• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Demir Minerali Nedir? Demir Eksikliği Belirtileri Nelerdir?

    Çocuklar ve erkeklerde günlük 10 mg demire ihtiyaç varken; kadınlar, emziren anneler ve ergenlerde 18 mg günlük gereksinim mevcuttur. Gebelik döneminde günlük demir ihtiyacı 27 mg’dır.

    Demir eksikliğinin nedenlerini bilirsek isabetli tedaviye de yaklaşırız: Fazla çay ve kahve tüketmek, gebelik, ikiz doğum, emzirme dönemi, çocuklarda hızlı büyüme atağı dönemleri, şiddetli regl kanamaları, bağırsakta tümör, vejetaryenlik, günlük 500 ml üzeri süt/yoğurt tüketimi, hatalı diyet uygulamaları, sık tekrarlayan ishal ve enfeksiyonlar, bağırsakların cerrahi operasyonla kısaltılması, mide küçültme ameliyatları, gastrit ve reflü tedavisinde kullanılan ilaçlar, fazla çinko alımı, mide bağırsak sisteminde gizli kanamalar gibi…

    Eksikliğinde belirtiler: Halsizlik, yorgunluk, uyuşukluk, zihinsel bulanıklık ve konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, sinirlilik, bağışıklığın zayıflaması, nefes darlığı ve çarpıntı, dilde ağrı, tat alma duyusunda azalma ve iştahsızlık, tırnaklarda kırılma/ çizgiler, ağız kenarlarında yara, sabah yataktan zor kalkma, saç dökülmesi, soluk benizlilik, üşüme, ekstremitelerde uyuşma gibi bir çok belirti verir. Demir eksikliği anemisi ya da halk arasındaki adıyla kansızlık; çocuklarda ders başarısı ve zihinsel gelişimi olumsuz etkiler. Ülkemizde demir eksikliği anemisi okul öncesi dönemde %30-%40 oranındadır.

    Demir yetersizliğinin tanısı için; kanda hemoglobin, hemotokrit, demir, demir bağlama kapasitesi ve ferritin en yaygın kullanılan parametrelerdir. Mineralin yetersizliğinde; kanda tüm bu parametreler düşerken, demir bağlama kapasitesi yükselir.

    Demir, kaynağına göre doğada farklı kimyasal yapılarda gözlenir. Hayvansal besinlerde bulunan demirin (hem demir, yani hemoglobinin yapısına girebilen demir), bağırsaktan kana geçme becerisi çok yüksektir. Yani anemiyi önler. Bitkilerde bulunan demirin ise (hem olmayan demir, yani hemoglobinin yapısına geçiş oranı düşük demir); kana geçme potansiyeli çok düşüktür. Bitkisel kaynaklı demir, C vitamini ile birleştiğinde; hayvansal kaynaklı demire dönüşür. Yani kimyasal yapısı değişime uğrar. Bu kez, kana geçebilen miktarı artar. Yani eti sevmeyen, ete ulaşamayan veya vejetaryen olanlar için; demirin bitkisel kaynakları ile birlikte taze limon kullanılması önerilir.

    Demirin hayvansal kaynakları: Dana/koyun eti gibi kırmızı etler, hindi eti, yumurta sarısı, karaciğer, kırmızı et çeşitleri, karaciğer, yumurtadır. Haftada 3-4 porsiyon tüketilmelidir.

    Demirin bitkisel kaynakları: Yeşil yapraklı bitkiler, kuzu kulağı otu yeşil biber, mercimek-nohut gibi bakliyat ve üzüm pekmezidir. Bunların içinde üzüm pekmezi, şeker içeriği çok yüksek bir seçenektir.

    Günlük hayatta kullanabileceğiniz özet niteliğinde birkaç detay daha: Bitkilerden gelen demir, C vitamini veya limon ile birlikte alındığında; etten gelen demire dönüşür, vücuttaki yararlılığı artar.

    Yemeğin üstüne içilen çay (özellikle demliyse) ve kahve yemekteki demirin, kana emilemeden, vücuttan atılmasına neden olur. Çünkü: Çayın demindeki fitat ve taninler ile kahvedeki kafein, demiri kendine bağlar, idrarla demiri vücuttan atar, anemiye yol açar.

    Çayın içine eklenen limon dilimindeki C vitamini; çaydaki fitat ve taninlerin olumsuz etkisini azaltarak, demir eksikliğine neden olmalarını kısmen önler. Yani çayın demini az koyun ve içinde limon dilimiyle çayı için. Yemeklerden en az 45-60 dk sonra çay ya da kahve için.

    DİYETİSYEN IŞIN SAYIN 

    https://www.instagram.com/diyetisyenisin/

    Yazının devamı...

    Masabaşı Çalışanlar İçin Beslenme Önerileri

    En azından kahvenize ekleyeceğiniz süt, metabolizmanızı çalışmak zorunda bırakır. Pratik, tok tutan, düşük kalorili ve sağlıklı kahvaltı seçenekleri için kişiye özel öneriler alın.

    Kahvaltıdan itibaren 4. saatte metabolizma yeniden dinlemeye geçer, enerji harcamasını rölantiye alır. Bir araştırmada sağlıklı deneklerden saat başı alınan kan alınmış. Yemekten sonra 4. saatte açlık hissi veren ghrelin hormonun yükseldiği, tokluk hissi veren leptin hormonunun düştüğü gözlemlenmiştir. En iyisi siz, öğle saatine denk gelen toplantılarınızı engel olarak görmeyin. En azından öğleden sonraki ara öğününüzü toplantıda yanınıza alın. Öğle yemeğiyle ara öğün yer değiştirsin. Öğle yemeğini öğleden sonra gecikmeli olarak da, olsa yiyin.

    Öğle yemeğine denk gelebilen toplantılarda güvenli atıştırmalık olarak: 15-20 adet kuruyemiş, 4-5 adet kepekli bisküvi, tam buğday / tam çavdar unundan kalın uzun ebatta pastane tipi 1-2 adet galeta tüketin. Toplantıda yiyecek yasak fakat içecek serbest ise; bol süte eklenen kahve, şeker oranı düşük kuru meyveler, 200 ml ayran, 200 ml sade kefir gibi seçeneklerini temin edebilirsiniz. Sizin koşullarınıza en uygun seçeneği bulmak üzere bireysel danışmanlık aldığınız diyetisyenlerinizden yardım isteyin. Böylece: iştahınız daha kontrollü oluyor. Toplantılarda zihinsel performans ve bedensel dinamizminizde düşüş riski azalıyor.

    Tüm güne yayarak içeceğiniz bol içme suyu, odaklanma becerinizi olumlu etkiler. Ancak dikkat: Çay, kahve değil, içme suyu… Vücutta su oranı %2 azaldığında konsantrasyon bozukluklarının başladığını biliyor muydunuz? Unutmayın ki; beyniniz yakıta ulaşabilmek üzere her 4 saatte bir beslenmek ister. Kanın beyni besleyebilmesi de, vücutta ideal su oranı ile ilişkilidir. Yani ne vücutta aşırı su tutan faktörlere, ne de vücuttan aşırı su boşaltan faktörlere ihtiyacınız var. Tek ihtiyacınız olan düzenli biçimde ve güne yayarak bol su tüketmektir. Bedeniniz ihtiyacı olan kadar suyu kullanır ve sonra fazlasını zaten atar.

    2,5 lt suyu boşaltmak için metabolizma, 45 dk yürüyüş yapılmış gibi çalışır. Oturduğunuz yerden enerji harcamanın bir yoludur, bol su tüketmek...

    Bir tüyo daha vermek gerekirse: Bedenimiz önce besinle gelen karbonhidratları, sonra besinlerle gelen yağları yakar. Hala enerji açığı varsa (alınan enerji, harcanandan düşükse) depo yağlar yakılır.

    Eğer masa başı çalışıyorsanız ve spor yapamıyorsanız; en azından aldığınız enerjiyi düşük tutmaya çalışın. Bu doğrultuda da karbonhidratları kısıtlamak isabetli olacaktır. Pirinç, patates, beyaz un, hamur işi, pizza, makarna, şehriye, erişte, (domates, kırmızı tarhana şehriye gibi) beyaz unlu çorbalar, şeker ve şekerli yiyecek içecekler, tatlılar, dondurmalar ve kontrolsüz meyve tüketimi ile aşırı alkol tüketimine çeki düzen vermekte fayda vardır. Saf karbonhidratlar, kan glukozunda dalgalanmalara neden olup, uyku basmaları ile sonuçlanabilir.

    Kanda kolesterolünü süratle yükselten beslenme modeli de; öğleden sonra zihinsel fonksiyonları olumsuz etkiler, sentez becerisini düşürebilir. Sorunlara çözüm bulma yeteneği, yerini rehavete bırakır. Öğle yemeğine aşırı yüklenmek de, mideye kanın hücum etmesine neden olup, benzer sorunlara yol açmaktadır. Mutlaka hafif ve bitkisel besinleri bol yoğurtla veya ızgaraları biraz yoğurt ve bol salata ile kombine edin.

    Tüm bu öneriler sayesinde metabolizmanız çok çalışacaktır. Hızla yağa dönüşen besinlerden uzak kalacağınız için depo yağlar yakılabilecektir. Zihinsel, bedensel performansınız ve iş performansınız artabilecektir. Ruhsal toleransınız; sinir sisteminizin; sağlıklı beslenmesiyle ilintilidir. Yüksek zihinsel performans, dinamizm, verimli toplantılar ve başarılı iş ilişkileri için beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirmenizde büyük yarar vardır. Pek çok davranış bozukluğu, algı hataları ve öfke kontrolsüzlüğünün ardında bile hatalı beslenme yatmaktadır. Bu konuda daha detaylı kurumsal eğitim hizmetleri için bilgi alabilirsiniz.

    DİYETİSYEN IŞIN SAYIN 

    https://www.instagram.com/diyetisyenisin/

    Yazının devamı...

    Güne Kahve ile Başlamanın Kuralları Nelerdir?

    “Kahve içerek güne başlama ile ilgili prensipler nelerdir?” diye soracak olursanız:

    Uyandıktan sonra en geç 2. saatte kahvaltı yapmakta fayda vardır. Çünkü: Siz güne uyandınız diye metabolizmanızın da sizinle birlikte güne uyanması gerekmez. Bir şeyler yiyip içerseniz, metabolizmanız güne uyanıp, çalışmak ve enerji harcamak zorunda kalacaktır.

    Sindirim ve boşaltım sistemini, çalışması için uyaracak bir besin tüketimine ihtiyaç vardır. Bunun için de; en az 50 kcal değerinde bir yiyecek ya da içecek yeterlidir.

    Bilindiği üzere kahvenin, kalsiyum kaybına yol açarak kemiklerin dayanıklılığını azaltma şeklinde bir etkisi var. Sindirim sistemine sabah ilk giren ilaç ya da besinin etkisi, (tokken alınana göre) daha güçlüdür. O nedenle açken kahve içiyorsanız kemiklerinizi korumak için mutlaka sütlü için derim.

    Eğer sütü tolere edemiyorsanız laktozsuz sütü tercih edin.

    Sabah aç karnına içeceğiniz kahvenin 1 çay bardağı kadar sütlü olması, hem 55 kcal. değerindedir, metabolizmanızı güne uyandırır ve çalıştırır; hem de kemik sağlığınız için önemlidir.

    Ayrıca süt ilaveleri tokluk süresini uzatır.

    İçindeki süt, kahvedeki kafeinin kana geçişini yavaşlatır, böylece hipoglisemik atakları önlemeye de yardım etmiş olur.

    Kafeinin fazlası ve açken sade tüketileni; daha sık acıkma ve tatlı tüketme isteği ile ilişkili olabilmektedir. Kafein metabolizmayı hızlandırırken, pankreasın insülin salgısını da arttırır. Bu durum da hipoglisemik atakları (kan şekerinin düşmeye eğilimi) tetikleyebilmektedir. Birçok hipoglisemi hastasının hem kahveyi hem de çikolata/unlu veya şekerli gıdaları sık sık tükettikleri göze çarpar. Bu nedenle de mutlaka sütlü olsun ki; kafeinin pankreasa etkisi daha yumuşak olsun deriz.

    Sabahları kahveyle güne başlamaya kararlı olanlar için kurnaz ve sağlıklı püf noktaları sunmak gerekirse: Kahveyi proteinden ve/veya liften zengin gıdalarla kombine edin.

    Birkaç örnek vermek gerekirse:

    Öncelikle yukarıda anlattığımız üzere, 1 çay bardağı sütü kahvenize ekleyin, mümkünse sadece sütten yani alabildiğine susuz olsun.

    1 ince dilim ekşi mayalı siyez ekmeğinin üzerine, yarım yağlı beyaz peyniri sürerek kahveyle tüketebilirsiniz.

    Daha da pratik bir kahvaltı gerekirse, sütten kahvenizin yanına yoğun kepekli az yağlı bisküvi /sıkı dokulu grissini / galeta/ tıkız ekmek dilimleri / esmer kıtırları tercih edebilirsiniz.

    “Kepekli bile olsa karbonhidrat içermesin” derseniz; kahvenizin yanında basitçe toplamda 15 adet olacak şekilde fındık, fıstık, badem, kaju tüketebilirsiniz.

    Sütlü kahvenizin yanında 1 çay kaşığı kadar yağlı tavada yumurta haşlanmış yumurtadan daha çabuk pişer ve daha tok tutar. Yanına domates, salatalık veya mevsime özgü salata malzemeleri, tokluk süresini uzatmaya yardımcı olacaktır, kolesterol bağlayıcı özellik gösterir. Bu şekilde kahveye hem protein hem lif takviyesi yapmış oluruz. Haliyle tokluk süresi ve besin değeri artar. Üstelik kahvaltınız yine pratiktir.

    Yani kahvenin yanında tüketilen, süt, kuruyemişler, yumurta seçenekleri, siyez ekmeği, su oranı yüksek yağ oranı düşük çok yumuşak sürülebilir peynirler, salatalık domates vb salata malzemeleri, hem kan glukozunu düzenleyicidir, hem sağlıklıdır, hem de kafeinin pankreasa ve kemiklere etkisini yumuşatır.

    Siz de bunları deneyin, güne daha iyi başlayın.

    DİYETİSYEN IŞIN SAYIN 

    https://www.instagram.com/diyetisyenisin/

    Yazının devamı...

    Neden Her Gün Yoğurt Yemeliyiz?

    Yoğurtta bulunan hayvansal proteinlerin sindirimi midede gerçekleşir ve uzun sürer. Doğal olarak tok tutar.

    Ana öğünlerde tüketilen birer kase yoğurt, öğünde ve sonrasında tokluk için ihtiyaç duyabileceğiniz pilav, makarna, patates gibi karbonhidratları tüketmenizi önlemeye yardımcıdır, abur cubur isteğini azaltmaya yardımcıdır.

    Yoğurt, kan glukozunun düşük kalori ile dengelenmesini sağlar. Kan glukozunun ani iniş çıkışlarını frenlemeye yardımcıdır.

    Şeker hastaları, hipoglisemisi olanlar, insulin direnci olanlar, zayıflamak isteyenler, iştah açan ilaçlar kullananlar için çok kaliteli bir ara öğündür ve bu grup hastalar için ana öğünlerin vazgeçilmezidir.

    Damak tadını nötürler, böylece yanında yediğiniz besinin tadını daha net hissedersiniz.

    Kendi meyveli yoğurdunuzu kendiniz yapın. Böylece tatlı yemiş kadar olursunuz fakat glukoz früktoz şurubu almamış olursunuz.

    Yoğurt dinlendirir, sakinleştirir, İçerdiği B vitaminleriyle doğal antidepresandır.

    Cildin daha pürüzsüz, canlı, sağlıklı görünmesini sağlar.

    Her gün düzenli olarak tüketilen 2 kase yoğurt kemik erimesini önlemeye yardım eder.

    Bitkisel demir kaynaklarının yanında tüketilmemesi istenir (demir eksikliği anemisi olan vejetaryenler için önemli not)

    İshalin diyetle tedavisinde, yoğurdun probiyotik özelliğinden yararlanılır.

    İçerdiği yağ asitleri meme, kolon, deri, mide kanserini önlemeye yardımcı olduğu bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır.

    Yoğurdun doğal yapısında bulunan bu yağ asitleri, öğünde besinle alınan yağların öncelikli olarak yakılmasına yardım eder.

    Hayvansal kaynaklı bir besin olmasına rağmen, kanda LDL denilen kötü yağın yükselmesini engelleyerek, ateroskleroz adı verilen damar sertliği hastalığını önlemeye yardım eder.

    Osteoartriti önlemeye yardımcıdır.

    Büyüme gelişme çağındaki çocuklar için gerekli bir besin değildir. Her yaş grubundan birey için değerli bir besindir.

    Kadınlarda her gün idrarla 800 mg kalsiyum atılır. Her adet döneminde bu miktar 1200 mg’ a çıkar. Gebelikte bebek, annenin kemiklerinden kana, kandan da kendi kemiklerine kalsiyumun aktarılmasına neden olur ve bu kalsiyumla kendine kemik oluşturur. 30 yaşa kadar besinle alınan kalsiyumun %50 si kemiğe geçebilirken, 30 yaştan sonra %30 u ancak kemiğe yerleşebilmektedir. Ancak hiçbir zaman geç değildir. Her gün 2 kase yani 400 gram yoğurt yiyerek kemikleri bu sebeple korumak gerekir.

    Ancak tamamen light olmaması önemlidir. Orta yağlı veya yağlı yoğurtta CLA denilen konjuge linoleik asit vardır. Yoğurdun kanser önleyici, kemik güçlendirici, damar sertliğini engelleyici, yağ yakıcı olması; tam da bu “CLA” denilen yağ asidine özgü bir fonksiyondur. Yağı alınan light yoğurt ve light sütte CLA miktarı ihmal edilebilir.

    Ayrıca diğer yandan çay, kahve, kola tüketiminizi tekrar gözden geçirerek / mümkün olduğunca azaltarak kemiklerinizi her yaşta güçlendirebilirsiniz. Kemiğe geçen kalsiyum miktarını arttıran diğer bir faktör de haftada 2-3 kez 30-60 dakikadan oluşan tempolu duraklamasız yürüyüştür.

    Yani saygıdan dolayı büyük harfle yazmak gerekirse: “YOĞURT BAŞ TACIMIZDIR”

    DİYETİSYEN IŞIN SAYIN 

    https://www.instagram.com/diyetisyenisin/

    Yazının devamı...

    #KadınOlmasa Toplumda Değişim Olmazdı

    Bir Uzman Diyetisyen olarak danışanlarımda karşılaştığım hikayeleri göz önüne alıyorum. Aynaya küskün özgüveni ve sağlığı kayba uğramış bir kadın, demirleri pas tutmuş bir bina gibidir. Annelerimiz sağlıklı beslenme kararı aldığında; kendine değer vermeye başlar. Bedenine artık saygı duyar, besin tercihlerini de bu saygıyla ilintili olarak yapmaya başlar. Kadınlar zaten anne ya da potansiyel anne… Bir kadını sağlığına kavuşturduğunuzda, bir mutfak ve aile değişime uğrar. Kadın kendini iyi hissettiğinde daha çok gülümser, etrafa yaydığı ışık değişir.

    Kadına değer veren toplumlar ise gelişir. Çünkü kadın, hem evde hem ev dışında üretir. Hayat veren hayatın tamamlayıcısı ve kalkındırandır. Ailenin güç kaynağı, direksiyonu, sağduyusudur. Kadın demek: Merhamet, kanat germe, üretme, özveri ve denge demektir.

    Kadının yasalarla desteklendiği toplumlarda; kadın dik durabilir. Kız çocukları anneyi model alır. Beslenme biçimi, hayat öğretileri, neyi önemsediği, ne için yaşanacağı gibi pek çok şeyi; dik durabilen bir anneden öğrenen kız çocukları ise; toplumun kalan yarısının da gelecek nesillerde dik durması anlamına gelir. Annesi dik duran bir erkek çocuğunun gözleri ileride, hep annesi gibi dik duran bir kadını arar…

    Toplumda değişim aileden başlar denir ya… Ailenin bel kemiği olan da kadındır. Kadının yok sayıldığı, eşya mı, hoyrat kullanıma elverişli bir canlı mı olduğunun tartışıldığı yerlerde, gelişmişlikten söz edilemez. Zira böyle coğrafyalarda; nüfusun yarısı baskılanmış demektir. Üretemeyen, özgüveni kayıp kitle olarak hayatını sürdürür. Toplumun değişimi için, annelerin ve kadınların, aile içi ve toplumsal haklarının yasayla korunması, kadınların üretmesinin desteklenmesi, bilinçlenmesi, eğitim öğrenim görmesi ile toplumlar; gelişmiş medeniyet seviyesine ulaşabilir.

    İşte tam da bu nedenle, 8 Mart Kadınlarımızın farkındalık günüdür. Her yıl 8 Mart’tan itibaren silkelenip, özgüveni ve enerjinizi tazeleyin. Bir sonraki 8 Mart’a kadar bu enerjiyi tüketmeyin. Sizin de bir hayatınız olduğunu unutmayın. Çünkü sizler hayatın ta kendisisiniz.

    DİYETİSYEN IŞIN SAYIN 

    https://www.instagram.com/diyetisyenisin/

    Yazının devamı...

    Stres Şişmanlatır mı?

    “Siz” Stresi Yönetin

    İş stresi, ev ilişkileri stresi, ekonomik koşullar ve diğer çevresel faktörler hayatınızı sardıysa: Sorunlara arkanızı dönün. Yüzünüzü tatlıya… Ya da başka bir zaafınıza… Bol bol hamur işi, alkol, cips, rastgele düşünmeden yemek belki en azından bir baskı unsurunu olsun zihninizden serbest bırakmakla eş olabilir.

    İşte böyle dönemlerde hiç düşünmeden gelişine göre yerken, strese neden olan gerçek faktörü yutar gibisiniz değil mi… Tüketici araştırmaları diyor ki: İnsanlar strese girdiklerinde çıtırtı, patırtı, kütürtü çıkaran yiyecekleri tercih ediyor. Reklamlardaki sloganlar da zihinlere “mutluluk eşittir falanca gıda” mesajını işliyor. Kıskaca alınıyorsunuz. Sadece 1 kez denemek üzere sepete attığınız bir yiyecek varsa, denediğiniz anda geçmiş olsun; potansiyel bağımlısınız. Çünkü kimyası da bağımlı hale getirmeye yönelik ustaca planlanıyor. Glukoz, fruktoz, mısır şurupları, MSG, ekşi, acı, tatlı ve tuzlu tadın birlikte yer aldığı ambalajlı bir gıda ile beyni çoklu uyarmak, margarin kokusu ve tadı gibi…

    Kaptırdınız, yiyorsunuz. Bir an kendinize geldiniz ve durdunuz. Bir de baktınız ki; sizi strese sokan unsur karşınızda hala sapasağlam duruyor! Yani limitsiz ve düşünmeden yediğinizde; sorunu yiyerek bitirememişsiniz, soruna sebep olan bireyleri de… Diğer yandan bu akışı bozmazsanız, yeni sorun başlığı altında sırada vücudunuzda biriken yağlar var… Devam mı ediyorsunuz rastgele yiyerek hırsınızı almaya:

    Sorun bir de bakmışsınız ki sorun 3’e çıkmış, kan tahlilinizde alarmlar, sirenler…

    Tarih yazmamıştır ki; “yeme / içme” insanın bir stres unsurunu ortadan kaldırsın…

    Acilen sorunlar sarmal hale gelmeden, farkındalığınızı geliştirin. Bir not defteri tutun. Sizi yemeye iten sorunları listeleyin. Çözümü elinizde olmayanları kabullenin. Üzerinde düşünmemek üzere ayrı bir sayfaya aktarın. Diğerlerinin karşısına çözüm önerilerinizi çeşitlendirerek not edin. Her gün bu önerileri uygulamaya alıp almadığınızı kontrol edin. Gerekirse yeni önerileri ekleyin. Sorunlarınızı ve olası önerileri yazarak üzerinde çalışmak; kişisel gelişimin ve sağlıklı yaşamın bir parçasıdır.

    Stres Yönetimi için diğer 10 yaşam tarzı bileşeni ise şöyle:

    Strese girdiğinizde yatıştıran, strese girmeyi önleyen, geciktiren, yönetme sakinliği katan sihirli şey düzenli yürüyüştür. Hırsınızı buzdolabındaki falanca gıdadan çıkaracağınıza, bir çift spor ayakkabıyı bir an önce giymeye odaklanın. Sanki bir yere yetişmeniz gerekiyormuş da, yemeye içmeye vaktiniz yokmuş gibi… Tabana kuvvet hırsınızı yollardan çıkarıp da eve geldiğinizde bir duş, bir bitki çayı biraz uyku sizi sakinleştirir. Daha sakin düşünmeye başladığınızda kendinize stres faktörüne yönelik çözüm önerileriniz de daha netleşir.

    Günde 1 kahve ve 2 küçük çaydan fazlası, stresinizi tetikler, yatıştırmaz, kalp ritminizi bozabilir. Tek seferde bardaktaki kahve miktarını azaltın. Bol sütlü için. Toplam günlük tüketilen çay ve kahve sayısını da azaltın.

    Yeşil, siyah ve beyaz çayların bu konudaki etkileri yaklaşık olarak aynıdır. Çayı limon dilimi ekleyip için. Limonda bulunan C vitamini strese karşı antioksidan bir duvardır.

    Daha çok su için. Vücuttan kimyasal stres faktörleri olan taksinleri uzaklaştırın. Detoks yükünü suyla hafifletin.

    Öğle ve akşam düzenli olarak mutlaka yoğurt yeme alışkanlığı edinin. En geç 1 ay sonra çok faydasını göreceksiniz.

    Her şeyi çok çok, uzun uzun çiğneyin. Bunun üzerine uzun dönem çalışmanız gerekebilir.

    Sofrada önce salata ve sebzeleri tüketin. Salata ve sebze olmadan yemeğe başlamayın.

    Daha seyrek ve tadımlık olarak tatlı, unlu mamül, pirinç, patates, alkol tüketin. Düzensiz kan glukozu, diyabetik değilseniz bile olayları algılayış biçimi, tepki ve ruh halinizi etkiler.

    Evinizde gece atıştırmaları için kullandığınız kilo aldırıcı gıdaları; çiğ havuç ve ayva ile yer değiştirin. Bol bol zencefil, adaçayı, ıhlamur, nane limon gibi şekersiz demleme içecekler ile oyalanın. Düşük kalori ile doyacak, sağlığınıza kavuşacaksınız.

    Probiyotik besin desteği alın veya kendiniz evinizde kaliteli bir kefir mayası edinip ekşitmeden süzerek için. Mayanın büyümesine izin vermeyin, bölün ve paylaşın. Böylece stresi öldürün. Yerine sevgi ve sağlık büyüsün.

    Sarı kantaron çayı doğal anti depresan etkilidir. Avrupa’da yaklaşık 30 yıldır ilaçların yanında reçete edilen bir bitki çayıdır. Doktorunuzla da konuşarak akşamları 1-2 fincan demleyerek sarı kantaron çayı tüketin.

    Brokoli, beyaz lahana, brüksel lahanası, karnabahar, kırmızı lahana ve havuç diri kalacak şekilde pişirin. Böylece kalbinizi strese ve kansere karşı korursunuz. Daha fazla lezzet için pişirme yöntemi ve özel soslar da denenebilir. Bu öneriyi göz ardı etmeyin, mutlaka deneyin, alışkanlık edinmeye gayret edin.

    Doğru nefes almak şart! Her yoğun stres hissettiğinizde, düzensiz kalp ritmi, anksiyete gibi strese bağlı gelişebilen durumlarda bunu deneyin. Doğumdan itibaren mevcudiyetini sürdüren diyafram nefesi, insan sağlığı için en etkili yöntemidir. Önce dizlerinizi kırıp ayak tabanlarınızı birleştirin. Rahat pozisyonda dimdik oturun ve tüm nefesi boşaltarak başlayın. Sonra karnınızı şişirin, fakat göğüs kafesinizi şişirmeyin. Bu egzersiz, stresi uçurmakla kalmayacak, karın kaslarınızı da güçlendirip, sıkılaştıracaktır. Bu işlemi 10-15 defadan, günde birkaç kez yaparak, toplamda 40 dakikay tamamlayın. Masa başı çalışırken de bunu yapabilir, çelik gibi sinirlere sahip olabilirsiniz.

    DİYETİSYEN IŞIN SAYIN 

    https://www.instagram.com/diyetisyenisin/

    Yazının devamı...