• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Polonya’da Müzik, Dans, Mücadele

    Pandemide yurt dışı seyahati nasıl oluyor kısmını deneyimledikten sonra gelelim Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenen Red Bull BC One dünya finali deneyimlerime… Breaking olarak anılan break dans aslında temelleri 1960’lara kadar uzanan bir dans dalı. DJ kültürü, grafiti, sanat ve atletizmin de köklerinde yer alan bu dans kültürü, bir MC’nin de etkinlik boyunca hem dansçıları hem de izleyicileri motive etmesiyle sonsuz bir heyecana sahne oluyor.

    Bu sene Polonya’nın Gdansk şehrinde düzenlenen 2021 Red Bull BC One dünya finalinde dünyanın dört bir köşesinden gelen B-Boy ve B-Girl’ler birincilik için yarıştılar. 30’u aşkın ülkeden 32 finalistin yarışacağı bu büyük finalde, ana kadroya katılmak üzere Türkiye’den B-Boy Jester ve B-Girl Jemrai da yer alıyordu. 6 Kasım Cumartesi akşamı gerçekleştirilecek büyük final öncesinde yapılan yarışlarda 4 B-Girl ve 4 B-Boy finallere katılmaya hak kazandı. Bu yarışlarda Jemrai ve Jester da dans pistinde mücadele ettiler. Gdansk’a gelir gelmez ayağımızın tozuyla etkinlik mekanına giderek Jester’ın ve Jemrai’nın katıldığı atışmaları izledik. Böylesine uluslararası hem de uzun soluklu bir dans yarışmasında Türk dansçıları görmek beni inanılmaz gururlandırdı. Jester ve Jemrai ile dans pistindeki mücadelelerinden sonra kısa bir söyleşi de yaptık.

    Türk Finalistler Neler Anlatıyor?

    2010 senesinde break dans yapmaya başladığını belirten Jester, bunun dev bir kültür olduğunu yurt dışındaki yarışmalara gittikten sonra fark ettiğini söyledi. Breakingin kişinin kendini ifade etme sanatı olarak da yorumlandığını belirten Jester, dans eden kişinin anlatacak bir hikayesinin olmasının bu dansı daha da farklı bir yere taşıdığını belirtti. Break dansta yeterli antrenmana sahip değilseniz yarışmalarda geride kalmanın kaçınılmaz olacağını belirten Jester, kişinin bir tarz ve kendine ait bir hareket kabiliyeti bulmasının o dansı daha da özelleştirdiğini aktardı.

    Bu seneki dünya finalinde B-Girl’lerin ilk defa B-Boy’lar ile eşit sayıda yarışmacıyla finalde olmasının önemini Jemrai’e sorduğumda dünyada bu akımın giderek arttığını söyledi. Jemrai, Türkiye’de break dans anlanında daha gidilecek yol olduğunun altını çizerken, Paris’teki 2024 Yaz Olimpiyatları’nda Breaking’in de yer almasının her şeyi olumlu yönde değiştireceğini tahmin ettiğini söyledi. Bu kültür içinde çok sayıda opsiyonun var olduğunu belirten Jemrai, break dans yapan kişinin bunları deneyimlemesinin kendisine daha çok şey kattığını da aktardı.

    Deneyimin önemli olmasının yanı sıra pratik yapmanın break danstaki başarıya katkısının büyük olduğunu hem Jemrai hem de Jester çok kez tekrarlarken, Avrupa’da birçok dansçının sokakta yaptığı performanslarla deneyimlerini arttırarak bu alanda daha da tecrübeli hale geldiklerini belirttiler. Mimar olan Jemrai iş hayatı ve break dans dengesini zaman içinde daha da iyi oturttuğunu söylerken, Jester küçük yaşlardan beri hep dans etmek istediğini, hayatının dans ile devam etmesini arzu ettiği için Mimar Sinan Üniversitesi’nde şimdilerde Çağdaş Dans okuyarak bu eğitimin de kendisine katacaklarıyla ilerlemeyi hedeflediğini söyledi.

    Jester ve Jemrai break dans dünyasının ve kapsadığı bu büyük kültürün aslında hayata tutunmak için bir sebep olduğunu ve bunun da merkezinde sevgi olduğunun altını çizdiler. Türkiye’nin bu alanda henüz büyük başarıları olmasa da bunu ilk başaranlardan biri olacağını söyleyen Jester ‘iyi dans ediyorsun’ yerine ‘çok güzel bir tarzın var’ denmesinin onu en çok mutlu eden yorum olduğunu belirtti. Her ikisine de lakaplarını nasıl seçtiklerini sorduğumda Jester ilk dansa başladığı zamanlardan bu ismi seçtiğini söyledi. Jester kelime anlamıyla soytarı demek… Geçmiş zamanlardaki krallıklarda soytarıların rolü çok büyükmüş. Bu takma adı seçmesindeki sebep, soytarıların krala kendi adıyla hitap edebilen sayılı kişiler arasında bulunması, akrobasi gösterileri yapmaları ve hatta tarihte bazı krallıkların yükselip yok olmasına dahi etki edecek kadar önemli olmalarıymış. Jemrai ise kendi ismi Cemre’den yola çıkarak bu lakabı seçmiş. Cemre ismi Ural Altay mitolojisinde baharı getiren cine verilen isim olmasına ek olarak, uzun süredir samuray iltifatını almasından da ötürü bu iki durumu birleştirerek lakabını Jemrai olarak belirlemiş.

    İngiltere Breaking Sahnesinin Eski Yıldızlarından Sunni

    Türk finalistlerin yanı sıra, Red Bull BC One All Star’larından Sunni ile de özel bir söyleşi yaptık. Böyle bir takımın parçası olmasından ötürü her zaman gurur duyduğunu dile getiren Sunni, İngiltere’ye seneler önce bu alanda ilk başarıları getiren isimlerden biri. Dansındaki spontanlığı ve doğallığı nasıl sağlayabildiğini, hangi hareketi nerede yapacağına nasıl karar verdiğini çok merak ettiğim için Sunni’den bunları duymak çok istedim. Her şeyden önce başka bir dansçı ile karşılaştığında, o mücadele anında karşıdaki kişinin dansını izlediğini ve ona göre şekil aldığını belirtti. Bunun bir anlamda karşımızdaki kişiyle diyalog kurmak gibi olduğunu anlatan Sunni, dans ederken hangi hareketle devam edeceğine bu akışa göre karar verdiğini söyledi.

    Bu alana yeni adım atan dansçılar içi ise, hiçbir adımı hızlı atmamalarını, dans adına yaptıkları her çabanın mutlaka pozitif bir gelişme olduğunu ve onlara mutlaka bir fayda sağlayacağını unutmamaları gerektiğini söyledi. Saf yeteneği olan biriyle çok çalışarak daha iyi dans edebilen birinin farkını bir dünya yıldızına sormadan edemedim. Sunni yeteneğin kesinlikle kişi için çok büyük bir şans olduğunu vurgularken, break dans gibi içinde çok fazla alt katmanı olan bir dansın daha iyi yapılabilmesinin çalışmadan imkânsız olduğunun da altını çizdi. Kişinin odaklanmasının ve çok çalışmasının onu zaman içinde çok iyi bir dansçı yapabileceğine kendisinin de şahit olduğunu belirten Sunni, 2024 senesindeki Paris Yaz Olimpiyatları’nda çok iyi adayları izleyebileceğimizi ve bundan dolayı büyük gurur ve mutluluk duyduğunu ifade etti.

    Büyük Final ve Kazananlar!

    6 Kasım günü büyük final günü geldiğinde açıkçası ben de herkes gibi bu heyecana kendimi kaptırdım. Gdanks’a 30 dakika mesafede ERGO Arena’da yapılan final etkinliğine gittiğimizde yine tüm konuklar aşı kartı kontrolleri ile alana giriş yaptı.

    Final etkinliği, biletler üzerinde belirtildiği gibi tam 17:30’da başladı. Final yarışmasında hem B-Boy’lar hem de B-Girl’ler tüm hünerlerini dans pistinde sergileyerek, yer çekimine meydan okudular. 16 kişiden 8‘e, 8’den sonra 4’e ve en sonunda 2 kişiye düşen finalde, dansçıların her hareketinde ben de hop oturup hop kalktım. Favorilerim dansçıların figürleriyle sürekli değişti ama özellikle B-Boy’larda Amerika’dan katılan Flea Rock ile Kazakistan’dan yarışan Amir’in mücadelesini sanırım hiç unutmayacağım. Özellikle finalin sonlarına yaklaştığımızda, 4’lü grupların final mücadelesinin yapıldığı ve son 2 adayı belirlediği yarışlarda Ergo Arena’da sanırım herkes nefes bile almadan dans pistini izledi.

    Red Bull BC One Dünya Finali'ne katılmaya hak kazanmak için, 30 ülkeden 60'tan fazla eleme etkinliğinden çıkan yarışmacılar, 24 dansçıdan oluşan davetli kadrosuyla birlikte ülkelerini temsil etme fırsatı için yarışmıştı. Bu senenin bir diğer önemli yanı ise Red Bull BC One Dünya Finali’nde, bu etkinliğin başlangıcından bu yana ilk kez en çok ve erkeklerle eşit sayıda kadın dansçı finalde yer aldı.

    Yaklaşık 4 saat süren final gecesinde B-Boy’larda finalde Kazakistan’dan Amir ve Canada’dan Phil Wizard’ın büyüleyen yarışına şahit olduk. Amir’in sakinliği, Phil Wizard’ın neşeli ve izleyicileri yanına alan sempatik duruşuyla B-Boy finali gerçekten de büyük bir yarışa sahne oldu. Last Chance Cypher'da önce ABD'den Morris'i, ardından Fransa'dan Pac Pac'i yenerek finale kalan B-Boy Amir, büyük finalde de Phil Wizard’ı yenerek Red Bull BC One 2021’in kazananı oldu. Henüz 24 yaşındaki Amir böylece 18 ülkenin katıldığı dünyanın en büyük break dans yarışlarından birinde adını tarihe yazdırmış oldu.

    B-Girl’lerin final mücadelesi de büyük bir yarışa sahne oldu. Logistx adıyla Amerika’dan yarışmaya katılan, 18 yaşındaki Red Bull All Star Logan Edra nefeslerin tutulduğu bu özel gecede Rusya’dan katılan B-Girl Vavi’yi yenerek birinci oldu. Bu birincilik ile Red Bull BC One’da son iki senenin kazananı olan Rus B-Girl Kastet’i de tahttan indiren Logistx, ayrıca Red Bull BC One kazananı olan en geç B-Girl unvanının da sahibi oldu. Heyecan dolu finalden sonra Logistx ile duygularını öğrenmek için konuştuğumuzda, elinde tuttuğu Red Bull BC One kemeriyle hala heyecandan titriyordu. Bu başarının kendisi için tam anlamıyla bir rüya olduğunu belirten Logistx, bu anı yaşamayı çok sefer hayal ettiğini, kazandığı unvanın sadece bir başlık, bir kemer değil; aynı zamanda bu alanda temsil ettiği değerler olduğunun da altını çizdi.

    Yazının devamı...

    Müzik Dolu Bir Hafta Sonu!

    Program oldukça zengin, kimler var bu hafta sonu MIX Festival’da kısaca bir özet geçmek gerekirse; AaRon, Ah! Kosmos, Cihangir Aslan, Claire Laffut, COMA, Far Caspian, Goose, Islandman, Jakuzi, Lalalar, Gaye Su Akyol, Nova Norda, Mikado, Style-ist, Melis Köse, Anıl Kırkyıldız, Günce Acı, Flü, Ahmetjah ve Vitalic sahne alacak.

    Elektronik, indie ve dans türlerinde birçok performansın yer alacağı iki günlük müzik maratonu için artık geri sayım başladı. Fransız elektronik müzik yapımcısı Vitalic ile festivaldeki performansı öncesi bir araya geldik. Hem geçtiğimiz 1.5 seneyi konuştuk, hem de kendi üretimleri üzerine bir söyleşi yaptık.

    Vitalic’e ilk sorum pandemi dönemini nasıl geçirdiği oldu. İlk karantina sırasında Güney Fransa’ya giderek kalabalıktan uzak ve izole bir 3 ay geçiren sanatçı bu süre zarfında kendisini ev işlerine adamış. Yemek yapmak, bahçıvanlık yapmak gibi daha önce pek de vakit bulamadığı işlere odaklanmış ve hiç müzik üzerine çalışmamış. İkinci karantina döneminde Paris’e geri dönen Vitalic, albümüne odaklanmaya karar vermiş. Sabahları erkenden stüdyoya giderek gece geç saatlere kadar orada zaman geçirdiğini belirten sanatçı Paris’in bu dönemdeki sakinliğinde müzik yaparak geçirmiş. Son 20 senesinin neredeyse her hafta sonu turnede olduğu için pandemi hayatında ciddi ve sert bir duraklama yapmış. Bu durum gelecekte tekrarlarsa ne yapacağını bilmese de belki filmler ve reklamlar için müzik yapmaya kafa yoracağını belirtti.

    Pandeminin yeni müzik üretmeye katkısını konuştuğumuzda kendisi için durumun pek de öyle olmadığını belirtti. Bir hikaye anlatabilmek için deneyimlemenin gerekliliğini ve insanları görmenin öneminin altını çizen Vitalic bu sebeple pandeminin ilk döneminde ciddi bir tıkanıklık yaşadığını ve hiç müzik yapmadığını aktardı.

    Yakın bir süre önce yayımladığı Dissidaence Episode 1 albümünün üretim sürecini sorduğumda önceki albümlerine benzer bir süreç izlediğini söyledi. Sesler, davullarla bazı taslaklar veya eskizler hazırlayıp bunları sonlandırmadığını, ortaya çıkan bir sürü kısa şarkıyı daha sonra bir araya getirerek albüme dönüştürdüğünü anlattı. Tabi albümün bu ilk bölümü olduğu için insan ister istemez ikinci bölümünde bizi nelerin beklediğini merak ediyor.  2. bölümün daha karanlık ve endüstriyel bir tarzda olacağını belirten Vitalic, ilk bölüme göre farklı olsa da yine de aynı nesnenin bir parçası olduğunun altını çiziyor. Kendi deyimiyle aslında aynı hikâyeyi farklı bir filtre ile anlattığını belirtiyor.  Albümden en sevdiği şarkının hangisi olduğunu sorduğumda hiç tereddüt etmeden ‘Danse avec Moi’ olduğunu söyledi. Bunun sebebinin de şarkının dans pistinde aşık olma duygusunu anlattığını, bu anın şiirsel yanının kendisi için de özel olmasının altını çizdi.

    Pandemide müzik zevkleri ne ölçüde değişti diye sorduğumda Vitalic geçtiğimiz yıl 90’ların tekno örneklerinden 70’lerin post punk ve folk türlerine geniş bir yelpaze dinlediğini aktardı. Tek bir türde bağlı kalmak yerine her tür müzik dinleyerek duygu ve yaratıcılık almaya çalıştığını sözlerine ekledi.

    Yaptığı remix çalışmalarıyla da anılan bir isim olan Vitalic’e bir şarkıyı remix yaparken nasıl bir süreç izlediğini sordum. Cevabı oldukça net oldu, önce şarkıyı dinleyip kendisinde bir ışık yakıp yakmadığına baktığını söyledi. Eğer durum pozitif ise hemen işe koyulduğunu ama eğer şarkı onda bir his uyandırmazsa kesinlikle remix üzerine çalışmadığını belirtti.

    Söyleşinin sonunda MIX Festival için bizi neler bekliyor diye sorduğumda çok heyecanlı olduğunu söyledi. Türkiye’yi ziyaret etmeyeli çok uzun zaman olduğu için ve burada çalmanın kendisi için çok özel olduğunu, hafta sonunu iple çektiğini ve sabırsızlandığını belirtti. 

    Kazanan Bu Hafta Sonu Belli Oluyor! 

    Her sene dünyanın en iyi break dansçısının belirlendiği Red Bull BC One’ın dünya finali bu hafta sonu Polonya’nın Gdansk kentinde düzenleniyor. 6 Kasım akşamı yapılacak olan organizasyonda dünyanın dört bir yanından en iyi break dansçılar, dans pistinde kozlarını paylaşmaya hazırlanıyorlar.

    Bu yıl ilk kez eşit sayıda, 16 B-Boy ve 16 B-Girl’ün yer alacağı yarışmada kadın ve erkek breakdansçılar hafta sonu Polonya’da dans pistini yakıp kavuracaklar.

    Red Bull BC One Dünya Finali’nde B-Boy ve B-Girl kategorilerinde 30’u aşkın ülkeden seçilen 32 finalist birinci olmak için hünerlerini sergileyecekler. Tüm dünyanın merakla beklediği bu etkinlikte Türkiye’yi B-Boy Jester ve B-Girl Jemrai temsil edecek.

    Red Bull BC One 2021 Dünya Finali kapsamında, daha önce adını dans pistinde kazımış, birbirinden başarılı 12 B-Boy ve 12 B-Girl yarışmanın davet kadrosunda yer alarak, direkt finallerde yarışma şansı buluyor. Toplamda 32 dansçının yer alacağı finalde, diğer finalistler ise 4 Kasım tarihinde gerçekleştirilecek ön elemeler ile belirlenecek. Karşılaşmaların ardından 6 Kasım’daki final için seçilen 4 B-Boy ve 4 B-Girl, Red Bull BC One Dünya Finali’nde yarışma hakkı kazanacak 

    Behzat Uygur, Türkiye’yi Temsil Edecek! 

    Behzat Uygur bu sene beşincisi düzenlenen ‘Munich Music Video Awards’ta 2021 yılı en iyi kurgu dalında adaylar arasında yer alıyordu. 2 ay önce Lider Şahin’in yeni şarkısı ‘Bir Tek Sen’e klip çeken Behzat Uygur klibin hem yönetmenliğini hem de kurgusuna imzasını atmıştı. Lider Şahin ile birlikte gerçekleştirdikleri ‘Bir Tek Sen’ şarkısının klibini ‘En iyi Kurgu’ dalında jüri oyu ile adaylar arasına girmeye hak kazanmıştı.

    Sevindiren haber erken geldi, ''Munich Music Video Awards'ta ‘En iyi Kurgu’ dalında Lider Şahin’in ‘Bir Tek Sen’ klibiyle ödül kazanan yönetmen Behzat Uygur Türkiye’yi bu alanda temsil ederek bir ilke de imza atmış oldu.

     

    Yazının devamı...

    Prenses Anksiyete

    Albümün çıkışından önceki hafta özel bir grupla tüm şarkıları tek tek dinleyip Glasxs’in yorumlarını ve hazırlık sürecini dinledik. Bu özel dinleme partisi bana bundan 5-6 yıl önce Glasxs’in ilk albümünün dinlemesi için stüdyosunda yine benzer bir grupla buluştuğumuz o geceyi anımsattı. Bu dinleme partilerini özellikle çok önemsiyorum. Çünkü sanatçının şarkılarıyla dinleyicisini ilk defa tanıştırdığı o an hem kendisi için çok değerli oluyor, hem de benim için o ilk dinleme anındaki hisler genelde daha sonra ve hatta her dinlediğimde bana o günü ve o anı tekrar tekrar hatırlatıyor.

    Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Glasxs’i uzun zamandır takip ediyorum ve üretimleri beni her zaman heyecanlandırıyor. Önceki iki albümü, teklileri ve muhteşem cover çalışmalarından sonra böylesine derin ve zengin bir albüm gelmesi beni bir dinleyicisi olarak çok mutlu etti. Üstelik albümün iki dil olarak yayımlanması işi daha da özel bir yere taşıyor.

    Glasxs’in ‘Prenses Anksiyete’ / ‘Princess Anxiety’ albümlerindeki yaratıcı dokunuş okyanusların sonsuzluğundan, denizlerin derinliğinden, kusalların ıssızlığından geliyor. Albümdeki Glasxs’in nev-i şahsına münhasır synth düzenlemelerinin üzerine Grey Owl’un yazdığı bas gitarlar her şarkıyı bir başka noktaya taşımış.

    Glasxs dinleyicisine kimi zaman ürpertici, kimi zaman da bir o kadar heyecan uyandıracak çok zengin bir palette albüm hazırlamış. Melis’in deyimiyle son albümü ‘Mavi Toz Ormanda’nın ‘Retro Roketler’ şarkısıyla Glasxs personasının başka galaksilere yolculuğuyla bitmişti, ‘Prenses Anksiyete’ Glasxs’in dünyada kalan yarısına odaklanıyor. Özellikle de pandeminin ortasında hem tüm dünyaya yakın ama bir o kadar da her şeyden uzak olmanın getirdiği ıssızlığı şarkılarda ortaya çıkartıyor.

    Tüm şarkıların İngilizce versiyonuyla yer aldığı ‘Princess Anxiety’ aslında başlı başına apayrı bir albüm. Şarkılardaki duyguyu hem Türkçe hem de İngilizce olarak eş bir şekilde yansıtabilmesi bence bu ikili albümün en önemli özelliklerinden birisi. Bu ince işçiliğinden ve detaylara bu kadar önem vermesinden ötürü Glasxs’i tebrik etmemek imkânsız.  

    Endişeye bambaşka bir pencereden yepyeni şarkıların eşliğinde bakan Glasxs bizi kendi dünyasına en samimi şekilde konuk ediyor. Eskiyi, anıları, en çok da içinizdeki çalkantıları bir de Glasxs’in yeni şarkılarını fona alarak gözden geçirip nerede durduklarına odaklanın derim.

    Yıldızlar: Hayalet Gemi, Yoo İyiyim, Ay Projesi, Karanlıkta Park

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Sim Okyanusu, Kır Kalbimi

    Mamut X Dreamscapes’e davetlisiniz!

    Henüz gitmeyenler varsa diye nefis bir sergi hakkında yazmak istedim.

    Yaratıcı içeriklere ve projelere imza atan HOOD Base ile Mamut Art Project güçlerini bir araya getirerek ‘Mamut X Dreamscapes’ sergisini düzenliyor. HOOD Base küratörlüğündeki “Mamut X Dreamscapes” sergisi 19-31 Ekim tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada’da izleyicisiyle bir araya geliyor.

    Bu özel sergide 28 illüstratörün müzik odağıyla yarattığı eserleri sergiyi ziyaret edenlere çok özel bir dünyanın kapılarını aralıyor. Bu eserleri gezerken beğendiğiniz çalışmalar olursa da sınırlı sayıdaki edisyonları sergi alanında ve Mamut Art Project’in çevrimiçi platformu üzerinde satışa sunuluyor.

    Serginin bir diğer önemli elementi de ‘Dream Gigs Illustrated’ projesi. HOOD Base’in 2019 yılında başlattığı konser afişi serisi ‘Dream Gigs Illustrated’ projesi ‘Mamut X Dreamscapes’ alanında ziyaretçileri bekliyor.  31 Ekim’e kadar her gün 11:00-20:30 saatleri arasında, randevusuz ve ücretsiz olarak bu özel sergiyi kaçırmayın derim.

    Yazının devamı...

    Adele Geri Döndü!

    19 Kasım’da yayımlanacak olan ‘30’ albümü sanatçının 2 sene önce yaşadığı, hayatının belki de en çalkantılı dönemini resmediyor. 2019’da ayrıldığı ve bu senenin başında resmen boşandığı eşiyle yaşadığı bu zor dönemi şarkılarına yansıttığını belirten sanatçı, oğluna bu dönemi ilerde dinlediğinde anlaması için ‘30’ albüm ile anlattığını belirtmiş. Diğer yandan ‘30’ albümü ile kendisini yeniden keşfettiğini, katmanlarını azalttığını, bir anlamda kendisiyle de barıştığını söylüyor.

    Albümden geçen hafta yayımlanan ilk şarkı ‘Easy On Me’ sevenlerinin ilk dinleyişte hemen benimseyeceği bir Adele şarkısı. Şarkının klibi de yine bir önceki albümünün çıkışı ‘Hello’ da olduğu gibi siyah beyaz çekimlerin ağırlıkta olduğu bir çalışma olmuş. Adele 6 sene sonra geri dönüşünü kendi bildiği yoldan yaparak yani duygularını en samimi anlatabildiği bir şarkıyla yapıyor. Bir önceki albümü ‘25’te birlikte çalıştığı Greg Kurstin, Max Martin, Shellback ve Tobias Jesso JR ile bu albümde tekrar bir araya gelen sanatçı Inglo ve Ludwig Göransson ile ilk defa bu albümde bir araya geliyor.

    Albüme dair düet söylentilerini netleştiren sanatçı bu albümde bu tarz bir çalışma yapmadığını da geçtiğimiz hafta açıklamış. Muhtemelen albümün ruhuna uygunluğu ve tamamen kendi hayatını yansıtan konularla alakalı olmasından ötürü bir başka sanatçıyla düet yapmak istememiş. Adele’in yeni albüm yayınlayacak olması beraberinde bir dünya turnesi haberini de çağrıştırıyor. Ancak henüz dünyadaki pandemi koşulları istenilen düzeye gelmediği için şu an planlanan dev bir turne yok. Yüksek ihtimal ile özellikle de yıl sonuna doğru Adele’in canlı performansının bir televizyon kanalı üzerinden yayımlanacağı şimdilik dolaşan fısıltılar arasında.

    Music Of The Spheres

    Coldplay geçtiğimiz hafta 9. stüdyo albümü ‘Music Of The Spheres’ı yayımladı. Grubun Max Martin prodüktörlüğünde tamamladıkları ‘Music Of The Spheres’ geçtiğimiz Mayıs ayında ilk single olarak ‘Higher Power’ı yayımlamıştı. Yaz boyu biraz sessiz kalıp Eylül ayında esas albümün bombası olan BTS ile birlikte seslendirdikleri ‘My Universe’ teklisi bence albümün esas çıkışıydı. Albümün yayımlanması şerefine Selena Gomez ile birlikte seslendirdikleri ‘Let Somebody Go’yu kullanan grup ‘Music Of The Spheres’ ile belki de en pop türündeki albümlerini yayımladılar.

    Aslında grubun yola ilk çıktıkları zaman yaptıkları rock albümlerinden sonra seneler içinde daha popüler bir müzik üretmelerine hem biraz üzülüyorum hem de zamanı yakalamalarından ötürü bunu bir anlamda başarı olarak görüyorum. Keşke birkaç tane daha ‘Yellow’ ve ‘Fix You’ yapsalar demeden kendimi alamıyorum ancak seneler içinde yaptıkları düetlerle ve gündemi yakalayan müzik türlerindeki çalışmalarıyla grubun kendi içinde tükenmeden bir şekilde üretebildiğini düşünüyorum.

    ‘Music Of The Spheres’ a gelirsek 12 şarkılık albümde deyim yerindeyse her telden biraz var. BTS, Selena Gomez düetleriyle gençleri yakınlarına çeken grup aralara serpiştirdikleri interlude çalışmalar ile albüme daha yenilikçi bir bakış getirmişler. ‘People of the Pride’ grubun 10 senedir üzerinde çalışıp bir türlü tamamlayamadığı bir şarkı olarak bu albümde Max Martin’in desteğiyle son haline gelmiş. Söz konusu şarkı hafiften Depeche Mode hissi verse de yine de albümün önemli şarkılarından biri olduğunu düşünüyorum. ‘Biutyful’ bu albümün bir diğer enteresan şarkılarından biri olmuş. Şarkıyı söyleyen kişi muhtemelen Chris Martin ancak kullanılan vokal tekniği ile daha çok uzaylı bir ses söylüyor gibi bir etki bırakıyor dinleyende. Benim için bu albümün incileri özellikle son iki şarkı oldu. Jon Hopkins ile birlikte yaptıkları vokalsiz olan ve sonsuzluk sembolü ile adlandırdıkları şarkı ‘Music Of The Spheres’teki en çok tekrara aldığım çalışması oldu. Oldukça karmaşık bir yolculuğu olan ‘Music Of The Spheres’in kapanışı ‘Coloratura’ adlı 10 dakikalık muhteşem bir şarkı ile tamamlanıyor.  Böylesine renkli ve hatta alışması biraz zaman alacak albümün kapanışı o kadar özel bir şarkı ile sonlanıyor ki, Coldplay’in senelerdir hafızalarda yer eden etkisinin büyüsünü sadece bu şarkıyı dinleyerek bile anlamak mümkün.

    Yeni Çıkış

    Baba Zula Ve Deniz Tekin’den ‘Kaçın Kurası’

    ‘Bridgestone Studio X Sezen Aksu Şarkıları’ projesinden yepyeni bir çalışma bu Cuma yayımlanıyor. Kariyerlerinde 25. yılını geride bırakan BaBa Zula Sezen Aksu’nun ‘Kaçın Kurası’ şarkısını bu özel proje için Deniz Tekin ile birlikte seslendirmişler. BaBa Zula’nın yeniden getirdiği yorumla Deniz Tekin’in etkileyici vokali şarkıya yepyeni bir soluk getirmiş.

    Bu özel proje kapsamında daha önceki haftalarda yayımlanan Ayhan Sicimoğlu, Harun Tekin, Evrencan Gündüz, Sattas, Ege Çubukçu ft. Pandami, Jabbar ft. Deeperise’ın yorumlarından sonra sıra şimdi ‘Kaçın Kurası’ ile BaBa Zula ve Deniz Tekin’de. Projenin devamında gelecek olan yeni yorumlarını büyük merakla bekliyorum.

    Koray Candemir- Yine

    Koray Candemir yeni şarkısı ‘Yine’yi geçtiğimiz hafta yayımladı. Bir önceki teklisi ‘Kimileri’nin üzerinden çok geçmeden yeni bir şarkı daha yayımlaması açıkçası beni çok mutlu etti. The state51 Conspiracy ve GRGDN Müzik etiketiyle yayımlanan ‘Yine’nin söz ve müziği Koray Candemir’e ait. Rock sound’una daha yakın olan bu yeni teklinin düzenlemesini Serkan Çeliköz ve Cem Şahin yapmış.

    ‘Yine’nin Berk Dalyanoğlu yönetmenliğinde çekilen video klibinde Cansu Bolkan Coşkun’un çizgi dünyası da ayrı bir renk katmış. Geçtiğimiz yıl yayımlanan ‘İhtimaller’ ile başlayan Koray Candemir’in yeni albümüne ısındırma turları, bu sene ‘Kimileri’ ve şimdi de ‘Yine’ ile devam ediyor. 2022’de yayımlanması beklenen yeni albümü gerçekten dört gözle bekleyenlerdenim.

    Yazının devamı...

    Nilipek.’ten Nefis Yorum

    Şarkının Nilipek. versiyonunun kaydı sanatçının evinde ve Şen Bakkal Stüdyoları’nda tamamlanmış. Yapımcılığını Nilipek., yardımcı yapımcılığını ve miksini Taner Yücel’in yaptığı şarkının mastering’i Görkem Karabudak’a ait. Teklinin kapak fotoğrafı ise Gizem Özçelik’in imzasıyla bize ulaşıyor.

    Yeniden yorum aslında tam olarak nasıl olmalı sorusuna şahane bir cevapla gelen Nilipek. şarkıya da ayrıca nefis bir klip çekmiş. Yönetmenliğini Yiğit Hepsev’in üstlendiği, yapımcı olarak Sedef Yılmaer’in imzası olan klipte oyuncu olarak Sıdık Kayak rol almış. 

    Resa Saffa Park’dan Türk Dinleyicilerine Mesaj Var! 

    Netflix’in 2. sezonunu geçtiğimiz kış yayımladığı doğa üstü güçleri olan kahramanların yer aldığı dizisi Ragnarok’un hatırlamayanınız yoktur diye düşünüyorum. Ragnarok’un Saxa’sı nam-ı diğer Resa Saffa Park ile dün kısa bir video söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşiye koşa koşa yetiştiğini söyleyen Resa, şu sıralar Felsefe eğitimi alıyor. Pandemide hiçbir şey yapmadan oturmanın kendisine iyi gelmeyeceğini fark eden genç sanatçı, bu sürede hep istediği bir dalda eğitim almayı, bu zamanı bu şekilde değerlendirmek istemiş. Resa’ya ilk ne zaman müzik ile yakınlık kurduğunu sorduğumda, 5 yaşında Dubai’deki gittiği İngiliz okulunda kardan adam temalı bir filmde çalan şarkının (Walking In The Air) onda tarif edemediği bir his verdiğini söyledi. 10 sene önce bu şarkıyı tekrar söylediğinde ilk nerde duyduğunu hatırlayınca tüylerinin diken diken olduğunu ve hatta resmen çocukluğundaki o anıya gittiğini söyledi.

    Küçükken şarkıları tam olarak bilmese de söylemekten keyif aldığını, hatta çoğu şarkıyı doğaçlama sözler uydurarak söylediğini ve bundan inanılmaz mutlu olduğunu belirten Resa, aklında o dönemden kalan şarkının ‘Over The Rainbow’ olduğunu belirtti.

    Konu elbette pandemide neler yaptığına geldiğinde, Resa aslında ilk EP’sini tam da pandemi başladığında yayımladığını aktardı. Şarkıların nihayet dinleyicisiyle buluşmasından ötürü çok mutlu olduğunu söylerken, bir yandan da canlı performansların başlayacak olmasının kendisini biraz strese soktuğunu belirtti. Pandemi hayatımıza girince, sahne stresinden böylece uzunca süre uzak kalan sanatçı yayımladığı ‘Dumb and Numb’ albümünün tanıtım turnesini bu dönemde yapamamış. Günler özellikle pandeminin ilk aylarında hep evde devam ederken, hayata pek karışmadığı için şarkı yapamadığını söyleyen Resa, sonra bu kitlenmenin birden açıldığını ve yeni şarkılar yazdığını belirtti. Ve şimdi o şarkılardan ilki bu Cuma dinleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

    Bu Cuma ‘Dandelions’ adlı yeni teklisini yayımlayacak olan Resa Saffa Park’nın bu yeni çıkışı aynı zamanda seneye şubat ayında çıkartacağı ‘Spaces’ EP’sinin ilk şarkısı olacak. Resa, ‘Dandelions’ta özlem duygusunun tersine çeviremediğinde aklını başka yöne çevirmek için gerekenleri anlattığını belirtti. ‘Spaces’ albümünün kelime anlamıyla hem hayatımızdaki boşlukları hem de 2 senedir hepimizin yaşadığı bu ilginç dönemde hayatta kaçırdıklarımıza dokunan şarkılarla dolu olduğunu belirtiyor.

    Ragnarok dizisi sonrasında Türkiye’den yoğun şekilde dinlendiğini ve hayranlarının kendisine sürekli yazdığını belirten sanatçı şu sıralar Türk sanatçılardan en çok Karsu’yu dinlediğini söyledi. Türkiye’ye çok küçükken geldiği söyleyen sanatçı yeniden gelip hem dinleyicileriyle bir araya gelmeyi hem de canlı performanslar yapmak istediğini eklemeden geçmedi. Söyleşinin sonunda Resa Türk dinleyicilerinden yeni şarkısı ‘Dandelions’ı dinledikten sonra hangi duyguları hissettiklerini, hatta bu şarkının onlarda çağrıştırdığı rengin ne olduğunu kendisine yazmalarını istiyor. Bu sayede onların hislerini anlayarak dinleyicisiyle bundan sonraki şarkılarında bu duygu ve renklerle buluşmak istediğini belirtiyor. 

    Madonna Kendi Filmini Çekecek!

    Madonna’nın kendi hayatını konu alacak olan filmi senelerdir konuşulan bir gündem. Bu konudaki son sözü geçtiğimiz günlerde verdiği açıklamada söylemiş. New York’taki ‘Madame X’ konser belgeselinin prömiyerinde konuşan sanatçı senelerdir beklenen otobiyografik filmi için yazım aşamasında olduğunu belirtmiş.

    Daha önceleri bu filmin kendi rızasıyla başka senaryo yazarları ve yönetmenlerce yapılmasının teklif edildiğini ancak hiçbirinin kendisinden daha iyi bu hikâyeyi anlatamayacağına ve yönetemeyeceğine karar verdiğini belirten sanatçı nihayet bu konuya açıklık getirmiş. Kendisini oynayacak ismin kim olduğuna henüz karar vermediğini belirten Madonna, Florence Pugh’un bu isimlerden biri olduğunu söz konusu basın açıklamasında dile getirmiş.

    İzmir’de Hafta Sonu Festivali!

    23 Ekim’de İzmir Arena’da gerçekleşecek olan İzmir Cocktail Festival’da birbirinden özel isimler sahne alacak. Yazın hızlı bitişi hatta sonbaharın pas geçip birden kışa giriyoruz dediğimiz bu günlerde bence kaçırılmayacak bir etkinlik fırsatı. Zeynep Bastık, Jabbar, Güntaç Özdemir, Köfn, Hend ve Mertkan Akd’un yer alacağı festivalde gün boyu miksoloji ve gastronomi üzerine atölyeler ve aktiviteler düzenlenecek. Yolunuz önümüzdeki hafta İzmir’e düşüyorsa ya da yakınlardaysanız kaçırmamanız dileğiyle.

    Yazının devamı...

    Pandemi sonrası performans sahnesi

    Pandemi döneminde iş geliştirme anlamında çok çalıştıklarını söyleyerek söze başlayan Can, İstanbul’daki eğlence hayatı öğelerini bünyesinde barındıran Jolly Joker Pub projesini hayata geçirdiklerini belirtti. Jolly Joker Pub’da haftanın 3 günü canlı müzik perforansları ve bazı günler stand up’ların yer aldığı belirtirken, bir diğer heyecan veren işin de Jojo platformu olduğunu söyledi.  Özellikle büyük şehirlerdeki konserlere diğer şehirlerden katılmanın kimi zaman maddi olarak zorlayıcı olduğunun altını çizerken Jojo ile bu duruma bir çözüm sağladıklarını belirtti. Özellikle de pandemi döneminde müzikseverlerin sevdikleri sanatçıların konserlerine evlerinden hem de daha uygun bir fiyatla erişmesinin önemini aktardı. Yaz döneminde bir süreliğine ara verdikleri konserlere yakında yeniden başlayacaklarını belirten Can Aydoğdu, yeni sezonda dijital konser izleyicisinin daha da yoğun olacağını öngördüklerini belirtti.

    Jojo Stage adıyla hazırladıkları yeni bir uygulamayla özellikle müzik sahnesine adım atmak isteyen amatör şarkıcı ve grupların imkân tanıyacak bir platform tasarladıklarını belirtti. Bu sahneden yükselen isimlerin zaman içerisinde Jolly Joker Pub’larda sahne alması ve bu ekosistemle gelişerek etkinlik sahnesinde kalıcı isimler olabilmelerine olanak sağlayacaklarını açıklayan Can Aydoğdu, bu yol ile ilerleyen isimlerin sonunda Jolly Joker sahnesine isim kazandırmak istediklerini söyledi.

    Can’a geleceği özellikle de performans sahnesini nasıl gördüğünü sorduğumda gençlerin müziğe olan ilgisinin umut verici olduğunu söyledi. Özellikle etkinlikler için kendi bütçelerinde önemli bir dilim ayırdıklarını söyleyen Can Aydoğdu, yeni jenerasyonun fiziksel bir şeye sahip olmaktansa bir deneyime bütçe ayırmayı önemli bulduklarını, bunun da eğlence sektörü adına umut verici olduğunu söyledi. Pandemi sonrası etkinlikler kurallar çerçevesinde titizlikle devam ederken, Can Aydoğdu önümüzdeki dönemde Jolly Joker sahnesinde Türkiye’nin önemli isimlerini ağırlayacaklarını belirtirken, yabancı sanatçı planlamalarının da paralelde ilerlediğini aktardı.

    Türkiye’yi Jemrai ve Jester Temsil Edecek 

    Her sene dünyanın en iyi break dansçılarını belirlemek için düzenlenen Red Bull BC One’ın Türkiye Finali geçtiğimiz hafta sonu İzmir’de gerçekleştirildi. Yarışmanın birinciliğini B-Girl’lerde Cemre ‘Jemrai’ Ece Kozbay, B-Boylar’da ise Oğuzhan ‘Jester’ Karademir kazandı. Jürinin ve izleyenlerin tanık olduğu bu heyecan dolu finalden başarıyla çıkan Jemrai ve Jester 5-6 Kasım 2021 tarihlerinde Polonya’da gerçekleşecek finalde Türkiye’yi temsil etmeye hak kazandı. 

    Yeni Çıkış

    Mert Tunçmakas – Kara Bulut

    Mert Tunçmakas’ın geçtiğimiz aylarda yayımladığı ‘Öyle Değildir’, ‘Çok Yakın Sonum’ teklilerinden sonra şimdi yeni şarkısı ‘Kara Bulut’ bizlerle. Gerçek bir sonbahar melankolisini bize getiren şarkıda Mert Tunçmakas bitmeye yüz tutmuş bir ilişkide tek taraflı çabayı kendine has anlatımıyla aktarıyor. Mert’in şarkılarında sözlerine verdiği önemin yanı sıra bestesi ve altyapısı için ne kadar titiz davrandığını biliyorum. ‘Kara Bulut’ için şarkının melodik alt yapısında davul, bas gitar, elektrik gitar ve klavye ile sade ama şarkının derinliğini net ortaya çıkartan bir çalışma görüyoruz. Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan, sözü ve bestesi Mert Tunçmakas’a ait ‘Kara Bulut’un klip yönetmenliğini Özge Akdik üstlenmiş.

    Yazının devamı...

    Sonar İstanbul Zamanı!

    Pandemi dönemini konuşmadan olmaz elbette, SOHN’un pandemideki hayatını sorduğumda o da herkes gibi ilk başlarda evde olmanın heyecan verici olduğunu söyledi. İspanya’daki Pirene dağlarındaki evinde iki oğluyla ve eşiyle birlikte huzurlu bir dönem geçirdiğini ekledi. Aynı dönemde eşi 3. çocuklarına hamile olduğu için ve doğumu bu dönemde yapacak olmasının hepsi için oldukça stresli olduğunu belirtmeden de geçmedi. Bir sanatçı olarak pandemiden en çok etkilenen gruplardan biri olduğunu söyleyen SOHN, konserlerin, turnelerin iptalinin kendisi için çok zor olduğunu, hele ki seyahat etmenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu bildiği için bu iki sene boyunca daha önce yaptığı seyahatler için şükrettiğini söyledi. Konu bu dönemde yaratıcılık çarklarının nasıl çalıştığına gelince SOHN kendisi için zorlayıcı olduğunu söyledi. Melankolik bir karakteri olduğu için kendi işinin önemini sorguladığı, bu kafa karıştırıcı ve zor dönemde müziğine kimin ihtiyaç duyacağını, bunun önemi üzerine çok düşündüğünü belirtti. 

    Sonar İstanbul’un pandemi sonrası yapılan ilk uluslararası etkinliklerden biri olmasından ötürü bu duygunun performans sanatçılarından biri olarak ona hissettirdiklerini sorduğumda SOHN aşırı heyecanlı olduğunu itiraf etti. Üstelik İstanbul’u daha öncesinde bir kere ve çok kısa ziyaret ettiği için, şimdi yine bir fırsatı olduğu için ve özellikle de pandemi ile birlikte artık her yaptığının belki de son kez yapabildiği hissini hep içinde taşıdığından, bu seyahatin ve performansın kendisi için öneminin çok büyük olduğunu aktardı. 

    Şarkılarını renklerle ve resimlerle ilişkilendirdiğini bir söyleşide okuduğum için bunun detayını kendisine sormak istedim. Bunu açıklaması kendisi için zor olsa da bir şarkıyı ya da bir kaydı kafasında görene kadar tamamlayamadığını belirtti. Örneğin ilk albümü ‘Tremors’un renk olarak beyazı simgelediğini ve şarkılar ortaya çıktıkça albümün tamamlandığını, bir sonraki albümü ‘Rennen’in ise siyah ve kırmızıyı simgelediğini hissedince albümü daha hızlı tamamladığını açıkladı. Özetle müziği bitirmeden önce sanat eserinin kendisini bulduğunu belirten SOHN, gelecek yıl yayımlamayı büyük sabırsızlıkla beklediği yeni şarkıları için şimdiden gün saydığını ekledi. SOHN’u yakalamışken benim her dönem dinlemekten büyük keyif aldığım ‘Tremors’ albümü hakkında bir iki kelime etmeden bırakmak istemedim. SOHN ilk albümü olduğu için aslında kendisi için büyük bir adım olduğunu bilse de, albüm sonrası yayımlanan eleştiri yazılarından bir tanesinde denk geldiği negatif eleştiriden ötürü uzunca süre bu albüme dair kendisini yetersiz hissettiğini söyledi. Şimdi 7-8 sene geriye dönüp bakınca ‘Tremors’ için büyük gurur duyduğunu, albümü objektif olarak dinleyip kendisini tarifsiz mutlu ettiğini sözlerine ekledi. 

    Geçtiğimiz yıl SOHN’un yayımladığı ‘Live With Metropole Orkest’ albümünü dinlediğinizde SOHN’un canlı performans etkisini çok net hissediyorsunuz. Bu kaydın detaylarını öğrenmek istediğimde prova sürecinin sadece 3 gün olmasının onu nasıl zorladığını, orkestra şefi ve orkestra ile geçen o provaların kendisi için korku dolu olduğunu söyledi. Ama sonrasında büyülü bir şey olduğunu, müziğin onun için anlamı olan haliyle bu süreci devraldığını hatta bir noktada bu büyük prodüksiyonu kontrol eden tüm bu bilgi ve deneyime sahip olduğumu fark ettiği bir tür beden dışı an yaşadığını aktardı. Özellikle o hissettiği an için ve ortaya çıkan bu iş için daha önce hiç hissetmediği bir gurur duyduğunu, bunu hiç unutmayacağını sözlerine ekledi. Kelimeler bence az kalır, SOHN’u büyüleyici performansıyla Sonar İstanbul’da bu hafta sonu kaçırmayın derim!

    Mabel Matiz İle Büyülü Bir Harbiye Gecesi

    Geçtiğimiz Cuma akşamı Harbiye Açıkhava sahnesinde 28. İstanbul Caz Festivali’nin kapanış konserine gittim. Mabel Matiz’in Hollandalı Niels Broos ile birlikte sahne aldığı bu eşsiz deneyim hala aklımda dönüyor duruyor.

    Festival için özel olarak hazırlanan bu projede Mabel Matiz en sevilen şarkılarını Niels Broos ile birlikte yeniden düzenleyerek yepyeni bir hale getirmiş. ‘Mendilimde Kırmızı Var’, ‘Sarışın’, ‘Kahrettim’, ‘Alaimisema’, Gök Nerede’, ‘Gel’, ‘Ayrılık Buna Denir’, ‘Fırtınadayım’, ‘Toy’, ‘A Canım’ ve ‘Öyle Kolaysa’yı daha önce dinlediğimiz hallerinden bambaşka, yenilikçi kısacası çok özel düzenlemelerden oluşan nefis bir konser izledik. ‘Sarışın’, ‘Alaimisema’, ‘Gök Nerede’ ‘Fırtınadayım’ın yeni hallerine hayran oldum.

    Pandemi dönemi boyunca Niels Broos ve ekibiyle şarkıların yeni düzenlemeleri için uzaktan bir şekilde harıl harıl çalıştıklarını belirten Mabel Matiz bu özel konserde henüz yayımlamadığı yeni şarkısı ‘Bilezikler’i de seslendirdi. Konserin enerjisinin en yükseldiği noktada seslendirdiği yeni şarkısı ‘Bilezikler’ öyle çabuk bizi kendisine bağladı ki, konserin kapanışında tekrar söylediğinde tüm Harbiye hep bir ağızdan eşlik ediyordu. Kendisi için de bu konserin büyük bir deneyim olduğunu çok kez dile getiren Mabel Matiz, müziği ve üretimi adına yepyeni bir dönemin başladığını müjdeledi. Benim gibi bu konseri tek sefer dinleyip doyamayanlar için dilerim bu performansın hem tekrarı olur hem de şarkıların bu yeni versiyonları gün olur bir albüm olur.

    Glasxs’ten Yeni Albüm Müjdesi

    İlk albümü ‘PlanetReverse’ ile 2016 senesinde aklımızı başımızdan alan Glasxs, ikinci albümü ‘Mavi Toz Ormanda’yı 2018 senesinde Türkçe şarkılarıyla gönüllerde taht kurmuştu. Aralara serpiştirdiği nefis tekliler ve birbirinden özel cover çalışmalarla dinleyicisini hep zinde tutan Glasxs şimdi yepyeni bir duble albüm heyecanında.

    Geçtiğimiz hafta ‘Prenses Anksiyete’ adlı üçüncü albümünden ilk şarkısı ‘Hayalet Gemi’ yayımlandı. Söz konusu yeni albüm hem Türkçe hem de İngilizce olarak iki dilde yayımlanacak. Prenses Anksiyete / Princess Anxiety adlı albüm Ekim ayında yayımlanmaya geri sayadursun, geçen hafta yayımlanan Türkçe versiyonu ‘Hayalet Gemi’ olan, İngilizce haliyle ‘Shipwreck’ albüm için kaydedilen ilk şarkı olarak bizlerle. Glasxs yeni şarkısında önceki albümünde yer alan ‘Hayaletler’ şarkısına selam verirken, yeni albümün ses dünyasına dair bize büyük bir ipucu veriyor. Melis’in etkileyici vokali bir yana şarkının zengin altyapısı dinleyicisini canlı tutmayı çok iyi başarıyor. Üçüncü albümün çıkış şarkısıyla merak tohumunu çok doğru eken Glasxs bizi yine şaşırtmaya geliyor.

    Yazının devamı...

    Bilmiyor İçim

    ‘Bilmiyor İçim’i o sabah dinlediğim incilerden biriydi. Şarkı geçtiğimiz hafta tüm dijital platformlarda yerini aldı. Sözü ve bestesi Kalben’e ait bu ılık yaz şarkısının düzenlemesi Umut Çetin’e ait. Şarkının bir iç yüzleşme anından ortaya çıktığını belirten Kalben şarkının düzenlemesinde de, kayıt sürecinde de her şeyin su gibi aktığını söylüyor. ‘Bilmiyor İçim’in bence bu su gibi akma hali şarkının tamamına da sirayet etmiş, o sakinlik tonu dinlerken havayı ılık bir hale getiriyor, dinleyeni dinlendiriyor.

    Şarkıdaki elektrik ve akustik gitar Özgür Çıtır’a, davul ve perküsyon Berkay Küçükbaşlar’a, synth, akustik gitar ve o nefis bas kayıtları ise Umut Çetin imzasıyla bize ulaşıyor. Bu birbirinden başarılı isimlerin oluşturduğu künye ile ortaya çıkan ‘Bilmiyor İçim’in nefis klibinin yönetmen koltuğunda ise işlerine hayran olduğum Dilan Bozyel oturuyor. Kadir Kılıç kostümüyle klibe ayrı bir renk katan Kalben’e, dansıyla eşlik eden balet Erhan Güzel’in performansı da ‘Bilmiyor İçim’e bir başka güzellik eklemiş. Bu şarkının Kalben’e ne kadar iyi geldiğini, ona nasıl bir güç kattığını o gün gözlerinden gördüm. Kendi hikayesini, kendi dilediği şekilde ve hatta en yaratıcı şekilde ortaya çıkartmanın ona verdiği huzur bundan sonraki işlerinde de bize işleyeceğine adım gibi eminim. 

    Barış Orkestrası ile ‘Yalnız Değilsin’

    Farkı ülkelerden bir araya gelen 30 müzisyenden oluşan Barış Orkestrası tüm dünyada kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekmek için bir şarkı hazırladı. Türkçe sözlerini Linet’in seslendirdiği ‘Yalnız Değilsin’ şiddetle karşı karşıya kalan kadınlara üç dilde (Türkçe, İbranice, Arapça) mesaj veriyor. Barış Orkestrası şefi olan ve birçok başarılı projeye imza atam Tom Cohen ile bu özel şarkı için kısa bir söyleşi yaptık. 

    Bu projenin ortaya çıkışıyla ilgili hissettiklerini sorduğumda Cohen, bu şarkı aracılığıyla, kimliği ne olursa olsun herkesin üzerinde hemfikir olması ve sürekli olarak gelişmesi gerektiğine inandığı bir konuyu gündeme getirmenin kendisi için büyük önem taşıdığını belirtti. Şarkının hazırlık sürecinin ve farklı dillerde söylenmesi üzerine gelen yorumları merak ettim. Tom Cohen hem Türkçe hem de İbranice olarak söylenen şarkının aynı şeyleri ne kadar sevdiğimizi ve birlikte ne kadar güzel şeyler yaratabileceğimizi göstermek adına güzel bir iş birliği olduğunun altını çizdi. Şarkıya dünya çapında gelen olumlu tepkilerin onları çok mutlu ettiğini belirtirken, basının hem Türkiye’de hem de dünyada bu çalışmaya yer vermesinden ötürü büyük mutluluk duyduklarını da ekledi. 

    Şarkıya hayat veren Linet’in bu projeye ayrı bir değer kattığının altını çizen Tom Cohen, böylesine ağır bir aranjmanı, bu kadar usta bir şekilde akıcı olarak birçok dilde söyleyebilmesinin müthiş bir yetenek olduğunu aktardı. Hem stüdyoda hem de klip setindeki çalışma süreçlerinde Linet’in profesyonelliğine hayran olduğunu belirten Tom Cohen, ortaya çıkan çalışmadan çok memnun olduğunu belirtti. Şarkının video klibinin usta yönetmen Or Ben Zrihen tarafından Akka şehrinde Fatih Akın’ın filmlerine bir saygı duruşu olarak çekildiğini belirten Tom Cohen, şarkı ve kliple sadece kadının toplumumuzdaki yerini tartışmayı değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyetle ilgili soruları da gündeme getirmeyi amaçladıklarını belirtti. 

    Barış Orkestrası haricinde kendi konser takvimi de çok yoğun olan Tom Cohen bu yıl Fas, Kanada, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde performanslarının olacağını belirtirken, Covid sebebiyle bu sene Türkiye’de verecekleri iki konserin iptal olmasından ötürü üzüntüsünü dile getirdi. 2022’de koşullar izin verirse bu konseri yapmak için tüm şartları zorlayacaklarını sözlerine ekledi. 

    Gökhan Türkmen’den ‘Heyecan’

    Bu yazın başında kariyerinin en dans dolu albümü olan ‘7’yi yayımlayan Gökhan Türkmen bu özel albümden yeni klibini ‘Heyecan’ şarkısına çekti.

    Geçtiğimiz hafta yayımlanan ve Kapadokya’da çekilen ‘Heyecan’nın video klibinde Gökhan Türkmen yine yenilikçi bir işe imza atmış. Yaptığı her işe ayrı bir boyut ve zenginlik katan Türkmen yeni klibi için de bu mottoyu sürdürerek yeni ve evrensel bir çalışma ortaya koymuş. Ekip olarak yaptıkları her işte heyecan dolu olduklarını belirten Gökhan Türkmen herkesi yeni klibiyle bu heyecana da ortak ediyor.

    Gökhan Türkmen, 7. stüdyo albümü ‘7’den ilk yayımlanan video klibi ‘Şerefine’nin yüksek enerjisinden sonra yine disko moduyla harmanlanmış ‘Heyecan’da da yakaladığı bu enerjiyi devam ettiriyor. Sözleri Mert Carim’e, bestesi kendisine ait olan şarkının düzenlemesi Genco Arı tarafından yapılmış. Fütüristik tarzı yansıtan bu özel klibin yönetmenliğini sanatçının önceki işlerinden de aşina olduğumuz Murat Joker üstlenmiş. Kalabalık bir ekip çalışmasının ürünü olan ‘Heyecan’da Gökhan Türkmen 1957 model kabinli bir motosiklet ile şehirden uzaklaşmak isteyen bir adamın hikayesini anlatıyor. Önceki video klip çalışmalarında da olduğu gibi bu klipte de Türkmen’in kıyafet seçimlerine bayıldım. Özellikle o disko topu ışıltılı ceketinde gözüm kaldığını itiraf etmeliyim. Pandemi sürecinde bile durmaksızın üreten Gökhan Türkmen’in özellikle iyiyaşa mottosuyla hayata geçirdiği ‘7’ albümünün serüvenini ve bundan sonraki kliplerini merakla takipteyim.

    Hafta Sonu Karnavalı: Garden X Carnival

    Bu hafta sonu İstanbul’da kaçırılmayacak bir etkinlik var. 26 Eylül Pazar günü Hilton İstanbul Bosphrous’un yemyeşil doğasında Garden X Carnival katılımcılarına özgün bir karnaval deneyimi yaşatmaya hazırlanıyor.  House müziğin dünyadaki önemli temsilcilerinden Alman ikili Tube & Berger’in sahne alacağı Garden X Carnival’da ayrıca Aksak, Hemi ve Ecem Seçkin’in DJ performanslarıyla harika bir Pazar günü yaşatacak. Birbirinden özel sokak lezzetlerinin ve nefis müziğin kol kola gezdiği bu karnavalda yazdan kalan son günleri hem de açıkhavada geçirmek için güzel bir alternatif olabilir.

    Yazının devamı...