Ertuğrul Özkök Yazarın Tüm Yazıları

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

4dk okuma

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Haberin Devamı

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

*

Matematik eğitimi aldıktan sonra Paris’e gider ve fizik eğitimine başlar.

Yine yıldızlarla birliktedir.

Staj yaptığı Paris rasathanesindeki teleskoptan bakmaktadır.

Matematik ve fiziği birleştirip astronomiyi seçen Nüzhet Gündoğan, kalması yolunda yapılan teklifleri reddeder ve Cumhuriyet’in eğitim almak üzere yurtdışına gönderdiği arkadaşları gibi ülkesinin güzel yarınları için sorumluluk alarak Türkiye’ye geri döner.

*

Haberin Devamı

1934 yılında İstanbul Üniversitesi’nde kurulan astronomi bölümüne doçent olarak atanır.

Fen Fakültesi’nin tarihine 1 numaralı doktora tezi olarak geçer Nüzhet Gündoğan.

1958 yılında astronomi kürsüsünün başına geçer ve Cumhuriyetimizin ilk kadın dekanı olur.

Yatağının penceresinden gökyüzüne bakarak yalnızlığını gideren Nüzhet, ülkesine döndüğünde o yıldızları yeryüzüne indirecek ve yetiştirdiği öğrencilerini birer bilim insanına dönüştürerek zamanın ötesine ışık tutacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’e ışık olan o güzel yüreklere gökyüzündeki yıldızlar kadar sevgi ve minnet duygusuyla...

Cumhuriyetimizin 98’inci yılı kutlu olsun...

Nüzhet Gündoğan

*

Bu hikâyeyi, dün Sunay Akın’ın Instagram sayfasından aldım.

Cumhuriyet’i anmak amacıyla, Petrol Ofisi için hazırladığı bir çizgi filmin metni bu...

Çok hoşuma gitti...

Cumhuriyet’in ruhunu çok güzel anlatan bir hikâye bu...

Nermin Abadan Unat hocamın da hikâyesi...

Aziz Sancar hocamızın da hikâyesi...

Süleyman Demirellerin, Bülent Ecevitlerin, Turgut Özalların, Tayyip Erdoğanların da hikâyesi...

O Cumhuriyet’tir bu halkın yoksul kız ve erkek çocuklarını, köylerinden, yoksul mahallelerinden, kasabalarından alıp Nobel ödüllerine, bilim insanlarına, başarılı iş insanlarına, sanatçılara, sporculara, başbakanlıklara, cumhurbaşkanlıklarına götürmüştür...

Haberin Devamı

HER 29 EKİM’DE CUMHURİYETİM İÇİN OKUDUĞUM MİNNET ANDI

Büyük Atatürk;

Sen ve arkadaşlarının kurduğu bu büyük Cumhuriyet,

Beni İzmir’in Kahramanlar Mahallesi’nde matbaa işçisi Bulgaristan göçmeni bir baba ve evladını bir annenin evinden alıp...

- İzmir’de Gazi İlkokulu’nda, kendisi de bir Cumhuriyet kadını olan rahmetli öğretmenim Hatice Birkan’ın şefkati ellerinde, parasız okuttuğun...

Haberin Devamı

- Yine İzmir’de Namık Kemal Lisesi’nde, her biri Cumhuriyet hayranı başarılı öğretmenlerin elinde yine parasız okuttuğun...

- Ankara’da, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda, Nermin Abadan Unat, Bahri Savcı, Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy, Fahir Armaoğlu, Balent Daver, Ahmet Taner Kışlalı, Ünsal Oskay, İlhan Usmanbaş gibi büyük hocaların verdiği derslerle, yine parasız eğittiğin...

- Ülkenin bütün evlatlarına açık tarafsız bir sınavla bana burs verip Fransa’da doktora yapmama imkân sağladığın...

Haberin Devamı

- Dönüşte üniversitenin kapılarını açıp doçent olmamı sağladığın...

- Bütün bunlarla ülkemin en büyük gazetesinin başına geçmeme götüren bütün yolları eşitçi ve adil bir devletin imkânları ile açtığın için...

Minnettarım...

CUMHURİYET COŞKUSU SANKİ 100’ÜNCÜ YIL İÇİN ‘SPRİNT’E KALKTI

- Dünyada başka hiçbir ülke, Cumhuriyetinin kuruluşunu bu kadar içten, bu kadar coşkuyla kutlamıyor.

Haberin Devamı

- Dünyanın hiçbir bir ülkesi, kuruluş hikâyesini bu kadar güçlü anlatamıyor...

- Dünyanın hiçbir milleti, Cumhuriyetinin kurucu babasını bu kadar büyük ve içten gelen bir sevgi ile anmaya, minnetini ifade etmeye devam etmiyor...

Hiç düşündünüz mü neden?

Çünkü bu öyle bir kuruluş hikâyesi ki...

Hepimizin hikâyesi haline gelmiş.

Cumhuriyetimiz 2 yıl sonra dalya demeye hazırlanıyor...

Farkında mısınız; içimizdeki coşku 100’üncü yıla doğru ‘sprint’e kalktı...

Devletin en büyük bayramıydı, milletin en büyük bayramı haline geldi...

HAYATIM BOYUNCA EN SEVDİĞİM HALAY BUYDU

Bu fotoğrafı dün T24 internet sitesinde gördüm.

Adı Muteber Engindeniz...

Cumhuriyet’in ilan edildiği 1923 yılında 19 yaşındaymış. Bugün 117 yaşında. Yüksekovalı bir kadın...

“Cumhuriyet ilan edildiğinde çok mutlu olduk, günlerce halay çektik” diyor...

Önceki hafta Diyarbakır’ı ışıl ışıl görünce keyiflendim, bir halay çektim.

Başıma gelmedik kalmadı...

Muteber Engindeniz’in bu sözleri bana o kadar iyi geldi ki... Arkadaşlar...

Halay çekmek güzel bir şeydir...

Mutluluğu, birlik ve beraberliği, dayanışmayı anlatır halay...

Bugün 29 Ekim...

Yine halay çekme günüdür...

FARKINDA MISINIZ, BU AŞAĞILIK YARATIK ARTIK BİZİM KAPIMIZI DA TEKMELİYOR

Denizli'deki cinayeti, Pamukkale Şarapçılık’ın pazarlamasından sorumlu Selda Tokat’ın Instagram hesabından öğrendim.

“Yeğenimi kaybettik... Yazacak gücüm yok” demiş...

*

Bir an düşündüm...

Kadın cinayetleri ilk defa bu kadar yakınıma gelmişti...

İlk defa tanıdığım bir insanın yakını öldürülmüştü...

Pamukkale şaraplarını üreten Tokat ailesinin kızıydı...

Denizli’nin Güney platosundaki üzüm bağlarının havasını gökyüzü gibi içine çeke çeke büyüyen özgür bir kızdı...

Pırıl pırıl bir ailede büyümüştü...

Vicdansız bir magandanın vahşeti onu da buldu...

*

O zihniyet, artık Türkiye’nin her köşesinde vuruyor kadınlarımızı...

Hepimizin kapısına dayandı artık bu vahşet...

Kimse kalkıp “Benim kızımın başına böyle bir şey gelmez” demesin...

Geliyor...

Geldi işte...

*

Kapımıza dayanmış bir seri katille karşı karşıyayız...

Seri katile dönüşmüş bir erkek zihniyeti kapımızı tekmeliyor...

Bunu önleyemezsek bu matem hepimizin evlerine kadar gelecek...

YENİ MÜZİK
İKİ SEVDİĞİM GRUP BİR ARAYA GELİNCE MÜTHİŞ BİR ŞARKI ÇIKMIŞ

- Bir tarafta ‘The Weeknd’...

Son 5 yılın Big Bang’i...

Her şarkısı olay...

Öteki tarafta “Swedish House Mafia”

İsveçli bir house müzik grubu...

ABBA’dan sonraki en iyilerden biri...

Bir araya gelmişler ve bir şarkı yapmışlar.

“Mouth To A Flame...”

Geçen haftanın yeni şarkılarının en iyilerinden biri olmuş.

NETREBKO’DAN GÜZEL BİR MADAM BUTTERFLY YORUMU

Puccini: “Madame Butterfly: SC 74: Un bel di vedremo”, Anna Netrebko: “Orchestra Del Teatro Alla Scala”, Milano: Riccardo Chailly...

Netrebko yine çıkışta...

Onun yeteneği, Deutsche Grammophon’un titizliği ile birleşince çok güzel bir yorum ortaya çıkmış.

Tabii Scala Orkestrası da yorumun hakkını vermiş.

PANDEMİ SIRASINDAKİ EN İYİ YONCA LODİ ŞARKISI

Yonca Lodi: “Sızı”

Şarkının akustik versiyonu bana göre geçen haftanın en iyi Türkçe şarkısı.

TARZ DEĞİŞİNCE GÜZEL BİR ŞARKI ORTAYA ÇIKMIŞ

İsmail Özkan: “Kıyım”

İsmail Özkan’ı, TRT’deki müzik programlarından izliyorum.

Türk sanat müziğinin klasik çizgisini iyi bilen, o kulvardaki şarkıları tanıtan programlar bunlar.

Kendi tarzı da buna yakın.

2016’da çıkardığı “Satılacak Adam mıydım” şarkısıyla arabesk tarzında bir çıkış yapmıştı.

Bu hafta çıkardığı yeni şarkısı “Kıyım” ile, tarzını modernleştirmiş...

Şarkıya gitarı sokmuş. Müzik altyapısı da öyle... Tarzı arabeskten uzaklaşmış. Sonuçta çok güzel bir şarkı ortaya çıkmış.