• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Seçkin Türesay’ın ardından

    Seçkin’le dostluğum Yeni Gazete’de başladı. Ben sanat edebiyat sayfasını yönetiyordum, o da yazıişleri müdürüydü. Bazı akşamlar orada sohbet ederdik.

    Basın dünyasındaki dostluklar, ayrı gazetelerde olsanız bile devam eder. Bir aralık Günaydın’a gitmiş, sonra yeniden Hürriyet’e dönmüştü.

    Alçakgönüllü kuşaktandı, çalışanların hepsiyle dostluk kurmuştu, yöneticiliğin ceberutluğundan eser yoktu.

    Haberin ardındaki gerçeği sezer ona göre değerlendirirdi.

    Gazete içi ve gazete dışı birçok toplantıda buluştuk, sevgili eşi Nazan Türesay da bu dostluk halesi içindeydi.

    Gazete günübirlik bir çalışmadır ama her sayı tarihe kalır, yıllar sonra kaynak olarak kullanılır.

    Seçkin Türesay da gazeteciliğin bu yanını bilir, haberi de buna göre değerlendirirdi.

    İşinde titiz, ilişkilerinde kibardı.

    Bir buluşmamızda anılarını yazacağını söylemişti, notlar alıyordu.

    Çalıştığı ve yöneticilik yaptığı dönemi düşünürsek basın tarihine kaynaklık ederdi anıları.

    Son olarak Seçkin’i Erol Simavi’yi anma töreninde görmüştüm.

    Çalışma hayatından, hele gazetecilik gibi gündelik bir uğraştan ayrılmak zordur. O tempo yaşam biçiminiz olur. Bunun eksikliğini hissediyordu o da.

    Artık ebedi istirahatgâhında.

    Eşi Nazan’a, kızı Seçil’e başsağlığı diliyorum.

    Seçkin de anılar galerimdeki yerini aldı.

    Sevgiyle o yeri hep koruyacak.

    KONSERVATUVAR AYNI BİNADA KALMALI

    DÜN Hürriyet’te Fatma Aksu’nun haberini okumuşsunuzdur.

    1927’de İtalyan mimar Umberto Ferrari tarafından hal binası olarak yapılan ve 1986’da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve 1989’dan beri de İstanbul Şehir Tiyatroları Haldun Taner Sahnesi’ne de ev sahipliği yapan simge bina İBB tarafından restorasyona alınmış.

    Hızlıca tamamlanması planlanan çalışmalar için, Haldun Taner Tiyatrosu geçici olarak Hasanpaşa Gazhanesi’ne, Devlet Konservatuvarı ise Göztepe’deki yeni yerine taşınacakmış.

    Restorasyondan sonra bina Haldun Taner Sahnesi olarak kullanılmaya devam edecekmiş. Bu demek oluyor ki konservatuvar artık o simge binaya dönemeyecek.

    Tarihi binaların restorasyonunu bir bütün olarak planlamalı. Devlet Konservatuvarı da o binayla bütünleşmiş bir kurumdur. Göztepe’de herhangi bir yer oranın müzik eğitimimizdeki yerini tutamaz. Geçmişinde anıları olmayan binalar benim ilgimi çekmez, yeni bir site evi gibi bakarım.

    Orada müziğimize emek veren o kadar çok ad var ki... Bırakın konservatuvarın oraya dönmemesini, mekânın tarihini simgeleyen adlara hatıra köşesi bile ayrılmalı.

    O konservatuvarda okuyanlar, öğretmenlik yapanlar mekânın tarihine düşecek silinmez notlardır.

    Haldun Taner’in ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ndaki Münir Özkul’un repliğini unutamam. “Konuştuklarımız perde kapandıktan sonra bile devam eder, çünkü sözler perdeye asılı kalır” diyordu.

    Konservatuvar için çok daha geçerli bir sözdür, notalar duvarlara siner, yeni bir öğrenci, yeni bir öğretmen kendinden önceki ustaların dünkü anılarıyla bugünü yaşar, yarına hazırlanır ve hazırlar.

    Ayrıca Haldun Taner adıyla yaşayan binaya en yakışan dost da konservatuvardır.

    Umarım konservatuvar binası eski yerinde kalacaktır.

    SANAL ŞİİR KİTAPLARI FUARI BAŞLADI

    ŞİİR Derneği, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle 15–22 Mart arasında ‘Sanal Şiir Kitapları Fuarı’ düzenlendi.

    ‘Şiirsel Mesafe’ mottosuyla düzenlenen fuar şiir okumaları, imza günü söyleşilerle devam ediyor.

    20 Mart, İmza Günü Söyleşisi: Alphan Akgül

    21 Mart, İmza Günü Söyleşisi: Tuğrul Tanyol

    ‘Şair Evde’ bölümünde şairlerin evde çekilmiş fotoğrafları yayımlanacak. 

    Yazının devamı...

    Magazinin böylesi

    Her alanın magazini vardır. Tolstoy’un yakını bir yazar için söylediğini hep belleğimde tutarım: “İyi bir yazardı ama yazarı yazar yapan zaafları yoktu”.

    Magazin bizim kendimizdeki eksiklikleri görmemizi sağlar, başkalarını eleştirirken bir türlü boy aynasına bakmayız.

    Edebiyat sanat söz konusuysa, yazıya zaten bir kalite damgası vurulmuştur.

    Kendi gazetemden örnek vereceğim. Hürriyet’te iki kişi benim ilgilendiğim, onayladığım magazini temsil ediyor.

    Ertuğrul Özkök ve İhsan Yılmaz’ın hazırladığı Kültürazzi... İkisinin de olaylara bakışında gizli bir ironi vardır. Ertuğrul Özkök’te yaşamanın sırları, İhsan Yılmaz’da da sinsi bir satır arası hinlikleri var.

    Bir zamanlar böylesine kaliteli magazini sevgili Selim İleri yapardı. Hatta Kültürazzi çıktığında, logosunu ona benzetenlerin sayısı az değildi.

    Genç kuşak magazinin iyisini yapıyor.

    Hürriyet’te çıkan sanat dünyasındaki magazin yazılarının haber değeri yüksek. Son Oğuz Atay yazılarını, onunla tek televizyon programını yapan biri olarak heyecanla okudum. Polisiye romanları çocukluğumdan beri yutarak okuduğum için bu yazıların o yanını da anlamaya çabalıyorum, bir de bu açıdan bakıyorum.

    Yazının içeriği, üslubu beni cezbediyor.

    Aslında masal sevdiğim için abartmalı yazılar da hoşuma gider. Bir sanatçının aşkları, başına gelenler, hakarete düşmediği sürece okunmalıdır.

    Eski ustaların hicviyeleri bana magazin tadını verir, edebiyat ustalarının polemikleri düpedüz magazindir.

    Bunu sevmeyenlere de bir mesajım var. Ciddi bir konuyu okumak için magazinin baştan çıkarıcılığı şarttır.

    Hele eve kapandığımız bugünlerde, öğretici magazinlere benim çok ihtiyacım var. Sizin de öyle, benim gibi lütfen itiraf edin.

    DÜNYA KİTAP ÖDÜLLERİ

    DÜNYA KİTAP tarafından 28 yıldır verilen ‘Yılın En İyi Ödülleri’ belli oldu.

    5 kategoride 10 ödül dağıtıldı.

    Seçici Kurul’un oybirliğiyle verdiği ödüller şöyle:

    Yılın Telif Kitabı: Selim İleri – ‘Yaşadınız Öldünüz Bir Anlamı Olmalı Bunun’.

    Yılın Çeviri Kitabı: Adnan Özer’in dilimize Pablo Neruda’dan çevirdiği ‘Evrensel Şarkı/Canto’.

    Yılın Yayınevi: Vakıfbank Kültür Yayınları.

    İŞ DÜNYASI

    Mahfi Eğilmez – ‘Türkiye Ekonomisi’.

    Kaya Erdem – ‘Neden Başaramıyoruz? – Demokratik Bir Türkiye’.

    POLİSİYE

    Yılın Polisiye Kitabı: Yaprak Öz – ‘Villa Şakayık/Bir Yıldız Alatan Macerası’.

    İlk Kitap Ödülü: Nihal Orhan – ‘Çaylak’.

    GASTRONOMİ ve GASTRONOMİ KÜLTÜRÜ EMEK

    Yılın Gastronomi Kitabı: Artun Ünsal – ‘İktidarların Sofrası’.

    Gastronomi Kültürü Emek Ödülü: Oğlak Yayınları

    KURUMSAL YAYINEVİ

    Sabri Ülker Vakfı Yayınları

    METİN ALTIOK ŞİİR ÖDÜLÜ

    ŞAİR Metin Altıok’un anısına Kırmızı Kedi Yayınevi’nin Zeynep Altıok’la birlikte düzenlediği, seçici jürisinde Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz, Eray Canberk, Ali Cengizkan, Haydar Ergülen, Şükrü Erbaş ve Salih Bolat’ın bulunduğu yarışmanın ödülü ‘Kendinin Ağacı’ kitabı ile Seyyidhan Kömürcü’ye verildi.

    14 Mart 1940’ta doğan Metin Altıok’un 81. doğum gününde açıklanan ödülün veriliş gerekçesi şöyle:

    “2021 yılı Metin Altıok Şiir Ödülü’nün, ‘Kendinin Ağacı’ kitabıyla bireysel gibi görünen bir huzursuzluğu, zamanın ve coğrafyanın acılı arka planına yerleştirerek vermesi; bu acının toplumsal boyutlarını lirik ve derin dille okura duyurması; doğayla ve nesnelerle çağrışım yükü güçlü bağlar kurması, ilginç ve özgün imgelerle kendine has bir şiir dili geliştirme başarısı göstermesi, şiir yolculuğunun uzun ve soluklu olacağını duyumsatması nedeniyle Seyyidhan Kömürcü’ye verilmesine oyçokluğuyla karar verildi.”

    Ödülün takdim edileceği yer ve zaman daha sonra açıklanacak.

    Yazının devamı...

    Sibelius yalnızlığı

    5 CD’den oluşan albümdeki besteleri Berliner Sinfonie–Orchester seslendiriyor, orkestrayı da Şef Kurt Sanderling yönetiyor.

    Belgeselde, Finlandiya Radyo Senfoni Orkestrası’nın şefi Hannu Lintu.

    Müzik aralarında oradaki yaşamından sahneler ekrana geliyor. Lintu ile bir müzik yazarı karşılıklı konuşuyorlar, eserleri ve hayatı konusunda yorumlarda bulunuyorlar.

    Ailesiyle doğanın içinde yaptırdığı bir evde yaşayan besteci, uzun yıllar bir suskunluğu tercih etti. Otuz yıla yakın olduğu söylenir. Yeni senfonisinin hazır olduğunu defalarca söylediği halde bir türlü ortaya çıkmadı.

    Hatta son senfonisini eşiyle birlikte çini sobada yaktığı yazılanlar arasında.

    Müzik eleştirmeni Serhan Bali, Lahti Sibelius Festivali’ne katıldı, onu yazdı.

    Emre Aracı da bestecinin Londra’ya gelişini yazıya geçirdi.

    Sibelius, Londra’ya geldiğinde ilk kez öğleden sonra Oxford Street’te dolaşırken yakınlardan kulağına çalınan bir bando sesini duymuş. Bandonun ‘Valse Triste’i çaldığını fark edince şaşırıyor. Bir bestecinin belgeseli, onun yapıtlarına da göndermeler yapmamızı sağlıyor.

    Türk Beşleri için de bu tür belgesel çalışmaların yapılmasını gönülden arzuluyorum.

    Birinci CD’de neler seslendirilmiş:

    - Finlandiya

    - Valse Triste

    - The Swan of Tuonela

    - En Saga

    - Night Ride and Sunrise

    Besteci senfoniler için ne diyor:

    “Benim senfonilerim müziktir, herhangi bir edebi kaynak yok. Ben edebi bir müzisyen değilim.”

    “Finlandiya, bir vatanseverin ürünüdür.”

    Her CD’nin başında o beste üzerine değişik eleştirmenlerin yazıları yer alıyor. Baskın görüş, çok az besteci onun kadar vatandaşlarının ilgisini kazanmıştır. Çünkü halk efsanelerinden etkilenmiştir. Yıllarca beste yapmaması, yaptığını çaldırmaması birçok yazar için de geçerlidir. Ankara’da Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile Hürriyet Gösteri için yaptığım konuşmada artık yazmak istemediğini söylemişti.

    Popüler romanların yazarı Esat Mahmut Karakurt da aynı duyguyu bir söyleşisinde açıklamıştı.

    MÜZİK KİTAPLARI

    MÜZİKSEVERLERİN
    kütüphanelerine koyacakları iki kitap:

    - Aykut Köksal

    ‘Barok Dönüşüm, Müziğin Modernleşme Serüveni’. Önsöz’ün ilk cümlesi, kitabın içeriğini belirtiyor: “Batı müziğinin modernleşme sürecinde temel kırılma noktasını barok dönemin oluşturduğunu söylemek gerek.

    Günümüzde Batı müziğinin ana dönemlerinden birine ilişkin ‘özgün’ bir müzikoloji çalışması yapmak son derece zor.

    Manfred F. Bukofzer’in ‘Barok Çağdaş Müzik’ başlıklı ünlü çalışması olmasaydı bu el kitabı da yazılamazdı.”

    Önsöz Mehmet Nemutlu ve Ersu Pekin’e teşekkürle bitiyor.

    Bölüm başlıkları:

    - Başlangıcından Barok Öncesine Batı müziğine Genel Bir Bakış.

    - Antikçağ k Ortaçağ k Rönesans

    - Barok ya da Müziğin Modernleşme Süreci.

    Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde barok müziğin doğuşu ve gelişimi inceleniyor.

    Mehmet Nemutlu’nun Son Söz’ü:

    “Aykut Köksal’ın Barok Dönüşüm, Müziğin Modernleşme Serüveni kitabı, yalnızca uzmanı olanlar için  yazılmış alışıldık bir müzik tarihi metni değil, yenilikleri, önemli atılımları, rolleri, değişen düşünsel arka planı ve bunlar arasındaki çapraz bağlantılarıyla, bir bütün olarak ‘Barok Serüven’in izini süren bir kılavuz metin aynı zamanda.”

    - Kıvılcım Yıldız, Aydınlanmanın Müziği, Klasik Dönem ve Ustaları.

    Önsöz’de kısa bir açıklamayı okuyalım: “Müzik’te Klasik üslup, Haydn, Mozart ve Beethoven gibi büyük bestecilerin yapıtlarının başı çektiği, müzik tarihinin diğer dönemlerinde de referans alınan bir üslubu ifade eder.

    Aydınlanma süreci ve devrimleriyle de hem siyasal tarihin hem de kültürel tarihin önemli kırılma noktalarını içerir.”

    Konu başlıkları şöyle:

    - Klasik Dönem ve Aydınlanma

    - Müzikte Klasik Üslup

    - Viyana Klasikleri

    - Franz Joseph Haydn (1732–1809)

    - Wolfgang Amadeus Mozart (1756–1791)

    - Ludwig van Beethoven (1770–1827)

    (İki kitap da Topos Yayınları tarafından yayımlandı.)

    ‘KARAKOLDA AYNA VAR’ ÜZERİNE

    TÜRK
    musikisi güfte kitaplarında ‘Karakolda Ayna Var’ın Zeki Duygulu’ya ait olduğu yazılı. Doğum tarihi kimi kaynaklarda 1903 kimilerinde 1907. Ölüm tarihi 1974.

    Beyrut’ta doğdu. Babası Trablusgarp’ta İtalyanlara esir düşünce İzmir’e yerleştiler. Daha sonra İstanbul’a gitti. Orduda müzik öğretmenliği yaptı. Kıdemli yüzbaşı iken ordudan istifa etti. 1928 yılında Atatürk tarafından ‘Mülazım’ rütbesi ve kırmızı İstiklâl Madalyası ile ödüllendirildi.

    İlk önceleri ut çaldı, daha sonra keman ve viyolonsel de çalmaya başladı.

    Türk musikisinin sevdiğim popüler şarkıların bestekârı Duygulu. Dinlediğim bestelerinden birkaçını hatırlatmalıyım:

    - Ayrıldı Gönül Şimdi Yine Bir Tek Eşinden

    - Ben Yaralı Ceylânım Yaralı Ceylân

    - Hem Cemalin Gösterip Çekmek Olur mu Kendini

    Besteleri yazarken söz yazarlarını da unutmayalım.

    Yazının devamı...

    Şair, yazar eğitimci ve kültür adamı

    Tanıl Bora’nın ‘Hasan Âli Yücel’ kitabı yalnız Türk eğitimine imza atmış bir siyasetçinin değil, bir kültür adamının yaşamını belgelere dayalı bilgilerle aktarıyor.

    Şimdi anısı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın devam ettirdiği Hasan Âli Yücel dizisinde yaşıyor. Onun kurduğu Milli Eğitim Klasikleri de bir kuşağın Batı’nın ve Doğu’nun seçkin eserlerini, çevirilerini okunmasını sağladı.

    Bora, kitabın sunuşunda Yücel’in öneminin altını çiziyor: “Hasan Âli Yücel, modern Türkiye’nin en uzun süre görev yapmış eğitim ve kültür bakanıdır. Türkiye’nin kültür tarihinde başlı başına bir fasıl teşkil eden, klasik dünya edebiyatı eserlerinin çevirisi programının başlatıcısı, yürütücüsüdür. 80 yıldır tartışılan Köy Enstitüleri’nin ‘siyasi sorumlusudur.’

    1930’ların sonlarından 1940’ların ortalarına, tek-parti döneminin önde gelen siyasî şahsiyetlerindendir. Şiirleri, eğitim alanında incelemeleri olan, yüzlerce deneme yazmış çalışkan bir yazardır. İsmi, Türkiye’de ‘kültür adamı’ figürünün alâmetlerinden sayılır. Şair Can Yücel’in babasıdır.

    Bu kitap, Hasan Âli Yücel hakkında bir biyografi denemesi.”

    Hasan Âli Yücel
    Tanıl Bora
    İletişim Yayınları

    NESNELLİĞE VURGU

    Tanıl Bora bu yazıda bölüm başlıkları hakkında bilgi veriyor. Ayrıca özellikle vurguladığı kitabın nesnelliği. Yani bütün görüşlere yer veriliyor, tartışmaya açık ortam yaratıyor.

    Hasan Âli Yücel bir yazısında “Gençlik terbiyesinde biyografi en tesirli vasıtalardan biridir. Ne yapalım ki, onda da fakiriz” diyor.

    Yazar gibi ben de bu tespite katılıyorum. Bir okur bu bilgileri öğrenmelidir, kitabı okuyuşunu etkiler.

    Onu bilenler kişiliğini yorumluyorlar: “Hilmi Ziya Ülken, ‘Dervişliği babasından, idareciliği büyükbabasından geçmiştir’ der Hasan Âli Yücel için. Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘Terbiyesinden bütün şehrin, aile itibariyle mensup olduğu Mevleviliğin, belki de uzaktan temas ettiği Bektaşiliğin, büyük payı vardı. Üç-dört kuşak İstanbullu, seçkin denebilecek bir aileye doğmuş birisinden söz ediyoruz.”

    Yücel’e yaklaşımı konusundaki satırlar hoşuma gitti.

    “Soyadını alana dair hep Hasan Âli diye bahsettim kendisinden. Sonra bazen yine öyle, ama genellikle Yücel, diye. Antipati–sempati– empati derken, galiba gayrı ihtiyarî, ikbalden düştüğü zamanlarla ilgili kısımlarda daha fazla sempatiyle yaklaştım.”

    İçerik sıralaması şöyle: Çocukluk– Sevilmeye Teşne, Yaşama İklimini Hazırlarken, Maarifçi ve Kemalist, Süper Bakan, Yücel’e Hücum, İnziva Tedavisinde – Kültür Adamı, ‘Unutulur Gibi Oldu...’ – İzleri, Anılışı...

    Önemli bir kişinin iyi yazılmış başarılı biyografisi.

    Yazının devamı...

    Mehmet Âkif Ersoy anılıyor

    Törenin başlığı şu:

    ‘İstiklal Caddesi, Şairi ile Yeniden Buluşuyor’.

    Şairin adına yaşadığı Mısır Apartmanı’ndaki daire ‘Hâtıra Evi’ olarak tanımlanıyor.

    Bugün saat 10.00’daki tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlıyor. Marş, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Korosu eşliğinde seslendiriliyor.

    Ayrıca Mehmet Âkif Ersoy Belgeseli de gösterilecek.

    İlk konuşmayı İstanbul Valisi Ali Yerlikaya yapacak.

    Ardından Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy konuşacak.

    Katılanlar evi gezecekler.

    KAZLIÇEŞME SANAT’TA MEHMET ÂKİF ERSOY SERGİSİ

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop, Kazlıçeşme Sanat Salonu’nda, ‘Mebus ve Şair Mehmet Âkif Ersoy Sergisi’nin açılışını yapacak.

    Açılış 13 Mart 2021 saat 13.00’te gerçekleştirilecek.

    Davet mektubunun altındaki imza Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy’un.

    Kazlıçeşme Sanat’ta daha önce de Bizans Mozaikleri ve Ebüzziya Ailesi sergileri açılmıştı.

    ‘İKİNDİ YAZILARI’ KOLEKSİYONU

    ESKİ dergi koleksiyonları, dönemin edebiyatını yansıttığı kadar, o kentin ruhunu da verir.

    Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, yayın hayatına Andırın ilçesinde başlayan ‘İkindi Yazıları’ dergisinin tıpkıbasımını gerçekleştirdi.

    İkindi Yazıları’nın 1984-1994 yılları arasında yayınlanmış 131 sayısının tamamı tek bir eser haline getirildi.

    Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör’ün ‘İkindi Yazıları’nın Tıpkıbasımı Üzerine yazısından bir bölüm:

    “İkindi Yazıları edebiyat dergiciliğinin Anadolu’daki seçkin örneğidir. Birçok yazarın edebiyat dünyasına girmesinin, bu dünyada sesini duyurmasının asıl zemini olmuştur.

    Nedim Ali, Yunus Develi, Şaban Abak, Mevlânâ İdris, Kemal Sayar, Fikri Özçelikçi, Adem Turan bunlardan birkaçıdır.”

    Yayına Hazırlayan Duran Boz’un yazısının başlığı: ‘Anadolu Edebiyat Dergiciliği Bağlamında İkindi Yazıları’.

    Boz, Türkiye’de dergileri tanıttıktan sonra, katıldığım bir tespitte bulunuyor:

    “Sözü edilen dergilerin; Türk insanının önünde bir ışık olmak, bir kandil olmak ödevini yerine getirdiklerine şahitlik ederler.

    Maraş, Cumhuriyet dönemi edebiyatının önemli merkezlerinden biridir. Maraş insanı; kendisi olma, kendisi kalma bilincinin arayanı olmuştur hep. Dışa kapalı insan hayatının, içteki zenginliği yankılanmıştır Maraş semalarında.”

    Maraş’ın edebiyatta ve edebiyatçıdaki yerini örneklerle tasvir etmektedir, birçok ünlü bu listede yer almıştır.

    Bir şehrin edebiyata yansıyışını zevkle okudum, keşke her şehrin dergisi için böyle bir çalışma yapılsa.

    TRT FİLARMONİ ORKESTRASI KONSERİ

    ERTELENEN ‘TRT Filarmoni Orkestrası’ konseri bu akşam TRT 2’de saat 20.00’de verilecek. Orkestrayı şef Antonio Pirolli yönetecek.

    Bu orkestra fikri 1940’lardan beri Ankara Radyosu bünyesinde doğmuş ve uygulanmaya başlamıştı. Bu alandaki önemli adları bir kez daha anımsatayım:

    Ernst Praetorius

    Hasan Ferit Alnar

    Necip Aşkın

    Enver Kapelman

    Hikmet Şimşek

    Repertuvar şöyle:

    Yusuf Yalçın – TRT 2

    Brahms – Macar Dansı 1 ve 5

    Beethoven – 7. Senfoni

    Ulvi Cemal Erkin – Köçekçe

    Beethoven çalınırken ebru sanatçısı Garip Ay, Beethoven’ın siluetini yapacak.

    Yazının devamı...

    ‘Yüzyılın 100 Şairi’ soruşturması üzerine

    “Notos’un geleneksel yıllık soruşturmalarının on beşincisinin sonuçları belli oldu. Bu yılki konumuz: ‘Yüzyılın 100 Şairi’.

    Şiirin edebiyat içindeki yerini hiçbir edebiyatçı tartışmaz. Şiir her zaman doruk noktasındadır. Hem bütün sanatların anası sayılır hem de olağanüstü soyutlama yetisiyle yaratıcılığın sınırlarını kaldırır.

    Notos’un ‘Yüzyılın 100 Şairi’ soruşturmasında ortaya çıkan 100 şairin 53’ü dünya edebiyatlarından, 47’si bizim edebiyatımızdan. Bu sonuç elbette dünya şiirinin yarıya yakınını bizim şairlerimizin temsil ettiğini göstermiyor. Bunu hiç kimse düşünmez ama seçim yapılırken önce bizim edebiyatımızın şairleri geliyor akla, sonra dünya şairleri.

    Bunun nedeni yeterince şiir okumamak mı, dil sorununun aşılamaması mı, merak eksikliği mi... Bunların tümünün de etkisi olmalı...”

    Soruşturmanın 365 seçicisinin de adı yer alıyor.

    Listedeki ilk 20 şair şöyle sıralanıyor:

    Nâzım Hikmet Ran

    Pablo Neruda

    Turgut Uyar

    Gülten Akın

    Edip Cansever

    Cemal Süreya

    Rainer Maria Rilke

    Furuğ Ferruhzad

    Orhan Veli Kanık

    Federico Garcia Lorca

    T.S. Eliot

    Louis Aragon

    Sylvia Plath

    Behçet Necatigil

    Vladimir Mayakovski

    Yahya Kemal Beyatlı

    Attilâ İlhan

    Fazıl Hüsnü Dağlarca

    Ahmed Arif

    Ezra Pound

    LİSTEDE EKSİK GÖRDÜKLERİM

    SEÇİLENLERİ okuduğumda bazı adların eksikliğini hissettim.

    Kişisel bir antoloji yapsaydım onları dışarıda bırakmazdım.

    Bu duruma göre, 1940 Toplumcu Gerçekçi Kuşağı ihmal edilmiş.

    Şükran Kurdakul

    A. Kadir

    Enver Gökçe

    Celâl Sılay

    Ercüment Behzat Lav

    Niyazi Akıncıoğlu

    İlhami Bekir Tez

    Cahit Zarifoğlu

    Cahit Irgat

    Arif Damar

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Faruk Nafiz Çamlıbel

    Bunlar, listeye bakarken hemen anımsadıklarım, unuttuklarım hiç kuşkusuz vardır.

    Yabancı şairlere gelince bence eklenmesi gerekenler:

    Apollinaire

    Verlaine

    Valery

    Rimbaud

    Ungaretti

    Yabancı şairlerin sevilmesinde, çevirmenlerin rolünü, önemini vurgulamak istiyorum.

    Yukarıda adlarını saydığım bazı yabancı şairlerin, Türk şairlerini de etkilediği kaale alınmalı.

    Merak ediyorum, yalnız okurlar değil şairler de bu listede yer alanların bazılarını yeniden okuyacaklar mı ya da şimdiye kadar es geçtikleri adları okuyacaklar mı? Böyle soruşturmaların pratik bir yanı vardır, kütüphane kurulabilir.

    Bu listelere baktığımda bir başka soruşturma aklıma geliyor, Divan Edebiyatı’ndan sevdiklerini sorsak.

    DERGİDE ŞİİR ÜZERİNE YAZILAR

    Yüzyılın Şiirinde Bazı Kilometre Taşları – Yenilikçi Çıkışlar Tartışmalar - Bâki Ayhan T.

    Yirminci Yüzyılın Sonundan Sonra Yirminci Yüzyılın Şiiri - Yücel Kayıran.

    Oktay Rifat’ın Bavulu - Haydar Ergülen.

    Üzüldüğün Şeye Bak! - Gonca Özmen.

    Larkın, Holub, Amihay - Roni Marguiles.

    *

    ŞİİR ve şair üzerine düşündürecek bir seçme.

    *

    NOTOS 85. İki Aylık Edebiyat Dergisi, Mart–Nisan 2021.

     

    Yazının devamı...

    Sami Kohen anlatıyor

    Masa başında oturmaktan çok uçak koltuklarında geçer zamanınız.

    Hem dünyanın gidişatını takip edeceksiniz hem de ünlü liderlerle konuşacaksınız.

    Kitabın adı, ‘Sami Kohen Anlatıyor-Ver Elini Dünya’.

    ‘70 Yıllık Gazeteci Serüveni’ni okurken bu durumu da anımsadım.

    Söyleşi ve yayına hazırlayan: Nihal Boztekin.

    Kohen’in anılarında hem bir Musevi ailesinin yaşamını, hem iyi bir gazetecinin meslekteki serüvenini, hem de uzun bir dönem Babıâli’nin tarihini okuyoruz.

    Yazmaya devam edişini belgeleyen satırlar:

    “Evet, halen yazıyorum ama bu büyük bir gayret gerektiriyor. Bir süreci var, zaman alıyor ama bu bir yerde de irade meselesi. Sabah kalktığımda karbon kâğıdını alıyorum, şeritsiz daktiloda yazmak beni motive ediyor. Bu bir azim meselesi, devam edeceğim yazıya.”

    Bilgisayar da kullanıyor.

    Kohen’in babası da gazeteci, onun toplantılarına da katılıyor. Ayrıca 14-15 yaşlarında şiir yazmaya başlıyor.

    Kimler onun yetişmesinde, gazeteciliğe ilk adımı atmasında rol oynamış: İbrahim Nom–Abraham Galante–Marsel Şalom.

    Gazete dünyasındaki ilişkilere değinen, dış haberlerin önemli ismi yurtiçinde ve yurtdışındaki önemli olayların da güvenilen yazarı. 27 Mayıs tanıklıkları.

    Amerika’ya gittiğinde nişanlısı Mirka Kohen’e bakın hangi kitabı gönderiyor ve içine hangi notu koyuyor:

    ‘Never Marry A Journalist’. Bu kitapta bir gazeteci ile evliliğin zorluğu anlatılıyor.

    Kıbrıs olayları, liderlerle görüşme.

    Abdi İpekçi’nin öldürülme gecesini yazdığı satırlar:

    “Abdi İpekçi, Ankara’da Demirel’le görüşmeden dönüyordu, konuştuk, o arabaya binip gitti, ben evde yemekte televizyondan bu haberi duydum hemen gazeteye koştum.”

    Anılar, saptamalar... Türkiye ile dünya arasındaki bağlantıyı okurken, dünden bugüne siyasal gelişmeleri değerlendirmenizde yararlı olacaktır.

    Sami Kohen’in anıları, bir dış politika yazarının önemli anılar toplamı. Merakla okuyacaksınız.

    * Libra Yayınları

    YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI İÇİN REHBER KİTAP

    Yeni anayasa çalışmalarının gündemde olduğu bugünlerde tanıtacağım kitabın yararlı olacağına inanıyorum.

    Yazıya kapakla başlayacağım:

    ‘Prof. Dr. Rona Aybay–Dr. Ahmet Yağlı.

    Günümüzden Geçmişe

    Karşılaştırmalı

    1982

    Anayasası’.

    Yürürlükteki Anayasa’nın her maddesinin altında, 1876 Kanun-i Esasi’sinden günümüze, önceki anayasal metinlerinin ilgili hükümleri tarih sırasıyla verilmiştir.

    Rona Aybay hukukçuluğunun yanı sıra edebiyat dünyasını da takip eden bir arkadaşımız.

    Mehmet Seyda hayranı.

    Anayasa Mahkemesi emekli üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam’ın Önsöz’üyle kitap başlıyor.

    Sunuş’ta 1982 Anayasası’nın hazırlanış serüvenini de yazıyor. Tarık Zafer Tunaya tarafından hazırlanış çalışmalarında bulunmak üzere seçilen dört asistandan biri olan Rona Aybay kitabın yerini belirliyor:

    “Şu sıralarda, yeni bir anayasa yapılması gereği çeşitli çevrelerce dile getirilmektedir. Yakın gelecekte, anayasa yapılması konusunun, Türkiye gündeminde ön sıralarda yer alması şaşırtıcı olmayacaktır. Bu olasılık gerçekleşirse bu kitabın ciddi anayasa hazırlık çalışmaları sırasında, önceki metinlerde çeşitli anayasa konularının nasıl düzenlendiğini görmek isteyenler için yararlı bir kaynak olacağına inanıyorum.”

    Konu başlıkları:

    Kullanılan Anayasal Metinler Listesi

    1982 Anayasası Kenar Başlığı ve Madde Arama Çizelgesi

    Karşılaştırma Tablosu (1982, 1961, 1924, 1921 ve 1876 anayasa madde metinleri)

    *

    * Der Yayınları

    YİTİK SÖZ

    ‘YİTİK Söz’, sanat, edebiyat ve düşünce dergisi.

    Derginin kapağındaki yazı:

    “Çıksam baksam

       Görünür mü

       Başkonuş’un dağı şimdi”

    Âşık Hazeri

    Kapakta, içinden seçmeler var: Arif Ay ile Söyleşi-Bilimsel Devrimden Sonra Gramere Ne Oldu – Mehmet Ulukütük, Capcanlı Her Şeyiyle.

    Arif Ay’la konuşan: Ali Karaçalı. Konuşmanın başlığı: Arif Ay ile Şiirin Gölgesinde ve Dik Durmak Dolayımında Söyleşi.

    Konuşmanın nedeni Arif Ay’ın beş kitabının yayımlanması:

    İkisi şiir: ‘Puslar İçinde’ ve ‘Şiirimin Şehirleri’.

    İkisi deneme: ‘Şiirin Gölgesinde’ ve ‘Dik Durmak’.

    Biri de öykü: ‘Saat Yirmi Dörtte Saksafon Dersi’.

    İletişim: yitiksoz@gmail.com

    Sayı: 3, Şubat-Mart 2021

     

    Yazının devamı...

    Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun

    Belli günler, belli kutlamalar iz bıraktığı oranda bir anlam taşır.

    Birçok kadının öldürüldüğü, birçok kadına şiddet uygulandığı bir dünyada kadın derneklerinden, kadın haklarına gönül vermiş herkesten eyleme dönük planlar bekliyorum.

    Pozitif ayrımcılık sadece bir terim değil bir hareketin başlatıcısı olursa etkili olur.

    Şimdi televizyonlar ve basın, kadın çalışanları, üretenleri, emek verenleri gündeme getiriyor. Böyle günlerde kitabevleri kadın yazarların kitaplarından bir armağan paketi yapmalılar.

    Bir ülkede hatta alanı büyütelim dünyada, kadının durumunu edebiyattan öğrenebilirsiniz. Dünya klasikleri kadın kahramanların zihinlerde yer ettiği örneklerle doludur.

    Kadınların tarih içinde siyasetteki belirleyici ve öncü kimliklerini öğrenmeliyiz, dünden bugüne bakış açısı ancak böyle oluşur.

    Edebiyat dışında sanat dünyasındaki kadınların da küçük boyutta biyografileri hazırlanmalıdır.

    Artık az sayfada çok şey öğreten kitapların modası geçerli.

    Klavyemin başına geçtiğimde, Mezzo kanalının ‘Woman&Music’ bölümündeki sanatçıları dinliyor, seyrediyorum.

    İlk kadın orkestra şefinden bugüne çekilen çizgide, kadın orkestra şeflerini, özellikle bizim kadın şeflerimizin adlarını defterime kaydediyorum.

    BBC Music dergisi bir sayısında, ‘Yaşa Kadın Şef!’ (Viva la Maestra!) başlıklı bir dosya hazırlamıştı.

    Herbert von Karajan, klarnet sanatçısı Sabine Meyer’i  Berlin Filarmoni’ye getirdiğinde erkek sanatçılar aşağıdaki gerekçeyle itiraz etmişlerdi:

    “Kadının öylesine yoğun ev işleri vardır ki, orkestraya vakit ayıramaz. Madeni nefesli sazlara kadının gücü yetmez. Hele enstrüman trombonsa...”

    Osmanlı’dan bu yana kadın bestecilerini okumanızı istemek hakkımdır, hepsinin Türk müziğine armağan ettikleri önemli besteler var. Teknoloji sayesinde onları bulup dinleyebilirsiniz.

    Küçük bir müzik tarihi kitabından operaların kadın kahramanlarını öğrenebilir, onları dinleyebilirsiniz. 

    Türk musikisinde de birçok eser kadın solistleriyle birlikte anılır.

    Şimdi Türk müziği, halk müziği, Batı müziği konusunda kitaplar yayımlanıyor. Onları okuyarak seçici bir dinleyici olabilirsiniz.

    Pandemisiz günleri hepimiz, özellikle müzisyenler bekliyor.

    Yaz konserlerine gidebileceğimizi umarım.

    Televizyonda açık hava konserlerini dinleyip seyrettikçe özlemim artıyor.

    Bir video seyrettim, bir orkestra elemanları, enstrümanlarını alıp doğaya açılmışlar.

    Bir sanatçı ulu bir ağacın altında trompet çalıyordu.

    Başka bir sanatçı kemanıyla deniz kıyısındaydı.

    Bütün kadınların gününü kutluyorum.

    ÇETİN EMEÇ’İ ANARKEN

    HÜRRİYET’
    in genel yayın yönetmenliğini, yazarlığını yapan, bir suikasta kurban giden sevgili dost Çetin Emeç’i ölüm yıldönümünde mezarı başında anarız.

    İyi bir gazeteci, iyi bir yazardı. 

    Babadan gazeteciydi, Selim Ragıp Emeç, Son Posta gazetesinin sahibiydi. Gazetenin başmakalesini de Mithat Cemal Kuntay yazardı.

    Babası milletvekili olmuştu. Bu yüzden Çetin, siyaset gazetecilik ilişkisinde bağımsız kalmayı seçmişti.

    Türkiye’de yayımlanan gazeteler kadar Fransız gazetelerini de okurdu.

    Dostluğuna güvenilirdi, çünkü hiçbir düşüncesi kişisel çıkarlarının gölgesinde değildi.

    Yazar olduktan sonra, akşam beş çayında benim odamda buluşurduk.

    Anılar sökün edip geliyor.

    İyi piyanist kızı Mehveş Emeç Birol’un konserlerine son anda yetişirdik. Çünkü hayatının ekseni gazeteydi. Çetin Emeç’i andıktan sonra onunla birlikte katledilen şoförü Sinan Ercan’ın da mezarını ziyaret ederdik.

    Bizi en çok üzen faili meçhul cinayetlerdir. Çözülmediği sürece belleğimizdeki dosya hep açık kalır.

    Onu gazeteden koparmak mümkün değildi, saat kavramını unuturdu.

    Eşi Bilge Emeç’e, kızı Mehveş’e, oğlu Memo’ya ve Sinan’ın ailesine başsağlığı diliyorum.

    Yazının devamı...