• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Evlilikten beklediğim bu değildi


    YANIT

    Sevgili kızım, ne yalan söyleyeyim, eşinle ilgili bütün bu anlattıkların Türk erkeğinin tipik bir örneğini yansıtıyor. Ve ben bunu ilk kez duymuyorum... Bu yakınmaların ülkemizdeki evli kadınların hemen hemen hepsinin şikayeti. Eşlerinin ilgisizliği, kendilerinden çok başkalarıyla ilgilenmesi, iş ya da yorgunluk bahanesiyle eşleriyle dışarı çıkmamaları, eve geldiğinde bilgisayara ya da telefona sarılıp hiçbir şekilde sohbet etmemeleri, önemli günleri unutmaları, başkalarının yanında onları küçük düşürecek sözler söylemeleri... Ve belki sen dile getirmemişsin ama en önemlisi de hemen hemen hiç cinsel hayatlarının olmaması.
    Evet, bana gelen bu yakınmalarda eminim kendinden bir parça bulabilirsin. Maalesef ülkemizde insanlar bir evliliği mutlu ve huzurlu şekilde yürütebilmek için nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyor. Bunun için ne ailelerinden ne de eğitim hayatlarında bilgi edinebiliyorlar. Oysa günümüzde kötü giden ve kısa sürede boşanmayla sonuçlanan bunca evliliği
    kurtarabilmek için aile eğitim merkezleri çoğaltılmalı, gençler evlilik öncesi mutlaka hem cinsel eğitim almalı hem de evlilik hayatının püf noktalarını öğrenmeli. Aile olmanın ve birbirini mutlu etmenin yollarını öğrenmiş olarak evliliğe adım atarlarsa, bugünkü gibi boşanmaların hızla artması önlenebilir. Sen kendine düşeni fazlasıyla yapmışsın. Hele bir terapiste başvurman çok yerinde bir kararmış. Ama o birçok bencil erkek gibi kendini yeterli buluyor, senin bu şekilde de mutlu mesut yaşayabileceğini düşünüyor. Onu mutlaka bu terapiyi almak konusunda ikna etmelisin güzel kızım. Umarım edersin

    Yazının devamı...

    Tek sorunum âşık olup o heyecanı yaşayamamak













    YANIT

    Sevgili kızım, âşık olmak elbette ki dünyanın en değerli duygusu. Ancak aşk öyle zorla, çekiştire çekiştire gelmez ki... “Ben âşık olmak istiyorum” dediğinde karşına çıkmaz ki... Aşk herkese nasip olmayabilir de, ömür boyu karşına çıkmayabilir de... Ancak senin bu anlattığın nişanlın gibi fedakar, saygılı, yuvasına bağlı, sorumluluk sahibi, her konuda anlaşabildiğini söylediğin insana da kolay kolay rastlamak mümkün olmaz.
    Ve inan bana, bazen bir kadın, böyle bir erkeğe giderek büyük bir sevgiyle bağlandığında, bu duygunun giderek aşka dönüştüğünü de hissedebilir.
    Aşk olmasa bile, bir kadının sırtını dayayabileceğini hissettiği bir erkeğe duyduğu güven, sevgi ve şefkat zaman içinde aşktan bile çok güçlü bir duyguya dönüşebilir.
    Hem genellikle uzmanlar aşkın en fazla 3 yıl sürdüğünü söylemiyor mı...
    Hatta bana sorarsanız evlilik birliği içinde, bazen en güçlü aşkın bile 3 yıl sürmesi mucize olurdu.
    Kavgalar, itişip kakışmalar, kıskançlıklar en büyük aşkları bile yerle bir etmez mi?
    Senin arkadaşlarının ilişkilerinde şahit olduğun ve mutsuzluklarına neden olan sorumsuzluklar, kırılan kalpler, ihanetler acaba o çok imrendiğin aşkın zerresini bırakmış mıdır ilişkilerinde?
    Anladığın gibi kızım, o beklediğin aşkı, mantığınla bağlandığını düşündüğün nişanlınla, zaman içinde yaşayabilirsin.
    Hem bak sen kendin “Sevgisine, ilgisine bağımlı oldum” demiyor musun?
    Böyle kafa karışıklığı yaşamak yerine, seni gerçekten seven ve değer veren nişanlının değerini bilmelisin.

    Yazının devamı...

    Beklemeli miyim yoksa yoluma devam mı etmeliyim





    YANIT

    Sevgili kızım, bu konuda sana gerçeği söylesem kalbin kırılacak... Ama gerçeklerle karşılaşmak zorundasın, çünkü sevdiğini söylediğin bu adam büyük ihtimalle seni oyalıyor.
    Bu kadar tepki göstermesi, evlenmeye pek de hevesli olmadığının bir belirtisi.
    İlişkinize resmiyet kazandırmak istemekte haklısın.
    Diyelim ki, şu anda işsiz ve evlilik için önce iş sahibi olmayı düşünüyor. Bana kalırsa bunca yıllık ilişkinizde sana açık açık bunu söyleyebilir, senden biraz daha sabretmeni isteyebilirdi.
    Şimdi senin yapman gereken tek şey var, artık kesin olarak ondan bir cevap beklediğini, seninle evliliği düşünüp düşünmediğini söylemesini istersin.
    Kaçamak cevaplardan bıktığını, evlenmeyi düşünmüyorsa, senin de bu ilişkiye devam edemeyeceğini açıkça belirtirsin.
    Gerçekten de yapman gereken budur kızım. Üzülsen de, bir süre acı çeksen de bu tavrı koymak zorundasın.

    Babam başka bir kadınla görüşüyor







    YANIT

    Sevgili oğlum, 30 yaşında koskoca bir adamsın. Artık babanı karşına alıp düzgün bir şekilde konuşabilir, onun bu davranışlarına katlanamadığını söyleyebilirsin. Bu senin hakkın.
    Babanın görüştüğü kadını bulup onunla konuşacağını söyleyebilirsin mesela. Annene her şeyi açıklayacağını ama annenin artık üzülmesini istemediğini anlatırsın. Bundan sonra onun hareketlerini izleyeceğini de bilmeli. Belki annenin ayrılmak istemesinden korkar.
    Neredeyse dede olacak yaştaki bu adam, bunca yıllık yuvasını, alıştığı düzenini bozmaktan kaçınacaktır. Böylece bu saçmalıklarına artık bir son verir. Çünkü sanırım annen her şeye rağmen onu hâlâ seviyor.

    Yazının devamı...
    Yazının devamı...

    Çanakkale geçilmez ve bazı borçlar ödenmez

    Bu yıl da Çanakkale Zaferi’nin 107’inci yılını kutlamış olduk. Genellikle gençlerimiz bu zaferin nasıl fedakarlıkla, nasıl bir manevi güçle gerçekleştiğini bilmezler.

    Atatürk, içlerinde yaşları 15’i geçmeyen pek çok çocuğumuzun da bulunduğu askerlere “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” sözünün ardından, vatan uğruna ölüme yürüyen bu kahraman askerlerimiz gerçekten geri dönmeyeceklerini çok iyi biliyorlardı. Size internette de çıkan, gözlerimizi yaşartan hikayeyi gönderiyorum.

    Bizim yaştakiler aslında bu öyküyü büyüklerinden işitmişlerdir.

    Ancak Z kuşağı diye adlandırılan, çok akıllı, çok zeki, bilgisayarda, cep telefonunda harikalar yaratan, ancak hiçbir zorluğa katlanamayan, en basit bir sorun karşısında ölmekten, evi terk etmekten, kaçmaktan söz eden, çoğu da sizin okurunuz olan bugünün gençliği, eminim bilmiyordur.

    Bu öyküyü bilmek bir yana, o 15’lik çocukların kahramanlıklarını, vatan için ve komutanları için canlarını vermeye nasıl hazır olduklarını ve gerçekten de bir ekmek, bir kase üzüm hoşafıyla yarı aç yarı tok, sadece cesaretleriyle düşmana karşı nasıl göğüslerini siper ettiklerini hayal bile edemiyorlardır.

    Güzin Abla, bu öyküyü köşenizde yayınlamanızı rica ediyorum. Onlar sizin köşenizi yakından izliyor...

    Bu öyküyü okuyup biraz olsun geçmişimiz hakkında, bu çocuk yaştaki askerlerimizin yaşadıkları hakkında fikirleri olsun, belki artık yakındıkları o ailelerinin de, hayatlarının da değerini bilirler diye düşündüm.
    Rumuz: Cemil S. (Orta yaşlı okurlarınızdan biri)


    KINALI ALİ’NİN ÖYKÜSÜ 

    Adın ne senin evladım?

    Ali...

    Nerelisin?

    Tokat Zile'denim.

    Evladım bu kafanın hali ne?

    Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.

    Neden?

    Bilmiyorum komutanım.

    O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur, arkadaşlarından yardım ister.

    Ali söyler arkadaşları yazar:

    “Sevgili anne babacığım, ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim.”

    Yazının sonuna not düşer, “Anacığım kafama kına yaktın, burada komutanlarım ve arkadaşlarım benimle hep dalga geçtiler. Sakın kardeşim Ahmet’e de yakma.”

    Aradan zaman geçer. İngilizler tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklenir. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşerler. Kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramaz.

    Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına oraya gitmek istediklerini söyler.

    Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir. Kınali Ali’nin bölüğünden herkes şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali’nin ailesine yazdığı mektubun yanıtı gelir.

    Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler.

    Babası anlatır Ali’nin:

    “Oğlum Ali nasılsın? Gözlerinden öperim, selam ederim.”

    Annesi de şöyle yazmıştır: “Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler, kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle seninle dalga geçmesinler. Bizde üç şeye kına yakarlar:

    1- Gelinlik kıza; gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye...

    2- Kurbanlık koça; Allah’a kurban olsun diye...

    3- Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsunlar diye...

    Gözlerinden öper selam ederim. Allah’a emanet olun...”

    Ali’nin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar...

     

    Yazının devamı...

    Evlendiğimizden beri aynı odada yatmadık

    Abla biz kocamla ayrı yatıyoruz, hem de evlendiğimiz günden beri...
    Sadece bir kere, o da evlendiğimiz ilk gün yanımda yattı.
    Ona “Neden ayrı yatıyorsun?” diye sordum. “Ben o yatakta yatamıyorum, belim ağrıyor” cevabını verdi.
    Sonra belinin iyileştiğini düşünerek yanımda yatmasını istedim, “Eve doğalgaz gelsin, öyle” dedi. Eve doğalgaz geldi, bu sefer başka bir bahane buldu.
    “Yakında geleceğim yanına” diyerek beni oyaladı. Bahanelerle günler geçti.
    En sonunda “Beni sevmiyor musun?” diye sordum. “Sevmesem evlenmezdim” dedi.
    Birçok kez onu tehdit ettim, “Annemlere giderim ayrı yatmaya devam edersen” dedim.
    Fakat sadece “Saçmalama” cevabını verdi. İnan psikolojim çok bozuk. Evleneli aylar oldu, ailem bebek için sıkıştırıyor.
    Ne yapayım ben? Aileme yalan mı söyleyeyim?
    Bilemiyorum...
    ◊ Rumuz: Bebek beklentisi

    YANIT

    Sevgili kızım, keşke biraz daha ayrıntı verebilseydin. Eşinle aranızda yaş farkı mı var? Evlilik öncesi bir arkadaşlığınız olmuş muydu? Yoksa görücü usulü mü evlendiniz? Bütün bunları bilmem çok önemliydi.
    Ama şimdi sadece tahminlerde bulunacağım. Eşinin seninle aynı yatağı paylaşmaması pek sık görülen bir şey değil.
    Ya onun hayatında bir başkası var, senden önce onunla birlikteydi. Ya da seni onunla zorla evlendirdiler ve bu adam zorunlu olarak evliliği götürüyor.
    Bunların dışında bir ihtimal daha var, o da cinsel problemleri olması. İktidarsızlık sorunu olabilir.
    Evleneli aylar geçmiş ama siz normal bir karı-koca ilişkisi yaşayamıyorsunuz.
    Bu yüzden bence eşini karşına alıp açık açık konuşmalısın.
    Ne sorunu varsa sana söylemeli. Yoksa artık bu evliliği sürdüremeyeceğini anlat.
    Eğer hâlâ kaçamak cevaplar veriyorsa artık bu durumu ailene anlatmalısın.
    Sen genç bir kadınsın, böyle yaşamak zorunda değilsin. Herkes gibi normal bir evliliğin olmalı değil mi? Eğer cinsel sorunları varsa tedavi olabilir mesela...

    Yaşımı bahane ederek beni terk etti

    Erkek arkadaşım tarafından aldatıldım. Sonra bana ailesinin yaşımı sorun ettiğini söyledi, mahvoldum.

    Ben 30 yaşındayım, arkadaşlık ettiğim genç ise 22.
    Beni sevdiğine o kadar inandım, o kadar mutluydum ki... “Neden olmasın, pekâlâ sevebilir beni” diye düşündüm.
    1 aya yakın görüştükten sonra “çocukluk arkadaşım” dediği kızla tatile gittiğini öğrendim.
    Üstelik dönüp bana ailesinin yaşımı sorun ettiğini, artık benimle görüşmek istemediğini, o kızla evleneceğini söyledi. Mahvoldum...
    Hayatıma tabii ki devam ediyorum ama bitik ve özgüvensiz durumdayım.
    Ne yapmalıyım?
    ◊ Rumuz: Bitkin durumda

    YANIT

    Sevgili kızım, sanırım bu kısa süre içinde onunla yakınlaşmışsın. Ona her açıdan bağlanmışsın. Ama bu onun için basit bir maceraymış. Sana yaklaşmasının amacı bir süre gönül eğlendirmekmiş. Lütfen bunu kabullen ve üzülme.
    Burada yaşının hiç önemi yok. Bu durum ilk kez senin başına gelmedi. Bu genç adam eminim başka kadınlarla da aynı maceraları yaşamıştır.
    O çocukluk arkadaşım dediği kızla da belli ki yıllardır beraber ve evlenmeyi düşünüyor. Ama karakteri ve kişiliği tam oturmamış, aklı sıra çapkınlık peşinde bir genç adam.
    Seninle uzun süre arkadaşlığını sürdürmediği ve senden para sızdırmadığı için şükretmelisin. Ve bunu bir hayal kırıklığı olarak kabul edip kendini perişan etmemelisin.
    Bu, genç kadınların kendilerine yakın davranan her insana güvenmemeleri gerektiğinin bir örneği. Ve bu tür olaylara o kadar sık rastlanıyor ki...
    Eminim kendini kısa sürede toparlayacaksın güzel kızım.

     

    Yazının devamı...

    Babam sevgilimle evlenmemi istemiyor













    YANIT

    Sevgili kızım, bana sorarsan çok acele etmişsin. “Sevgili olalı 5 ay oldu” diyorsun, tanışalı da 1 yıl olmuş sanırım. Artık bu işi ciddiye almak gerektiğini düşünüyorsun.
    Birini tanımak için bu süre yeterli mi? Hele hele Instagram’dan tanıdığın ve uzakta oturan, sık sık görüşme imkanı bulamadığın biriyse bu.
    Benim bu internet aşkları konusundaki tepkimi biliyorsundur.
    Bu tür arkadaşlıkların ciddiyetine asla inanmam...
    Sen de eskiden böyle düşünüyormuşsun.
    Ama bu genç adam nasılsa senin bu düşüncelerini yıkabilmiş.
    Ona güvenmişsin, inanmışsın. Bir anlamda büyük bir cesaret gösterip, babanın karşısına tek başına çıkması da onun ciddiyetini ve sana verdiği değeri gösteriyor. Ancak yine de dikkatli olmalısın.
    Şimdi ailesiyle geleceklerse, bu görüşme gerçekten çok önemli. Keşke onları daha önceden sen tanısaydın. Ailenden önce onlarla tanışıp, nasıl insanlar olduklarını bir görebilseydin.
    Böylece uyum sağlayıp sağlayamayacaklarını az çok anlayabilirdin.
    Hiç değilse hazırlıklı olurdun. Annenle bu konuda bir anlaşma yapabilirdin, ondan destek alırdın.
    Sanırım şimdi sen de onlarla ilk kez karşılaşacaksın. Ne onların sizin bu beraberliğiniz karşısında nasıl bir tepki duyduklarını biliyorsun, ne de seninkilerin onlara karşı nasıl bir tutum sergileyecekleri hakkında en ufak bir fikrin var.
    Ama artık yapacak bir şey yok, sevgili kızım...
    Sevdiğin gencin ailesinin olumlu bir yaklaşımla geleceklerini, sizinkiler karşısında çok düzgün ve güvenilir bir izlenim bırakacaklarını düşünmeye çalış. Bu babanın da tutumunu değiştirebilir.
    Biliyorsun babalar kızlarını kolay kolay vermek istemezler.

    Yazının devamı...

    Birbirimize tahammülümüz kalmadı














    YANIT

    Sana önce her zaman çiftlere, özellikle de evli çiftlere önerdiğim şu çok önemli nasihati tekrarlayayım sevgili kızım...
    Her insanın kendine ait bir alanı, özgürce yaşayabileceği bir zaman dilimi olmalı.
    Birlikte olmak demek, karşı tarafı sürekli baskı altında tutmak, kafese kapatmak, gözlem altında tutmak demek değildir.
    Evlilikler, beraberlikler işte bu baskı ve kafese kapatılma duygusu yüzünden son buluyor. İnsanların vazgeçemeyecekleri en önemli özellikleri özgürlük arayışıdır.
    Sen ailende yaşadığın travmalar yüzünden ona aşırı bağlanmışsın, ona nefes aldırmıyorsun anlaşılan ve bu yüzden o da şikayetçi bu durumdan.
    Sana işte bunu anlatmaya çalışıyor.
    Sen ise babanın anneni aldatması ve onu terk etmesi nedeniyle, bu yaşadıklarını kendi ilişkine de yakıştırıyorsun.
    Sanki her an terk edilecekmiş korkusu yaşıyorsun.
    Ona bu korkuyu hissettiriyorsun. Ama o bu baskıya dayanamıyor. Senin düzelmeni istemesi işte buna dayanıyor. Ama sen anlamak istemiyorsun, sevgili kızım.
    Evet, seven insan dediğin gibi, sevdiğini olduğu gibi kabul eder. İyi ya da kötü yönleriyle... Ama burada söz konusu olan kendisi. Onu biraz olsun rahat bırakmanı, sürekli yanında olmasını istememeni, onu sürekli sorgulamaktan vazgeçmeni istiyor senden.
    Bırak bir süre senden ayrı kalsın. Görüşmek istemediğinde üsteleme.
    Yoksa gerçekten aranızda öyle ciddi bir anlaşmazlık söz konusu değil gördüğüm kadarıyla.
    Ama onu gerçekten seviyorsan, onunla da çok güzel bir beraberliğiniz olduğunu söylediğine göre, kendini biraz olsun düzeltmeye ne dersin?

    Yazının devamı...