• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Duygulara Kucak Açmak

    Yalnızca bedensel olarak değil, duygusal olarak da bağlantı kurduğumuz dünyada, duygularımız bizim yol gösterici pusulalarımızdır. Hava durumu gibi her an var olan duygular, içinde bulunduğumuz durumla nasıl ilişkilendiğimizi ve o ana dair ruhsal durumumuzu bize anbean gösterir. Yapmaya çalıştıkları şey, yüzleştiğimiz durumlarla başkalarının değil kendi doğrularımıza en uygun şekilde yol almamızı sağlamaktır. Zorlandığımızda hissedilen acı duygu bize ‘’Bu sana uygun değil’’ diyecek; bizi değerlerimize ve kendiliğimize daha uygun bir yola, daha uygun seçimlere sevk edecektir.

    Ne duyguları uçlarda yaşamak ne de onları görmezden gelip bastırma çabasına girmek insana fayda getirir. Bastırılan içerik asla yok olmayacak ve iletilmek istenen mesaj kendine imkân bulduğu ilk dakikada çok daha şiddetli bir biçimde açığa çıkacaktır. Duygularla esas yapmamız gereken bize verdikleri mesajı anlamak, hangi amaçla orda bulunduklarını kendimizi onlara açarak anlamaya çalışmaktan geçer. Örneğin, öfke problemleri yaşadığını söyleyen biri için bu duygu, kurtulması gereken bir problem olarak algılanmaktansa, bir gösterge olarak ele alınmalıdır. Dünyada değer verdiği bir şey, bir durum, sık sık tehdit altındadır ve bu onu sürekli olarak uyanık ve uyarılmış bir halde durmaya sevk ediyor olabilir. Duygularının, korunması gerektiği mesajını verdiği o değerin ne olduğunu keşfetmeli ve kişi onu uyaran durumlarda farkındalık kazanmalıdır.

    Teknolojinin tüm hayatımızı kapladığı ve hayat akışının müthiş bir hız kazandığı mevcut ortamda, dış dünyadan kopup kendimize odaklanmak kolay değil. Günlük hayatın gidişatında oradan oraya savruluyor, gerçekten ihtiyacımız olanın farkında olmadan, çoğu zaman diğerinin beklentilerine göre, ne istediğimizi bile bilmeden yaşıyoruz. Bizi konfor alanımızdan çıkaracak her türlü zorluğu örtbas ederek, mücadeleden kaçarak, bizi kendimizle ilgili mücadeleye sevk edecek her türlü ihtimalin de üzerini örterek aslında hem kendimize hem dünyaya yabancılaşıyoruz. Doğal bir akış içinde deneyimlenmesi gereken tüm bu olumsuz duygulardan kaçış, kimimizi alkol kimimizi antidepresanlara sevk ederek onları görmezden gelmeye iter durumda. Tüm bu karmaşada bizi kendimizle yeniden temas kurmaya, kendimizi yeniden anlamaya sevk eden duyguları anlamak zor ve kaygılı. Bizlere, hayatımızı yeniden şekillendirmemiz için hala seçeneklerimizin olduğunu hatırlatan, çekirdeği kaygı yüklü ama görünürde sürekli değişken, insan olmanın doğal bir hali bu. Olumsuz duygularımızı bertaraf etmemek, bu kaygının amacına uygun olarak hareket etmesine ve bizi yeniden güçlendirerek hayatımızın kontrolünü elimize almamıza yaramakta.

    Duygularla daha sağlıklı temas için ne yapmalı?

    Hem kendinizi hem başkalarını hissedilen duygular yüzünden suçlamıyor olmak bunun altın kuralıdır. Duygular kontrolümüzde olmadan bir amacı gerçekleştirmek için gelir. Her duygu, hayatımızda yönümüzü bulmamızı kolaylaştıran çok değerli birer mesajdır. Hem olumlu hem olumsuz olarak yaşantılayabileceğimiz her duyguyu sevecen bir arkadaş, değerli bir misafir gibi algılayabiliriz. Geldiklerinde onları güzel ağırlamalı, ihtiyaçlarını gözetmeli ve kabaca kapı dışarı ederek değil, vakti geldiğinde güzelce uğurlayarak muamele etmeliyiz.

    İçinizdeki duygu, tümüyle buyur etmesi çok korkutucu bir duygu gibi görünebilir. Şefkat ve anlayışla davranılan her parçanız gibi o duygu da doğal bir akışla bu süreci en az zarar ile tamamlayacaktır. İfadelerine izin verdiğinizde sizi öldürmediğini fark edeceğiniz olumsuz duygularınızdan, daha güçlü bir öz kabul ve öz merhamet ile çıktığınızı göreceksiniz. Bu anlamda, hislerinize ve öz deneyimlerinizin size aktarmaya çalıştığı mesajlara güvenin.

    Hayatta her zaman kederin içinde keyif, keyfin içinde keder vardır. Önemli olan tüm bunları sağlıklı bir akış içinde deneyimleyebilmektir. Duygular da aynen bir okyanus gibidir. Bazen bir fırtına ile kabarır, köpürür, içinizi ürpertir. Bazen yatışır, rüzgârı ve kokusu size keyif verir; ama sürekli ve sakin dalgalarla hep orada olduğunu hatırlatır.

    Yazının devamı...

    Mutluluğa Giden En Kral Yol

    Bazı zamanlar, onları mutlu edecek her şeye sahip olmalarına rağmen mütemadiyen çökkün ve kötü alışkanlıklar batağındaki varlıklı insanların haberlerini okuyup hayret ederiz. Mutluluğun maddiyatla ölçüldüğü bu yanılsama ise bizleri, günlük koşuşturma içinde biraz yavaşlayıp güzellikleri görmek yerine, hayatımızda eksik olan her yeni şeyin peşinden koşmaya iten kısır bir döngüye sürükler. Israrla deneyimlediğimiz ama mutlulukla ilgisi olmadığının farkına çok zor vardığımız bu çaba, etrafımızdaki birçok örnekle de birleşince bize çok önemli bir gerçeği hatırlatır. Herkesin her an sahip olabileceği minnettarlık, mutluluğa giden en kral yoldur.

    Kısaca minnettarlık, dünyada sahip olduğunuz, deneyimlediğiniz, gözlemlediğiniz durumlara dair odağınızı pozitif tarafta tutarak bunlara dair farkındalık geliştirmektir. Çünkü lütuf olarak kabul ettiğimiz şeyler, gerçekte nasıl olduklarından çok, bizim onları ne şekilde algıladığımızla belirlenirler. Bu, hayatınızdaki her şeyin iyi gittiği yönünde kendinizi inandırma çabasından farklıdır. Kastedilen minnettarlığın, daha iyilerinin sizi bulması için hareket edilen ‘karşılıklılık’ hissiyle bir ilgisi yoktur. ‘Yokluk’ hissindense ‘Var olana’ odaklanarak iyi şeylerin de olduğunun bilinçli farkındalığını yaşamaya verilen duygusal bir tepkidir. Şükran duygusuna sahip olmak, hayatta her şeyi kendi başınıza elde edemeyeceğiniz gerçeğinin farkında olup, hayatın size sunduklarını bilinçlilikle kabul edebilmektir. Bu tutumun, depresyondan kaygıya, hayat doyumundan sosyal ilişkilere kadar uzanan çok geniş bir yelpazede hayat kalitesini arttırdığı araştırmalarla desteklenmektedir.

    Minnettarlık Nasıl Geliştirilir?

    Daha müteşekkir bir insan olmaya dair tutumların en güzel yanı ise öğrenilebilir olmaları. Düzenli olarak ve vakit harcamadan yapacağınız basit egzersizler ile bunun hem kendiniz hem çevreniz üzerindeki olumlu etkilerini zamanla görebilirsiniz. Sayısız faydasına ek olarak, kendi hayatımızdan doyum alır hale geldiğimiz için bizleri, başkalarına karşı çok daha empatik ve yardımsever olmaya iten bu tutumdan bir an önce faydalanabilmek için birkaç pratiğe göz atalım.

    1) Minnettarlık günlüğü tutun.

    Her akşam, o gün içerisinde müteşekkir olduğunuz birkaç şeyi not edin. Bunlar, elbette hayatınızdaki çok büyük gelişmeler olmak zorunda değil. Yürüyüş yaparken ilkbaharın ılık rüzgârını teninizde hissetmek, süper market çalışanının size sıcak bir gülümsemesi, o gün hiçbir fiziksel rahatsızlık hissetmemiş olmak, lezzetli bir yemek tatmak gibi ufak, ama farkındalık geliştirilince büyük değişimler yaratabilecek şeyler de olabilir. Bir ay gibi bir sürenin sonunda bile bu günlüğe dönüp baktığınızda, hayattaki zevkleri ve ruh halinizdeki olumlu değişimi nasıl keşfettiğinize siz de şaşıracaksınız.

    2) Şükran mektubu yazın.

    Hayatınızda önemli yerleri olan ve somut bir teşekkür etme fırsatı bulamadığınız kişilere size kattıkları için minnettar olduğunuzu ifade eden mektuplar yazın. Elbette etkileri, bu mektuptan ona yazılan kişinin de haberi olduğunda katbekat artacak ve güzelliği çok geniş bir çerçevede hissedilecektir.

    3) Durun ve dikkatli bakın.

    Birçoğumuz İstiklal Caddesi’nde defalarca yürümemize rağmen, çok azımız durup yukarı bakarak, binaların tarihi dış cephelerinin kendisine zamanda şairane bir yolculuk yaptırdığını fark etmiştir. Günlük hayatın koşuşturmacası içinde yavaşlayabilmek, sıradan ayrıntıların içindeki güzellikleri fark edip minnettar hissedebilmenizin olmazsa olmazıdır.

    4) Başkalarını da dahil edin.

    Minnettarlık günlüğünü ailenizle akşam yemeği yerken keyifli bir muhabbete dönüştürmek de faydalı pratikler arasında. Eşinizle, çocuğunuzla ya da bir arkadaşınızla o gün neler için minnet duyduğunuzu karşılıklı olarak paylaşabilir, bunu düzenli hale getirdiğinizde hayatlarına dokunduracağınız muhteşem bir değerin keyfini sürebilirsiniz. 

    Ve son ufak bir hatırlatma… Bizim için nelerin çok kıymetli olduğunu kaçınılmaz olarak anlayacağımız vakit, muhtemelen dünyada bize ayrılan zamanın sonuna gelmiş olacağız. Umarım, bunu daha huzurlu hale getirmenin -yukarıda da birkaçını saydığım- sayısız yollarından birini zamanında keşfedebiliriz.

    Psikolog Merve Nur Çimen

               

    Yazının devamı...

    ‘’Vazgeçmediğimiz İçin Gururluyuz’’ İtalyanların Gözünden Karantina

    Son zamanlarda zorunlu karantinaların sıklaştırıldığı ülkemiz için, bu durumu uzun zamandır deneyimleyen ve virüsten en çok etkilenen yer olan İtalya’nın Bergamo ilinde yaşayan üç İtalyan’a deneyimlerini ve bizlere tavsiyelerini sordum.

    Lorenzo D.


    41 yaşında bir İnşaat Mühendisi olan Lorenzo, Bergamo’daki iş yerinin geçici olarak kapanması sebebiyle haftalardır evden çalışıyor. 

    ‘’Maalesef bu durum her işe uyarlanabilir olmuyor. Müşteriler ve meslektaşlar ile tüm koordinasyonları online platformlara taşımaya çalışıyoruz ve bu da belirgin bir yavaşlama ve aksamalara sebep oluyor. İş böyleyken en fazla fedakarlık ettiğimiz konu zaten sosyal yaşamımız oluyor.’’

    Neredeyse iki aydır sadece tek bir kere alışveriş için dışarı çıkabilen Lorenzo, bu süreçte ne ailesini ne de arkadaşlarını görebilmiş.

    ‘’Yakın akrabalarımdan enfekte olduğu için hastaneye yatırılanlar oldu, eşler bile birbirlerinin yanında kalamadı. Ama günlük hayatımı en kötü etkileyen kısmı birkaç dakikada bir geçen ambulansların durmaksızın öten siren sesleriydi.’’

    Türkiye’deki insanlara verebileceği en önemli tavsiyeleri sorduğumuzda ise Lorenzo, ‘’Evde durup yalan haber yaymaktan daha önemli işi olmayan insanların söylediklerine asla kulak asmayın. Bu süreçte sakin olun ve yavaşlayın.’’ dedi.

    Sürecin başında İtalyanların bu durumu ciddiye almayıp toplu aktiviteler düzenlemeye devam etmesinin kötü sonuçlar doğurduğunu söyleyen Lorenzo, ülkenizin belirlediği sağlık tedbirlerine kendimiz için değilse bile, sevdiklerimiz için dikkat etmemiz gerektiğini söyledi.

    Andrea A.

    İki çocuk sahibi bir insan kaynakları çalışanı olan Andrea, karantinanın onu sevdiği tüm aktivitelerden fedakarlık etmeye mecbur bıraktığını belirtti.

    ‘’Çocuklar sürekli evde ve eğlenmeye ihtiyaç duyuyor, eşim ise evden çalışıyor. Kızım Chiara her gün video dersleriyle meşgul, ilkokula giden oğlum Simone’nin whatsapptan gönderilen ödevlerine bakıyoruz. Sosyalleşmek ise imkansız. Aileniz ile bolca vakit geçirmeniz hoş olsa da bu kadar zaman dilimi dışarı çıkmamak için yine de fazla.’’

    Bu süreçte salgın sebebiyle annesini kaybeden Andrea, ‘’Benim için baş etmesi en zor olan durumdu. Cenazesinin bile yapılamaması beni çok üzdü, babamı yapayalnız bırakmak zorunda kaldık’’ dedi.

    Tavsiyelerini genellikle çocuklu ailelere yönelten Andrea, ‘’Bu süreci iyi geçirebilmek için evde oynanacak eğlenceli oyunlar bulabilmeniz çok önemli. Sevdiklerinizle mesaj veya görüntülü şekilde hep birlikte iletişimde olun, eski videolarınızı izleyin.’’

    Konuşmasının genelinde hastanede tamamen yalnız geçirilen iyileşme sürecinin herkes için zor olduğunu vurgulayan Andrea, Türkiye’deki herkese virüsü mümkün olduğunca ciddiye almalarını önerdi.

    Bruno M.


    26 yaşında bir öğrenci olan ve aynı zamanda Branzi’de ailesinin şirketinde çalışan Bruno, uzun süreli karantinanın hem eğitim hem iş hayatında yarattığı zorluklara değindi.

    Universite eğitimi ile paralel evden çalışmaya devam ettiğini belirten Bruno, ‘’Çoğu çalışanımız, sağlık tedbiri için evlerindeler. Bu benim iş yükümü iki katına çıkarsa da, çalışanlarımızın sağlığını koruduğumuz ve her an doğru tedbirleri uygulayarak pes etmediğimiz için kendimizle gurur duyuyoruz.’’ dedi.

    Türkiye’ye önerilerde bulunurken, maske, hijyen ve benzeri tüm önlemlerin yanında esas hayati önem arz edenin evde kalmak olduğunun önemle altını çizdi.

     ‘’Üniversiteler ise tamamen kapalı. Bitirme tezimle ilgili hocalarımla sadece görüntülü konuşmalar üzerinden haberleşebiliyorum. Tez sunumum ve mezuniyetim de görüntülü konuşma üzerinden yapılacak, ama ne zaman olacağını öngöremiyorum.’’ 

    Geçtiğimiz Mart ayında Bergamo’da birçok Türk öğrencinin de dahil olmak üzere mezuniyet seremonileri görüntülü konuşma üzerinden gerçekleştirilmiş, öğrenciler aile ve arkadaşlarıyla kutlama yapamadıkları için sevinçlerinin buruk olduğunu dile getirmişlerdi.

     

    Yazının devamı...

    Karantinada Üretkenlik Baskısı

    Karantinada boş vaktimizi verimli değerlendirmeye yönelik popüler kültürün dayattığı söylemlerin, şu anda içinde bulunduğumuz sosyolojik durumun getirdiği belirsizlikle baş etmeye çalışan birçok insanda daha fazla kaygı yarattığı gerçektir. Aynı anda hem üretken hem tembel hissedebilen, bazen ne düşünüp ne hissedeceğine bile karar veremeyen herkes için belirtmek gerekir ki, aynen hislerimiz gibi deneyimlediğimiz şey de eşi benzeri olmayan tamamen farklı bir durum. Her gün duyduğumuz, gördüğümüz ya da maruz kaldığımız olaylar zihnimizde hiçbir kategoriye yerleştiremediğimiz türden. İşte tam da bu sebepten, yepyeni bir olaya uyum sağlama sürecinde, geleceğimizin bu denli belirsiz olmasının yarattığı kaygıdan hepimiz az çok payımızı alıyoruz. Her ne kadar bu durumla sağlıklı şekilde başa çıkmanın yollarından birinin zihni farklı aktivitelere yönlendirmek olduğu bilinse de, bunları yapmak istemiyor olmanız da gayet normaldir. Hepimizin aşina olduğu ihtiyaçlar hiyerarşisinde bile sağlık ve güvenlik ihtiyaçları karşılanmadan insanın kendini gerçekleştirebilmesi mümkün gözükmez. İçinde bulunulan belirsizlik ve endişe ile baş etme yöntemleri her birey için farklılık gösterirken, belli aktiviteleri herkesin yapması gerektiği gibi bir algının sizi tüketmesine izin vermeyin. Sadece bu duruma başarılı bir şekilde uyum sağlayabiliyor olmanızın bile bir iyi hal göstergesi olduğunu hatırlayın. Üretken olamasanız bile yine de önemli ruhsal ihtiyaçlarınızı mutlaka gözetin;

    1) Kendinizi örseleme davranışından kaçının.

    Uyum sürecinde kendinizi bazen yorgun, günlük aktivitelerinizden, düzeninizden, yeme alışkanlığınızdan ufak tavizler verirken bulduğunuz için kendinizi suçlamayın. Önce kendinizle barışık olmanızın süreçten sağlıklı bir şekilde sıyrılmak için önemli olduğunu unutmayın.

    2) Hayatınızı başkalarınınkiyle kıyaslamayın.

    Fazla sosyal medya kullanımı, kendinizi başkalarıyla kıyaslayarak, hayatınızda yapamadığınız ya da eksik yaptığınız şeyler üzerine daha fazla düşünmeye itip yetersiz hissettirebilir. Bu süreçte biraz yavaşlayın ve kendinizi yapmanız, yaşamanız, okumanız, deneyimlemeniz ‘’gerektiğini’’ hissettiren yorucu düşüncelerden azat edin.

    3) Yardım isteyin.

    İhtiyaç hissettiğiniz anda kimden ve nasıl psikolojik destek alacağınızı iyi bilin. Bu eşinizden destek istemek, ailenizle görüntülü konuşmak, muhabbetinin size iyi geldiğini hissettiğiniz bir arkadaşınızı aramak yahut şu anda birçok uzman tarafından sunulan sayısız psikolojik yardım uygulamasına başvurmak bile olabilir.

    Son olarak, hepimizin aynı gemide olduğunu ve bu uyum süreciyle bir şekilde baş etmeye çalıştığımızı unutmayın. Gelecek hayat, yaşadığınız krizleri fırsata çevirmeniz için sizi sayısız kere sınayacak, şimdi mola vakti.

    Psikolog Merve Nur Çimen

     

    Yazının devamı...

    Canın Neden Sıkılıyor?

    Yaratılışımızda var olan her içgüdüsel tepkinin temelde fonksiyonel bir şeye hizmet ettiği bir gerçektir. Öfke, kaygı, depresif ruh hali ve benzeri her hal, daha geniş bir mercekte incelendiğinde hayatta kalma mekanizmamıza hizmet eden dinamiklerdir. Bu bağlamda sıkılmak da, mevcut koşullarda sahip olduğumuz uğraşların bizi yeterince tatmin etmediği durumlarda, yeni arayışlara girerek türümüzün devamlılığını etkin, üretken ve motive bir şekilde sürdürmemizi sağlayan bir ‘’harekete geç’’ çağrısıdır.

    Sıkıntı olmadığında mekanizmamız duygusal, bilişsel ve sosyal olarak daha tatmin edici deneyimleri arayışa koyulmaz ve artık tatmin edici ya da ilgi çekici olmayan durumlarda sıkışıp kalır. Bireyler, sıkıntı sayesinde içinde buldukları durumun onlar için önemini sorgular ve şu anda yaptıklarının hedefleriyle uyumsuzluğunu keşfeder. Bizim için anlam ifade eden, yaşamamızı değerli ve anlamlı kıldığını hissettiğimiz işleri yaparken hep çok daha üretken ve mutluyuzdur. Doğamızın bize verdiği bu sinyal de, mevcut hedeflerimiz tatmin edici veya anlamlı olmayı bıraktığında yeni bir hedef arayışı için bizi motive eder ve uğraşlarımızın anlamlı olduğu yönündeki algımızı geri kazanmamıza yardımcı olur. Bizi şu andaki hedefimizden daha teşvik edici, ilginç veya zorlayıcı görünen bir hedefe ulaşmaya iten otonom bir uyaran olarak hareket eder (1).

    Canımız Sıkıldığında Ne Yapmalı?

    Herkes için cevabı farklı olan bu soruya popüler medyanın sayısız cevabı vardır. Kitap okumak, hobi edinmek, film tavsiyeleri, gezilecek yerler, oynanacak oyunlar, edinilecek beceriler gibi benim yazmaktan, sizin okumaktan yorulduğunuz klişelerden farklı olacak benim tavsiyem. Can sıkıntınızı dinleyin. Telefonunuzun şarjının bittiği, elektriklerin kesildiği, arkadaşlarınızın irtibat kurmadığı, kısacası dış dünyayla irtibatınızın kesildiği durumlarda kendinizle nasıl iletişim kurmanız gerektiğini öğrenin. Size, sadece sizinle ilgili olan çok önemli şeyler söylüyor ve içinizdeki potansiyeli açığa çıkarmaya çalışıyor olabilir. Can sıkıntısıyla baş etmeyi ve onu yapıcı aktivitelere yöneltmeyi öğrettiğiniz çocuklarınızın da, geleceklerinde hayattaki tüm aktiviteleri onları tatmin etmeyi bıraktığında alkol, uyuşturucu gibi alışkanlıklarda teselli aramayacaklarını düşünebilirsiniz.

    Sıkıntıların önemi, bize hem dünya hakkında hem de kendimiz hakkında bir şeyler anlatması açısından açık bir şekilde görülmeli ve iyi irdelenmelidir. Can sıkıntınıza kulak vermeniz dileğimle…

    Psikolog Merve Nur Çimen

    Kaynak: (1) Bench, S. W., & Lench, H. C. (2013). On the function of boredom. . 3, 459–472.

     

    Yazının devamı...