• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • 'Geceleyin bir ses böler uykumu'

    Yıllar önce İzmir’de Halikarnas Balıkçısı ile geçirdiğim gün uzayınca Ankara’ya olan uçak biletimi iptal edip gece yarısı otobüse binmiştim.



    Otobüs sabaha karşı ihtiyaç molası verdi. Yanlış anımsamıyorsam Afyon’da durmuştuk.

    Yarı uykulu vaziyette otobüsten indim. Ayın doğduğu ıssız bir gecede, birden bir şarkı kulaklarımda yankılandı:

    “Görünce âşık oldum

     O güzel gözlerine

     Başkasını istemem

     Benim gözüm sende”

    Merak edip bakmıştım, söz Ülkü Aker’in, müzik anonimdi.

    Dinlediğim şarkıyı Handan Kara’nın söylediğini öğrendim.

    Sabaha karşı garip bir hisle dinlediğim bu şarkının ilk anımsattığı Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Nerdesin’ şiirinin ilk dizesiydi:

    “Geceleyin bir ses böler uykumu”.

    Yahya Kemal Beyatlı “Uykumda bütün gece Körfez’deyim artık” demişti. Bu şarkı anılarımı öylesine canlandırmıştı ki otobüse binince uyuyamadım.

    Albümün başında Nilüfer Saltık’ın ‘Kara’nın Kıymetli Hatırasına’ yazısı albümün hikâyesini dile getiriyor:

    “Bu albümün hikâyesi 14 yıl öncesine dayanıyor.

    ‘Yeşilçam Şarkıları’ serisini hazırlarken tanıştığım Handan Kara, kendi albümünün çıkmasını çok istemişti, o ve eşiyle birlikte bu dileğinin yerine gelmesi için çok çaba harcamıştık.

    Telif sorunlarından ötürü bu isteğini yerine getirememenin burukluğu, yıllarca, bu albüm çıkana kadar sürdü.

    Ne yazık ki Handan Kara, çok istediğini göremedi...

    Ama artık onun dileğini yerine getirmenin huzuru içinde mutluyum...

    Sesi, bu dünyada yankılanmaya devam ediyor...”

    Handan Kara kimdir?

    1939 yılında İstanbul Bakırköy’de doğdu. 1966’da TRT İstanbul Radyosu imtihanlarını kazanarak radyo ses sanatçısı oldu. Plak firmalarının yanı sıra Yeşilçam filmlerinin de dikkatini çekti.

    Kariyeri boyunca çok sayıda plak yaptı. Almanya ve Türkiye’de geniş bir hayran kitlesine ulaştı. Hamburg Türk Sanat Musikisi Korosu’nu kurdu ve bu koroyla birçok konser yönetti.

    Erdoğan Sipahioğlu ile evlenerek Almanya’ya yerleşti, üç kızı oldu.

    Birçok ödül aldı, Handan Kara’ya son olarak ‘Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde ‘Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ verildi.

    2015’te İstanbul’a döndü, 2017’de hayatını kaybetti.

    *

    ALBÜMÜN sıralamasını ünlü müzik yazarı ve radyo programcısı Naim Dilmener yaptı ve sanatçının değerini, hafif müzik ve film şarkılarındaki yerini yazdı:

    “Bazı sesler vardır... Unutmuşuzdur... Yıllardır aklımızdan geçmemiştir. Ama bir gün, herhangi bir mecradan bir şarkı dinleriz ya da bir yerlerden çalınır kulağımıza ve işte buydu deriz. Yıllardır aradığımızı dahi bilmeden aradığımız, beklediğimiz sestir bu...

    Bilincimizin altı üstüne taşır, hayalleri sökün eder ve her şey -teşbih bu sefer tam yerini buluyor– bir film şeridi gibi geçmeye başlar gözlerimizin önünden.

    Bazı isimlerin bunu yapmaya güçleri vardır. Belkıs Özener böyleydi meselâ. Ve işte Handan Kara, o da böyledir...”

    Sanatçının seslendirdiği parçalar:

    - Arım Balım Peteğim

    - Elveda Meyhaneci

    - Sevil de Sevme

    - Kulakların Çınlasın

    - Sonbahar Rüzgârları

    - Şeytan Diyor ki

    - Sevemedim Kara Gözlüm

    - Koca Dünya

    - Kıskanırım Seni Ben

    - Ömrümce Hep Adım Adım

    - Adını Anmayacağım

    - Yarım Kalan Saadet

    - Aşkın Kanunu

    - Gözüm Sende

    - Dert Ortağım Benim

    - Oyun Bitti

    Her kuşağın ses belleğinde yer eden bazı parçalar, sanatçılar vardır. Bunları sadece bir dönemin müziği olarak dinlemeyin, bir dönemin zevklerini de bunlardan çıkaracaksınız. Benim beğeneceğinizden kuşkum yok. Hâlâ seyrettiğimiz Türk filmlerinin şarkılarını onlar söylediler, ünlü oyuncuların sesi oldular.

    Müziğin toplumsal, bireysel etkisini, belirleyiciliğini unutmayalım.     

    İYİ bir pazar albümü

    ...............................

    (*) Kalan Müzik

    Yazının devamı...

    Kemal Varol’la iyi yolculuklar

    Yol, yolculuk ve baba-oğul münasebeti üzerine yazılmış romanları, öyküleri seviyorsanız Kemal Varol’un ‘Âşıklar Bayramı’nı okuyun. Anadolu’da bir yolculuğa çıkan, yıllardır birbirini görmeyen baba ve oğulun trajik serüvenini anlatıyor.

    Kitabı da zaten babasına ithaf etmiş.

    İki dizeyle başlıyor kitap:

    “Tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-yi ah kaldı

    Tevessül dilber-i yâre benim arzum nigah kaldı”

    25 YIL SONRA GELEN BABA...

    “Geceleyin gelen nedir, bilir misiniz?” - Tarık suresi

    Kapı çalınıyor, uzun bir tereddütten sonra açıyor ve serüven başlıyor:

    “İlk anda tanıyamamıştım ama oydu. Babam tam, tamı tamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması diğer elinde ahşap bavulu kapımın önünde diz çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylece beni bekliyordu.”

    “Konuk Kabul Ediyor musun?”

    Yağmur Atsız’ın dizeleriyle başlayan bir bölüm:

    “Dudakların nasıl ürkek, ne kadar uzakta sesin

    Sen gece gelen konuk, hiç kimsenin ve herkesin.” - Gece Gelen Konuk.

    Varol, her bölümün başında bizi bir şiirle, bir alıntıyla bölümü okumaya hazırlıyor.

    Elden ayaktan düşmüş bir baba. Babanın durumunu etkileyici bir dille tasvir ediyor.

    Babanın geliş amacı ne? Buradan Kars’taki Âşıklar Bayramı’na gitmiş, oğlundan bir şey istemiyor.

    Oğlu Erzurum’a giderken onu Kars’a bırakabileceğini söylüyor.

    Yerel bütün özellikleri içeren, bunu modernize eden başarılı bir kitap. Çünkü uğranılan, geçilen bütün kentlerin özelliğini, ruhunu etkileyici bir üslupla tasvir ediyor. Babayla birlikte duygusal bağ anlatılırken onlara kentlerin özelliği eşlik ediyor.

    Acile giderken oğulun aklından ne geçiyor: “Onunla ağız tadıyla konuşmadan, içimde hiçbir ukde bırakmadan ölmesin istiyordum ama babam ellerimin arasından göz göre göre kayıp gidiyordu.”

    Konuşmalar, diyalogların yanı sıra iç konuşmalar kitabın psikolojik etkisini arttırıyor.



    AYRICA İYİ BİR ŞAİR...

    Ağlama! Karac’oğlan’dan:

    “Şu başım oldukça unutmam seni

     Ben yârsızım deyu yanıp ağlama” - Esti Seher Yeli

    Vasiyet bölümünde metne bir Urfa türküsüyle giriliyor:

    “Ezme ile süzme ile, yâr bulunmaz gezme ile

    Mezarımı kızlar kazsın, altın saplı kazma ile”

    Bölüm başlarında şiirlerin yer almasını Varol şöyle açıklıyor: “İyi kötü kurduğum her cümleyi şiire borçluyum.” 

    ‘Âşıklar Bayramı’ filme çekiliyor. Kemal Varol ayrıca iyi bir şair.

    Kitabın ikinci türküsü: ‘Kanadında Taş Türküsü’

    Sonunda saz âşıklarının kahvesine ulaşıyor.

    Son cümle: “İçimde babamdan kalma bir hece, elimde üç telli bağlaması, başımı çevirip bizi Arguvan’a götürecek sisli yola, yaklaşan kışa, sanki o an Kars’ta değil de yıllar önce Arkanya çarşısında hemen önümde el ele yürüyen o babayla küçük oğluna baktım son kez.”

    ‘Âşıklar Bayramı’nı, babalar ve oğullar rafımın iyi kitaplarının arasına koydum.

    Yazının devamı...

    İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

    Metin Turan’ın İlhan Başgöz’ün Türkiye’ye getirilmesindeki yerini tekrarlamak gerekir. Başgöz’ün Amerika’daki durumundan beni haberdar eden ve Türkiye’ye gelmek istediğini söyleyen oydu.

    Sonrasını biliyorsunuz, ben de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı arayarak Hoca’nın isteğini iletmiştim. Başgöz böylece çok sevdiği vatanına kavuşmuş oldu ve son nefesini doğup büyüdüğü, türkülerini derlediği topraklarda verdi.

    Bugün onu kitaplarıyla son yolculuğuna uğurlamak istiyorum. Bize bıraktığı gerçek mirası hatırlatarak:

    ‘Yunus Emre’

    Kitabın girişinde Yunus Emre hakkında bildiklerimizin üç kaynaktan geldiği yazıyor.

    Bir yargısı, Yunus Emre’nin dili üzerine önemli bir tespit:

    “Yunus Emre, bir halk şairi değildir. Yunus’un konuştuğu dilin halk dili olduğu yolundaki kanı yanlıştır. Yunus’un dili çağının aydın sanatçısının dilidir.”

    ‘Yunus Şiirlerinden Bir Güldeste’ bölümünün ilk sayfası ‘Seçme Dizeler’ başlığını taşıyor.

    Ünlü bir dörtlüğü okuyalım:

    “Bir kez gönül yıktınısa

    Bu kıldığın namaz değil

    Yetmiş iki millet dahi

    Elin yüzün yumaz değil”

    ‘Türkü’

    Önsöz’de Ahmet İnam ve Cengiz Güleç’in ‘Türkü İnsan Olmayı Duymaktır’ yazısından yola çıkarak bu kitabı hazırladığını belirtiyor Başgöz.

    Kitaptaki yazı başlıkları içerik hakkında fikir veriyor:

    ‘Halk Türküsü: Gerçekle Hayali Birleştiren Şiir’.

    ‘Umum Âşıklar Müdürü’ İlhan Başgöz’den ‘Türküler Müfettişi’ Yaşar Kemal’e.’

    ‘Biz bu türkülerin milletiyiz - Ahmet Hamdi Tanpınar.’

    ‘Türküz türkü çağırırız - Âşık Veysel Şatıroğlu.’

    Türkü nedir? Başgöz bunun yanıtını veriyor:

    “Türkü, gerçekle hayali, sağ düşünce ile rüyayı, sözün ve ona koşulan sazın dili ile birleştiren şiirdir. Bu şiir ve müzik kucaklaşması, bir yanı ile size kanat takar, gökyüzünün mavi yüceliklerine ağar.”

    Türkü sıralaması:

    Hapishane Türküleri

    Asker Türküleri

    Ninniler

    Ağıtlar

    İş Türküleri

    Mâniler

    Türkü seviyorsanız, dinliyorsanız, kitaplığınızda bulunması gereken bir eser.

    ‘Türkülü Aşk Hikâyeleri’

    Halk hikâyelerini Başgöz’e anlatanların adları veriliyor kitapta önce. Sonra da âşığın etraflı bir hayat hikâyesi.

    Kerem ile Aslı tipik bir örnek. Onu aktaralım:

    “Kerem ile Aslı hikâyesini dinleyen bir sipahi Kerem’in öleceği son bölüm yaklaşırken tabancısını çekiyor ve hikâyeciye, ‘Eğer Kerem’i öldürürsen ben de seni öldürürüm’ diyor. Hikâyeci, Kerem ve Aslı yandıktan sonra, bir yolunu bulup Hızır’ı getiriyor; yanan Kerem’i diriltiyor ve Aslı ile evlendiriyor.”

    Bu kitabı okuduğumuzda, romansın tarihinde Batı ile Doğu’nun çakıştığı yeri anlıyoruz. Halk hikâyelerinin de evrensel yanını fark ediyoruz.

    İzahlı Türk Halk Şiiri Antolojisi’

    ‘Türk Şiirine Genel Bir Bakış’ta, şiir geleneğimiz üstüne bazı saptamalarda bulunuyor:

    “Çağdaş akımları saymazsak, Türk şiiri, ‘Divan Şiiri’ (Osmanlı Saray Şiiri), ‘Tekke–Derviş Şiiri’, ‘Âşıklar Şiiri’ ve ‘Anonim Halk Şiiri’ adı verilen dört akım tarafından teslim edilir. Bunlar birbirinden tümden kopuk değildir; aralarında karşılıklı ve sürekli bir alver ilişkisi vardır.”

    Kütüphanemin temel kitaplarından biri, sık sık ondan bir parça okurum.

    ‘Geçmişten Günümüze Nasreddin Hoca’

    Sanırım Nasreddin Hoca’yı anlatmaya gerek yok. Ama birçok fıkrayı doğru metinden, doğru kaynaktan, derlemeden okursanız, bence daha fazla zevk alırsınız ve daha çok kullanabilirsiniz.

    Nat Schumlowitz, Hoca’yı bakın nasıl tanımlıyor:

    “Günümüzde, gülme mikrobunun yayılmasını Nasreddin Hoca denen bir adam gerçekleştiriyor. Aşağı yukarı 700 yıldır Nasreddin şakaları Türkiye’de, Akşehir’in Hortu köyünden, yedi kol bir ışık gibi dünyanın her yanına parıltılar saçarak yayılıyor.”

    Karac’oğlan’

    Tanıtım cümlesini aldım:

    “İlhan Başgöz bu kitapta, Türk halk edebiyatında bir gelenek olarak sayılan Karac’oğlan’ın en güzel şiirlerini bir araya getirmiş, Karac’oğlan’ın şiirlerinden yola çıkarak onun hayatına dair kesitler de sunmuş.”

    *

    RAHMETLE anıyorum, kitaplarında yaşayacak. Umarım bu kitaplarla yeniden İlhan Başgöz okumaları başlar.

    *

    Kitapların tümü Pan Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

    Yazının devamı...

    Yemek tarihi ve tarifi

    Eski aşçı düzeni ile bugünün düzeni arasında ne farklar vardı?

    Yemek ve Kültür dergisinde bu konuda epey inceleme yer alıyor.

    Enis Batur, ‘Mutfakta sınır ihlâlleri’ yazısında iki önemli sergiyi tanıtıyor:

    ‘Yiyorum, Öyleyse Varım’ ve ‘Haydi Masaya!’.

    Masaya çağrı elbette ramazanda daha sık duyulur.

    Gökhan Akçura’nın ‘Arşivden Lezzetler’ ana başlıklı yazısını okudum. Onun geçmişi bugüne bağlayan yazılarını severek okurum.

    ‘Nerede o eski aşçılar!’

    Hürriyet’te tanıdığım Hikmet Feridun Es, Beyazıt’ta bulunan ‘Aşçılar Kahvesi’ne giriyor.

    Kapıda koca bir levha: ‘Düğünler için ahçı tedarik edilir’.

    49 yıl aşçılık yapan Ali Çavuş, 225 türlü et yemek, 300 çeşit tatlı, 350 türlü zerzevat pişiriyormuş.

    Refik Halid Karay’ın yazdıklarına göre ramazan döneminde yoğun bir çalışmaya girerler aşçılar. Aşçılara çift maaş verilir, hediyeler alınır.

    40 kişi davetlidir 60 kişi gelir.

    Aşçı Mehmet Usta, Cevat Fehmi Başkut’a şeyhülislam konağındaki mutfağı anlatıyor:

    “Mutfakta 10 tane aşçı çalışıyor, günde 30 tencere yemek, 10 tepsi baklava ve börek pişiyor.” Metin And’ın ‘16. yüzyılda İstanbul’da bulunan besin maddeleri’ yazısı geçmişin gustosuna bir gönderme yapıyor.

    Dergide benim için en ilgi çekici bölüm Musa Dağdeviren’in ‘Unutulmuş halk yemeklerinden yedi tarif’ bölümü.

    Karaböcü (Karakız Mantarı) Çorbası – Bölge: Yalova – Çınarcık ve çevresi.

    Gilol – Bölge: Doğu Anadolu Hakkâri ve çevresi.

    Söylenti: Gilol, bölgede özellikle düğünlerde yapılıp ikram edilirmiş. Düğüne gelen pek çok kişi bu yemeği yemek için yanlarında tahta kaşık getirirmiş.    

    Malgadin Mantarlı Kaygana – Bölge: Bilecik.

    Sac Arası Böreği – Bölge: Tüm bölgeler.

    Söylenti: Özellikle ramazan ayı gelmeden bir-iki ay önce bu yufkalar yapılır ve sahur zamanı yenirmiş. Habersiz gelen misafire de yapılıp ikram edilirmiş.

    Karakız Mantarı Lapası – Bölge: Batı Karadeniz Bartın ve çevresi.

    Şebit (Yağlama) – Bölge: Kayseri ve çevresi.

    Çiçek (Yeni Dünya) Şerbeti. Bölge: Doğu Akdeniz Antakya ve çevresi.

    Yemek kültürünün evrensel tarihini örnekleriyle okuyacağınız bir dergi.    

    *

    *Yemek ve Kültür / Üç Aylık Dergi / İlkbahar 2021/ Sayı 63.

    LEZZET DÜNYASI’NDAN SEÇMELER

    KİTAPTAN önce Önsöz’ü okumalısınız.

    Caner Dikici–Barış Acar’ın ortak kitabının öyküsü ilginizi çekebilir.

    Öne çıkan tarifler ne?

    Soğuk Başlangıçlar

    Palamut tartar, avokado eşliğinde

    Sardalye dolma, parmesan ve siyah zeytinle

    Somon füme dolma

    Ara Sıcak

    Tuz yatağında pişmiş jumbo karides

    Ana Yemek

    Patatese gömülü levrek fırın

    Tatlı

    Çikolatalı makarna ve yeşil çay sorbe.

    Tariflerde Püf Noktası güzel yemek yapmanın sırrını veriyor.

    Bir efsaneye göre carpaccio adı İtalyan Rönesans ressamı olan Vittore Carpaccio’dan alınmış.

    Beyran Çorbası’nın tarifi çok okunuyor.

    Enginar mevsiminde çorba bölümü ilgi çekecektir.

    Fırında Kuzu Kol da ayrıntılı biçimde yazılmış.

    *

    * CEO ve Şefin Lezzet Dünyası / Caner Dikici–Barış Acar / Birbirinden Eşsiz Lezzetlerin Alışılmadık Hikâyeleriyle Bezeli / Heyecan verici bir yolculuk? ALFA

     

    Yazının devamı...

    Evinize gelen 'Misafir'i dinleyin

    Yeni albümü ‘Misafir’de Türk müziğinin en sevilen türküleri ve şarkılarını seslendirdi.

    Etnik Türk enstrümanlarının da kullanıldığı evrensel bir albüm niteliği kazandı.

    Şarkılara kendi anlayışıyla farklı bir yorum kattı.



    Caz müzik sanatçısına hem ülkemizden hem de yurtdışından önemli müzisyenler eşlik etti.

    CD ve LP formatında çıkan albümün iç kapağında sanatçının bir yazısı yer alıyor:

    “Biliyor musun, bir müzisyenin en kıymetlisi albümüdür. Bebeği gibi, önce dünyaya getirir, besler onu, sonra da elinden tutup büyütmeye, yürütmeye çalışır.

    ‘Misafir’ zor bir dönemde doğdu aramıza,

       Pandemi sarmışken dünyayı,

       Minik savaşçı öyle tutundu ki hayata.

       İçten tertemiz,

       Derin duygularla besledi kendini,

       Doyumsuzca!

       Teslim oldu,

       Önce sizlere,

       Sonra kaderine.

       Tek dileği sevilmek idi...

       ‘Misafir’ için, gönlümde biriktirdiğim mesajlarım var.

    Öncelikle çok sevdiğim, değerli büyüğüm Taylan Bilgel’e çok teşekkür ederim.

    Çok değerli müzisyen arkadaşlarım, ustalarım, her birinizi kocaman sevgiyle ve teşekkürle kucaklıyorum.

    İyi ki varsınız. İyi ki müzik var...”

    SESLENDİRİLEN PARÇALAR

    CD’nin bütünlüğüne karşı ben LP’deki sıralamayı seçtim:

    A YÜZÜ

    - 1- Affet

    Söz: Tuna Kiremitçi – Müzik: Ritchie Blackmore

    - 2- Nayino feat

    Söz ve müzik: Yüksel Baltacı

    - 3- Yalan Dünya

    Söz ve müzik: Neşet Ertaş

    - 4 - Sen Benden Gittin Gideli

    Söz ve müzik: Mazlum Çimen

    - 5-  Beni Vur. feat Hüseyin Ay

    Söz: Yusuf Hayaloğlu – Müzik: Ahmet Kaya

    B YÜZÜ

    - 1- Gecenin Üçünde

    Söz ve müzik: Fikret Kızılok

    - 2 - Kerem Eyle

    Söz ve müzik: Anonim

    - 3- Aldın Aklımı

    Söz ve müzik: Neşet Ertaş

    - 4 - Ateş Oldum

    Söz ve müzik: Vedat Sakman

    - 5- Bir Ömürlük Misafir

    Söz: Erkan Oğur – Sezen Aksu – Bülent Ortaçgil – Müzik: Erkan Oğur

    *

    ALBÜME adını veren Misafir’i özellikle çok sevdim.

    Bildiğim, dinlediğim parçaları farklı düzenlemelerle, farklı seslerden dinlemek benim için onun tınısını tazelemek anlamına gelir. Bildiğiniz parçaları hep aynı sesten dinleyenlerden değilim, elbet bunu bu tür çalışmalar için söylüyorum. Yoksa Batı müziği için bu konuda daha tutucuyum.

    Bir sopranodan, bir baritondan dinlediğim bir arya için bu kadar değişken miyim, kesin bir yanıt veremeyeceğim. Ancak Türk müziği ve türkülerde ses yenilenmesi beni her zaman cezbetmiştir.

    *

    EVDE kaldığınız bir gün için dinlemeye değer bir çalışma.

    .............................................

    * DMC ve Kalan Müzik ortak yapımı.

    Yazının devamı...

    Eski İstanbul’da ne yenir, ne içilirdi?

    Kimi yazarların kitaplarını okumadan eski İstanbul’un günlük yaşamını, alışkanlıklarını öğrenemezsiniz. O zaman da bugünün İstanbul’unu anlamanıza imkân yoktur.

    Yeme-içme konusunda dergiler çıkıyor, kitaplar yayımlanıyor. Dünden bugüne lezzet haritasını böyle kitaplardan öğrenebiliriz.

    Bir şehrin tarihinin ışıldakları bugünü aydınlatır. Sermet Muhtar Alus işte o ışıldakları tutanlardan biridir. ‘İstanbul’un Geçmiş Günlerinde Yeme İçme’ kitabını okurken bugünle mukayese yapabildim. Derleyen ve yayına hazırlayan Tuncer Birkan.

    NOSTALJİDEN FAZLASI

    Birkan, ‘İzler Üzerine’ yazısında dizinin gerekçesini sunuyor: “Yakında 100. yılına girecek Cumhuriyet’in yazılı mirasını yeterince tanımıyoruz.

    Ortada devasa bir arşiv var sahiden ama çok temel eksiklerle malul bir arşiv bu. ‘İzler’ adını verdiğimiz bu dizide yapılacak işin önemli bir boyutunu, işte bu tür eksikleri ‘tamamlama’ya çalışıyoruz.”

    Birkan’ın yazısı gerek yazarlara, gerek araştırmacılara, gerek yayınevi yöneticilerine yerine getirilmesi gereken bir hatırlatmadır. Ben de katılıyorum. Erdir Zat, ‘Derya Gibi Bir Adam’da, İstanbul’u yazanlara değindikten sonra Alus üzerine şu yargıya varıyor: “Nostaljiyi daha ışıklı zamanlara saklayalım. Bugün Sermet Muhtar’ı okumak nostaljiden çok daha fazlasını içeriyor.”

    BİLGİ VE EĞLENCE

    Bölüm başlıklarını okuyan, kitabın konusu ve üslubuyla bilgilendirici ve eğlenceli olduğuna karar verecektir.

    Mutfakta farklılık arayanlar buradaki tariflerden de yararlanabilir:

    Nisan sonunda avlanma yasakları başlayacağına göre ‘Balıklar, Deniz Ürünleri’ bölümü okunabilir ve uygulanabilir. Bazı makbul balıkları bulabilecek miyiz? Derya kuzusu torik de dört cins. Balık çeşitleri, istavritten kalkana kadar nerede bulunduğunu öğrenebilirsiniz.

    SURLARIN YANINDA MARUL...

    * Marul, ‘Yedikule’ diye satılırdı. Gerçekten de surların yanında marul bahçelerine ailemle birlikte giderdik.

    * Patlıcan öylesine övülüyor ki okuyan biri hemen mutfağa koşabilir.

    * Böyle bir kitapta elbette fasulye de bulunur.

    * Önümüz yaz, meyveler bölümü ilginizi çekebilir.

    * Çileğin İstanbullular için önemini bilirim, özellikle reçel için gereklidir.

    * Şeftali bölümü eğlencelidir. Elbette Tünel’den Baylan’a indiğimde peşmelba’yı mutlaka yerdim. Öyküsünü anlatayım: Ünlü soprano Melba’ya bir aşçı bu tatlıyı ısmarlamış, adı da böyle kalmış.

    * Kuruyemişlere düşkün müsünüz? Hâlâ kâğıthelvası yiyor musunuz? ‘Mükeyyifat’ı okuyun, zevkinizi tazeleyin.

    Alus’un kitabından yemekleri, tatlıları öğreniyorsunuz ama bunlar birer insan aracılığıyla, bir anekdotla, bir anıyla naklediliyor.Eğlenerek öğrenmenin ustalığı bu kitapta öne çıkıyor. Bir öykü, bir roman lezzetini aldım.

    Yazının devamı...

    25 yıllık tarihin özeti

    Ben hâlâ internet dışında yıllıkların yayınlanmasından yanayım. Çünkü merak ettiğiniz, hemen başvuru gerektiren bir durumda önünüzdeki kitap size yardımcı olur.

    Evin Sanat Galerisi’nin hazırladığı ‘25. Yılında’ yalnız resim ve heykel tarihinin değil genel tarihin de bir önemli bilgisini içeriyor.

    Daha önceki bir yazımda aramızdan ayrılan Evin İyem’in ve Ümit İyem’in kurduğu galerinin 25’nci yılından söz etmiştim.

    Osman Nuri İyem, ‘25. Yılında’ başlıklı bir tür yıllık özelliği taşıyan kitaptaki yazısında galeriyi ve onun yerini, özelliğini saptıyor.

    Kitabın niteliği nedir?

    1996’da başlıyor 2021’de bitiyor.

    Üç bölüm:

    Dünya – Türkiye – Evin Sanat Galerisi.

    1996’dan örnek sayfa düzenini yazdım.

    İlk sayfa:

    23 Ocak Kardak Krizi, Yunanlar Ege Denizi’ndeki Kardak Kayalıkları’na Yunan bayrağı çekti.

    29 Ocak Venedik’teki 200 yıllık opera binası La Fenice yandı.

    10 Ekim–31 Ekim Resul Aytemür, Mahmut Bozkurt, Ahmet Umur Deniz, Neş’e Erdok, Kemal İskender, Özer Kabaş, Hüsnü Koldaş, Nedret Sekban’ın eserlerinin yer aldığı Karma Sergi açıldı.

    Galeride sergi açanların eserleri ve biyografileri de kitapta var.

    Şimdiye kadar sergi açanların listesi:

    Nuri İyem

    Nasip İyem

    Rahmi Aksungur

    Cansen Ercan

    Ahmet Elhan

    Temur Köran

    Orhan Cem Çetin

    Hakan Gürsoytrak

    Murat Germen

    Zulal

    Emin Turan

    Setenay Alpsoy

    Listeyi vermenin nedeni, galerinin sanat anlayışı konusunda bilgi edinmeniz.

    Kitap Türkçe ve İngilizce olarak yayımlandı.

    İSTANBUL MÜZAYEDE’DEN SANATÇI KİTAPLARI

    BİRÇOK sergiyi geziyoruz, beğendiğimiz sanatçının kataloğunu bazen alıyoruz. Oysa kitaplığımıza koyarsak zaman zaman o kataloglara bakabiliriz.

    İstanbul Müzayede sanatçı katalogları ve kitaplarını satışa çıkarmış.

    Hangi ressamların katalogları, haklarında yazılmış kitaplar var?

    Müzayede firması eserleri şöyle sunmuş:

    “Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen sanatçılarının imzalı, yurtiçi ve yurtdışı sergi kitaplarını, broşürlerini ve kataloglarını içeren müzayede 8 Nisan Perşembe günü başlıyor.

    Fikret Mualla İçin – Jacqueline Quillere Üstünel, Fransız Kültür Enstitüsü.

    Orhan Peker - Milli Reasürans Sanat Galerisi.

    Bozkır Rüzgârı Silah Kalem - Mazhar Ş. İpşiroğlu – Ada Yayınları.

    Nall - Alain Renner – İmzalı.

    A Retrospektive of Yuksel Arslan - Yüksel Arslan - Levent Yılmaz.

    Siyah Qalem - Mazhar Ş. İpşiroğlu.

    Fahr el Nisa Zeid - Andre Parinaud.

    Osman Hamdi Bey Sözlüğü - Edhem Eldem.

    Avni Arbaş Fransa Yılları - Artisan Yayınları.

    İhap Hulusi - Müsellesten Üçgene.

    ÖDÜLLERİN ETKİSİ

    OKTAY AKBAL ÖDÜLÜ’nü ‘Canım Ada’ ile Adil İzci kazandı.

    Ödüllerde adına verilenle alanın okur katında ilgi göreceğine dair bir düşüncem var.

    Bunca kitap içinde sanırım ödüller okura bir anımsatmadır.

    Oktay Akbal, Türk edebiyatının önemli bir yazarıdır. Belleğimizde kalan öyküsünü genç kuşak okurlarının da okumalarını salık vereceğim.

    Adı, ‘Önce Ekmekler Bozuldu’. Kitabın adının öylesine bir çağrışımı var ki savaşları, kırımları özetler, edebiyata taşır.

    Öykülerini yeniden okumaya başladım.

    Yazının devamı...

    Baksı’dan yeni projeler

    Toplantının ana gündemini, yeni açılacak ‘Osman Dinç-Gözlemevi’ ve ‘Kıraçta Heykel’ sergileri ile Çocuk Şenliği ve Kadın İstihdam Merkezi oluşturdu.

    Ayrıca Anadolu Ödülleri’nin 2021’de yeniden düzenlenmesine ve bu bağlamda, mekân, lezzet ve ses konularına yönelik ‘Anadolu’yu Anlamak’ üst başlıklı araştırma ve uygulama projesinin hayata geçirilmesine karar verildi.

    Film festivali ve konserlerin ise pandemi koşullarına bağlı olarak uygulanmaya konması kararlaştırıldı.

    BAKSI MARKASININ GELECEĞİNİ İNŞA EDECEK PROJELER

    VAKIF Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Koçan, çalışmalarının odağında yine kadın ve çocukların olacağını söyledi:

    “Baksı’nın etrafındaki sinerjide, masumiyet ve samimiyet var. Bugüne bu sivil kültürle geldik. Gelecekte de sivil bir kuruluş olarak var olmak istiyoruz. Bir yandan çocuklarımızı Yetenek Eğitim Merkezi’yle geleceğe hazırlayıp istihdam sağlarken, Kadın İstihdam Merkezi projesiyle de kadını ekonominin aktif bir parçası haline dönüştüreceğiz. Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından projelendirilen bu merkez, Baksı Müzesi’nden sonra Bayburt’a kazandırdığımız ikinci önemli yapı olacak.

    Yeniliğe kapımızı açık tutmak istiyoruz. Bunun için Gelecek İçin Öneriler kurulunu oluşturduk. Gençlerimizi ve taze fikirleri olanları faaliyetlerimize katkıda bulunmaya davet ediyoruz.”

    Sergiler:

    25 Mayıs’ta ‘Kıraçta Heykel’ ziyarete açılacak.

    Osman Dinç’in ‘Gözlemevi’ sergisi ise 20 Temmuz’da sanatseverlerle buluşacak.

    Anadolu Ödülleri’ne başvuru mayısta başlayacak, ekime kadar sürecek.

    Ağustos ayında valilik, belediye, Bayburt Ünivesitesi’nin ve TÜRSAK’ın katkılarıyla bölgenin ilk film festivaline ev sahipliği yapacak.

    Eylül ayında Öğrenci Sanat Şenliği gerçekleştirilecek.

    YENİ AKM AÇILIRKEN

    İHSAN Yılmaz’ın AKM ziyaretiyle ilgili yazısını okudum.

    Birçok yenilik içeriyor. Bunlardan en hoşuma giden bir müzik kütüphanesinin yapılması, ayrıca kitap okunacak, oturulacak bir kafenin de yapılması.

    Müzik kitapları birçok kitapçıda bulunmuyor, okuru az olduğu için ancak ısmarlanınca alabiliyorsunuz. Bu konuda müzik kitabı yayımlayanların da sevineceğinden kuşkum yok.

    Binada tiyatroya, sinemaya da yer verileceğinden, o konuyu kapsayan kitaplar da konulabilir.

    Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yayımladığı kitapları da buradan alabilmeliyiz. Çünkü şu anda bu kitapları da İstanbul’da satan bir yer yok.

    Bütün dünyada uygulanan bir durum gerçekleştirilebilir. Devlete bağlı toplulukların konser kayıtları satış mağazasında sunulmalı, operaların videolarının yayımlanmasını da yıllardır bekliyorum. Çoğu bir kez temsil eden operaların kayıtları seyirciye iletilmeli.

    Değişik salonlarda yapılacaklar tür çeşitliliğini de gerekli kılıyor.

    Eski AKM’de konferanslar, sempozyumlar yapılırdı, bu etkinliklere de yer verilmeli.

    İLHAN USMANBAŞ VE ECE AYHAN

    NURAN Çakmakçı’nın İlhan Usmanbaş’la konuşmasını okurken, Ece Ayhan’ın ‘Bakışsız Bir Kedi Kara’ bestesi adeta kulağımda yankılandı.

    Şiirle müziği birleştiren bu beste, Usmanbaş’ın sadece müzisyenlerle değil, edebiyatçılarla da ilgisini kurdu.

    Atıfet Usmanbaş’a da İlhan Usmanbaş’a da uzun ömürler diliyorum.

    Fazıl Say’ın jesti için de ben teşekkür ediyorum.

    DİPNOTLAR

    BAHAR Çuhadar’ın Sabahattin Ali’nin sözlerinden yapılan besteler yazısını okurken, Sabahattin Ali ile ilgili kitapları da anımsatmak içimden geçti.
    Filiz Hiç Üzülmesin - Filiz Ali
    Sabahattin Ali - Anılar, İncelemeler, Eleştiriler - Sevengül Sönmez
    Sabahattin Ali Olayı
    - Kemal Bayram Çukurkavaklı
    Yok Bi’şey Acımadı
    - Filiz Ali

    OKTAY AKBAL ÖDÜLÜ BELLİ OLDU

    MUĞLA Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 2021 yılı 1. Oktay Akbal Edebiyat Ödülü’nü saptamak üzere aşağıda adları bulunan seçici kurul üyeleri, 1-4 Nisan 2021 günleri ödüle aday olan yapıtları COVID-19 salgını yüzünden sanal ortamda, online yazışmalarla ele almak, değerlendirmek zorunda kalmıştır. Önce her üye belirlenen puanlar çerçevesinde üç yapıt için oy kullanmış, önerilen bu yapıtların aldığı puanların değerlendirilmesiyle de “Edebiyatımızın farklı alanlarında eserler vermiş olan şair ve yazar Adil İzci, ‘Canım Ada’ adlı kitabında Heybeliada’daki doğal yaşama ve adalılara ilişkin gözlem ve izlenimlerini, geçmişle de bağlantı kurarak öyküleştirmekteki ustalığı, dile gösterdiği özen, yalın ve içtenlikli anlatımı nedeniyle” ödüle değer bulunmuştur.

    Seçici kurul: Aykut Küçükkaya, Ayşe Sarısayın, Doğan Hızlan, Hikmet Altınkaynak, Rûken Kızıler, Zeynep Oral.

     

    Yazının devamı...