• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Dergiler arasında

    Yeni sayının ‘Fırçasından...’ bölümünün ressamı Cuma Ocaklı.

    ‘Elinden’ bölümünde İlhan Berkin el yazısı şiir ve mektupları yer alıyor.

    Ozan Öztepe, Evliya Çelebi ve İlhan Berk’in metinlerinde insan ve mekân ilişkileri bağlamında üç yüz yıllık köprü kuruyor.

    Şiir sayfalarının arasında 2020 Nobel Edebiyat Ödüllü Amerikalı şair Louise Glück’ın Türkçede ilk kez yayımlanan dört şiirini bulacaksınız. Çeviriler Güven Turan ve Sinan Fişek’e ait.

    Oğuz Demiralp, ‘Tersine mi, Mersin’e mi?’ yazısında; Heinrich von Kleist’in ‘Kukla Tiyatrosu Üzerine’sini ve Halide Edip Adıvar’ın ‘Maske ve Ruh’unu irdeliyor.

    Barış Önder’in söyleşi bölümündeki yazısı: ‘Müzikle geçmiş yarım asır: Bülent Ortaçgil’.

    Ali Cengizkan’ın şiiri: ‘Çiğ Gibi Bir Çığ’.

    A. Ömer Türkeş’in önemli bir incelemesi: ‘Romanların Merceğinden Türk–İslam Sentezi’. 

    Evrim Altuğ: ‘Sanat Tarihine Bir Yankı: Yeter Söz Hanefi’nin...’

    MİLLİYET SANAT

    Bu sayıda kapağına çocukları sanatla tanıştırma üzerine Sinan’ın annesi Ayşegül Sönmez’in kişisel deneyimlerinden yola çıktığı konuyu taşıyor.

    Sönmez çocukluk yıllarındaki sanat deneyiminin üzerinden bugünün çocuklarının deneyimine uzanıyor ve nelerin yapılmaması gerektiğini de yazısında işliyor.

    Babam gece yatmadan önce önemli kitapları bana okuyordu, çünkü eğilimimi anlamıştı.

    Derginin plastik sanatlar sayfalarında ayrıca yeni medya sanatının dünya çapındaki ismi Refik Anadol ile yapılmış bir röportaj, Dirimart’taki ‘Başka Her Şey Uzak’ sergisi üzerine bir değerlendirme yazısı yer alıyor.

    Selin Gürel, sinema sayfalarında yer alan yazısında Hollywood’un cinsel istismar gibi suçların ifşasıyla şekillenen ‘iptal kültürü’nü ve ‘iptal edilen’ ünlülerin sözde samimiyetlerini tartışmaya açıyor.

    Derginin edebiyat sayfalarında ise bu ay Yapı Kredi Yayınları’ndan ‘Klara ve Güneş’ adı kitabı yayımlanan Kazuo Ishiguro’nun yabancı kaynaklardan derlenen röportajını okuyabilirsiniz.

    HÜRRİYET GÖSTERİ

    Füruzan’ın ‘Parasız Yatılı’ kitabının yayımlanışının 50. yılında Füruzan’la Ulaş Bager Aldemir’in yaptığı röportaj derginin ilk yazısı: ‘Öğrenmek özgürlüğün hayat ağacıdır’.

    Gülseli İnal’ın yazısı: ‘Zamanları aşarak çağların üsluplarını bir arada sunan antoloji: ‘Şiirlerde İstanbul’.

    Tuğrul Tanyol’un şiir dünyasında 50 yılı / Bâki Ayhan T. – Tuğrul Tanyol.

    2000’li yıllar şiiri ve gizdeş yaşantısalcılık düşüncesi odağında Enis Batur Şiiri - Koray Feyiz.

    Bilinçaltımızın çarpıcı biçimde işlendiği roman ‘Tutunamayanlar’ - Tacim Çiçek.

    Türler Arasında Yolculuk - Zehra Betül Yazıcı.

    KİRPİ ŞİİR

    Enis Batur – ‘Ben var yazmak’.

    Sevin Okyay – ‘Vesile lâzımmış meğer’.

    Melek: Mavi Sessizlik – Homero Aridjis – Armağan Ekici.

    Levent Karataş – ‘Günüm Böyle Geçiyor’.

    1957’de diyorlar ki... / Oktay Rifat Horozcu.

    TUNA

    Sanata Kondurulmuş Ölümsüz ‘Öpücük’ - Gustav Klimt.

    Yener Güneş – ‘Viyana’yı Tanımak İçin Dikkatlice Bakın Klimt’in Eserlerine’.

    Kapak Dosyası: ‘Viyana’nın Sanat Dokusunu Değiştiren Ressam Gustav Klimt – Pelin Munar.

    Gustav Klimt (1862–1918)

    Keman sanatçısı Efe Turumtay: Türkçe, Sırpça, Almanca şarkılar söylüyoruz entegrasyon adına güçlü bir mesaj veriyoruz – Gizem Serin.

    YİTİK SÖZ

    Mustafa Ruhi Şirin’in şiiri: ‘Kim Yazar Kim Yazamaz?’

    Mustafa Aydoğan - ‘Tanpınar Üzerine Notlar’.

    Erol Çetin – ‘Kierkegaard: Yalnız ve Hüzünlü Bir Hakikat Yolcusu’.

    KONSER DİNLEYEN SİNCAP

    PAZAR günü TRT 2’deki konser saatini kaçırmıyorum.

    Bu hafta Viyana’daki konser salonunda İspanya’daki Navarra Senfoni Orkestrası, Frederic Chaslin yönetiminde Mario Lanza’ya Saygı konserini verdi. Solist tenor Joseph Calleja’ydı. Opera aryalarını seslendirdi.

    Konserden önce de müzik yazarı Vefa Çiftçioğlu ile orkestra şefi Antonio Pirolli de konserin şefi ve solisti üzerine bir konuşma yaptılar.

    Mario Lanza’nın ‘Büyük Caruso’ filmini anımsadım, ardından da diskoteğimden bir CD çekip Caruso’yu dinledim.

    Orkestra üyeleri nasıl giyinmişlerdi?

    Elbiselerine pek bakmadım ama hepsi farklı renklerde desensiz, düz kravat takmışlardı. Bir gökkuşağını andırıyordu.

    Ünlü opera solisti Barbara Hannigan da Mozart partisyonlarını alıp parkta yüzü koyun yatarak okumaya başladı. Etrafında da bir sincap dolaşıyordu. Belki de dinliyordu. Neden olmasın?

    Yazının devamı...

    Kahramanmaraş Tasavvuf Musikisi

    Dünyada olduğu gibi bizde de müzik türlerinin, bestecilerin uzmanlarına ihtiyacımız var. Onların araştırmaları sonunda hem bir kitap hazırlanır hem de kayıtları yayınlanır. Nota yayınlarının da bu açıdan önemini vurgulamalıyım. Yıllar önce Milli Eğitim Bakanlığı bestecilerin eserlerini yayınlamaktaydı. Daha sonra da bu yayını Dr. Nevzat Atlığ sürdürdü. Ankara Caddesi’nde Milli Eğitim Bakanlığı’nın satış bürosu vardı, birçok besteyi ben oradan almıştım.

    Belediyelerin kültürel alanda çalışmalarını her zaman destekledim.

    Kahramanmaraş Belediyesi’nin hazırladığı CD’de bu alandaki çalışmalar kapakta yazılmış: “Sanatsal değerleri korunarak kayıt altına alınmış ve icra kolaylığı sağlanmıştır. Ne yazık ki tasavvuf müziği kültürümüz ise kulaktan kulağa okunarak bir kısmı kaybolsa da bir kısmı bugüne kadar bir şekilde gelebilmiştir.

    Günümüze kadar anonim olarak adlandırdığımız sahibi belli olmayan, halka mal olmuş eserler ise sahipsiz kalmıştır. Hiçbir şehrimizde tasavvuf müziği kültürüne sahip çıkma adına yapılan bir çalışmaya rastlayamıyoruz. Kahramanmaraş bu alanda da bir ilk olma özelliği taşımaktadır.

    Bazı eserler kulaktan kulağa  günümüze kadar farklılaşarak da olsa ulaşabilmişse de, daha niceleri zaman değirmeninde öğütülüp kaybolmuştur. İşte bu kaygı ile çıktığımız yolda, bugüne kadar ulaşabilmiş eserleri güfte, makam yapısı, usûl, prozodi, icra şekli gibi konularda ele alarak aslına da fazla müdahaleden kaçınarak ciddi bir çalışma ile yazılı ve sesli kayıt altına aldık.”

    EMEK VERENLER

    Kahramanmaraş Tasavvuf Musikisi’nde 22 beste seslendirilmiş.

    Ahmet Uncu – Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu

    Arif Yücel – Öğretim Görevlisi

    Bahaddin Bilginer – K. Maraş Musiki Derneği Başkanı / Şefi

    SAZLAR

    - Ahmet Görüzoğlu (Yaylı tanbur)

    - Ali Akçöp (Ud)

    - Ali Avgın (Ney)

    - Ayşe Taşkıran (Ney)

    - Cevdet Üstün (Ney)

    - Hasan Zahit Yurdagül (Ney)

    - İbrahim Tez (Kanun)

    - Soner Okan (Keman)

    - Ümit Tez (Bendir)

    - Fehmi Kuşçu (Bendir)

    - Yusuf Alperen Arıkan (Kudüm)

    SESLER

    - Ahmet Uncu

    - Ahmet Görüzoğlu

    - Arif Yücel

    - Bahaiddin Bilginer

    - Fethullah Kaluman

    - Hasan Yıldız

    - Mehmet Çetin

    - Yaşar Alparslan

    Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Himayelerinde. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi. Milli Mücadele’nin Yüzüncü Yılı.

    BİR KİTAP: İslâm Medeniyetinde Mûsikî (İsimler – Eserler – Konular) – Fazlı Arslan

    Önsöz’de kitabın niteliği tanıtılıyor: “Bir süreden beri ülkemizde ve Batı’da ‘İslâm ve bilim’ muhtevalı çalışmalar yapılmaktadır. Bunlar incelendiğinde Müslüman bilginlerin özellikle musiki alanındaki çalışmalarının umumiyetle ihmal edildiği görülür. Daha açık söylemek gerekirse İslam bilginlerinin, tıbba, matematiğe, astronomiye katkıları anlatılırken, onların musiki alanında yaptıklarına değinilmez. Öyle ki bu alanda hiçbir şey yapmadıkları zehabına kapılabilirsiniz. Oysa İslam bilginlerinin musiki sahasında özellikle musikinin bilimsel yönü ile ilgili olarak yaptıkları ve yazdıkları, diğer alandakilerden hiç de geri değildir. Matematik üstüne çalıştıkları gibi musiki üstüne de çalıştılar.”

    Kitaptan seçtiğim bazı bölümleri özellikle okumanızı salık veririm. Çünkü bu bölümler sadece İslam medeniyetindeki bilginleri yazıya getirmiyor, müzik tarihine de dipnotları düşüyor. Özellikle müzik tarihimizi bilmeden bizim zevk tarihimizi bilmenin imkânı yoktur.

    - Musiki Biliminin Temellerini Atan Fârâbî (ö. 950) ve ‘Millî Mûsikî’ Tartışmalarında Hakkındaki Spekülasyonlar.

    - Herat Bölgesi Sanat Merkezinden İsimler: Abdülkadir-i Devlet Adam  Merâgî (ö. 1425) oğlu Abdülaziz, Torunu Mahmud, Abdurrahman Câmi, Hüseyin Baykara, Alişah.

    - Devlet Adamı, Komutan Gazi Giray Han II (ö. 1607) ve Mûsikîşinaslığı.

    Besteci Selâhattin İçli  onun için bakın ne diyor: “Süleymaniye Camisi’ne nasıl hayransak, ne kadar eski olursa olsun onun muhteşemliğine, büyük estetik ve dengesine hayranlığımız değişmiyorsa, aynı şekilde Gazi Giray’ın eserleri de takdirimizi toplamaya devam edecektir. Bu eserler derslerde öğrencilere örnek olarak verilecek başyapıtlardır.”

    - Makam Kavramı:

    İlk Kez ne Zaman ve Kim Tarafından  Kullanıldı?

    - Mûsikî ve Edebiyat:

    Mûsikî Kavramlarının Gücü ve Kullanım Yaygınlığı Üzerine.

    Benim en çok ilgilendiğim bölüm. Özellikle şairlerle müzik arasındaki bağlantıyı örneklerle yazıya getiriyor.

    Türk müziğinin tarihini merak edenler için önemli bir kitap.

    ...........................

    * Beyan Yayınları

    Yazının devamı...

    Hayata nasıl bakarsınız?

    İnsanın zaman zaman kendine sorduğu ya da başkalarının size yönelttiği bir sorudur, hayata nasıl baktığınız. Benim yanıtım “Hayata sanattan bakıyorum” şeklinde. Öyle bir hayat objektifim var, asal tür de edebiyat. M. Fatih Andı’nın ‘Hayata Edebiyatla Bakmak’ kitabı bu açıdan ilgimi çekti. Andı’nın diğer kitabı da ‘Roman ve Hayat’ adını taşıyor.

    Sık sık “Hayatım roman” sözünü duyarız. Herkes kendine özgülüğün peşindedir. İddiamı güçlendirmek için birkaç örnek vereyim. Charlie Chaplin ve Gertrude Stein yemek yerken Chaplin, “Gertrude çimlerin güzelliğine bakar mısın” diyor. Gertrude da “Ben yeşili Turner’ın resimlerinde severim” yanıtını veriyor. Ben de çıplak doğayı değil, Yaşar Kemal’in romanlarındaki doğa tasvirlerini severim.

    Yazarın ‘Roman ve Hayat’ kitabındaki ‘Hayatımız Roman mı?’ başlıklı yazı, romanın bizdeki serüvenini özetliyor: “Romanın bizim edebiyatımızdaki macerası söz konusu edildiğinde, bu edebi türün uzun bir tanışma ve alışma devresi içerisinde ilk önce tercüme örneklerle göründüğü, çok daha sonraları telif örneklerin devrin edebiyatında kendisine yer aradığı söylenegelir.”

    19’uncu yüzyıldan sonra roman, mutluluktan uzak, sıkıntılı hayatların destanı olarak okunmuştur: “Arabesk bir yaklaşım ve argo bir dille de olsa sık sık ‘Hayatım roman abi!’ şikâyeti duyulur olmuştur.”



    ‘ELVEDA TÜRK SAKİNLİĞİ VE HUZURU’

    Roman okumanın muzır sayıldığı dönemler yaşanmıştır. Hâlâ “Roman okuyacağına dersine çalış!” sözünü söyleyen aile büyükleri vardır.

    Kemal Tahir, roman için ne diyor? “Roman, insanoğlunun sosyo-psikolojik hayatında çıkmaza düşmesi anında başlar. Roman, ancak çıkmaza düşmüş insanın trajedisine doğru genişleyip derinleşebilir.”

    Fransız romancı Gustave Flaubert, 29 Kasım 1850’de Sultan Abdülmecit’in Fındıklı Camisi’ndeki bir cuma selamlığına şahit oluşundan bahsederken selamlık resmini seyre gelen kadınlardan hareketle bir tespitte bulunur: “Yüzyıl içinde Doğu’da harem yok olup gidecek. Avrupalı kadın örneği bulaşıcıdır. Şu günlerden birinde Doğulu kadınlar da başlayacaklardır roman okumaya. İşte o zaman elveda Türk sakinliği ve huzuru. Her yerde eski çatırdayarak çökmekte…”

    ‘BİZİM ROMANIMIZ ŞARKILARIMIZDIR’

    Mehmed Celâl ne diyor? “Roman okumak meselesine gelince bugün -birkaç eser-i edebî müstesna- hiçbir kadın yoktur ki, romanın ilk sahifesini çevirirken kızarmasın.” Ahmet Hamdi Tanpınar “Bizim romanımız şarkılarımızdır” diyor.

    ‘Roman ve Hayat’ kitabını birkaç açıdan önemli buluyorum. Romanın izinde hem bir türün doğuş, yükseliş çizgisini öğreniyoruz hem de romanla Batılılaşma arasındaki bağlantıyı izliyoruz. Edebiyatımızda Batı etkisi, dışarıya giden edebiyatçılarımızın da oraya bakışları Andı’nın kitabında kaleme getiriliyor. ‘Resimli Romanlar, Roman Resimleri’ yazısı şu yargıyla bitiyor: “Modern sanatın hatta bütünüyle modern hayatın yalınkatlığı, fakirliği hükmünü burada da yürütmektedir.” Türkiye’ye romanın ilk gelişinden günümüze kadarki edebi serüveni, toplumla ilişkileri, siyaset içindeki yeri inceleniyor. Kitaplığınızda bulunmalı...

    ANDI’YA GÖRE ‘KLASİK’ NEDİR?

    Kitaptaki bazı bölüm başlıkları bugüne kadar süren tartışmaları içeriyor. Örneğin: ‘Roman Bereketi mi, Roman Furyası mı?’
    Andı’nın sorusunu ben de soruyorum. “Bir kitabın çok satması, kitleye yayılması çok mu olumsuz bir şeydir? Hayır. Fakat olumsuz olan, hangi kitabın çok basıldığı ve yayıldığıdır. Yayınevinin üzerine bu kadar abandığı, bu kadar reklam ve tanıtım çabalarına giriştiği, iddialara göre maliyetine satmayı göze aldığı kitap, toplumun kültür veya sanat hayatına ne getirmektedir.”
    Bir diğer konu başlığı ‘Türk Edebiyatında Bir Tartışma Odağı Klasikler’.

    Andı’ya göre klasik nedir? “Toplumların sanat ve edebiyat hayatı içinde birtakım eserler vardır ki, bunlar oluşturuldukları dönemin ilgilerini, beklentilerini, tepkilerini, duygu ve düşüncelerini karar, yoğurur, kıvama getirir, sonra da onu yüklenerek tarih içinde daha ötelere taşırlar. Bu özellikleri yüzünden biz bu tür eserlere ‘klasik’ diyoruz.” Yazıyı okuduktan sonra belki siz de klasiklerin ne olduğunu düşünürsünüz.

    Yazının devamı...

    Bir doktorun karikatürleri

    Karikatüre 1985 yılında başlayan Dokgöz’ün ilk karikatürü Kılçık dergisinde yayınlandı. Daha sonra karikatürleri Gırgır, Limon, Çarşaf, ArteFacto, Buduar, Cumhuriyet, Bizim Gazete, Hürriyet, Milliyet, BirGün, Radikal ve Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yayınlandı. Düzenli olarak Kılçık, Tıp Dünyası, Sendrom, Hiç, Fesat, Homur ve Hekim Forumu dergilerine çizdi. 2016-2018 yılları arasında Hürriyet Gazetesi Çukurova’da Metafor köşesinde günlük olarak karikatürleri yayınlandı. Karikatürleri Türkiye dışında Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Belçika, Yunanistan, Romanya, Polonya, İran, Kıbrıs, Portekiz, Kırgızistan, Rusya, Azerbaycan, Hindistan, Güney Kore, Sırbistan ve Çin gibi ülkelerde yayınlandı. Katıldığı ulusal ve uluslararası yarışmalardan çeşitli ödüller aldı.

    1989’da Güneşin Girmediği Yere, 2010’da Çizgisel, 2019’da Metafor ve 2020’de Karikatürlerle Çocuk Hakları Sözleşmesi adlı kitapları yayınlandı.

    Sergiyi pandemi kurallarına uygun olarak pazartesi hariç diğer günlerde 11.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

    Adres: Bankalar Cad. Felek Sok. No:1 Karaköy, Beyoğlu, İstanbul.

    SAĞLIK çalışanları arasında karikatür çizen pek çok isim var. Halis Dokgöz’ün sergisi vesilesiyle onları da bir hatırlatmak istedim:

    Doç. Dr. Kadir Doğruer, yoğun bakım ünitesi doktoru. ‘Yoğun Bakım Karikatürleri - GEÇ’ adlı bir karikatür albümü yayınladı. Çok sayıda sergi açtı.

    Operatör Dr. Mehmet Altuğ, ortopedi ve travmatoloji uzmanı. Ödüllü karikatürcü, fotoğrafçı, yazar... Yurtiçinde ve yurtdışında karikatür ve fotoğraf sergileri açtı.

    Op. Dr. Mustafa Saral, genel cerrahi. ‘HİÇ’ başlıklı bir karikatür albümü yayınladı.

    Op. Dr. Hatay Dumlupınar, üroloji uzmanı. ‘İDOOOLOJİK’ adlı karikatür albümü var. Yarın, Bilim ve Sanat, Cumhuriyet ve Varlık gibi dergi ve gazetelerde karikatürleri yayınlandı.

    Prof. Dr. Metin Ertem, genel cerrahi, laparoskopik cerrahi uzmanı. ‘Ameliyat Arası’ adlı 2 tane karikatür albümü yayınladı.

    Eczacı Ohannes Şaşkal, Agos gazetesinde her hafta editoryal karikatür çiziyor. Bugüne kadar yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda sergi açtı. ‘Placebo’, ‘Karakutu’ adlı karikatür kitapları var.




    BAZEN DEĞİL HER GÜN BEKLİYORUZ

    SEVGİLİ Latif Demirci Hürriyet’te yayımlan son karikatürüne ‘Bazen’ notunu koymuş. Geçmiş olsun, yakında her gün görmek dileğiyle.

    TAN ORAL’DAN MEKTUP VAR

    Merhaba,

    Pencereden baktım, maskemi taktım, kapının önüne çıktım, geri döndüm. Haberlere bir göz attım televizyonda, film izledim ardından, beğendim de, ihmal ettiğim ufak işlerimi düzenlemek istedim, küçük kâğıtlara notlar yazdım, oraya buraya iğneledim, kahve yaptım içtim.

    Telefonumdaki mesajlara baktım, okumadan kapattım. Karnım tok, sırtım pek, iyi de neden içim bomboş gibi, sıkılmak bile değil bu. Oysa kendimi verecek kadar tutkulu olduğum nice uğraşlarım vardır, yanlarına bile uğramadım...

    Dostlarımı özledim sadece, hepsi bu...

    Yazının devamı...

    23 Nisan’ı kitapla kutlayın

    “Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü, kitaplardan ve okumadan keyif almayı teşvik eden bir kutlama çağrısıdır.

    Her yıl 23 Nisan’da kitapları tanımak ve tanıtmak için dünyanın her yerinde kutlamalar yapılıyor. Bu özel günde geçmiş, gelecek, nesiller ve kültürler arasında bir köprü kurulması hedefleniyor.

    23 Nisan dünya edebiyatında sembolik bir tarih. Ünlü yazarlar William Shakespeare, Miguel de Cervantes ve Inca de la Vega’nın hayata veda ettikleri gün.

    1995 yılında Paris’te düzenlenen UNESCO Genel Konferansı’nda 23 Nisan, Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olarak belirlenirken, kitaplara ve yazarlara dünya çapında bir saygı duruşunda bulunmak ve herkesi kitaplara erişmeye teşvik etmek amacıyla seçilmişti.

    Türkiye Yayıncılar Birliği de Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin üyesi.

    Bugün birçok ülkede sevenlerin birbirlerine kitap hediye ettiği gün olarak yaşanıyor.”

    NEDEN DEVAM ETMEDİ

    HERKESE Kitap Vakfı Kurucu Genel Başkanı Bülent Şenver yıllar önce yapılan bir törende bu günün ‘Kitap Hediye Günü’ olarak kutlanmasını önermişti, tarih de nisan ayının üçüncü pazar günüydü.

    23 Nisan’ın Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı olması bugünü daha da anlamlandırıyor.

    Yanılmıyorsam benim önerimle Hürriyet gazetesi bu kutlama gününü 2006 yılında başlatmıştı.

    Afiş bastırmış, kitabevlerine güller dağıtmıştık, günün özeti ‘Bir Gül Bir Kitap’tı.

    Girişimi tanıtmak için Marmara Oteli’nde bir basın toplantısı yapılmıştı.

    Düzenleyenler Hürriyet gazetesi ile Türkiye Yayıncılar Birliği idi.

    O toplantıdan notlar aktaracağım.

    Haberi İhsan Yılmaz yazmış.

    Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Metin Celâl Zeynioğlu, günün özelliğini anlatmış, o yıl 40 ülkede bugünün kutlandığını belirtmişti.

    Bakın toplantıya kimler katılmış ve ne demişler:

    PEN Yazarlar Birliği Başkanı Alpay Kabacalı, günün önemini vurgulamış, girişimi destekleyeceklerini söylemiş.

    Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Sekreteri Gülsüm Cengiz, bugünün önemini ve üyeleriyle birlikte katılacaklarını belirtmiş.

    Bilgi Yayınevi sahibi Ahmet Tevfik Küflü, her kitap alana bir gül vereceğini açıklamış.

    Remzi Kitabevi sahibi Erol Erduran, Anadolu tarafında açacağı kitabevini 23 Nisan’a yetiştireceği vaadinde bulunmuş.

    Adam Kitabevi sahibi İnci Asena, bütün mekânlarının yazarlara açık olacağını, kutlamaya katıldığını belirtmiş.

    Kitabevlerinin, yayıncıların, kuruluşların neden bu özel günü sürdürmediklerini anlamış değilim. Sorduklarım da yeniden başlama dileğinde bulundular.

    En güzel armağanın kitap olduğunu bir kez daha anımsayalım.

    100 BİN ÇOCUĞU KİTAPLA BULUŞTURMAK

    AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı), daha fazla çocuğun erken yaşta kitaplarla buluşmasını sağlayarak dil gelişimlerini, yaratıcılıklarını ve hayal güçlerini desteklemek amacıyla ‘Okuyan Bir Gelecek’ platformunu kurdu.

    Fazıl Say’ın müzikleriyle Beren Saat, Cem Yılmaz, Demet Evgar, Fatih Türkmenoğlu, Genco Erkal, Selçuk Yöntem, Songül Öden ve Yekta Kopan’ın kitap okuyarak destek verdiği proje kapsamında 100 bin çocuğun kitaplarla buluşması hedefleniyor.

    Okuyan Bir Gelecek platformu sayesinde binlerce çocuğun evine ilk kez kitap gireceğini vurgulayan AÇEV Yönetim Kurulu üyesi Ayşecan Özyeğin Oktay, ‘Dil gelişimi gibi temel yetkinliklerin geliştirilmesi, çocuklarımızın geleceği için tartışmasız öneme sahip. Dil gelişimi için de onları mümkün olduğu kadar erken kitaplarla tanıştırmak gerekiyor’ dedi.

    Türkiye’de 5–6 yaş çocuklarının yüzde 71’inin evinde 3’ten az çocuk kitabı ya da resimli kitap bulunduğunu belirten AÇEV Genel Müdürü Burcu Gündüz Maşalacı da, ‘Bilimsel araştırmalar yüksek sosyoekonomik düzeyden ailelerin çocuklarının 4 yaşına geldiklerinde 45 milyon kelime, düşük sosyoekonomik seviyedeki çocukların sadece 13 milyon kelime duyduklarını gösteriyor. 32 milyonluk bu farkı kapatmak için çocukları küçük yaştan itibaren kitaplar aracılığıyla yeni kelime ve kavramlarla tanıştırmak büyük önem taşıyor’ diye ifade ediyor.

    Proje dijital platforma taşındı.

    120 LİRA BAĞIŞ YETERLİ

    ÇOCUKLARA gönderilmek üzere hazırlanan sette AÇEV’in erken çocukluk uzmanları tarafından seçilen 5 resimli hikâye kitabı, kitap etkinlik yönergeleri, bir çocuk dergisi, bir resim defteri ve kuruboya seti yer alıyor. Kitaplar, Kidega kitap satış platformu üzerinden satın alınarak 120 TL’lik setler oluşturuluyor. 3747’ye SMS göndererek ya da FonZip üzerinden istenilen miktarda bağış yaparak, daha çok çocuğun projeden faydalanmasına destek olunabiliyor.

    Yazının devamı...

    Anıların içinden bir öykünün 50’nci yılı

    Bu kitap beni öykünün ilk yayınlandığı zamanlara götürdü.

    Cağaloğlu’ndaki eski Hürriyet binasının karşısındaki yolda Vatan gazetesi vardı. Binanın bahçesinde bir havuz bulunuyordu.

    Vatan kapandı, orayı Simaviler aldı ve Yeni Gazete aynı yerde yayınlanmaya başladı. Gazetenin birinci sayfası The New York Times’ı andırıyordu.

    Nezih Demirkent’in yönettiği gazetenin edebiyat/sanat sayfasını ben yönetiyordum.

    Her hafta bir öykü yayınlıyorduk.

    İşte Füruzan’ın ‘Parasız Yatılı’ öyküsü ilk kez o sayfada çıktı.

    Bu öyküden sonra Füruzan hayranlığım devam etti. Hakkında pek çok kez yazdım, televizyon programları yaptım.

    İyi bir yazar zamansızdır. Onu her okuyuşta, yaşadığınız zamandan izler bulursunuz.

    Füruzan sadece ‘Parasız Yatılı’ öyküsünü yazsaydı bile edebiyat tarihine kalır, her antolojide yerini alırdı.

    50 yıldır bir öykü kitabının okunurluğunu koruması, her kuşaktan ilgi görmesi de Füruzan’ın başarısıdır.

    Öykü kahramanları, roman kahramanlarına oranla daha az etkilidir. Füruzan’ın öyküdeki tipleri bir roman kahramanı kadar etkileyicilik kazanmıştır.

    Bazı anketlerde hani ıssız bir adaya düştüğünüzde yanınıza hangi yazarların kitaplarını alırsınız diye sorulur ya, benim bu soruya verdiğim adlar arasında mutlaka Füruzan vardır.

    Bir konuşmasında şöyle diyor:

    “Tarihin ilk çağlarından beri kayda düştüğü acılarla ilgileniyorum.”

    50 yıldır yoksul ama yüce gönüllü insanları unutulmaz kahramanlar mertebesine yükseltiyor.

    Büyük kentlerde sığıntı gibi yaşayanlar onun yazdıklarıyla edebiyat tarihine geçti.

    Eserleri sinemaya aktarıldı, dizi oldu.

    ‘Ah Güzel İstanbul’, ‘Gecenin Öteki Yüzü’, ‘Benim Sinemalarım’ ödüllü çalışmalar arasında yer alır.

    Onu tanımak için ‘Füruzan Diye Bir Öykü’ kitabını okumalısınız.

    Yazmaya dair söyledikleri, onun edebiyat anlayışını yansıtıyor:

    “Ben kendimi hiç yazar olarak düşünüp tasarlamadım. Okuduklarımı kendi kendime birçok açıdan tartıştım.”

    Fethi Naci, Füruzan’ın eserlerini yorumluyor:

    “Füruzan için bir hikâyenin adını hatırlayarak, ‘Ayrıntı Ustası’ Füruzan diyebiliriz. Bir mozaik sanatçısı gibi kullanır ayrıntıları, o çeşit çeşit renkteki küçük taşların ustaca bir araya getirilmesiyle elde edilir.”

    Ciltli, özel baskı ‘Parasız Yatılı’nın içindeki öyküler:

    Sabah Eskimişliğin

    Özgürlük Atları

    Münip Bey’in Günlüğü

    Taşralı

    Piyano Çalabilmek

    Nehir

    Su Ustası Miraç

    İskele Parklarında

    Edirne’nin Köprüleri

    Parasız Yatılı

    Yaz Geldi

    Haraç

    *

    YENİDEN BASILAN KİTAPLARI:

    Balkan Yolcusu

    Kış Gelmeden – Sevda Dolu Bir Yaz

    Ev Sahipleri

    Berlin’in Nar Çiçeği

    Sevda Dolu Bir Yaz

    Redife’ye Güzelleme

    Kırk Yedi’liler

    Gül Mevsimidir

    Kuşatma

    *

    YILDÖNÜMLERİ, iyi yazarların yeniden okunması için bir fırsattır. Ayrıca yeni kuşağın bu kitapları okuyarak Türk öykü edebiyatının geldiği yeri öğrenmeleri imkânı veriyor.

    Editörlerin önemini bir kez daha belirtmem gerekiyor. Kitapların editörü Murat Yalçın’ın da adını vermeliyim.

    Bütün kitaplar Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı.

    Yazının devamı...

    'Geceleyin bir ses böler uykumu'

    Yıllar önce İzmir’de Halikarnas Balıkçısı ile geçirdiğim gün uzayınca Ankara’ya olan uçak biletimi iptal edip gece yarısı otobüse binmiştim.



    Otobüs sabaha karşı ihtiyaç molası verdi. Yanlış anımsamıyorsam Afyon’da durmuştuk.

    Yarı uykulu vaziyette otobüsten indim. Ayın doğduğu ıssız bir gecede, birden bir şarkı kulaklarımda yankılandı:

    “Görünce âşık oldum

     O güzel gözlerine

     Başkasını istemem

     Benim gözüm sende”

    Merak edip bakmıştım, söz Ülkü Aker’in, müzik anonimdi.

    Dinlediğim şarkıyı Handan Kara’nın söylediğini öğrendim.

    Sabaha karşı garip bir hisle dinlediğim bu şarkının ilk anımsattığı Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Nerdesin’ şiirinin ilk dizesiydi:

    “Geceleyin bir ses böler uykumu”.

    Yahya Kemal Beyatlı “Uykumda bütün gece Körfez’deyim artık” demişti. Bu şarkı anılarımı öylesine canlandırmıştı ki otobüse binince uyuyamadım.

    Albümün başında Nilüfer Saltık’ın ‘Kara’nın Kıymetli Hatırasına’ yazısı albümün hikâyesini dile getiriyor:

    “Bu albümün hikâyesi 14 yıl öncesine dayanıyor.

    ‘Yeşilçam Şarkıları’ serisini hazırlarken tanıştığım Handan Kara, kendi albümünün çıkmasını çok istemişti, o ve eşiyle birlikte bu dileğinin yerine gelmesi için çok çaba harcamıştık.

    Telif sorunlarından ötürü bu isteğini yerine getirememenin burukluğu, yıllarca, bu albüm çıkana kadar sürdü.

    Ne yazık ki Handan Kara, çok istediğini göremedi...

    Ama artık onun dileğini yerine getirmenin huzuru içinde mutluyum...

    Sesi, bu dünyada yankılanmaya devam ediyor...”

    Handan Kara kimdir?

    1939 yılında İstanbul Bakırköy’de doğdu. 1966’da TRT İstanbul Radyosu imtihanlarını kazanarak radyo ses sanatçısı oldu. Plak firmalarının yanı sıra Yeşilçam filmlerinin de dikkatini çekti.

    Kariyeri boyunca çok sayıda plak yaptı. Almanya ve Türkiye’de geniş bir hayran kitlesine ulaştı. Hamburg Türk Sanat Musikisi Korosu’nu kurdu ve bu koroyla birçok konser yönetti.

    Erdoğan Sipahioğlu ile evlenerek Almanya’ya yerleşti, üç kızı oldu.

    Birçok ödül aldı, Handan Kara’ya son olarak ‘Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde ‘Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ verildi.

    2015’te İstanbul’a döndü, 2017’de hayatını kaybetti.

    *

    ALBÜMÜN sıralamasını ünlü müzik yazarı ve radyo programcısı Naim Dilmener yaptı ve sanatçının değerini, hafif müzik ve film şarkılarındaki yerini yazdı:

    “Bazı sesler vardır... Unutmuşuzdur... Yıllardır aklımızdan geçmemiştir. Ama bir gün, herhangi bir mecradan bir şarkı dinleriz ya da bir yerlerden çalınır kulağımıza ve işte buydu deriz. Yıllardır aradığımızı dahi bilmeden aradığımız, beklediğimiz sestir bu...

    Bilincimizin altı üstüne taşır, hayalleri sökün eder ve her şey -teşbih bu sefer tam yerini buluyor– bir film şeridi gibi geçmeye başlar gözlerimizin önünden.

    Bazı isimlerin bunu yapmaya güçleri vardır. Belkıs Özener böyleydi meselâ. Ve işte Handan Kara, o da böyledir...”

    Sanatçının seslendirdiği parçalar:

    - Arım Balım Peteğim

    - Elveda Meyhaneci

    - Sevil de Sevme

    - Kulakların Çınlasın

    - Sonbahar Rüzgârları

    - Şeytan Diyor ki

    - Sevemedim Kara Gözlüm

    - Koca Dünya

    - Kıskanırım Seni Ben

    - Ömrümce Hep Adım Adım

    - Adını Anmayacağım

    - Yarım Kalan Saadet

    - Aşkın Kanunu

    - Gözüm Sende

    - Dert Ortağım Benim

    - Oyun Bitti

    Her kuşağın ses belleğinde yer eden bazı parçalar, sanatçılar vardır. Bunları sadece bir dönemin müziği olarak dinlemeyin, bir dönemin zevklerini de bunlardan çıkaracaksınız. Benim beğeneceğinizden kuşkum yok. Hâlâ seyrettiğimiz Türk filmlerinin şarkılarını onlar söylediler, ünlü oyuncuların sesi oldular.

    Müziğin toplumsal, bireysel etkisini, belirleyiciliğini unutmayalım.     

    İYİ bir pazar albümü

    ...............................

    (*) Kalan Müzik

    Yazının devamı...

    Kemal Varol’la iyi yolculuklar

    Yol, yolculuk ve baba-oğul münasebeti üzerine yazılmış romanları, öyküleri seviyorsanız Kemal Varol’un ‘Âşıklar Bayramı’nı okuyun. Anadolu’da bir yolculuğa çıkan, yıllardır birbirini görmeyen baba ve oğulun trajik serüvenini anlatıyor.

    Kitabı da zaten babasına ithaf etmiş.

    İki dizeyle başlıyor kitap:

    “Tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-yi ah kaldı

    Tevessül dilber-i yâre benim arzum nigah kaldı”

    25 YIL SONRA GELEN BABA...

    “Geceleyin gelen nedir, bilir misiniz?” - Tarık suresi

    Kapı çalınıyor, uzun bir tereddütten sonra açıyor ve serüven başlıyor:

    “İlk anda tanıyamamıştım ama oydu. Babam tam, tamı tamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması diğer elinde ahşap bavulu kapımın önünde diz çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylece beni bekliyordu.”

    “Konuk Kabul Ediyor musun?”

    Yağmur Atsız’ın dizeleriyle başlayan bir bölüm:

    “Dudakların nasıl ürkek, ne kadar uzakta sesin

    Sen gece gelen konuk, hiç kimsenin ve herkesin.” - Gece Gelen Konuk.

    Varol, her bölümün başında bizi bir şiirle, bir alıntıyla bölümü okumaya hazırlıyor.

    Elden ayaktan düşmüş bir baba. Babanın durumunu etkileyici bir dille tasvir ediyor.

    Babanın geliş amacı ne? Buradan Kars’taki Âşıklar Bayramı’na gitmiş, oğlundan bir şey istemiyor.

    Oğlu Erzurum’a giderken onu Kars’a bırakabileceğini söylüyor.

    Yerel bütün özellikleri içeren, bunu modernize eden başarılı bir kitap. Çünkü uğranılan, geçilen bütün kentlerin özelliğini, ruhunu etkileyici bir üslupla tasvir ediyor. Babayla birlikte duygusal bağ anlatılırken onlara kentlerin özelliği eşlik ediyor.

    Acile giderken oğulun aklından ne geçiyor: “Onunla ağız tadıyla konuşmadan, içimde hiçbir ukde bırakmadan ölmesin istiyordum ama babam ellerimin arasından göz göre göre kayıp gidiyordu.”

    Konuşmalar, diyalogların yanı sıra iç konuşmalar kitabın psikolojik etkisini arttırıyor.



    AYRICA İYİ BİR ŞAİR...

    Ağlama! Karac’oğlan’dan:

    “Şu başım oldukça unutmam seni

     Ben yârsızım deyu yanıp ağlama” - Esti Seher Yeli

    Vasiyet bölümünde metne bir Urfa türküsüyle giriliyor:

    “Ezme ile süzme ile, yâr bulunmaz gezme ile

    Mezarımı kızlar kazsın, altın saplı kazma ile”

    Bölüm başlarında şiirlerin yer almasını Varol şöyle açıklıyor: “İyi kötü kurduğum her cümleyi şiire borçluyum.” 

    ‘Âşıklar Bayramı’ filme çekiliyor. Kemal Varol ayrıca iyi bir şair.

    Kitabın ikinci türküsü: ‘Kanadında Taş Türküsü’

    Sonunda saz âşıklarının kahvesine ulaşıyor.

    Son cümle: “İçimde babamdan kalma bir hece, elimde üç telli bağlaması, başımı çevirip bizi Arguvan’a götürecek sisli yola, yaklaşan kışa, sanki o an Kars’ta değil de yıllar önce Arkanya çarşısında hemen önümde el ele yürüyen o babayla küçük oğluna baktım son kez.”

    ‘Âşıklar Bayramı’nı, babalar ve oğullar rafımın iyi kitaplarının arasına koydum.

    Yazının devamı...