Lord Elgin Mermerleri

19. yüzyıl başında Lord Elgin, Osmanlı Devleti nezdinde Britanya Büyükelçisi idi. Lord Elgin, harabeye dönmüş Atina–Parthenon mabedindeki alınlıkları alenen yürüttü ve İngiltere’ye nakletti. Boris Johnson henüz başbakan değilken “Lord Elgin Mermerleri”nin Yunanistan’a iadesinin doğru olacağını söylemişti. Yıllar sonra Başbakan Boris Johnson, “Müze otoriteleri buna karar verirse niye olmasın” dedi. Hiç kuşkunuz olmasın, müze otoriteleri, bu teklife hiç razı olmazlar.

Haberin Devamı

ŞU günlerde Britanya Başbakanı Boris Johnson, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile buluşmasında bir eski demecine atfen Miçotakis’in talebiyle karşı karşıya kaldı. Boris Johnson ilginç ve doğru bir çıkışla 1986’da henüz başbakan değilken Atina’da Helena Smith adlı gazeteciye verdiği demeçte, British Museum’da bulunan “Lord Elgin Mermerleri” diye bilinen, aslında Parthenon Tapınağı’nın alınlığında (yani üst üçgen cephede) bulunan kabartmaların British Museum’dan alınarak Yunanistan’a iadesinin doğru olacağını, bu gri havalı memlekette bahsi geçen mermerlerin hiç de yerini bulmadığını ve ahalinin de bunlardan bir şey anlamadığını beyan etmişti.

Lord Elgin Mermerleri

Haberin Devamı

SENELER SONRA DEĞİŞEN CEVAP

Fikrine destek olarak Oxford Üniversitesi ve onun kütüphanesinde çalışan, klasik Yunanca ve arkeoloji okuyan talebelerin bu fikirde olduğunu da belirtmişti. Boris Johnson klasik Yunancayı iyi bilir. Neredeyse 40 sene sonra Başbakan’a Miçotakis bunu hatırlatıyor ve mermerleri geri istiyor. Tabii fazla sorumluluğu olmayan bir münevverin serbest konuşması başkadır, nitekim Başbakan Boris Johnson’ın bu sefer cevabı “Müze otoriteleri buna karar verirse niye olmasın” şeklindedir. Hiç kuşkunuz olmasın, müze otoriteleri, Miçotakis’in bu teklifine hiç razı olmazlar.

TÜRKİYE KATILMAMIŞTI

UNESCO’nun o tarihlerde Üçüncü Dünya ülkelerinden yağmalanan eserlerin asıl sahibi ülkelere iadesi üzerindeki konvansiyonuna Batı’daki müzeci ülkeler ve bu arada Türkiye de katılmamıştı. Çünkü bizim elimizde de saltanat devrimizden kalma İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin birçok eserini, Lübnan, Irak ve Suriye’nin talep etmesi mümkündü. Biz de gerçi hırsızlıkların geniş ölçüde mağduruyduk ancak buna rağmen haklı olarak çekinildi. Fakat Bergama, Efes, Miletos gibi bölgelerden kaçırılan eserlerin dışında İkinci Meşrutiyet devrinde Alman müze otoriteleriyle bir sözleşme dahi yapılmıştır; buna göre geçici bir dönem için sadece restorasyon ve faydalanma kaydıyla 10 bin kadar çiviyazısı tablet ve Boğazköy sfenksleri ödünç olarak gönderilmişti. Almanya bunları onlarca sene vermeye yanaşmadı; borcunu unutan adam rolünü oynadı.

Haberin Devamı

‘İÇ ETMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ’

1990’ların başında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü Engin Bey’le Almanya’ya, Berlin’e giden heyetteydim. Karşımızdaki müze otoriteleriyle adeta kapıştık. Hele bazıları Demokratik Almanya’nın (DDR) mirası olan memurlardı. Bir sene evvel DDR, tabletleri olduğu gibi iade etti. “Şimdi bakıyorum yeni ideolojiyi benimsediniz. Bizim sfenksleri iç etmeye çalışıyorsunuz. Yalnız bu UNESCO anlaşmasıyla ilgili bir şey değil. İki egemen devletin yetkililerinin karşılıklı bir anlaşma ve sözleşmeyle yaptıkları bir işlem. En basit hukuk kurallarına ve hüsnüniyete umuyor” dedik. Kavga sürdü, yakın zamanlarda sfenksler de döndü.

‘OSMANLI BAĞIŞLADI’ İDDİASI

Haberin Devamı

2007 yılında Atina’da Parthenon’un dibinde muhteşem bir müze açıldı. Bu Parthenon Müzesi’ydi. Beni de davet ettiler, gittim. Gerçekten eserlerin teşhiri, harabelerin üstüne konan ve neredeyse büyük kısmı camla inşa edilen bu müze başarılı bir sergileme örneğiydi. Profesör Bandırmalidis (ki Makedonya kralı Filip’in mozolesini keşfeden arkeologdur), yeni müzenin müdürüydü. Teşhirin mükemmelliği yanında Elgin Mermerleri’nin dolayısıyla Parthenon alınlıklarının eksikliği görülüyordu. 19. yüzyıl başında Lord Elgin, Osmanlı Devleti nezdinde Britanya Büyükelçisi’ydi. İkinci Viyana Kuşatması’nı takip eden savaşlarda Atina – Parthenon mabedi Venediklilerin elindeydi ve Venedik komutanı daha önce camiye çevrilen bu yapıyı cephanelik olarak kullanıyordu. Denizden atılan topla bir infilak meydana geldi. Parthenon bugünkü konumuna dönüştü. Birkaç zaman sonra Lord Elgin bu harabeye dönmüş binadan ismi geçen alınlıkları alenen yürüttü ve İngiltere’ye nakletti. Bugün Britanya Müzesi bunların Osmanlı İmparatorluğu tarafından bağışlandığı bahanesini ileri sürüyor. Tartışılır bir gerçektir, noksan bilgilere dayanıyor. Parthenon’un içinde Fidias eseri olan Athena heykeli ve birçok parçalar daha evvelden yok olmuş vaziyette.

Haberin Devamı

SİYASET BAŞKA İLİM BAŞKA

Müzeden çıktığım anda Yunan televizyonu benden demeç istedi. “Bütün bu eserler yerinde ağır ve göz alıcıdır. İtalya Rönesansı’nın eserleri Floransa’da, Roma’da, Napoli’de ve Milano’daki müzelerde. Türkiye’deki eserler bizim güzel müzelerimizde ve açık havada korunan ören yerlerimizde ve tabii Yunanistan’ın büyük eserleri de Yunanistan’da teşhir edilmeli. Böyle bir müze ortaya çıktıktan sonra Parthenon’daki alınlık eserlerin (yani Elgin Mermeri diye adlandırılanların) British Museum’un soğuk havasında yeri yoktur, derhal iade edilmelidir” dedim. Demeç iyi karşılandı. Siyaset başka, komşuluk başka, ilim ve sanat başka.

HERKES KAÇAKÇILIKTAN MUZDARİP

Haberin Devamı

Dünyadaki bu ahlak dışı, sözde ilmi ama ilim düşmanı eski eser kaçakçılığının en büyük zararını gören ülkelerdeniz. Akdeniz dünyası yağma alanı halinde. Sadece biz değil, Mısır, Suriye, İtalya ve Yunanistan da hâlâ bundan pek kurtulamıyor, bütün halkının bu konuda çok teşkilatlı ve bilinçli olduğu İsrail hariç. Boris Johnson haklıydı. Şimdi de cesur olursa iyi bir örnek olur. Açık konuşmalı; Yunanistan’ın bu başarısını da herkes izler.

RODOS’UN FETHİNİN 500. YILI

500 
sene evvel tam bu hafta Rodos, Türk İmparatorluğu’na katıldı. Kuzey Ege adaları, yani Limni, Taşoz (Tasoz), Semadirek (Samothraki), Midilli, Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada (Tenedos), Fatih Sultan Mehmed’in devrinde Türk-Akdeniz adaları olarak imparatorluğa kazandırıldı. Daha ilginç bir şey; bu silsileden sayılmayan ve karşı kıyaya yakın olan Euboia, yani bizim Eğriboz dediğimiz, ürünleri fevkalade lezzetli, jeolojik bakımdan ilginç ada da Fatih devrinde imparatorluğa katıldı. Bu fethi niye yaptığının Yunanistan’daki rivayetleri meşhurdur. “Padişah burayı gezdiği zaman o kadar beğenmiş ki bir an evvel alalım” demiş. Oysa stratejik önem bu hikâyenin önünde.

Lord Elgin Mermerleri

FETHİ KANUNİ TAMAMLADI

Adanın fethinden önce ilk Osmanlı devrinde başvurulan ama Fatih’in bilhassa başarıyla yönettiği, “istimâlet” dediğimiz, çeşitli halk grupları ve özellikle kilise ile yapılan ön görüşme, anlaşmalar ve sözleşmeler yapılması burada da yürürlükteydi. Nitekim adaların fethinden hemen sonra Ortodoks manastırlarına gerekli imtiyazlar verilmiştir. Fatih zamanındaki Osmanlı donanması Rodos kuşatmasına başladı fakat zaferle bitiremedi ve bu ada Haçlı Seferleri zamanında kurulan Saint Jean Şövalyeleri’nin yatağı halindeydi. Fethi tamamlayan, torun çocuğu olan Kanun Sultan Süleyman’dır. Rodos onun ilk başarılı deniz seferi, hatta fethidir. Ada şövalyelerden “vira” ile alındı ve Rodos Şövalyeleri, yani Saint Jean tarikatı daha evvel Bodrum’da kaybettikleri için bugünkü Malta Adası’na çekildiler. Vira sözleşme, savunmacıların taşınır malları ile cepheden çekilip mevkiyi teslim etmesidir ve Slav asıllı “güven, söz verme” anlamında bir terimdir.

Rodos, Türk tarihinde Cem Sultan’ın bu adaya sığınması gibi bir talihsizlik de yaşamıştır. Şövalyeler Cem’i İtalya’da Papalık’a naklederek bir şantaj unsuru olarak kullandılar. Cem Sultan’ın vaftiz edilmiş torunları da kaleyi savunan Haçlıların yanındaydı. Kanuni onları serbest bıraktı. Burada kardeş kavgasının imparatorluk politikasında nelere mal olduğu açıkça görülür. II. Bayezid tarafından rehin için ödenen meblağ Papalık’ın yıllık cari harcamalarına eşitti.

TÜRK NÜFUSU BULUNUYOR

Rodos, Trablusgarb Savaşı’nda İtalya’ya karşı gösterilen savaşın bedeli olarak, İtalyanların Dodecanese denen On İki Adalar’daki mukabil deniz seferi ve bu adaları işgal etmesiyle elden çıkmıştır. Yani Rodos, 391 yıl Türk hâkimiyetinde kalmıştır. Diğer adalardan farkı hâlâ bugün bile kültürel azınlık dediğimiz Türk nüfusun bulunmasıdır. Adadaki Osmanlı eserleri çok önemlidir. Bütün bunlara rağmen Lozan Antlaşması’yla statüsü tespit edilen Türk Okulu kapatılmıştır. Bu çirkin işlemin Yunanistan’ın politikası dışında Avrupa Birliği’nin hangi kültürel haklarla, dilleri koruma politikasıyla bağdaştığını sorgulamak gerekir. Bir bakıma 500 yıl önce başlayan 4 asırlık Doğu Akdeniz’deki Türk varlığının rahatsız edici bir hatıra olduğu anlaşılıyor. Niçin?

 

Yazarın Tüm Yazıları