• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Pandemi sürecinde gebelik

    Biz hekimler, hayatımızın toplamında almadığımız kadar soru aldık bence. Kiminle konuşsam aynı şeyi duyuyorum. Çünkü kaygı seviyemiz, şu ana dek olduğundan çok daha fazla yükseldi. Her şeyden önce bir belirsizlikle karşı karşıyaydık ve maalesef hala öyleyiz. Gözümüzle göremediğimiz ve bizi nasıl etkileyeceğini, yaşamadan bilemeyeceğimiz bir virüsle boğuştuk, boğuşuyoruz. İnsanoğlunun çabuk unutma becerisi, maalesef ipleri, önerdiğimizden fazla gevşetmesine neden oldu. Salgın sona ermedi ve hala tehlikeyle yüz yüze, burun burunayız. Üstelik şimdi belki de daha savunmasızız. Çünkü onu dikkate almayanlarla temasımız arttı. Yani pandemiyle mücadele de ekip işi ve herkes paslaşmak, birbirini düşünmek zorunda. Üstelik virüsün bulaş yolu, şekli de bunu apaçık ortaya koyuyor. Sizde öksürük dahi yapmayan virüs, bulaştırdığınız birinin yaşamına son verebiliyor. Maske ve sosyal mesafe hatırlatmasını görev biliyorum bu noktada.

    Gelelim alanımla ilgili soru ve sorunlara. Bu sürecin en ama en kaygılıları, şüphesiz ki anne adayları ve taze annelerdi. Hastanelere, gerçekten acil durumlarda başvurmamız gereken bu dönem, gebeleri epey korkuttu. Doğum nasıl olacak, bebeğin rutin kontrolleri, ultrasonlar, nstler nasıl yapılacak? Covit, anneden bebeğe geçer mi? Covit sürecinde doğumlar sezaryene mi döndü, normal mi tercih edildi? Evde, dışarıda çalışan biri varsa risk ne kadar büyür? Doğum sonrası yatış süreleri, doğum sonrası kontroller… Bunlar en çok sorulan sorular. Ve aslında pandemi sürecinin gebeler başta olmak üzere kadınları oldukça etkilediğini söyleyebilirim. Hem de bazen olumlu yönde. Hepsine değineceğim.

    Bu sürecin en sancılı yanlarından biri de WHO yani Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmalar genişledikçe farklı verilere ulaşmasıydı. Dolayısıyla da verilen bilgiler, zaman zaman güvensizlik de yarattı. Özellikle gebeler bu noktada, en kötüsüne hazırlanmak ve tedbirleri ona göre almak üzerine bir refleks geliştirdiler. Bu süreçte, elbette herkesin evden çalışma imkanı yoktu. Toplu taşıma kullanmak ve sürekli başkalarıyla temasta olmak zorunda olanlar evlerine, gebe eşlerinin yanına döndüler. Bu durum hala sürüyor ve hatta normalleşmeyle arttı. Yapılacak şey ise çok net; sosyal mesafeye uymak, maske takmak, el ve beden temizliğine dikkat etmek ve kılık kıyafetin dışarıdan dönüldüğünde temizlenmesi. Ayrıca öpüşmek ve sevişmek de gebelerin en azından bu süreçte askıya alması gereken sevgi eylemlerinden. Çünkü tükürük, bulaş yolunun birincil salgısı. Ve anneyle bebeği korumak için biraz hasret çekmeye değer.

    Gebelerin rutin kontrolleri, genel olarak devam etti ve ediyor. Bunda en büyük pay, sağlık sistemimizin zengin olanakları ve geniş fedakar kadrosuyla tüm ihtiyaçları karşılayabilmesiydi. Özel muayenehaneler de elbette acil durumlar hariç ara verdiler. Çünkü bebeği keyfi biçimde görmek ya da bir sorun yokken sokakta bulunmak bu dönem için doğru değildi. Bir sağlık sorununun yaşanmaması halinde gebelerimizi evden telefonla, görüntülü aramayla takip ettik ve psikolojik destek de verdik. Devlet hastanelerinde izlenen yol elbette daha da temkinliydi. Çünkü çoğu donanımlı pandemi hastaneleriydi. Özel hastanelerin de pandemi hastanesi ilan edilmesiyle bir dönem tüm gebelik takipleri, sorunlar hariç, online olarak devam etti. Ve inanın bu şekilde devam etmeyi arzu eden gebelerimiz hala var. Belki de yeni dünya bunu çağırıyor, bunu istiyordur; bunu önümüzdeki aylarda göreceğiz.

    Doğumlara gelince, genel olarak izlenen prosedürde bir sapma yaşanmadı. Ve doğum şeklini her zaman olduğu gibi anne ve bebeğin durumu belirledi. Pandeminin doğum şeklini belirlemesi gibi bir şey söz konusu değildi ve bundan sonra da olmayacaktır. Elbette sorunsuz doğumlar için geçerliydi bu ve çok yüksek oranda anneler de hekimler de mutlu oldu. Doğum sonrası kontroller de özellikle bebeğin sarılık durumu ve kilo artışının/kaybının takibi açısından önemliydi, ihmal edilmedi. Sağlık çalışanlarının aldıkları tedbirleri ise hepimiz izledik, gördük sanıyorum. Dolayısıyla tüm gebelerimiz, annelerimiz, bebeklerimiz emin ellerdeydi.

    Anneler emzirirken maske takmalı

    Virüsün anneden bebeğe geçişiyle ilgili makale sayısı az ve tam olarak budur diyeceğimiz bir bilgi olmamakla birlikte böyle bir vertikal geçişin olduğunu gösteren bir çalışma da yok. Geçişin olmadığını düşünüyoruz. Ancak sağlık önlemleri kapsamında annenin emzirirken maske takması önemli ve bunu kesinlikle önemsiyoruz. Hastane ortamından virüs kapma olasılığı ise elbette herkes için olduğu gibi anne ya da bebek için de var ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bu konuda çok ama çok sıkı önlemler alındı ve alınıyor.

    Evdeki mesaisi hiç bitmeyen kadınlar…

    Benim değinmek istediğim başka bir konu ise kadının zaman yönetimindeki ve kendini oyalamadaki başarısı. Oyalamak zaman zaman olumsuz algılanan bir şey oluyor ama ben burada olumlu bir biçimde bahsedeceğim. Zira kadın ister ev hanımı olsun ister dışarıdaki çalışma yaşamının içinde olsun, mesaisini evde sürdürdü ve sosyalleşmek için de çok ama çok şaşırtıcı, takdir edilesi bir çaba ve başarı sağladı. Mutfakta ekmek yapma meselesi pek çok esprinin konusu olduysa da, resim yapma meselesi alayla karşılandıysa da, çocuklara yaptırılan aktiviteler zaman zaman eleştirildiyse de kadınlar kocaman bir alkışı hak ettiler. Çünkü evdeki mesaisi hiç bitmeyen kadınlar, evde sosyal yaşamın birer neferi oldular. Evde kalmak, özellikle de çocuklarla kalmak kolay olmadı. Elbette erkekler için de zorlu bir süreçti ama bu toplumda maalesef erkeğin evde olması, kadının sorumluluklarını da artırdı. Tüm sorumlulukları paylaşan erkekler, yapmaları gerekeni yaptılar ve umarım devam eder, bunu bir yaşam biçimine dönüştürürler. Ama bunu yapmayan erkeklerin birlikte olduğu, birlikte yaşadığı kadınlar, ister eşleri, ister anneleri ablaları, arkadaşları kuzenleri olsun, müthiş bir zaman ve insan yönetimi örneği sergilediklerine bizzat şahit oldum. Kendi yeteneklerini keşfetmelerinden ya da hiç yetenekleri olmadığı düşünüldüğü halde aşkla sarıldıkları işlerle vakit geçirmelerinden neden bu denli rahatsız olundu, anlamak mümkün değil. Bütün korkuya, kaygıya ve maddi manevi sıkıntılara rağmen çok ama çok iyi olduğumuzu düşünüyorum. Sanırım erkekler de benimle hemfikirdirler. Değillerse bile gecikmiş sayılmazlar. Bu dönüştürücü süreçten paylarını almalarını yürekten isterim. Geçmiş olsun diyebileceğimiz günlere daha var ama başaracağız, ne olur korunmaya devam.

    Yazının devamı...

    Parmak ısırtan orgazm pozisyonları

    Kadın ve erkeklerin farklı seks pozisyonlardan hoşlandıklarını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gökçen Erdoğan, seks pozisyonlarının kadınlar ve erkekler için anlamlarını açıkladı.

    Kadın üstte, erkekse alttadır ve kadın isteğine göre erkeğe yüzü ya da sırtı dönük olabilir. Üstelik bu pozisyonda kamçı sizde, hızı yükseltmek isterseniz kontrol elinizde, dilediğiniz gibi artırabilirsiniz. İktidarın kendisinde olmasından, hükmetmekten hoşlanan kadınlar için birebir. Üstelik kendisini kadının seks kölesi olarak görmek isteyen erkek için de son derece iyi bir pozisyon.

    Bu pozisyon misyonerin biraz da değişik hali. Kadının sırtı ve kalçası yatağın ayak ucundayken erkek ayakta kalıyor ve ilişkiye ayakta giriyor. Rahim boynunu uyarmak için ideal bir durum ve orgazmı kolaylaştırdığı da gerçek. Erkek çok derine inmese de vajina ön duvarından G noktasına ulaşıyor ve kadını hayal ettiği orgazma kavuşturabiliyor.

    Pozisyonların efendisi, en çok bu tercih edilir. Kadın sırt üstü yatar, erkek karın üstü kadının üzerinde yerini alır. Fakat bu pozisyonda daha mutlu olan taraf erkek. Çünkü kadın rahat hareket edemiyor ve aklından geçen her şeyi yapamıyor. Penisin vajinanın derinliklerine daha rahat ulaşabilmesi nedeniyle tatmin edici evet ama bazı kadınlar için sıkıcı olabiliyor. Orgazm oranı ise yüksek. Yine de erkeğin gücünü tam kullanmasını gerektiren bir pozisyon olduğundan erkek için yorucu. Genç erkekler için daha uygun bir pozisyon olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca erkek, kadını rahatça öpebildiği için her iki taraf da mutlu olabiliyor.

    Misyonerden farklı olarak kadın, bacaklarını erkeğin omzuna kaldırıyor. Bu pozisyonda penis vajinanın daha derinine temas edebiliyor ve böylelikle G noktası uyarılıyor. Erkeğinse hareketleri daha rahat bir hale geliyor fakat uzun sevişmeler için uygun olmayabiliyor çünkü erkek genelde çabuk orgazm oluyor.

    Biraz karmaşık bulunan bir pozisyon bu. Kadın ve erkek yüz yüze duruyor. Bacakları makas misali iç içe geçiyor. Misyonerin yan yana yatılarak yapılanı gibi diyoruz kısaca. Esnek vücutlar için uygun bir pozisyon olduğunu söylemekte fayda var. Çünkü hareket kabiliyetini biraz kısıtlıyor ve böylece penis vajinayla temasta zorlanıyor.

    Mutfak tezgahının aksine burada kontrol kadında oluyor. Erkek sırt üstü uzanıyor ve dizlerini büküyor. Kadınsa ata biner gibi bir bacağı erkeğin kalçasının bir tarafında, diğer bacağı da erkeğin bacaklarının arasında kalacak şekilde oturuyor. İlişkinin hızı, derinliği, baskının miktarını tamamen kadın belirliyor.

    Bu pozisyon erkeğin hoşuna gidiyor ama kadın için rahatsız edici oluyor. Çünkü yumurtalıklara fazla baskı oluyor ve bu da rahatsız edici hatta ağrılı olabiliyor. Erkeğin kadının arkasına geçerek ilişkiye girdiği bir pozisyon.

    Hep diyoruz ya kadının sevişmede sevildiğini hissetmesi lazım. Çünkü daha duygusal diye, işte bu pozisyon tam da kadına göre. Kadın ve erkek yan yana yatıyorlar. Her ikisi de aynı yöne doğru bakıyor. Erkek, kadına arkadan yaklaşıyor. Orgazm açısından en elverişli pozisyon değil ama sarılarak ilişkiye girmekten hoşlananlar için birebir. Erkeklerse bu pozisyonu biraz yumuşak buluyorlar ve biraz da kolaycı.

    Kadının zevk aldığı bir pozisyon bu çünkü hem sıkı bir sarılma var hem de penisin vajinaya erişimi tam. Kadın ve erkek yüz yüze duruyor. Kadın bacaklarıyla erkeği sarıyor ve duvara yaslanmış oluyor. Kaslı erkekler için ve partnerini zorlamaya bayılan kadınlar için favori pozisyonlardan biri. Kısa süre sonra güç kullanımından bacaklar titremeye başlıyor ve adrenalin yüksek kalıyor. Erkek güçsüzse düşme ihtimalini göz önünde bulundurmakta fayda var.

    Misyoner pozisyonuyla başlayan ilişkide erkek, kadının içine girdikten sonra kadının bacaklarını, kendi bacaklarının hizasına getirmesine izin veriyor. Daha sonra vücudunu hafifçe ileri geri kaydırarak ilişkiyi sürdürerek klitorisi uyarıyor.

    Fantezilerin girizgahı olarak kabul ettiğimiz bu pozisyonda da kadın sırtı üstü tezgaha ya da masaya uzanıyor ve erkek ayakta kalarak ilişkiye giriyor. Kontrol erkekte kalıyor ve erkek, kadının derinine inebildiği için orgazm kolaylaşıyor. “Aperatif orgazm” desek yeridir.  

    Yazının devamı...

    3 yaşından sonra çocuğunuzla banyo yapmayın

    Çocuk 2,5 - 3 yaşlarında cinsel kimliğinin farkına varmaya başlar. Bu yaşlar, tuvalet eğitimini kazanmaya başladığı dönemdir ve kendi cinsel organının farkına varır, ona dokunmaya başlar. Dokunduğunda da haz aldığını keşfeder.

    Çocuk kendi cinsel kimliğinin farkına varmaya başladığı andan itibaren yardıma ihtiyaç duyar. Örneğin erkek çocuk, kendini keşfettiğinde annesini görür. Ama kendinde, annesinde olmayan bir şey olduğunu fark eder. Kendinde var, annesinde neden yok diye düşünür. Aynı şekilde, kendinde olan şeyin kız arkadaşlarında olmadığını görünce de kafası karışır. Burada ailelerin devreye girip açıklama yapması önemlidir. Çocuk gördükleri ve duyduklarından yola çıkarak, soru sormaya başladığında cinsel eğitimin de başlaması gerekir. Ancak çocuğa detaylı bilgi aktarmak doğru değildir. Yaş büyüdükçe daha fazla detaya girilebilir. Cinsel kimliği keşif sırasında ailelerin çocuğu yanlış yönlendirmesi ileriki yaşlardaki cinselliğine de olumsuz yansır.

    Emme dürtüsü ile doğan bebekler, anne sütünü emmenin dışında parmak emme davranışı ile stresli olduğu durumlarda rahatlamaya çalışır. Tuvalet eğitiminin başlamasıyla birlikte de çocuk cinsel organını daha net görür, eller, keşfeder ve cinsel organına dokunduğunda haz aldığını fark eder. Ancak bu haz cinsel bir uyaran şeklinde değildir. Daha çok parmak emmenin verdiği rahatlatıcı zevke eşdeğer bir durum gibidir.

    Erkek çocuklar genelde pipilerini çekiştirerek haz duygusu elde eder. Kız çocukları ise sürtünerek haz alırlar. İlerleyen dönemde ise çocukların belirli objelerle, oyuncaklarla ya da doğrudan ellerini kullanarak genital bölgelerini uyarmaları ve beraberinde kalp atışında hızlanma, sık nefes alıp verme, kızarma, terleme gibi fiziksel belirtilerin gözlendiği durumlar, ‘çocukluk mastürbasyonu’ olarak tanımlanır. Anne babaların, mastürbasyon yapan çocuğa yanlış yaklaşımları ve hatalı davranışları onun gelecekti cinsel yaşamını derinden etkileyebilir. Çocuğun merak ettiği konuların, onun anlayabileceği bir dilde anlatılması gerekir. Genelde kız çocuklarına anneler, erkek çocuklarına babalar anlatmalı. Çünkü burada bir özdeşim söz konusudur. Kız çocuk kendini anneye, erkek çocuk da babaya daha yakın hissedecektir.

    Çocuğun karşı cinsle olan ilişkisinin belirli sınırlar içinde olması gerekir. Örneğin, çocuklar birbirlerinin cinsel organlarını açıp kontrol etme isteği duyarlar. Bunu bir ya da iki kere yapabilirler. Ama devamlı hale gelmesi sakıncalıdır ve aile tarafından bunun yanlış olduğu çocuğa anlatılmalı. Cinsel kimlik karmaşası özellikle kız çocuklarında ortaya çıkar. Kız çocukları erkek çocukların pipilerini gördüklerinde kendilerinde olmadığını fark ederek bir yoksunluk içine girebilir. Ama ileriki zamanlarda bu karmaşıklık ortadan kalkar ve kendilerini kadın olarak nitelendirmeye devam eder. Erkek çocuklarda da benzer bir durum olabilir. Çok fazla anneleriyle bir arada olurlarsa, onu taklit etmeye kalkarlarsa ya da en yakın arkadaşları bir kızsa ve onun gibi davranmaya çalışırlarsa bir cinsel kimlik karmaşası yaşanabilir.

    Çocuk kendi cinsel kimliklerinin farkına vardıktan sonra anne babanın dikkatli olması, çocuğun yanında giyinip soyunmamaları, birlikte banyo yapmamaları veya çocuğun onlarla beraber yatmaması gerekiyor. Böyle durumlarda çocuk, cinsel kimliğinde sapma gösterebilir. Örneğin erkek çocuk, annesi giyinip soyunurken annesine özenebilir ve kendi cinsel kimliğinin farkına varmayabilir. Bu tip cinsel kaymalar çoğunlukla çocuğun ilk cinsellik deneyiminde karşımıza çıkar. Eğer erkek çocuğu çok fazla feminen tavırlar sergiliyorsa veya kız çocuğu rahatsız edici düzeyde maskülen tavırlar takınıyorsa, mutlaka bir uzmandan yardım alınması gerekiyor.

    Çocukta utanma duygusunu aile geliştirir. Eğer aile cinsellik kötü bir şeymiş gibi davranırsa veya bu konuda tamamen sessiz kalırlarsa çocuk kendi içinde bunun konuşulmayacak, kötü bir şey olduğu düşünür. Gizli gizli kendi bulmaya çalışır. Bu yolla da yanlış bilgiler edinebilir. Örneğin; cinsel organıyla oynayan çocuğa sık sık uyarıda bulunmak yerine, “hadi gel birlikte bir faaliyet yapalım” diyerek, çocuk fark etmeden ilgisini başka bir şeye odaklamak da daha yararlı olur.  

    Yazının devamı...

    Cinsel ilişkiden sonra kanarsanız...

    Cinsel birleşme sonrası kanama, bekaret söz konusu değilse biraz korkutucu geliyor değil mi? Korkmayın, ancak temkinli olun. Ve rahatlamak için de kaygılanmak için de doktor muayenenizin sonucunu bekleyin.

    Cinsel ilişki sonrası kanamanın sebepleri nelerdir, bilmek ister misiniz?

    1- En sık rastladığımız neden, klamidya denen mikroorganizmanın rahim ağzını enfekte etmesidir. Bu enfeksiyon da rahim ağzı yaralarına yol açabilir ve zamanında tedavi edilmemesi halinde batın içine yayılabilir. Başka bir sonuç da genital organda yapışıklık, tıkanıklık ve abseler oluşması ve bunlar nedeniyle de kısırlık riskinin ortaya çıkmasıdır.

    2- Vajinitler: Vajinit adını verdiğimiz şey bir tür vajina iltihabıdır. Ve bu tarz bir enfeksiyon vajinanın dokusunu frajil hale getirip ilişki sırasında kanamaya yol açabilir. İlaç tedavisiyle ve bölgesel temizlikle sorunun çözümüne kolayca yaklaşılır. Ancak ezbere ilaç alınmaması gerektiğini yeniden hatırlatmak isterim.

    3- Servikal polip: Rahim ağzında bulunabilen ve çoğunlukla iyi huylu olan bir polip ilişkide kanayabilir. Polip dediğimiz şey halk arasında ‘et parçası’ olarak adlandırılan şeydir. Bu polipler genelde basit ve ağrısız bir müdahale ile çıkarılabilirler.

    4- Atrofik vajinit: Menopoz sonrasında östrojenin azalmasına bağlı olarak, vajinal doku kuruyup atrofiye uğrayabilir ve ilişkide kolayca kanayabilecek hale gelebilir. Bu durum lokal östrojen tedavisiyle çözümlenebilir.

    5- Cinsel ilişki sırasında bazen vajinada yırtılma oluşabilir ve bu da kanamaya yol açabilir. Onarımı mümkündür.

    6- Erkeğin menisinde kan olması bazen vajinal bir kanama ile karışabilir ve vajinal kanama olarak düşünülebilir.

    7- Rahim ağzı yaraları: Servikal erozyon olarak adlandırdığımız bu yaralar, rahim ağzını frajil hale getirip ilişki sırasında kolayca kanamasına yol açabilir.

    8- Gebelikte cinsel ilişki sırasında veya sonrasında kanama olması, düşük riskini gösterebileceği gibi bebeğin eşi yani plasentanın önüne geldiğine (plasenta previa) de işaret edebilir.

    9-Rahim ağzı kanseri: Cinsel ilişki sonrası kanamanın en önemli olası nedenidir. Cinsel ilişki sonrasında vajinal kanamanın belirtisi olabileceği en önemli hastalık rahim ağzı kanseridir. (serviks kanseri). Bu hastalık öldürücüdür evet, rahim ağzı kanseri daima ciddiye alınmalıdır. Ancak bu konuda yapılacaklar da doktorunuzun özenli çalışmasıyla, tüm tetkiklerin eksiksiz yapılmasıyla belirlenir ve her şeyden önce umut ve moralle hayata geçirilir. Şanslıyız ki günümüzde kanser baş edebildiğimiz bir hastalık haline gelmiş durumdadır.

    Karşılaştığımız sorun ne olursa olsun, özellikle de cinsel sorunlar ve genital bölge problemlerinde jinekoloğumuza görünmeyi ihmal etmemeliyiz. Biz hekimler bunu, bıktıracak kadar sık hatırlatırız çünkü hastalıklar değil onların teşhis edilememiş olması en büyük sorundur daima.

    Yazının devamı...

    Sekste doğru bilinen yanlışları unutun!

    Kulaktan dolma bilgilerle, komşu tavsiyeleriyle, eş dost uzmanlığıyla, hurafelerle donatmayın beyninizi. Çünkü o, işinizde olduğu kadar gerekiyor yatak odanızda. Unutmayın ki tüm sinyaller beyin üzerinden gidiyor cinsel organınıza da. Onu ne kadar açık tutarsanız o kadar net bir sevişme yakalarsınız. Doğru bildiğiniz yanlışları silmek işte bu yüzden önemli.

    Yanlış! Ön sevişme, sizi birleşmeye hazırlar ve onu asla kısa tutmayın deriz ama birleşmenin tüm dinamiğini bozacak kadar uzun tutmak da büyük hata. Yani temel aktiviteye zaman, istek ve enerji kalmayacak kadar uzun süre bir ön sevişme hiç de tercih ettiğimiz bir şey değil. Öğrenilmiş ön sevişmenin öğrenildiği kabak gibi ortadaysa maalesef ön sevişme ikinci safhaya varamayacak kadar ruhsuzlaşır, bu da ayrı bir gerçek. Her şey kararında güzel!

     

    Yanlış! Menopoz kadınların cinsellikleriyle değil üremeleriyle ilgili bir sonlanma biçimidir. Cinsel yaşamın tüm amacı üremek olmadığına göre üreme sona erince arzu duymamak gibi bir şey söz konusu olamaz. Kadının kendini böyle kodlamaması yeterli. Sevişmeler, menopozdan sonra tedbir kaygısı da ortadan kalkınca iyice ateşlenebilir bile. Ateşleyin!

    Yanlış! Cinsel birleşme olmasa dahi sevişmeler son derece tatmin edici olabilir. Yalnızca gülüp eğlenmek ya da yeni şeyler denemek için de sevişebilirsiniz. Üremeyi bırakın, birleşmek bile şart değil. Yatak odanız sizin en saklı köşeniz, canınız ne isterse onu yaparsınız. Tek derdiniz neslinizi türetmek değil!

    Yanlış! Bu mutlaka bir kez denemek isteyeceğiniz bir şey olabilir ancak sürekli denerseniz bu da sıradanlaşır. Heyecan ve renk, sizin ne yaptığınızda değil, nasıl yaptığınızdadır aslında. Basit bir akşam yemeğinde masanın altından partnerinizi tahrik etmek gibi bir klişe bile bin sevişmeden renkli gelebilir farklılıklar denerseniz. Hep yeniyi deneyin, en sevdiklerinizi bulun!

      

    Her şeyin ilki özeldir. Okulun, öpüşmenin, sevgilinin. Ama en iyisi değildir. En iyi denen şey, özel olmakla aynı şey değildir. Deneyim, bir şeyi ‘en iyi’leştirir. İlk seksteki heyecanı yaşatmak da sizin işiniz. İşinizi ciddiye alın!

    Yanlış! Sertlik, hoyratlık da son derece ilgisini çeker kadının. Kavrayan, alan, kendine çeken, kontrolü eline alan erkek, kadının gözdelerindendir. Nezaketi elden bırakmadan, bencillik yapmadan, güç dengeleriyle oynayarak ateşli biçimde sevişmek mümkün. Kadınlar emir cümlelerinden en çok yatakta hoşlanırlar. Utanırken bir de bakarsınız coşarlar. Çekinmeyin, çıldırın!

    Yanlış! Bir anlık dikkat dağınıklığından dahi sertleşme azalıp sonlanabilir. Kafaya takılan gündelik bir sorun, ani bir sinir boşalması ve hatta nedensiz. Bunun normalliğini bilin ancak sık yaşanması halinde de anormalliğini kabul edip bir uzmana gidin. Beni arzulamıyor diye paranoyalara, sıkıntılara düşmeyin. Birbirinizin bedeninden haberdar olun!

    Yazının devamı...

    Evliliği sürdürmenin geri planda kalmış 7 yolu

    Sanıldığının aksine her kadının ve erkeğin iyi ya da kötü, hayatta ya da değil, birer anne ve babası vardır. Onlarda gördükleri ya da göremedikleri şefkati eşlerinde aradıkları olur. Ama bunu geri kalan her şeyden fazla aramaz, beklemezler. Eşler, birbirine eş olmalıdır. Samimiyetsiz, öğrenilmiş, gereksiz biçimde yoğun ve başka bir role ait olduğu ilk bakışta anlaşılan ilgi, evlilikler için fayda yerine tehlike oluşturur. Önemli olan, aciz göstermeyecek, kimin yanında ne biçimde gösterildiğine dikkat edilen ilgidir. Verimli ve katkı sağlayacak ilgi budur. 

    Düzenli cinsel yaşamın stresi azalttığı, sorunlarla baş etme gücünü yükselttiği ve mutluluk hormonunu artırdığı herkesçe bilinir. Ancak birleşmeleri, daima aynı biçimde, saatte, mekanda, aynı nidalar ve hazırlanışlarla gerçekleştirmek, genç yaşta emekliliğe geçmek gibidir. Kendi içinde dağınık, sürprizlerle dolu bir düzen, her evliliğin aradığı şeydir. Bu, tek eşliliğin korunması için de olmazsa olmazlardan biridir. 

    Kendine zaman ayırmak, bireysel sosyal çevresiyle özel ilişkiler kurmak ve ayrı bir dünyayı daima sığınak olarak tutmak her bireyin ve evliliğin ihtiyacıdır. Sizin sık görüştüğünüz, eşinizinse yalnızca tanıdığı arkadaşlar bulundurmak, sırlarınızı ve sıkıntılarınızı rahatça paylaşacağınız birilerine de daima sahip olmak demektir. Evlilik, sosyal aktivitelerin bitmesi anlamına da asla gelmemeli, getirilmemelidir. Ancak evliliğin bitme nedenleri arasında da artık dolaylı olarak çok sık gördüğümüz bir şey var ki, bu da ortak yaşamdan hoşnut olmadığını hissettirecek kadar dışa dönük olmak ve bencilce sosyalleşmektir. Evlilikten zaman çalmakla, kendine zaman ayırmak arasındaki fark ancak denge tutturmakla korunur.

    Evlilikleri kurtarmak için çocuk yapma hatasına değinmiyorum bile. Çiftlerin, çocuklarına, kendilerinden bağımsız ve tek başına işe yarayan bir bağ olarak bakmaları, hem çocukları aile hissiyatında eksik kılar hem de çiftleri sevgili olmak hissiyatında. Birbirini zaten seven, çocuklar olmasa da mutlu olabilen ama onlar olduğu ve güzel gecelerin, günlerin birer sonucu oldukları için daha bağlı hisseden insanlar olduğunu hatırlamak, unutmamak önemlidir. Bu anlamda çocukların yanında birbirini öpmekten, birbirine sarılmaktan çekinmeyen çiftler arttıkça umut da artar. 

    Genelde kadınların diline pelesenk olmuş, son derece anlamlı bu cümle, kimi zaman bir meydan okuyuş olarak yansır erkek tarafına ya da geniş ailelerde aile büyüklerine. Oysa kariyer de tıpkı çocuk gibi bir hırs ya da isteksizce bir amaç uğruna yapılmamalıdır. Ne zaman güçsüzleştiğinizi, baş edemeyeceğinizi düşünür, zorluklara odaklanır ve destek görmediğinizi hissederseniz, iyi örneklere bakıp kendinizi bu cümleyle yüreklendirmelisiniz. Bu bir monoloğun malzemesi olmalıdır yani, diyaloglarda yanlış kullanılmasına bu kadar sık rastlanırken hele de. 

    Pek çok iyi insan, evlilikte iyi bir partner olmayabilir. Aradıklarınızı, beklediklerinizi başka adreslerde bulacağınıza inanmanız ve belki de bulmanız olasıdır. Ancak bu ihaneti haklı kılacak şeylerden değildir, hem kadın hem de erkek için. İhanetleri tek gecelik, çok gecelik, kalıcı, geçici olarak sınıflandırmak, gerçeği yansıtsa da kötü bir ‘kendini inandırma, ikna etme’ biçimidir. Evlilikler, neler yaparsam affedilirim, neler yaparsam gözden çıkarılırım muhasebesine, fikren dahi teslim olmayacak kadar net olmalı ve açık niyetlerle yürümelidir. 

    Her şeyden önce düşünün. Ten uyumu, fikir uyumu, plan uyumu, evlenmeye yetmez. Elbette iyi düşünülerek hayata geçirilmiş evliliklerin, bir ömür süreceği garantisi yoktur. Ancak bu bir nevi ‘eşeğini sağlam kazığa bağlamak’ gibidir. Bir evliliğin nasıl süreceği, çoğu zaman nasıl başladığıyla da ilgilidir. Düşünerek aldığınız evlilik kararları, kendi düşüncelerinize duyduğunuz saygıdan dolayı, o kararları bozarken de yani boşanma hallerinde de iyice düşünmenizi sağlar.

    Yazının devamı...

    Yumurtlama dönemi nasıl hesaplanır?

    Hamile kalmak için yumurtlama dönemi hesaplamak, bebek sahibi olmak isteyenlerin sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biridir. Adet düzenini takip ederek yumurtlama dönemini bulup, ayın hangi günlerinde cinsel ilişkiye girilmesi gerektiğini hesaplamak mümkün. Yumurtlama günlerinde cinsel ilişkiye girerek hamile kalma şansı artırılabilir. Adet kanamasının ilk günü yeni bir adet döngüsünün başlangıcı demektir.

    Bu aşamada beyin dokusunun derinlerinde yer alan “hipotalamus” adlı bölgeden salgılanan bir hormon, hipotalamusa yakın yerleşimli hipofiz adı verilen salgı bezinden folikül uyarıcı başka bir hormon salgısını başlatır. Bu hormonun etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir yumurta hücresi “folikül” adı verilen bir kesecik içinde olgunlaşmaya başlar. Olgunlaşma tamamlandığında, olgun folikül içinde üretilen yüksek miktarlarda östrojen hormonu etkisiyle bir yandan rahim iç tabakası gelişmeye başlar, bir yandan da hipofiz bezinden bir başka hormon salgılanır. Bu hormon, yumurta hücresini barındıran folikülü çatlatır ve yumurta hücresini serbest bırakır. Yumurta hücresinin serbest kalmasına ise yumurtlama (ovulasyon) denir.

    Yumurtlama gününü hesaplamak için de öncelikle son iki adet dönemi başlangıcı arasındaki günleri saymak gerekir. Bu adet döngüsünü yani kaç günde bir adet görüldüğünü gösterir. Bulunan sayıyı en son adet başlangıç tarihine ekleyince de bir sonraki adetin başlangıç tarihi anlaşılır. Yumurtlama bir sonraki adet kanamasının başlangıcından yaklaşık 14 gün önce olur. Bir sonraki adet başlangıç tarihinin 14 gün öncesi yumurtlamanın gerçekleşebileceği tarihtir.

    İki adet dönemi arası 28 gün olan yani 28 günde bir adet gören bir kadında yumurtlama yaklaşık 14’üncü günde gerçekleşir. 35 günde bir adet gören kadında (35-14=21) 21’inci günde, 25 günde bir adet gören birinde ise (25-14=11) 11’inci günde gerçekleşecektir. Yumurtlama gününü hesaplamak; hangi günlerde cinsel ilişkiye girilirse hamile kalma olasılığı olduğunu gösterir. Ya da istenmeyen gebelikleri önlemek için, bu günlerde ilişkiye girmemek ya da korunarak ilişkiye girmek gerektiğine işaret eder. Kadının yumurtlamadan önceki 5 gün ve yumurtladıktan sonraki 3 gün hamile kalabilir. Yani gebe kalma ihtimali bu 8 gün içinde gerçekleşir. Sperm hücreleri genital kanalda 5 güne kadar canlı kalabilir, yumurta hücresi ise yumurtlamadan sonra yalnızca 12-24 saat yaşayabilir. Bu nedenle yumurtlama olduğu anda spermlerin yumurta hücresini, fal-lop tüpü içinde (kanalda) bekliyor olmaları veya kısa zamanda oraya ulaşmaları gerekir. Bu nedenle verimli günlerden birkaç gün öncesinde sperm sayısının azalmaması için cinsel perhizde bulunulması ve verimli günlerde, gün aşırı ilişkiye girilmesini öneriyoruz.

    Gün hesabı ile gebelikten korunma güvenli bir yöntem değildir. Bunu tercih eden çiftlerin ikinci bir yöntem (kondom, diyafram, spermisid) daha kullanması gerekir. Gün hesabı yönteminin başarısızlık oranı % 20-25’dir. Başarısız olmasının en büyük sebebi de yumurtlama tarihini tam olarak belirlenememesidir. Spermin uzun süre döllenme yeteneğini devam ettirmesi gebe kalma riskini artırıyor.

    Yazının devamı...