• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Hamile kalmak için cinsel ilişki sıklığı ne olmalı?

    Hamile kalmak için zamanlama ve cinsel ilişki sıklığı çok önemlidir. İşte, anne olmak isteyenlerin dikkat etmesi gereken noktalar…

    Hamile kalmak için zamanlama çok önemlidir. İlişki sonrasında spermler 2 ya da 3 gün canlı kalabilirler. Ancak yumurta hücresi maksimum 24 saat canlı kalır. Bu sebeple, hamile kalabilme ihtimalini artırmak için, yumurtlama dönemi içerisinde, birden fazla sayıda cinsel ilişkiye girilmesi önemlidir. İlişkiye, yumurtlama döneminden 1 ya da 2 gün önce ve yumurtlama gününde girmek iyi fikir olabilir. Yumurtlamanın gerçekleşeceği zamanını net bir şekilde belirlemek çok mümkün değildir. Bu durum biraz da adet düzenine bağlıdır.

    Eğer hamile kalmak istiyorsanız birkaç ay adet düzeninizi takip altına alın. Yumurtlama döneminin bazı belirtiler şöyledir;

    1 yıl içerisinde kadınların çoğu, genel olarak 12 kez adet dönemine girerler. Fakat bazı zamanlarda atlanan aylar, kanamanın gerçekleşmediği aylar olabilir. Sıkıntılar, ağır egzersizler, fazla kilo alma ya da fazla kilo verme sebebi ile bu durum olabilir. Adet kanama düzeni, ne kadar bozuk olursa yumurtlama zamanını da belirleyebilmek o kadar zor olur. Yumurtlama dönemini takip ederek, hangi dönemlerde hamile kalma ihtimalinizin yüksek olduğunu tahmin etmeniz kolaylaşır. Mesela, 1. ay 28 gün sonra kanamanız oldu, 2. ay 21, 3. ay ise, 32. Bir müddet, bu şekilde adet kanama aralıklarınızı bir yere not alın. En kısadan 17, en uzundan 11 çıkarın. Çıkan iki sayı arasındaki günler içerisinde, hamile olma ihtimaliniz yüksek demektir. Ancak, adetleriniz düzensiz ise ve 35 günden fazla aralıklar ile gerçekleşiyorsa, bu duruma sebep olacak polikistik over sendromu, yumurtalık yetmezliği, tiroid bozukluğu, aşırı zayıflık veya yüksek prolaktin düzeyi gibi sebepleri tespit edebilmek için uzman bir doktora gitmeniz gereklidir.

    Böyle kafa karıştıran çeşitli hesaplar yapmanıza, vücut ısınızı her gün ölçmenize gerek yoktur. Üstelik, hamile kalabilmek için orgazm olmanıza da gerek yok. Haftada minimum 2 defa cinsel ilişkiye girmeniz, hamile kalabilmeniz için kafi olacaktır. Genel olarak kadında yaş ilerlediği zaman, doğurganlık özellikleri de minimum seviyelere iner. Bunun sebebi yalnızca yaşlılık değil, aynı zamanda yumurtalık miktarının da azalmadır. Bu sebepten 50 ya da 60’lı yaşlarda olan kadınların, genç bir kadının yumurtası ile hamile kalabilme şansları vardır. Kız çocukları, yumurtalıklarının içinde yaşamları süresince kullanacakları yumurtalar ile beraber doğarlar.

    Hamile kalma şansını yükselten, özel bir cinsel pozisyon yoktur. Spermlerin rahim ağzında birikmesine yardımcı olan birtakım pozisyonları duymuşsunuzdur. Ama bunları destekleyen çalışmalar, günümüzde mevcut değildir. Önemli olan husus, uygun zaman içerisinde cinsel ilişkiye girilmesidir. Yumurtlama zamanından birkaç gün önce ve yumurtlama gününün içerisinde cinsel ilişkiye girmek, hamile kalmak için gayet yeterli olacaktır. Rahimde ortaya çıkan kasılmalar, spermin yumurtalık kanallarına doğru ilerlemesine destek olur. Bu durum, aynı yumurtlama dönemi içerisinde cinsel ilişki olmadan da, ağrısız kasılmaların istemsiz olarak gerçekleşmesine benzer.

    İlişkiden sonra yatar pozisyonda uzanmanın, hamilelik için kanıtlanmış herhangi bir ispatı yoktur. Fakat uygulanması zor olan bir olay değildir. İlişkinin tamamlanmasının ardından, 15 dakika yatar pozisyonda kalmak, vajinada daha çok oranda meninin durmasını sağlayacaktır. Her boşalma anında, menide milyonlarca sayıda sperm bulunduğundan dolayı, boşalmanın gerçekleşmesinin hemen ardından ayağa kalkıldığı anlarda dahi, vajinanızda pek çok sayıda sperm zaten mevcut olacaktır.

    1 yıl ya da daha fazla süredir, düzenli bir şekilde ve korunmasız olarak ilişkiye girip hamile kalmaya çalıştığınız halde başarılı olamıyorsanız ya da adet kanamalarınız düzensiz bir şekilde gerçekleşiyorsa doktora görünmeniz sizin için yararlı olacaktır. Her kadının hamile kalma süreci ile şansı, diğer kadınlara göre farklılık göstermektedir. Hamileliğin meydana gelmesini belirleyen, kadının yaşı, genel sağlık durumu, üreme organlarının çalışması ve cinsel ilişkiye ne zaman girildiği gibi çok sayıda faktör bulunmaktadır. Üreme dönemi içerisinde bulunan çiftlerin her siklüsteki hamile olma ihtimali %25’tir. İlk yılda gebe kalma oranı ise, daha fazla olarak %75-85 civarındadır. Bu da demek oluyor ki, sağlık durumunda herhangi bir sıkıntı olmadığı halde, hamile olamayan çiftler günümüzde hala mevcut demektir. 

    GEBE KALMA DÖNEMİNİZİ HESAPLAYIN

    Yazının devamı...

    Spiralin yan etkisi var mı?

    İstenmeyen gebelikleri önlemesi açısından “spiral” ya da diğer bir ismiyle “rahim içi araç” etkili doğum kontrol yöntemleri arasında yer alır. Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Jinekolog ve Obstetrisyenler Birliği ve Amerikan Tıp Birliği bu yöntemi günümüzde en etkili yöntem olarak kabul ediyor. Temel prensibi rahim içinde döllenme sonucu oluşan zigotun rahim duvarına tutunup yerleşmesini engellemek için enflamasyon yaratmasıdır.

    Spiral uygulaması dış gebelik ihtimalini artırabilir. Dış gebelik embriyonun rahim içinden başka bir yerde gelişmesi demektir.

    Bazı kanama durumlarında spiralde sorun olduğu anlaşılır; bu kanamalar ara kanama olabileceği gibi süreklilik de arz edebilir.

    Kasıkta ağrı oluşmuşsa da spiralde problem olduğu tespit edilir. Bu tip yan etkilerin görülmesi durumunda spiral kullanan kişinin tedavi edilmesi ya da spiralin rahim içinden alınması gerekmektedir.

    Bir diğer yan etki ise spiralin etki prensibi açısından görülür ki bu durumda spiral etki mekanizmasının yol açtığı şekilde vücutta enfeksiyonlar daha kolay oluşur. Bu tip durumlarda hasta tedavi edilmelidir. Eğer tedaviye cevap yoksa spiral rahim içinden çıkarılmalıdır.

      

    Spiral periyodik olarak kontrol edilmelidir. Bu periyotlar genelde 6 aydır. Bu kontrollerde spiralin halen etkin olarak çalışıp çalışmadığı incelenir. Spiralin yerinden oynaması gibi bir durum varsa gebeliğe karşı koruyuculuk azalmış demektir. Böyle durumlarda hastaya danışılır. Yerinde bırakılabilir ya da hastanın isteği doğrultusunda yeni bir spiral rahim içine yerleştirilebilir.

    Yazının devamı...

    Hamilelikte mide yanması

    Hamile anne adayların karşı karşıya kaldığı ve rahatsızlık duydukları problemlerden biri de mide yanması olarak ortaya çıkmaktadır. Gebelik sürecinde mide yanması çok yaygın ortaya çıkan ve birçok kadında karşılaşılabilen, sinir bozucu bir sorundur. Ne denli yaygın karşılaşılsa ve anne adayı bu sorunu ne denli önemsemese de, mide yanması neden kaynaklandığı ve sebeplerinin ve tedavisinin ne olduğunu bilmek rahatsızlığı azaltmak adına oldukça önem teşkil eder.

    Hamilelikte büyüyen rahim mideyi yukarıya doğru iter. Bu sebeple midede ve yemek borusunda tonüs azalır. Bunun neticesinde isi anne adayının göğüs kısmında yanma yani, pirozis meydana gelir. Uyumadan 3 saat öncesinden itibaren su hariç yiyecek ve içecek tüketmemek, yağlı yiyeceklerden olabildiğince uzak durmak, sigara içmemek gibi önlemler almak, mide yanması için alınabilecek önlemlerdendir. Hamile kadınlarda midenin boşalma süresi de uzamaktadır. Bu etken de, midenin yanması için etkili bir sebeptir.

    Hamilelerin % 70’inde ortaya çıkabilen ve doğal sayılabilecek bir durumdur. Hamilelik sürecinde sindirim sistemi işlevlerinde oldukça farklı değişiklikler ortaya çıkar. Artan hamilelik hormonları özellikle progesteron sindirim sisteminde ve midede bulunan bütün kaslarda gevşemeye yol açar. Midenin üst bölümündeki kapakçıkta da gevşeme meydana gelir. Bu sebepten dolayı da, mide içeriği ve asidi yemek borusuna kaçar ve bu bölgeyi tahrişe uğratır. Kalbin yer aldığı bölgede duyulan rahatsızlık, yanmaya ve ağızda normal olmayan bir tadın oluşmasına neden olur.

    Hamilelikte rahim büyür ve mideyi yukarı doğru iter, akabinde mide ve yemek borusunda tonüs azalır ve bunların neticesinde hastanın göğüs kısmında yanma yani, pirozis meydana gelir. Artmış mide basıncı ve yemek borusunda oluşan olumsuz basınç reflüyü yani, mide asidinin yemek borusuna kaçışını oldukça kolay bir şekilde gerçekleşmesini sağlar. Hamilelerde midenin boşalma süresi de uzamaktadır. Bu etken de mide yanmasında önemli rol oynayan bir sebeptir. Hamile anne adaylarının neredeyse % 70’inde ortaya çıkar.

    Kimi hamile kadınlarda çoğunlukla yemek yedikten sonra yağlı yiyeceklerle ve asitli içeceklerle belirtiler kendini oldukça net belli etmektedir. Kişilerin şikayetleri yatar bir pozisyonda iken artma gösterir. Hatta bazı hastalar, mide yanmasından o denli şikayetçidir ki, oturarak uyuduklarını ve bu şekilde daha rahat ettiklerini söylerler. 5. hamilelik ayının ardından özellikle büyüyen rahim, mideye mekanik baskı yapar ve bu durum da yanma şikayetlerini arttırır. Son 3 ayda bu durum kişiye daha da rahatsızlık verecek bir boyuta gelir. Teşhis için incelemeye ayrıntılı bir öykü almakla başlanmalıdır. Hamilelikte göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, sesli solunum gibi atipik belirtilerle doktora başvuran kişilerde akla ilk olarak reflü hastalığı gelmektedir.

    Hayat tarzında yapılacak ufak değişiklikler, hamilelerin mide yanması problemi için tedavide uygulanacak ilk adımdır ve oldukça önem teşkil eder. Bu tavsiyeler içinde yatağın başucunun biraz daha yükseğe alınması, hamilenin şikayetlerini şiddetlendirecek öne doğru eğilme ya da karın için basıncını yükseltecek başka pozisyonlardan örneğin; ıkınmak, öksürmek, ağır kaldırmak gibi uzak durulmas, az az ancak sık yemek yemek bu öneriler arasında sayılabilir. Uyumadan yaklaşık 3 saat öncesinden itibaren su hariç yiyecek ve içecek tüketmemek, yağlı yiyeceklerden olabildiğince kaçınmak, sigara kullanmamak gibi önlemler almak önem teşkil eder. Bu önlemler ile şikayetleri biraz dahi gerilemeyen hamilelerdeki bir sonraki tedavi aşaması doktor kontrolünde ilaç tedavisine başlamaktır.

    İlk olarak ayrıntılı öykü istenir ve ardından fizik muayene uygulanır. Kan sayımı, karaciğer enzimleri, idrar ve dışkı analizleri, serum elektrolitleri gibi laboratuvar testleri yapılır, gerekli durumlarda ultrasonografi de uygulanabilir. Ülser ya da reflü şüphesi mevcut ise, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzında değişiklikler yapılır. Belirtiler hala devam ediyor ise, asit gidericiler, midede bariyer oluşturan ilaçlara başlanır. H2 reseptör blokerleri (hamileliğin 4. ayından itibaren) kullanılabilir. Kesin teşhis için endoskopi gereklidir. Proton pompa inhibitörleri kullanılır. Hamilelikten evvel mide yanması mevcut ise hamilelikte genellike şiddeti fazlalaşır. Anne olma yaşı ilerledikçe mide yanma problemi ile daha yaygın şekilde karşılaşılır. Reflü problemi mevcut olan hamilelerde doğum esnasında anestezi uygulanacak ise çok dikkatli ve titiz olunmalıdır. Ameliyat esnasında ya da anestezi altında asitli mide içeriğinin yemek borusundan akciğere kaçışı çok kritik sorunlara yol açabilir. Doğumun ardından mide yanması yaygın şekilde görülür ve çoğunlukla kendiliğinden geçer.

    Yazının devamı...

    Çikolata kisti neden olur?

    Her ay adet kanamasında rahim içinden dökülen dokunun adı, rahim iç zarı olarak da bilinen endometriumdur. Rahim içi astar dokusunu meydana getiren, döşeyen hücrelerin rahim haricinde yerleşmiş olması ve adet kanının bu dış bölgede oluşup birikmesi ile çikolata histi hastalığı oluşmaktadır.

    Kadınların % 5 ila 10’unda, bebek sahibi olmakta güçlük çekenlerin ise yüzde 30’unda çikolata kisti hastalığı ile karşılaşılmaktadır. Rahim içine kan akışı sağlanırken kan hücreleri kanın geçiş yaptığı alanlara endometrium hücrelerinin yerleşmesi ile meydana gelen çikolata kisti, adet kanamaları neticesinde kistlerin iç kısmı kanlı sıvı ile dolduğundan dolayı bu isimle adlandırılmaktadır.

    Kadınlarda üreme çağında sıklıkla karşılaşılan ve şiddetli ağrılarla seyreden çikolata kistlerinin zararları var mıdır?

    Yaklaşık olarak her 9-10 kadından birinde rastlanan ve endometriozis olarak adlandırılan çikolata kisti hastalığı sanıldığı kadar masum değil. Çikolata kisti doğru teşhis yapılmaması veya gereken önemin verilmemesi nedeninden ötürü kısırlaştırıcı etki yapabiliyor. Ayrıca çikolata kistleri; kronik ağrı, seksüel ilişki esnasında ağrı hissi oluşturarak gündelik hayatı olumsuz yönde etkiliyor. Kronik karın ağrıları ve kısırlık sorunundan yakınan kadınların yüzde 80”inde çikolata kisti veya karın içi bölgesinde derin ya da yüzeysel endometrioz odakları gözlemlenmektedir.

    Çikolata kisti meydana getiren bir yumurtalık, kanser hastalığını da oluşturabilir. Fakat bu ihtimalden yola çıkarak çikolata kistinin kansere neden olduğunu söylemek çok doğru olmaz. Yumurtalık içindeki çikolata kistleri genellikle iyi huyludur. Çikolata kistlerinin çeperinde kanser olma ihtimali binde 4 ila 6 seviyesindedir kısacası çikolata kistlerinin kötü huylu olma olasılığı çok düşük bir ihtimaldir.

    Peki, kadınlarda kısırlık sorununu dahi meydana getirebilecek kadar ciddi bir hastalık olan “çikolata kisti neden olur?”

    Çikolata kistinin oluşumunun sebebi kesin olarak açıklanamamakla beraber, yapılan araştırmalara göre birinci dereceden akrabalık bağıyla oluşan genetik yapı ve hormonsal bozukluklardan kaynaklı oluştuğuna dair bir kanıya varılmaktadır.

    Söz konusu çikolata kistlerinin zararları varsa hangi raddeden itibarendir?

    Çikolata kisti hastalığı 4 ayrı evreden meydana gelmektedir. Evreler meydana gelen lezyonlar değerlendirilerek saptanır. Evre 1 ve evre 2 de çikolata kisti kritik bir aşamada değildir. Çikolata kisti hastalığına 1 ve 2. evrenin önemli bir aşama olmamasından kaynaklı olarak hastaya ilaç tedavileri uygulanır ve çikolata kisti bu ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir. Çikolata kisti hastalığındaki 1 ve 2. evre masum evrelerdir. Çikolata kisti hastalığının yoğun kontrolüne ihtiyaç yoktur.

      

    Çikolata kisti hastalığındaki 3. evre orta evre olarak bilinmektedir. Bu evrede çikolata kisti hastaları tehlike arz eden evreye biraz daha yaklaştığı sebebi ile hastalığın gerilemesi için çeşitli tedavilerden destek alınır.

    4. evrede ise var olan yaygın lezyonların dışında büyük çaplı çikolata kistleri de oluştuğundan dolayı uygulanan ilaç tedavisinin yanı sıra cerrahi tedaviler de uygulanmalıdır. Bu evrede yumurtalıkların birbirine yapışması nedeninden dolayı çikolata kistleri, bağırsağın son kısmında, ortasında, bazı durumlarda rahim duvarının arka tarafında yapışmış halde görülebilir. Bu aşama çikolata kistlerinin oluşumunun tamamladığı son evredir. İşte bu raddeden sonra kadınlar çikolata kistlerine bağlı gelişen şikayetleri yaşarlar. Ağrı hissiyatı bu evrede ileri düzeydedir. Lezyonlar da bu evrede renklerine göre; siyah, kırmızı ve beyaz renk olarak ayrılabilir.

    Endometriozis yani çikolata kisti hastalığının oluşmasını ve büyümesini önlemek için neler yapılabilir?

    Endometriozis hastalığında çikolata kistinin oluşumunu engelleyebilmek adına erken teşhis ve erken tedavi konusu önem teşkil etmektedir. Çikolata kistleri hastalığın ilerleyen dönemlerde oluşmasından kaynaklı olarak adezyonlara erken müdahale gerekmektedir. Endometrium hücrelerinin farklı bölgelere yerleşmesiyle fonksiyonel bozukluklar kistlerin meydana gelmesini sağlar. Çikolata kistleri meydana gelmeden kalıntılar temizlendiği takdirde ve bozulan anatomik yapı eski haline getirildiğinde çikolata kistlerinin oluşması önlenmiş olur.

      

    Çikolata kistinin ilerlememesini önlemek için de 3 cm ebatındaki kistlerin tedavi edilmesi için östrojen ve progesteron hormonu içerikli olan doğum kontrol hapları kullanımından destek alınır. Doğum kontrol hapları içeriğinde yer alan östrojen hormonu sayesinde çikolata kisti ebatının büyümesini önler hatta küçültülmesine ve çikolata kistinden kaynaklı olarak hissedilen ağrıların da giderilmesine fayda sağlamaktadır. 

    Çikolata kisti tedavisinde uygulanacak olan tedavi yöntemi saptanmadan önce hastanın, daha önce gebe kalıp kalmadığı, yaş faktörü ve anne olmak isteyip istemediği gibi kriterler dikkate alınarak hareket edilmelidir. Ayrıca hastaların durumuna göre uygulanan kombine tedavi yöntemlerinde cerrahi girişim ile ilaç tedavisi birlikte uygulanmaktadır.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş 

    Yazının devamı...

    Normal doğum vajinada genişlemeye yol açar mı?

    Anne adayının herhangi bir sağlık sorunu yoksa normal doğum, sezaryen yerine daha çok tercih edilir. Anne normal doğumda sürece daha çok dahil olur, bebek ıkınmalarla daha çabuk ve sağlıklı doğar.

    Sezaryene göre normal doğurma daha iyi ve iyileşme süreci daha kısadır. Peki, kadınlar neden normal doğumdan korkar? Bir neden psikolojik yani stres diğeri de vajina genişlemesi. Yırtığın büyüklüğü bebeğin geliş şekli ve büyüklüğüyle alakalıdır. Bir müddet sonra bu durum düzelir ve vajina eski şeklini tamamen alır.

    Sezaryeni vajinam genişler korkusuyla normal doğuma tercih etmek doğru değildir. Normal doğumun akabinde vajina tamamen eski haline gelir. Bunun için herhangi bir korkuya kapılmaya gerek yoktur. Normal doğumda üstelik sadece bebeğin değil, annenin de birçok artısı olur. Örneğin doğum sırasında prolaktin hormonu yani süt hormonu, oksitosin hormonu salgılanmaktadır. Göğüslerin genişlemesi, süt bezlerinin gelişmesi gibi birçok ekstrası vardır normal doğumun. Üstelik annelik duygusu normal doğumda sezaryene göre daha çok hissedilmektedir.

    Az miktardaki genişleme hastaya zarar vermez ve kötü görünüme yol açmaz. Çok iri çocuk varsa ya da çok ıkınmışsanız vajinanız zamanla sarkabilir, ama bu da küçük bir operasyonla basit bir şekilde halledilebilir. Sezaryenle doğumda da annenin vajeninde zamanla sarkma görülebilir. Bu plasentanın basısıdır. Önemli olan ıkınmanın azaltılmasıdır. Epidural anesteziyle de bu ıkınmalar azaltılabilir, epidural anestezi ileride vajina sağlığı açısından oldukça faydalıdır. 

    BEBEĞİM NE ZAMAN DOĞACAK?

    Yazının devamı...