• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Şarkıcı

    15 şarkılık dev albüm şiir ile başlayıp şiir ile kapanıyor. Sony Müzik Türkiye etiketiyle yayımlanan albümün prodüktörlüğü Sıla’ya ait. Albümün yayımlanmasından bir hafta önce ‘şarkıcı’ şiiriyle dinleyiciyi karşılayan Sıla, geçtiğimiz hafta tüm albümü paylaştı. İlk teklinin yayımlanmasından hemen bir sonraki hafta albümün çıkmasından ötürü bir dinleyici olarak inanılmaz mutlu olduğumu belirtmeliyim. 

    ‘Velhasıl’ albümün çıkış şarkısı olarak Bedran Güzel yönetmenliğinde bizi ‘Şarkıcı’ albümüne ısındıran ikinci video klip oldu. ‘Şarkıcı’ albümü Sıla’nın 7. stüdyo albümü, bu albümü dinledikten sonra önceki albümlerini de kısa da olsa ziyaret ettim. Böyle anlarda sanatçının seneler içindeki ilerleyişini, şarkılardaki yarattığı etkiyi, müziğinin farklılaşıp büyümesini çok daha canlı bir şekilde fark ediyorum.   

    Sıla’nın ilk albümünün 2007 yılında çıktığını düşünürsek seneler içinde yayımladığı albümleriyle 15 senelik müzik kariyerinin verdiği tecrübeyle ‘Şarkıcı’yı dinlemek başka bir pencere açtı bende. Bu açıdan bakınca müzikal tarzı açısından oldukça zengin bir albüm var karşımızda. Tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi, albüm dinlemenin keyfini hakkıyla teslim ediyor olması ‘Şarkıcı’ için bir diğer önemli nokta olduğunu düşünüyorum. Teklilerin hakim olduğu günümüz müzik dünyasında Sıla’nın anlattığı hikaye ormanına ‘şarkıcı’ albümüyle dalmak, her şarkıda bir başka detay fark etmenin heyecanı gerçekten de özlediğim duygulardı. 

    Yıldızlar: kalksın uyuyanlar, velhasıl, başgan, arz, sen ağla, yemyeşil, suskun, metelik, öpücük ve kurabiye

    Oscar’ımı Verdim Gitti: sek, ansızın, altango 

    Kat Frankie’den Shiny Things

    Kat Frankie ile yani albümü ‘Shiny Things’in yayımlanmasından kısa bir süre önce bir araya geldik. Pandeminin bitmesinin ardından bu zor dönemi nasıl atlattığıyla başlamak istedim. Kendi izolasyon döneminin çok inişli çıkışlı bir dönem olduğunun altını çizen Kat Frankie, üretim anlamında ona katkı sağladığı için bir anlamda iyi geçirdiğini belirtti. Bazı günler kimseyle hiç konuşmadan sadece müzikle uğraştığı için psikolojik olarak zorlandığını aktaran sanatçı, artık kısıtlamalar ve sokağa çıkma yasakları olmadığı için çok mutlu olduğunu büyük bir sevinçle söyledi. Kat Frankie’nin ne zaman ilk müzikle buluştuğunu sorduğumda çocukken 4-5 yaşlarında şarkı söylediği videolarının olduğunu aktardı. Küçük yaşlarda kendi kendine şarkılar uydurduğunu söyleyen Kat Frankie, bir yanının her zaman müzikle ilgili olduğunu o zamanlardan beri bildiğini belirtti. Aslen tasarımcı olan, üniversitede bu alanda eğitim alan ve sonrasında da iş hayatına atılan sanatçı 2004’te Berlin’e geldikten sonra hayatındaki değişimin başladığını aktardı.

    Kat, Berlin’in sanat bakışının, insanların birlikte üretmeye olan açıklığının kendisine büyük deneyim kazandırdığını belirtirken, Avustralya’ya dönmeden 17 yıl burada kalmasını en iyi bu şekilde özetleyebildiğini belirtti. 

    Kat Frankie şarkı üretiminin temelinde hep bir fikir tohumunun olduğunu söyledi. Bunun bir kişiyle yaptığı bir sohbetten, kendisinin yaşadığı bir olaydan ya da durumdan çıkarak aklına yerleştiğini ve geliştiğini sonunda da müziğe dönüştüğünü aktardı. ‘Shiny Things’, Kat Frankie’nin 5. stüdyo albümü çıkalı daha birkaç hafta oldu. Pandeminin hayatımızdaki yarattığı o zor günlerden sonra nihayet bu albümü yayımladığı için çok mutlu olduğunu belirten sanatçı her yayımladığı albümünün bir öncekinden daha yeni ve gelişmiş bir formda olduğunu da belirtmeden geçmedi. 

    ‘Shiny Things’in yayımlanmasının ardından yeniden konserlere başlayacak olması birçok sanatçı için olduğu gibi kendisi için de çok önemli olduğunu vurguladı. Söz konusu albüm içerik olarak dünyadaki politik değişimi, insanların hayata bakışının değişimine dair kinayeler barındıran, görsel dünyası ve klipleri açısından da barok döneme referanslar veren özel bir çalışma.   

    Albümdeki tüm şarkıların yeri ayrı olsa da, albüme adını veren ve açılış şarkısı ‘Shiny Things’in kendisi için özel bir yeri olduğunu söyleyen Kat Frankie, şarkının duygular arasındaki geçişinin kendini çok mutlu ettiğini belirtti. Senelerdir bu tarz bir akışta şarkı yapmak isteyip, bu albümde bu arzunu gerçekleştirdiği için çok mutlu olduğunun altını çizdi. Pandemi ile iki koca yılı kaybetmenin acısını bundan sonra vereceği konserlerle ve yeni yayımlayacağı albümlerle çıkartacağını söyleyen Kat Frankie, ilk fırsatta konser için yeniden Türkiye’ye de gelmek için sabırsızlandığını söyledi. 

    Soundgarden’a Günler Kaldı! 

    Takvimlerde baharın cirit attığı bugünlerde bunu en güzel ispatlayan etkinliklerden olan Soundgarden zamanı geldi. 28-29 Mayıs’ta Soundgarden Bomontiada’da gerçekleştirilecek. Kendine Has Babylon Soundgarden iki gün boyunca katılımcılarına müzik dolu bir festivalin yanı sıra çeşitli aktiviteler ve özel hazırlanmış menülerle dopdolu bir hafta sonu vaadediyor.

    Kimler var bu sene Soundgarden’da derseniz: Hollandalı elektronik ikilisi Weval, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Gaye Su Akyol, Hey! Douglas, rap sahnesinin önemli prodüktörleri Artz ve Bugy, enerjisiyle her performasında izleyicisini yerinde oturtmayan Sattas, Dilan Balkay, Mert Demir, roots reggae ortak temelinde kurulan İstanbul çıkışlı grup Bosphoroots, Geeva Flava, Simba Roots Sound System, Balkan Marching Band müzikseverlerle buluşacak.

     Ayrıca Babylon, Populist ve avluda yer alan DJ setlerde ise Kaan Düzarat, Hünkar, Garan Garan, Volkan Judocu, Bantmag DJ’leri, Discolog, Murat Beşer & Levent Şen, Ras Memo & Da Frogg ve kiwi keyifli set’leriyle festival ruhunu gün boyu sürdürecek.

    İstanbul Unlocked!

     1-2 Temmuz tarihlerinde Mecidiyeköy Eski Likör Fabrikası’nda Red Bull İstanbul Unlocked ile İstanbul çok özel bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. Festival tadında hazırlanan bu özel 2 günde popular ve sevilen sanatçıların performanslarının yanı sıra İstanbul’un popüler mekanları tek çatı altında bir araya gelerek katılımcılarına müzik ve eğlenceyi bir araya getirdiği bir kutlama yaşatacak.

    Aralarında Alex Macris, Katrina Lil, DJ Tarkan, Polly Grail & Diana Swann, Barış Demir, Buğra Sancaktar, Jamie S, Ege Çubukçu, Marc Gonen, Kerem Akdağ gibi isimlerin de bulunduğu 60’tan fazla DJ’in Klein, Sumahan, Kastel, Wu Bomonti, Kulp, Beyond, Joker No:19, 360 İstanbul, Fırın gibi İstanbul’un en keyifli mekanlarının sahnelerinde olacağı Red Bull İstanbul Unlocked ile katılımcılar müzik ve dansın keyfine varacak. Ayrıca mekanlardan bağımsız olarak oluşturulan ve performansların aralıksız devam edeceği Red Bull Hub’da da BEDÜK, The Pirouettes, Kaan Düzarat, Berk Büyükakın, Erez Öztürk, H.O.S.H., Santi & Tuğçe, Avangart Tabldot, Levent Alp & Lalonjoje ve Q-Bra gibi isimler sahne alacak.

    Yazının devamı...

    Umudun Arka Yüzü

    Geçtiğimiz sene All Access Youtube söyleşisi yaptığımızda bu albüm için pandemi döneminde birçok gün ve gecesini stüdyoda geçirdiğini belirten sanatçı, o günden bu yana yayımladığı tekliler ve klipleriyle adım adım ‘Umudun Arka Yüzü’ne bizleri hazırlamıştı.  

    7 şarkılık ‘Umudun Arka Yüzü’nün tanıtım şarkısı albümün ilk şarkısı olan ‘Mortingen Şıtraze’ oldu. Yakın dönemde tekliler olarak çıkarttığı ‘Yine’, ‘Dünya’, ‘Ateş’, ‘Kanarya’ albümde yer alırken kapanış şarkısı Can Baydar’ın ilk solo çalışması olan ‘Ömür Dedikleri’nin akustik versiyonu olmuş.

    İlk solo albüme adını veren ‘Umudun Arka Yüzü’ albümün incisi olarak ilk duyduğumdan beri sürekli tekrar şekilde dinliyorum. Tüm şarkıların söz ve müziği Can Baydar’a aitken, şarkıların düzenlemesinde Can Baydar’a Cem Şahin, Efe Demiral ve Harun Tekin eşlik etmiş. Mix ve mastering ise Erim ve Evrim Arkman ellerinden çıkarak bize ulaşıyor.

    Bu albümün Can Baydar için öneminin büyük olduğunu düşünüyorum. Gece grubuyla yaptığı çalışmalardan sonra solo olarak yola devam etmesi ve bu yolun ilk büyük ürününü şimdi yayımlaması kendisi için bir başka dönüm noktası olarak görüyorum. ‘Umudun Arka Yüzü’ özellikle de pandemi dönemiyle birlikte geçirdiğimiz zor günlerin sonrasında yeniliklere,  aydınlığa doğru bir adım olduğunu hissediyorum ve diliyorum.

    28 Mayıs’ta İnönü Stadyumuna Hazır Mıyız?

    Duymayan, bilmeyen hatta dinlemeyen kalmamıştır diye düşünüyorum, mor ve ötesi birkaç ay önce 8. stüdyo albümleri ‘Sirenler’i yayımlamıştı. Bu nefis albümü bir konserle taçlandırarak canlı izlemek için gerçekten sabırsızlanıyordum. Dilekler gerçek oldu, mor ve ötesi bir stadyum konseriyle bize unutulmaz bir gece yaşatmaya hazırlanıyor.  28 Mayıs’ta İnönü Stadyumu’nda gerçekleşecek olan mor ve ötesi konseri özellikle de pandemi sonrası müthiş bir buluşma olacak.

    Madonna, Metallica ve Michael Jackson gibi efsane isimlerin de konserlerine ev sahipliği yapan İnönü Stadyumu şimdi mor ve ötesi için çok özel bir konsere şahitlik edecek. Stadyum yıkılıp yeniden yapılmadan önce en son Rihanna konserinde bu büyülü atmosferi yaşama şansına sahip olmuştum. O kalabalığın verdiği enerjiyle konser bir başka güzel olduğunu bildiğim için mor ve ötesi’nin performansını hayal ettikçe çok heyecanlanıyorum. 2 haftadan kısa bir sürenin kaldığı bu özel performans için ajandalarınızda yer açın!

    Yeni Çıkış

    Neslihan Engin- Kimya

    Neslihan Engin’in yeni şarkısı ‘Kimya’ yayımlandı. Sanatçı 2020 yılında yayımladı ‘Yollarında’ ve 2021’de yayımladığı ‘Olaysız Dağılalım’ teklileriyle yepyeni bir döneme adım attığının sinyallerini vermişti. Bu yoldan devam eden Neslihan Engin ‘Yollarında’ şarkısında birlikte çalıştığı Efeflow ile ‘Kimya’ şarkısında yeniden buluşmuş.

    Söz ve bestesi Neslihan Engin’e ait şarkının düzenlemesi Efeflow’a ait. ‘Kimya’ R&B ve hip hop temellerinde olan yepyeni ve baharın habercisi nefis bir şarkı olmuş. Şarkıda Neslihan Engin yalnızlık temasını ön plana çıkartırken, günümüz ilişkilerindeki duygusal karmaşa, başkalarına yabancılaşma durumlarını anlatıyor.

    Türkiye Finali 15 Mayıs’ta Antalya’yı Sallayacak

    Breaking dünyasının nefes kesen kapışması Red Bull BC One en iyi B-Boy ve B-Girl'leri arıyor. Türkiye’nin her noktasından yeteneğine güvenen katılımcılar için Red Bull BC One’ın finali bu yıl 15 Mayıs’ta Antalya’da Olbia Meydanı’nda gerçekleştirilecek. 14 Mayıs’ta ön elemeler ve atölyelerle başlayacak yarışma; 15 Mayıs’ta final karşılaşmalarıyla devam edecek.

    Türkiye finalini kazanan B-Boy ve B-Girl’ler ise 12 Kasım tarihinde New York’ta gerçekleşecek dünya finalinde ülkemizi temsil edecek. Geçen yılın dünya finalini Polonya’nın Gdansk şehrinde izleme şansına sahip olduğumdan beri özellikle Breaking dünyasına bir adım daha yakın olmaya özen gösteriyorum. Enerjisi, mücadelesi daha önce hiçbir yerde görmediğim bu özel etkinliğin bu seneki finalini ve daha sonrasında da dünya finalinin nefes kesen havasını yine sizlere aktarmaya devam edeceğim.

    Yazının devamı...

    Paralel Evrende Dünya Tarihi

    7 şarkılık ‘Paralel Evrende Dünya Tarihi’ Nova’nın deyimiyle dinleyicisini her şarkıda başka bir tarihi döneme ve coğrafyaya ışınlıyor. Nova Norda’yı bugüne kadar merakla ve heyecanla takip eden tüm dinleyicilerinin uzun zamandır sayıkladığı albüm artık bizlerle. Albümden ilk yayımlanan tekli ‘Zorba’nın ardından çok da beklemeden ikinci tekli ‘Peşindeyim Kendimin’ yayımlanmıştı. Özellikle ikinci tekli ‘Peşindeyim Kendimin’ Nova Norda’nın albümdeki onu en çok motive eden şarkılardan biri olduğunun altını çizdiğini belirtmem gerekiyor.

    Nova Norda’nın bu zamana kadar bağımsız bir şekilde üretimlerini sürdürmesi bence başlı başına büyük bir olay. Üzerine bir de ilk albümünü de bağımsız bir şekilde yayımlaması kesinlikle ayrıca bir takdiri hak ediyor.

    Paralel Evrende Dünya Tarihi’nin prodüktör koltuğunda Tuna Erlat oturuyor. Şarkıların mix’ini de Tuna Erlat yapmış, kayıt Kaan Arslan, mastering ise Erim Arkman imzasıyla bize ulaşıyor. Nova Norda böylesine zor bir süreci işini çok iyi yapan harika bir ekiple birlikte hazırlamış. Albümün ilk video klibi ‘Zorba’nın yönetmenliğini Ali&İpek üstlenirken, albümdeki diğer şarkılar için nefis animasyon videolar hazırlanmış. ‘Peşindeyim Kendimin’ videosundaki illüstrasyon Dünya Atay’a, ‘Bela’ videosundaki illüstrasyon Ozan Atalay’a, ‘Yüreğim Ellerinde’ videosundaki illüstrasyon Eylül Deniz Ergun’a, ‘Pelin’ videosundaki illüstrasyon Hande Koçhan’a, ‘Sarhoşsun Dünya’ videosundaki illüstrasyon ise Sim Onay’a aitken tüm bu videoların animasyonunu ise Maya Kurdoğlu üstlenmiş. Albümün müzikal zenginliği ve renkliliği bir yana özellikle videolardaki bu ince işçilik ve detaylar beni inanılmaz etkiledi. Büyük bir sabırsızlıkla konserleri bekliyorum!

    Yıldızlar: Peşindeyim Kendimin, Yüreğim Ellerinde, Zorba

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Pelin, Sarhoşsun Dünya

    Kings Of Convenience Geliyor!

    30 Eylül ve 1 Ekim olmak üzere iki akşam üst üste Kings Of Convenience İstanbul’a geliyor!

    Zorlu PSM’nin 10. yılı kapsamında Norveçli ikili Erlend Oye ve Eirik Glambek Boe iki konser ile İstanbul’da sonbaharı daha da anlamlı bir hale getirecekler. Daha önceki İstanbul performanslarını izleyen biri olarak Kings Of Convenience’ı yeniden canlı izleyebilecek olmak her seferinde bir mutluk sebebi olduğunu belirtmeliyim. Eğer öncekilerde bu performansları kaçırdıysanız, mutlaka bu sefer planlarınızı ayarların bu konseri kaçırmayın derim.

    İkili geçtiğimiz yıl tam 12 sene sonra yayımladıkları yeni albümleri ‘Peace or Love’ ile sevenlerini mest ederken yeni albümün turnesi kapsamında Avrupa’daki verdikleri konserlerini görünce bir umut acaba buralara da tekrar gelirler mi diye iç geçirmiştim. Pandemiyle geçen 2 seneden sonra Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde Kings Of Convenience’ı izlemek ve hatta bu konseri şimdiden beklemek beni gerçekten heyecanlandırıyor.

    Dünya Finali New York’ta!

    Geçtiğimiz yıl Red Bull BC One dünya finalini Polonya’nın Gdanks şehrinde izleme şansım olmuştu. Breaking dünyasının en iyileri finallerde birbiriyle yarışırken, biz izleyiciler resmen nefesimizi tutarak kim ne yapacak, finali kim kazacak diyerek 2 saat geçirmiştik. Bu heyecan bu sene de kaldığı yerden devam ediyor.

    1970’li yılların başında ABD’de başlayarak kısa zamanda tüm dünya gençliğini etkisi altına alan ve son yıllarda hem bir dans, hem de bir spor dalı olarak öne çıkan breaking, Uluslararası Olimpiyat Komitesinin onayıyla, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nda yeni bir kategori olarak yerini almaya hazırlanıyor.

    Breaking dünyasının nefes kesen kapışması Red Bull BC One Türkiye Finali, 15 Mayıs’ta Antalya’da gerçekleşecek. Bu zamana kadar en iyilerin yarıştığı Red Bull BC One da Türkiye’nin en iyi B-Boy ve B-Girl'lerini belirlemek için geri dönüyor. Türkiye ayağı bu sene 15 Mayıs tarihinde Antalya’da gerçekleşecek olan etkinliğin başvuruları geçtiğimiz günlerde başladı. Red Bull BC One’ın Türkiye finalini kazanan B-Boy ve B-Girl, 12 Kasım tarihinde New York’ta gerçekleşecek dünya finalinde ülkemizi temsil edecek.

    Yazının devamı...

    Dance Fever’a Geri Sayım!

    Yeni albümün şarkılarını pandeminin yarattığı izolasyon döneminde kaleme alan sanatçı, New York’ta Jack Antonoff ile birlikte kaydetmiş. Glass Animals’ın solisti Dave Bayley’in de büyük rol oynadığı yeni albümün sırasıyla yayımlanan teklileri; ‘King’, ‘Heaven Is Here’, ‘My Love’dan sonra dün de ‘Free’ dinleyicisiyle buluştu.

    ‘Free’ sanatçının özellikle de pandemi döneminde kendisini yoğun bir şekilde etkisine alan kaygıyla mücadele durumunu anlatıyor. Florence’in rock coşkusunu en yoğun vurguladığı ‘Dog Days Are Over’, ‘Shake It Out’ a kardeş gibi duran ‘Free’ yeni albüm ‘Dance Fever’ın gerçek anlamdaki dans ateşini başlatıyor. 

    Yeni teklinin video klibinde Florence’e ünlü İngiliz oyuncu Bill Nighy de eşlik ediyor. Klipte Bill Nighy sanatçının kaygısını canlandırırken, Florence kendisini oynamış. Pandemi sonrası yeniden bir albümle ve turne ile sevenleriyle buluşacak olmasının kendisi için ne kadar önemli olduğunu dile getiren sanatçı, özellikle geçirdiğimiz zor 2 sene sonrasında yeniden sahne alacak olduğu için haliyle mutluluğunu her fırsat bulduğu söyleşide anlatıyor. Keşke bir sürpriz olsa da ‘Dance Fever’ ile Florence + The Machine İstanbul’a da uğrasa!

    George Michael Belgeseli

    George Michael’ın hayatını ve kariyerini anlatan belgesel George Michael: Freedom Uncut 22 Haziran’da özel bir gösterimle vizyona giriyor.

    Sanatçının ‘son çalışması’ olarak lanse edilen bu belgeselde David Austin ile birlikte filmin yardımcı yönetmeni olarak künyede yer alıyor. 2016’daki vefatından önce filmin yapımında yoğun bir şekilde yer alan George Michael, bu belgesel ile müzik kariyerine ve özel hayatına yeni ve farklı bir bakış kazandıracağı konuşuluyor.

    ‘Freedom Uncut’, sanatçının 1987 yılında solo çıkışı Faith'in piyasaya sürülmesinin ardından hayatının ve kariyerinin çalkantılı ama yaratıcı bir şekilde verimli dönemini anlatırken, devamında 1990'daki Without Prejudice, Vol. 1 albümüyle yaşadığı dönemine de ışık tutacakmış. Ayrıca söz konusu belgesel, sanatçının müzik kariyerinin yanı sıra, Anselmo Feleppa ile olan ilişkisini ve onu çok etkileyen annesinin ölümüne dair bölümler de içeriyormuş.

    Gazapistan

    Can Bonomo’nun yeni şarkısı ‘Gazapistan’a bayıldım. Sözü ve müziği Can Bonomo’ya ait olan düzenlemesi Can Saban imzalı şarkının kayıtları Ali Rıza Şahenk’in stüdyosunda tamamlanmış. Şarkının kapak tasarımı yine Can Bonomo imzasıyla bize ulaşıyor.

    Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan ‘Gazapistan’ın video klibinde sanatçıya ekip arkadaşları ve aile dostları eşlik etmiş. Videoda Can Bonomo’ya eşlik eden ailesi olarak tanımladığı, 20’li yaşlarından bu yana, sanata adım attığı ilk günden beri onunla birlikte büyüyen ve ona destek olan dostlarının videoya ve dolayısıyla şarkıya ayrı bir canlılık ve içtenlik katmış.

    ‘Gazapistan’ın yönetmenliğini sanatçının daha önceki klip çalışmalarında da birlikte çalıştığı müzisyen arkadaşı Can Saban üstlenirken, görüntü yönetmenliğini Murat Tuncel yapmış. 

    Can Şengün ile Sıkı Fıkı

    Önceki akşam Zorlu PSM Touche’de Can Şengün’ün programını izleme şansım oldu. Önceki bölümlerinde Cem Yılmaz, Kenan Doğulu gibi isimleri konuk eden Can Şengün bu ayki sahnesinde Fuat Güner’i konuk almıştı.

    ‘Bir Beatles Akşamı’ programında Fuat Güner hem kendi müziğe adım attığı o ilk günleri anlattı, hem de Beatles’ın ona bu yoldaki katkılarını şarkılar ve onların anılarıyla aktardı. İzzet Öz’ün de izleyiciler arasında olduğu bu özel gecede konu ara ara elbette MFÖ’ye ve grubun senelerdir şarkılarıyla Türk halkının hafızasına işlemesine de geldi. Gecenin performansları bir yana Fuat Güner’in anılarını anlatması benim için bu geceyi daha da unutulmaz kıldı.  

    Can Şengün ve grubunun Fuat Güner ile birlikte birbirinden özel Beatles şarkılarını seslendirdiği bu özel gecede sürpriz birkaç konuk daha sahneye çıktı. Pamela, Özge Fışkın, Duygu Soylu ve Işık Şimşek  seslendirdikleri birer şarkı ile geceye renk katarken, programın sonunda tüm kadro MFÖ klasiği ‘Ele Güne Karşı’ ile nefis bir kapanış yaptılar.

     

     

    Yazının devamı...

    Mabel Matiz’in Yeni İncisi: Kavşaklar

    Sözü ve müziği Mabel Matiz’e ait olan yeni şarkının düzenlemesini Alaca üstlenmiş. Şarkının geçen haftaki lansman partisinde Alaca yani Ata Bornova ve Mehmet Mutlu ile çalışmaktan ötürü mutluluğunu dile getiren Mabel Matiz, dinleyicisine yine yepyeni bir ses ve tarz evreninden sesleniyor. Pose Records etiketiyle yayımlanan şarkının kapak çalışmasında ‘Hanfendi’ teklisinde olduğu gibi yine Şilili sanatçı Maria Jesus Contreas imzası yer alıyor.

    ‘Kavşaklar’ın video klip çalışması çekildiği mekân sebebiyle benim için ayrı bir anlam ifade ediyor. Eski Asmalı Mescit Babylon’un şimdilerde yeni adıyla Blind’da çekilen ‘Kavşaklar’ın video klibi daha önceleri bu mekânda onlarca anısı olanlara, izlediği ve unutamadığı konserlerin ev sahibi olmasından sebeple daha da özel hissettiriyor. Cenan Çelik’in yönetmenliğini üstlendiği, sanat yönetmenliğini ve styling’ini Anıl Can’ın yaptığı klipte Mabel özellikle giydiği nefis kıyafetlerle ışıl ışıl parlıyor.

    Mabel Matiz’in yepyeni tarzlarda şarkılar üretmeye devam etmesi, müziğini yenileyerek hem de hiç tekrara düşmeden her zamanki kendine has hikâye anlatımını sürdürmesi, beni her yeni yayımladığı şarkısında yeniden büyülüyor.

    Şimdiye dek yayımladığı albümleri bir yana  özellikle Maya’dan sonra Mabel’in hikayesini anlatma biçimi çok daha modern ve özel bir yoldan devam ediyor. Son 1.5 senedir yayımladığı yeni şarkılarında kendi akımını yeniden yaratan sanatçı, sözleriyle hem kendi tarihini yeniden yazıyor hem de müziğiyle Türk pop müziğinde kendine ait çok özel bir yer inşa ediyor. Sanatçının henüz pişmekte olan yeni albümü, şimdiye kadar yayımladığı teklilere bakınca sunacağı yeni dünyasıyla bizleri yine çok şaşırtacağa benziyor.

    Gökhan Türkmen – Mahşer

    Gökhan Türkmen geçtiğimiz hafta nefis yeni şarkısı ‘Mahşer’i yayımladı. Sözleri müzisyen ve oyuncu Mert Carim’e, bestesi Gökhan Türkmen’e ve düzenlemesi Alper Anık’a ait şarkı duygusal açıdan sizi tek dinlemede kendi kontrolüne alıveriyor. 

    2021’de yayımladığı ‘7’ albümündeki dans dolu, funk dünyasından sonra Gökhan Türkmen şimdi bizi ustası olduğu duygusal, melankoli denizinde yüzdürüyor. Duygu yoğunluğu oldukça yüksek, aralarda arabesk ezgileri duyabildiğiniz, nostaljik dokunuşların yer aldığı ‘Mahşer’ sanatçının şarkıları arasında çok özel bir yere sahip olacağını düşünüyorum. Şarkının introsunu kaç kere dinlediğimi bilmiyorum ama gerçekten de bayıldığımı söylemeliyim.

    Mahşer’in klibi Address Hotel’de 20 kişilik bir ekiple çekilmiş. Görüntü yönetmenliğinde Varol Şahin imzası yer alırken, klibin yönetmenliğini sanatçının birçok projesinde birlikte çalıştığı Murat Joker üstlenmiş. Klipte Gökhan Türkmen’e oyuncu Naz Çağla Irmak eşlik ediyor.

    Salon Sessions: Barış Demirel, Echo, Tomer Katz

    Geçtiğimiz hafta sonu Salon İKSV’de çok özel bir konsere davetliydim. Barış Demirel, Echo ve Tomer Katz ‘Salon Sessions’ gecesinde muhteşem bir performans sergilediler. Üçlü geçtiğimiz hafta boyunca her gün Salon’u stüdyo olarak kullanarak yeni şarkılar üretip, cumartesi günkü konsere hazırlanmışlardı. Konserdeki enerji o kadar yüksekti ki, Salon’u dolduran kalabalık bir dakika olsun yerinde durmadan şarkılarda dans etti. Barış’ın Salon’un sahnesine çıktığı ilk dakikadan yaydığı sempatik enerjisi, Echo’nun ve Tomer’in nefis uyumu, üçlünün birlikte ahengi gerçekten de kaçırılmaması gereken bir konser yaşattı. Gece boyunca yaklaşık 20 şarkı seslendiren üçlü ayrıca birlikte ürettikleri ve yakında EP olarak yayımlayacakları yeni şarkılarını da ilk defa seslendirdiler.

    Yeni Çıkış

    Oğulçet – Gölgeler

    Oğulcan Çetin İzmirli genç bir müzisyen, şarkıcı. Yayımladığı 3 albüm ve birçok teklisiyle Oğulçet’in dünyasına girip biraz zaman geçirmek onu çok daha yakından tanımanıza imkân veriyor. Önceki hafta ‘Avrupa Müzik’ etiketiyle yayımladığı ‘Gölgeler’ Türkçe dark soul tarzda, dinleyicisini özel bir atmosfere ışınlayan bir şarkı olmuş. Gölgeler’in sözü, müziği ve düzenlemesi Oğulçet’e ait. Sanatçının üçlemenin son halkası olarak açıkladığı ‘Gölgeler’ hayatını karıştırarak, istediği gibi yön vermeye çalışıp sonra da uzaktan kendisini izlerken dinlediği bir şarkı olarak vurguluyor.

    Aydilge – Kendimi Kırdım Ben

    Aydilge’den yine kendisine has özel bir şarkı geldi. ‘Kendimi Kırdım Ben’in sözü ve müziği Aydilge’ye, düzenlemesi, mix ve mastering’i Dorukhan Yalnız’a ait. Rock temasıyla, elektronik ve doğu motiflerinin harmanlandığı yeni şarkıda Aydilge dünyanın geldiği durumu konu ediyor. Savaşlar, ekonomik sıkıntılar, sosyal medyanın yarattığı zorbalıklar gibi pek çok meselenin insanlara yaşattığı hayal kırıklığını ve parçalanmışlığı şarkısında dile getiriyor.

    ‘Kendimi Kırdım Ben’in klibinde Cihan Nacar’ın tasarladığı özel kostümleri giyen Aydilge, klibin senaryosunu da kendisi kaleme almış. Mustafa Özen’in yönetmenliğinde çekilen klipte, sanatçı fenomenlerin sanal dünyasına ve insanların ekran bağımlılığına dikkat çekiyor.

    Dilhan Şeşen – Olta

    Bu satırları okuyan herkes elindeki işi bırakıp hemen Dilhan Şeşen’in yeni şarkısı ‘Olta’yı açsın lütfen. Şarkının düzenlemesine tek kelimeyle hayran kaldım. Sözü ve müziği Dilhan Şeşen’e ait olan şarkının düzenlemesi Kaan Ceylani ve Emir Rauf Ülkü’nün ellerinden çıkmış. Miks ve ses tasarımı Barış Ergün’e, mastering’i ise Marcin Bocinski imzasıyla bize ulaşıyor. Şarkının tek planda çekilmiş, duygusunu harika şekilde anlatan lyric videosu ise Lilacnoia’ya ait.

    Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanan ‘Olta’nın demosunu akustik gitarla yapan Dilhan Şeşen, çalışmasını Kaan Ceylani ile paylaştıktan sonra şarkı kendi evriminde ilerleyeme başlamış. Miks ve mastering aşamalarındaki teknik ve estetik kararlar şarkının gelişimini yepyeni bir forma kavuşturmuş. Hem Dilhan Şeşen’i hem de bu prodüksiyonda emeği geçen herkesi böylesine özel ve yenilikçi bir bakışla bir şarkı ortaya çıkarttıkları için tebrik etmek gerek.

    Anıl Durmuş – Giden Herkesin Yerine

    Anıl Durmuş’un sesine, yorumuna bayılıyorum. ‘Kafayı Yaktım’ yayımlandığı dönemde kendisiyle All Access Youtube çekimi yapmıştık. Şarkılarına kattığı ruhu ve duyguyu bu söyleşide çok daha yakından tanıma şansına sahip olmuştum. Sanatçı şimdi yepyeni bir şarkı ile karşımızda. ‘Giden Herkesin Yerine’ Universal Müzik Türkiye etiketiyle geçtiğimiz hafta yayımlandı. Sözü ve müziği Tarık Tırıl’a ait şarkının düzenlemesinde yine Mert Demir’i görüyoruz. ‘Kafayı Yaktım’ın ardından gelen yine alaturka havasının hâkim olduğu yeni şarkıda kitlendiğim yer yine Anıl’ın güçlü ve etkileyici vokali. Şarkının video klibinin yönetmen koltuğunda ‘Kafayı Yaktım’da olduğu gibi Barış Fert’i görüyoruz. Bence ‘Kafayı Yaktım’ ve Giden Herkesin Yerine’ hemen ardından bir şarkı da istiyor ve üçlemeyle tamamlanmayı hakkediyor.

    Yazının devamı...

    Placebo Geri Döndü!

    ‘Never Let Me Go’ albümü ile birlikte grup artık 2 kişi olarak yoluna devam ediyor. 2015 senesinde grubun bateristi olan Steve Forest gruptan ayrılmıştı. Brian Molko ve Stefan Olsdal olarak Placebo belki az kişi olsalar da daha öz olacaklar diye düşünüyorum. Böyle düşünmemin ardında şu sıralar dinlemekten kendimi alamadığım yeni albümleri var. Çünkü grup yeni şarkılarında tıpkı önceden de olduğu gibi hiçbir konuda lafını esirgemiyor. Teknolojiye, doğanın yok olmasına, tüketime, sosyal medyaya dair düşüncelerini ‘Never Let Me Go’da filtresiz bir şekilde dile getiren Placebo aslında ilk günden bu yana popülerlik kaygısına dair en ufak bir değişim geçirmeden ilerliyorlar. ‘İnsanlar sosyal medyada kendilerini ve hayatlarını paylaşıyorlar diye benim de hayatımı tüm dünya ile paylaşma zorunluluğum olduğunu düşünmüyorum’ diye belirten Molko bu durumu kendisi için oldukça net bir şekilde özetlemiş.

    ‘Never Let Me Go’ yaratıcılık süreci açısından herhangi bir kontrol ya da kısıtlamaya girmeden yapılan bir albüm olması sebebiyle hayranları tarafından ‘Without You I’m Nothing’ albümüyle eş değer bir seviyede değerlendiriliyor. Yeni şarkıları parça parça kaydetmek ve birleştirmek yerine tüm kayıtları aynı stüdyoda yapan Placebo, özellikle kayıt anlamında önceki çalışmalarına kıyasla alışılmışın dışında bir çalışma modeliyle ilerlemişler.

    Brian Molko’nun yeni albümdeki şarkı sözlerinde kariyerinin en özel işlerine imza attığını düşünüyorum. Sanatçı yeni şarkılarda tüm insanlığa dair durum ve sorunlara dikkat çekerken, özellikle hayvanların özgürlüklerine dair vurgusu beni çok etkiledi. 

    Hayattaki büyük soruların cevaplarını ararken aslında müzik bize bu yolda bir yol gösterici. Ya da diğer bir deyişle hayatın anlamını müzik ve sanat ile daha farklı pencerelerden görebiliyoruz. Ben bunu biraz da senelerdir takip ettiğimiz sanatçı ve grupların yardımıyla yaptığımızı düşünenlerdenim. Placebo da bu gruplardan birisi benim için. Nerdeyse 27 senedir müzikleriyle bize büyük bir hediye veren Placebo yeni albümüyle hala burada olduklarını çok net bir şekilde gösteriyorlar. Bu yaz Temmuz’da Zorlu PSM’deki konserlerini özellikle de böylesine nefis bir albüm sonrası büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum.

    Yıldızlar: Beautiful James, Happy Birthday In The Sky, Try Better Next Time, Sad White Reggae

    Oscar’ımı Verdim Gitti: The Prodigal, Twin Demons, Went Missing, Fix Yourself

    Güneş – Atlantis

    Güneş ile bundan 2 ay önce Youtube kanalım All Access’te nefis bir söyleşi yapmıştık. O zaman albümü üzerinde çalıştığını ve büyük bir heyecan yaşadığını detaylarıyla paylaşmıştı. O beklenen zaman geldi ve ‘Atlantis’in ilk bölümü önceki hafta yayımlandı.

    ‘Su Altı’ ve ‘Kara’ temasıyla albümünü hazırlayan Güneş, 13 şarkılık albümün ilk kısmı olan ‘Su Altı’ bölümüyle karşımızda. Berkin Laleli (LLL Beats), Spake, Volga Tamöz, Onur Örmen ve Kleo imzalı şarkılarda Güneş yine içe işleyen vokaliyle farkını gösteriyor.

    Albümün ilk yayımlanan video klibi ‘Suçlarımdan Biri’ne geldi. Melih Kun’un yönetmenliğini üstlendiği klip şarkıyı soluksuz izlenir bir filme çevirmiş. Atlantis ilk bölümüyle bizi Güneş’in enerjisine adapte ediyor ve sırada gelecek olan ikinci bölüme hazırlıyor diye düşünüyorum. Geçen hafta muhteşem geçtiğini duyduğum Zorlu PSM konserini kaçırsam da ilk fırsatta Güneş’i canlı izlemek için gözüm konser takviminde olacak.

    Aslı Özer-Hayatın İzleri

    Aslı Özer ile birkaç hafta önce bir araya gelip konuşmuştuk. Son yayımladığı ‘Hayatın İzleri’ üzerine konuşmak istedik ama tabi bu müzik aşkı nerden geliyor önce onu sormadan edemedim. Çocukluğu müzikle iç içe geçen Aslı Özer, 6 yaşından beri piyano çalan bir müzisyen. Üniversite yıllarına kadar müzikten kopmayıp, profesyonel hayata adım atsa da müzik yapmaya devam etmiş.

    Cazzip Project’i ekip arkadaşlarıyla kurup 2018’de ‘Stories’ albümünü yayımlamışlar. Bu albüm o kadar ilgi görmüş ki ardından da 2 single daha yayımlayarak Cazzip Project dinleyicisiyle doğru bir akışta buluşmaya devam etmiş. Derken günler saatler takvimler bizi pandemi dönemine getiriyor. Pandemi zamanını üretim anlamında dolu dolu geçiren Aslı Özer, evinde müzik çalışmalarına devam ediyor ve solo projesi için nerdeyse bir albüme yetecek kadar şarkı yapıyor. 

    Müziğe olan tutkusunu anlatırken gözlerinin içi gülen Aslı Özer şimdilerde pandemide hazırladığı şarkılarını dinleyicisiyle buluşturmaya başlıyor. ‘Hayatın İzleri’ elektronik ve caz füzyon sularında gezen özel bir şarkı. Söz, müzik ve düzenlemesini Aslı Özer’e ait ‘Hayatın İzleri’nin akustik versiyon mix’i Berk Kula’ya mastering’i ise Ahmet Gökhan Coşkun imzası taşıyor. Şarkının çıkış amacının insanların kendileri olmasıyla ilgili olduğunun altını çizen Aslı Özer, 10-12 sene kadar iş hayatında emek verip daha sonra müzik yapma arzusu ağır bastığı için işinden ayrılıp tüm odağının artık müzik olmasının ona verdiği huzuru ve mutluluğu da anlatıyor.

    Müziği duygularını ifade etme biçimi olarak yorumlayan Aslı Özer, genelde kendi yaşanmışlıklarını yazsa da kimi zaman hayatın içinde diğer olaylardan da etkilenerek şarkılar yazdığını da belirtti. Kendi müziğini de projelerini de sadece Türkiye sınırlarında değil dünyaya da açmak için çaba sarf ettiğini belirten Aslı Özer’den devamında nasıl çalışmalar geleceğini büyük merakla bekliyorum.

    İstanbul Gece Hayatı En Büyük Kutlamasına Hazırlanıyor!

    Paris, Amsterdam, Melbourne gibi dünyanın en önemli 20 eğlence başkentinde gerçekleştirilen global etkinlik serisi Red Bull Unlocked bu yaz İstanbul’da en büyük kutlamasına hazırlanıyor. 1-2 Temmuz tarihlerinde Mecidiyeköy Eski Likör Fabrikası’nda gerçekleştirilecek olan Red Bull İstanbul Unlocked katılımcılarına bugüne kadar yaşamadıkları çok özel bir deneyimi vadediyor.

    Beni bu programda en çok mutlu eden durum tüm etkinliğin aynı mekânda düzenlenecek olması. Tek çatı altında en iyi mekanlar, performanslar ve tatları katılımcılara deneyimleme imkânı verecek olan festival tadındaki bu özel etkinlikte yerli ve yabancı sanatçıların yanı sıra özel şovlar ve aktiviteler de yer alacakmış. Etkinliğin Amsterdam ayağının görüntülerini gördüm ve heyecanım daha da katlandığını söylemeliyim. İstanbul programının detaylarını dört gözle bekliyorum!.

    Yazının devamı...

    Charli XCX’in Yeniden Pop Keşfi

    Dans odağında, pop müziğine 80’ler ve 90’ler çerçevesinden kendine has bir bakışla hazırlanmış nefis bir albüm var karşımızda. ‘Crash’ın ilk habercisi tekli ‘Good Ones’ geçtiğimiz yıl Eylül ayında, ‘New Shapes’ teklisi yine geçtiğimiz yıl Kasım ayında, ‘Beg For You’ bu sene Ocak ayında ve ‘Baby’ ise Mart ayının başında yayımlanmıştı. Yeni albümde Christine And The Queens, Caroline Polachek ve Rina Sawayama düet yapan Charli XCX, prodüktör koltuğunda Oscar Holter, Digital Farm Animals, Ian Kirkpatrick, Justin Raisen, Jon Shave, Mike Wise gibi zengin bir kadroyla şarkılarını hazırlanmış.

    Geçtiğimiz sene kaybettiği yakın arkadaşı SOPHIE’nin acısını ve yokluğunu bu albümün her aşamasında hissettiğini belirten Charli XCX, SOPHIE’nin kendisini şampiyon gibi hissettiren çok özel bir ruh olduğunu yeni albümü için yaptığı her söyleşide belirtmiş. Bu albüm için yaptığı şarkıları kendisine dinletemese de, özellikle üretim sürecinde kulağında, aklında her an Sophie’nin sesini duyarak şarkıları hazırladığını söylemiş. Charli XCX ‘Crash’ ile belki de kendi pop janrasını bir anlamda yeniden keşfediyor diyebilirim. Temelinde her ne kadar 80’ler ve 90’lar dans müziği olsa da ‘Crash’i baştan sonra dinlediğinizde sonunda size kalan tortuyla Charli XCX’in yarattğı bu özel tılsımı net bir şekilde hissediyorsunuz.

    Yıldızlar: Good Ones, Beg for You, Baby, Constant Repeat

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Lightning, Yuck

    Yeni Çıkış

    Can Baydar – Dünya

    Can Baydar yeni şarkısı ‘Dünya’yı geçtiğimiz hafta yayımladı. Avrupa Müzik etiketiyle çıkan şarkının sözü ve müziği sanatçının kendisine ait. Can Baydar bu sefer önceki şarkılarından biraz daha farklı bir bakışla, ayrımcılık ve özgürlük hakkında bir şarkıyla dinleyicisinin karşısına çıkıyor.

    Düzenleme ve elektrik gitarda Can Bayrdar’a Cem Şahin eşlik ederken, miks ve mastering’i ise Evrim Arkman üstlenmiş. Şarkının geri vokallerde bence her zaman vokaliyle şarkıları ayrı bir aydınlığa taşıyan Fatma Turgut da yer alıyor. Pandemide röportaj yaptığımızda Can Baydar, solo albümü için birçok şarkı yaptığını, belli aralıklarla bu şarkıları dinleyicisiyle paylaşacağını söylemişti. ‘Yangın Yeri’ ve ‘Ömür Dedikleri’nden sonra paylaştığı ‘Ateş’ ve ‘Yine’ teklileri bizi Can’ın solo albümüne adım adım hazırlarken ‘Dünya’ bence sanatçının şimdiye kadar yayımladığı şarkıları arasında samimiyeti ve netliğiyle çok özel bir yere sahip diyebilirim.

    Jehan Barbur – Güzel Şeyler Var

    Jehan Barbur’un yeni şarkısı ‘Güzel Şeyler Var’ son zamanlarda aslında hepimizin hayatına işleyen olumsuzluklara rağmen içimizde güneşin açmasına can veren bir çalışma olmuş. Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanan şarkının sözü ve bestesi Jehan Barbur’ın, düzenlemesi ise Eylül Biçer imzasıyla bizlere ulaşıyor. Şarkının Murat Aslankara yönetmenliğinde çekilen, Jehan Barbur’un çeşitli personaları canlandırdığı keyifli klibi umut temasını dinleyiciye çok güzel bir şekilde geçiriyor.

    Gökçe Güzel – Son Kez

    Gökçe Güzel’in ‘Son Kez’ şarkısı geçtiğimiz haftanın dikkat edilmesi gereken çıkışlardan biriydi. Sözü Gökçe Güzel’e, müziği Bora Tosun’a ait GTR Müzik etiketiyle yayımlanan ‘Son Kez’in düzenlemesinde Gökçe ve Bora birlikte çalışmışlar. Şarkının bas gitar kayıtlarını Feryin Kaya, davul ve perküsyonlarını Tunç Çakır kaydederken, geri vokallerde ise Alper Anık yer almış. Mix ve mastering’de ise Akın Erdem Kadız imzası yer alıyor. Şarkının sonsuzluğu ve bilinmezliği resmeden nefis kapak tasarımı Esma Demirhan imzası taşıyor.

    Gökçe’yi uzun zamandır merakla takip eden bir dinleyicisiyim. Her yayımladığı şarkıda ya bestesinde, ya sözlerinde veya prodüksiyonun bütününde mutlaka bir yenilikle müziğine renk katan, değiştiren ve geliştiren bir bakışı olması beni çok heyecanlandırıyor. ‘Son Kez’ de bu bahsettiğim yenilikçi vizyondan nasiplenmiş, geçmişle bir tür hesaplaşmanın bugün ve gelecek üzerinden farklı bir bakışla notalara ve sözlere dökülmüş özel bir şarkı.

    Yazının devamı...

    Lana Del Rey Gibi Her Sene Albüm Çıkartamam!

    2013’ten bu zamana o kadar çok şey değişti ki, ilk aklıma gelen soru da bununla ilgili oldu. Bir fırsat olsa, 9 sene öncesine yeniden gitme şansı olsa, neyi değiştirmek isteyeceğini öğrenmek istedim. ‘Hayatı biraz daha yavaş yaşamak isterdim’ diyerek sözlerine başladı. Çok hızlı bir hayat yaşadığı için, gezmek görmek istediği, hayatın tadını daha doyasına çıkartmak istediği anları epey kaçırdığını, mutlaka bunu telafi etmek isteyeceğini söyledi. John Grant gibi oldukça duygusal ve kişisel şarkılar yapan bir sanatçının bu şarkıları sahnede defalarca söylediğindeki duygusunu, ona hissettirdiği acı, hüzün ya da rahatlamaya dair hislerini sordum. Bu şarkıları söylerken herhangi bir acı hissetmediğini, daha çok söylemek istediğini müziğiyle ifade edebilmenin mutluğu ve huzuru olduğunu söyledi. ‘Fireflies’ şarkısını sahnede söylediğinde aklına hep ailesinin geldiğini ve bunun ona acı verdiğini itiraf eden sanatçı, diğer yandan şarkıları sahnede söylediğinde izleyicisinin tepkilerini görmenin, şarkıların onlardaki yansımasını görmenin hepsinden daha farklı bir mutluluk verdiğini aktardı.

    John Grant’i birkaç sıfatla anlatmak gerekirse bunların başında açık sözlülüğü gelirdi sanırım. Özellikle bu yanının ne zaman ortaya çıktığını, kendisini bildi bileli bu denli içten biri olup olmadığını sordum. Çocukluğundan beri insanlarla hep sıcak ilişkiler kurmak istediğini, bu sebeple de oldukça girişken ve arkadaş canlısı bir yapıda olduğunu belirten John Grant, küçük yaşlardan itibaren aslında bir performans sanatçısı olmayı hedeflediğini belirtti. 16 yaşındayken okulda zor zamanlar geçirdiğini söyleyen sanatçı, kendisini olduğu gibi ifade edememenin ağırlığını artık kaldıramadığını ve değişiminin o gün orada başladığını söyledi. O günden sonra bir daha da eskisi gibi olmadığını, kendisinden artık utanmadığı için bu kararı aldığı günün kendisini için çok önemli olduğunu vurguladı. Son zamanlarda o güne, o zamana dönmeye çalıştığını fark ettiğini de sözlerine ekledi.

    Pandemi tecrübesini konuşmadan geçmek olmazdı. Her şeyin değişime uğradığını söyleyen sanatçı, en çok da müzik dünyasının yara aldığının altını çizdi. Sanatçıların belki de tek gelir kaynağı olan performansların uzunca süre yapılamamasının, sonra da kısıtlı yapılmasının kendisi de dahil olmak üzere birçok sanatçı ve müzik emekçisini zor duruma soktuğunu vurguladı. Dijital müzik platformları özelikle bu dönemde her zamankinden daha çok dinlenerek daha fazla gelir kazansa da, bu gelirin sanatçıya çok da yansımadığını üzülerek itiraf etti. Hatta tam da bu yüzden belki de daha önceleri hiç çalışmadığı kadar çok çalışacağını söyleyen John Grant, bunun taze bir başlangıçtan ziyade gelirini normal düzeye getirebilmesi için zorunlu bir çalışma modeli olacağını aktardı. Geçtiğimiz sene yazın yayımladığı 5. albümü ‘Boy From Michigan’ın üretim sürecinin oldukça sancılı ve zor olduğunu belirten John Grant, deyim yerindeyse içindeki her şeyi bu albüme akıttığını söyledi.  

    Elton John’un Övgüleri

    Geçtiğimiz yaz The Guardian için Elton John ile yaptığı söyleşinin ona hissettirdiklerini merak ettim. Röportajda Elton John, John Grant’in yaptığı müziğin ona Nick Cave’i hatırlattığını söylerken, ikisinin de çok güzel, dürüst ve canlı bir müzik yaptığını söylüyor. Tüm benliklerini sanatlarına aktardıklarını vurgulayan Elton John büyük bir John Grant hayranı olduğunu belirtirken son albümü ‘Boy From Michigan’ın en sevdiği albümü olduğunu da belirtmeden geçmiyor. John Grant hem bu övgü dolu sözleri, hem de Elton John ile olan ilişkisine hala inanamadığını aktardı. John Grant şaşkınlık ve inanamama halinin devam ettiğini vurgularken, Elton John’un bu sözlerini haketmeye devam etmek için aynı yolda devam ederek müzik yapmayı kendisinin de çok istediğini belirtti.

    Müzik dünyasında daha sık içerik üretme hali ve eskiye nazaran albüm yayımlamanın öneminin azalmasından mutsuz olduğunu dile getiren John Grant, diğer yandan 6 ay  1 yıl gibi bir dönemde yeni albüm çıkartan Lana Del Rey’i de hiç anlayamadığını söyledi. Eskiden müzik dinleyicisinin bir sanatçıdan 2-3 senede bir yeni albüm bekleme durumunun şimdilerde her sene ya da daha kısa sürede yeni içerik beklemeye dönüşmesi, Grant’in hiç mutlu olmadığı bir durum.

    Türkçe ve İzlandaca Albüm Adı

    İspanyolca, Fransızca, Rusça, Almanca, İzlandaca ve tabi anadili olarak İngilizce konuşabilen John Grant’in bu kadar çok dil bilmenin yanında, bu becerisinin şarkı sözü yazmasındaki etkisini kendisinden öğrenmek istedim. Üniversite okuduğu dönemlerde Almanya’da da yaşayan sanatçı, bu dönemde Türkleri ve Türk kültürünü daha yakından tanıma fırsatı edindiğinden bahsetti. Türklerin sıcaklığını ve misafirperverliğini çok içten ve samimi bulduğunu belirtirken bu kültürel yaklaşımı kendisine daha yakın bulduğunun da altını çizdi. Çok dil bilmenin şarkı üretimindeki etkisini açıklarken, üçüncü albümü ‘Grey Tickles, Black Pressure’ın tam bu duruma bir cevap olduğunu söyledi. Türkçe’deki Karabasan’ın kelime kelime olan İngilizce çevirisi ile ‘Black Pressure’, ‘orta yaş krizi’ ifadesinin İzlandaca karşılığı olan ‘Grey Tickles’ birleşerek John Grant’in albümünün adı olmuş. Türkçe ve İzlandaca ifadeleri bir arada kullandığı bu albümünün temeli aslında farklı dilleri bilmesinin ona müzik üretirken sunduğu bir hediye gibi olmuş.

    Boy From Michigan’ın Hikayesi

    ‘Boy From Michigan’ bir pandemi albümü olduğu için önceki albümlerinin hazırlık sürecine kıyasla bu albümün üretim sürecindeki deneyimlerini John Grant’ten dinlemek istedim. Albümün prodüktörü Cate Le Bon hazırlıklar için İzlanda’ya John’un yanına gittiğinde, pandemi sebebiyle ulaşım kısıtları oluşunca 2 ay kadar orada kalmak zorunda kalmış. Bu da albüme dair çalışmaları daha uzun bir zaman diliminde, hissederek ve zaman kısıtlı yaşamadan sindire sindire hazırlama imkânı yaratmış.

    Tüm dünya gergin ve belirsiz bir dönemden geçerken, stüdyoya kapanarak albüm üzerinde çalışmanın kendisi için de çok farklı bir deneyim olduğunu söyleyen John Grant, ortaya çıkan ‘Boy From Michigan’ albümünün kendisi için çok tatmin edici bir çalışma olduğunu belirtti. Albümden hangi şarkı ya da şarkıların kendisi için daha özel olduğunu sorduğumda, ilk yanıtı albümün de adı olan ‘Boy From Michigan’ oldu. Özellikle bu şarkının çocukluğuna dair en mutlu anlarını kendisine anımsattığını belirten sanatçı, ‘Mike and Julie’nin de bir diğer önemli şarkı olduğunu söyledi. Bu şarkının kelimelere dökmekte zorlandığı bazı duyguları anlattığı için yerinin bir başka olduğunun altını çizdi. ‘Your Portfolio’nun da ifade etmekte zorlanacağı durumları şarkıyla çok net anlatabildiği için yeni albümünde özel bir yerde durduğunu aktardı. Özellikle ‘Your Portfolio’daki ses düzeninin her dinlediğinde kendisini bir başka etkilediğini belirten sanatçı, albümün kapanışı olan ‘Billy’i de favorileri arasında anmak istediğini belirtti. ‘Billy’nin çok yakın bir arkadaşı olduğunu belirten sanatçı kendisiyle seneler içinde kurduğu bu dostluk ilişkisinin, filtresiz ve yargılamadan onu kabul etmesinin kişisel olarak ne kadar değerli ve destek verici olduğunu bir kere vurgulamak istedi.

    24 Mart akşamı Zorlu PSM’deki konserde bizi neler bekliyor diye sorduğumda, John 9 sene sonra tekrar İstanbul’da sahne alacak olduğu için çok heyecanlı ve mutlu olduğunu belirtti. Türk dinleyicisinin kendisi için yerinin farklı olduğunu ve onlarla olan sevgi bağının çok kuvvetli olduğunu söyleyen John Grant, Zorlu PSM performansı için tam anlamıyla gün saydığını belirtti.

    Yazının devamı...