• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Ramazan Orucu ve Aralıklı Oruç Diyeti Hakkında

    4 öğünden 2 öğüne geçtiğinizde, sindirim, boşaltım sistemleri daha kısa süre çalışacağından; 4 öğüne göre metabolizmanız yavaşlamıştır.

    Diğer yandan gün boyu enerji ihtiyacınız devam eder. Enerji kaynağı olarak depo edilmiş şeker ve yağlar kullanır. Bu durum mutlaka zayıflayacağınız anlamına gelmez. Sonuç; günlük olarak alınan ve harcanan enerji arasındaki farka bağlıdır.

    2 öğün beslenmeye geçince iştahı yönetemezseniz, daha fazla enerji yüklenebilirsiniz, yani kilo alabilirsiniz. “Spor da yapıyorum” derseniz, neticesi yine, alınan ve harcanan enerji farkını, sporun ne kadar kapattığına bağlıdır. Bu noktada, 1 küçük kare baklavayı 1 saat tempolu sporla yok edebildiğinizi belirtmek isterim. Spor, beslenmede daha fazla saçmalayabilmenin bir yolu değildir. Eklemlerin, iç organların ve tüm vücudun temel ihtiyacıdır.

    4 öğünden 2 öğüne geçilince, enerji alımınız da azalmışsa kilo verirsiniz. Bir yandan metabolizmanız da, 2 öğüne düşünce, 4 öğüne göre yavaştır, bakarsınız vermez, kilo korursunuz.

    Aralıklı oruç modası gereği 2 öğün beslenen, 16 saat açlığı tercih edenlerin de durumu, günlük enerji alımlarının artıp azalması durumuna göre değişir. Kimi kilo alır, kimi kilo verir, kimisi de aynı yöntemle kilo korur. Yani sonuç kişiden kişiye değişir.

    Ramazan’da da 2 öğüne düşülünce olan, bu durumun aynısıdır… Ramazan’da 2 öğüne düşme konusunun ibadet amaçlı olduğunu unutmamalısınız. Aç olanı anlama çabasından kopmadan oruç tutun. Bu yazımın da ana teması olarak belirtmek isterim: “Ramazan bir zayıflama fırsatı değildir.” Aralıklı oruç diyetiyle benzerliğinden yararlanmaya çalışıp, fırsattan istifade sevap da kazanmak olmasın amacınız...

    Çok abartılı sofralar ile kendinizi ve oruç tutanları ödüllendirmeye çalışmayın. Bedenin günlük gereksinimi olan besinlere öncelik tanıyın ve yemeyi durdurun. Besin zaaflarınızı ise tadımlık bırakın. Bu sayede Ramazan’dan sağlıklı biçimde “hafif” kilo vererek veya kilonuzu koruyarak çıkın. Şeker Bayramında ise kilo korumaya bakın. Sağlığınız, tam olarak bu ayrıntılarda gizlidir.

    Her sene bahsettiğim üzere, 11 ay fazla kilo yüklenip, Ramazan’da 2 öğüne düşmek suretiyle kilo vermek, orucu “zayıflama fırsatı olarak görmek” şu sebeple de hatadır: Yavaşlayan metabolizmaya rağmen kilo vermek (özellikle metabolizma hızı zaten düşük olan kas kütlesi zayıf ufak tefek kadınlar için), şok diyet enerjisinde Ramazan boyunca beslenildiğine işarettir. Bu da; sonrasında, kas kaybı, insülin direnci, önüne geçilmesi zor iştah ve karbonhidrat atakları demek olabilir. Ramazan Bayramından sonra kilo vermek ve erişilen ağırlığı başarıyla korumak için, 11 ayınız daha var.

    İşin aslı, her gün metabolizmanızın sağlığını düşünerek beslenmenizi öneririm. Daha soğukkanlı, iradeli, prensipli beslenmeyi ilke edinin. Besin zaaflarınıza yıl boyu çeki düzen verin. Uçlarda gezmeyin. Besin zaaflarınızı kendinize tamamen yasaklamayın, dolu dizgin de tüketmeyin. Zaaflarınıza yıl boyu yer verin ama güvenli porsiyonda ve sıklıkta tutun. Unutmayın; “size bahşedilmiş organlara, hayat boyu özen göstermek de şükürdür, ibadettir”. Yılda 1 ay değil…

    Oruç, Şeker Bayramı ve sonrasında da kilo kontrol süreçlerini sağlıklı yönetemiyorsanız, her sene Ramazan’da, bayramda ve sonrasında kilonuzda derin iniş çıkışlar görülüyorsa, büyük olasılıkla, önemli hatalar yapıyorsunuzdur. Kesinlikle bir diyetisyenden yardım almalısınız. Sağlıklı beslenip amacına uygun oruç tutuğunuz bir Ramazan geçirmeniz dileğimle...

    Yazının devamı...

    Zayıflama İğnesi Semaglutide

    Hayatınızda yürüyüş, hareket yoksa kaslar şekere pek de ihtiyaç duymaz. Fazla olan kadar basit şeker, insülin tarafından mecburen depoya taşınır. Semaglutide kullanırsanız basit şeker tükettiğinizde, kan glukozu dengelenmeye çalışılırken yine deri altına yağ şeklinde depolanacaktır. Bu kaçınılmazdır.

    Kan şeker seviyeniz hızla düşer: Zihininiz yavaşlar, sinir hücreleri yakıtsız kalınca, anksiyete, unutkanlık, tahammülsüzlük başlar. Sosyal ilişkileriniz basit şekerden yara alır. Oturduğunuz yerden kalkmanız gerektiğinde, yakıtınız glukoz, deri altında yağ olarak yatmaktadır. Bitkin, tembel hissedersiniz.

    Size enerji verip mutlu ettiğini sandığınız basit şekerler bedensel dinamizmi, zihinsel performansı aşağı asılır. Üstelik mutluluk kenarda dursun; depresif, kilolu ve mutsuzsunuzdur. “Artık basit şekerlerin esirisiniz ve sebep olduğu sadece sizi değil, hayatınızı da yönetmektedir.”

    Oysa “koçlar” değil de “hastalıklarda diyettedavisi eğitimi alan beslenme ve diyet uzmanları” hastalık ve ilaçlarınızı dikkate alarak kişiye özel beslenme programları oluşturur, düzenli olarak günceller. Size ne yiyip içince metabolizmanızda nasıl bir film döndüğünü iyice öğretir. Motivasyonunuzu yüksek tutar. Özel seyahat ve davetler için ayrı beslenme programlarıyla size ip uçları verir. Riskli her durumu yönetme becerisi kazandırır. Bu sayede diyet psikozuna girmeden zayıflar, kilo korumayı öğrenir sağlıklı yaşarsınız. Semaglutide veya başka bir sahte mucizeyi kendi üzerinizde denemek durumunda da kalmazsınız.

    Basit karbonhidratların bağımlılığından kurtulmaya halen hazır değilseniz semaglutide dahil hiç ama hiçbir yöntem işe yaramayacaktır. Semaglutide,” komşudan duyup 5 veya 50 kg verip rahatça yiyip içerken zayıflamak için kullanılabilir bir destek değildir.”

    Semaglutide varsa bunlara dikkat edin: Düzenli diyetisyen, doktor kontrolü ve ılımlı egzersizden kaçış yoktur. İşte koşullar: Obezite ve diyabet tanısı olacak, tiroid tanısı ve riski olmayacak. Tip I DM ya da diyabette bağlı gelişen ketoasidoz bulunmamalıdır. 18 yaşından küçük olmamalısınız. Gebelikte bebeğe zarar verebilir. Semaglutide kullanırken ve bıraktıktan 2 ay sonra hamile kalmamalı, emzirmemelisiniz. Ayrıca kaşıntı, hızlı kalp atımı, nefes darlığı, boğaz, dil, yüz ve dudakta şişlik, zihinsel karmaşa, sık idrar, idrara çıkamama, bulantı, kusmanın yanı sıra; açlık, halsizlik, sinirlilik, baş dönmesi, soğuk ter, titreme gibi düşük şeker belirtileri yaşayabilirsiniz. Böbrek, pankreas, kalp damar fonksiyonlarını tüm diyabetiklerde olduğu gibi siz de kontrol ettirmelisiniz.

    Kandırılmayın! Semaglutide şeker hastalığının “ilaçla tedavisinden sonuç alınamadığı, iğneyle insülin tedavisi için erken olduğu aşamada kan glukoz düzeyini dengelemek amacıyla verilen, kullanılması için özel şartlar gereken bir tedavi yöntemidir”. Unutmayın ki; rastgele beslendiğimiz sürece günlük binlerce kalori alımı ile başa çıkabilecek güvenli bir yöntem yok, olmayacak.

    Diyet ve egzersiz yaptığınızda; ne oral antidiyabetik ilaç, ne iğneyle insülin ne de semaglutide… Hiç birine ihtiyacınız kalmayabilir. Kan şekeri dengelenir. Kilo vermek; zaten diyet ve egzersizin olağan sonucudur. “Çok kararlı biçimde yaşam biçiminizi ve alışkanlıklarınızı değiştirin, bu mucize olmadığı konusunda şüpheniz kalmasın. Kararlı olun, sadece bu şekilde kurtulacaksınız.”

    Yazının devamı...

    Sirkeli Su Efsanesi

    Japonya’da kan lipidleri yüksek (total kolesterol, LDL, trigliserit) 18bin denek üzerinde bir araştırma yapılmış. Her zamanki gibi yer içerken, her zamanki aktivite düzeylerini korurken, deneklere üç öğün “tok” karnına birer çorba kaşığı sirke içirilmiş. 12 hafta süren deney sonunda, kan lipidlerinde çok belirgin düşüşler tespit edilmiş.

    Araştırmaları okurken tek bir kelimeyi gözden kaçırırsanız, sonuç bambaşka bir yere varabilir. İşte o kelime, bu araştırmada “tok” kelimesidir…

    Gerçekte bu araştırma “tok karnına alınan sirke, besinlerden gelen doymuş yağları çözücü etki gösterip, bu yağın, kandan hücre içine geçişini kolaylaştırıyor olabilir. Böylece, kandaki lipidleri (yağları) düşürüyor olabilir” demeye çalışıyor. Aman dikkat: “Aç karnına içilen sirke veya sirkeli su basenlerinizi eritir” demiyor. Ayrıca aç karnına içilen sirke veya sirkeli su, gastrit, reflü, ülser gibi mide şikayetlerinizi şiddetlendirebilir. Çok sayıda ilaç kullananların mide koruyucu alıyor olmasından aklınıza gelsin, sirke çoklu ilaç kullanımında da riskli olabilir.

    Yağ eğer atılacak olursa, bağırsaktan ishal şeklinde vücuttan atılır... Eğer biri size idrarla yağı atar diyorsa inanmayın: Yağın güzergahı böbrek değil, bağırsaktır. İnsan bedeni, hayatta kalabilmek için fazla alınan enerjiyi yağa dönüştürerek saklamaya programlıdır. Atmaya değil.

    “Sadece ve sadece ve sadece” harcadığınız enerji; aldığınızdan daha fazla ise, o yağ, o depodan alınır ve yakılır. Zayıflamanın da, bölgesel zayıflamanın da ilk şartı budur. Sadece karnı zayıflatan diyet, özellikle basen eriten iksir, sadece bacak ya da gıdıyı yok eden çalkalamalı karışımlar gerçekte hiç olmadı, olmayacak:

    Deri altındaki yağlarınızı “yağ çözücü” gibi söküp,
    “Sinir hücrelerinizin çeperindeki koruyucu yağa” zarar vermeden,
    Organlara zarar vermeden,
    Erittiği yağı idrara veya bağırsağa taşıyan bir şey bulunamadı, bulunamayacak.


    Litramine adlı etken madde var tabi gerçekten yağ eriten… Gerçekten de yağ yakan bir etken maddenin, kan yoluyla tüm vücutta dolaşırken: “Beyinde sinir hücresine ulaştım, buraya zarar vermeyeyim, deri altı depo yağa gideyim” gibi bir seçiciliği yoktur. Önüne gelen yağı (sinir hücresi koruyucu çeperi ve belki kahverengi yağ dokusu dahil) yakar. Böylece verdiği zararların önüne geçilemediğinden bu etken maddeyi içeren zayıflama destekleri piyasadan derhal toplatılmaktadır. Ünlüler de bu yazıyı okusalar keşke… Reklamını yapıyorlar talihsizce bir şeylerin… Zayıflamada mucizelere yer yok, her şeyi kararında yerinde zamanında yemek temel kural...

    Kontrolsüz doymuş yağ tüketiyorsanız (yağlı peynirler, etlerdeki iç yağ, kuyruk yağı, margarin) veya kontrolsüz karbonhidrat alıyorsanız; sirke de size bir yere kadar yardımcı olabilir. Sirke kolesterol düşürücü ilaç değildir. Depo yağları yakmaz. Zayıflamayla da ilgisi yoktur. Hiçbir yöntem, bizim artan yeme içme tempomuzla baş edemez. Sağlıklı beslenip, yeterli enerji alalım, şımaracaksak bile kontrollü şımaralım. Çoklu ilaç kullanıcısı değilseniz, beslenmenize de dikkat ederek, düzenli 2-3 öğün tok karnına birer çorba kaşığı sirkeyi çokça salatada tüketin. Kanda yüksek seyreden kolesterolünüzü, düşürün kalbinizi koruyun.

    Yazının devamı...

    Korona Döneminde Tek Öğün BeslenME

    Evde zayıflamak için volta atmak, pijama altını gömlek kravatla kombinleyip online toplantılar yapmak gibi tuhaf yan etkiler yaşadık. Bunların içinde en fenası beslenme alışkanlıklarımız çok çalkalandı.

    - Geç kahvaltı yapıp, mini atıştırmalarla günü geçirip, 18.00’de en geç akşam yemeği yenir deyip, jübileyi “mutfakta her çeşit gıdayı gövdeye indirerek yapalar”

    - Tüm gün mutfak girişini aşındırıp her şeyi “tarla zararlısı gibi kemirip” kaçanlar

    - Sağlıklı beslenme programlarına “diyet muskası” gibi muamele edip buzdolabına yapıştırmak suretiyle vicdanı rahatlatıp, arkasını dönüp, rastgele yiyerek kilo alanlar

    - Sağlık bakanlığından onay isteme cesareti olmayan firmaların, yüksek doz guarana veya yüksek iyotlu bitkilerle haplar, kapsüller, kafein bombardımanlı, anfetamin, efedrin içerikli çaylar, sallamalı karışımların bütününden oluşan “sihirli büyülü zayıflama setleri”…

    Canı sıkılan ekseriyetle konunun eğitimini almamış, fakat tv de popüler kaç yüz varsa; çok uçuk kaçık formüller üretmişti zaten. Bunlar mutfaklara, evlere korona döneminde iyice yerleşti. Bu ilginçliklere ilave olarak yeni peydah olan icatlardan biri de tek ana öğün beslenme…

    Bu tip beslenme uygulamada ikiye ayrılıyor:

    1- Sadece içecekler ve kahveyle günü geçirip, akşam 17.00 den itibaren akşam yemeğinde iftar daveti varmış gibi sofra kuranlar, ‘Heyt! Kim tutar beni’ler…’ Akşam yemeği sevenler bunu tercih ediyor. Tek öğüncülerden akşam yiyenler için, günlük gereksinmemiz olan; meyve, kuruyemiş, yumurta, süt ve ürünleri önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkacaktır. Koronanın etkilerinin 2-3 yıl daha sürebileceğini söyleyenleri dikkate alacak olursak; bu besinlerden yetersiz beslenmek için çok uzun bir süre olduğunu belirtmeliyim. Mutlaka çok önemli makro ve mikro besin ögesi yetersizlikleri ortaya çıkacaktır. Bu durum kilo alıyorsanız bile çok mümkündür.

    2- Geç ve geniş serpme kahvaltı yapıp, günü geri kalan kısmını içeceklerle ve 1-2 ara öğünle geçirenler… Tek öğüncülerden “geniş kahvaltıdan sonra içecekler tüketenlerin veya kuş gibi atıştıranların”; günlük gereksinmesi olan etler, salata, sebze, bakliyatlar, yoğurt, kefir gibi kıymetli besinlerden yetersiz beslenmelerinin, uzun ve kısa dönem sakıncalar ile karşılaşacağına emin olabiliriz. Örneğin: Akut dönemde bağışıklık sistemi zayıf kalabilir ki; bu da özellikle önümüzdeki 2-3 yıl için en olası ve kötü yan etkidir.

    Özetle:

    - Bu icatlarla kilo veremeniz veya hedef ağırlıkta olmanız bile sağlıklı beslendiğinizi göstermez.

    - Sabah veya akşam tek ana öğünle beslenerek; günlük besin ögelerini vücutta yerine koymanız ya mümkün değildir ya da rastlantıya kalmıştır.

    - Siz düzenli beslenmezseniz sindirim ve boşaltım sistemlerinin çalışıp enerji harcaması için bir uyaran veya neden olmayacaktır. Yapılan her ana ya da ara öğün; metabolizmanızın çalışması yönünde bir uyarı ve bir zorunluluktur.

    - Bir ara öğün için en az 50 kalori olması yeterli denilir.

    - Her ana ve ara öğünün glisemik indeksinin orta / düşük olması gereklidir.

    - Sağlıklı ve ideal öğün sayısı için; dünyada yaygın ortak görüş ana ve ara öğün olmak üzere toplamda 4-6 kez olması gerektiği yönündedir.

    - Gün sonunda tüm besin ögelerince yeterli ve dengeli beslenilmiş olması hedeflenir.

    INSTAGRAM

    Yazının devamı...

    2021 Beslenme Akımı

    Hep son moda diyetleri takip edenler bile, bu kez 2021’e girerken en sağlıklı beslenme modelinin peşinde… Unutmayın ki; insan fizyolojisiyle uyumlu, en sağlıklı, geçerliliği kalkmayacak beslenme biçimi !Akdeniz Diyeti!dir. Fakat 2021 enteresan geliyor. Bu nedenle güçlü bir bağışıklığa yönelik önemli ihtiyaçları, Akdeniz Diyeti ile harmanlamamız gerekti. İşte nihai tablo:

    1- Haftada 2 kez 4 çorba kaşığı kadar kırmızı etten veya hindiden kıyma, köfte, kuşbaşı veya parça et

    2- Hangi balık mevsiminde olduğunuzu unutmadan, “kızartmadan” haftada en az 1-2 kez büyük boy balık

    3- Haftada 0-1 kez 200-300 gr kadar organik tavuk

    4- Her gün mutlaka düzenli olarak organik yumurta

    5- Hangi sebze mevsiminde olduğunuzu unutmadan, “kızartmadan” her gün 8 çorba kaşığı sebze, özellikle kırmızı, mor, turuncu sebzeler, bol limonlu çok büyük porsiyon yeşil salata, bol limonlu bitkisel çorbalar

    6- Haftada en az 3 kez 8 çorba kaşığı kadar bakliyat ( barbunya, kuru fasulye, nohut, her renk mercimek, kuru börülce, Meksika fasulyesi, maş fasulyesi, iç bakla kullanarak; çorba, bakliyatlı tam tahıl, bakliyatlı yeşil salata, piyaz, yoğurt-bakliyatın sarımsaklı baharatlı karışımları vb… )

    7- Her gün gereksiniminiz kadar tam tahıl ürünleri (günlük enerji gereksiniminizin %40-45 kadarı olacak şekilde tam tahıl, bakliyat ve düşük şekerli, fazla olgunlaşmamış meyve)

    8- Hangi meyve mevsimde olduğunuzu unutmadan, günde 1-2 porsiyon fazla olgunlaşmamış az tatlı meyve

    9- Haftada 2 kez 1 orta boy çiğ soğan, haftada 2 kez ikişer diş çiğ sarımsak,

    10- Her gün zerdeçal-karabiber ikilisi ve zencefil, salça, çiğ ve saf zeytinyağı, ekinezya çayı tüketin.

    Tüm bunların yanı sıra yeni yılda, yükselen trend: Çevreci beslenme…

    Çok küçük balıkların tutulmasını, çiftlik balığı üretimini protesto edecek satın almayacak, bilinçli tüketici, çevreci bir yeni nesil geliyor.

    Dünyada vejeteryanlığa kayan beslenme trendi, bizi de en azından düşündürecek, daha az et tüketilecek.

    Organik tavuğu tercih edenler, alelade yumurtayı bir kenara bırakacak, yumurtanın tavuktan çıktığını hatırlayacak. Organik yumurta tüketicisi yavaş da olsa artacak.

    Er ya da geç bakliyat çok daha fazla önem kazanacak ve müthiş kimyası ile bir kez daha kıymeti anlaşılacak.

    Küresel ısınma, bitkilere daha dalındayken zarar verirken, besinleri korumak zorlaşıyor. Bağışıklığı tehdit eden unsurlara karşın, bir kalkan gibi bizi koruyan şeyin “bitkiler” olduğu bilinci yaygınlaşacak. Sevmeyenler bile yavaş yavaş düzenli sebze, meyve, bakliyat ve tahıl tüketme fikrine açık hale gelecek. Tüm organların sağlığını korumanın bitki tüketmekten geçtiği, yeni yılda daha net anlaşılacak.

    Hayatı kolaylaştıran ambalajlı gıdalara ihtiyaç artarken, içeriklerine tepki büyüyebilir, tüketici artık daha da farkında... Daha sağlıklı içerikte, raf ömrü daha kısa besin üretiminin gerekliliği gündeme gelebilir. Ayrıca, raf ömrünü uzatacak yeni ve daha sağlıklı yöntemler geliştirilebilir. Bilinçlenen tüketici, daha az koruyucu içeren, fakat daha fazla dondurulmuş, güvenli ürün ve sıfır pestisit beklentisine girebilir.

    Özetle, küresel iklim ve ekonomi hareketleri, kötü gibi görünse de, er ya da geç, kötü üreticiye karşı; talep eden, tepki gösteren ve belki de örgütlenen bir tüketici kitlesi doğurabilir.  Beslenme adına olumsuz gibi görünen tüm bu gelişmeler, bizi daha olumlu gelişmeleri başlatmak üzere yönlendirecektir.

    INSTAGRAM 

    Yazının devamı...

    Sütle Başınız Dertte mi?

    Sütte bulunan şeker disakkarittir (çift halka şeker). Bir halka glukoz ve bir halka galaktozun kol kola girerek meydana getirdiği bu disakkarit, “laktoz” olarak adlandırılır. Sütteki bu şekerin ince barsakta parçalanması / sindirilmesi için “laktaz” adlı bir enzime ihtiyaç vardır. Bu enzimi barsaklarından salgılayamayanlar veya az salgılayabilenlerde laktoz kalın barsağa geçer ve buradaki bakteriler tarafından fermente olur.  Böylelikle “laktoz intoleransı” meydana gelir ve süt tüketmekte zorlanırlar.

    Laktoz intoleransının sizde olup olmadığını anlamanız için belirtileri sıralamak gerekirse:

    - Bulantı

    - Midede ve karında gaz ve şişkinlik

    - Barsakta ve midede kramplar

    - Bazen ishal

    Laktoz intoleransı ile süt alerjisini birbirine karıştırmamalıyız. Alerjiler bağışıklık sistemine ilişkin sağlık sorunudur. Kanda immünglobülinler yükselir. İntoleransta ise basit ve geçici sindirim şikayetleri meydana gelir. İnek sütü alerjisi olanlar, keçi sütü vd hayvan sütlerini tüketebilir ve sorun yaşamayabilirler. Ancak süt şekeri dediğimiz laktoz, tüm hayvan sütlerinde doğal olarak bulunur ve laktoz intoleransı olanlar hiçbir hayvan sütünü, keçi sütü dahil, tüketemezler.

    Laktoz intoleransınız varsa, biraz laktozu sindirebiliyor olabilirsiniz. Bu durum, esasen, barsakta az da olsa laktaz enzimi salgılayabildiğinize işarettir. 1-2 hafta boyunca 1 çay bardağına 1 cm yüksekliğinde süt koyup için. Daha sonra şikayetiniz yoksa, çay bardağındaki sütün derinliğini 1 cm daha yükseltin.  Bu şekilde 2 haftalık aralıklarla süt miktarını birer cm artırarak barsaktan salgılanan enzim miktarını zamanla geliştirebilirsiniz.

    Barsakta probiyotik bakterilerin yetersizliği de mide barsak şilkayetlerine yol açabilir. Laktobasil yapıda probiyotikler, sütteki laktozu kendisi parçalar. Dolayısıyla uzun dönem farklı kimyasal yapıda farklı marka probiyotik takviyeleri de, çözümün bir parçası olarak görülebilmektedir.

    Eğer bu yöntem sizde başarılı olamadıysa, süt, yoğurt, peynir, sütlü tatlılar, puding dondurmalar kullanılmamalıdır. Etiket okuma alışkanlığı edinmeli,süt içeren gıdaları tespit etmelisiniz. Badem sütü soya sütü gibi alternatif sütler günlük kullanım için oldukça maliyeti yüksek seçeneklerdir.

    Sütten umduğunuz kalsiyumu besin desteği olarak alabildiğiniz gibi, kılçıklarıyla tüketeceğiniz hamsi, dereotu, portakal, kılçıksız sardalya, semizotu, brokoli, marul, ıspanak gibi yeşil bitkiler ile de takviye edebilirsiniz. Diğer yandan kalsiyum kaybına yol açan çay, kahve kola, yeşil çay tüketiminizi de gözden geçirmeniz ve azaltmanız önem taşımaktadır.

    INSTAGRAM

    Yazının devamı...

    Diyet Önerileri Kişiye Özeldir

    Hiçbir öneriyi herkesin uygulayabileceği standart hale getiremeyiz. Örneğin: tüm dünyadaki insanların uygulayıp, sağlıklı kalabileceği bir diyet kitabı yazamazsınız. İşin aslını merak ediyorsanız; yıllardır diyetisyenlik mesleğini icra ediyoruz ve bildiğimiz en gerçek şey şu: “Diyet önerileri kişiye özeldir.”

    Dr Mehmet Öz: “Kahvaltıya ihtiyacımız olduğunu sananlar olabilir. En akıllıca şeyin kahvaltı yapmadan doğrudan öğle yemeği yemek” demiş. “Akıllıca” dediğinizde, başka birileri için hayati olan şey aptalca mı oluyor?.. Çok saygı değer bir mesleği var. Keşke sadece kendi işini yapsa... ABD toplum sağlığını tehdit eden önerilerde bulunduğu için çok ağır ceza aldı. Dukan diyeti… Dukan’ın Fransa’da sağlık bakanlığı diplomasını elinden aldı, ülkemizde hala Dukan diyeti yapanlar var. M.Kuşan’ın sağlık bakanlığı kampını kapattı. Karatay’a işyeri kapatma cezası verildi.

    Milattan önceki insan bedenine ve yaşam koşullarına uygun önerileri; 2020 yılında yaşayan insanlara dayatarak bir kalıba sokmaya çalışmanın gereği yok. Uygulamayı başarsanız bile sürdüremeyeceğiniz diyet modellerini sırf moda oldu diye zorlamayın.

    Sonra “çok acıkınca yemek” deniliyor… Peki ya zaten sabah da acıkıyorsanız… Birçok insan 2 öğün beslenip, çok acıkınca yemeye başladığında frenleri tutmayıp, bunun onlara nihai olarak iyi gelmediğini görüyor. Zihinsel performansınız, iş performansınız demektir. Eminim itirazı olan yok… Kahvaltının zihinsel fonksiyonlara olumlu katkısına yönelik sayısız bilimsel araştırma var. Önemli olan ne yediğinizdir. Kahvaltı deyince de illa ki aklınıza çatır çutur kedi maması gibi sütlü gevrekler veya serpme kahvaltı gelmesin. Size her bakımdan en uygun içecek ve/veya yiyecek seçimi için diyetisyeninize danışın.

    “18.00’ den sonra yenilmez, kahvaltı yapmak yasaklansın. Acıkınca yenilir ama saat: 18:00 dışında da acıkmayın lütfen” diyenler, diyenler, susmayanlar… Dünyanın öbür ucunda 6 ay gece 6 ay gündüz yaşayanlar var. Güneş ışığına endeksli değildir beslenme…

    Gündüz uyuyup, gece vardiyasında çalışanlar ne yapacak o halde… Vardiyalı çalışıyorsanız öğün saatleriniz değişir. 2 ana öğün, 2 ara öğün yaparak da sağlıklı ve formda olabilirsiniz, gece vardiyasında saat: 03.00’te kahvaltı yaparak da sağlıklı, formda olabilirsiniz.

    Efendim; “Ben kahvaltıyı kestim, kahvaltı yapmadığımda zayıflıyorum”lar… Bu illa ki sağlıklı bir şey yaptığınız anlamına gelmez. Sizin için uygun ve sağlıklı olan bir şey başkasına uygun olmaz.

    Sabah spor sonra acıkınca kahvaltı … Peki ya hipogliseminiz varsa… Aç karnına koşarken kan şekeriniz düştüğü anda koşu bandı sizi sırtından atarsa…

    Bir başka örnek: Diyabetiniz varsa oruç bile tutmak zorunda değilsiniz mesela… Diyabetikler için de kahvaltı zorunludur. Tüm toplum geneline yasak koymak nasıl bir iştir?

    Öğün sayısı konusunda esas olan “sürekli olarak zihninizin yeme içme düşünüyor olmaması”dır.

    Kaç saat uyanık kaldığınız, kaç saat aktif çalıştığınıza göre öğün sayısı ve öğün adları değişir. Her yaşam koşuluna özel farklı öğün sayısı önerilebilir. Bu şekilde kişiye özel beslenerek sağlıklı, formda olur kilo verirsiniz. Herkes birbirinden farklı ve siz de farklısınız. Mehmet Öz’ün söylediğinin aksine; tüm yaşam koşullarınız, bedensel, genetik özelliklerinizle “en akıllıca olan” size özel bir program oluşturulmasıdır. Uygulanabilir ve sürdürülebilir bir program… Siz siz olun: Kalbinizi kardiyoloğa, beslenmenizi beslenme ve diyet uzmanlarına emanet edin. Sağlığınız, performansınız kahvaltıdan ve beslenme biliminden bağımsız bir konu değildir. Size en uygun en az 50 kcal.lik düşük glisemik indeks değerinde bir kahvaltıyı da ihmal etmeyin.  

     

    Yazının devamı...

    Sabah aç karnına içilen sirke zayıflatır mı?

    Sirke; nişastalı, şekerli besinden üretilir. Etil alkol ve asetik asit fermantasyonu olmak üzere iki aşamadan geçerek ortaya çıkar. Bilinen kimyası ile sirke, deri altı depo yağı eritmez.

    Aç karnına alınması mideye zarar verebilir. Özellikle gastrit, reflü, mide fıtığı olanların dikkatli olması gerekir. Bir diyet uzmanıyla görüşmeden, aç karnına ve zayıflama amacıyla kullanmayınız. Hatta bir gastroenteroloji uzmanına danışmadan aç ya da tok tüketmeyiniz.

    Sirkenin insan vücudunda ne yaptığı ile ilgili pek çok şey konuşulmaktayken, bilim sirkenin sadece belirli özelliklerini sürekli destekliyor.

    Örneğin: Japonya’ da 20 bin denek üzerinde sirkenin kan lipidlerine (Total kolesterol, LDL, VLDL, trigliserit gibi yağlara) etkisi incelenmiş. Lipidleri yüksek olan bireyler, her zaman yedikleri besinleri tüketmekteyken, farklı olarak sadece tok karnına 3 öğün, birer çorba kaşığı sirke içmiş. 12 hafta sonunda kanda lipidler belirgin biçimde düşürmüş. HDL kolesterol, HbA1c ve glukoz belirgin biçimde etkilenmemiş.

    Tüm dünyada dikkat çeken aynı deney; üzüm sirkesi, balzamik sirke, elma sirkesi gibi birçok sirkeyle denendiğinde de hep aynı sonuçla karşılaşılmış. Anlaşılmış ki; sirkeyi 'sirke' yapan asit, yani 'asetik asit'in bir fonksiyonu bu… Kandaki lipidleri düşürmek…

    Bu araştırmalar çok yanlış yorumlandı. Sanki deri altı depo edilmiş yağları yakıyor gibi… Oysa sirke öğünde alınan yağların kandan hücre içine geçişini kolaylaştırıyordu. Aslında sadece kanda yüksek kalmasını önlüyordu. Yani 'kalp koruyucudur' demek daha isabetli olur.

      

    Yani şöyle bir düşünün: Depo edilmiş yağ eridi ve kanda geziyor. Siz bu yağı yakacak diyet ve aktiviteye sahip değilseniz ne olur? O yağ döner başka yerde yine depolanır. Bunu asla unutmayın. Zayıflama temelde matematik hesabına dayalıdır. Harcadığınız enerjinin altında beslenirseniz kilo verebilirsiniz. Elbette ki sağlık için de kaliteli besinlere ağırlık vermek gerek. Kilo aldıran besinleri hangi porsiyon ve sıklıkta tükettiğinizi gözden geçirin. Aç karnına sirke içmekten çok daha etkili olacaktır.

    [fotogaleri=2217,3319,1363]

    Yazının devamı...