• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Ekranımdaki sinek

    Bugün 3’üncü gün... Bilgisayarımın ekranında bir kara sinek... Gayri ihtiyari, elimde olmadan kovalamak istedim. İstemeye istemeye uçtu ve yeniden aynı yere kondu.
    Sonra temizlik başladı. Önce kanatlarını, sona tırtıklı el ve ayaklarını defalarca yaladı, sildi. Ben böyle temiz sinek görmedim.
    Ekranda oturuyor, karşımda bana bakıyor. Ne ikram etsem diye içimden geçirmiyor değilim.
    Sabahtan kalan taze börek parçaları var, çay bardağımda da demli çayın şekerli dibi.
    3 gündür beraberiz, sığınacak bir yuva arıyor sanki...
    Derler ki sinek mide bulandırır. Benim midem bulanmadı.
    İnanın bu sineğe sıcaklık duydum, can taşıdığı belli, ömrü ne kadar araştırmadım, bilemem ama sevimli, temizlik düşkünü bir can.
    Şimdi ekrandan havalandı, yandaki mesai arkadaşımın masasına doğru uçtu. Ve orada bir karışıklık, gazeteler bükülmüş, çat pat sesler havada uçuşuyor.
    Bu sinek de nereden çıktı, sözleri ortalıkta çınlıyor.
    Ve ben bu savaşın galibini merakla bekliyorum.
    Ses yok, sinek yok... Sessizlik bir müddet. Ve ekranıma bakıyorum, muzaffer bir asker gibi yine aynı yerde.
    Savaş kalıntılarını temizlemekle meşgul.
    Ben artık bir sinek dostuyum. Zafer bizim, Oley! Yarın yine aynı yerde buluşmak üzere ekranı kapatıyorum.
    Ertesi sabah sinek yine ekranıma geldi. Ürkek kırgındı. Bana dikkatlice baktı, “Sizin insan hakları koruyucunuz ve avukatlarınız var. Ben de sizin avukatınızı şikayetle, hayvan haklarının korunması için gerekli yerlere müracaatta bulunacağım” dedi.
    “Ama bak, yiyip içip ekranımı kirletiyorsun, her taraf leke” dedim. Umursamaz bir edayla kanatlarını şöyle bir gerdi, uçar gibi yaptı.
    Ekran üzerinde çalımlı bir yürüyüş ve bana baktı “Siz yıllarca benim ecdadımı zehirli ilaçlarla bombalayıp yok ettiniz. Ben senin ekranını kirletmişim çok mu” dedi.
    Ve yan masaya uçtu. Bu bir savaş işareti veya savaş tatbikatı mıydı? Bilinmez, belki ikisi arasında arabulucu olurum, bakalım, savaşın galibini bekleyelim ve görelim.
    ◊ Bir sinek dostu Tevfik Tamer

    YANIT







    Yazının devamı...

    Neden hayatımın erkeğiyle karşılaşamıyorum

    Merhaba Güzin Abla, ben 29 yaşında bir kızım. İnanın tek değilim bu konuda, belki adımı gizleyerek köşenizde yayımlarsanız bu yazıyı, insanlara ilham olur... Bugüne kadar erkeklerle arama hep mesafe koydum. Sevgilimin olmasını istemedim. Türk örf ve adetlerine uygun olarak, benimle ciddi düşünen, evlilik yolunda ilerleyecek erkeği bekledim. Bekledim de bekledim ama sonuçta hiç talibim olmadı bu yaşa kadar... Üniversite bitti bitecek, az kaldı. Suratım hiçbir zaman asık olmaz, hep güler yüzlüyümdür. Çirkin de değilim... Fakat bugüne kadar hiçbir erkek bana yaklaşmadı.

    Yıllarca bunu sorguladım. Hocalar “kader”, psikologlar, “baban sorunlu olduğu için bilinçaltın garip erkekleri sana çekiyor” dedi... Bu işten hiçbir şey anlamadım. Sosyal bir insanımdır da ancak erkekler çoğunlukla günübirlik kız peşinde olduğu için, acaba yanlış ortamda mıyım diyorum? 

    Sakın beni yanlış anlamayın, sizden bana eş bulmanızı beklemiyorum, fakat gerçekten kader deyip daha fazla beklemem mi lazım? Dengeli, evlenmiş veya sevgilisiyle evlenme yolunda olan erkekler görünce ‘demek böyleleri de var’ diyorum, ama bu insanlar neden benim karşıma çıkmıyor?

    Çevremdeki insanlara açılıp bu durumumdan bahsetmem mümkün değil, toplumumuzun nasıl karşılayacağı belli. Koca arıyor, evde kalmış gibi şeylerle uğraşmak istemiyorum. 

    İlişki dışında gerçek anlamda arkadaşlarım da olsun istedim. O da olmadı. Okul ve üniversitede hep ders notu için bana yaklaştılar.

    Bütün bunlara bakarak bana ne önerirsiniz? Bende eksik olan bir şeyler mi var, neden hayatımın erkeğiyle karşılaşamıyorum? ◊ Rumuz: Almanya’da yaşayan kız

    YANIT

    Sevgili kızım, elbette ismini yayımlamam, köşemi izliyorsan, sadece rumuz yayımlıyorum ve okurlarımın mail adreslerini bir süre arşivimde muhafaza ediyor, sonra da siliyorum.

    Dediğin gibi güzel kızım, senin durumunda pek çok genç kız var. Sen Almanya’da yaşıyorsun, bu yüzden de çevrendeki kızlar senden biraz daha serbest ve rahat davranıyor olabilir ama ülkemizde de sorunlar çok farklı değil.

    Flört etmek istemeyen, aile yapısı ya da kendi karakteri nedeniyle bir erkekle sadece evlilik amacıyla görüşmeyi düşünen kızlar, bazen böyle hayal kırıklıkları yaşayabiliyor. Gerçekten de onlara yaklaşmayı düşünen erkekler, sanki düşüncelerini okur gibi, korkup kaçıyorlar.

    Aynen dediğin gibi, gerçek arkadaş olarak bile yaklaşmaktan korkuyorlar...

    Bu asla senin suçun değil, boş yere güzel değil miyim, benim neyim var, gibi sorunu kendinde aramaya çalışma.

    Sorun toplumda...

    Gençler artık eskisi gibi evliliğe sıcak bakmamaya başladı. Bunun ciddi bir nedeni maddi olarak evliliğe hazır olmamaları, hayat şartlarının bir yuva kurmaya izin vermemesi...

    Bir başka ve önemli nedeni de artık insanların birlikte olabilmek için evliliği beklemek zorunda olmaması. Gençler artık çok kolay cinselliği yaşayabiliyor.

    Senin gibi cinselliğe adım atmak için evleneceği erkeği bekleyen kızlar da çoğunlukta ama cinsel güdülerine boyun eğerek gençlik heyecanlarına kapılan, karşılarına çıkan herhangi birinin, birkaç tatlı sözüne kapılabilen kızlar da var elbette.

    Bu durumda işte o günübirlik ilişkilere daha sık rastlaman, beklediğin o beyaz atlı prensi bir türlü bulamaman çok doğal kızım.

    Ancak yaşın henüz çok genç, umudunu asla yitirmemelisin. Beklediğin adam bir gün bir şekilde karşına çıkacaktır.

     

    Yazının devamı...

    Eşim kendine zarar veriyor

















    YANIT

    Sevgili kızım, belli ki eşin oldukça sinirli bir genç adam ya da sen sürekli dır dır ederek adamı asabi biri haline getirmişsin...
    Çünkü bazı kadınların hiç durmadan konuşması, sürekli karşılarındaki erkeği suçlaması, yerli yersiz kavga çıkarması gerçekten o yuvada huzur bırakmaz.
    Eşinin sevgisini göstermediğinden şikayet ediyorsun. Ama bir yandan da eşinin gerçekte seni sevdiğinden emin olduğunu söylüyorsun.
    Kavgalarınız sırasında anlaşılan o kadar çok üzerine gidiyorsun ki, eşin sonunda kafasını duvarlara vurmaya başlıyor.
    Demek ki gerçekten adamı çıldırtıyorsun...
    Seni ‘sus artık’ diye uyardığında, kendin söylüyorsun işte, susmuyormuşsun... Sen devam etmesen, bütün bunlar olmayacak aslında. İşte o da zıvanadan çıkıyor...
    Burada önemli olan, sana vurmamak için, kendine zarar vermesi.
    Ama bu şiddetin dozu giderek artıyor anlaşılan.
    Çünkü senin de boğazını sıkmaya başlamış. Bu genç adamın eskiden de psikolojik sorunları var mıydı? Ama şu bir gerçek ki, eşin gerçekten sorunlu biri haline gelmiş ve psikolojik destek almak durumunda. Bu durumda iki şık var, güzel kızım. İkiniz de bir aile terapistine başvurup, birlikte evliliğinizi kurtarma yoluna girebilirsiniz.
    Ya da gerçekten bu evliliğin yürümeyeceğini görerek, boşanır, kendi yolunuza gidersiniz.
    Gerçekten birbirinizi seviyor olabilirsiniz ama bu gidişle birbirinize zarar vereceğiniz ortada. Böyle bir evlilik ancak her ikiniz de radikal bir değişim geçirdiğiniz takdirde devam edebilir. Bu da büyük fedakarlık gerektirir.
    Belki farkında değilsin, sevgili kızım ama Allah korusun bu genç adam o öfkeyle boğazına sarıldığında, senin canını yakabilir, ölümüne bile neden olabilir.

    Yazının devamı...

    Size göre evlilik nedir












    YANIT

    Evet, en önemli sözcüğü sona bırakmışsın güzel kızım, evlilikte de beraberliklerde de, birbiriyle iyi geçinebilmek için her şeyden önce sevgi gerekli çünkü... Aslında insan karşısındakine sevgi gözüyle bakabiliyorsa, onun bazı kusurlarını görmezden gelebilir. Ona hoş görüyle yaklaşabilir. Zaten hoşgörü de tüm sorunları kolaylıkla çözümleyebilecek anahtar sözcüktür.
    Evlilik konusunda okurlarıma bazı uyarılarda bulunmak, tavsiyeler vermek isteğini keyifle karşıladım. Çünkü gerçekten günümüzdeki evliliklerin çok çabuk çöküntüye uğradığının farkındayım elbette. Seve sevile, güle oynaya türlü fedakarlıklarla gerçekleştirilen evliliklerin çok sudan nedenlerle ayrılığa sürüklendiğini görüyorsunuz.
    Bu çok üzücü...
    Çünkü büyük ihtimalle çoğu evlilikte bu yuvaya bir de çocuk katılmış oluyor.
    Ve boşanmaların yalnız çiftlerin değil, çocukların da yıkımı olduğunu görmezden gelemeyiz.
    Erkeklerin en büyük günahı (ki bu bazen de kadınların da günahı olabiliyor tabii) ihanetse, kişileri bu günaha iteleyen nedenleri de düşünmek zorundayız.
    Bir insanın ihanet edebilmesi için sevgisini kaybetmiş olması gerekiyor.
    Sürekli gergin, sürekli huzursuz, sürekli suçlayan bir eşin, karşı tarafı mutlu etmesi mümkün mü?
    Dediğin gibi sevgili okurum, insanlar zaman zaman hep ön planda olmaktan, hep son sözü ben söyleyeceğim inadından, hep ben üstün olacağım takıntısından biraz geri durabilse, evlilikler çok daha dayanıklı olabilirdi.
    Zaman zaman okurlarımdan böyle hayata dair çok önemli, çok yerinde ve çok yararlı öneriler almaktan çok mutluluk duyuyorum. Sana da bu konuyu birlikte ele almamıza vesile olduğun için tekrar teşekkür ederim.

    Yazının devamı...

    Evlilikten beklediğim bu değildi


    YANIT

    Sevgili kızım, ne yalan söyleyeyim, eşinle ilgili bütün bu anlattıkların Türk erkeğinin tipik bir örneğini yansıtıyor. Ve ben bunu ilk kez duymuyorum... Bu yakınmaların ülkemizdeki evli kadınların hemen hemen hepsinin şikayeti. Eşlerinin ilgisizliği, kendilerinden çok başkalarıyla ilgilenmesi, iş ya da yorgunluk bahanesiyle eşleriyle dışarı çıkmamaları, eve geldiğinde bilgisayara ya da telefona sarılıp hiçbir şekilde sohbet etmemeleri, önemli günleri unutmaları, başkalarının yanında onları küçük düşürecek sözler söylemeleri... Ve belki sen dile getirmemişsin ama en önemlisi de hemen hemen hiç cinsel hayatlarının olmaması.
    Evet, bana gelen bu yakınmalarda eminim kendinden bir parça bulabilirsin. Maalesef ülkemizde insanlar bir evliliği mutlu ve huzurlu şekilde yürütebilmek için nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyor. Bunun için ne ailelerinden ne de eğitim hayatlarında bilgi edinebiliyorlar. Oysa günümüzde kötü giden ve kısa sürede boşanmayla sonuçlanan bunca evliliği
    kurtarabilmek için aile eğitim merkezleri çoğaltılmalı, gençler evlilik öncesi mutlaka hem cinsel eğitim almalı hem de evlilik hayatının püf noktalarını öğrenmeli. Aile olmanın ve birbirini mutlu etmenin yollarını öğrenmiş olarak evliliğe adım atarlarsa, bugünkü gibi boşanmaların hızla artması önlenebilir. Sen kendine düşeni fazlasıyla yapmışsın. Hele bir terapiste başvurman çok yerinde bir kararmış. Ama o birçok bencil erkek gibi kendini yeterli buluyor, senin bu şekilde de mutlu mesut yaşayabileceğini düşünüyor. Onu mutlaka bu terapiyi almak konusunda ikna etmelisin güzel kızım. Umarım edersin

    Yazının devamı...