• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Falih Rıfkı Atay

    50 yıl önce, 20 Mart 1971 Cumartesi akşamı kalp krizi geçirdi. Bugünün ölçülerine göre uzun bir hayatı olmadı. 1894 yılının aralık ayında doğmuştu. 76 yıllık ömrüne çok şeyi sığdırmıştı. Bunların içinde bir büyük savaş var.

    Ortadoğu’nun kan ve barutunu gördü; Bahriye Nazırı ve Suriye ve Filistin Umum Kumandanı Cemal Paşa’nın özel kalemindeydi. Kendinden emin bir üslûpla bu dönemi ve yaşadıklarını “Zeytindağı”nda anlatır. Subaylar yüz yüze muharebelerde bazen kurşun altında sürünerek gidip karşı tarafta ölen İngiliz zabitinin palaskasını söküp alırlarmış; bu onların hakkıymış. Has Belçika köselesinden kesilen, âdeta madalya gibi taşıdıkları bir ödül... Cemal Paşa’nın maiyetinde Alman işgali altındaki Belçika’ya gitmişti. Belçika kemerinden tutun da tıraş bileyicisine kadar hepsini alıp dönmüş. Alman kayzerinin taktığı madalya, Viyana’da Avusturya İmparatorluğu’nun taktığı ve yaver olarak gidildiği zaman bomboş göğüslü olmasın diye buradan da bir nişan takmışlardı. “Birçok zabitin bu imtiyazı protesto ederek kendi madalyalarını yere çarptığını biliyorum” diye yazmaktadır.



    KALEMİ SERTTİ

    Falih Rıfkı’nın hayatında sert üslûbu ile hiç de liberal sayılmayacak görüş ve tavırlarına, sürükleyici ama yer yer de sert kalemine rağmen; çok insanın tiryakisi olduğu bir yazar ve çok kişinin hürmet ettiği bir aydın olmasının nedenleri vardır. 1960’ların moda düşünürleri ve yazarları başkalarıydı, ama Falih Rıfkıcılar hep vardı. Aklı başında bir arkadaşımı hatırlıyorum; her hafta cumartesi günleri İstanbul’a gidip kendisiyle görüşme yapmaktan büyük zevk alırdı. Cenazesine binlerce insan katılmıştı, devlet protokolünün dışında gönüllü kalabalık bazen sert üslûpla doğruları yazanı da istiyor.

    İTTİHATÇI VE HALK PARTİLİYDİ

    Falih Rıfkı muhafazakârların şiddetli düşmanıydı; ağır yazılar yazardı, solcular da oradan nasibini alırdı. Hayatı boyunca İttihatçı ve sonra Halk Partili oldu, 1950’den sonra CHP’nin kalemşorluğunu yaptı. Hatta “Ulus” gazetesinin tavrını benimsemediği için “Cumhuriyet” gazetesine geçti. O da yetmedi; Bedii Faik’in “Dünya”sına geçti. Ne var ki 1965’ten itibaren artık CHP’li değildi. Demirel’i ve Adalet Partisi’ni savundu. CHP devri denildiği zaman Recep Peker’i tutardı. Ardından gelenleri hele Başbakan Şemsettin Günaltay ve kabinelerini hiç tutmadı. 1946 sonrası CHP’yi bir tavizler yumağı olarak görürdü.

    Bunu siyasi bir döneklik olarak nitelendiremeyiz. Bu çizgide yürüyen belirli bir takım vardı. Türkiye’nin İttihatçı eliti ve Jön Türk gençliği kendinden başka kimseyi beğenmez. DP’nin içinde saygı duyduğu tek isim de Celal Bayar’dı, yani İttihat Terakki’nin İzmir Kâtibi Mesulü ve Talat Paşa’nın adamı Mahmud Celal Bey.

    İDAMLA YARGILANIYORDU

    Açıkça ifade etmiştir, Hamidiye devri nesilleri için yurtdışı gezisi bir hayaldi. “Boğazlar’dan iki tarafa geçen gemileri hasretle gözlerdik” demektedir. Dünyaya açıldığı zaman oraları nasıl gözlediği mühim. Kanaatimce oraları Batı’yı çok iyi bilen, diliyle, kültürüyle bütün sınıflarını tanıyan bir gözlemci olarak değil, ama cazip yanlarını takip ederek seviyordu. İnkîlapçılığında samimidir. Anadolu Mücadelesini 1922’den beri değil, başından beri tutmuştur. Bu yüzden de Nemrut Mustafa Divanı’nda idamla yargılandı. İnönü Savaşları’ndan sonra sadrazam ve kabinenin değişmesinden dolayı idamdan kurtulduğu açık. İstanbul’da kalemiyle mücadeleye devam etti.

    Seyahatnamelerini okumak bir zevktir, ancak “Hind Seyahatnamesi”, Hindistan’ı anlatmaz. O görmek istediği Kemalist Hindistan’ı abartıyla anlatıyor. Yalan söylüyor diyemezsiniz, çünkü o zamanın Hindistan’ında her din, her mezhep, her siyasi görüşün âlâsı bulunduğu gibi Kemalistler de vardı. “Moskova-Roma”da ise faşizm ve Stalinizmin getirdiği düzgünlük ve dinamizme takdir ediliyor. Recep Peker’i de onun için tutardı. Çünkü Anadolu halkının, genelde de Türklerin düzenli dinamizmden mahrum olduğunu düşünenlerdendir. “Taymis Kıyıları” ve Arnavutluk gezisini naklettiği “Faşist Roma, Kemalist Tiran, Kaybolmuş Makedonya” kitaplarında Balkanlar’a bakışını görürüz.

    ‘ZEYTİNDAĞI’NIN YERİ AYRIDIR

    Asıl önemlisi Falih Rıfkı Atay’ı her zaman yaşatacak ve sevdirecek olan “Zeytindağı”dır. Bir imparatorluğun, bir güneşin trajik batışını, kaçınılmazı, keskin gözlemleri, realist ama hüzünlü bakışıyla anlatıyor. Bizim neslin tarih, coğrafya bilmeyen gençleri Türkiye’nin nereden ve nasıl geldiğini bu gibi eserleri okuyarak daha iyi anladılar. Hızlı solcu bir yazarımızın Falih Rıfkı’nın “Zeytindağı’ndan bakarken ben bu imparatorluğun çocuğuyum” sözünden nasıl etkilendiği ve Ortadoğu’ya onun gözüyle bakmaya başladığını hatırlarım.

    Bence Falih Rıfkı siyasi görüşleri de dahil her zaman okunacak, her neslin ilgiyle takip edeceği düşünen bir gazetecidir. Basında böyleleri artık pek yok. Onu tanırsak son yüzyılın Türkiye’sini bir yanıyla tanımışız demektir.

    GÜÇ ODAKLARININ MÜCADELESİ

    İLKER Başbuğ sakin üsluplu araştırmacı ve Türk askerleri içinde bilgisiyle temayüz eden bir komutandır. Şu son zamanlarda en velud yazarlardan ve yazdıkları katiyen sıradan şeyler değil. Geçen yılın son aylarında çıkan eseri 27 Mayıs’tan 1980 darbesine kadarki kritik 20 yılı anlatıyor.



    Kitabın sonunda hakikaten 20 yılın çatışan gruplarının şemasını çıkarmış. Bu şema Türkiye’de ve bir yerde Ortadoğu’da dönem dönem birbirine karşıt grupların iktidar mekanizmasını ele alışını gösteriyor, İsrail politikasını bile anlamakta ifadesi var. İlker Başbuğ Paşa’nın üslubu açık ve sürükleyici. Günü gününe olayları tahlil ederken kitap, belgeler, şahsi gözlem ve bilgilerin de kanaatini oluşturduğunu görüyorsunuz, bu önemli bir nokta. 12 Mart rejimi sırasında yüksek komuta kademelerinde Genelkurmay Başkanlığı’na tayin ve cumhurbaşkanlığı seçimi için cereyan edenler sayfa 209-228’de ele alınmış. Bu bölümde ismi geçen komutanlar kendi hayat çizgilerinde bir bakıma müspet isimlerdir, ama iktidar kavgası herkesi başka yerlere ve başka davranışlara sürüklüyor. İzleyen bölümde Ortadoğu’daki siyasi kavgalar da ele alınıyor. Başbuğ’un çatışmaları sınıflandırması ve analiz teknikleri ilginç.

    Çok rahat okunan, yer yer bildiklerimizi derli toplu tekrarladığımız gibi yer yer de çok çarpıcı bilgiler edinilen bir eser, yakın tarih meraklılarına tavsiye edilir.

    Diğer Yeni Yazılar

    BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİNİZ

    Alışverişe ayırdığınız zamana keyif katan ipuçlarını keşfedin!
    1 Mayıs’ta yeni dönem başlıyor! Ankete katıl, sen de deneyimlerini paylaş!
    İşini dijitale taşıyamak isteyen KOBİ’lere önemli ipuçları
    Şehrin odak noktasında yaşamanın avantajları
    İzini sür: Sağlıklı yaşam tabağında ne olduğunu bilmekle başlar!

    Yazarın Diğer Yazıları

    1. İnsanlar kardeştir birbiri için vardır
    2. Zordaki komşuların sessiz çığlığına duyarsız kalmamak
    3. Söküme gelecek uçak gemisi kabus mu yüklü
    4. Farkına varmak için çok geç kalmayalım
    5. Haritamız kıpkırmızı peki yüzümüz kızardı mı?
    6. Zeytinyağı sorunları yasaklarla çözülemez
    7. İnsanlık var oldukça tarım bir numaradır
    8. Kırmızıya doyduk şimdi mavi zamanı
    9. Kabus yolda umutlar yeniden ertelendi
    10. Neler oluyor bize bize neler oluyor