• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • İstanbul Müzik Festivali 50 Yaşında!

    Dile kolay 50 yıllık bir dönemde hem Türkiye’den hem de dünyanın pek çok farklı ülkesinden 45 bin sanatçı ve topluluğu 3.5 milyonu aşan izleyici ile bir araya getiren İstanbul Müzik Festivali müziğe ve müziksevere yaptığı yatırımını durdurmadan son sürat devam ediyor.

    Bu sene 12 farklı mekanda ‘İstanbul’ temasıyla 3 hafta sürecek nefis bir festival bizleri bekliyor. 50. İstanbul Müzik Festivali’nde 65’in üzerinde solist, topluluk ve orkestra sahne alacak. İstanbul Müzik Festivali kapsamında hafta sonları İstanbul’un farklı park ve mekanlarında ücretsiz hafta sonu konserleri yer alırken, İKSV Alt Kat işbirliğiyle gerçekleştirilen Müzikli Bir Hafta Sonu etkinlikleri ile çocuklar ve gençlere yönelik atölyeler de düzenlenecek.

    50. İstanbul Müzik Festivali, 6 Haziran akşamı AKM Opera Salonu’nda düzenlenecek açılış töreni ve konseriyle başlayacak. Festivalin açılışını şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası yapacak. Deutches Symphonie Orchester Berlin, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası gibi önemli toplulukların yanı sıra Anna Prohaska, Gautier Capuçon, Alice Sara Ott gibi yıldız solistler de festivalde yer alıyor. Fazıl Say 7 Haziran’da AKM’de ‘İstanbul’ senfonisi ile festivalde yer alıyor. Say ayrıca 8 bölümden oluşan ve her bölümü ayrı bir Türk aydınına adanan piyano ve flüt için son eseri ’den İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kurucusu, Dr. Nejat Ferit Eczacıbaşı’nı andığı bölümü de bu performansta yer alacak.

    Damla Durakçay ile ‘Tam Zamanında’

    Çok yakın bir zaman önce Damla Durakçay’ın yeni şarkısı ‘Tam Zamanında’ yayımlandı. Damla ile aslında uzun süredir konuşmak, müziğine biraz daha yakından tanık olmak istiyordum. Yeni tekliyi fırsat bilip bir araya geldik. Müziğe ilk adım attığı zamanı öğrenmek istedim konuşmanın başında. Aslında ilköğretim yıllarında okulun korosunda, caz grubunda yer alıp hatta saksafon da çaldığı yani çok da müzikten uzak olmadığı bir çocukluktan geliyor. Damla daha sonra üniversitede iletişim tasarım okuyup reklamcılık alanında çalışmalarına devam ediyor. 2017 senesinde yakın arkadaşları Ceren Atasoy, Cenk Şen ile müzik yaptıklarını bunun kendinin solo olarak müzik yapmasına adım atma sebebi olduğunu ve o zamandan beri de şarkılar yayımladığını söyledi.

    Dinlemeyi sevdiği tarzda şarkılar yapmaya özen gösterdiğini söyleyen Damla, şu an olduğu yerde ve özellikle de ‘Tam Zamanında’ ile içine sinen işler yaptığı için çok mutlu olduğunu belirtti. Damla’nın şarkılarını üretme halinden biraz örnek vermesini istedim. Kimi zaman beste tek başına çıkarken, bazen sadece sözlerle ilerleyip üzerine bestelerini yaptığı dönemlerin de olduğunu, bazen de her ikisi aynı anda can bulduğu şarkılar da yaptığını aktardı. Bu konuda çok planlı bir işleyişi olmadığını belirtirken, birlikte çalışmaktan keyif aldığı müzisyenlerle üretmenin keyfinin de bir başka olduğunun altını çizdi. Şarkılarında kimi zaman kendi hayatına değindiğini belirten sanatçı, bazen de okuduğu bir kitap, izlediği bir film ya da dizi hatta hayatın akışından bir olayı alıp bir kurguyla şarkıya dönüştürdüğünü belirtti. İlk şarkısı ‘Biber’in yayımlandığı zaman onu da eğlendiren ve mutlu eden dinleyici yorumlarını aldığını söyleyen Damla, daha sonraki şarkılarının yayımlanmasından sonra bunların insanların birbirleri arasında mesaj gruplarında paylaşıldığını duyunca çok mutlu olduğunu belirtti. Muhabbet seven bir toplum olduğumuzu vurgularken insanların bir arada olmasını ve paylaşmasının verdiği mutluluğu anlattığı şarkılar yazmanın kendisine de büyük sevinç yaşattığını söyledi.

    Müzik sektöründe içerik üretmenin ve yayınlayıp yenilerini üretme prensibinde ilerlerken bu hayatın kolay ve zor yanlarını konuştuğumuzda, müzik sektöründe tek başına iş yapabilmenin de mümkün olduğunu ancak hiç de göründüğünü gibi olmadığını belirtti. Üreten kişiyi olduğu gibi kabul eden, işine karışmayan hatta onun işiyle gurur duyan, yorum yapan, destekleyen bir yapım şirketiyle çalışmanın sanatçıya nasıl pozitif bir ortam oluşturduğunun altını da özellikle çizdi.

    ‘Tam Zamanında’ya tekrar döndüğümüzde şarkının hayatı akışına bırakan ve korkunun içinden cesurca geçen bir kadının hikayesini yazdığını belirtti. Sözü ve bestesi Damla Durakçay’a ait şarkının düzenlemesi Efe Yemez’e ait. 80’lerin ışığı ve synth zengini yeni şarkı dinleyen herkesi dansa davet ediyor. ‘Tam Zamanında’ Damla Durakçay’ın devamında gelecek iki şarkısı için de bir anlamda ipucu barındırıyor. Bu teklilerden sonra yaz aylarında bir EP’ye bağlanacak olan bu şarkılar Damla Durakçay’ın çıktığı bu yolda müziğiyle bizleri nereye doğru sürükleyeceğini de şimdiden işaret ediyor.

    Yeni Çıkış

    Ah! Kosmos, Melis Güven – Bildiğim Yere

    Hayran olduğum iki özel isim: Ah! Kosmos ve Melis Güven nefis bir şarkıda bir araya geldiler. Geçtiğimiz hafta yayımlanan ‘bildiğim yere’ karanlık ama dinlerken sizi de bildiğiniz, tanıdık olduğunuz bir hisse doğru yönlendiren çok özel bir şarkı olmuş.

    Ah! Kosmos’un tüm şarkıdaki dokunuşu daha ilk notadan kendini belli ederken, Melis Güven’in içe işleyen vokali nefis uyum sağlamış. Müziği Başak Günak’a, sözleri Melis Güven’in imzasını taşıyan ‘bildiğim yere’nin prodüksiyonu Ah! Kosmos tarafından yapılmış. İstanbul ve Berlin’de kayıtları gerçekleştirilen şarkının mastering’i İngiltere’de Mark Dobson imzasıyla bize ulaşıyor. ‘bildiğim yere’nin kapak çizimi ve videosu şarkıdaki beni etkileyen bir başka detay oldu. İstanbullu 3D sanatçısı Uğur Baltepe’nin imzasını taşıyan video ve kapak çizimi şarkıdaki karanlık ama o tanıdık hissi görsellerdeki detaylarla çok etkileyici bir yol ile yansıtmış. Şarkının kapak grafik tasarımını ise Suat Can Beldek gerçekleştirmiş.

    Ozan Tekin – Anarya II

    Geçtiğimiz sene Mayıs ayında ‘Anarya I’ EP’sini yayımlayan besteci ve prodüktör Ozan Tekin bu özel albümün ikinci bölümünü ‘Anarya II’ Gülbaba Records etiketiyle geçtiğimiz hafta yayımladı. Geriye doğru bir göç hikayesini anlatan sanatçı albümün ilk bölümünde Almanya’da başlayan bu yolculuğun ikinci bölümünde rotasını İstanbul’a çeviriyor. İlk albümü yayımladığı zaman da bu çalışmanın ilham kaynağı olan hikayesini aktarmıştım, yinelemek istiyorum.

    Ozan Tekin şans eseri karşısına çıkan hasarlı bir 65 yaşındaki duvar piyanosu bu çalışmanın esas kıvılcımını yakıyor. Bu piyanoyu onarırken uzun zamandır yazdığı piyano kompozisyonlarını onunla kaydetmeye karar veriyor. 2 EP ve 1 albümden oluşan bu çalışmanın  şu an ikinci durağındayız. Anarya II’nin künyesine baktığımızda müzik ve prodüksiyon Ozan Tekin’in hünerli ellerinden çıktığını görüyoruz. Albümdeki kemanlar Hanitra Wagner, mix ve mastering ise Emre Malikler imzasıyla tamamlanmış. Nefis albüm kapağı çalışması ise Başak Ünal eseri olarak bize ulaşıyor. Albümde yer alan ‘Troubled Nest’, ‘Life Blooms in Concrete’ ve ‘The Fall’ tekrar tekrar dinlediğim inciler. Ozan Tekin’in notalarıyla yeniden hayat kattığı bu piyano dünyası beni büyülemeye devam ediyor. 

    Yazının devamı...

    Baneva ile Manen’den Önce

    Red Bull 64 Bars dünya sahnelerinden sonra şimdi Türkiye’de. Türkçe Rap dünyasının önemli isimleri olan Ceza, Khontkar, Motive ve Baneva’nın yer aldığı bu maraton kapsamında Baneva ile konuşarak tüm detayları birinci ağızdan öğrenmek istedim

    Baneva oldukça heyecanlı olduğunu belirtirken Red Bull 64  Bars’ın birçok yeteneğin filizlenmesi için bir umut olacağının altını çizerek söyleşiye başladı. Özellikle son iki senedir yayımladığı şarkılarıyla rap sahnesinde büyük ilgi gören Baneva’nın bu maratondaki hazırlıklarını merak ederek stüdyo çalışmalarının nasıl geçtiğini öğrenmek istedim. Baneva, GOKO!’nun çalışmalarını dinlediğinde İngiltere Hip Hop sound’una çok iyi adapte olduğunu, hazırladığı beat’leri dinlerken bu drill beat’i almış. ‘Before The Manen’in 64 barını yazarken aynı zamanda yakında çıkacak 2. albümü ‘MANEN’in söz yazım aşamasında olduğu için yeni albümünü özet geçen barların da yer aldığını belirtti.

    Red Bull 64 Bars aslında hip-hop ve rap müziğin özüne döndüren çok orijinal bir proje. Ham yeteneğin tam olarak hayat bulduğu bir arena da diyebiliriz. Baneva’ya sahnede doğaçlama yaparken aklından neler geçtiğini, nasıl kendisini akışa bıraktığını sordum. Bunun en başından bugüne kadar gelen çok uzun bir süreç olduğunu söyledi. Kişinin ne yapıp ne yapamadığını iyi bilmesinin, ahenk içinde kalabilmesine fayda sağladığını, akıp gidebilmesine imkân verdiğinin altını çizdi.

    Şarkı yaparken temelde ilhamı nereden aldığını, üretim sürecine daha yakından tanık olmak adına çalışma disiplinindeki alışkanlıklarını Baneva’dan duymak istedim. Onun için yazdığı barların ortak bir ana fikri veya konseptinin olması gerektiğini belirtirken bunların olabilmesi için o an hissettiği şeyi yani yazdığı dönemin psikolojisini iyi aktarabilmenin önemli olduğunu söyledi. Bu sebeple de her verse’ünde ve o verse’ün yazıldığı döneme dair yaşadığı tüm deneyimleri anlayıp artıları eksileri mutlaka o barlara döktüğünü ekledi.

    Baneva’yı yakalamışken hala tadı damağımdaki nefis albümü ‘MANİFESTOR’ üzerine konuşmadan ayrılmak istemedim. Belki de kariyerinin ortalarında karşımıza çıkacak detayda ve olgunlukta bir albüm olan ‘MANİFESTOR’ sonrası yeni şarkılar yaparken kendisindeki değişimi nasıl gördüğünü Baneva’dan dinlemek istedim. ‘MANİFESTOR’un şarkıların kendi içinde yarattığı konseptlerden oluşan bir albüm olduğunu söyleyen sanatçı, şu an üzerinde çalıştığı yeni albümü ‘MANEN’de ise şarkıların ortak bir konsepte dönüşerek ortaya çıkan bir albüm olduğunu aktardı. Sözlerin ilk albümüne göre daha derin ve içsel olduğunu belirten Baneva kendisini her zaman eleştirerek daha iyiye doğru geliştirdiğini söyledi.

    Dinleyicisinin yorumlarını ve heyecanını, şarkılarına verdikleri reaksiyonların yeni üretimlerine etkisini her sanatçı adına merak edenlerdenim. Baneva motivasyonunun en büyük sebeplerinden birinin bu olduğunu söyledi. Şarkıları yazarken, stüdyoda çalışırken dinleyicisinin seveceğini düşünerek çalıştığını belirtti. Her ne kadar bunu aklının bir kenarında tutsa da, bu duruma bağlı kalmayıp yaptığı her çalışmada bunu hissettiğini özellikle belirtti. Yeni albümü ‘Manen’in hazırlıklarını Baneva sürdürürken, GOKO! ile birlikte Red Bull 64 Bars kapsamında yaptığı ‘Before The Manen’i dinleyerek yeni albümde bizleri nelerin karşılayacağının ipuçlarını bulabilirsiniz.

    Yeni Çıkış

    Selin- Asi

    Selin Geçit’i muhtemelen birçoğunuz tanıyordur. Ben pandemide bir arkadaşımın gönderdiği Instagram postuyla kendisinden haberdar olmuştum. O paylaşımda Mahmut Orhan ve Ali Arutan ile birlikte yayımladığı ‘In Control’ şarkısının akustik versiyonunu arkada babası gitarıyla eşlik ederken söylüyordu. Bu performanstan sonra Selin’i takip edince anladım ki 2010 senesinden beri Selin babasıyla çeşitli cover videoları yaparak Youtube’da yayımlıyormuş. Kendine has bir sesi ve çok özel bir yorumu olan Selin geçtiğimiz yaz Sertab Erener’in Harbiye Açıkhava konserinde yer aldığında iyiden iyiye daha sonra neler yapacağını merak etmeye başlamıştım.

    Warner Music Türkiye etiketiyle geçtiğimiz Ekim ayında ilk Türkçe teklisi ‘Gidip Gel’i yayımlayan Selin bu senenin başında aynı şarkının İngilizce versiyonu ‘Give And Take’i paylaşmıştı. Bir yandan İngilizce dans müziği teklilerini de yayımlamayı sürdüren Selin, geçtiğimiz hafta yeni şarkısı ‘Asi’yi yine Warner Music Türkiye etiketiyle yayımladı. Şimdiye kadar yayımladığı cover’lar, İngilizce şarkılar ve ilk teklisi ‘Gidip Gel’den sonra gelen ‘Asi’ Selin’in başarısının nasıl da sağlam temellere dayandığını ispatlayan nefis bir şarkı olmuş.

    ‘Asi’ bir ayrılık hikayesini anlatıyor. Şarkıda iki kişinin usulca ve barışçıl bir şekilde yollarını ayırışını anlattığını belirten Selin yaşadığı gerçek bir olaydan ilham alarak şarkıyı kaleme almış. ‘Asi’nin söz ve müziğinde Selin, Onur Özdemir, Umur Doma ve Ozan Bayraşa ile birlikte çalışırken düzenleme Ozan Bayraşa’nın hünerli ellerinden çıkmış.

    Şarkının video klibinin yönetmen koltuğunda Ece Naz Kızıltan’ı görüyoruz. Selin’in hayalindeki dünyanın hikayesini kurgulayan Ece Naz Kızıltan video klibi Dolmabahçe, Galata, Zekeriyaköy, Kilyos ve Selin’in sahne aldığı Korto İstanbul’da çekmiş. Oyuncu Utku Coşkun’un da yer aldığı klipte Selin’in müzisyen babası Selim Geçit de küçük bir sahnede görünüyor.

    Florence + The Machine – King

    Nihayet Florence Welch sessizliğini bozdu ve yeni teklisi ‘King’i geçtiğimiz hafta yayımladı. 2018’deki yayımladığı son albümü ‘High As Hope’ turnesinde kendisini İngiltere’deki O2 Arena’da izleyip çok etkilenmiştim. Sahnede kuğu gibi süzülüp şarkılarını söylemesi hala gözümün önümden gitmiyor. Son 4 sene içinde birkaç tekli yayımlayan sanatçı geçtiğimiz yıl Cruella filminin film müzikleri albümünde ‘Call Me Cruella’ şarkısıyla yer almıştı. 2018’den bu yana meğersem ‘King’in yayımlanmasını bekliyormuşuz.

    ‘King’ gerçek bir geri dönüş şarkısı çünkü şarkının video klibinde Florence yine özel bir çalışma ile sevenlerine göz kırpıyor. Autumn de Wilde’nin yönettiği video klipte nerdeyse yerden çok gökte uçan Florence 30’larında olmanın duygularını daha doğrusu kadın olarak gücünü daha farklı bir açıdan anladığını belirtmiş.

    Hem sahnelerde olup hem de bir aile kurmanın bir kadın olarak benzer kariyerdeki bir erkek sanatçıya göre hiç de kolay olmadığının altını çizmiş. İlk kez idolleriyle arasındaki duvarın yıkıldığını hissettiğini belirten sanatçı onların vermediği kararları vermek zorunda hissettiğini söylemiş. ‘King’ özlediğimiz Florence’in nefis vokalleriyle dolu, klibiyle birlikte teatral bir yanı olan çok özel bir şarkı olmuş. Yeni şarkı dilerim yeni bir albümün kapısını aralıyordur.

     

    Yazının devamı...

    Geççek

    Yapımcılığını Hitt Müzik Prodüksiyon’un üstlendiği ‘Geççek’ Tarkan’ın pandemi döneminde tüm dünyanın yaşadığı bu belirsiz zamandan bir anlamda pozitif bir çıkışı vadediyor. Sanatçı kendisinin de herkes gibi bu zor dönemi sancılı atlatıp, üzerine 2 senedir dünyadaki türlü negatif ve olumsuzlar ve hatta doğanın aldığı yaralar da eklenince umudunu kaybetme noktasına geldiğini belirtmiş. Bu duygular sanatçının içinde ‘Geççek’in melodisini ve sözlerini uyandırmış.

    Umuda giden yolu bu şarkıyla yeniden yakalayan Tarkan, ‘Geççek’in video klibinde de hislerini çeşitli duygu ve durumdaki insan tiplemeleriyle anlatmış. Yönetmenliğini İrfan Yıldırım’ın, prodüksiyonunu Anima İstanbul’un yaptığı video 4 günde tamamlanmış. Çekimleri İstanbul’da 20’den çok lokasyonda ve 30 oyuncunun yer aldığı toplamda 60 kişilik büyük bir ekiple gerçekleştirilmiş.

    Youtube’daki klibin izlenmesi ben bu yazıyı yazarken 21 milyon izlenmeyi geçmiş durumdaydı. Bu aslında yeni bir Tarkan şarkısının ne kadar da özlendiğini ispatlayan en büyük kanıt. Onlarca hit şarkısı olan Tarkan yine tek dinlemede melodisiyle, nakaratıyla akıllara kazınan bir şarkı yapmış. ‘Geççek’ yayımlandığından beri hakkında yapılan türlü yorumların yanı sıra, aslında anlatmak istediğinin ne olduğuna dair birçok fikir de ortaya atıldı. Tarkan’ın 5 sene sonra bir şarkı yayımlaması zaten başlı başına büyük bir haber konusuyken, ‘Geççek’ hakkında tüm ülkenin yorum yapmasının Tarkan’ın bu şarkıyı ne kadar büyük bir özenle ve zeki bir bakış açısıyla hazırladığını da gösteriyor.

    2 senedir Tarkan konseri izlemediğim için bünyemde adeta bir vitamin eksikliği var, onu artık net olarak biliyorum. Kış bitsin, hatta baharı da hemen geçelim ve yaz gelsin. ‘Geççek’ ile yükselen bu müzik enerjisi eski günlerdeki açık havadaki Tarkan konserlerinde olduğunu gibi hepimizi sarsın istiyorum.

    Hiroşima Şarkıları

    Özellikle lasik müzik severlerin kaçırmaması gereken çok özel bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istedim. Ayşe Ece Güneşşen ve Mert Solmaz geçtiğimiz sene yazın Roma’da kaydettikleri Yüksel Koptagel’in Nazım Hikmet’in iki şiiri üzerine bestelediği İki Japon Balıkçısı Şarkısını (Hiroşima Şarkıları) bütün dijital platformlarda yayımladılar.

    Söz konusu şarkılar dijital platformlardaki ilk ve tek stüdyo kaydı olma özelliğine de sahipler. Ayşe Ece Güneşşen ve Mert Solmaz’ın kayıtlarını Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı’nın destekleriyle gerçekleştirdikleri ‘Hiroşima Şarkıları’ 2019 senesinde kadın bestecilere adadıkları projelerinde repertuarlarına ilk kez dahil ettikleri eserlermiş.

    Nazım Hikmet'in Güneşi İçenlerin Türküsü ve Japon Balıkçısı şiirleri üzerine bestelenen Deux Chansons du Pêcheur Japonais (II Hiroshima Lieder)'in Japon soprano Nakamura tarafından yapılan ilk kayıtlarını N. Hikmet'in kendisi de dinlemiş ve memnuniyetini Fransa'daki editörleri aracılığıyla Koptagel'e iletmiş. Bu kayıtlar her yıl 6-7 Ağustos'ta Japon Ulusal Radyosu'nda çalındığını da belirtmeliyim.

    Ayşe Eve Güneşşen ve Mert Solmaz bu proje sürecinde görselleri için birlikte çalıştığı sanatçı Paolo Buatti'nin hazırladığı Hiroshima II adlı kısa film, en iyi müzik videosu kategorilerinde İstanbul Film Awards'dan birincilik, Euro Video Song Awards'dan birincilik, Tokyo Film Awards'dan ikincilik, Anatolian Film Awards'dan mansiyon ödülleri kazanırken Rome Prisma Film Awards'da aynı kategoride aday gösterilmiş.

    Rap Dünyasında Yeni Bir Soluk

    Tüm dünyada Hip Hop ve Rap sahnesinin en önemli isimlerinin yer aldığı Red Bull 64 Bars şimdi Türkiye’de. Red Bull 64 Bars, Türkçe Hip Hop ve Rap sahnesinin sadece kelimelerin ve ritimlerin başrolde olacağı çok özel bir dünya.

    İtalya, Japonya, Avustralya ve Amerika’daki Red Bull 64 Bars performanslarındaki sanatçıların arasına şimdi de Türk Rap müziğindeki öncü isimler eklenmeye hazırlanıyorlar. 64 satırlı şarkıların üretildiği bu projede rap dünyasının önemli isimleri GOKO! ile birlikte stüdyoya girerek yeni hikayeler yazacaklar.

    Rap müziğine yepyeni bir soluk getireceğini düşündüğüm Red Bull 64 Bars serisinin ilk isimleri Ceza, Khontkar, Baneva ve Motive olacak. Bu sene boyunca devam edecek olan ilk serinin ilk bölümleri geçtiğimiz hafta Red Bull Tv’de müzikseverlerle buluştu. Türkçe Rap müziğinin önemli isimlerinden Khontkar ve Motive GOKO! ile birlikte Red Bull 64 Bars kapsamında hazırladıkları çalışmalarını Red Bull Tv’den yayımladılar.

    Yazının devamı...

    Arabeskin aşık kadınları

    Murat Hocaoğlu’nun yazıp yönettiği ‘Arabeskin Aşık Kadınları’ belgeseli arabesk kültürünün Türkiye’de zirveye ulaştığı o dönemlere ışık tutarken, geçmişi farklı bir pencereden bizlere sunuyor. Bu döneme şahitlik eden birçok kadın şarkıcı ve onların yakınlarındaki kişilerin anlatımıyla eksik bilgiler ortadan kalkıyor, perde arkasında kalan hatta yanlış bilinen birçok konu da gün ışığına çıkıyor. 

    Azize Gencebay, Bergen, Biricik, Cansever, Esengül, Gönül Akkor, Gülden Karaböcek, Huri Sapan, Kamuran Akkor, Kibariye, Mine Koşan, Neşe Karaböcek, Semiha Yankı, Tüdanya, Yıldız Tezcan’ın hikayeleri bu özel belgeselde usta bir kurguyla bizlere ulaşıyor. Murathan Mungan’ın da ‘Arabeskin Aşık Kadınları’ belgeselinde konuşmacı olarak yer alması yapıma bir başka değer katmış. Başarıları, kazançları hatta hayatları ellerinden alınmış kadınların hikayelerini samimiyetle aktaran Murathan Mungan’ın bu sancılı dönemin sorunlarını kendi izlenimleriyle aktarmasını çok sevdim. Diğer yandan özellikle arşivciliğe verdiği önem ve müzik yazılarıyla her zaman dikkat kesildiğim Yavuz Hakan Tok’un da bu belgeselde konuşmacı olarak yer almasını çok kıymetli buluyorum. Yavuz Hakan Tok’un arabesk alanındaki birikimi bu projeye ayrı bir güzellik katmış. 

    Belgeselde detaylarıyla işlenen hikayelerin hepsi birbirinden etkileyici ve düşündürücüydü. Özellikle Esengül’ün hayatının işlendiği bölüm beni en çok etkileyenlerden biriydi. Esengül’ün ailesinin ilk kez ekranlarda yer alarak o dönemi tüm şeffaflığıyla aktarması, yaşananların basına o dönem yansıyan halindeki eksik kalan parçaları tamamlar nitelikte olmuş. Benzer şekilde o dönem sahne alan sanatçıların ailelerinin yer yer belgeselde verdikleri röportajlar, hem projenin samimiyetini ortaya koyuyor hem de bugüne kadar gazete kupürlerinde kalan olayları tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. 

    NTC Medya tarafından çekilen belgeselin uygulayıcı yapımcısı Gamze Dinç ve yönetmeni Murat Hocaoğlu bu projeyle Türkiye’nin müzik tarihine çok özel bir imza atıyorlar. ‘Arabeskin Aşık Kadınları’yla karşımıza çıkan hikayeler ve detaylı portre incelemeleri bize hem o kültürü hem de o dönemi bir başka açıdan tanıma imkânı veriyor. Müziği sadece dinlemekle kalmayıp, tarihsel boyutuyla takip edenler için kaçırılmaması gereken bir belgesel olmuş. Dilerim bu prodüksiyon müzik dünyasında farklı birçok yapımın kapısını aralar ve daha nice böyle işleri izleriz. 

    Eski Dünyanın Yangını Lansman Konseri

    Geçen hafta Perşembe günü Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’ndeki Kalben’in yeni albümü ‘Eski Dünyanın Yangını’ lansman konserini hala unutamıyorum. Konserin ilk bölümü yeni albümün tamamının baştan sona canlı performansının ilk defa dinleyicisiyle buluştuğu kısımdı. Kalben’e sahnede Nihal Saruhanlı, Berkay Küçükbaşlar, İlker Deliceoğlu ve Tuğrul Bafra eşlik ediyordu. Sadece kendi grubu değil ayrıca yeni albümde yaylıların da yer aldığı şarkılar olduğu için bir de yaylılar grubu konserdeydi. Bu bakımdan konserin müzikal yanı gerçekten nefisti.

    Kalben enerjisini ve heyecanını sahneye adım attığı ilk saniyeden itibaren izleyicisine yansıtabilen çok özel bir ruh. Yeni şarkılarının canlı performansında hem Kalben’in yorumunu hem de duygusunu çok daha yoğun bir şekilde hissettiğimi söylemeliyim. Konserin sahne dekoru o kadar etkileyiciydi ki, yeni şarkılar bu sahne tasarımı ve videolarla başka bir seviyeye ulaştı. Ahmet Rüstem ve Hakan Sorar’ın ellerinden çıkan bu nefis çalışma için bir alkış da onlara gitmeli. Sahnede Kalben’i ‘Kaybolmuş’ şarkısındaki dansıyla yalnız bırakmayan Cakemosq, Kedi’de düet yaparak eşlik eden Güneş Özgeç konserin özel anlarındandı.

    Şarkı aralarındaki hikayeleriyle ve içten anlatımlarıyla hepimizi güldüren Kalben’e ikinci yarıda sahnede Kenan Doğulu’nun eşlik etmesi bu özel konserin bir başka sürpriziydi. Kalben’in önceki birçok konserini izleyen biri olarak özellikle yeni albümü ‘Eski Dünyanın Yangını’ turnesinde mutlaka Kalben’i yakalayıp bu performansı kaçırmamanızı öneririm. 

    Remotely Close 

    Bu Cuma çok özel bir albüm yayımlanıyor: Remotely Close. İstanbul ve Tel Aviv’den on dört müzisyeni bir araya getiren bir iş birliği albümü var karşımızda. 7 şarkılık albümde birbirinden farklı müzik türlerinde üretimler yapan on dört sanatçı ortak hislerden ilhamla bu albümü hazırlamışlar. 

    Kayıtlarının pandemi koşullarında ve çoğunlukla ev stüdyolarında gerçekleştirilen şarkıların prodüksiyonları da albümde yer alan müzisyenlere ait. Hip hop’tan caz’a zengin bir yelpazede gezen ‘Remotely Close’ farklı kültürlerin kendi müzikal mirasının birbiriyle sentezlendiği nefis bir çalışma olmuş. 

    Kimler var bu albümde dediğinizi duyar gibiyim; Kutiman, Elif Çağlar, Boom Pam, Kemal Esen, Liraz, Kamufle, Ethnique Punch, The Uzi Navon Legacy, Sefi Zisling, Çağrı Sertel, ZIV, Akkor, Alek Lee ve Islandman yaptıkları 7 şarkıyla dinleyicisine ulaşıyor. Bu zengin çalışma İstanbul’dan Hood Base ile Tel Aviv’den Nuweiba Records ve ArtIsrael tarafından hayata geçirilmiş. Albümün nefis görseli ise Tal Fogel imzası taşıyor.

    Yazının devamı...

    Hanfendi

    Sanatçı artık dinleyicisinin hayatında önemli demirbaşlardan olan 4. albümü ‘Maya’dan sonra son senelerde yayımladığı ‘Gözlerine’, ‘Toy’ ve ‘Kahrettim’ ile adım adım yeni albüme doğru yol alıyordu. ‘Hanfendi’ bu yolun en net başlangıcını şimdi bize resmediyor. Yeni şarkısı ‘Hanfendi’nin can alıcı, modern, kıpır kıpır haliyle bundan sonra bizi nelerin beklediğini düşündürerek içimdeki müzik heyecanına kıvılcımı çakıyor.

    Yine detaylarında kaybolacağımız, tek bir şarkıdan çok daha fazlası veren zengin bir içeriğe ulaştığımız serüven var karşımızda. Sözü ve bestesi Mabel Matiz’e ait ‘Hanfendi’ de sanatçı önceki teklilerinde olduğu gibi yine yeni bir prodüktör ile çalışma alışkanlığını sürdürüyor. Şarkının düzenlemesi Adi Rotem’e ait, ‘Toy’dan beri uyguladığı teklilerinin kapak çalışmalarında yeni bir artist ile çalışma disiplinini ‘Hanfendi’ için de devam ettiğini görüyoruz. Şilili sanatçı Maria Jesus Contreras’a ait sanat eseri kapak çalışması daha şarkıyı dinlemeden size tüm pozitif enerjileri aşılıyor. ‘Hanfendi’nin mix’i Daniel Anglister, mastering’i ise Aran Lavie imzasıyla bizlere ulaşıyor. Geri vokallerde ise Ceren Deniz ve Buğra Uğur yer alıyor.

    Şarkının 80’ler dozunu içine hapseden synth’leri ve modern altyapısı bir yana, sözlerindeki olumlu akış Mabel’in hazırlıkları süren yeni albümüne dair bize iç ısıtan ipuçlarını da beraberinde getiriyor. Şarkının klibi, sözleri ve melodisiyle ilk dinleyişte sizi çarpan olumlu havayı harika bir şekilde resmetmiş. ‘Hanfendi’nin yönetmenliğinde Melih Kun imzası yer alırken, sanat yönetmenliğini ve styling’i daha önceden de Mabel ile nefis çalışmalar yapan Anıl Can üstlenmiş.

    ‘Sınırları kaldırınca tüm kuşlar uçar’ diyen Mabel, özgür olmanın kişiyi ve hatta tüm varlıkları nasıl kendilerinin en güzel formlarına ulaştırdığını bu harika sözüyle anlatırken ‘Hanfendi’yi de hafızalara ve favorilere net bir şekilde kazıyor.

    Yeni Çıkış

    Göksel – Haklıydın

    Göksel yeni şarkısı ‘Haklıydın’ı geçtiğimiz hafta yayımladı. Söz ve müziği kendisine ait ‘Haklıydın’ın düzenlemesi Ozan Çolakoğlu’na ait. Mix ve mastering Özgen Akçetin ve Emre Kıral imzası taşırken, kayıtlar Ozinga stüdyolarında gerçekleştirilmiş.

    Pandemi döneminde yayımladığı teklileri ‘Ben Fena Aşığım’, ‘Lütufsuz Yaz’, ‘Çölde Bi’ Vaha’dan sonra gelen ‘Haklıydın’ bünyemdeki yeni Göksel albümü çığlığına bir tutam su serpti. Göksel sözleri ve müziğiyle duyguları narin ama bir o kadar net ifade edebilen nadir isimlerden.  ‘Haklıydın’ı dinledikten sonra yeni şarkının hisleri beni ‘Körebe’ ve ‘Söz Ver’ albümlerine geri götürdü. 2000’li yılların o dönemlerinde dönüp dönüp dinlediğim bu albümlerde hissettiğim duygular ‘Haklıydın’ ile yeniden uyandı diyebilirim. Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan ‘Haklıydın’ın kapak fotoğrafı Aytekin Yalçın, nefis styling’i Burak Sanuk’a, gözlerimi alamadığım kostümü ise Özgür Mansur imzası taşıyor. Şarkıyı bilmiyorum kaç kere tekrar tekrar dinledim ama sonundaki (2:53’te başlayan) o nefis outro Göksel hayranlığıma birkaç yıldız daha ekledi.

    Armageddon Turk – Sorry Kid, A Human Made This

    Orkun Tunç’un nam-ı diğer Armageddon Turk’ün çok özel bir çalışmasını önceki hafta yayımlandı. ‘Sorry Kid, A Human Made This’ projesi aslen enstrümantal bir hiphop albümü. Hip Hop’ın hiç dinlendirici bir yanı olacağını düşünmezdim. Bu açıdan bakınca bu albümde Orkun Tunç çok özel bir işe imza atmış.

    11 şarkıdan oluşan albüm Orkun’un seneler içine yaptığı beat ve şarkılardan oluşuyor. Albümün esin kaynaklarını Anadolu, Bizans ve hatta Orta Doğu tınıları olarak özetleyen Orkun, bu temeli 90’ların hip hop film müzikleri ve sanatın diğer birçok kolunun kendisinde yarattığı etkileriyle harmanlayarak ortaya bu projeyi çıkartmış. Tüm şarkıların Armageddon Turk tarafından hazırlanıp düzenlendiği albümde mix Koner Memili ve Orkun Tunç’un ellerinden çıkarken, mastering ise GOKO! imzasıyla tamamlanmış.  Albümün kapağı da içeriği gibi orijinal. Kapak çalışması butik oyuncak üreticisi Burak Ersöz (Kilink Custom Toys) ve Armageddon Turk iş birliğiyle hazırlanmış. Söz konusu bu kapak fikir ise tüm zamanların en büyük Türk plak üreticilerinden birinin mirasına saygı duymak için bir sanat çalışması üretmek idealiyle ortaya çıkmış.

    Güliz Ayla – Al Yorgun Kalbimi

    Güliz Ayla’ya dans şarkısı söylemek gerçekten çok yakışıyor. Önceki hafta Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanan ‘Al Yorgun Kalbimi’ bu soğuk günlerde herkesi dansa kaldıracak nefis bir şarkı olmuş.

    Sözleri Güliz Ayla’ya bestesi ise Cemre Kabaş’a ait ‘Al Yorgun Kalbim’in Ata Bornova ve Mehmet Mutlu’dan oluşan Alaca’nın yaptığı düzenlemesiyle 80’lerin diskosunu günümüze getiriyor. Güliz Ayla 2 sene önce yazdığı şarkının ilk halinin şu an dinlediğimizden daha yavaş ve nakaratı bambaşkayken Alaca ile tanışınca daha dinamik bir halin yakışacağına karar vermiş.

    ‘Al Yorgun Kalbimi’nin Gökhan Özdemir yönetmenliğindeki klibi şarkının verdiği hisse nefis bir şekilde uyum sağlamış.  Güliz Ayla, 80’ler modasını ve müzik modunu her yanıyla hissettiren klipte bu döneme uygun bir imajla klipte yer alıyor.

    Yazının devamı...

    Sirenler

    Albüm grubun 8. stüdyo albümü. Söz ve müziklerin tamamı mor ve ötesi imzalı. Vokal, gitar ve piyanoda Harun Tekin, bas gitar, vokal ve programlamada Burak Güven, gitar ve vokalde Kerem Özyeğen, davul ve perküsyonda ise Kerem Kabadayı yer alıyor. Sirenler’deki tuşlu çalgılarda Ozan Tügen yer almış. Albümün prodüktörlüğünü mor ve ötesi ve Volkan Gürkan üstlenmiş. Yaylılar İstanbul Strings imzasıyla kaydedilirken ‘Park’ şarkısında Ceren Akyıldız, İrem Arslan, Aslı Çalı, Merve Göydağ, Neslihan Akbulut Say ve Elifnaz Urşan koro üyeleri olarak yer alıyorlar. Babajim stüdyolarında yapılan kayıtlar, Arın Bayburt, Volkan Gürkan ve Burak Serter’in ortak çalışmasıyla bizlere ulaşıyor. Miks Dave Bascombe’ye, mastering ise Joe Laporta’ya emanet edilmiş. Rakun Müzik etiketiyle yayımlanan ‘Sirenler’in yapım koordinatörlüğünü Duygu Çetin üstlenmiş.

    8. albümde grup albümün görsel tasarımı için özel bir dünya yaratmış. Aralık ayındaki yayımladıkları tekliler bize bu dünyanın ilk sinyallerini vermişti. ‘Forsa’ ve ‘Dünyaya Bedel’in görsellerinde gördüğümüz yeni mor ve ötesi logosu, grubun yeni dünyasına dair en büyük anahtar. Zira ‘Sirenler’in Koray Doyran ve Ataberk Akalın imzalı kapak tasarımına bayıldım. ‘Sirenler’ albümüne dair verilen ipuçlarından anladığım kadarıyla, albüm raflarda yerini aldığında, mor ve ötesi’nin bu albüm için yarattığı tasarım dünyasına dair başka sürprizler de bizleri bekliyor olacakmış.

    Albüm 3 bölümden oluşuyor: geçmiş, şimdi ve gelecek. Bu bölümler birbirine ‘Canavar’ ve ‘Ağrılar’ şarkılarıyla bağlanıyor. Özellikle ‘Ağrılar’ı her dinlediğimde Ozzy Osbourne’u anımsatan Harun Tekin vokali beni inanılmaz etkiledi. Albümün ‘Gelecek’, ‘Umut’ ve ‘Biz’ olarak adlandırılan yani ‘Tünel’, ‘İstiklal’ ve ‘Park’ şarkılarından oluşan son bölümün ‘Sirenler’de en çok dinlediğim bölüm olduğunu belirtmeliyim. ‘Geçmiş’ ve ‘Şimdi’nin dinlerken bana verdiği enerji ‘Gelecek’ bölümünde gerçekten bir birikim olarak ‘Tünel’ şarkısının ilk notalarında tavana vuruyor. ‘Park’ bu albümde benim için en sevdiğim mor ve ötesi şarkılarından olan ‘Uyan’a karşılık geliyor. Şarkıda sonlara doğru yer alan koral kısım bence ‘Park’a muhteşem bir hava katmış.  Zaten ‘Sirenler’in son şarkısı olmasından ötürü daha da dikkat kesildiğim bir şarkı oldu.

    mor ve ötesi’ni bir yazıda anlatmak, yeni albümleri ‘Sirenler’in güzelliklerini sıralamak, gerçekten çok zor. mor ve ötesi benim için üniversiteye hazırlandığım yıllara uzanan bir hatıra yumağını da beraberinde getiriyor. 1997’den bu yana hayatımda olan grubun müzik zevkime katkısı tarifsiz. Şimdiye kadar yayımladıkları 7 nefis albümden sonra ‘Sirenler’ gibi böylesine kuvvetli bir albümü her dinlediğimde yeni detaylar keşfetmek, 20 seneden uzun zamandır mor ve ötesi’yle kurduğum bu bağı daha da kuvvetlendiriyor.

    Yıldızlar: Linç, Forsa, Tünel, Canavar

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Dünyaya Bedel, Ağrılar, İstiklal, Park

    Yeni Çıkış

    Kana Kana – Ölüler Hariç

    Kana Kana’nın ilk albümü ‘Ölüler Hariç’i uzun zamandır merakla bekliyordum. Müzisyen ve prodüktör Övünç Dan’ın hayata geçirdiği tek kişilik müzik projesi Kana Kana geçtiğimiz sene yayımladığı ‘Düğüm’, ‘Berlin’de Kış’ ve ‘Yalan Lisan’ teklilerinden sonra ‘Ölüler Hariç’ albümünü geçtiğimiz hafta yayımladı.

    Tamar Records ve GRGDN Müzik iş birliğiyle yayımlanan ‘Ölüler Hariç’ albümü Kana Kana’nın tabiriyle ‘Türkçe Sözlü Hafif Gotik Müziği’ tarzında bir çalışma. Karanlık bir temanın bu denli enerji dolu olması, bu tezatlığın ortaya çıkarttığı yaratıcılık albümün her hücresine yansımış.  Albümdeki tüm şarkıları yazan, besteleyen, çalıp söyleyen ve hatta mix ve mastering’ini de yapan Kana Kana tek kişilik bir ordu adeta.

    9 şarkılık ‘Ölüler Hariç’ albümünün tamamı aslında 2015 senesinde kaydedilmiş. Ancak sonra bir teknik sorun ile kayıtların tamamını kaybeden Övünç Dan, Çağlan Tekil’e kaydedip verdiği albüm kopyasını tekrar kendisinden alarak dinleyebilmiş. Zaman içinde bozulan diskteki kaydını kurtarmayı zor da olsa başaran Övünç Dan o dönemi anlatırken kendisinde ciddi bir yara açtığını ‘Paslanmaz Kalem’deki söyleşisinde de belirtmiş.

    Albümün çıkış şarkısı olarak seçilen ‘Her Gün Bir Doz’un klibi hakkında da konuşmamız lazım. Övünç Dan her yaptığı şarkıda mutlaka bir görsel dünya hayal ettiğini belirtiyor. Albümden ilk yayımlanan ‘Düğüm’ teklisinin klibini de kendisi kurgulayan sanatçı, ‘Her Gün Bir Doz’ klibi için de kurgu öncesi saatlerce film izlemiş. Kurgu sürecinde Övünç Dan, İtalyan yönetmen ve fotoğraf sanatçısı Pierluigi De Rubertis’in Milano’da çektiği kısa filmi ‘La Città Dei Morti’yi görünce çok etkilenmiş. Şarkının video klibini bu kısa filmden görüntülerle kurgulayan Övünç Dan, yaptığı çalışmayı Pierlugi De Rubertis ile paylaşmış. ‘Her Gün Bir Doz’ için hazırlanan video klip kurgusundan çok etkilendiğini belirten Pierlugi De Rubertis ile Övünç Dan bu çalışma sayesinde bir dostluğun da temelini atmışlar. Albümün kapanış şarkısı olan Eve Veda'da geçen sene kaybettiğimiz radyo programcısı ve müzik yazarı Çağlan Tekil anısına kaleme alınan şiirin İtalyanca olarak Pierluigi De Rubertis tarafından seslendirilmesi 'Ölüler Hariç'i müthiş bir şekilde noktalamış.

    Yıldızlar: Düğüm, Yalan Lisan, Berlin’de Kış, Eve Veda

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Ölüler Hariç, Her Gün Bir Doz

    21.Roxy Müzik Günleri

    Roxy Müzik Günleri İstanbul’un kültür sanat sahnesinin en önemli etkinliklerinden biri olarak her zaman büyük önem taşımıştır. Bugüne kadar Teoman, Aylin Aslım, Ceylan Ertem, Gaye Su Akyol, Hayko Cepkin, Kurban, Melis Danişmend, Replikas, Gevende gibi birçok ismi müzik dünyasına kazandıran ‘Roxy Müzik Günleri’ bu sene 10-12 Mayıs’ta gerçekleşecek, kazananlar ise 13 Mayıs akşamı düzenlenecek olan törende açıklanacak.

    Başvuruları 18 Ocak – 30 Mart tarihleri arasında yapılacak olan 21. Roxy Müzik Günleri’ne 18 yaşından büyük tüm amatör ve profesyonel katılımcılar kendi bestesi ile katılabiliyor.  2-30 Nisan tarihleri arasında jürinin değerlendirmesinin ardından 2 Mayıs’ta finalistler belli olacak.

    İlk kez 1996 yılında düzenlenen Roxy Müzik Günleri bu sene 21. kez tekrar ‘müziğini hayata çıkar’ çağrısıyla düzenleniyor. Roxy Müzik Günleri’ni diğer birçok organizasyondan ayıran en önemli yanı ise kendi müziğini yapan müzisyenlerin sektöre ve dinleyiciye tanıtılması olduğunu da eklemeliyim.

    Roxy Müzik Günleri’ne, 1996 yılından beri 2520 müzik grubu, yaklaşık 12.400 müzisyen ve finalde yarışma hakkında sahip 348 grup ile 43.500 müzik sever katıldı.

    Yazının devamı...

    Eski Dünyanın Yangını

    Beni karantinamda Kalben bir dakika olsun yalnız bırakmadı. Yeni yayımladığı albümü ve ilk romanı: Eski Dünyanın Yangını gerçekten sürekli benimle birlikte evin içinde gezindi. Geçtiğimiz Pazartesi günü yayımlanan albüm ve kitap henüz daha çok taze. Pazartesi günkü basın lansmanına karantinada olduğumdan ötürü gidemediğimden gerçekten de içimde kaldı o buluşma. Sektörden uzun zamandır göremediğim dostlarımı görüp, Kalben’in yeni albüm ve ilk romanın mutluluğunu onunla birlikte kutlayamadığım için biraz üzgün olduğumu belirtmeliyim.

    Pazartesi ben de kendi kendime evde şarkıları dinleyip, kitabını da Storytel’den dinleyerek bu özel çıkışı kutladım.  Online satışla aldığım kitap hafta ortasında teslim edileceği için Storytel gerçekten tam aradığım çözüm oldu. Öncelikle sesli kitap konusunu hemen belirtmek istiyorum, bu teknoloji benim için ‘Eski Dünyanın Yangını’ ile başladı. Ben kitabı fiziksel olarak alıp okumayı sevenlerdenim, hatta birçok kişi daha önceleri önerse de sesli kitap uygulamalarına hiç ısınamamıştım. Beni buna ısındıran biraz da Kalben’in sesi oldu sanırım. Bir yazarın sesinden kitabını dinlemek gerçekten muhteşem bir deneyimmiş. Genelde yazılı bir metini ancak kendim okuyunca anlayan bir insan olsam da Kalben’in adeta yaşar gibi anlatımıyla seslendirdiği ‘Eski Dünyanın Yangını’nı mutlaka sesli kitap olarak da bir dinleyin derim. Dünden beri artık elimde fiziksel olarak kitabı da olduğu için merak ettiğim kısımları açıp tekrar kitaptan da okuyorum. Kitabın yeri her zaman başka ondan vazgeçmem imkânsız.

    Kalben’in kitap macerasını birkaç senedir yakından takip edenlerdenim. Onun için bu kitabın ne kadar büyük bir adım olduğunu çok iyi biliyorum. Yapmak isteyip bunu nihayet başarmış olmasının ona bundan sonraki hayatında ve kariyerinde çok daha özel ve güzel anlara ilham olacağını da eminim. Kitaba dair çok detay verip havasını kaçırmak istemiyorum, ama şu kadarını söyleyeyim bence Kalben kendisiyle yapılacak tüm röportajlara bu kitap aracılığıyla toplu bir yanıt vermiş. Onu sevip takip eden, dilini, anlatımını merakla okuyan tüm hayranlarının kitap ile bambaşka bir deneyime ve mutluluğa ulaşacağını düşünüyorum. Çok özel bir hikâye anlatımı var Kalben’in ve buna tanık olduğumuz için çok şanslıyız.

    Eski Dünyanın Yangını ile Kalben Türkiye’de bir ilki yaptı. Dünyada bunun başka bir örneği var mı emin değilim ama bir kitabın ayrıca bir albümünün de olması gerçekten de özel bir durum. Bu sanatın kendisine yepyeni bir boyut daha katıyor. Özellikle kitabı okurken şarkıları o arada dinlediğimde resim daha da bir net hale geliyor. Her şeyden önce Kalben yine yepyeni bir yolda ilerleme cesareti gösterdiği için, bir önceki yaptığına benzer bir şey yapmadan yepyeni bir iş yapmasından ötürü çok mutluyum.

    Böylesine zengin bir albümün künye bilgisini elimden geldiğince yazmak istiyorum, çünkü böyle albümler bu detaylarıyla daha da özel oluyor. 13 şarkılık ‘Eski Dünyanın Yangını’nda tüm sözler ve müzikler Kalben’e ait. Albümden ilk duyduğumuz ve nefis klibini Dilan Bozyel’in çektiği düzenlemesi Can Güngör’e ait ‘Kaybolmuş’ Kalben’in 5. albümünün bize kapısını açan ilk şarkıydı. ‘Kedi’, ‘Karasinek Senfonisi’ ve ‘Bugün Bana Tatil’in yaylı düzenlemesi Güneş Özgeç’in elinden çıkmış. ‘Taksi’nin düzenlemesi Gurur Gelen’in, ‘Pişmaniye’nin düzenlemesi ise Hasan Özer Özbay ve İlker Deliceoğlu’nun imzasını taşıyor. ‘Düşünürüm’deki melodika ve ‘İçinden Ben Çıktım’daki mızıkayı Kalben kendisi çalmış. ‘Kuş Gözü’nün düzenlemesi Kalben ve İlker Deliceoğlu’na ait. ‘Yasak’ ve ‘Eski Dünyanın Yangını’nın düzenlemeleri yine İlker Deliceoğlu’nun elinden çıkmış. Kalben’in sahne performanslarında da birlikte çaldığı Nihal Saruhanlı, Tuğrul Bafra, Berkay Küçükbaşlar ve İlker Deliceoğlu ile birlikte pandemide yoğun bir çalışma sonrasında bu albümü tamamlamışlar. Mikslerde Gurur Gelen, Baran Göksu ve Alp Turaç emek harcamış. Mastering ise Ahmet Gökhan Coşkun’un imzasıyla bize ulaşıyor. Albümün ve kitabın kapak fotoğrafı Dilan Bozyel’e, albümün kapak tasarımı Volkan Ölmez’e, kitabın kapak tasarımı ise Barış Şehri’ye ait.

    Kalben albümdeki şarkı sıralamasını kitabın akışına uyumlu yaptığı için şarkıları sırayla dinlemenin daha özel bir ahenk yarattığının altını çiziyor. Kendi favorilerimde ‘Taksi’, ‘Kedi’, ‘Kaybolmuş’, ‘Bugün Bana Tatil’, ‘Düşünürüm’, ‘İçinden Ben Çıktım’, ‘Eski Dünyanın Yangını’, ‘Bi’Şeyler’ sürekli yer değiştiriyor. Her birinde büyülendiğim sözler, bestelerdeki hayran olduğum yerler bambaşka. Kalben bu denli çok yönlü ve renkli bir albüm ortaya çıkarttığı için bir dinleyicisi olarak bu hazineye dalmak beni çok heyecanlandırıyor.

    Albüm çıktığı an ilk önce son şarkı ‘Taksi’yi dinledim. Hakkında hiçbir bilgi öğrenmeden ilk olarak son şarkıya tıkladım, çünkü albümlerin son şarkıları benim için hep çok özeldir. Ve ‘Taksi’ beni inanılmaz etkiledi, henüz daha o sırada okumadığım romanın sonuna dair kafamda hayaller ürettirdi, dev bir enerji akımı yarattı bünyemde.  Kalben albümlerindeki detayları paylaşmayı seven bir sanatçı, bence bu dinleyicisi ve hayranları için nefis bir imkân. ‘Eski Dünyanın Yangını’ plak formatında da yayımlanacakmış. Albüme dair çok özel notların plak formatında yer alacağını Kalben Instagram’daki canlı yayınında söylediği için şu an itibariyle plağın çıkacağı güne kitlenmiş durumdayım.

    Yıldızlar: Pişmaniye, Bugün Bana Tatil, Kaybolmuş, Kalbim Yeniden, İçinden Ben Çıktım, Kuşgözü

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Bi’Şeyler, Düşünürüm, Eski Dünyanın Yangını, Kedi, Taksi

    Yeni Çıkış

    PEK – Hapi

    Pek’in ikinci teklisi ‘Hapi’ Ocak ayının başında yayımlandı. ‘Hapi’nin söylerini Pek arkadaşı Denizhan Çay ile birlikte yazmış, bestesi ise kendisine ait. Sanatçının ilk teklisi ‘Ama İstersen’den sonra ‘Hapi’ daha rock havasında gezinen bir şarkı olmuş. Şarkının prodüktörlüğünü Cem Pilevneli yapmış, ayrıca davul ve perküsyonları da o kaydetmiş. ‘Hapi’nin tüm gitarları ilk teklide olduğu gibi Birkan Nasuhoğlu’nun imzasıyla bize geliyor. Pek’in ‘Hapi’deki masalsı, sakin ifadesi çok hoşuma gitti. Kendi biyografisinde de yazdığı gibi duygularını rüya gibi melodilerle sözlere yansıtan bir isim. Devamında gelecek şarkılar için merak içindeyim.

    Mavi – Odalardan

    Mavi’nin yeni şarkısı ‘Odalardan’ı dinlediniz mi? En son geçtiğimiz sene Kasım ayında yayımladığı ‘Umduğum Gibi’ teklisinden sonra şimdi yepyeni bir şarkıyla bizlerle. Şarkının sözleri Mavi’ye, bestesi ise TNK grubunun solisti Caner Karamukluoğlu’na ait. ‘Odalardan’ın akustik ve sade altyapısı Mavi’nin vokaliyle birleşmesi ortaya nefis bir uyum çıkartmış. Her şey bir yana ‘Odalardan’ın video klibini mutlaka izlemeniz lazım. Begüm Koçum imzalı nefis bir sanat eserinden bahsediyorum. Renkler ve klipteki anlatım şarkının yarattığı hisleri birkaç katına çıkartıyor.

    Yazının devamı...

    Can Güngör ile Kısa Kısa

    Queen’in ‘Show Must Go On’ şarkısı çocukluğundan ilk hatırladığı müzik anısının başrolündeymiş. TV’de duyduğu Queen şarkısı onu etkisi altına almış, şarkının peşinden koşarak müziğe adım atmış o zamanlardan. Çekme kasetler, metalcilik, davul çalması derken müziğin akıntısıyla lise yıllarına kadar bu şekilde ilerlemiş. Müzik yapma keyfini alınca lisedeyken arkadaşlarıyla stüdyolara gidip sevdikleri şarkıları çalıp kendi kendilerine kayıtlar yaparlarmış. Tüm bunlar Can Güngör’ün şu an hayatının müzikle dolu geçmesinin temellerinin atıldığı ilk günler olarak anılarında hala canlı bir şekilde yer ediyor.

    Can Güngör kendi albümlerinin yanı sıra aranjör olarak görev aldığı birçok albüm ve şarkıya da hayat vermiş bir isim. Sahnede kendi şarkısını söyleyen Can ile aranjör Can’ın kesiştiği noktaları merak ettim. Ortak üretimler yapmanın her zaman çok keyifli ve heyecan dolu olduğunu belirten sanatçı, başkasının kulağıyla duymaya çalışmanın, ortak yollar bulmanın, kendi şarkısına yakışmayacak birçok yaklaşımı başka müzisyenler için uygulamanın çok eğlenceli olduğunu söyledi. Diğer yandan da bunların hepsi ‘müzik yapmak’ çatısında toplandığı için genel olarak da çok ayrı görmediğini belirtti. Tek başına bir şarkıyı yapıp güzel olduğuna karar vermekle, birkaç kişiyle bunu yapmanın arasında fark olduğunu bunun da ayrı bir tadı ve daha konforlu olduğunu vurguladı.

    İmzası olan şarkılar arasından birisini seçmek istese o ne olurdu diye sorduğumda Can’ın cevabı ‘Zalım’ oldu. Ceylan Ertem için yaptığı Aşık Mahzuni düzenlemesi olan ‘Zalım’ kendisi için büyük sürpriz olduğunu belirtti. Bu denli ilgi görebileceğini kestiremediğini söylerken, sözlerin, müziğin ve tabi Ceylan Ertem’in söyleyişinin birleşmesinden büyük bir güç ortaya çıktığını anlattı. Mabel Matiz’in Gel’i de benzer şekilde seçtiği şarkılardan oldu. Her iki şarkıda da evrensel bir his, bir bütünlük hali olduğunu aktardı. Bu his ve bütünlük hali kelimelere dökmek istediğinde mümkün olmayan bir durum olduğunun da altını özellikle çizdi.

    Can Güngör’ün 2020 senesinde Sony Music etiketiyle yayımladığı 'Sular Dar' albümü tüm çalışmalarından ayrı bir yere koyuyorum. Özellikle detayları ve zenginliği açısından Can Güngör'ü tanımak isteyen herkesin net olarak cevap bulabileceği bir albüm. Pandemide yayımlanan bu albüm sonrası yaşadıklarını ve duygularını öğrenmek istedim. Can Güngör, pandemi sebebiyle o dönem çıkan albümlerin çoğunun perdelendiğini bu sebeple de yeni dinleyiciye pek ulaşamadığını söyledi. Diğer yandan eski takipçilerinin radarından hiç çıkmadığını belirtirken, pandeminin en büyük etkisinin konserlerin yapılamasından ötürü yaşanan zorluk olduğunu vurguladı. Albümün hazırlığı süresinde daha az konser verdiği için albüm çıkışıyla bu açığı kapatmak, dinleyicisiyle daha çok buluşmak istese de bu sefer de pandeminin buna engel olduğunu söyledi. Yine de dinleyicisinin onu yalnız bırakmadığı için hissettiği mutluluğu sık sık dile getiren Can Güngör, ‘Sular Dar’ın çıkmasının hemen ardından yeni şarkılar yazmaya başladığını ve şu sıralar onları toparlamakla uğraştığını belirtti.

    Can Güngör’ün şarkılarındaki sadelik beni her zaman etkilemiştir. Sözlerdeki sade ama vurucu etkiyi tuttururken, beste ve düzenlemede aynı uyumu sağlamasının nasıl olduğunu sordum kendisine. Bu yorumdan ötürü çok mutlu olduğunu belirten sanatçı genelde bir ritüeli olmasa da az ama özle anlatılabilen müziklerin her zaman ilgisini çektiğini de aktardı. Teknik anlamda 20 kanaldan oluşan bir müziğin kimi zaman 100 kanal yapılı bir şarkıdan daha büyük duyulabildiğini söyledi. Yıllar içinde hedefinin daha az ama anlamlı ve etkili katmanlar yaratmak olduğunu belirten Güngör, her sesin bir argüman olduğunu ve bunun hakkını vermek için çalıştığını belirtti. ‘Sular Dar’ albümünde bazı şarkılarda maksimal ve yoğun müzikal çözümlere de girdiğini bunun sebebinin de o dönemde orkestral elementleri müziğine ekleme arzusunun baskın olduğunu söyledi. Bu aralar aynı albümde yer alan ‘Revolte’ şarkısının sadeliğinde müzikler yapabilmeye odaklandığını da bir ipucu olarak fısıldadığını belirtmeliyim.

    Ne zaman ve nasıl ‘tamam bu şarkı bitti!’ diyebildiğini öğrenmek istedim Can Güngör’den. Meğer onun da en zorlandığı durum buymuş, hiç de kolay karar veremiyormuş. Kimi zaman miks, kimi zaman bir akor ya da davul ritminde kaybolup çok uzun süre karar veremediği olabiliyormuş. Böyle anlarda da çözümü yine daha fazla çalışarak kendisi ikna olana kadar devam ediyormuş. Haliyle bu yorucu süreç kişilik olarak detaycılık ve yaptığı işin üzerine titremenin de bir bedeli olduğunu kabul ediyor. Ama bu durumla çok barışık olduğunu, böyle olduğu için bu müzikleri yapabildiğini düşünerek kendisini de rahatlatabildiğini söylüyor.

    Malum yeni bir yıla girdik, neler hayal ediyor bu sene, neler planlıyor diye sordum. İnsanın kendi takviminin, dünyevi takvimlerin üzerine bindiğini düşündüğünü, bir şey zamanı gelince olduğunu belirtti. Kendisinin sürekli yeni bir şeyler bulmaya çalıştığını, kemikleşmek ve katılaşmaktan çok korktuğunu aktardı. Hatta bu yüzden de yapmayacağım ya da yapacağım dediği şeylerin de hep kendisiyle gezdiğini söyledi.  Hayat şartları müsaade ederse yeni yılda daha çok konser yapmak istediğini belirtti. Büyük bir albümü geride bırakmanın rehavetiyle, daha sık ama daha küçük üretimler yapmak istediğinin de altını çizdi. Bu planlar açısından da çok heyecanlı ve hevesli olduğunu vurguladı.

    Bizi bir araya getiren 14 Ocak konseri hakkında nasıl hazırlıkları olduğunu sorarak söyleşimizi noktalamak istedim. Ekipçe bu konser için büyük heyecan yaşadıklarını söyleyen Can Güngör, yeniden hem de yüz yüze dinleyenlere konser yapma fikrinin çok iyi geldiğini söyledi. Uzun bir konser olacağının ipucunu verirken bazı şarkılarda konser için özel düzenlemeler yaptıklarını belirtti. Enerjisi yüksek bir konser olacağını her halinde belli olan Can Güngör’ü bu Cuma Zorlu PSM’de izleyebilirsiniz.

    The Weeknd’in Radyosu : Dawn FM

    The Weeknd 2020 senesinde yayımladığı ‘After Hours’ albümünden sonra nasıl bir albüm yapar diyenlere cevabını sundu. Geçen hafta yayımlanan 5. stüdyo albümü ‘Dawn FM’ The Weeknd’in yaratıcılığının en nefis sunumu olarak karşımızda.

    Kendine yeni albümünde bir radyo kanalı yapan The Weeknd şarkı aralarındaki anonslarda da kapı komşusu Jim Carrey’den destek almış.  ‘Dawn FM’in konseptini arafta olma hali olarak belirten The Weeknd, tünelin sonundaki ışığa yani ölüme ulaşmak gibi bir his verdiğini belirtmiş. ‘After Hours’ albümünden daha da karanlık bir modu olan, bolca 80’lerin diskosuna tanık olacağımız bir güzellik ‘Dawn FM’.  Klipleri için benzer bir yorum yapmak istesem de zorlanıyorum, nedense görsel dünyası beni biraz korkutuyor The Weeknd’in. Yeni albümünden yayımladığı ‘Sacriface’ ve ‘Gasonline’ klipleri kimi anlarda mini korku filmi gibi olduğunu itiraf etmeliyim.

    2022’yi ‘Dawn FM’ ile açmak gerçekten de iyi oldu. The Weeknd bir önceki albümü pandemi dönemine denk geldiği için oldukça mutsuzdu. Albümün pandemide yayımlanmasından daha çok ‘After Hours’a yakışacak bir turne yapamadığı için mutsuz olduğunu her seferinde dile getiren sanatçı bence bu acıyı ‘Dawn FM’ ile sonlandıracak. 2022’de çıkacağı turne programında hem ‘Dawn FM’i hem de ‘After Hours’u performansındaki tüm uçuk şovlarla paylaşacağına eminim.

    The Weeknd’e yeni albümünde deyim yerindeyse bir yapımcı ordusu eşlik etmiş. Max Martin, Calvin Harris, Sweedish House Mafia, OPN sadece bu isimlerden bazıları. Bununla yetinmeyip sanatçıya albümde Tyler, The Creator, Lil Wayne eşlik ederken, efsane Quincy Jones bir anlatımıyla yer alıyor.

    Yıldızlar: Gasoline, Sacrifice, Here We Go…Again, Best Friends, Starry Eyes

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Out Of Time , Is There Someone Else, Less Than Zero

    Kalben’den Yeni Albüm ve Kitap : Eski Dünyanın Yangını

    Ne ilginç tesadüftür ki The Weeknd ‘After Hours’u yayımladığı dönemde yani henüz pandemi yeni yeni hayatımıza girdi derken Kalben de nefis albümü ‘Kalp Hanım’ı yayımlamıştı. 2 sene sonra The Weeknd yeni albümü ‘Dawn FM’i yayımladı, kısa bir süre sonra Kalben de yeni albümü ‘Eski Dünyanın Yangını’nı yayımlayacak. Hatta sadece albüm yayımlamakla kalmıyor bir de aynı isimli romanını çıkartıyor.

    17 Ocak’ta yayımlanacak olan yeni albüm ve kitap aslında Türkiye’de de bir ilki yaşatacak bize.  Kalben’in uzun zamandır ince ince işlediği bu dünyadan ilk şarkısı ‘Kaybolmuş’ geçen hafta bize bu yeni dünyanın kapısını araladı. Sözü ve müziği Kalben’e ait ‘Kaybolmuş’un düzenlemesi Can Güngör’e ait. Şarkının başındaki o buğulu gitarlar Kalben’in vokaliyle birleşince dinleyiciyi kıskıvrak yakalıyor. 5. stüdyo albümü ‘Eski Dünyanın Yangını’ndan ilk duyduğumuz şarkı olan ‘Kaybolmuş’un klibi şarkıyı, Kalben’i, bu nefis düzenlemeyi bir başka boyuta taşıyor. Dilan Bozyel’in yönetmenliğini üstlendiği klip son zamanlarda izlediğim en özel işlerden birisi diyebilirim.

    Şarkılara, albümlere sığmayacak enerjide olan Kalben’in üretim heyecanı dinleyicisi olarak her adımda benim de başımı döndürüyor. Yeni albümünü ve şarkılarını büyük bir sabırsızlıkla beklerken üzerine bir de ilk romanını okuyacak olmanın hissettirdiği merak, mutluluk gerçekten tarifsiz.

    Yazının devamı...