansiyonu olan hastaların uyguladıkları diyetlerine devam etmesi gerektiğini söyleyen Özkan, ağır yemeklerden kaçınılması ve dengeli beslenmeye devam edilmesi gerektiğini belirtiyor. Özkan, “Bir öğün ağır yemek bile kalp damar sağlığımıza zararlı olabilir. Ağır bir yemek sonrası kalp daha hızlı atmaya başlar, tansiyon yükselir. Ve yine kana salınan bazı hormonlar kanın pıhtılaşmasını kolaylaştırır. Ağır bir yemek sonrası kanın sindirim organlarında göllenmesi de yine hayati organlara giden kan akımını azaltabilir. Bütün bunların sonucunda kalp krizi oluşması kolaylaşabilir. Bu nedenle bir öğün bile olsa yüksek karbonhidratlı, kızartmalı ve yağlı yemek anlamına gelen aşırı ağır bir yemek, kalbi zorlayacaktır” uyarılarında bulunuyor.




    Şerbetliler yerine sütlü tatlıları tercih edin

    İster bayram ziyaretleri yapın isterseniz tatilde olun, tatlı tüketimine dikkat. Hatta mümkün olduğunca şerbetli, ağır, yoğun tatlılar yerine sütten yapılmış olanları tercih edin. Günlük ortalama 2-2.5 lt su içmeye devam edin. Bayram ziyaretleri sırasında artan çay ve kahve tüketimi nedeniyle uykusuzluk, kalp ritm bozuklukları, mide problemleri ile karşılaşabiliyor. Bu tür içeceklerin tüketilen miktarlarına dikkat edin.

    Harekete devam

    Bayram süresince yenilen besinlerin sindirimini kolaylaştırmak için daha fazla hareket edin. Mesela bol bol yüzerek spor yapın.





    Tuz hipertansiyon hastaları için zarar

    Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketimi ile birlikte tuz kullanımı da artıyor. Bu durum yüksek tansiyon hastaları için ciddi bir tehlike oluşturuyor. Alınan fazla tuz miktarı, kan basıncında (tansiyon) aşırı yükselmelere yol açarak beyin kanaması, felç ve kalp krizi riskini artırabiliyor. Bu nedenle tuz tüketimi günde 5 gramın altında tutulmalı (1.5 çay kaşığı veya 1 silme tatlı kaşığı). Ayrıca kalp rahatsızlığı bulunan hastalar et yemeklerinin yanında sebze ve salata gibi bitkisel gıdaları ihmal etmemeli.

    Yazının devamı...