• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Kadına Dair...

    Biliyorsunuz ben bir, 'Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı'yım. Diğer alanlardaki uzmanlara kıyasla, kadınlarla daha çok vakit geçiriyor, kadına dair daha çok şey biliyoruz. Durum böyle olunca da, kadınların yaşadıklarına birebir şahit oluyoruz.

    İşte bu yüzdendir ki, bugün 'Dünya Kadınlar Günü’ne yönelik yazmak istedim.

    Güç budur: Refakatçisini motive eden kadın hastalar

    Günlük yaşantım birçok kadınla çevrili. Evde sevgili eşim Özge, kliniğimde değerli hemşirelerim, sağlık çalışanlarım ve elbette hastalarım.

    10 ile 92 yaş arasında on binlerce kadın hastam oldu, binlerce hasta ameliyat ettim. Kadınlar rakamdan ibaret değildir, hepsinin hikayesi birbirinden farklı.

    Gözlemlerime dayanarak söyleyebileceğim çıkarımlardan biri şudur ki;

    Kadınlar kesinlikle çok güçlü ve çok azimliler... Hasta bir halde, hastane odasında yatarken, refakatçisini, eşini, çocuğunu rahatlatmaya çalışan, onları motive eden kadın hastalarım oldu benim. Bence gerçek güç budur!

    Kadın hastam taburcu olmak istemiyordu...

    Maalesef, kadınların büyük bir kısmı, güçlü olmayı, yaşadığı zorluklar sayesinde öğrenmek zorunda kalmıştır.

    Üzerinden yıllar geçmesine rağmen unutamadığım, bulunduğu duruma hala üzüldüğüm bir hastam olmuştu. Ameliyatının ardından, iyileşmesine rağmen taburcu olmak istemeyen, eve gitmek istemeyen bir kadın hasta...

    Sebebini sorduğumuzda ilk aşamada yanıt vermekten kaçmıştı. Sonradan öğrendik ki, evde şiddet gördüğü için gitmek istemiyor, hastanede yatmak istiyormuş...

    Oysa ki hiçbir kadın bunu hak etmiyordu. Hangi kadın sıcak yuvası varken, hastanede kalmayı tercih ederdi ki? Mecbur kalınca isteniyormuş anladım.

    Bir de iyi yönden bakalım...

    Ciddi hastalıkların, ameliyat gereksinimi gibi olumsuz durumların, aynı zamanda aile bütünlüğünü kuvvetlendirdiği, dostlukları pekiştirdiği doğrudur...

    Tabii yeni arkadaşlıklara da olanak sağlıyor. Hastalarımda bunu görmek beni mutlu ediyor. Aynı zaman sürecinde servisimde yatan hastaların birbirleriyle kurduğu arkadaşlık, bağ çok değerli bir durum.

    Hastaların geçmişi, sosyokültürel ve sosyoekonomik seviyeleri ne kadar farklı olursa olsun, birbirlerini destekliyor olmaları çok anlamlı.

    Kadınlar birbirlerini desteklemeli

    Bence bu anlamlı gün için öncelikle üzerinde durulması gereken konu, kadınların dayanışması konusu olmalı.

    Kayınvalidesinden zulüm gördüğü için taburcu olmak istemeyen kadınlar gördüm.

    Hastalandığı için kocası tarafından terk edilen hastam oldu.

    Bunu global bir düşünce olarak yazıyorum: Toplumsal yapı, mahalle baskısı, erkekler… Engel olarak farklı coğrafyalarda farklı sebepler olacaktır.

    İşte tüm bu nedenlerden dolayı, kadınların birbirlerine destek olmaları oldukça önemli.

    Çünkü en zorlu mücadeleler, aslında kadınların birbirlerine oluşturduğu zorluklardan kaynaklanıyor. Kadınlar, her alanda en iyisini hak ediyor. Bizler de ömrümüzü, kadınlara, hastalarımıza hak ettikleri en iyiyi vermeye adıyoruz. Özellikle de, kadının kendi yeteneklerinin, gücünün farkında olması çok çok önemli.

    Vücudumda bir canlı üretme yeteneğim olsaydı çok güçlü hissederdim!

    Annemden, eşimden, hastalarımdan biliyorum: Sizler, naziksiniz, güçsüz değil!

    Tutkulu ama mantıklısınız da. Hassassınız. Yeteneklisiniz fakat aynı zamanda mütevazısınız. Kendi vücudumda bir canlı üretme yeteneğim olsaydı, sanırım çok daha güçlü hissederdim.

    Dünya Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun.

    İyi ki varsınız...

    Yazının devamı...

    'Bebeğine Kavuşan Anne'

    Bebeklerine kavuşmak onlar için uzun bir yolculukmuş. Sadece 7 ay sonra, bu sefer daha zorlu bir sürece giriyorlardı. Yumurtalıkların birinde kitle gelişmiş ve karın içerisine yayılmıştı. Doğumdan sonra verdiği kilolar geri gelmiş, karnının içinde sıvı toplanmaya başlamıştı.

    80 kadından birinde yumurtalık kanseri görülüyor

    Bu durum, pek de nadir bir durum değil aslında. Her 80 kadından birisinde ömrünün bir döneminde yumurtalık kanseri gelişecektir. Hastalık henüz erken aşamadayken bulgu vermez. Ancak rastlantısal olarak doktor muayenesi esnasında rastlanılabilir. Hastamda olduğu gibi, sessiz ilerlemesinden dolayı, over kanserlerinin %70’i ileri evrede tanı alır.

    En öldürücü kanser türü

    Over, yani yumurtalık kanseri, kadın genital sisteminin en öldürücü kanser türü. Bununla beraber, ameliyat tekniklerinin gelişmesi ve yeni nesil kemoterapi ilaçlarının kullanılmasıyla önemli farklılıklar yaratıyoruz.

    Over kanserinde sağkalımı belirleyen en önemli faktörler, ameliyat kalitesi (tümör kalıp kalmaması) ve kemoterapiye alınacak cevaptır.

    Hemen her gün, bu alanda yeni çalışmalar çıkıyor. Hastaların ameliyat olacakları merkezi ve cerrahı seçerken, ameliyatta tümör kalamama oranlarına dikkat etmeleri gerekir. Dünyanın önde gelen merkezlerinde 100 hastanın 45-80’inde bu başarı yakalanmaktadır. Bir cerrah, yeteneği konusunda kendinden çok emin olmalıdır. Kendi serimizde, hastalarımızın %79’unda tümör kalmama başarısına ulaşmaktayız. Tümör kalmaması amacıyla yapılan over kanseri ameliyatları, 8-9 saate dek sürebilmektedir.

    Sıcak kemoterapi nedir? over kanserinde sıcak kemoterapi yapılabilir mi?

    Sıcak kemoterapi, uygun hastalarda, over kanseri ameliyatında tümör çıkarma işlemleri bittikten sonra, 42ºC’de ısıtılmış kemoterapi ilaçlarının karın boşluğuna uygulandığı tedavi yöntemidir. Henüz, over kanserinde standart tedaviye geçmemiştir ama yapılan iki önemli klinik çalışmanın sonuçlarına ve kendi deneyimlerimize dayanarak, belli hasta grubunda sıcak kemoterapiyi önerebiliyoruz. Artık NCCN gibi tüm dünyanın takip ettiği kılavuzlarda, yumurtalık kanseri cerrahisinde sıcak kemoterapi kullanımı önerilmeye başlandı.

    Bilimsel verilere göre, sıcak kemoterapi alan hastalarda 16 ay daha uzun yaşam ve hastalıksız daha uzun zaman elde ediyoruz. Sıcak kemoterapiye bağlı yan etkiler minimal düzeyde. Özel ekipman gerektirmesi ve ameliyat süresinin uzaması nedeniyle ise sıcak kemoterapinin maliyeti yüksek.

    Hayat varsa umut var…

    Bu seferki köşenin konusunu seçerken, hem sıcak kemoterapi konusunda çok soru gelmesi, hem de yakın dönemde ameliyat ettiğim genç hastamın hikayesinden esinlendim. Biz cerrahlar, hastalarla duygusal bağ kurmamaya çalışırız. Bunu her zaman başardığımız söylenemez.

    Yazının başında bahsettiğim hastamızda, 9 saatlik bir ameliyat sonrasında karın içindeki tümörlü dokuların tamamını çıkarttık ve sıcak kemoterapi uyguladık.

    Hastamızı bebeğine kavuşturduk.

    Hayat varsa umut var. Bilimsel olarak da umutlanmamız için elimizde oldukça sebep var.

    Yazının devamı...

    Kanser Genetik Bir Hastalık mıdır?

    Genel Olarak Kanserlerin %10’u Kalıtsal…

    Annelerini genç yaşta yumurtalık kanseri nedeniyle kaybetmiş olan kardeşleri ilk gördüğümde olası kalıtımsal geçiş için genetik test yaptırmalarını önerdim. Bu, hayatlarının dönüm noktalarından biriydi. İki kardeşte de BRCA mutasyonu saptandı.

    Biliyor musunuz?

    1970’li yıllara dek, kanserin nedeni oldukça gizemliydi. Henüz kanserin genetik veya epigenetik değişiklikler sonucu geliştiği bilinmiyordu.

    Evet! Hücresel düzeyde bakıldığı zaman, kanser mutlaka genetik bir hastalıktır. Genler normal olarak çalıştığında, hücrelerin ne kadar bölüneceğini, ne noktada duracağını düzenler. Genlerde mutasyon gelişirse DNA onarımında bozukluk olur ve kanser gelişir. Burada kavramları iyi bilmek lazım.

    Genetik bir hastalık demek, kalıtsal geçiş olduğu anlamına gelmez. Genel olarak kanserlerin %10’u kalıtsal yani doğuştan gelen mutasyonlardan kaynaklanır.

    Buradan çıkacak sonuç şudur: Kanserlerin tamamı genetik bozukluk sonucu oluşur. Kanserlerin genetik olması, her zaman genler aracılığıyla sonraki nesillere aktarılması anlamına gelmez.

    Akrabamda Yumurtalık Kanseri Var. İleride Bende de Oluşma İhtimali Artmış mıdır?

    Akrabaları kansere yakalanan çoğu kişinin aklında ‘kanser olacak mıyım?’ sorusu yer alır. En sık genetik geçişli kanserler, meme ve yumurtalık kanserleridir. BRCA 1 ve 2 mutasyonu sonucu her iki kanser riski artmaktadır. Özellikle akrabasında 45 yaşından daha önce meme veya yumurtalık kanseri tanısı alan kişilerde bu kalıtsal sendrom akla gelmeli.

    Angelina Jolie ve Annesi…

    Dünya genelinde iyi bilinen bir örnek, Hollywood aktrisi Angelina Jolie.

    Annesini 56 yaşında yumurtalık kanserinden kaybedince BRCA testi yaptırmış ve doğuştan gelen genetik mutasyon saptanmıştı.

    BRCA geninde mutasyon saptanan kadınlarda, 70 yaşına dek meme kanseri gelişme riski % 40-70, over yani yumurtalık kanseri gelişme riski ise %20-50 arasında. Detaylı genetik inceleme sonrası daha net verilen kişisel risk sonuçlarına göre, bu kadınlara belli bir yaştan sonra koruyucu amaçlı yumurtalık ve tüplerin alınması ameliyatını önerebiliyoruz.

    Ayrıca her iki memenin alınması seçeneği de sunuluyor. Angelina Jolie, 40 yaşında her iki memesini ve yumurtalıklarını aldırmıştı. Dünyaca ünlü birisinin yaşadığı bu zorlu süreci toplumla paylaşması ve milyonlarca kadına rehber olması, takdire şayandır.

    BRCA Mutasyonu Ne Demek?

    Türkiye’de yumurtalık kanserine yakalanan kadınların neredeyse %20’sinde BRCA mutasyonu görülebiliyor. Bu ne anlama gelir? Özellikle belli risk grubundaki kadınlara genetik test yapılır ve mutasyon saptanırsa, kanser riskini azaltıcı cerrahilerle birçok kadın, yumurtalık kanserine yakalanmadan tedavi olmuş olur.

    Yazımın Başında Bahsettiğim Kardeşlere Ne Mi Oldu?

    İkisine de aynı gün, laparoskopik risk azaltıcı cerrahi uygulayarak, yumurtalık kanseri riskini %80-90 oranında azalttık. Görece oldukça basit bir cerrahi işlemle, hayatlarını değiştirmiş olabiliriz. Bizler, gerek medikal, gerek cerrahi tedavi için buradayız.

    Ama daha önemlisinin koruyucu tıp olduğunu düşünüyorum. Daha da ileri gidecek olursam, temel bilimlerin ve teknolojinin ilerlemesiyle, kişiselleştirilmiş tıbbi uygulama oldukça yakın gelecekte günlük pratiğimiz olacak.

    Daha nadir görülen bazı genetik geçişli kanser sendromları da var. Bunların bazılarında rahim, yumurtalık kanserleri riski artmaktadır. Bunlar da başka bir yazının konusu olsun.

    Sağlıcakla kalın…

    Doç. Dr. İlker Kahramanoğlu

    Yazının devamı...

    HPV Hakkındaki Sorularınıza Cevaplar

    Bu Virüs Eski Tarihe Dayanıyor…

    Bu hastalığın kaynağı “Papillomavirüs”, 350 milyon yıl öncesi memeli kalıntılarında dahi saptanmıştır. Bu virüs geçen zaman içerisinde evrimleşmiştir.

    “Human Papillomavirüsler (HPV)” çok eski zamandan beri var olan virüslerdir. İlişkili Papillomavirüsler, insanların en son ortak ataları dahil birçok primatta gösterilmiştir.

    Cinsel Yolla En Sık Bulaşan Hastalık!

    Günümüzde hem dünya genelinde hem de ülkemizde cinsel yolla en sık bulaşan hastalık, açık ara HPV’dir. Her yaştan kadını etkileyebilse de, çoğunlukla genç yaşta, sosyal-psikolojik-fiziksel hayatı oldukça etkileyen bir hastalıktır.18-50 yaş arasındaki kadınlarda sık görülen, cinsel yolla bulaşan bu hastalık, kendini HPV enfeksiyonu sonucu oluşan genital siğiller şeklinde gösterir.

    Sadakatsizlik Göstergesiydi…

    Milattan önce, Hipokrat ve birçok farklı kaynak tarafından siğil (verruca) ve genital siğil (kondiloma akuminata) tarifi yapılmıştır. Tarihsel olarak cinsel sadakatsizlik göstergesi olarak kabul edilen ve oldukça bulaşıcı olan deri siğilleri ve genital siğiller, Yunan ve Roma’lılar tarafından eski zamanlardan beri bilinmektedir. İsa’dan önce, Uzakdoğu’ya giden Avrupa’lı askerlerin geri geldiklerinde penislerinde siğil varlıkları tariflenmiştir.

    Evlilerde Daha Sık Görülünce…

    Dr. Rigoni-Stern, 1842’de, serviks kanserinin cinsel davranışla bağlantılı olabileceği hipotezini ortaya koyan ilk kişidir. Rahibe ve bakire kadınlarla karşılaştırıldığında, evli olan kadınlarda serviks kanseri sıklığının çok daha fazla olduğunu gözlemlemiştir.

    20. yüzyıla geldiğimizde, Harald Zur Hausen, HPV’nin rahim ağzı, vajina ve dış genital tümörlerin çoğuna yol açtığını göstermiştir. HPV’ye karşı aşı üretilmesi için ilaç şirketlerine teklif götürmüş, ancak bu aşının karlı olmayacağı ve gündemde daha öncelikli projeler olması nedeniyle önerisi reddedilmiştir. Bu çalışmalardan dolayı zur Hausen 2008 yılında, yani serviks kanserinde HPV 16’yı gösteren çalışmasından 25 yıl sonra, Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmüştür.

    HPV Nasıl Bulaşır?

    40’ın üzerinde HPV tipi, vajinal, anal veya oral seks esnasında enfekte cildin direk teması ile bulaşır.

    Gelen sorularda, karşı tarafı suçlayıcı imalar sıklıkla yer alıyor.

    Bunun için 2 önemli noktayı hep vurguluyorum.

    İlki:

    Cinsel aktif birçok kişi, kadın veya erkek, HPV ile genellikle 20’li yaşlarda karşılaşıyor. HPV, enfekte ettikten sonra vücutta latent yani sessiz kalabilen bir virüstür. Yıllar sonra tekrar aktifleşebilir.

    İkincisi ise:

    HPV’nin cinsel yol dışı bulaş ihtimali. Bu her ne kadar daha az olası olsa da, HPV’nin dış ortamlara ve hatta bazı dezenfektanlara dayanıklı bir virüs olduğunu biliyoruz. En basitinden eline HPV bulaştırmış birisinin karşı tarafa el ile teması ile HPV geçirmesi mümkündür. 

    HPV Testim Pozitif Geldi. Kanser Riskim Nedir?

    Endişe etmeyin! Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, rahim ağzı kanserleri, başından beri tarama programına katılan, yani belli aralıklarla HPV veya smear testi yaptıran ve aynı zamanda HPV aşısı yaptırmış kişilerde gelişmeyecektir. HPV testi, bir tarama testidir.

    Kanseri önlemek, kanser gelişmeden öncü lezyonu yakalayıp tedavi etmek için yapılır. HPV testinde, hangi HPV tipinin pozitif geldiği de önem taşır. Piyasada FDA onaylı olmayan birçok test var ve bunlar neredeyse her tipi raporlayabiliyor. Bu da gereksiz endişeye yol açıyor. Ama bu, başka bir yazının konusu.

    Sonuç olarak, HPV 16 ve 18, riski daha yüksek tipler iken, siğile yol açan tip 6 ve 11’in kanserle bağlantısı neredeyse yoktur. Kanser riskini belirlemek için ise sadece HPV pozitifliği yetmez. Hastanın önceki test sonuçları, yaşı, aşılanıp aşılanmadığı, immün sistemi gibi birçok faktörü göz önüne almak gerekir. Her şeyden önce şunu bilelim: HPV enfeksiyonlarının %80-90’ı 2 yıl içerisinde bağışıklık sistemi tarafından temizlenir.

    HPV Aşısı Yaptırmalı mıyım?

    Evet!

    Günümüzde, HPV aşıları hazırlanırken virusun geni, bir konak (maya veya bakülovirüs) içerisine yerleştirilir. Böylece aşırı miktarda virus benzeri protein üretilir. Virüs benzeri proteinler şekil ve boyut açısından HPV’ye benzerler, fakat viral DNA içermedikleri için enfeksiyona veya kansere yol açmazlar.

    Piyasada 3 çeşit HPV aşısı mevcuttur:

    1-)İkili aşı: HPV 16 ve 18’e karşı koruma sağlar.
    2-)Dörtlü aşı: HPV 16 ve 18’e ek olarak, genital siğillerin etkeni olan HPV 6 ve 11’e karşı da koruma sağlar.
    3-)Dokuzlu aşı: HPV 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52 ve 58’e karşı koruma sağlar.

    Henüz Türkiye’de Yok

    HPV aşısı, ülkemizde henüz ulusal aşılama programına girmemiştir. Kasım 2020 itibariyle, dokuzlu aşı henüz Türkiye’de yok. Aşıyı, 9 yaşından itibaren tüm çocuklara ve (kişisel risk faktörleri ve aşıdan alabilecekleri olası faydaları göz önüne alarak) 45 yaşına kadar tüm erişkinlere öneriyorum.

    Aşılama önerdiğimiz kişilerde yumurta alerjisi, antibiyotik alerjisi, kauçuk alerjisi gibi öykülerini sorgulamaktayız. Aşı, sadece rahim ağzı kanserinden değil, aynı zamanda HPV’ye bağlı gelişen genital siğillerden, dış genital bölge ve anüs kanserlerinden, dil, gırtlak kanserlerinden de koruma sağlamaktadır. 

    Tedavi Edilmeme Rağmen Lezyonlarım Tekrarladı. Bunun Kesin Çözümü Yok mu?

    HPV’ye bağlı lezyonlar genital siğiller olabileceği gibi, CIN gibi rahim ağzı kanseri öncü lezyonları da olabilir. İdeal tedavi sonrası genital siğillerin tekrarlama oranı, kullanılan tedavi seçeneğine göre %6-50 arasında değişir. Bu oran, CIN tedavileri sonrası çok daha düşüktür.

    HPV’ye bağlı lezyonlar özellikle 25 yaş altında daha yüksek oranda geçicidir. Bu yaş grubunda fazla tedaviden kaçınmak lazım. Zaten yüksek olasılıkla gerileyecek lezyonlar için, tekrar eden operasyonlardan kaçınmak gerekir.

    Kolposkopi Yaptırmalı mıyım?

    Kolposkopi, HPV’li hastalara karşı poliklinikte bizim elimiz, ayağımız diyebiliriz.

    Bu her hastada kolposkopi gerektiği anlamına gelmez. Kolposkopide 40 kata kadar büyüterek ve bazı özel kimyasallar kullanarak rahim ağzı, vajina ve vulvaya bakılır. Riskli lezyonlardan o anda biyopsi alınabilir. Kolposkopi gerekliliği geniş bir konu.

    Genel olarak, yüksek riski HPV tipi olan, smearinde anormal sonucu bulunan, ilişki sonrası tekrarlayan kanamaları olan veya rutin muayene esnasında şüpheli lezyon gördüğümüz hastalara öneriyoruz. Birçok durumda biyopsi gerekmiyor. Biyopsi yaptığımız ve kanser veya kanser öncüsü lezyon saptadığımız hastalarda, ideal cerrahi tedavileri gerçekleştiriyoruz.

    Sağlıklı Günler Dilerim…

    Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı
    Doç.Dr. İlker Kahramanoğlu

    Yazının devamı...

    Endometriozis Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Gebelik Bu Hastalığı Tedavi Etmez!

    Gebelik, endometriozisi tedavi etmez. Evet, gebe kalındığında, şikayetler geçici olarak hafifleyebilir. Ancak, endometriozis tedavi olmayacaktır.

    Dolayısıyla, siz kıymetli hastalarımıza sadece bu amaçla hamilelik planlanmasını önermiyorum. Bu konuda çok sık gelen sorulardan biri de, “çocuk istemini ertelemenin endometriozise yol açıp açmadığıdır”.

    Net olarak söyleyebilirim ki, gebeliği ertelemiş olmak, endometriozis sebeplerinden değildir.

    Başka bir yanlış inanış da şudur: ‘Rahim alınması, endometriozisin kesin çözümüdür.’ Bunu duyarsanız, endometriozis konusunda uzman kişilerden ikinci bir görüş almanızda fayda var demektir. Aslında, endometriozis, rahim içini döşeyen dokuya benzer dokunun, rahmin dışında, en çok da alt karın bölgesinde olması durumudur.

    Endometriozisim Var! Kısır mıyım?

    Endometriozisi olan hastaların %70’i kendiliğinden gebe kalabilir. Kalan hastaların önemli bir kısmı ideal bir cerrahi sonrası kendiliğinden gebe kalabilirken, düşük bir popülasyonda tüp bebek gerekebilir. Tüp bebek başarı oranı da endometrioziste yüksektir.

    Sebebi Henüz Bilinmiyor…

    Endometriozisin neden oluştuğunu halen kesin olarak bilmiyoruz. Bu konuda kabul edilmiş birkaç teori var. Bunlardan en önemlisi, menstruasyon kanaması esnasında rahim içi dokusu olan endometriumun, ters yönde tüplerden karın içi boşluğuna akarak bu bölgelerde hastalığa yol açması durumudur-(retrograd menstruasyon). Bununla beraber, tüm kadınların %90’ında retrograd menstruasyon durumu fizyolojik olarak mevcuttur. Niçin bazılarında endometriozis gelişirken diğerlerinde gelişmediğini henüz açıklayamıyoruz.

    Kız Kardeşimde Endometriozis Var! Bende de Olabilir mi?

    Endometriozisin kesin nedenini bilmiyoruz ama moleküler çalışmalarda, bazı genetik değişikliklerin endometriozis oluşumunda rol oynadığı saptandı. Bu genetik bozukluklar, sonradan kazanılmış olabileceği gibi, doğuştan gelen genetik değişiklikler de olabilir. Dolayısıyla, annenizde veya kız kardeşinizde endometriozis var ise sizde de olma ihtimali artmıştır.

    Evreleri Var…

    Endometriozis, kanser gibi hafiften şiddetliye doğru 1-4 arasında evrelenir.

    Hastalarımızdan gelen sorulardan biri de şudur: “ Çok şiddetli ağrılarım var. Bu bende ileri evre endometriozis olduğu anlamına mı gelir?

    Endometriozis, yerleştiği dokuya göre farklı şiddetlerde ve özelliklerde şikayetlere yol açabilir. Sadece bir bölgeye, örneğin sinir üzerine yerleşmiş endometriozis, yaygın olan ama yüzeysel yerleşimli endometriozisi bulunan daha ileri evre hastalardan daha şiddetli ağrılara yol açabilir. Dolayısıyla, bu sorudaki önerme her zaman geçerli değildir.

    3 Farklı Tedavi Yöntemi !!!

    Endometriozis hastalığında, elimizde 3 ana tedavi seçeneği var:

    1-)Ameliyat,

    2-)Hormon içeren ilaçlar,

    3-)Ağrı kesici ilaçlar.

    Ameliyata uygun hastaların, laparoskopik endometriozis konusunda deneyimli cerrahları tercih etmeleri önem taşır. Endometriozis ameliyatları, ileri teknik gerektiren ve onkolojik cerrahi prensiplere göre yapılan ameliyatlardır. Burada önemli olan, endometriozis ile tutulu tüm dokuları çıkarırken, aynı zamanda yumurtalıkların sağlığını gözetmek. Yaygın endometriozisi olup da sadece yumurtalıktaki kisti alınan hastalarda, ameliyat sonrasında şikayetler gerilemeyecektir.

    Endometriozis büyümesi, yayılması için östrojene bağımlıdır. Dolayısıyla medikal tedavi önerdiğimiz hastalarda, östrojen üretimini azaltan veya durduran ilaçları tercih ediyoruz. Bunlar, doğum kontrol hapları, gestagen içeren ilaçlar veya GnRh analoglarıdır.

    Ağrı, endometriozisli birçok kadının günlük hayatının bir parçası haline gelir. Çok sık ağrı kesici kullanmak, aslında uzun dönemde ağrıların daha da kötüleşmesine yol açabilir. Kronik ağrı, yaşamınızın bir parçasıysa, öncelikle bununla yaşamak zorunda olmadığınızı bilmeniz gerekir. Endometriozis için ideal tedaviyi almasına rağmen, ağrıları devam eden yüzde olarak küçük bir grup vardır. Bu hastalara, multidisipliner yaklaşıp ağrı terapisi düzenleyebiliyoruz.

    Çaresiz Değilsiniz…

    Endometriozisli kadınlar, sizleri anlıyoruz. Her hastada değişmekle birlikte, endometriozis hastalığının birçok zorluğa yol açtığının farkındayız. Fakat kendinizi yalnız hissetmeyin. Çaresiz değilsiniz…

    Size 28 yaşında, henüz gördüğüm bir hastamın endometriozis hikayesinden bahsetmek istiyorum.

    Bir çocuk annesi olan hastam, üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Yani kendisi bir bilim insanı. Hastamızda endometriozisin yol açtığı tipik şikayetler mevcuttu.

    Jinekolog fobisi olan hastamız, ağrı kesicilerden fayda görememeye başlayınca ancak kapımızı çaldı. Ben bir doktor olarak, bu tür korkuları olan hastaları cesaretlendirip, muayeneye karşı olan korkularını minimuma indirmeye çalışıyorum. Bu hastamda da bunu başardım.

    Hastamızda klinik olarak derin pelvik endometriozis, yani ileri evre endometriozis saptadık. Yaklaşık 12 cm çikolata kistiyle beraber tüm endometriozis odaklarını laparoskopik ameliyatla çıkardık. Ameliyattan kısa süre sonra şikayetlerin geçtiğini gözlemledik.

    Hastamızın ameliyatın ardından yorumu, ” Daha cesur olup erken gelseydim, bu geçen sürede işime daha da çok odaklanırdım.” şeklinde oldu.

    Sosyakültürel seviyesi ne olursa olsun, kişilerin hastalıklara ve ameliyatlara karşı fobisi olabilir. Önemli olan, hastanın cerrahı ile sağlıklı, güvene dayalı iletişim kurarak, hastalıkların ve zorlukların üstesinden gelebileceğine inanmasıdır.

    Bedeniniz savaşıyorsa, size belirti veriyorsa bunu görmezlikten gelmeyin!!!

    Herkese sağlıklı günler dilerim…

    Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. İlker Kahramanoğlu

    Yazının devamı...