• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Gezgin salon festivali

    Cumartesi günü Rhye performansını hayran bir şekilde o sıcak havada izleyip mutluluk katsayılarımı çoğalttım. Hemen ardından sahne alan Molchat Doma’yı ilk defa izleme fırsatı buldum. New wave ve synthpop’un birleştiği bir saniye bile enerjinin düşmediği muhteşem bir konserdi. Sonrasında sahne alması beklenen L’Imperatrice, ekip elemanlarından birinin Covid olması sebebiyle programdan çıkartılırken, yerine BadBadNotGood’un çıkması festivalin özel sürprizlerinden biri oldu.

    Festival alanı güzel bir planlamayla hazırlanmıştı. Yemek alanının performans alanından ayrı bir bölgede  konumlandırılması çok doğru bir karar olmuş. Konserlerden biraz uzaklaşıp Parkorman’ın içindeki yemek alanında vakit geçirmek çok keyifliydi. Öte yandan bir festival klasiği olarak tuvalet konusu bence yine zorlayıcıydı. Ama festival demek bence biraz da bu demek, binlerce insanın katıldığı bir etkinlikte tuvalet konusu her zaman zorlayıcı olur. Yine de bu kalabalığı rağmen bu operasyon da gördüğüm kadarıyla sorunsuz halledilmişti.

    Cumartesi günün olay performansı elbette Moderat oldu. Pandemi sonrası kurtlarımı döktüğüm konser olarak Moderat’ı kendime not aldığımı belirtmeliyim. Festival kitlesi de en az benim gibi aylardır bu performansı bekliyormuş. Moderat’ın sahne performansı, görsel şovu kaçırılmayacak bir deneyimdi. Bence her ay gelseler herkese ilaç gibi gelir.

    Pazar günü bir önceki günün sıcağından nasibimi aldığım için biraz daha geç gittim festivale. Bu sebeple ilk olarak Jakuzi performansıyla Gezgin Salon Festivali’nin ikinci gününü açtım. Jakuzi’yi bu kadar büyük bir kitleyle ilk defa izledim. Ve kesinlikle mutlu müzik dinleyicisinin, sahnedeki sanatçıya katkısını bu konserde şahitlik ettiğimi söylemeliyim. Jakuzi’nin performansı önceki güne göre daha da kalabalık olan konser alanının coşkusuyla muhteşem bir performansa dönüştüğünü belirtmeliyim. Hemen ardından sahne alan Tamino yükselen enerjiyi doğru noktada sabitleyip Parkorman’a gözle görülecek boyutta dev duygusal bir hava yarattığını düşünüyorum.

    Gezgin Salon’un benim için bir diğer gözbebeği de Cigarette After Sex performansıydı. Salon İKSV’deki konserlerini kaçırdığımdan beri hep bir umut grubu tekrar İstanbul’da izlemek için sabırsızlanıyordum. Artıbir’in sunduğu Gezgin Salon Festivali’nin kapanış konseri olarak Cigarette After Sex’i izlemek bu hafta sonunun benim için en özel anıydı. Grubun aralarda yaptığı ‘İstanbul sizi çok seviyoruz’ kısa anonsları hariç neredeyse hiç konuşmadığı, en güzel şarkılarını arka arkaya çaldığı bu nefis performans deyim yerindeyse göz açıp kapayıncaya kadar geçti diyebilirim. Festivalin 2 günlük yorgunluğu Cigarette After Sex’in sahnesiyle tamamlandı. Kendilerine doyamadım ama canlı izleyebildiğim için mutluluğum tarifsiz. Diğer yandan geçmiş yıllarda hissettiğim festival mutluluğunu yeniden yaşamış olmak gerçekten paha biçilmez bir duyguydu. 2 seneden uzun süredir hayatı kısıtlayan pandemiden sonra yeniden festivallere katılabilmek çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Salon İKSV ekibinin aylardır uğraştığı Gezgin Salon Festivali unuttuğumuz güzel anıları yeniden en yüksek notada hatırlattı. Darısı yaz boyu düzenlenecek konser ve etkinliklerde bu duygunun hiç dinmeden çoğalarak artmasına diyelim.

    Haftanın Etkinlik Ajandası

    İbrahim Maalaouf Parkorman’da!

    Trompetin önde gelen isimleri arasında yer alan Lübnan kökenli Fransız müzisyen İbrahim Maalouf, 29 Haziran’da Pozitif ve Pasión Turca iş birliğiyle Parkorman’da müzikseverlerle buluşacak.

    20’li yaşlarındayken birçok uluslararası klasik müzik yarışmasını kazanan Maalouf, daha sonrasında dünya müzik sahnesinin vazgeçilmez isimlerinden biri oldu. Yayımladığı birçok tekli ve albümle sevenlerinin merakla takip ettiği İbrahim Maalouf 2007’den bugüne kadar yayımladığı 15 albümde prodüktör, besteci, aranjör olarak yer aldı. 29 Haziran akşamı İbrahim Maalouf, Parkorman’da ‘Capacity to Love’ albümünün turnesi kapsamında sevenleriyle buluşmaya hazırlanıyor.

    İstanbul Unlocked!

    İstanbul gece hayatının en büyük kutlamasına tanıklık edecek. Mecidiyeköy Eski Likör Fabrikası’nda gerçekştirilecek olan Red Bull İstanbul Unlocked’a 2 Gün Kaldı!

    İstanbul’un popüler mekanlarını tek çatı altında toplayarak, 2 gün boyunca devam edecek Red Bull İstanbul Unlocked için geri sayım başladı. Müzik, lezzet ve eğlenceyle harmanlanacak, unutulmaz bir gece hayatı deneyimini 1-2 Temmuz tarihlerinde sunacak Red Bull İstanbul Unlocked’da aynı anda 60’ı aşkın sanatçı ve 10’dan fazla mekan yer alacak.

    HOSH, Avangart Tabldot, Santi & Tuğçe, Q-Bra, Levent Alp & Lâlonjoje, The Pirouettes, Kaan Düzarat, Berk Büyükakın, Erez Öztürk, Bedük  gibi sevilen müzisyenlerin yanında Klein, Sumahan, Kastel, Wu Bomonti, Kulp, Beyond, Joker No:19, 360 İstanbul, Fırın, The Game ve Cleopatra Ink gibi şehrin en sevilen ve tercih edilen adresleri R&B’den 80’ler Disko hitlerine, Poptan elektronik müziğe canlı ve DJ performansları ile geniş bir yelpazede müzik ve eğlence sunacak.

    Tom Odell Türkiye’de!

    Tom Odell iki özel konser için Türkiye’de olacak.

    BRIT Awards sahibi İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Tom Odell 30 Haziran gecesi ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Çim Amfi’de gerçekleştirilecek konserde sahne alacak. Hemen ardından bir sonraki gün 1 Temmuz’da Küçük Çiftlik Park’ta Türkiye turnesine devam edecek. Avrupa turnesi kapsamında hem de 2 gece Türkiye’de sahne alacak olan Tom Odell’i bu özel performanslardan birini kaçırmamanız dileğiyle.

    Yazının devamı...

    Drake Dans Pistinde

    Drake’in dans müziğine yakınlığını Rihanna ile birlikte söylediği ‘Take Care’ daha sonra ‘Passionfruit’ ve belki de en çok ‘One Dance’ şarkılarıyla biraz olsun aşinaydık. Ama bu şarkılarına rağmen itiraf etmeliyim bir dans albümü yapmasını hiç beklemezdim. ‘Honestly, Nevermind’ çıkınca nerdeyse tüm müzik basınındaki eleştiri yazılarını okudum. Çoğunluk şok durumda ve mutlu. Bence bu durum iki şekilde açıklanabilir, pandemi hepimizi canından bezdirdi, herkes biraz eğlenmeye ve dans etmeye hasret. Kimi illa eleştirmek zorundayım tarzında olan müzik medyası Drake’i bu albümüyle de yerden yere vurmayı ihmal etmemiş. Kendini beğenmiş olması, narsist olmasını bu albümde de yenememiş diyerek yine de dans çabasına biraz olsun şapka çıkartmışlar.

     Sanaçının 7. albümü geçen yıl ani vefatıyla tüm moda ve sanat dünyasını derinden sarsan Virgil Abloh’a adanmış. ‘Honestly, Nevermind’ gizemi ilk başlarda anlaşılmayan, çözülmesi ve sindirilmesi zamanla olabilecek özel bir albüm olduğunu düşünüyorum. Drake albümün yayımlanmasıyla beraber paylaştığı notunda onu hayata bağlayan şeyin nefes almak değil çalışmak olduğunu belirtmiş. Bunu da ancak üretmekle sağlayabildiği için insanların kafasında gezenleri kafiyeli bir şekilde söylemediği sürece hiç bir zaman anlaşılmadığının altını çizmiş. Ben bunu kendisini en iyi şarkılarıyla anlatıyor olduğu şeklinde yorumluyorum. Bunu yaparken de dilediği gibi özgür ve cesur olmayı bence her sanatçı gibi o da hakediyor.

    Drake sürprizlerle dolu yeni albümünde Gordo, Black Coffee, 40 gibi birbirinden farklı yapımcılarla çalışmış. Kendi alanında dünya starı olan bir ismin böylesine farklı bir manevra ile dinleyicisini şaşırtması  hem çok özel hem de bir devrim niteliği taşıyor. Albümün kapanış şarkısı hariç Drake yeni şarkılarında önceki çalışmalarına kıyasla neredeyse rap yapmıyor diyebilirim. Albümün yayımlanmasından kısa bir süre geçmiş olsa bile Drake gelen karışık yorumlara ithafen ‘Henüz anlamadıysanız sorun değil, yaptığımız bu! Alışmanızı bekliyoruz. Biz buradayız, artık bir sonrakine!” şeklinde cevap vermiş. Drake bu albümü tam anlamıyla keyfine göre, özgürce ve dans etmek için yaptığı çok açık, bence hepimiz biraz rahatlamayı ve boşvermeyi çoktan hakettik.

    Yıldızlar: Texts Go Green, A Keeper, Calling My Name, Overdrive, Jimmy Cooks

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Falling Back, Sticky, Massive

    Kraliçe B Geri Döndü!

    Drake’in habersiz dans albümü yetmiyormuş gibi önceki gün Beyonce yeni şarkısı ‘BREAK MY SOUL’u yayımladı. Sadece şarkının sürpriz olması yetmiyor, Temmuz ayının sonunda kraliçe B’nin yeni albümü ‘RENAISSANCE’ da yayımlanıyor.

    Sanatçının yedinci stüdyo albümü adından da anlaşılacağı gibi rönesans yani bir çeşit uyanışı bize fısıldıyor. Albümün ilk teklisi ‘BREAK MY SOUL’ nefis bir dans şarkısı olarak dinleyicisini ilk deneyimde yerinden kaldırıyor. ‘BREAK MY SOUL’ 90’ların unutulmaz dans klasiği Robin S’in ‘Show Me Love’ sample’ları içeriyor olması sanırım benim gibi birçok kişiyi dinler dinlemez kendisine mıknatıs gibi çekmiştir.

    Geçtiğimiz yıl verdiği bir röportajda Beyonce, 7. albümü için çalışmalarını sürdürürken pandemi boyunca tüm insanlığın yaşadığı izolasyon ve zor günlerden sonra hepimizin yeniden seyahet etmek, sevmek, özgürce gülmek ve sarılmak ihtiyacından bahsetmiş.

    Bir tür rönesansın ortaya çıktığına vurgu yapan sanatçı, kendisinin de bu kaçışı mümkün olan her şekilde beslemenin bir parçası olmak istediğinin altını çizmiş. Stüdyoda albüm hazırlamanın kendisine verdiği sevgi, tutku ve şifa hissinin başka hiçbir duyguya benzemediğini söyleyen sanatçı, 31 sene sonra tıpkı 9 yaşında hissettiği kadar heyecanlı olduğunu, yeni müziğinin kendisine bu duyguları yüklediğini söylemiş. Beyonce’u bu denli heyecanlandıran albüm bize neler yapar düşünemiyorum. ‘BREAK MY SOUL’ son iki senedir pandemi ile içimizdeki kırılan parçalar onarılsın, esas rönesans için Temmuz sonuna kendimizi hazırlayalım!

    Yazının devamı...

    Kate Bush zirvede!

    Elimden geldiğince dizinin yeni sezonu hakkında ipucu vermeden dünya müzik listelerini yerinden oynatan durumu size yazmak istedim. Dizinin 4. sezonu pandeminin iki senedir yarattığı prodüksiyon zorlukları sebebiyle 3. sezonundan 3 sene sonra geçtiğimiz hafta yayımlanmış oldu.

    Diziyi izleyenler bilecektir, 80’ler temasının yoğun şekilde hakim olduğu dizide müzikleri de benzer şekilde o dönemin en popüler şarkılarıyla dolu. Yeni sezonda da tıpkı önceki sezonlarda olduğu gibi dizinin müzikleri özenle en dikkat çekici sahnelerde bizi yakalıyor.

    Kate Bush’un 1985 senesinde yayımladığı ‘Running Up That Hill’ şarkısı da bu sezona imzasını atan şarkılardan birisi olarak dizide yer alıyor. Şarkının nerede ve nasıl bir durumda çaldığını detayını henüz izlemeyenlerin olduğunu varsayarak söylemek istemiyorum ama dizinin özellikle bu sezonu için en önemli anlarına şahitlik eden bölümlere konumlandığı bilgisini vermeliyim.

    Tahmin edeceğiniz gibi 80’lerin Kate Bush şarkısı, seneler içinde Placebo dahil birçok önemli grup ve şarkıcı tarafından cover’larının yapıldığı ‘Running Up That Hill’ orijinal haliyle ‘Stranger Things’te yer alınca dijital platformlarda dinlenmesinin katlanması da kaçınılmaz oldu. Şarkı özellikle de Kate Bush’u belki de ilk defa keşfeden yeni nesil tarafından o kadar çok sevilip dinlendi ki, dünya müzik listelerinde bir numaraya yerleşti. Sanatçının bu başarısını sevinçle karşılayan hayranları olduğu gibi, müziğinin popülerleşmesinden ötürü kendilerinden bir hazinenin alındığını düşünen hayranları da mevcut. Şarkının dünyada yeniden yakaladığı bu başarı karşısından Kate Bush geçtiğimiz günlerde bir açıklama paylaştı.

    Açıklamasında kendisi de şarkının yakaladığı bu büyük başarısı için büyük bir şaşkınlık yaşadığından bahsetmiş. Gençlerin şarkısını ‘Stranger Things’ sayesinde duyarak tekrar tekrar dinlemelerinin kendisini nasıl iyi hissettirdiğinden bahseden sanatçı, ‘Running Up That Hill’in aldığı yanıtın aslında kendi enerjisine ve iradesine sahip olan bir durum olduğunu belirtmiş ve bu durum karşısında fevkalade bir mutluluk ve gurur yaşadığını söylemiş.

    Madrigal’in İlk Harbiye Açıkhava Konseri

    Geçtiğimiz Pazar günü Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’ndaki Madrigal konserine gittim. Grup 2021 senesinde merakla beklenen ilk albümleri ‘Neogazino’yu yayımlamışlardı. Bu nefis albümle yaz boyunca ve kışa dönemine kadar birçok konser yaptılar. Özellikle Zorlu PSM’deki konserlerini bir türlü denk getirip izleyemediğim için grubun canlı performansı hep içimde kalmıştı.

    Geçtiğimiz pazar günü Madrigal’i sonunda hem de ilk Harbiye konserinde açıkhavada izlediğim için gerçekten çok mutluyum. Konser yaş sınırı olmadan düzenlendiği için grubun genç yaşlardaki büyük hayran kitlesi onları bu özel konserde yalnız bırakmamıştı. Madrigal’in grup olarak sahnedeki birbiriyle olan uyumu gerçekten çok iyiydi. Her şarkı bitiminde konser izleyicisinin yoğun ısrarı üzerine şarkılar kısa bir versiyonla hep bir ağızdan tekrar söylendi. Madrigal izleyicisinin grubuna olan desteği, grubun seneler içinde kazandığı bu özel izleyici kitlesiyle ilk kez Harbiye sahnesinde şarkılarını onlarla birlikte seslendirmesi gerçekten beni de çok duygulandırdı.

    Yazının devamı...

    İnönü’de Buluştuk!

    Haftalardır bu konseri sayıklıyordum. Tüm arkadaşlarıma bilet almaları için duyurularda bulundum, hatta ek bilet satışı çıktığında almayan varsa tekrar tekrar hatırlatmalar yaptım. Bunun en büyük sebebi de tarihi bir olaya tanıklık edeceğimizi en başından beri tahmin ediyordum. Ve gerçekten de öyle oldu!

    İstanbul’da çok uzun zamandır stadyum konseri olmadığı için böyle dev bir etkinliğin olduğu gün hayatın nasıl etkilendiğini unutmuşum. Beşiktaş semaları konser günü o kadar tatlı bir kalabalıkla doluydu ki, yoldan birisini çevirsem birlikte bir mor ve ötesi şarkısını oracıkta söyleyebilirdik. Stadyuma yakın tüm mekanlar konser katılımcılarıyla dolup taştı. Ben saha içi bileti aldığım için ve ayakta çok duracağımı önceki stadyum konserlerinden deneyimlediğimden stadyuma biraz daha geç gitmek istedim. Çok istesem de The Ringo Jets’in nefis performansını maalesef kaçırdım. Temmuz’da Maneskin konserinde bu kaybımın telafisini yapacağım.

    Stadyum yoluna koyulup Dolmabahçe civarına geldiğimizde kaldırımdaki kuyruğun stadyuma girmek için sıraya girmiş insanların sırası olduğunu gördüğümde bir anlığına büyük bir panik yaşadım. Konsere 1.5 saat kala bu kuyruk nasıl eriyecek de saha içine girip, kendimize uygun yeri bularak konsere kendimizi bırakacağız diye hafif bir endişe rüzgarının üzerimden geçtiğini söylemeliyim. Ama 20-25 dakika gibi bir zaman diliminde kendimizi saha içinde 10binlerin arasında bulduk. Hiç tanımadığım binlerce kişiyle mor ve ötesi’nin bu tarihi konserine geri saymak, o anın heyecanıyla çimler üzerinde sahneye doğru en uygun açıda konumlanmak tarifsiz heyecanlardı.

    Bugüne kadar çok mor ve ötesi konseri izledim. Hatta geçmişte ODTÜ stadyumunda da izlediğim bir konserleri de vardı ama İnönü Stadyumu’ndaki konser hepsinden başka bir büyüklükteydi. Konserlerin ilk şarkısı öyle etkili bir başlangıç ki, gecenin gidişatını o ilk kıvılcım şekillendiriyor neredeyse. İlk şarkının ‘Uyan’ olması beni ilk anda darmadağan etti. Hangi mor ve ötesi şarkısını en çok seviyorsun deseler ilk üç içinde mutlaka ‘Uyan’ cevabını veririm. Önceki konserlerinden hatırladığım kadarıyla da ‘Uyan’ konserin daha sonlarına yakın, enerjinin yükseldiği noktalarda çalınan bir şarkıydı. Konsere ‘Uyan’ ile başlamaları bu gecenin gerçekten tarihi bir performans olacağını daha ilk dakikadan bana işledi. Konser repertuarına yeni ‘Sirenler’ albümünden ‘Forsa’, ‘Dünyaya Bedel’, ‘Canavar’, ‘Adamın Dibi’ ve ‘İstiklal’in eklenmesine çok mutlu olduğumu söylemeliyim. Performansta sıranın ‘Cambaz’ ve ‘Bir Derdim Var’a geldiği anlar 30bin kişilik bu dev müzik korosunun yaşadığı nadide anlardı. Harun Tekin, Kerem Kabadayı, Burak Güven ve Kerem Özyeğen’in konser boyunca birbiriyle olan müthiş uyumu bir yana, gruba bazı şarkılarda katılan koro ve Beyhan Murphy’nin modern dans topluluğu konserin ince detaylarındandı.

    Konserin her anı kadar sonu ve bis bölümü de en başından beri çok merak ettiğim kısımlarındandı. ‘23’ ile sahneye geri dönenen grup, sırasıyla ‘Hazinende’, ‘Daha Mutlu Olamam’, ‘Tamiri Mümkün Kalbinin’ ve en son olarak da ‘Park’ı çaldı. Yaklaşık 3 saatlik performansın sonunda mor ve ötesi, İnönü Stadyumu’nda 29 şarkıyla unutamayacağım bir anıyı hafızama işledi. Tek içinde kalan şarkı ‘Yardım Et’ oldu, onu da bu kalabalıkla bu özel gecede duymak çok isterdim, belki bir sonrakine kısmet olur diyerek evrene şimdiden mesaj gönderiyorum.

    Her etkinlikte, hele ki böylesine büyük işlerde mutlaka teknik aksaklıklar olur. O sebeple yapılan hafta boyunca konser hakkında yapılan eleştirilere daha olumlu bir taraftan bakmak istiyorum ve hatta bundan sonraki konserlere de pozitif yönde bir ışık tutacağını düşünüyorum. Böylesine büyük bir organizasyonu, sponsorsuz ve sadece bilet satışına dayanarak yapmak, 30bin insanı stadyumda toplayabilemek, müzik adına, pandeminin etkilerini üzerimizden atmak adına ve geleceğe daha büyük bir umut beslemek için harika bir sebep olduğunu düşünüyorum. İyi ki mor ve ötesi var, iyi ki İnönü’de buluştuk!

     

     

     

    Yazının devamı...

    Şarkıcı

    15 şarkılık dev albüm şiir ile başlayıp şiir ile kapanıyor. Sony Müzik Türkiye etiketiyle yayımlanan albümün prodüktörlüğü Sıla’ya ait. Albümün yayımlanmasından bir hafta önce ‘şarkıcı’ şiiriyle dinleyiciyi karşılayan Sıla, geçtiğimiz hafta tüm albümü paylaştı. İlk teklinin yayımlanmasından hemen bir sonraki hafta albümün çıkmasından ötürü bir dinleyici olarak inanılmaz mutlu olduğumu belirtmeliyim. 

    ‘Velhasıl’ albümün çıkış şarkısı olarak Bedran Güzel yönetmenliğinde bizi ‘Şarkıcı’ albümüne ısındıran ikinci video klip oldu. ‘Şarkıcı’ albümü Sıla’nın 7. stüdyo albümü, bu albümü dinledikten sonra önceki albümlerini de kısa da olsa ziyaret ettim. Böyle anlarda sanatçının seneler içindeki ilerleyişini, şarkılardaki yarattığı etkiyi, müziğinin farklılaşıp büyümesini çok daha canlı bir şekilde fark ediyorum.   

    Sıla’nın ilk albümünün 2007 yılında çıktığını düşünürsek seneler içinde yayımladığı albümleriyle 15 senelik müzik kariyerinin verdiği tecrübeyle ‘Şarkıcı’yı dinlemek başka bir pencere açtı bende. Bu açıdan bakınca müzikal tarzı açısından oldukça zengin bir albüm var karşımızda. Tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi, albüm dinlemenin keyfini hakkıyla teslim ediyor olması ‘Şarkıcı’ için bir diğer önemli nokta olduğunu düşünüyorum. Teklilerin hakim olduğu günümüz müzik dünyasında Sıla’nın anlattığı hikaye ormanına ‘şarkıcı’ albümüyle dalmak, her şarkıda bir başka detay fark etmenin heyecanı gerçekten de özlediğim duygulardı. 

    Yıldızlar: kalksın uyuyanlar, velhasıl, başgan, arz, sen ağla, yemyeşil, suskun, metelik, öpücük ve kurabiye

    Oscar’ımı Verdim Gitti: sek, ansızın, altango 

    Kat Frankie’den Shiny Things

    Kat Frankie ile yani albümü ‘Shiny Things’in yayımlanmasından kısa bir süre önce bir araya geldik. Pandeminin bitmesinin ardından bu zor dönemi nasıl atlattığıyla başlamak istedim. Kendi izolasyon döneminin çok inişli çıkışlı bir dönem olduğunun altını çizen Kat Frankie, üretim anlamında ona katkı sağladığı için bir anlamda iyi geçirdiğini belirtti. Bazı günler kimseyle hiç konuşmadan sadece müzikle uğraştığı için psikolojik olarak zorlandığını aktaran sanatçı, artık kısıtlamalar ve sokağa çıkma yasakları olmadığı için çok mutlu olduğunu büyük bir sevinçle söyledi. Kat Frankie’nin ne zaman ilk müzikle buluştuğunu sorduğumda çocukken 4-5 yaşlarında şarkı söylediği videolarının olduğunu aktardı. Küçük yaşlarda kendi kendine şarkılar uydurduğunu söyleyen Kat Frankie, bir yanının her zaman müzikle ilgili olduğunu o zamanlardan beri bildiğini belirtti. Aslen tasarımcı olan, üniversitede bu alanda eğitim alan ve sonrasında da iş hayatına atılan sanatçı 2004’te Berlin’e geldikten sonra hayatındaki değişimin başladığını aktardı.

    Kat, Berlin’in sanat bakışının, insanların birlikte üretmeye olan açıklığının kendisine büyük deneyim kazandırdığını belirtirken, Avustralya’ya dönmeden 17 yıl burada kalmasını en iyi bu şekilde özetleyebildiğini belirtti. 

    Kat Frankie şarkı üretiminin temelinde hep bir fikir tohumunun olduğunu söyledi. Bunun bir kişiyle yaptığı bir sohbetten, kendisinin yaşadığı bir olaydan ya da durumdan çıkarak aklına yerleştiğini ve geliştiğini sonunda da müziğe dönüştüğünü aktardı. ‘Shiny Things’, Kat Frankie’nin 5. stüdyo albümü çıkalı daha birkaç hafta oldu. Pandeminin hayatımızdaki yarattığı o zor günlerden sonra nihayet bu albümü yayımladığı için çok mutlu olduğunu belirten sanatçı her yayımladığı albümünün bir öncekinden daha yeni ve gelişmiş bir formda olduğunu da belirtmeden geçmedi. 

    ‘Shiny Things’in yayımlanmasının ardından yeniden konserlere başlayacak olması birçok sanatçı için olduğu gibi kendisi için de çok önemli olduğunu vurguladı. Söz konusu albüm içerik olarak dünyadaki politik değişimi, insanların hayata bakışının değişimine dair kinayeler barındıran, görsel dünyası ve klipleri açısından da barok döneme referanslar veren özel bir çalışma.   

    Albümdeki tüm şarkıların yeri ayrı olsa da, albüme adını veren ve açılış şarkısı ‘Shiny Things’in kendisi için özel bir yeri olduğunu söyleyen Kat Frankie, şarkının duygular arasındaki geçişinin kendini çok mutlu ettiğini belirtti. Senelerdir bu tarz bir akışta şarkı yapmak isteyip, bu albümde bu arzunu gerçekleştirdiği için çok mutlu olduğunun altını çizdi. Pandemi ile iki koca yılı kaybetmenin acısını bundan sonra vereceği konserlerle ve yeni yayımlayacağı albümlerle çıkartacağını söyleyen Kat Frankie, ilk fırsatta konser için yeniden Türkiye’ye de gelmek için sabırsızlandığını söyledi. 

    Soundgarden’a Günler Kaldı! 

    Takvimlerde baharın cirit attığı bugünlerde bunu en güzel ispatlayan etkinliklerden olan Soundgarden zamanı geldi. 28-29 Mayıs’ta Soundgarden Bomontiada’da gerçekleştirilecek. Kendine Has Babylon Soundgarden iki gün boyunca katılımcılarına müzik dolu bir festivalin yanı sıra çeşitli aktiviteler ve özel hazırlanmış menülerle dopdolu bir hafta sonu vaadediyor.

    Kimler var bu sene Soundgarden’da derseniz: Hollandalı elektronik ikilisi Weval, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Gaye Su Akyol, Hey! Douglas, rap sahnesinin önemli prodüktörleri Artz ve Bugy, enerjisiyle her performasında izleyicisini yerinde oturtmayan Sattas, Dilan Balkay, Mert Demir, roots reggae ortak temelinde kurulan İstanbul çıkışlı grup Bosphoroots, Geeva Flava, Simba Roots Sound System, Balkan Marching Band müzikseverlerle buluşacak.

     Ayrıca Babylon, Populist ve avluda yer alan DJ setlerde ise Kaan Düzarat, Hünkar, Garan Garan, Volkan Judocu, Bantmag DJ’leri, Discolog, Murat Beşer & Levent Şen, Ras Memo & Da Frogg ve kiwi keyifli set’leriyle festival ruhunu gün boyu sürdürecek.

    İstanbul Unlocked!

     1-2 Temmuz tarihlerinde Mecidiyeköy Eski Likör Fabrikası’nda Red Bull İstanbul Unlocked ile İstanbul çok özel bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. Festival tadında hazırlanan bu özel 2 günde popular ve sevilen sanatçıların performanslarının yanı sıra İstanbul’un popüler mekanları tek çatı altında bir araya gelerek katılımcılarına müzik ve eğlenceyi bir araya getirdiği bir kutlama yaşatacak.

    Aralarında Alex Macris, Katrina Lil, DJ Tarkan, Polly Grail & Diana Swann, Barış Demir, Buğra Sancaktar, Jamie S, Ege Çubukçu, Marc Gonen, Kerem Akdağ gibi isimlerin de bulunduğu 60’tan fazla DJ’in Klein, Sumahan, Kastel, Wu Bomonti, Kulp, Beyond, Joker No:19, 360 İstanbul, Fırın gibi İstanbul’un en keyifli mekanlarının sahnelerinde olacağı Red Bull İstanbul Unlocked ile katılımcılar müzik ve dansın keyfine varacak. Ayrıca mekanlardan bağımsız olarak oluşturulan ve performansların aralıksız devam edeceği Red Bull Hub’da da BEDÜK, The Pirouettes, Kaan Düzarat, Berk Büyükakın, Erez Öztürk, H.O.S.H., Santi & Tuğçe, Avangart Tabldot, Levent Alp & Lalonjoje ve Q-Bra gibi isimler sahne alacak.

    Yazının devamı...

    Umudun Arka Yüzü

    Geçtiğimiz sene All Access Youtube söyleşisi yaptığımızda bu albüm için pandemi döneminde birçok gün ve gecesini stüdyoda geçirdiğini belirten sanatçı, o günden bu yana yayımladığı tekliler ve klipleriyle adım adım ‘Umudun Arka Yüzü’ne bizleri hazırlamıştı.  

    7 şarkılık ‘Umudun Arka Yüzü’nün tanıtım şarkısı albümün ilk şarkısı olan ‘Mortingen Şıtraze’ oldu. Yakın dönemde tekliler olarak çıkarttığı ‘Yine’, ‘Dünya’, ‘Ateş’, ‘Kanarya’ albümde yer alırken kapanış şarkısı Can Baydar’ın ilk solo çalışması olan ‘Ömür Dedikleri’nin akustik versiyonu olmuş.

    İlk solo albüme adını veren ‘Umudun Arka Yüzü’ albümün incisi olarak ilk duyduğumdan beri sürekli tekrar şekilde dinliyorum. Tüm şarkıların söz ve müziği Can Baydar’a aitken, şarkıların düzenlemesinde Can Baydar’a Cem Şahin, Efe Demiral ve Harun Tekin eşlik etmiş. Mix ve mastering ise Erim ve Evrim Arkman ellerinden çıkarak bize ulaşıyor.

    Bu albümün Can Baydar için öneminin büyük olduğunu düşünüyorum. Gece grubuyla yaptığı çalışmalardan sonra solo olarak yola devam etmesi ve bu yolun ilk büyük ürününü şimdi yayımlaması kendisi için bir başka dönüm noktası olarak görüyorum. ‘Umudun Arka Yüzü’ özellikle de pandemi dönemiyle birlikte geçirdiğimiz zor günlerin sonrasında yeniliklere,  aydınlığa doğru bir adım olduğunu hissediyorum ve diliyorum.

    28 Mayıs’ta İnönü Stadyumuna Hazır Mıyız?

    Duymayan, bilmeyen hatta dinlemeyen kalmamıştır diye düşünüyorum, mor ve ötesi birkaç ay önce 8. stüdyo albümleri ‘Sirenler’i yayımlamıştı. Bu nefis albümü bir konserle taçlandırarak canlı izlemek için gerçekten sabırsızlanıyordum. Dilekler gerçek oldu, mor ve ötesi bir stadyum konseriyle bize unutulmaz bir gece yaşatmaya hazırlanıyor.  28 Mayıs’ta İnönü Stadyumu’nda gerçekleşecek olan mor ve ötesi konseri özellikle de pandemi sonrası müthiş bir buluşma olacak.

    Madonna, Metallica ve Michael Jackson gibi efsane isimlerin de konserlerine ev sahipliği yapan İnönü Stadyumu şimdi mor ve ötesi için çok özel bir konsere şahitlik edecek. Stadyum yıkılıp yeniden yapılmadan önce en son Rihanna konserinde bu büyülü atmosferi yaşama şansına sahip olmuştum. O kalabalığın verdiği enerjiyle konser bir başka güzel olduğunu bildiğim için mor ve ötesi’nin performansını hayal ettikçe çok heyecanlanıyorum. 2 haftadan kısa bir sürenin kaldığı bu özel performans için ajandalarınızda yer açın!

    Yeni Çıkış

    Neslihan Engin- Kimya

    Neslihan Engin’in yeni şarkısı ‘Kimya’ yayımlandı. Sanatçı 2020 yılında yayımladı ‘Yollarında’ ve 2021’de yayımladığı ‘Olaysız Dağılalım’ teklileriyle yepyeni bir döneme adım attığının sinyallerini vermişti. Bu yoldan devam eden Neslihan Engin ‘Yollarında’ şarkısında birlikte çalıştığı Efeflow ile ‘Kimya’ şarkısında yeniden buluşmuş.

    Söz ve bestesi Neslihan Engin’e ait şarkının düzenlemesi Efeflow’a ait. ‘Kimya’ R&B ve hip hop temellerinde olan yepyeni ve baharın habercisi nefis bir şarkı olmuş. Şarkıda Neslihan Engin yalnızlık temasını ön plana çıkartırken, günümüz ilişkilerindeki duygusal karmaşa, başkalarına yabancılaşma durumlarını anlatıyor.

    Türkiye Finali 15 Mayıs’ta Antalya’yı Sallayacak

    Breaking dünyasının nefes kesen kapışması Red Bull BC One en iyi B-Boy ve B-Girl'leri arıyor. Türkiye’nin her noktasından yeteneğine güvenen katılımcılar için Red Bull BC One’ın finali bu yıl 15 Mayıs’ta Antalya’da Olbia Meydanı’nda gerçekleştirilecek. 14 Mayıs’ta ön elemeler ve atölyelerle başlayacak yarışma; 15 Mayıs’ta final karşılaşmalarıyla devam edecek.

    Türkiye finalini kazanan B-Boy ve B-Girl’ler ise 12 Kasım tarihinde New York’ta gerçekleşecek dünya finalinde ülkemizi temsil edecek. Geçen yılın dünya finalini Polonya’nın Gdansk şehrinde izleme şansına sahip olduğumdan beri özellikle Breaking dünyasına bir adım daha yakın olmaya özen gösteriyorum. Enerjisi, mücadelesi daha önce hiçbir yerde görmediğim bu özel etkinliğin bu seneki finalini ve daha sonrasında da dünya finalinin nefes kesen havasını yine sizlere aktarmaya devam edeceğim.

    Yazının devamı...

    Paralel Evrende Dünya Tarihi

    7 şarkılık ‘Paralel Evrende Dünya Tarihi’ Nova’nın deyimiyle dinleyicisini her şarkıda başka bir tarihi döneme ve coğrafyaya ışınlıyor. Nova Norda’yı bugüne kadar merakla ve heyecanla takip eden tüm dinleyicilerinin uzun zamandır sayıkladığı albüm artık bizlerle. Albümden ilk yayımlanan tekli ‘Zorba’nın ardından çok da beklemeden ikinci tekli ‘Peşindeyim Kendimin’ yayımlanmıştı. Özellikle ikinci tekli ‘Peşindeyim Kendimin’ Nova Norda’nın albümdeki onu en çok motive eden şarkılardan biri olduğunun altını çizdiğini belirtmem gerekiyor.

    Nova Norda’nın bu zamana kadar bağımsız bir şekilde üretimlerini sürdürmesi bence başlı başına büyük bir olay. Üzerine bir de ilk albümünü de bağımsız bir şekilde yayımlaması kesinlikle ayrıca bir takdiri hak ediyor.

    Paralel Evrende Dünya Tarihi’nin prodüktör koltuğunda Tuna Erlat oturuyor. Şarkıların mix’ini de Tuna Erlat yapmış, kayıt Kaan Arslan, mastering ise Erim Arkman imzasıyla bize ulaşıyor. Nova Norda böylesine zor bir süreci işini çok iyi yapan harika bir ekiple birlikte hazırlamış. Albümün ilk video klibi ‘Zorba’nın yönetmenliğini Ali&İpek üstlenirken, albümdeki diğer şarkılar için nefis animasyon videolar hazırlanmış. ‘Peşindeyim Kendimin’ videosundaki illüstrasyon Dünya Atay’a, ‘Bela’ videosundaki illüstrasyon Ozan Atalay’a, ‘Yüreğim Ellerinde’ videosundaki illüstrasyon Eylül Deniz Ergun’a, ‘Pelin’ videosundaki illüstrasyon Hande Koçhan’a, ‘Sarhoşsun Dünya’ videosundaki illüstrasyon ise Sim Onay’a aitken tüm bu videoların animasyonunu ise Maya Kurdoğlu üstlenmiş. Albümün müzikal zenginliği ve renkliliği bir yana özellikle videolardaki bu ince işçilik ve detaylar beni inanılmaz etkiledi. Büyük bir sabırsızlıkla konserleri bekliyorum!

    Yıldızlar: Peşindeyim Kendimin, Yüreğim Ellerinde, Zorba

    Oscar’ımı Verdim Gitti: Pelin, Sarhoşsun Dünya

    Kings Of Convenience Geliyor!

    30 Eylül ve 1 Ekim olmak üzere iki akşam üst üste Kings Of Convenience İstanbul’a geliyor!

    Zorlu PSM’nin 10. yılı kapsamında Norveçli ikili Erlend Oye ve Eirik Glambek Boe iki konser ile İstanbul’da sonbaharı daha da anlamlı bir hale getirecekler. Daha önceki İstanbul performanslarını izleyen biri olarak Kings Of Convenience’ı yeniden canlı izleyebilecek olmak her seferinde bir mutluk sebebi olduğunu belirtmeliyim. Eğer öncekilerde bu performansları kaçırdıysanız, mutlaka bu sefer planlarınızı ayarların bu konseri kaçırmayın derim.

    İkili geçtiğimiz yıl tam 12 sene sonra yayımladıkları yeni albümleri ‘Peace or Love’ ile sevenlerini mest ederken yeni albümün turnesi kapsamında Avrupa’daki verdikleri konserlerini görünce bir umut acaba buralara da tekrar gelirler mi diye iç geçirmiştim. Pandemiyle geçen 2 seneden sonra Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde Kings Of Convenience’ı izlemek ve hatta bu konseri şimdiden beklemek beni gerçekten heyecanlandırıyor.

    Dünya Finali New York’ta!

    Geçtiğimiz yıl Red Bull BC One dünya finalini Polonya’nın Gdanks şehrinde izleme şansım olmuştu. Breaking dünyasının en iyileri finallerde birbiriyle yarışırken, biz izleyiciler resmen nefesimizi tutarak kim ne yapacak, finali kim kazacak diyerek 2 saat geçirmiştik. Bu heyecan bu sene de kaldığı yerden devam ediyor.

    1970’li yılların başında ABD’de başlayarak kısa zamanda tüm dünya gençliğini etkisi altına alan ve son yıllarda hem bir dans, hem de bir spor dalı olarak öne çıkan breaking, Uluslararası Olimpiyat Komitesinin onayıyla, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nda yeni bir kategori olarak yerini almaya hazırlanıyor.

    Breaking dünyasının nefes kesen kapışması Red Bull BC One Türkiye Finali, 15 Mayıs’ta Antalya’da gerçekleşecek. Bu zamana kadar en iyilerin yarıştığı Red Bull BC One da Türkiye’nin en iyi B-Boy ve B-Girl'lerini belirlemek için geri dönüyor. Türkiye ayağı bu sene 15 Mayıs tarihinde Antalya’da gerçekleşecek olan etkinliğin başvuruları geçtiğimiz günlerde başladı. Red Bull BC One’ın Türkiye finalini kazanan B-Boy ve B-Girl, 12 Kasım tarihinde New York’ta gerçekleşecek dünya finalinde ülkemizi temsil edecek.

    Yazının devamı...

    Dance Fever’a Geri Sayım!

    Yeni albümün şarkılarını pandeminin yarattığı izolasyon döneminde kaleme alan sanatçı, New York’ta Jack Antonoff ile birlikte kaydetmiş. Glass Animals’ın solisti Dave Bayley’in de büyük rol oynadığı yeni albümün sırasıyla yayımlanan teklileri; ‘King’, ‘Heaven Is Here’, ‘My Love’dan sonra dün de ‘Free’ dinleyicisiyle buluştu.

    ‘Free’ sanatçının özellikle de pandemi döneminde kendisini yoğun bir şekilde etkisine alan kaygıyla mücadele durumunu anlatıyor. Florence’in rock coşkusunu en yoğun vurguladığı ‘Dog Days Are Over’, ‘Shake It Out’ a kardeş gibi duran ‘Free’ yeni albüm ‘Dance Fever’ın gerçek anlamdaki dans ateşini başlatıyor. 

    Yeni teklinin video klibinde Florence’e ünlü İngiliz oyuncu Bill Nighy de eşlik ediyor. Klipte Bill Nighy sanatçının kaygısını canlandırırken, Florence kendisini oynamış. Pandemi sonrası yeniden bir albümle ve turne ile sevenleriyle buluşacak olmasının kendisi için ne kadar önemli olduğunu dile getiren sanatçı, özellikle geçirdiğimiz zor 2 sene sonrasında yeniden sahne alacak olduğu için haliyle mutluluğunu her fırsat bulduğu söyleşide anlatıyor. Keşke bir sürpriz olsa da ‘Dance Fever’ ile Florence + The Machine İstanbul’a da uğrasa!

    George Michael Belgeseli

    George Michael’ın hayatını ve kariyerini anlatan belgesel George Michael: Freedom Uncut 22 Haziran’da özel bir gösterimle vizyona giriyor.

    Sanatçının ‘son çalışması’ olarak lanse edilen bu belgeselde David Austin ile birlikte filmin yardımcı yönetmeni olarak künyede yer alıyor. 2016’daki vefatından önce filmin yapımında yoğun bir şekilde yer alan George Michael, bu belgesel ile müzik kariyerine ve özel hayatına yeni ve farklı bir bakış kazandıracağı konuşuluyor.

    ‘Freedom Uncut’, sanatçının 1987 yılında solo çıkışı Faith'in piyasaya sürülmesinin ardından hayatının ve kariyerinin çalkantılı ama yaratıcı bir şekilde verimli dönemini anlatırken, devamında 1990'daki Without Prejudice, Vol. 1 albümüyle yaşadığı dönemine de ışık tutacakmış. Ayrıca söz konusu belgesel, sanatçının müzik kariyerinin yanı sıra, Anselmo Feleppa ile olan ilişkisini ve onu çok etkileyen annesinin ölümüne dair bölümler de içeriyormuş.

    Gazapistan

    Can Bonomo’nun yeni şarkısı ‘Gazapistan’a bayıldım. Sözü ve müziği Can Bonomo’ya ait olan düzenlemesi Can Saban imzalı şarkının kayıtları Ali Rıza Şahenk’in stüdyosunda tamamlanmış. Şarkının kapak tasarımı yine Can Bonomo imzasıyla bize ulaşıyor.

    Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan ‘Gazapistan’ın video klibinde sanatçıya ekip arkadaşları ve aile dostları eşlik etmiş. Videoda Can Bonomo’ya eşlik eden ailesi olarak tanımladığı, 20’li yaşlarından bu yana, sanata adım attığı ilk günden beri onunla birlikte büyüyen ve ona destek olan dostlarının videoya ve dolayısıyla şarkıya ayrı bir canlılık ve içtenlik katmış.

    ‘Gazapistan’ın yönetmenliğini sanatçının daha önceki klip çalışmalarında da birlikte çalıştığı müzisyen arkadaşı Can Saban üstlenirken, görüntü yönetmenliğini Murat Tuncel yapmış. 

    Can Şengün ile Sıkı Fıkı

    Önceki akşam Zorlu PSM Touche’de Can Şengün’ün programını izleme şansım oldu. Önceki bölümlerinde Cem Yılmaz, Kenan Doğulu gibi isimleri konuk eden Can Şengün bu ayki sahnesinde Fuat Güner’i konuk almıştı.

    ‘Bir Beatles Akşamı’ programında Fuat Güner hem kendi müziğe adım attığı o ilk günleri anlattı, hem de Beatles’ın ona bu yoldaki katkılarını şarkılar ve onların anılarıyla aktardı. İzzet Öz’ün de izleyiciler arasında olduğu bu özel gecede konu ara ara elbette MFÖ’ye ve grubun senelerdir şarkılarıyla Türk halkının hafızasına işlemesine de geldi. Gecenin performansları bir yana Fuat Güner’in anılarını anlatması benim için bu geceyi daha da unutulmaz kıldı.  

    Can Şengün ve grubunun Fuat Güner ile birlikte birbirinden özel Beatles şarkılarını seslendirdiği bu özel gecede sürpriz birkaç konuk daha sahneye çıktı. Pamela, Özge Fışkın, Duygu Soylu ve Işık Şimşek  seslendirdikleri birer şarkı ile geceye renk katarken, programın sonunda tüm kadro MFÖ klasiği ‘Ele Güne Karşı’ ile nefis bir kapanış yaptılar.

     

     

    Yazının devamı...